Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes III ·

Nefes III — 1 Kasım 2014 Sohbeti

Nefes III — 1 Kasım 2014 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES III • 5/19

Nefes III — 1 Kasım 2014 Sohbeti Hakkında

1 Kasım 2014


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

1 Kasım 2014 Tarihli Sohbet

İslam’ın tümden bir devlet dini haline geleceğini, bundan sonrada da

askeri ve siyasal güce dönüşeceğini seziyor Hüseyin radiyallahu anh.

Yapayalnızdır ama bu

ideolojide yalnızlar da sorumludur çünkü sorumluluk güç ve imkândan değil, bilinç ve imandan doğar. Peki, o dönem nasıldı?

Cahiliye aristokrasisinin yeniden canlandığı, zorbalığın güzel takva hukuksallık kılığına büründüğü, hak kitabının yalancı süngülerin ucunda yukarı kaldırıldığı, Sâmirî’nin altın buzağısının tevhid sözünü haykırdığı, celladın eline cihad kılıcını aldığı, mücahidlerin çektiği, sıkıntıların boşa gittiği, münafıklar için zahmetsiz hazine sağlandığı, ulusların yeniden eski tutsaklıklara döndürüldüğü, özgürlüklerin kısıtlandığı, kitlelerin itaate zorlandığı, tilkilerin rahat, kurtların tok olduğu, dillerin altın karşılığında satıldığı, susmayan dillerin kesildiği, ashabın cihadla kazandığı değerleri ucuza sattığı ve devrimle edindiği itibarı valiliğe değiştiği, sorumluluktan kaçtığı toplumdan uzaklaşıp bir köşeye çekildiği, zulme sessiz kalıp küfre rıza gösterme karşılığında selamet ve afiyet satın alındığı, aksi halde Rebeze veya Arza’da katledildiği kara bir dönemdi.

Peki, Müslümanlar niye isyan etmiyor; niye bu kokuşmuş düzene sessiz kalıyordu? Onlara empoze edilen şuydu: Sen kendin iyilerden olabildin mi ki kalkmış toplumu iyileştireceğim, diyorsun. Üstelik cennetin sekiz kapısı var. Kesinlikle cihad kapısından girmek gerekmez, dua vird ve zikir cennetin anahtarlarını kazasız belasız başın ağrımadan eline uzatır. Daha da önemlisi takvalı dindar rabbani bir Müslüman için siyasete karışmak bir tür sapma olup dünya karşılığında dini satmaktır deniyordu. Oysa Peygamber cihaddan dönerken sallallahu aleyhi ve sellem küçük cihaddan büyük cihada döndük dememiş miydi? Bilinçli ve özgür insan mutlak güçsüzlük durumlarında bile zulme karşı savaşmakla yükümlüdür çünkü bilinç ve irade özgürlüğü dağların, yerin, göğün meleklerin dahi üstlenemediği yalnızca insanın üstlendiği Allah’ın emanetidir.

Kültürümüzde şehadet, mücahede düşman tarafından yüklenen bir ölüm değildir. Şehadet, mücahidin kendi duygu ve düşüncesiyle bilinçli ve mantıklı olarak seçtiği gönüllü bir ölümdür.

Zamanımızda Ortadoğu’ya bakarak, hatta ülkemize bakarak, yaşadığımız, uyguladığımız ritüellere bakarak bizler Hüseyin için ağlama, Hüseyin’i sevme görüntüsü altında Yezid’le el ele vermiş; aynı yaşam öyküsünü mü paylaşmaktayız?

Hüseyin’le birlikte ölümü seçenler mi yoksa Hüseyin’i bırakıp Yezid

karşısında susmayı tercih edenler mi yaşıyor? Hala diri olan hangisi?

Bu yazı birçok alıntı içerir.

Müslümanların dünyevileşmesi,

iman edenlerin dünyevileşmesi veya insanların kendi inançları dairesinde Âdem’den itibaren dünyevileşmesi hep sorgulanagelmiş ve ne zaman insanlar dünyevileşmişler, dünyevileşince de azıp sapmışlar sapıtmışlar. Cenâb-ı Hakk yeni bir peygamber göndermiş, o peygamberle dinini yenilemiş, tazelemiş. O peygamber de dinini yeniledikten sonra vazifesini bitirip, göçünce arkadan gelenler bir müddet sonra yine azmışlar; sapmışlar; dünyevileşmişler. Bu Hazreti Musa’ya kadar devam etmiş.

yeniden sonrada dünyevileşmişler, dünyevileştikten sonra sapkınlıklara ve azgınlıklara dalmışlar. Cenâb-ı Hakk İsa aleyhisselamı göndermiş.

İsa aleyhisselam sapkın Yahudileri tam olarak düzeltememiş. Bunda tam anlamıyla bir başarı söz konusu olmamış ve İsa aleyhisselam da vazifesini tamamlayamadan bu dünyadan çekilmiş ve ardından Cenâb-ı Hakk Muhammed-i Mustafa’yı göndermiş sallallahu aleyhi ve sellem. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden adalete, hakkaniyete dayalı bir din oluşturulmuş. Allah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden dinini tamam etmiş. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Ona inanan ashab, dinin tam manasıyla oturması için -tabiri caizse-kendi zamanlarının delilleri olmuş ve onlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle beraber yirmi üç yıl gibi çok kısa zamanda dinin olması gereken bütün şartlarını yerine getirmişler.

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin deyimiyle İslam benden önce yüzde ellisi yaşandı, benim zamanımda da yüzde yirmi beşi yaşandı, diyerekten yüzde yirmi beşlik kısmını da ahir zamanda yaşanacak, diyerekten göçmüş bu dünyadan. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisinden sonra hızla sapılacağını, kendisinden sonra Müslümanların bu yolda bozulacaklarını ve bunları bozacak olan en önemli şeyin dünyevileşme -bugünkü tabirle sekülerleşme- olacağını, Müslümanların kendisinden sonra rahata tapacaklarını, kendisinden sonra güce tapacaklarını, kendisinden sonra şirke ve küfre düşeceklerini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri anlatmış. Ve gerçekten de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

hazretlerinin tespit ettiği dünyevileşme Hazreti Osman Efendimizin zamanında hızlanmış.

Hazreti Osman radiyallahu anh hazretlerinin zamanında Müslümanlar daha da zenginleşmişler, zenginleşince her zenginleşen vali kolonileşmeye başlamış. Bunun en tipik örneği Muaviye’dir. Tabi Mısır valisi, Yemen valisi bunlar böyle bölgeler vardır. Bölgelerde valiler vardır, bu valiler ilk zamanlarda ehliyete göre atanır Hazreti Ebu Bekir, Ömer zamanında. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz bütün her şeyiyle direkt Kur’an ve sünnete sımsıkı bağlı, Kur’an ve sünnetin dışında zerrece hareket etmeyen, bu konuda iltimas geçmeyen, bu konuda asla taviz vermeyen bir şahsiyettir. Kısa sürer halifeliği, ardından Hazreti Ömer Efendimiz gelir, çok serttir, keskindir her şeyi. Düşünebiliyor musunuz, halk Halid bin Velid’in bulunduğu savaşta Müslümanlar muhakkak galip gelir düşüncesinin altında şirk var, deyip Halid bin Velid’i savaş esnasında görevden alır. Bu kadar keskin, bu kadar şirkten korkan bir zattır ama Hazreti Osman radiyallahu anh hazretleri hilm sahibidir, tevazudur, edebin zirvesindedir, toprak incinecek diye yere basmaya korkar. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sırayla müşriklerin boşayıp, müşriklerin Hazreti Peygamber Efendimizi zorlamak için. Önce büyük kızını boşarlar, boşayınca Hazreti Osman Efendimiz alır onu, üzülmesin Hazreti Peygamber diye. Çünkü Hazreti Osman Efendimiz müşfiktir, gözünün üstünde kaşın var, demez. Hazreti Ömer Efendimiz öyle değildir. Bir gün gelir, bu kadınları dövmeyi bize yasakladın ya Resulullah, bunlar bizim başımıza çıkacaklar, bizi dinlemez hale geldiler, serkeş hale geldiler. Müsaade et de biz bunları dövelim, der. Hazreti Ömer Efendimiz böyle bir noktadadır, dikkat edin! Hazreti Peygamber Efendimiz dama çıktığında eşlerinden dolayı Hazreti Esma annemizi dövmeye kalkıştı. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durdurur. “Dur ya Ömer, der, dur!” Aynı şekilde Hazreti Ebu Bekir Efendimiz de Hazreti Aişe annemizi dövmeye kalkar. Bir problem olur. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, “Dur ya Ebu Bekir! Biz bunun için seninle konuşmuyoruz ki” yani sen Hazreti Aişe’yi dövme. Dövdürmez onları.

Onlar keskin kılıçtır. Hazreti Osman Efendimiz burada müşfiktir, hilm sahibidir, çok edeplidir hatta bir kısmı Onun halife olması gerekir miydi, gerekmez miydi, tartışmasını dahi yaparlar. Çünkü devlet idare etmek bir taraftan sertlik gerektirir. Bu zaman içerisinde Muaviye ve ekolü, etrafı devlete çöreklenir. Devlete çöreklenir ve Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri seçilir. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri de bu noktada ilmin kapısıdır, devletin içerisinde çöreklenen Muaviye örgütüyle mücadele etmeye çalışır. Bu Muaviye örgütüyle mücadele etme noktasında yalnız kalır çünkü o eski Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

hazretlerinin öğretisini ve eğitimini alan sahabeler azalmışlardır artık. Hatta bir kısmı meşhur bir soru soracaktır. ‘’Hazreti Ebu Bekir Efendimizin zamanında bu kadar fitne yoktu, bu kadar kargaşa yoktu, Hazreti Ömer’de yoktu, Hazreti Osman zamanında biraz oldu, senin zamanında kargaşa var, fitne var.’’ deyince meşhur cevabını verir. Der ki, ‘’Hazreti Ebu Bekir Efendimiz halife iken istişare ettiği kimseler Ömer’di, Osman’dı, Ali’ydi, Halid bin Velid’di, Zübeyr bin Avvam’dı, Ubeydullah bin Cerrah’tı, cennetle müjdelenen sahabeler oysa -der- benim yanımda, etrafımda sizler varsınız.’’ der. Beni etrafımda sizler varsınız.

İşte devletin kendi örgütünün dışında dışarıdan bir örgütlenme ile İslam’ın yüz yüze kaldığı zaman bu zamandır. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri bunları kırmak bu noktada buradan kurtarmak için mücadele eder amma ve lakin yalnız kalır, bu mücadele tamamlanamadan ruhunu teslim eder. Yerine hemen Kûfe halkı Hazreti Hasan Efendimize biat eder. Hazreti Hasan Efendimizle savaşmaya Muaviye kalkınca Hazreti Hasan Efendimiz Müslümanlar birbirlerini kırmasınlar, birbirlerinin kanında boğulmasınlar diye Muaviye’ye karşı halifelikten geri çekilir. Muaviye’ye karşı halifelikten geri çekilince Yezid babasından kalan örgütün başına geçer.

Ona örgüt diyorum ben. Bu sözümü ilk defa duyacaksınız belki de çünkü bu örgütlüdür. Sünni cenah şöyle bunu tarif eder, kitaplardan böyle okuyacaksınız: Muaviye devletçi bir kimseydi, devletini büyüttü, valiliğini büyüttü, kuvvetini büyüttü, böyle yaptı. Hayır. Muaviye örgütçü bir kimseydi, orda bir devlet başkanı var iken devletin içerisinde örgüt kurdu, örgütlendi, devleti ele geçirmek için. Ve Hazreti Hüseyin Efendimiz burada bir ibare var da İslam’ın tümden bir devlet dini haline geleceğini bundan sonrada da askeri ve siyasal güce dönüşeceğini seziyor Hüseyin diye bir ibare var bir alıntı var. Buna katılmıyorum. Kûfeliler Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden sonra kendilerince Hazreti Hasan Efendimiz de halifelikten feragat edip Medine’ye yerleşince feragat eder, Medine’ye gider Kûfe’den. Kûfe’den Medine-i Münevvere’ye gelir, orada yaşamaya başlar Hazreti Hasan radiyallahu anh hazretleri. Bu arada Muaviye’nin hediye olarak gönderdiği cariye Hazreti Hasan Efendimizi zehirler. Bu arada olaylar da var, bu aradaki en önemli olay Muaviye Hazreti Hasan Efendimize hediye olarak bir cariye gönderir. Hediye olarak gönderilen cariye Hazreti Hasan Efendimizi zehirler.

Artık tüm İslam devleti bu örgütün, bu çetenin eline geçer. Şehirlerde bu örgütün bu çetenin valileri, askerleri, komutanları, kumandanları her yerde böyledir. Kûfeliler bir mektup yazarlar Hazreti Hüseyin Efendimize, gel biz sana biat edeceğiz. Olayın başlangıcı bu Kerbela’nın. Bu zalimlere, bu zorbalara karşı biz seninle beraber mücadele edip savaşacağız; bunu haber alır bu çete. Bu mektup Hazreti Hüseyin Efendimize, Medine-i Münevvere’ye ulaşır. Hazreti Hüseyin

Efendimiz bu mektubu aldıktan sonra der ki “Bize durmak yaraşmaz.” Medine’deki bütün âkil kimseler Hüseyin Efendimizi yoldan çevirmek isterler, yapma gitme. Bir kısım eski sahabeler vardır, onlar daha önce de savaşmayanlardandır, onlar Hazreti Hüseyin Efendimizle alakalı hadisleri bildiklerinden onları da söylerler. Hazreti Hüseyin Efendimiz durmaz, kendisine inananlarla beraber yola çıkar. Mekke’ye uğrar, Mekke’de Beytullah’ı tavaf eder. Oradakiler de söyler. “Gitme, Kûfelilere inanma, onlar senin babanın arkasında durmadılar, -tabiri caizse- babanı sattılar, onlar Hazreti Hasan’ı da sattılar, onun da arkasında durmadılar, onlar seni de satarlar, gitme.” dediler. Hazreti Hüseyin Efendimiz yola çıktı ve malum Kerbela’da şehid oldu Onu şehid edenler mübarek başını kesip Şam’a getirdiler. Bunlar bu kadar zorbadır, bu işin yarın anlatılacak kısmı. Yarın konu Hazreti Hüseyin Efendimizin şühedalığı. Allah izin verirse Allah’tan bir şey gelmezse ve ta derinlemesine hadisler ışığında tarihi bir seyir Allah izin verirse. Şimdi geliyorum sorulara böyle giriş yaptıktan sonra.

Hüseyin için ağlama, Hüseyin’i sevme görüntüsü altında Yezid’le el ele

vermiş aynı yaşam öyküsünü mü paylaşmaktayız?

Evet. Bunu tespit edenler dahi Hüseyin’in yolunda değil. Hazreti Hüseyin Efendimizin yolu direkt Kur’an ve sünnettir. Hazreti Hüseyin Efendimizin yolu dedesinin yoludur, Hazreti Hüseyin Efendimizin yolu babasının yoludur.

Bana söyler misiniz, -Allah aşkına söylüyorum bunu- Hazreti Hüseyin’i seviyorum diyenler ne kadar Onun yolundalar? Onu seviyorum diyenler karşılarına Yezidi olarak aldıkları kitlenin Onu seviyorum diyenler karşılarına Muaviyeci bunlar dedikleri kitleden farklı ne yapıyorlar acaba?

Evet, İslam tarihinde cihadı terk etmek en büyük hastalık ama cihaddan bahsetmeyenler de kendileri. Bir buçuk milyar İslam dünyası gerçek manada cihadı terk ettiği için günün çetelerinin, günün emperyalistlerinin altında inim inim inlemekte. Kim hesabını verir; İngilizlerin, Amerikalıların, İsraillilerin, Almanların, Fransızların, gayri Müslimlerin Ortadoğu’yu yakıp yıkmasına söyler misiniz bana? Kim müsaade ediyor bunlara? Hüseyniyiz diyen Şia’nın imamı İngiltere’de ne işi vardı? Sistani. Hüseyniyiz diyen Şia İsrail’le ortak ne operasyonlar yapıyor Ortadoğu’da? Hüseyniyiz diyenler namazınız nerde, orucunuz nerde, Hüseyniyiz diyenler la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenlerle mi cihad edeceksiniz, cephenizde kim var? Hazreti Resulullah’ı seviyorum diyenler sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini cephenizde kim var? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenler cephenizde kim var, kime eleştiriyorsunuz gün içerisinde, gün yirmi saat kime küfrediyorsunuz, gün on beş saat kiminle cedelleşiyorsunuz? La ilahe illallah

Muhammeden Resulullah diyenler Hüseynilik yeni bir din mi? Hazreti Hüseyin Efendimiz yeni bir Kur’an’mı getirdi, yeni bir din mi getirdi? Hadi gelin, topyekûn Kur’an ve sünnetin dışında ne varsa yıkalım. Hadi gelin, topyekûn Kur’an ve sünnetin dışında ne varsa hepsine de savaş açalım. Yapabilir misiniz? Yapamazsınız! En başta kendilerine sünniyim diyenler yataklarınızı terk edemezsiniz, güzel evlerinizi terk edemezsiniz, akşam sefanızı terk edemezsiniz, sabah sefasını terk edemezsiniz, gece hanımızın koynunu terk edemezsiniz, çocuklarınızın kokusunu terk edemezsiniz. Kasanızı, masanızı terk edemezsiniz; makamınızı, mevkiinizi terk edemezsiniz.

Evet, İslam dünyasının en büyük handikabıdır cihadı bırakması. İslam dünyasının en büyük handikabıdır tarikatların tekkelere tıkılması ehli tasavvufun tarikatlara tıkılması, ilmin medreselere tıkılması. Evet, İslam’ın camilere tıkılması; evet, İslam’ın devletin elinde oyuncak olması. Kabul ediyorum. Kim mücadele edecek? İslam dünyası, Anadolu Müslümanları 28 Şubat’ta neredeydiniz, şimdi neredesiniz, neredesiniz? Harıl harıl paralarınız alınırken neredeydiniz, imam hatip okulları kapanırken neredeydiniz, sizin camilerinizdeki tek merkezden vaaz edilecek dediğinde neredeydiniz? Ey imamlar aklınıza, imanınıza, fikrinize, kalbinize hakaret edildiğini gördüğünüz halde nasıl sustunuz; hangi imanla sustunuz? Hutbeye çıkıp iki kelimeyi bir araya getiremeyecek imamları bizim önümüze koyduklarında ey cemaat neden sustunuz? Hüseyniler camilerde neden değilsiniz? Gelin, hep beraber düzeltelim. Boş Don Kişotluk yapmayalım. Var mı gecesini gündüz edecek olan? Var mı her gece saat üçte evine girip sekizde çıkacak olan? Var mı cebinden parasını kendine, yoluna harcayacak olan? Hadi evlerinizi açın saray yavrusu evlerinizi; her gece beş tane, üç tane fakir götürün. Yedirin, içirin, dini anlatın. Hadi. Kaç taneniz?

Sabaha karşı bir rüya gördüm. Rüyamda kafirler saldırıya geçiyormuş ülkeme, canhıraş ayağa kalktım, bağırıyorum geliyorlar diye. Bugün acılı günüm benim. Etrafımda bir tane adam yok. Sesime bir kadın geldi, benim elimde kocaman bir mavzer. Ben habire mermiyi mavzere sürüp kendimce mücadele edeceğim. Siyah örtülere ve mantolara bürünmüş birisi. Dedim ki kurşun yetiştiremiyorum, bana dedim, kasaturamı ver. Bakıyorum, etrafımda bir tane kimse yok. Dedim ki Mustafa yapayalnızsın. İşte dedim, bir tane yarım bir kadın var. Yarım demedim de hani Hacı Bayram-ı Veli’ın sözüyle. Ona da bir zaman demiştim çünkü yalnız kalacaksın, yalnız yürüyeceksin diye. Nerde Hüseyniler? Nerde memleket sevdalıları?

Evet. Bizim Hüseyin için ağlamamız da sahte. Ben kendi nefsim için söyleyeyim, başkası için değil. Biz Hüseyin’i sevemeyiz. Sevemeyiz. Korkarız. Biz Allah’ı sevemeyiz, korkarız. Biz Muhammed-i Mustafa’yı sevemeyiz, korkarız. Seversek Onun haliyle hallenmemiz lazım, yapamayız. Biz dünyevileşmekten

geçemeyiz. Biz canı feda edemeyiz, biz malı feda edemeyiz, biz hatunu feda edemeyiz, ayrı kalamayız. Biz çocuk kokusundan, torun kokusundan geçemeyiz; yapamayız. Anamız kızar, babamız kızar, karımız kızar. İflas etmekten korkarız, paramızı kaybetmekten korkarız. Aşka geliriz, bu benden olsun deriz, iki yıl sonra ti yansın yanlış yapmışız, benden olsun dediğim şeyi de isteriz. Yapamayız. Biz yol yürürken yanımızdaki kardeşin eksik noksan bir şey konuştuğunda terk ederiz, bırakırız onu. Biz Allah için yola düşmüş bir insanın arkasından namusuna varıncaya kadar konuşmaktır yaptığımız, biz Allah için kendisini feda edenlerden uzak durmaktır yaptığımız. Hazreti Hüseyin şanslıydı, Allah Onu sevmişti, O da Allah’ı sevmişti. Cenâb-ı Hakk Onu kendi düşmanlarının kılıcıyla yanına aldı çünkü O bir az daha bu dünyanın çirkefliğini ve cifesini çekebilecek noktada değildi. Biz Onun kadar da şanslı değiliz, Onun yanında 72 kişi vardı, -bu belki de benim hayatım- benim yanımda 72 kişi değil, 7 kişi bile yok bu manada. Bu zamanın garipliği de bu. Bu zamanın garipliği de bu. O yüzden bizim Hüseyin için ağlamalarımız da sahte, Onu sevdiğimiz de sahte.

Bu görüntünün altında Yezid’le el ele vermiş aynı yaşam öyküsünü mü

Evet. Bu ülkenin sokaklarında kahrolsun şeriat diye yürünürken neredeydi Hüseyniler? Hadi şimdi deseler ki salt, salt hiç tevil yapmaksızın bütün okullarda Kur’an-ı Kerim seçmeli ders olacak; la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen mecbur okutacak desek ne olur? Hüseyni yetiştireceğiz ya(!) Demokrasiye aykırı olur öyle değil mi? Hüseyniliğe de aykırıdır değil mi? Yapamayız. Hadi çocuklarınızı birer Hüseyni yetiştirin. Nerde yetiştireceksiniz? Yetiştireceğiniz bir yer var mı? Yok. Nerde camilerde mi? Mümkün değil. Nerde imam hatipte mi? Mümkün değil. Nerde, fakültelerinde mi? Mümkün değil, mümkün değil. Açık konuşuyorum. Mümkün değil. Mümkün değil. Nerde yetiştireceksiniz, sorarım. Burada mı? Mümkün değil. Mümkün değil. Siz yetiştirmeye kalktığınız anda global güçler kafanızı ezecek zaten. Mümkün değil. Öyle nefsine gem vuracak bir kimse mümkün değil. Kaç tanenizin eşi gece saat 3’te kaç gece müsaade eder eve dönmenize? Bitti. Kaç taneniz eşini gece saat 12’de, 1’de sohbetten eve gelmesine müsaade eder kaç gece? Çok basit şeyler, bakın. Çok basit şeyler. Biz neyiz? Müslümanız elhamdülillah(!) Evet. Bu kadar bakın. Bazen bana Mehdi’yle alakalı soru soruyorlar ya işte. Mehdi çıkacak mı, çıkmayacak mı? Çıksa ne yapacaksın, diyorum ben. Çıktı. Çıktı, haydin, dedi. Var mı gidecek olan? Çok basit.

Bakın, bu ülkenin 130 140 bin hac kontenjanı var sekiz yıllık. 120 de, 140 de sekiz yıllık. Sekiz yıllık hac kontenjanı dolu. Yüzerden 800 bin, yirmişer koy. İki kere sekiz on altı. Ne yaptı? 960 bin. Öyle değil mi? Bir milyon kişi hac kontenjanında

bekliyor mu? Bekliyor. Nereye gidecek? Hacca gidecek. Kim izin vermiyor? Devlet. Kim? Diyanet İşleri Başkanlığı. Sıraya koymuş, Diyanet İşleri Başkanlığı yan tarafa bir tane vakıf kurmuş, sen gidiyorsun, vakfa yazılıyorsun. Senin hacla alakalı organizasyonunu Diyanet İşleri Başkanlığının vakfı yapıyor. Bu vakfın yaklaşık bir milyar doları Türkiye Finans’ta battı. Kim hesap sordu, kim hesap sordu? Kim hesap soruyor Diyanet İşleri Vakfına? Bir milyon insan yola çıksa bir dahaki hac döneminde biz yola çıkıyoruz kardeşim. Ne oldu? Hacca gidiyoruz. Ya sıran çıkmadı. Olsun, yoldan dönerim. Haydi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini yerine getirin. Çıkın yola, kurbanlıklarınızı alın. Harika arabalarınız var hepinizin de. Arabası olan herkese hac farz. Çıkın yola. Çık yola kardeş, al eline pasaportu, git Suuda. Vize vermiyor, vermiyor. De ki vize vermesen de gidiyorum, benim orası! Beytullah Müslümanların mülkü, Allah vadetmiş ya. Her la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenin mülkü, gelecek olan Müslümanların da mülkü. 10 yıl, 20 yıl, 50 yıl, 100 yıl, 200 yıl sonra gelecek olan Müslümanların da mülkü Beytullah. Hadi çıkın yola, bırakın başka bir şeyi. Gidemez, gidemez. Yapamaz Türkiye’deki Müslümanlar, yapamazlar. Bir parti çağırınca gider, toplanır millet, doğru mu? Doğru. Hangi parti olursa olsun. Örnekliyorum, İstanbul’da Ak Parti o kocaman yerde miting yaptı değil mi? Ne onun adı? Kazlıçeşme. Kaç kişi var, diyorlar 1 milyon insan mı, son mitingde 2 milyon insan mı? Harika. Haydi bu 2 milyon hacca yürüsün. Yürüyemez.

illallah Muhammeden Resulullah diyen Müslümanlar Mescid-i Aksa -Müslümanların üçüncü mescidi olan Mescidi Aksa da-İsrailliler kapattı, ibadet yok, camiyi kapattı, yasakladı. Zaten bölüm, bölüm, bölüm, bölüm yasaklanmıştı; komple yasaklandı. Yasak, yasak! Bir buçuk milyar İslam dünyası, İslam alemi Mescid-i Aksa’da yeniden ibadetin olması için cihad etmesi, savaşması farz-ı ayn. Hadi Diyanet İşleri Başkanlığı bunu söylesin, ilan etsin. Siz Vatikan Kilisesi’ni ibadete kapatabilir misiniz? Hadi gidin, Anglikan Kilisesi’ni ibadete kapatın. Yapamazsınız. Biz bin tane la ilahe illallah çekince uçtuk. Biz pazartesi, perşembe oruç tutmakla bitirdik her şeyi. Biz bir Yasin okumakla çözdük bütün meseleleri. Çok basit, bugün kaç sefer aklınıza geldi Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması? Bir sefer, iki sefer, üç sefer var mı? Biz duyarlı bir cemaatiz, diyelim. Hadi bizim günlük bir sefer, iki sefer geldi aklımıza; bitti. Ne kadar normal karşılıyoruz, değil mi? Ya bir parti için iki milyar toplananlar yürüyün. Öyle değil mi? İki milyon toplananlar, üç milyon toplananlar. Hangi parti olursa olsun. Bak, HDP inin sokaklara, dedi. 40 ölü, 50 ölü var. Ne için? Kobani’ye Türk askeri neden gitmiyor, diye. Öyle değil mi? Bak, bugün 1 Kasım’dı, bir genelge daha yayınladı, inin yeniden sokaklara, diye. Var mı Mescid-i Aksa için sokaklara inin diyen? Yok. Yok. E

fazla uzağa gitmemize gerek yok, doğru yanlış tartışılır. Ayasofya. Hadi gidin, açın. Gidin, Beytullah’ın etrafında global emperyalistlerin otelleri yükselmiş, oturma eylemi yapsanıza. Yapamazsınız. Namaza bir saat varken Suud Beytullah’ın kapılarını kapatıyor, içeri almıyor. Hadi ben içeri gireceğim, deyin, yürüyün. Yürüyemezsiniz.

Velhasıl kardeşler uzun lafın kısası bizim yeniden iman etmemiz lazım. Biz dolabı açacağız, bakacağız, diyeceğiz ki “la ilahe”, elbise dolabını açacağız diyeceğiz ki “la ilahe”, arabanın kapısını açacağız “la ilahe”, kasanın kapısını açacağız “la ilahe”. Biz hatuna bakacağız “la ilahe”, çocuğa bakacağız “la ilahe”. Ya bu sene tatili nerde geçirelim, Antalya’nın hangi oteli olsun? “La ilahe.” Ya şu pazar günü de gideyim şu alışveriş merkezine, bir şeyler alayım. “La ilahe” diyebildiğimizde imanımız kemale erecek. Sakın buradan çıkarak eşini sevme, çocuğunu sevme noktasına da getirmeyin. Herkesin eşi var, çocuğu var. Sevecek, muhabbet besleyecek ama ilahlaştırmayacak. Nereye kadar yaptığımıza bakalım. O zaman inşaallah biz Yezid’le el ele vermekten uzak duracağız.

Hüseyin’le birlikte ölümü seçenler mi, yoksa Hüseyin’i bırakıp Yezid

karşısında susmayı tercih edenler mi yaşıyor?

Muhakkak ki Hüseyniler yaşaması gerekir. Kaç tane? Kaç tane?

Hala diri olan hangisi?

Muhakkak ki Hüseyni olanlar diri. Allah bizi onlardan eylesin.

Nefes III — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Tevhîd, Muhabbet, Rızâ. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı