Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes III ·

Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti

Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES III • 19/19

Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti Hakkında

9 Aralık 2017


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

9 Aralık 2017 Tarihli Sohbet

TANRI ÖLDÜ! Nietzsche’nin deyişi. Nietzsche, hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir tanrıya nasıl mal edilebilir düşüncesinden yola çıkarak tanrının ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için bir üst insana ulaşabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.

Batı kendi içerisinde dinsel anlamda ve felsefik anlamda çıkmazdadır. O materyalist düşüncenin sonu vardır çünkü. Ben hemen buradan başka bir yere sıçrayayım. Mesela bizim aşk anlayışımızın sonu yoktur. Bizim Allah inancımızda son yoktur. Bizim aşıklık inancımızda son yoktur. Son olmadığından dolayı tabiri caizse dipsiz kuyu gibidir. Bizim inandığımız Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mirac etmiştir. Eğer ümmet Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izlerini takip ederse gidecek olduğu yer, varacak olduğu yer değil. Varmak, bir şeyin sonudur. Bu manada gidecek olduğu yer miraçtır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eğer bu noktada o kimse gidebilecekse ama bu bir insanın kendi gayretiyle ulaşabileceği bir nokta değildir. Bu mevcut akıllarımızla, mevcut manevi kalplerimizle algılayabileceğimiz bir şey değildir çünkü. O yüzden İslam ve sufi felsefesi sonsuz hükmündedir ama Batı’nın materyalist felsefesi ve materyalistleşmiş bir din anlayışı son bulmuştur. Ne zaman? Bundan 500 yıl önce, bundan 1000 yıl önce, bundan 1500 yıl önce. Batı noktasında bu son bulmuştur. Sebep? Batı çünkü maddede kalmıştır. Batı maddede kalınca ve maddeye sahip olmak onların birinci derecede ölçüleri olduğu için onlar tanrı anlayışlarını kendi yaşam standartlarına göre dizayn ettiler. Kendi düzenlerine ve sistemlerine uygun bir tanrı anlayışı dizayn ettiler; ekonomilerine, askeriyelerine, devlet sistemine, milleti sömürme sistemine, insanları sömürme sistemine uygun bir din anlayışı dizayn ettiler. Böyle olunca onlar üst insan anlayışı noktasında ulaşabilecekleri bir nokta, bir hal yok. Onların üst nokta diye en üst nokta dini, felsefik anlamında ulaşan kimse papaları örneğin. Katolik dünya için söylüyorum. Büyük bir çoğunluğu eşcinsel, sapkınlar. Sizin üst insan versiyonu olarak gösterebileceğiniz dinsel anlamındaki prototipler problemli.

Düşünebiliyor musunuz? Vatikan bir devlet; ekonomisiyle, parasıyla, varlıklarıyla bir devlet yani maddesel. Bakın maddesel. Batı’da üst insan dinsel anlamda papalıktan geçecek. Burada İslam sufiliğiyle ayrışan yeri şu: İslam’da din adamlığı profili yok. İslam’da halife var, bu halife siyasi ve askeri. Bu halife siyasi ve askeri otorite, dini otorite değil. Eğer dini otorite kapısı açılmış olsaydı Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerine açılacaktı. Ömer’e, Osman’a, Ali’ye açılacaktı ama Cenâb-ı Hakk dedi ki: “Ben dinimi tamam ettim bugün.” Dinimi tamam ettim,

denilen bir yerde bir kimsenin dini otorite olma noktası yoktur. Eğer Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri halife olduğunda dini otoritede olmuş olsaydı ictihad edilecek, fetva verilecek meseleleri istişare etmezdi. Bu konuda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir şey duyan varsa gelsin, söylesin, demezdi. Derdi ki: Ben dini otoritenin başıyım, benim söylediğim doğrudur, derdi ama o yol açılmadı, o yol yok, din tamam oldu. O zaman din tamam olduysa ancak bir kimse okuduğu ve anladığı kadar dinden kendine hüküm çıkarır. Bir kimse dinden hüküm çıkarırsa bu hüküm o kimsenin kendine aittir. Umuma ait değildir. Umum kendisini onu rehber olarak görürse alır, baş tacı eder. Der ki, evet ben bu ictihadla amel ediyorum, bu ictihadın doğru olduğuna inanıyorum. Bakın, ictihadın doğru olduğuna inanıyorum, der, ictihadı veren kimsenin değil. Dikkat edin. İctihadın doğruluğu tartışılır meselelerde, şahsın doğruluğu tartışılmaz ama İslam toplumu şahsın doğruluğunu tartışır. Yanlış. İctihadın doğruluğu tartışılmalı. Çünkü doğru kimden gelirse gelsin doğrudur. Doğrunun kimden geldiğine bakılmaz. Doğru olarak kabul edilen bir ilke tartışılır ama bizde şahıslar girer. Filanca yerde bu adam böyle dediydi. Ya bırak filanca yerde o adamın öyle dediğini, o bir ictihad etmiş orta yere. O ictihadı doğru mu, değil mi? Ayakkabıdan kurban olur mu, olmaz mı? Olur dersen bize hüccet getireceksin Kur’an’dan ve sünnetten. Kimin söylediği önemli değil burada. Bakın, kimin söylediği önemli değil. Önemli olan ne burada? İctihad. Bir kadın 4 tane, 5 tane evliyken başka erkeklerle cinsel ilişkiye girdi. Bu kadın 4 tane, 5 tane, 6 tane, 3 tane, 1 tane evli olduğu halde başka bir erkekle cinsel ilişkiye girerse bunun nikahı ne olur? Bunu söyle bana. Biz ictihadı tartışalım. Sen dersen ki nikahı durur, o zaman bu kadınlara bu kapı açılmıyor mu? O zaman erkeklere kapı açılmıyor mu? Herkes dilediği kadar zina edebilir mi nikahı duruyorsa? Adam 10 tane kadınla cinsel ilişkiye girdi, kimden çocuğunun olup olmadığını bilmiyor. Yarın, öbür gün bir kadın eline bir çocuk alıp, gelip bu senden derse ne olacak? Veyahut da adamın cinsel ilişkiye girdiği kadınlar, adamın oğlu da varsa yetişkin aynı kadınlarla oğlu da cinsel ilişkiye girerse ne olacak? Adamın kendi erkek kardeşi var ise aynı erkek kardeş, o adamın cinsel ilişkiye girdiği kadınlarla cinsel ilişkiye girerse bunun hükmü ne olacak? Nikahı düşmez, demekle kalınmıyor bu işlerde. Bunun arkası var. Bu adamın başka bir kadından çocukları oldu, adam öldüğünde o çocuk miras alacak mı, almayacak mı? Örneğin bunlar tartışılıyor mu? Tartışılmıyor. İslam’da ictihad tartışılır. Din adamı o yüzden yoktur İslam’da. Din adamı profili de yoktur o yüzden İslam’da. Şu anda İslam dünyasının kısırlaşmasının bir sebebi budur. Dini perspektifte kısırdır İslam dünyası. İctihadda kısır, felsefesinde kısır, akaidinde kısır, tefsirinde kısır, her tarafta kısır. Siz muhteşem bir tefsir deyip de okuyabildiğiniz bir tefsir var mı? Yok. Yani herkes hala daha Elmalılı’yı okuyor. Düşünebiliyor musunuz, şu Anadolu toprakları Elmalı’dan sonra bir alim

