Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette bir kimsenin Müslümân olduğu hâlde namâz kılmıyor zekât vermiyorsa Müslümân olabileceğini ama bizim dostumuz olamayacağını tafsîl eder. Mâide 55-56 âyetlerine göre mü'mînin dostu sadece Allâh, O'nun Peygamberi, ve namâzı kılan, Allâh'a boyun eğerek zekâtı veren mü'mînlerdir. İmâm Ahmed'de ve Taberânî'de geçen hadîsi şerîfte: «Kim Allâh'tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet getirirse, Allâh onu cehenneme harâm kılar ve cenneti vâcip kılar.» Hâkim'de geçen hadîs: «Allâh'ı Rab, beni de Peygamber olduğuma yakînen inanana cehennem harâm olur.» Müslim'deki hadîs: «İslâm beş üzerine kuruludur: Allâh'ın birliğine inanmak, namâz kılmak, zekât vermek, Ramazân orucunu tutmak, hâcca gitmek.» Bir kimse Allâh'a îmân etti, Resûlullâh'ın peygamberliğini kabûl etti, Müslümân oldu — ama bizim dost olabilmemiz için namâz kılması ve zekât vermesi lâzım. Eğer namâz kılmıyorsa, eğer zekât vermiyorsa, o kimse bir Müslümânın bir mü'mînin dostu olamaz; dostluk kavramının dışına çıktı. Hac ve oruç sağlık ve yol güvenliği şartlıdır; namâz ise hiçbir şarta bağlı değildir.
Mü'mînin Dört Dostu
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Mâide 55-56 âyeti kerîmeleri belli. «Sizin dostunuz sadece Allâh, O'nun Peygamberi, ve namâzı kılan ve Allâh'a boyun eğerek zekâtı veren mü'mînlerdir. Kim Allâh'ı, Resûlünü ve îmân edenleri dost edinirse, şüphesiz Allâh'ın taraftârları gâlip geleceklerdir.» Demek ki inananlara Cenâbı Hak dört dost koymuş: Allâh, Resûlullâh, namâz kılanzekât veren mü'mînler. Selefî-Vahhâbîler gibi «Sadece Allâh dosttur, başka dost yoktur» dememiş Cenâbı Hak. Bir kimse bir velîyi, bir mürşidi kâmili kendine dost olarak görürse, Selefî-Vahhâbîler saldırıyorlar ya — «Hayır, sadece Allâh dosttur» diye. Âyeti kerîme açıktır.
Allâh'ın Allâh'lığını ve Resûl'ün Peygamberliğini Kabûl Etmek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: hem İmâm Ahmed'de hem Taberânî'de geçiyor: «Kim Allâh'tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet getirirse, Allâh onu cehenneme harâm kılar ve cenneti vâcip kılar.» Biz Allâh'a îmân ettik — varlığına, birliğine, bütün sıfatlarına. O zamân Allâh bizim dostumuz. Yine Allâh'ı Rab ve beni Peygamber olduğuma yakînen inanana cehennem harâm olur — bu da Hâkim'de geçiyor. O zamân Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bizim dostumuz oldu.
İslâm Beş Üzerine Kuruludur
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: Müslim'de geçen hadîsi şerîf: «İslâm beş üzerine kuruludur: Allâh'ın birliğine inanmak, namâz kılmak, zekât vermek, Ramazân orucunu tutmak, hâcca gitmek» (Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 21). Bir kimse Allâh'a dost olmak için: önce îmân etti, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini kabûl etti, peygamberliğinin getirdiklerine de îmân etti. Sonra ne diyordu âyeti kerîmede: «Namâz kılan ve zekât veren». İslâm'ın beş şartından namâzı ve zekâtı da îmân ettik ve kabûl ettik. Böyle olunca bizim dostlarımız çıktı meydana.
Namâz Kılmayan ve Zekât Vermeyen Dost Olamaz
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: bir inananın, îmân edenin dostu: Allâh, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, namâzzekât veren Müslümânlar. Tekrâr ediyorum: namâz kılıp zekât verenler. Namâz kılmıyorsa zekât vermiyorsa Müslümân olabilir, ama bizim dostumuz olamaz. Eğer bir kimse Allâh'ı kabûl etti, Peygamberi kabûl etti, îmân etti, Müslümân oldu — ama bizim dost olabilmemiz için namâz kılması lâzım, ve zekât vermesi lâzım. Âyeti kerîmede sadaka olarak geçiyor bu, ama zekât vermesi lâzım veya sadaka vermesi lâzım. Eğer namâz kılmıyorsa, zekât vermiyorsa, o kimse Müslüman olduğunu söylese de bir Müslümânın bir mü'mînin dostu olamaz; dostluk kavramının dışına çıktı.
Hac ve Oruç Şartlı, Namâz Hiç Şartsızdır
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir kâideyi tafsîl eder: bu ister evlâdımız olsun, ister eşimiz olsun, ister annemiz olsun, ister babamız olsun, ister iş arkadaşımız olsun, ister kardeşimiz olsun. Bu kim olursa olsun, dostluk kavramı bir Müslümân için namâz ve zekât oldu. Hac olmadı; bakın namâz ve zekât oldu. Neden namâz ve zekât? Namâzdan kaçış yok — aklın yerinde olduğu müddetçe namâzını kılacaksın. Zekâttan kaçış yok — zekât parayla, malla alâkalı; vereceksin. Ha, oruç yok — oruç sağlıkla alâkalı. Hac yok — hac yol güvenliği ile alâkalı. Bunların oluşabilmesi için başka şartlar lâzım. Namâz için hiçbir şart lâzım değil. Abdest alacaksın namâzını kılacaksın; yatakta teyemmüm edeceksin. Namâzdan kaçış yok.
Hz. Mûsâ'ya Allâh'ın Buyurduğu
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî misâli tafsîl eder: hani Hz. Mûsâ'ya Cenâbı Hak demişti ya: «Yâ Mûsâ, ben ne yapabilirim?» — «Yâ Mûsâ, dostlarınla dost oldun mu, düşmanıma düşman oldun mu?» dedi. O zamân dostuna dost olacaksan, senin dostların, arkadaşların namâz kılanlardan olacak. Ticâret yapıyorsun — her türlü müşteri gelebilir, hiç sıkıntı değil. Hayât yaşıyorsun — konun, komşun var, her türlü konunkomşun olabilir. Ama dost dediğin zamân Müslümân ise namâz kılandan olacak; Müslümân ise zekât verenden olacak. Ancak namâz kılan zekât veren Müslümânlar senin dostun olabilir; diğerleri senin dostun olamaz.
«Çok İyi İnsân» İhmâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî kâideyi tafsîl eder: dost edinirsen, âyeti kerîmenin dışına çıktın, Allâh'ın sınırının dışına çıktın. «Yâ bu şuydu da, çok iyi insândı» söylerler ya — «Namâz kılmıyor ama çok iyi insân». Beni ilgilendirmiyor. Canım kardeşim, bana beni ilgilendiren Allâh'ın âyeti. Namâz kılmıyor mu? «Ama çok iyi insân» — çok iyi insân olmuş olsa Allâh ona namâzı ilhâm ederdi gönlüne. Çok iyi insân olmuş olsa îmân ederdi. Yenilik çıktı: «Bunlar önemli değil; iyi insân olman önemli, namâzın önemli değil» — hayır, yok. Senin iyi insânlığının İslâm dîninde, Allâh'ın önünde bir nezdi yok. Kendi kendimize dîn üretmeyin. Âyeti kerîme belli; dînde son kale namâzdır.
Yarım Hurmayla Cehennem Ateşinizi Söndürün
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz» (Buhârî, Zekât 9; Müslim, Zekât 66). Sadakayı önemsiz görmek yok. O zamân dostluk kuracaksanız, namâz kılanzekât veren kimselerle berâber olacağız; onlarla oturupkalkacağız; onlarla dostluk kuracağız. Eğer öyle değil ise, sıkıntıdan biz kurtulamayız. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni hakîkî dostlarla — Allâh ve Resûl'ünün ölçüsünde — dostluk kurmaya yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Mâide 5/55-56; Bakara 2/43; Tevbe 9/103; Münâfikûn 63/9-10.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Îmân 1, İslâm beş üzerine hadîsi.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'z-Zekât 9, Yarım hurma hadîsi.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 21.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zekât 66.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned, Lâ ilâhe illâllâh hadîsi.
- Taberânî, el-Mu'cem.
- İmâm Hâkim, el-Müstedrek.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, dostluk ve namâz bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Mâide 55-56 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Zekât Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet mü'mînin dört dostunu, Allâh'ın Allâh'lığını ve Resûl'ün peygamberliğini kabûl etmeyi, İslâm'ın beş üzerine kurulu olmasını, namâz kılmayan ve zekât vermeyenin dost olamamasını, hacoruç şartlı namâz şartsız oluşunu, Hz. Mûsâ'ya Allâh'ın buyurduğunu, «çok iyi insân» ihmâlini, ve yarım hurmayla cehennem ateşini söndürmeyi tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Zekât Sohbetleri