yetiştirememiş. Herkes Atatürk’ü eleştirir, mangalda kül bırakmaz atarken ama Atatürk’ün zamanında yazılmış tefsiri okur herkes. Neyi okur? Elmalı’yı okur. E nerde bu diyanetçiler, bu ilahiyatçılar? Maaş alıyorlar devletten. Devletin kanunlarının hilafına bir şey söyleyebilirler mi? Hayır. Neden? 657’ye tabi. Diyebilir mi şimdi, nikahı düşer, diye? Diyemez. Neden? Devlet der ki, ya sen nasıl nikah düşer dersin? Benim resmi nikahımı tanımıyor musun, der. Adamın memuriyetine son verir belki de bilmiyoruz.

kendi peygamberlerinin

E şimdi öyle olunca İslam dünyası kendi kısırlığını tartışmayalım, İslam dünyası ucu açıktır. İnanç noktasında, felsefi noktada, akait noktasında, fıkıh noktasında ucu açık çünkü maddeye, materyale dayanmaz kendisi. İmana dayanır. İmana dayanınca madde ve materyal girmez ama Batı madde ve materyalist düşünür. Kendileri de çıkmazdadır aslında. Açmazdadır. Sebep? O kadar maddeye ve materyale düşkünlerdir ama inandıkları, iman ettikleri, din olarak kabul ettikleri Hristiyanlıkla alakalı bir tane tarihi belgeleri yoktur. Bakın, maddeye ve materyale düşkün olan Hristiyan dünyası ve peygamberleriyle alakalı bir tane materyalleri yoktur tarihi kayıt olarak. Materyalist bir Batı veya materyalist bir İsrail Yahudi inancı. İsrail Yahudi inancı diyorum ona, Musevi demiyorum onlara. Batı’nın inancına İsevi demiyorum. Aynı şekilde materyalist olan İsrail Yahudi düşüncesi ve inancı için de aynı şey geçerli. Musa aleyhisselamla alakalı bir tane tarihi vesika, yaşadığına dair bir tarihi belge ve kitaplarıyla alakalı bir tarihi belgeleri yoktur. Aynı şey İsa aleyhisselam için de geçerlidir. İsa aleyhisselamın yaşadığına dair bir tane tarihi vesika yoktur. İncil’le alakalı bir tane tarihi vesika yoktur. Bu da İslam dünyasında konuşulmaz, konuşulmamasının sebebi şudur: Ya bunu söylersek insanlar İsa aleyhisselama inanmaz. Ya biz inanıyoruz o peygamberin yaşadığına. Biz ona iman ettik. Kur’an bize diyor ki, bu peygamberler yaşadı. Biz Kur’an bu peygamberler bize yaşadı dediği için biz ona iman ettik. Bakın, biz iman ettik ona. Bizim elimizde bir vesika yok. Bizim elimizdeki vesika Kur’an. Bizim elimizdeki vesika Sünnet-i Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri. Bunlar tarihi vesika olarak var mı? Evet.

Sizi farklı bir noktaya götüreyim bu gece. Kur’an ilk indirildiği zamandan yazılan tarihi vesikalar İslam dünyasının elinde mevcut mu? Evet. Yazılı hadis-i şerifler mevcut mu? Evet. Tarihi vesika olarak. Tarihi vesika. Bunu yıkmaya çalışan kimdi? Suud’du. Çünkü o tarihi vesika olarak evi duruyordu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Mekke’deki evi duruyordu, Medine’deki evi duruyordu, sahabelerin yaşadığı yerlerdeki alanlardaki tarihi yerler duruyordu. Her şey duruyordu. Batı ne yaptı? Batı amacı, maksadı Osmanlıyı yıkmak değildi. Koca bir İslam inancını yıkmak için mücadele etti. Ne yaptı? Suud’da vahhabi zihniyeti

türetti. Vahhabi zihniyeti türeterekten tarihi ne kadar, tarihi ne kadar yapı, belge, mezar taşı ne varsa ne yaptı? Hepsini de yıktı. Mezar taşı dahi tarihe vesikadır. Mezar taşı. Bakın, mezar taşı dahi tarihi vesikadır ama ne yazık ki Batı ve bizim içimizdeki Batı uşakları bizim tarihi vesikalarımızı yıktılar ve ne yazık ki biz kendi tarihi vesikalarımızı okuyacak dil bilgisinden uzak olduk. Dedesinin kabir taşını okuyamayan bir nesil olduk. Dedesinin kabir taşını okuyamayan bir nesil olduk. Kapattık, tekkeleri kapattık, zaviyeleri kapattık, bunlar şirk yapıyorlar, bunlar günaha giriyorlar, kabirlerde dileniyorlar, kabirlerden medet umuyorlar, dediler, kabirleri yıktılar. Dikkat edin, bunun arkasında tarihi vesikaları yok ediyorlar. Tarihi vesika. Şu anda Süleyman Mabedi tarihi vesika. Yıkmak için uğraşıyorlar. Mescid-i Aksa tarihi vesika. Bağdat’ı yıktılar, tarihi vesikaları yıktılar, Şam’ı yıktılar, tarihi vesikaları yıktılar, Ortadoğu’da ne kadar tarihi vesika varsa hepsini yıkıyorlar. Bir hendekçiler çıktı, Diyarbakır’ın Sur’un içerisindeki tarihi medreseler yakıldı, yıkıldı. Diyarbakır’daki Sünni inancın merkezi konumundaki Sur’un içerisinde bir tane ayakta medrese kalmadı. Sebep? Çünkü Güneydoğu Kürtleri Sünni’dir. Sünni olduğu müddetçe, Sünni olduğu müddetçe diğer Sünni kardeşleriyle savaşmaz, yani Türklerle savaşmaz, Araplarla savaşmaz. Çünkü Sünni olarak kardeşleridir. Der ki, ben kardeşime silah çekmem, der ama Sünni eğitimin alimlerinin çıktığı medreseleri siz yıkarsanız o gençlik ne tarafa gideceğini bilmez, bataklığa gömülür. Amaç bu. E şimdi Batı bu kendi anlamda, kendi noktasında tenakuzda. Tenakuzda olduğu için dini boşlukta, dini boşlukta olduğu için maddeye gitti, maddeye gitti, maddede takıldı kaldı. O yüzden Batı bir veçhesiyle tanrı öldü. Bir veçhesiyle Batı’nın anlayışını söylüyorum, üstün insan tanrı oldu.

Nietzsche tanrı öldü derken, tanrı öldü derken ikinci veçhesiyle tanrı öldü, diyor. İkinci veçhesiyle tanır öldü, demek yani bir kimse üstün insan noktasına geldi, o kimse için tanrı öldü. Sebep? Ben şimdi Nietzsche hangi halde bunu söyledi, bilmiyorum. Ben kendi kendime bunu analiz ediyorum. Sebep? 1) Nietzsche anlayışındaki bir tanrı bütün her şeyiyle üstün insanın üzerinde tecelli ettiyse onun için tanrı öldü ama o kimsenin üzerinde tanrı yeniden var oldu. Bu kafanızı karıştırabilir. Bunu Nietzsche böyle düşünmüştür, diye düşünüyorum ben. Eğer tanrı bütün özellikleriyle bir insanın üzerinde tecelli etti, var oldu, bütün insanın üzerinde tecelli edip var olunca o kimse için tanrı öldü, yeni tanrı kendisi. Tanrı öldü, yaşasın yeni tanrı. Size bir şey hatırlatmıyor mu bu, tanrı öldü yaşasın yeni tanrı diye? Neydi bu? Kral öldü, yaşasın yeni kral. Batı anlayışının eski Yunan felsefesinde tanrı krallar vardır. Helenistik Çağa doğru gidiyoruz şimdi. Helenizm’de tanrı insanlar vardır ve Helenizm’de tanrı krallar vardır. Herkül tanrı kraldır. Çocuklarımıza çok sevdirdiler ya çizgi filmlerle. Bir Herkül var değil mi? Herkül, tanrı kraldır. Onun tanrıçası kimdi?

Afrodit. Neydi? Güzellik tanrıçası. Tanrı bütün güzelliği Afrodit’in üzerinde tecelli ettirince Afrodit için güzellik tanrısı öldü, yaşasın Afrodit. Afrodit ne oldu? Tanrı oldu.

Şimdi Nietzsche üstün insan veya üstün insan ırkı, üstün insan dediğimizde de bir şeyi çağrıştırdı. Ne çağrıştırdı? Almanya Hitler’i çağrıştı. Ne dedi Hitler? Üstün Alman ırkı oluşturuyoruz, dedi. Üstün insan, üstün ırk. Aslında Batı tamamiyetle faşisttir. Bildiğiniz faşisttir. Siz asla bir İngiliz olamazsınız, asla bir Fransız olamazsınız, asla bir Alman olamazsınız, asla bir İsveçli olamazsınız, asla bir Danimarkalı olamazsınız. Batı kendi içerisinde bu ırkları üstün ırk olarak görür. Mesela Hitler ne yapıyordu, kafatası ölçüyordu, soylarına bakıyordu, göz renklerine bakıyordu, üstün Alman ırkı oluşturuyordu. Üstün Alman ırkı adayı olan bir erkekle üstün Alman ırkı olan bir kadını evlendiriyordu. Ondan doğan üstün Alman ırkı oluyordu. Göz rengiyle, kaşıyla, saçıyla, kendi rengiyle ne olmuş oluyordu? Üstün Alman ırkı oluyordu. Cumhuriyetin ilk yılları bize ne getirdi? En üstün ırk Türk’ün ırkıdırı getirdi, öyle değil mi? Bakın, ne kadar birbirine benzeşiyor, değil mi? Bir tarafta üstün Alman ırkı, bir tarafta üstün Türk ırkı, bir tarafta üstün İngiliz ırkı kibirleriyle meydanda, bir tarafta Fransız ırkı, o da üstün. Bakın, bu Batı felsefesinin temelidir. Materyalizmin çöktüğü yerdir. Bizde de ne vardır? İslam’da da üstün insan, insan-ı kâmil vardır; yani olgunlaşmış insan, kemale ermiş, erginleşmiş, dinginleşmiş. Bu ne demektir? Biz sufiler olarak deriz ki, o kimse kendi üzerinden sudur edecek olan bütün kötülükleri zapturapt altına almıştır. O kimsenin üzerinden bir kötülük sudur etmez ama bir kısım tarikatlar bu bizde bunu çok ibadet etmeye yönlendirdiler. Değildir. İnsan-ı kâmil çok ibadet eden kimse değildir. İnsan-ı kâmil asıl özelliği: Üzerinden kötülük sudur etmeyen kimsedir mana itibariyle. O kimsenin üzerinden kötülük sudur etmez. O kimse kötülüklerle savaşan bir kimsedir. Kötülüklerle savaşan, üzerinde kötülük sudur etmeyen, olabildiğince iyilik yapan kimsedir insan-ı kâmil gerçek sufilik manasında. Bakın; kötülerle ve kötülüklerle mücadele eden, kendi üzerinden kötülük sudur etmeyen, kendi üzerinden olabildiğince iyilik sudur eden kimsedir insan-ı kâmil. Bunun sonu var mıdır? Yoktur. Bunun da sonu yoktur. Şimdi Nietzsche bütün iyilikler bir kimsenin üzerinde toplanırsa Allah’ın insanlara öğrettiği, dikte ettiği, olması gerektiği şey nedir? İnsan, üstün insan iyi insandır ve o kimse üstün insan niteliklerine ulaştığı anda onun için tanrı ölmüştür Nietzsche’nin düşüncesi budur. Sebep? Yeni tanrı onda yeniden var olmuştur. Allahualem ben öyle anladım.

Tanrı ölmüştür çünkü

insan kendi hareketlerini yönlendirebilecek

O kimsede tanrı ölmüştür artık; o kendi hal ve hareketlerini, kendi düşüncesini, kendi fiiliyatını kendisi yönlendirebilir. Onun aklı kemale ermiştir artık. Onun tanrının aklına ihtiyacı yoktur. Tuhafınıza mı gitti? Onun tanrı bilgisine de ihtiyaç yoktur. Artık tanrı bilgisi o kimseden fışkırır. O yüzden tanrı – oğul – kutsal ruh vardır. Oğul nedir? Tanrının yerine iş yapan kimsedir. Tanrı gaybtır ama oğul gayb değildir, meydandadır ve gayb olan tanrı meydanda olan oğlun üzerinden tecelli eder.

Şimdi Vatikan’ın başındaki papa tabiri caizse oğul hükmündedir. Papa dinin kurallarını değiştirebilecek yetkiye sahiptir çünkü. Yeryüzünde tanrı adına iş yapan kimsedir papa. Yeryüzünde ne adına, tanrı adına iş yapan kimsedir. Hahambaşı yeryüzünde tanrı adına iş yapan kimsedir, tanrı ölmüştür onlar için. Daha ileri gidiyorum şimdi, bakın, daha ileri gidiyorum, yeryüzündeki dini inanış felsefelerinin hepsinde de tanrı ölmüştür. Kim yapar tanrı adına işi? O felsefenin en zirve noktasındaki kimse yapar. Bu doğunun doğusunda keşiştir. Keşiş ne yapar? Tanrı adına iş yapar. Buda kimdir? Tanrı adına iş yapandır. Tanrı adına iş yapandır. Buda tanrı değildir, tanrı adına iş yapmıştır. Tanrı ölmüştür, Buda’da yaşıyordur tanrı çünkü tanrı her dem gaybtır. Her dem gayb olduğu için onun yeryüzünde yaşayan numuneleri vardır. Bunlar kimdir? Doğuda, doğunun doğusunda Buda ve keşişlerdir; batının batısında kimdir? Hahamlardır, papadır, Süryani Kilisesi’nin başıdır, Ermeni Kilisesi’nin başıdır. Bunlar tanrı adına iş yaparlar. Tanrı adına iş yaptıkları için dilediklerini affederler, dilediklerini cennete koyarlar, dilediklerini cehenneme koyarlar, dilediklerini aforoz ederler. Tanrı adına iş yaparlar. Onlar için artık tanrı ölmüştür. Tanrı onların üzerinde tecelli etmektedir. Anladınız mı bu meseleyi? Çok karıştırmadım, inşaallah değil mi?

Bakın, bu manada Nietzsche noktasında veya Batı noktasında artık tanrı yoktur. Tanrı bütün işlerini neyle yönetir? Papazlarla, papayla, keşişlerle yönetir, Buda’yla yönetir. Tanrı gaybtır çünkü. Bunun inanç felsefesi nedir? Oğul – kutsal ruh – baba üçgenidir. Şimdi bütün dinlerin herhangi bir hükmünü değiştirmek tanrı adına bunlar için mümkündür. Bir tek istisna vardır, İslam’dır. İslam’ı ifsat etmek istediklerinin sebebi budur. Oysa şu an İslam ayakta durur. Neden? Tanrı adına dini hükümlerle oynayabilecek hiçbir merci yoktur ancak mevcut hükümlerden ictihad çıkaran insanlar olur ki ictihadlar da tartışmaya açıktır. Kabul edilmemeye açıktır. İslam’ın aslında en önemli felsefi olarak ayakta durmasının en önemli noktalarından birisidir bu. Orda köşedeki bir kimse sen ne kadar ictihad edersen et, benim kalbim bunu kabul etmiyor, deme hakkı vardır İslam’da. Çünkü hadis vardır, hadis der ki: Fetvacı başıları ne kadar fetva verirlerse versinler eğer senin kalbin o fetvayı kabul etmiyorsa onunla amel etme, der. İslam’da bu kadar özgürlük vardır. Benim

anlattığım ayet, hadis; Maturidi’nin, İmam-ı Azam’ın ictihadları doğrultusunda konuşuyorum. Ben inandığımı anlatıyorum size. O yüzden çok tartışılıyorum ben. İslam’da birisine bu görüşü kabul edeceksin, diye bir dayatma yoktur, dayatmaya hep karşı çıkmışlar. İmam-ı Azam karşı çıkmış, İmam-ı Şafiî karşı çıkmış, İmam-ı Hambeli karşı çıkmış, İmam-ı Malik karşı çıkmış. İmam-ı Hambel o kadar karşı çıkmış ki öldürülmeye, asılmaya giderken Emevi Kralı düşürülmüş yolda; yeni gelen Emevi Kralı demiş ki onu azad ettik. Bakın, dayatmaya karşı çıkmışlar. Neden? “Kur’an mahluktur.” İctihadına karşı geliyorlar. Emevi diyor ki: Kur’an mahluktur. Emevi devletin etrafında çöreklenmiş, devletten nemalanan, para yiyen, maaş alan, akçe alan, devletten geçimini sağlayan din adamı görüntüsünde kisvesindeki kimseler Emevi adına fetva veriyorlar Kur’an mahluktur diye. Ama İmam-ı Azam ve ekolü: İmam-ı Azam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambeli gibi büyük imamlar ve arkasından gelen İmam-ı Muhammed gibi. Gökte yıldız hükmünde olan imamlar buna canları pahasına da olsa mücadele ediyorlar, bu ictihada katılmayız. Bakın, bize yol açıyorlar, nasıl yol açıyorlar? Bir ictihada katılmak zorunda değilsin. İctihad çünkü o. Yani bir şahsın fikri. Ayetten, hadisten kendince bir yorum yapmış; onun fikri. Katılmak zorunda değiliz. İslam inancının sonsuzluğunun sebebi budur. Ve İslam’ın bozulmamasının da sebebi budur. Neden? Herhangi bir kimse tanrı adına bir ayet-i kerimeyi ortadan kaldıramaz. Herhangi bir kimse kendi bilgisinin darlığına, sığlığına bakmaksızın bir hadis-i şerifi ortadan kaldıramaz. Benim hadisler üzerinde mücadele etmemin bir sebebi bu. Kardeş bu hadis dursun. Sana ne. Şimdi hükmünü bilemedin, şimdi bunun tecelliyatını bilemedin, şimdi bunun ne için söylediğini bilemedin, 100 yıl sonra insanlar hangi noktaya geleceğini biliyor musun? Hayır. 200 yıl sonra? Hayır. Bu hadis 200 yıl sonra meydana çıkacak gerçeği. Nerden biliyorsun? Sen kendi aklına ne diyorsun ki böyle hadis olur mu, diye haşa.

Bu noktada İslam düşüncesinde hiçbir zaman tanrı ölmeyecek. Tanrı hep diri, tanrı hep sağ ve üstün insan. İnsanı kâmil düşüncesi her daim gelişmeye açık eğer İslam dünyası eğitimini, öğrenimini yukarı kaldırırsa İslam dünyası kendisini eğitirse. Bizde bir de böyle bir şey var ya: Dış güçler bizi eğitmez, dış güçler bizim okumamıza engel, okul yapmamıza engel, dış güçler bizim dini öğrenmemize engel, her şeye engel. Komple İslam dünyası cahil. Büyük bir çoğunluğu. Osmanlının son döneminden itibaren hep aşağı düşüyor ivme. Aşağı düşüyor, yukarı çıkmıyor. Ben bazen sohbetlerde diyorum ya: 250 yıl 300 yıl dip aşağı gidiyor. Hala daha aşağı gidiyor. Bakın, aşağı gidiyor. Aşağı gidiyor daha. Evet o yüzden İslam dünyasında, İslam noktasında bu manada tanrı hiç ölmez. Neden? Bizim mihmandarımız, yol göstericimiz, rehberimiz Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki: “Ben hakkıyla kulluk edemedim ya mabud.” O hakkıyla edemediyse

düşünün, bizim ne kadar yol gitmemiz lazım? Bizim için hiçbir zaman tanrı ölmez, yani kemalâtın sonu yoktur.

Nietzsche’nin varoluşa yönelik en büyük amaç ve umut olarak koyduğu üst insan kavramının çıkış noktası, insanlığın ortak ve içsel dünyasında gerçekleşen bir krizdir.

Üst insan hep zaten toplumlar arasında krize sebep olmuştur. Üst insan bir kaostur. Üst insan yerleşik düzende ve yerleşik sistemde sistem ve sistemi idare edenler tarafından bir kaostur. Bunun hangi din olduğu önemli değildir. Çünkü dünya üzerindeki bir deccal sistemi vardır, bu deccal sistemi sistemini oluşturur, o sistemin içerisinde üst insana gerek yoktur ve dünya sistemi üst insan yetiştirmenin üzerine kurulu değildir. Siz pozitif bilimi üst insan olarak görürsünüz. Ben pozitif bilimi üst insan olarak görmüyorum. Pozitif bilim, bilim adamıdır o. O oturur, bilim üzerinde çalışma yapar, o üst insan değildir. Hiçbir peygamber bilim adamı değildir, hiçbir peygamber matematikçi değildir, hiçbir peygamber tıpçı değildir, hiçbir peygamber kimyager değildir, hiçbir peygamber simyacı değildir, kimyacı değildir, matematikçi değildir, astrofizikçi değildir örneğin ama her peygamber hikmet sahibidir. Her peygamber irfan sahibidir. Her peygamber üstün insan, kemal ehlidir. Hiçbir peygamber filozof değildir ama her peygamber hem kimya hem simya hem matematik hem astrofizik hem tıp mevcut insanı ilgilendiren bütün bilim dallarının üzerinde davranışlar sergilemişlerdir. Bu alanda bilgileri olmadığı halde. Hazreti İsa aleyhisselam hastaları iyileştirir, hiçbir tıp bilgisi yoktur. Kur’an bize bunu böyle söylediği için iman ediyoruz, tarihi bir vesika yok elimizde. İsa aleyhisselam tıp ilmi görmemiştir. Çocukluğunda kumaş boyacılığı yapmıştır 13’le 18 yaş arası, 20 yaş arası öyle söyleyeyim. Meryem annemiz onun öldürülme korkusuyla kalbine gelen ilham ile Mısır’a hicret eder. Mısır’a hicret ettiğinde İsa aleyhisselam henüz daha 12 13 yaşlarındadır. 12 13 yaşlarındayken orada iaşelerini temin etmek için bir kumaş boyacısının yanında çıraklığa girer. Musa aleyhisselam çobandır kendisi. Üzeyir aleyhisselamın kızlarının koyunlarının başındayken onları korur kollar, koyunlarını güdüverir Musa’dan kaçtığında. Davut aleyhisselam çobandır; dağda, bayırda dolaşır; koyunları otlatır. Enteresan bir şeydir ve Davut sonra kral olur peygamberlikle beraber. Davut’un hiçbir felsefesi yoktur bu manada. Felsefeci değildir, savaşçı değildir, komutan değildir ama peygamberlikle beraber onlara birer hikmet verilmiştir. Davut Calut’la savaşmaya gideceği zaman taş dile gelir. Küçücük bir sapan taşı. Ey Davut beni al, alır. Bir az daha yürürken bir taş daha dile gelir. Ey Davut beni de al, onu alır. Biraz daha ilerler, ey Davut beni de al, onu da alır. Üç tane taş alır ve Calut’u düşünün. Calut’un o zaman kadar herhangi bir kılıç, ok, mızrak, herhangi bir demir, ıvır zıvır hiçbir şey delmez Calut’u; deviremez ve Calut’u

deviremedikleri için her savaştan mağlup çıkarlar. Ama Davut üç tane taş koyar sapan taşının içine, atar, Calut’u devirir. Bu aklın dışında bir şeydir. Bu matematiğin, kimyanın, simyanın, astrofiziğin, fiziğin üstünde bir şeydir bu. Fiziğin üzerindedir bu. Süleyman aleyhisselam bütün hayvana, haşarata söz geçirir ve söz dinletir ve onları dinler. Bu, aklın durduğu yerdir. Hiçbir ilimle bunu ölçmeniz, hiçbir ilimle buna karşılık vermeniz mümkün değil ki. Bakın, hiç felsefe okumamıştır, hepsi de ümmidir peygamberlerin bu manada. Bakın, hepsi de ümmidir. Materyalist anlamda hiçbir eğitim almamışlardır.

Biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmiliğiyle övünürüz, öyle değil mi? Ümmi peygamber. Neden? Yani hiçbir mektep görmedi, medrese görmedi, öyle olmasına rağmen ondan öyle hikmetler çıktı ki. Sebep? Çünkü Cenâb-ı Hakk onun üzerinde ilim olarak, sıfatsal olarak tecelli etti. Diyor ya, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için de diyor: “Biz ona kitapla beraber hikmet verdik.” ayet-i kerime böyle. Kitapla beraber hikmet verdik. Sen kitabı kabul etmekle yetmez. Ya? Yanında verilmiş hikmeti de kabul edeceksin. Yanında verilmiş hikmet ne? Hadis-i şerifler. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri astrofizikten haberdar mı? Hayır. Astrofizikten bahsediyor ama. Kimya mı okudu? Hayır ama kimya var, tıp var. Birisi yaralanıyor, gel, diyor gelen kimseye. Yaralandığı yere tükürüğüyle sıvazlıyor böyle parmağınla, sıvazlıyor, kanı duruyor, yapışıyor orası. Gelmiş, kolu kırılmış. Geliyor, sıvazlıyor, bitti, yürü, git, diyor. Ayağı kırılmış, ayağı sallanıyor, geliyor, ayağını sıvıyor, yürü, git, diyor. Savaşta gözü çıkmış sahabenin, gözü elinde geliyor. Gözü elinde. Gözü elinde geliyor. “Gözüm ya Resulullah.” diyor. Oy kurban olayım senin, diyor alıyor gözünü. Parmak, nasıl bir parmaksa. Tükürük. Parmak ve tükürük. Göz yerine üzerine sıvazlıyor. Sahabe seksen küsur yaşında. Diyor ki, öbür gözüm görmüyor ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerine oturtturup da sıvazladığı göz var ya, diyor, hala daha her haliyle on numara görüyor, diyor. Bakın, öbürkü gitmiş, mort olmuş öbürkü ama öbürkü görüyor daha. Biri geliyor, sakalım çıkmıyor ya Resulullah, diyor. Hançerini alıyor onun, kendi sakalından bir tane sakal kopartıyor, yarıyor yanağını, sakalı yatırıyor yanağın içine, sakalı çıkıyor o kimsenin. Birisi diyor ki, saçım dökülüyor ya Resulullah, gel, diyor saçı dökülene. Kafasını yarıyor bu sefer onun. Eline neşteri alıyor. Hazreti Mevlâna ne diyor? Çocuk elinde neşteri olan doktur görünce korkar, irkilir ağlamaya başlar ama anne bilir ki çocuğu onda şifa bulacak, o yüzden çocuğunu teskin eder, ağlamasını durdurur. Neden? Bilir çünkü oradan o şifa bulacak. Anlaşıldı? Bakın, o sahabeler biliyorlar, oradan şifa bulacaklar, kurbanlık koyun gibi yatıyor. Ne yapıyor? Yanağını kesiyor, sakalını yatırıyor, sakalı çıkıyor. Bunu hangi ilimle şimdi söyleyebilirsiniz? Susuz kalıyorlar.

Susuz kalınca parmaklarından su akıyor. 10 parmağından. 10 parmağından su akıyor. Bunu bir ilimle anlatmanız mümkün mü? Tabi bu hadis inkarcısı geri zekâlılar bunlara karşı çıkıyorlar. E ayette onu destekliyor. Ne yapıyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir avuç toprak atıyor düşmana; bir avuç toprak atınca etrafta bir fırtına, bir kaos oluşuyor. Cenâb-ı Hakk diyor ki: “Sen atmadın ben attım.” Onu bütün her şeyini ne yaptı? Kendi üzerine aldı.

Üstün insan bu manada kaostur. Sebep? Mevcut deccal ve tağut sistemleri üstün insanı kabullenmek istemezler. Bütün peygamberler bu noktada mevcut sistemlerin içerisinde kaos oluşturmuşlardır. Onlar onu kaos olarak görmüşlerdir. Aynı şekilde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Mekke devleti nezdinde kaostur. Medine’ye hicret ettiğinde Medine’de kaos devam etmiştir. Sonuçta Kur’an ve sünnet kendi sistemini oturtturduğunda düzene girmiştir. Üstün insan o yüzden Batı için de kaostur. Sebep? Batı’daki hukuksuzluklar Batı’daki yanlışlıklar ve eksiklikler üstün insan için eleştirilmesi gereken, değiştirilmesi gereken şeylerdir. O yüzden Batı üstün insan bu manada yani kemale ermiş, olgunlaşmış bir kimsenin yetişmesine müsaade etmez. Batı bilim adamı yetiştirir, Batı üstün insan yetiştirmez. Bu noktada kısırdır. Biz Batı’nın bilimiyle avunuruz. Bizdekiler derler ki, Batı bilimde önde gitti. Ben küçük şeyler sorarım, küçük şey, atom bombası olsa siz sivil insanlarınz üzerine atabilir misiniz? Atamazsınız. Neden? Kur’an ve sünnet sizi bundan men eder. Siz sivil bir kimseyi öldüremezsiniz. Neden? Kur’an ve sünnet sizi bundan men eder. Siz bir terör örgütü bir yere kurup orda devletlerin talihini değiştirecek, kaderini değiştirecek, oradaki insanlara kaos oluşturacak bir terör örgütü kendi elinizle kuramazsınız. İslam buna müsaade etmez. İslam sivil insanların eline verip bir başkasının öldürülmesini emretmez. İslam buna müsaade etmez.

O yüzden İslam üstün insan üretmeye müsait bir inanıştır ama Batı üstün insan istemez. İslam’ın şu anda Müslümanların yaşadığı devlet sistemleri de bugün için üstün insanın üretilmesine müsaade etmez ve istemezler. Bugün hiçbir İslam dünyasında bulunan devlet sistemlerinin hiçbirisi de üstün insan yetişmesini istemezler. Suudi Arabistan’da hakkı hak, batılı batıl gören alimler olmuş olsa üstün insanlar olmuş olsa Suudi Arabistan yönetimiyle savaşmayacaklar mı; mücadele etmeyecekler mi? Edecekler öyle değil mi? Aynı şey bütün Ortadoğu Müslüman ülkelerinde olamayacak mı? Evet. Aynı şey Türkiye’de de olmayacak mı? Evet. Şimdi bir İslami noktada üstün bir insan oluş olsa kardeş zina neden suç değil, içki neden suç değil, kumar neden suç değil, uyuşturucu neden suç değil, eşcinsellik neden suç değil? Bunları sorgulamayacak mı? Faiz neden suç değil, insanların alın terleri neden faizle yok ediliyor? Neden faiz resmi bir gelir aracı olarak kullanılıyor, sormayacak

mı? Soracak. Sorunca kapitalist sistemin çarkları değişmesi lazım. Yani kapitalizme karşı çıkılması lazım. O zaman mevcut sistemler kapitalizmin dışına çıkmaya kalksa başlarına gelmedik iş kalır mı? Kalmaz. O yüzden dünya üzerindeki hiçbir sistem üstün insan istemez. Onlar için üstün insan kaostur. Neden sufilerle savaş halindedir bütün dünya düzeni? Sufilerle savaşırlar. Sebep? Çünkü sufiler onların sistemlerine ayak uydurmazlar. Biz az yiyin, deriz onlar çok yiyin, der. Biz az uyuyun, deriz, onlar çok uyuyun, der. Biz az tüketin, bu moda safsatasına bakmayın, deriz, onlar modacıdır. Biz deriz ki, israf etmeyin, onlar israfçıdır. Biz deriz ki, boş kelam konuşmayın, onlar boş lafla dolaşırlar. Biz deriz ki, heva ve hevesinize uymayın, Kur’an ve sünnete uyun, onlar der ki, heva ve hevesinize uyun. E zıtlaşır. Otomatikman. üstün insan felsefesi mevcut dünyayı dizayn eden, düzenleyen sistemle çatışır. O yüzden üstün insanı Batı da Doğu da İslam dünyası da istemez çünkü onlar için üstün insan ve üstün insan yetiştiren ekoller kaostur. Neden bütün dünya üzerinde üstün insan ekolü olan sufilik kapatılmıştır her yerde? Gerçek sufilik. Yasaklanmıştır. Neden bin yıldan beri sufiler hor ve hakir görülür İslam dünyasında? Hatta 1200 yıldan beri. Neden? Çünkü mevcut sistemlerinin çarkını durdurmaya çalışır o. Uymaz. Bakın, uymaz. Uymadığı için onlar için kaostur.

Nietzsche’nin üst insanı; İslam felsefesinde İbn Arabî, Mevlâna, Hallac gibi insan-ı kâmil kavramıyla

mutasavvıfların ortaya koyduğu benimsediği benzerlikler taşır mı?

Yani üst insan, insan-ı kâmil bunlar bu noktada birbirlerine yakın

anlamlardır; manalardır ama İslam dairesinde tanrı hiçbir zaman ölmez.

Üst insan tanrıya daha az ihtiyaç duyulan bir dünya yaratabilir mi?

Bu anlayış Batı felsefesidir. Batı felsefesi de böyle olduğundan dolayı tanrıya ihtiyaç duymuyorlar şimdi. Daha az değil, hiç ihtiyaç duymuyorlar. Tanrı adına biz işleri yapıyoruz diyorlar. Tanrı adına savaş çıkartıyorlar, tanrı adına insanları öldürüyorlar, tanrı adına insanları bu noktada sömürüyorlar, tanrı adına kaos çıkartıyorlar, her şeyi tanrı adına yapıyorlar. Tanrıya ihtiyaç kalmadı Batı’da. Bu Batı felsefesi içerisinde doğru.

Ya da biz bireyler kendi değerlerimizi yaratma görevinde miyiz?

Bireyler kendi değerlerini değil, mevcut değerleri üzerlerinde taşımakla mükellefler. Çünkü bizde iyilikler, güzellikler Allah’tan; kötülükler nefsimizdendir. Allah’ın iyi ve güzel sevdiği şeyleri kendi üzerimizde bulundurmakla mükellefiz.

Üst insanla insan-ı kâmil-i kıyaslar mısınız? Aydınlanma çağında tanrıyı öldüren Avrupa’yla günümüz Türkiye’sindeki tanrıyı karşılaştırır mısınız? Bu yazıdaki her şey alıntıdır.

Batı aydınlanma diyerekten yürüttüğü şey aslında bir aydınlanma değil gerçek manada. Evet, onlar aydınlanma adını koydular. Batı’nın böyle felsefik olarak kullandığı terimler vardır. Aydınlanma der, demokrasi der, hukuk der, insan hakları der, böyle söyleyerekten yapar yapacağını. Peki Batı aydınlanma felsefik olarak farklı bir noktaya mı gitti? Batı’nın aydınlanması kilisenin aktif hayattan ve devlet yönetiminden geri çekilmesidir. Batı’nın aydınlanması budur. Bu Osmanlıya da sirayet etmiştir. Batılılaşma noktasında Osmanlıda da dini devlet sisteminden ve halkın kendi içerisinden çıkarmak istemişlerdir. Tekkelerin kapatılması, zaviyelerin kapatılması, medreselerin kapatılması. Bu süreç Osmanlıda başlamıştır yalnız. Yani herkes bunun cumhuriyetle olduğunu söylüyor, haksızlık ediyorlar, bu süreç Osmanlıda başladı. Rakı fabrikası Osmanlı zamanında kuruldu, bira fabrikası Osmanlı zamanında kuruldu, şarap fabrikası Osmanlı zamanında kuruldu, sarık Osmanlı zamanında yasaklandı, cübbe Osmanlı zamanında yasaklandı. Bu reel düşüneceğiz bunu. Bu devletin kendi içerisinde almış olduğu bir şey, bir süreç bu. Bu sürecin neticesinde cumhuriyetle beraber kıyafet devrimi, yazı devrimi, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi şeyler sürecin belli bir noktasıydı. Bu sonra devam etti zaten bu süreç yine, bu burada kalmadı ki. Ezanın Türkçeleştirilmesi, namazın Türkçeleştirilmesi. Bu süreç orada kalmadı, devam etti. Kur’an’ın içerisindeki ahkam ayetlerinin kaldırılma düşüncesi. Devam etti bu süreç daha. Bu batılılaşma adına devam etti. Şimdi bu süreç sonuçta ülke bu oyunu bozdu, biraz dindarlaştı, biraz dindarlaşınca bu oyun bozuldu, şimdi farklı oyunlar tezgahlanıyor. Sulandırılıyor şimdi. Hadis inkârcıları, mezhep inkârcıları sulandırıyor meseleyi; insanların kafalarını karıştırıyorlar. Bunlar özel, yani tam anlamıyla bir din öğrenmesin diye uğraşıyorlar bu manada, özel olarak yapılıyor ve sulandırılıyor. Şimdi Batı’nın üstün insan düşüncesi ile İslam’ın insan-ı kâmil düşüncesi birbirine yakındır amma ve lakin bu noktada çok örtüşen yeri yoktur. Biz her daim bu noktada iyiye, doğruya, güzele doğru açığız. Allah bizi iyi etsin.

WEB adreslerimiz

www.mustafaozbag.com

www.tasavvufvakfi.org.tr

www.mevlana.org.tr

Sosyal Medya adreslerimiz

https://www.instagram.com/mozbag

https://www.facebook.com/ozbagmustafa https://www.youtube.com/mustafaözbağ

SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE

NEVŞEHİRLİ HACI ABDULLAH GÜRBÜZ EFENDİ

TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.

SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE

BOSNA-HERSEK/KAÇUNİ

MESUDİYE TEKKESİ ÜSTADI

PROF.DR. KAZIM HACIMEYLİC EFENDİ TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.

SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE

BOSNA-HERSEK/KAÇUNİ MESUDİYE TEKKESİ ÜSTADI

PROF.DR. KAZIM HACIMEYLİC EFENDİ

TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.

SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE

SUDAN KABBAŞİ DERGAHI ÜSTADI HASAN EL – KABBAŞİ TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.

Soru insanın varlığının temelini oluşturan ve eylem gerektiren bir sonuçtur. Sorularımız, hayatlarımız her yönüyle ilerlerken bizlere kılavuzluk ederler. Eğitimimiz, yetiştiğimiz toplum, soru sorma yeteneğimizi ve arzumuzu da arttırmıştır. Bundan dolayı elimizdeki kaynakları “Hikmet” penceresinden yorumlamanın yolunu öğretebilecek yöntem ve öğreticilere olan ihtiyacımız, her dönemde olandan daha fazladır. Bu kitapta sufi bakış açısıyla birçok güncel konukonuya ve varoluşa dair cevapları bulabilirsiniz.

Nefes III — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Aşk, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı