NEFES II • 10/18
2 Ocak 2016
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
2 Ocak 2016 Tarihli Sohbet
MEHDİ; hidayete eren ya da hidayete vesile olan demektir. Hemen her dinde beklenen kişi veya kişilerin isimleri değişse de her birinin
ortak yönleri olduğu görülür.
Beklenen kurtarıcı üç ilahi dinde diğer dinlere göre çok daha gelişmiştir. İslam kültüründe bazı kimselerce kurtarıcı Mesih değil bununla beraber “Zulümle dolmuş dünyayı adaletle dolduracak” bir Mehdi de beklenmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de bu düşünceye delalet edecek muhkem bir ayet bulunmamakla birlikte düşüncenin hadis literatüründe yer aldığı görülür. En önemli hadis kaynaklarından Buhari ve Müslim’de “Mehdi” kelimesinin geçtiği bir hadisin bulunmaması da önemlidir.
Mehdi konusu Kur’an da geçmemesi ikinci kaynak mesabesindeki Buhari, Müslim ve Nesai dışındaki hemen bütün hadis mecmualarında ve tarih kitaplarında yer alması bir takım sahih hadislerinde olabileceğini düşündürür.
inancı çok eski tarihlerden beri süregeldiği KEYSANİLİKTE, ONİKİCİLİKTE, CAFERİLERDE, ALEVİLERDE, YEDİCİLİKTE, KARMATİLERDE, FATİMİLERDE, DÜRZİLERDE’de vardır.
İslam’da Mehdi tasavvurunun tamamen Yahudi ve Hristiyan kaynaklı olduğu söylenmektedir. İlyas peygamberin semaya kaldırıldığı ve onun yer yüzüne adaleti getirmek için kıyamete yakın döneceğine inanan Yahudilerin Hazreti İsa’nın kurtarıcı olarak ahir zamanda döneceğine dair Hristiyanların inancı Şia’daki gizli imamlar inancının tam bir örneğini oluşturur.
İlk Şiiler Mehdi’yi ileride gelecek bir Şii hükümetin sembolü olarak kullanırken sonrakiler bunu gerçek manada anladılar ve Mehdi’yi beklemek inanç esası oldu. Mehdiye birçok vasıflar verildi ve onun hakkında rivayetler uyduruldu. Ahmet Emin, İbn Haldun ve Margoliouth’a göre Mehdi inancı EMEVİ, ABBASİ çekişmelerinin tarihi ve psikolojik neticesidir.
Ehli sünnette Mehdilik bir inanç esası olarak kabul edilmiş değildir. İlk akait kitaplarında Mehdi meselesinden bahsedilmez İmam-ı Azam’ın el-Fıkhu’l Ekber’inde MATURİDİ ve EŞ’ARİ nin eserlerinde bu husustan bahsedilmez.
Kelam alimleri mehdiliği imametle ilgili bir mesele kabul etmemişlerdir. Bunun yanında BAKİLANNİ, CÜVEYNİ, EL-İCİ, NESEFİ mehdi isimli bir kurtarıcıdan bahsetmez, Gazali de mehdiden bahsetmez.
Hadis konusundaki hassasiyetinizi biliyoruz ama sanki gene “ümmetim 73
fırkaya ayrılacak” hadisindeki gibi açmaza düştük.
Gelelim mutasavvıflara; İlk mutasavvıflar bu konulardan geri durmuşlardır. Bir kısmı Mehdi
konusunu tamimiyle Şia paralelinde izhar eder. Ancak Sufiler;
Soru: Mehdi yerine “kutub” anlayışı getirdiler. Sufilere göre alemdeki bütün işleri çekip çeviren “Kutub” dur sizce? Sa’d Muhammed Hasan (syf,174) İbn Haldun (syf,II/269)
Mehdi hakkında en çok fikir beyan eden sufiler M. İbn Arabi, İbn Kesir, İbn
Sebın ve İbn Eb’l Vatıl dır. İbn Haldun bunların arasına HATEMİ’yi de ekler.
İBN ZENCİ’nin rivayetine göre HALLAC daha hayattayken mehdiliğini ilan
etmiştir. Mehdilik fikri tasavvufa Hallac tarafından sokulmuştur.
Arabi mehdi kelimesini fazla kullanmaz. Azgınlık ve kötülük çağından sonra hakikat ve hidayet yolu peygamberler tarafından aydınlatıldığını, peygamberlerin arkasından halifelik, halifeliğin arkasından hükümdarlığın geldiğini ve velayetle Fatıma evladından zuhur edecek kimseye ve onun arkasından DECCAL’in hurucuna, bunu da küfr çağının takip edeceğini işaret eder. Arabi “Anka-i Mağrib” adlı eserinde dünyanın sonu geldiğinde zuhur edecek olan mehdiyi “Hatemu’l Evliya” velilerin sonuncusu adı ile anar.
Arabi görüşlerine bakılırsa Şia ile kendi arasındaki müşterek “helak olan kıyas sebebiyle helak olmuştur” görüşünden hareket ederek Resulullah’ın (s.a.v) yani onun naibi mehdinin bulunduğu yerde kıyas sevk edilemeyeceğini ileri sürer. Yine Arabi’ye göre mehdinin çıkışıyla insanların ileri gelenlerinden çok
halk sevinecektir.
İbn Haldun mehdinin çıkacağı seneye dair bilgi de verir; Haldun’a göre, İbn Arabi ebced hesabına göre 683 hicri yılında zuhur edeceğini söylemiş fakat bu çağ gelip geçtiği halde mehdi huzur etmeyince o tarihi doğum yılına hamlederek 710 hicrinde huzur edeceğine 26 yaşında doğacağını ileri sürmüştür. Kindi de deccalın gelişini Kur’an surelerinin başında bulunana harflerin ebced hesabıyla 743’te İsa’nın hicri 698 de gökten ineceğini söylemiştir. (İbn Haldun Hancerlioğlu -Orhan Felsefe 4/115)
Hadislere gelince; Münekkid ve hadis alimi Ukayli bu konuda kabul edilebilir senetle gelen hadisler vardır. İmam el-Beyhaki (402/1011) hadisler isnad bakımından sahihtir. Kurtubi’ye göre (767/1277) hadisler sahihtir. İbn Teymiye’ye göre (728/1328) mehdi konusunda gelen hadisler sahihtir. Tirmizi’nin (279/892) Sünen şerhiyle ünlü hadisçi Abdurrahman Mübarekfuri’ye göre bu konudaki hadislerin çoğu zayıftır. Yemenli ünlü fıkıh ve hadis alimi Şevkani de bu konudaki hadislerin elliye ulaştığı ve tevatürden geldiği kanaatindedir. (Yusuf b. Vabil mehdilik meselesi syf,64)
İbn Haldun mehdi isminin geçtiği hadislerin önemli bir kısmını ele almış senetlerini ve mevsukiyet derecelerini ortaya koymuş. Bu ravilerin genel olarak bazılarının Şii bazılarının meçhul bazılarının güvenilmez olduğunu söylemiştir.
Soru: Mehdi hadislerini Buhari ve Müslim’in eserlerine almamaları bu hadislerin
sahihi olmadığını göstermez mi?
Soru: Daha bir mehdinin gelip gelmeyeceği aklımızı kurcalarken mehdini ne zaman, nasıl, nereye geleceği hakkındaki sorularımızı saklı tutalım ve affınıza sığınarak, İslam toplumundaki bu karmaşanın düzelmesi için mehdiyi beklemek yerine dünyada adaleti sağlamak için her bir Müslümanın birer mehdi olması gerektiğine inanıyorum.
Sizce? Bu yazı birçok alıntı içerir.
Beklenen kurtarıcı üç ilahi dinde diğer dinlere göre çok daha gelişmiştir. İslam kültüründe bazı kimselerce kurtarıcı Mesih değil bununla beraber “Zulümle dolmuş dünyayı adaletle dolduracak” bir Mehdi de beklenmektedir.
Evet her dinde mehdi algısı ve anlayışı vardır ve her din müntesipleri kendilerince bir mehdi beklerler. Bu mehdi beklentisini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de teyit eder. Yalnız bunun zıdlamasına bir şey daha var. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki “Adem’den itibaren her peygamber kavmini deccalla korkutmuştur. Kavmine deccali anlatmıştır.” Bakın her peygamber. Hadis-i şerifte bütün peygamberler kendi kavimlerini deccalle korkutmuşlardır. Cenâb-ı Hakk’ın sünnetullahında şöyle bir şey vardır, bir firavun var ise karşılığında Musa vardır. Musa varsa karşılığında firavun vardır. Ebu cehil varsa karşılığında Muhammed-i Mustafa vardır sallallahu aleyhi ve sellem. Her peygamber yolundan bir kavmin de karşılığında küfürle ayakta duran bir kavim vardır. Bu Adem’den itibaren Allah’ın sünnetullahıdır. Bütün peygamberler müşriklerle mücadele etmişlerdir. Bakın müşriklerle. Dinsizlerle değil. Ateistlerle değil. Hiç din gelmemiş din ulaşmamış kimselerle değil. Buraya dikkatinizi çekerim. İnanmıyor. Gerçekten o inanmıyorsa ona din tebliğ edildiğinde o inanır hale gelir. Müşrik ise kafasında kendince inanç saplantıları olan, kendince inanç oluşturmuş kimsedir. Bunun içerisine ekonomik etkenler, kültürel etkenler, sülalevi etkenler, devlet etkenleri, siyasi, askeri, politik, bütün etkenler oluşur müşriklikte. Bütün müşrik düşünce ve sistemler bütün halis imanı anlatan peygamberler ve peygamberlerin yolunda gidenlerle mücadele etmişlerdir. Hiç inanmayan bir kimse, benim inancıma gel demez, benim istediğim gibi inanacaksın da demez. Sizin önünüze bir inanç da koymaz. O hiç inanmıyordur. Ben bazen sohbetlerde derim ya, gerçekten ateistse gelsin görüşelim. Ateistse görüşelim. Gerçekten dinsizse görüşelim. Ben hiçbir dine inanmıyorum diyorsa görüşelim onunla. Asıl sıkıntı inanıyorum diyenlerle alakalı çünkü. Onun kafasında ya kendisinin dogmatik oluşturduğu bir din var, ya da birilerinin dogmatik oluşturduğu bir din var. Onun kafasındaki dini yıkmak zor. İşte bütün peygamberler, bütün peygamberler müşriklerle mücadele etmişlerdir, dinsizlerle değil. Bütün peygamberlerin savaşları müşriklerledir, dinsizlerle değil. Bakın Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin savaşlarına. Müşriktir hepsi de. Çünkü müşrikler kendilerince kendi dinlerini ve inanışlarını dayatırlar karşıya. İşte mehdi de ve deccal da bu noktada karşılık olarak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve bütün peygamberler ümmetlerini deccalla korkuttularsa, deccalın karşılığında bir mehdi algısı oluşur ve bütün din inananları bu mehdi inanışına sahiptirler. Şimdi Türkiye’de bir kısım ilim ehli, zahiri ilim ehli, mehdi inanışının israiliyet olduğunu, geçmiş kavimlerden geldiğini söylüyorlar. Böyle söyleyerekten reddediyorlar. Aslında böyle söyleyerekten reddedilecek bir şey değildir bu. Böyle söyleniyorsa tevatür derecesinde demek ki bu, bütün inanç sahipleri söylemiş. İslam Adem’den itibaren Muhammed-i Mustafa’ya ve bugüne kadar İslam’dır. Bütün peygamberlerin getirdiği din İslam’dır. Bütün ilahi kitaplar İslam’ı anlatır. Biz bütün peygamberlere ve peygamberlerin getirdiklerine iman ederiz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de İsa aleyhisselamdan da Musa aleyhisselamdan da İbrahim
aleyhisselamdan, Yakup’tan, Yusuf’tan Kur’an-ı Kerim’de bahseder, Hazreti Muhammed-i Mustafa’da sallallahu aleyhi ve sellemde bahseder. Kur’an-ı Kerim geçmiş peygamberlerden bize hikayeler anlatır, Hazreti Muhammed-i Mustafa da onlardan bize kıssalar ve hikayeler anlatır sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden Musa aleyhisselamın kavminde var olan inanç, İsa aleyhisselamın kavminde var olan inanç bizde yok olacak diye bir kaide yok. Böyle bir kaide olamaz zaten. Aslında var olması bütün inancın bütünlüğünden işarettir. Hem bir taraftan siz bütün insanları İslam’a davet edeceksiniz hem bir taraftan da diyeceksiniz ki son din İslam dini hem bir taraftan diyeceksiniz ki, Musevilerde bu şekilde inanıyor, bunu reddederiz, İsevilerde böyle inanıyorlar, reddederiz. Bu nasıl bir algı ki? Musevilerin Allah’ı aynı Allah değil mi? İsevilerin Allah’ı aynı Allah değil mi? İbrahimilerin Allah’ı aynı Allah değil mi? İbrahim aleyhisselamın inandığı Allah ile Musa aleyhisselamın inandığı Allah ile İsa aleyhisselamın inandığı Allah ile Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin inandığı Allah arasında bir fark mı var? İbrahim aleyhisselama indirilen kitap hak ta, Musa aleyhisselama indirilen kitap hak değil mi? İsa aleyhisselama indirilen kitap hak değil mi? Tahrif edilmiş, eyvallah ama onlardaki inanç Kur’an ve sünnete uygunsa neden reddedelim? Hani biz bütün peygamberlere ve bütün peygamberlerin getirdiklerine iman etmiştik? Bu noktada eğer ki peygamberlerin getirdikleri hak ise -ki hak, neden reddedelim? Mehdi inanışı da bütün dinlerin ve peygamberlerin kabul ettiği bir inanıştır. Bu geçmiş peygamberlerin ve dinlerin kabul ettiği bir inanış o yüzden bunun reddederiz, diyebilir miyiz? Namazla alakalı “Geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” ayet-i kerimesini inkâr edin hadi. Oruçla alakalı “Geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” İnkâr edin hadi. Geçmiş ümmetlerden gelme deyin buna. Veyahut ta geçmiş ümmetlere İbrahim’den itibaren hac farz kılındığı gibi size de farz kılındı, hadi bu İbrahimî bir ibadet, İbrahim’den sonra olan ibadet, o yüzden yapmıyoruz mu diyeceğiz? İslam Adem’den itibaren kadim bir dindir. Kadim bir dindir. Bütün peygamberlerin getirdikleri, söyledikleri İslam’dır. Mehdi meselesine bu gözle bakarsak geçmiş peygamberler bunu böyle söyledilerse ve kavimlerine bunu anlattılarsa Hazreti Muhammed-i Mustafa da sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bunu anlatması ve bunu söylemesi kadar doğal bir şey değildir. Bundan daha doğal başka bir şey bulamazsınız ama sırf karşı olmak için karşılar. Karşı olmak için. “Ya bu işte israiliyat. Bu geçmiş ya, inanışlardan gelme bir şey.” İyi, yani o zaman Kur’an’ın bize beyan ettiği Lut kavminin helakını kabul etmeyecek miyiz? Hud kavminin helakını kabul etmeyecek miyiz? Salih aleyhisselamın kavminin başına gelenleri kabul etmeyecek miyiz? Geçmiş peygamberlerin ve geçmiş ümmetlerin hal ve hareketlerini tavır ve davranışlarını Kur’an bize naklederken bunları biz ret mi edeceğiz? Bunlar geçmiş ümmetlere mi ait diyeceğiz? İslam Adem’den itibaren bir bütündür. Bu bütünlüğün içerisinde hak olan her şeyi kabul ederiz. Reddetmeyiz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İsa aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın, Yahya’nın, Yakup’un hikayelerini anlatıyor, kaldı ki bu emirle var. Diyor ki, “Geçmiş peygamberlerin hallerini anlat. Onları an. Onları zikret.” E mehdi meselesi de bunlardan birisi. O yüzden reddetmek çok af edersiniz görmemek, cehalet.
Kur’an-ı Kerim’de bu düşünceye delalet edecek muhkem bir ayet bulunmamakla birlikte düşüncenin hadis literatüründe yer aldığı görülür. En önemli hadis kaynaklarından Buhari ve Müslim’de “Mehdi” kelimesinin geçtiği bir hadisin bulunmaması da önemlidir.
Evet, açık sarih bir ayet-i kerime bu konuda yok ama bu konuda bazı ayetler var ki bununla alakalı özel bir çalışma yapılırsa eğer getiririm o ayet-i kerimeleri. Böyle bir ayet-i kerimelerden mana çıkartmışlar eski tefsir uleması. Ama bununla alakalı mesela yeryüzünün manevi direkleri vardır nasıl dağlar böyle direkleri varsa, manevi direkleri vardır diye. Bunu bir kısmı zorlama olarak görebilir, eyvallah. Açık bir ayet yok bunda, eyvallah, yok ama hadisler var mı? Var. Buhari ve Müslim’de bu noktada adı mehdi olarak yok. Ama Buhari ve Müslim’de mehdinin bütün özelliklerini anlatan hadis-i şerif mevcut. Ama adı mehdi değil. Sadece Buhari Müslim’de. İşin en ilginç tarafı şu, buna karşı gelenler laf sırası gelince İmam-ı Buhari’yi en büyük yalancı olarak görüyorlar. “Bırak zaten İslam’da fitneyi o çıkardı. Buhari’den bize bahsetme.” Tavırları da bu. Ama mehdi hadisleri Buhari’de yok deyince de dört elle Buhari’ye sarılıyorlar “Buhari’de bile yok.” İyi, Buhari’de olamayan meselelerin hepsini de ret mi edeceğiz şimdi? Buhari, Müslim almadıysa isim olarak ret mi edeceğiz? Mana olarak bu hadisler var mı Buhari-Müslim’de? Var. Mehdi yok. Doğru.
inancı çok eski tarihlerden beri süregeldiği KEYSANİLİKTE, ONİKİCİLİKTE, CAFERİLERDE, ALEVİLERDE, YEDİCİLİKTE, KARMATİLERDE, FATİMİLERDE, DÜRZİLERDE de vardır.
Evet, bu noktada bütün mehdi ile alakalı mezheplerin, meşreplerin, inançların ortak bir birliği vardır. Bakın bütün İslami noktadaki mezheplerin ve meşreplerin aynı zamanda İslam’ın dışındaki inanç sahiplerinin, Budistler dahil buna. Mesela Budistlerde de bir büyük kurtarıcının geleceğini hatta budanın geleceğini bütün dünyaya adaletle hükmedeceğini. Türklerde de var. Orta Asya Türklerinde bir Türkün çıkacağını ve bu Türkün bütün dünyayı adaletle dolduracağını ve bütün arzın bu Türk’e tanrılar tarafından hediye edildiği, tanrı tarafından görevli bir kimsenin bunu yapacağı. Bakın bundan biz beş bin yıl öncesine gittiğimizde, beş bin yıl öncesinin Türk inanışında da bu var. Demek ki bu inanış kadim bir inanış ki İslam öncesi ve İslam sonrasındaki bütün inanışlarda bu var. Aslında bu varoluşunun bu noktada reddedilmesi gerektiği değil, kabul edilmesi gerektiğini gösterir. Türkler, Alevilerde, Anadolu Alevileri olarak kabul edeyim onu. Çünkü Alevilik ismi Anadolu’yla alakalıdır. Anadolu’dadır bu Alevilik, o da son yüzyıllıktır ismi. Yüzyıl öncesi alevi değildir isimleri. Bakın yüzyıllıktır alevi ismi. Bir İngiliz projesidir alevi ismi. Onlar kendilerini bu kimseler alevi olarak nitelendirmiyorlar yüz yıl önce. Hiçbir tane yüz elli yıl öncesinin bir tane yazılı eseri yoktur alevi olduklarına dair. Bir tane yazma eser getiremezler alevi olduklarına dair yüz elli yıl öncesinden. Bir tane. Onlar kendi boylarıyla anılırlar, tahtacıdırlar, kızıl keçelidir örneğin. Sonradan Osmanlı onları birazda aşağılamak için Kızılbaş demiş mesela. Kırımızı sikke kullanıyorum ya takılıyor ya herkes, nerden kırmızı sikke diye. Soruyorlar bu da alevi mi diye, ben “Aleviyiz” deyince kalıyorlar. Sanki Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri birilerinin tekelinde. Bir de korkar olmuşuz biz Hazreti Ali
Efendimizi sevmekten ve seviyorum demekten. İşin bir de o tarafı var. Gel kardeş, Hazreti Ali Efendimizi seviyorsan ortak noktadayız biz seninle. Hazreti Hasan ile Hüseyin’i seviyorsan imandandır zaten, ortak noktadayız. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerini seviyorsan ortak noktadayız. İmandandır. Hiçbir sıkıntımız yok. Amma ve lakin Osmanlıda bunların adı alevi değil o esnada daha. Son 120-130 yıllık bir mesele bu. İngilizlerin yaptığı bir mesele. İngilizlerle alakalı bu sıkıntı, İngilizler içimize bunu koymuş. Bu meseleyi attım. Ama o inançta, Türklerdeki inançta, mehdi inancı da var mı? Evet. Bütün inanış sahiplerinde var mı? Evet. Hangi tarihi eski mistik inanışa giderseniz gidin hepsinde de ortak bir kurtarıcı beklenir. Dünya küfürle dolduğunda kötülükle dolduğunda, dünya yaşanmaz hale geldiğinde, adaletsizlik had safhaya çıktığında Cenâb-ı Hakk insanlığın içerisinden bir mehdi gönderecektir. Bütün inanışlarda bu vardır. Tabi bu inanışın negatif etkileri de var mıdır toplumların üzerinde? Evet. Bunu da hemen bir parantez açayım buraya. Negatif etkileri nedir: bir kısım topluluklar bu inanç sahibinden dolayı kötülüklerle ve kötülerle mücadele etmemişlerdir. Bunun negatif tecelliyatı budur. Bütün inanç sahipleri kendi içlerinde ve kendi dairelerinde kötülüklerle mücadele etmesi gerekirken mehdi inanışından dolayı kötülüklerle mücadele etmekte zaafa düşmüş olabilirler. Ama bu mehdi inancının kötü olduğunu göstermez.
İslam’da Mehdi tasavvurunun, tamamen Yahudi ve Hristiyan kaynaklı olduğu söylenmektedir. İlyas peygamberin semaya kaldırıldığı ve onun yer yüzüne adaleti getirmek için kıyamete yakın döneceğine inanan Yahudilerin, Hazreti İsa’nın kurtarıcı olarak ahir zamanda döneceğine dair Hristiyanların inancı, Şia’daki gizli imamlar inancının tam bir örneğini oluşturur.
Evet, bu inanışlar vardır ama biz Muhammedîler olarak bu inanışları reddetmeyiz. Bizde İsa aleyhisselamın tekrar yer yüzüne indirileceğine inanırız, bizde bu noktada İlyas peygamberin yeryüzüne indirileceğine inanırız. O yüzden burada bir tek Şia’daki gizli imam mehdidir onların söyledikleri, biz bu mehdinin de çıkacağına inanırız. Bununla alakalı hadisler var mıdır? Evet. Bu hadisleri reddeden var diye bizde reddedeceğiz, kabul etmeyeceğiz diye bir kaide yok. Bakın bu hadisler var mı? Evet. Birisi var, kadim olarak ta Adem’den itibaren böyle bir kimsenin geleceğini bütün kavimler söylüyor, bütün inançlar söylüyor ve bunu destekleyen hadis-i şerifler var, birisi çıkıyor bunu reddediyor. Biz reddedeni alkışlıyoruz. Bütün kadim inançlarını ve bütün toplumun inancını reddeden kimseyi alkışlıyoruz ve burada bir kapı daha aralıyorlar. Araladıkları kapı şu, hadis-i şerifleri reddediyorlar. Mehdi meselesini reddetmiyorlar aslında gerçekte hadisleri reddediyorlar. Eğer mehdi meselesindeki hadislerin sahih olmadığına inanıp buradan bir kapı aralarsak o kapıdan bütün herkes geçecek. Hadislerin sahih olmadığına dair ilmi bir çalışma yok. Zaten bu hadislerin sahih olmadığına dair şu anda ilmi bir çalışma yapabilecek güç, bilgi ve zamanla alakalı sıkıntıları var. Sebep? Zaten yazılanlar belli, yazılı eserler de belli 1400 yıl sonra bu yazılanların üzerinden herhangi bir fikir yürütmeniz mümkün mü? Çok zor. Muhakkak nereye doğru gideceksiniz, dörtyüzlerde, beşyüzlerde, üçyüzlerde yazılan eserlere gideceksiniz. Zaten üçyüzlerde, dörtyüzlerde, beşyüzlerde yazılan eserlere gittiğinizde hadis kritercileri oturmuşlar bunları lime lime etmişler hadisleri bu noktada elekten geçirmişler. Bunun
zorunda kalacaklar. Kimleri
arkasından gelecek olanların yapacak oldukları şey papağanlıktan başka bir şey değil. Nereye gidecekler? İbn Hacer’e dayanacaklar, İbn Hacer’in hadis kriterlerine getirecekler, İbn Hacer’in hadis kriterlerinde var. Kime gidecekler? Teymiye’ye gidecekler. Teymiye’nin hadis kriterlerine gidecekler. Teymiye’nin hadis kriterlerine gidince, Teymiye’nin imamı İmam-ı Hanbel nakletmiş. İmam-ı Hanbel’de var. Yani hangi koldan giderlerse gitsinler tıkanıyorlar. O yüzden hadis kriterleri üzerinden bu yoldan gidemiyorlar reddedenler. Hadis mantalitesi ve hadis ilmi üzerinden de gidemiyorlar. Sebep? Çünkü hadis ilmi ve mantalitesi üzerinden giderlerse kabul etmek televizyona? Hadisçileri çıkartmıyorlar. Kim konuşan? Sosyolog. Beş tane hadis profesörünü çıkartsın veya üç tane hadis profesörü çıkartsın, medreseden yetişme karşılığına da üç tane medrese hadisçisi çıkartsın? Çıkaramaz. Bakın karşı çıkanlar profesörler. Ana bilim dalları ne? Hiç biriside hadisçi değil. Hiç birisi tefsirci değil. Hiç birisi fıkıhçı değil. Ya kimi çıkarıyorlar? Araştırmacı yazar. Bu kim ya? Bu kim kardeş? Kimse sormuyor ki! Kim konuşan? Edebiyatçı. Kardeş şiir mi konuşuyoruz ya? Hikayemi konuşuyoruz? Masal mı konuşuyoruz? Ne konuşuyoruz? Hadis. Hadis konuşuyoruz. Ne konuşacağız? Kur’an-ı Kerim’de bu manaya gelen ayet-i kerime var mı yok mu? Tefsirciler oturup konuşacak. Sebebi nüzüllerini indirecekler Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu ayet-i kerimenin arkasından ne söyledi. Bunlara bakacaklar. Ben İslam’la haşır neşir olalı 29 yıl oldu. 29 yıldan beri bir tane eli ayağı düzgün aklı başında bir kimselerin çıkıpta bu meseleyi ilmi bir düzlem üzerinde tartıştığını görmedim. Nerde alakasız insanlar var. Zaten en acı tarafı da bu ya. En acı tarafı bu Türkiye’de. Söz konusu olan hadis, dört tane hadis alimi çıkart, söz konusu olan fıkıh, dört tane fıkıhçı çıkart, söz konusu olan ne? Dinler tarihi, otur dört tane dinler tarihinden adam çıkart. Eyvallah. Geçen günkü tartışmaya baktım, bir tane Mahmut Efendi’nin talebesi alim bir kimse, öyle yazıyordu müderris diye yazıyordu, birisi adnanın doktoru oktar babuna bi tarafta. Türkiye’nin DNA’larını Amerika’ya peşkeş çeken insanlar bunlar. Büyük bir oyun oynadılar. İlik lazım dediler, ilik nakli lazım dediler, Türkiye’nin DNA haritasını Amerika’ya peşkeş çektiler. Böyle bir kampanya başlattılar, herkes DNA şifrelerini onlara gönderdi, kan örneklerini gönderdiler hepsi de Amerikanın bir üniversitesinde toplandı. Bu millet ne yazık ki bazen görmüyor bir şeyi. Ve bütün toplanan kan örnekleri, DNA örnekleri Amerika’ya gitti. O Amerika’nın cia’sının emrinde olan üniversitede Türkiye’nin DNA haritası çıkartıldı. Evet. Onlar yaptılar bunu. Onlar yaptılar. Nereye gitti bunların hepsi de? Amerika’ya gitti. Reddedebiliyorlar mı? Hayır. Amerika’da bir üniversitede toplandı bütün hepsi de ve bir ülkenin DNA haritasını çıkardılar. Bunu parayla yapmaya kalksalardı milyon dolarlar giderdi ve bunu bu kadar rahat yapamazlardı. Kim sebep oldu? Babuna. Ne kanseriydi? İlik kanseriydi. Hiç bunca yıl ilik kanserinden yaşayan bir kimse gördünüz mü? İlik nakli oldu mu? Hayır. Bununla alakalı bir tedavi gördü mü? Hayır. Var mı raporlarda tedavi gördüğüne dair? Yok. Parantezi kapattım. Ülkem insanları. Kim mehdi ile alakalı konuşacak bir kimse? Bu. İşin ilginç tarafı da zaten bu. İşin ilginç tarafı da bu. E karşılığında kim var? Sosyolog. Yanında bir tane ilahiyatçı vardı İstanbul ilahiyattan, o da bediüzzaman Said Nursi hazretlerini talebesi, her şeyinden belli tam bediüzzaman hazretlerinin mehdi ile
alakalı risalelerinde geçen sözleri söyledi. Çevir sayfayı yaptı. Nerden? Risalelerden. Karşılığında bir hadisçi var mı orda? Yok. Karşılığında dinler tarihçisi var mı? Yok. Kimler konuşuyor? Oktar Babuna, Mahmut Efendinin bir talebesi müderris diye öbürkü kim, sosyolog, öbürkü kim, o da İstanbul üniversitesinden bir profesör. Mücadele bunların arasında. Oradan bir ilim çıkması mümkün mü? Değil. Bir tek hadis ravileriyle söyleyen o Mahmut Efendinin talebesi vardı Allah razı olsun ondan, geri kalanda hiçbir şey yok adam sadece reddediyor sosyolog olan, ilim koymuyor orta yere. Evet, o yüzden normaldeki bu bütün inançlarda var.
İlk Şiiler Mehdi’yi ileride gelecek bir Şii hükümetin sembolü olarak kullanırken sonrakiler bunu gerçek manada anladılar ve Mehdi’yi beklemek inanç esası oldu. Mehdiye birçok vasıflar verildi ve onun hakkında rivayetler uyduruldu. Evet Şia da bu iş biraz tefrit noktasına gitti. Gerçekten o kadar çok Şia bunun üzerinde durdu ki Şia’da şimdi mehdinin geleceğine inanmamak bugünkü Şia için küfür. İnanç esası olarak. Biz Sünnilerde bu bir inanç esası değil ama reddedilecek bir şeyde değil. Sebep? Bakın sebep? Çünkü üzerinde mütevatir hadisler var. Mütevatir hadisler var.
Ahmet Emin, İbn Haldun ve Margoliouth’a göre Mehdi inancı, EMEVİ,
ABBASİ çekişmelerinin tarihi ve psikolojik neticesidir.
Yani sonuçta bunları böyle söyleyenler var ama Emevi, Abbasîlerden önce de bu inanışa sahip kimseler varsa bu İslam dinin içerisinde sadece Emevi-Abbasi çekişmesi olarak nitelendirilemez.
Hadis konusundaki hassasiyetinizi biliyoruz ama sanki gene “Ümmetim 73
fırkaya ayrılacak” hadisindeki gibi açmaza düştük. Gelelim mutasavvıflara;
Mutasavvıflara gelmezden önce, burada bir açmaz yok. Sonuçta her ne kadar bunu kelam alimleri, akaidciler kendilerince bunu imani bir esas olarak almamışlar. Almalarına da gerek yok zaten. Bakın, almamışlar, almalarına da gerek yok çünkü mehdi meselesi bir inanç meselesi değil. Bunun bir inanç meselesi olabilmesi için Kur’an da açık bir ayet olması gerekir. Bilhassa Hanefiler yani İmam-ı Azam hazretleri Kur’an da açık veyahut ta bu noktada Kur’an’ın direkt işaret ettiği bir şeyi inanç meselelerinin içine alır. O yüzden İmam-ı Azam olsun, İmam-ı Maturidi olsun sonradan gelen Nesefi, sonradan gelen Sabuni bunu bir inanç meselesi olarak almaz ve Hanefiler Sünni kesimin büyük bir çoğunluğu, buna Şâfiî, Maliki, Hanbeliler de dahil, bu meseleyi bir inanç meselesi olarak almamışlar. İnanç meselesi olarak almadıklarından dolayı bunun üzerinde çok tartışma yapmaya da gerek görmemişler. Bu konuda hadisler var mı? Var. Bu hadisleri reddetmemişler, böyle bir kimse gelecek mi? El cevap: Gelecek. Bunun üzerinde çok böyle itina ile durmamışlar. Bunun üzerinde fazla durulacak bir mesele olarak görmemişler. Görmemeleri doğru mu? Evet. Sohbetleri takip eden etrafımızda eş dost ve arkadaşlarımızda bilirler ki ben bu meselenin üzerine fazla takılmam. Böyle bir hadisler var mı? Var. Geleceğine inanıyor musunuz? Evet, der çıkarım işin içinden. Bunu illaki bir saplantı ve takıntı haline alınmasını da istemem. Bizim yol yürüdüğümüz kardeşler bu manada bir mehdi gelecek, bir kurtarıcı gelecek, deyip de yan gelip yatmayacaklar. Mehdinin geleceğine inananlar, böyle bir şey gelecekse şimdiden onun geliş pozisyonunu, geliş zeminini oluştursunlar o zaman. Bu noktada
kendi dairemde geleceğine inanıyor muyum? Evet. Bunu kardeşlerin içinden rüyalarında görenler var mı? Evet. Hallerinde görenler var mı? Evet. Kalplerine ilham olarak gelenler var mı? Evet. Bu konuda kendimce ve kardeşler adına manevi olarak bir şüphemiz var mı? Yok. Ama bu insanların Kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesini vermekten geriye atmasın insanları. Durduğumuz nokta bu.
İlk mutasavvıflar bu konulardan geri durmuşlardır. Bir kısmı Mehdi konusunu tamimiyle Şia paralelinde izhar eder. Ancak Sufiler; Soru: Mehdi yerine “kutub” anlayışı getirdiler. Sufilere göre alemdeki bütün işleri çekip çeviren “Kutub” dur. sizce?
Evet. Mehdi yerine kutbu koymuyorum. “Sizce” dedi direkt bana soruyor değil mi? Mehdinin yerine bir kutup oluşumu söz konusu değil. Çünkü kutupla alakalı meseleler hem İmam-ı Ahmed hazretlerinin hem de Tirmizi’nin hadislerinde geçer. İmam-ı Ahmed de ve Tirmizi de olan hadislerde her dönem devamlı bir kutbun olduğu, bu kutbun etrafında -kısaca kısaca geçeceğim- üçler, beşler, yediler ve kırkların olduğu ama hadis-i şerif metinlerinde bunların bütün dünyadaki işleri çekip çevirdiğine dair bir rivayet bulamazsınız. Hadis metinlerinde, benim okuduğum hadis metinlerinde böyle bir şey yok. İşte bütün işleri bunların çevirdiği, dünyadaki işlerin bunların üzerinden olduğu, bunların o tarafa bu tarafa döndürdüğüne dair değişik kitaplarda değişik tespitler var. Bunların hiçbirine de katılmıyorum. Hiçbirine de. Zamanın kutbu var mı? El cevap: Evet. Kutbun sağında solunda olanlar mı? El cevap: Evet. Beşler var mı? Evet. Kırklar var mı? Evet. Bunlarla alakalı hadisler var mı? Evet. Bu hadisleri destekleyen Allah’ın veli kulları, ayet-i kerime var mı? Evet. Bunu destekleyen “Allah’ın yeryüzünde direkleri vardır”, evet. Ama bunların vazifeleri dinin yaşanması için mücadele etmektir. Dinin ayakta durmasını ,dinin yaşanmasını Cenâb-ı Hakk bunların üzerinden mücadele ettirir. Evet. Yok işte çiçekler onların yüzü suyu hürmetine açacakmış ta yok işte bütün dünyadaki işler bunlara aitmiş de. Bunlara katılıyor muyum? Hayır. Allah’ın veli kulları var mı? Evet. Ayet var mı? Evet. Hadis-i şerif var mı? Evet. Allah’ın öyle kulları vardır ki onlara baktığınızda Allah hatıra gelir. Eyvallah. Allah’ın veli kulları mahzun olmazlar mahcupta olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Kim bu veli kullar? Namazlarını dosdoğru kılan, orucu dosdoğru tutan, Allah yolunca mücadele eden, cihad eden, Kur’an ve sünnete iman edip Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın ayak izlerini takip eden. Bunlar Allah’ın velileridir. Var mı? Evet. Ama mehdi yerine bunumu koyuyorum? Hayır. Mehdi çıkacak mı? Evet. Bir hadis-i şerifte diyor ki: Dünyanın yedi günü kalsa da o zuhur eder. Yedi günü. Eyvallah. O günden kasıt ne kadardır bilemeyiz. Bunu ebcedle zorlamanın da bir anlamı yok. Bana ne. Direkt böyle konuşuyorum, bana ne ya. Beni mehdimi kurtaracak? Bana ne. Sen kendi kurtuluş yoluna girmedikten sonra seni kim kurtaracak? Sen Kur’an ve sünnete iman edip o yolda mücadele etmedikten sonra seni kim kurtaracak? Buna inanmıyorum. Seni şeyhin bile kurtaramaz. Kendini kurtarsın önce. Önce kendini kurtarsın. Öyle bir şey yok. Kendimce, kendi inanışımı söylüyorum. Sizce, demiş çünkü. Asla kutbu mehdinin yerine koymuyorum. Mehdi kendi zamanında kıymetlidir, şimdi veliler kıymetlidir. Mehdi zuhur ettiğinde kıymetli olsun. O zuhur ettiğinde onun etrafındakiler kıymet versin. Eyvallah. Şimdi? Şimdi herkes, herkes
bir veli bulup Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek istiyorsa o velinin ayak izlerini takip etsin. “Mehdi gelecek ya” iyi geldi mehdi kalk hadi, yürü. Ne var? Yarın sohbet var. Yürü, mehdi geldi. Hadi mehdi geldi zekatını dosdoğru ver. Eğer sen zekatını dosdoğru vermezsen mehdi geldiğinde kılıçla alacak senden. Hadi mehdi geldi, dosdoğru iman edip mücadele et. Koş. Şimdi dolabındaki yiyecekleri paylaştıramıyorsan, şimdi dolabındaki giyecekleri paylaştıramıyorsan, şimdi kasandaki parayı paylaştıramıyorsan, şimdi rahatından vazgeçemiyorsan, mehdi geldiğinde nasıl vazgeçeceksin ki? İnanmayacaksın. İnanmayacaksın ki. Şimdi inanmadığın gibi inanmayacaksın. Şimdi koşmadığın gibi koşmayacaksın hatta hadis-i şeriflerde diyor ki: mehdi zuhur ettiğinde onlar derler ki, hadi ya bu da yalancı bir mehdinin teki. Şimdi nasıl velilere yalancı diyorsan o mehdiyi de yalancı göreceksin, değişmeyecek bir şey. Nasıl müminleri yalancı görüyorsan o günde mehdiyi yalancı göreceksin. Nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini yalancı görüyorsan mehdiyi de yalancı göreceksin. Nasıl Kur’an’a sen bir masal bir hikâye kitabı olarak gördüysen o gün mehdi çıktığında da onu öyle göreceksin, fantastik bir masal hikayesi diyeceksin. Nasıl şimdi velilere, “Ya bu zamanda veli mi olur?” “Kardeş, ayet-i kerime var” “Ya o veliler mi kaldı ya?” “Ya ayet-i kerime var.” Allah’ın ism-i şerifi el-Veli. El-Veli ism-i şerifi. El-Mehdi değil, el-Veli. Her veli mehdidir çünkü. Her peygamber velidir aynı zamanda. Her peygamber velidir. Her veli de mehdidir. Her veli mehdidir. Sen kendi döneminin velisini, mehdisini bul. Tabi 50 yıl sonra gelecek olana tabi olmak kolay. Ölen veliye de tabi olmak kolay. Ölmüş ya “Mübarek ne mübarekti ne mübarekti. Öyle mübarek çıkmadı.” “Eee” “Biz hala daha onun dervişiyiz” maşallah. “O oradan tasarruf ediyor daha” bizim ehli tasavvufun vartaya düştüğü yerler. “Ne güzel ya, oradan tasarruf ediyor demek.” “Evet.” “E ondan önceki şeyhin oradan tasarruf etme selayeti yok muydu?” Bakıyor şimdi gözümün içine. “Kardeş, ondan öncekinin tasarrufu yok muydu? Ondan öncekinin tasarrufu yok muydu?” Sıralıyorum: “Abdülkadir Geylani hazretlerinin tasarrufu yetmedi mi?” Abdülkadir Geylani hazretleri deyince duruyor şimdi. “Kardeş, Abdülkadir Geylani’den önce ne yapacaksın? Beyazıd-ı Bestami’nin yetmedi mi, Maruf-i Kerhi’nin yetmedi mi? Geriye doğru git daha. Hasan ile Hüseyin’in ki yetmedi mi? Babaları Hazreti Ali Efendimizin yetmedi mi?” Kalıyor arkadaş. Ama ölü şeyhe bağlanmak en güzel şey. Neden? Yani derse gitmek yok, şunu yaptın yok, bunu ettin yok, seni gördü mü görmedi mi önemli değil, sen derste miydin değil miydin bakacak kimse yok ama “Ne mübarekti ama şeyh efendi ya. Bir görecektin sen onu.” “Nasıl yani?” “Ya yok bu zamanda öyle bir şeyh.” Bunu kimlerden dinledim ben biliyor musunuz? Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’den kalan dervişlerden. Bu sözlerin hepsi de onların sözü. Evet. “Ya Mustafa Efendi bir başkaydı ya” Allah Allah. Abdullah Efendi var?” “Ya işte… iyi bir abi ama…” bakın onlardan dinlediğimi söylüyorum size. Biz mehdiyi bekliyoruz. Bunu vallahi duymuş bir insanım. Abdullah Efendiye biat etmemek için, mehdiyi bekliyoruz, diyorlardı bana. “Nasıl yani?” “Mehdi zuhur edecek zaten, mehdi huzur edince zaten gerek kalmayacak.” “Yani?” “Mehdiyi bekliyoruz.” Bu mehdi bekleyenler, tembel, yobaz, kalpleri çalışmayan, akılları çalışmayan, dini çalışmalara güç yetiremeyen, dini çalışmalara koşturmak için kuvvet yetiremeyen, zavallı, hımbıl, işe yaramaz, miskin
adamlar. Bunlar evlerinde mehdi bekliyor. Çünkü gayret etmek, koşmak, mücadele etmek, cihad etmek, nefsle mücadele etmek er kişinin işi. Kadın-erkek, önemli değil. Evde sobanın arkasında kediler gibi mır mır mır dur, “Hanım, bir de çay demle. Mehdi çıkınca düzeltecek zaten ya.” Bak yobaza. Bak haine. Memleketi kötülük götürmüş, bu evde kurtarıcı bekliyor. Bir de bunu İslam adına yapıyor. Bir de bunu Muhammed-i Mustafa adına yapıyor sallallahu aleyhi ve sellem. “Yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum” diyen bir peygamberin ümmeti yapıyor bunu. Evde oturacak arkadaş ya. Bizde hanım mı var, bizde çocuk mu var? Her biri bizim kapının arkasında süprüntü. Süpürge sanki. O evde oturacak ama. Mehdi gelecek kurtaracak onu. Çorumlu Hacı Musta Efendi hazretlerinden kalan dervişlerin büyük bir çoğunluğu mehdi bekleyerekten öldüler, bir şeyhe intisap etmediler. Şimdi daha acı tarafını söyleyeyim, şimdi Abdullah Efendi’den kalan dervişler var, onlarda mehdi bekliyorlar. Ya ben aynı filmi ikinci kez izliyorum şimdi onlarda diyorlar ki şimdi, mehdi çıkacak onu bekliyoruz biz. Bunu anlattım, 3. filmi izlemeyin. Şeyhiniz vefat ettiğinde istihare yapın istişare yapın gidin bir şeyhe bağlanın. Rüyasında göremeyen istişareyle gitsin bir şeyhe bağlansın, rüyasında göremeyen dahi. İstişare etsin, gitsin sorsun soruştursun bu adamın Kur’an ve sünnete aykırı bir şeyi var mı, şusu var mı busu var mı, şeyhi var mıydı bunun, vardı, bunun şeyhi kimdi, filancaydı, bunun şeyhi kimdi, filancaydı, bunun şeyhi kimdi, filancaydı, ders veriyor mu millete? Veriyor. Git ders al ondan, intisap et. Beni dinleyen kardeşlere anlatıyorum bunu, 3. bir film izlemeyin. Ben ikinciyi izliyorum şimdi. Benim buna zamanım yetti, bunları gördüm ben. Size de vasiyet ediyorum, sakın ha mehdi çıkacak, biz mehdiye intisap edeceğiz demeyin. Ne zaman çıkacağı belli değil, nerde çıkacağı belli değil, nasıl çıkacağı belli değil, ne kadar yaşayacağı çıkacağı belli değil, net değil. Bir hadis-i şerifte 7 gün diyor, dünyanın ömrü 7 gün de kalsa Allah onu gönderir. Belki de 7 günlük ömürde gönderecek yetecek misin ona? Mehdi hakkında en çok fikir beyan eden sufiler, İbn Arabi, İbn Kesir yani Arabî sufidir de İbn Kesir sufi değildir. Arabî ehli sufidir İbn Kesir ise sufi değildir sufilere savaş açmıştır, Teymiye’nin talebesidir. Ama mecbur mehdi müessesesini ve mehdiyi kabul eder. Sebep? Çünkü imamının imamı olan İmam-ı Ahmed’den nakledilen hadisler var. Ah İmam-ı Ahmed nakletmiş onları, Teymiye’nin boğazını sıkmış, kımıldanamamış. Hatta meşhurdur ya velilerle alakalı Yunus suresi. Oradaki ayet-i kerimeden kımıldanamaz. İbn Kesir hadislerle Kur’an tefsirine baktığınızda Hazreti Ömer Efendimizin “Allah’ın öyle kulları vardır ki, bir şeye ‘ol’ dese Cenâb-ı Hakk onların duasını yerine getirir, oldurur” deyip o hadisi dahi İmam-ı Ahmed nakletmiştir, almak zorunda kalırlar.
İBN ZENCİ’nin rivayetine göre HALLAC daha hayattayken mehdiliğini ilan
etmiştir. Mehdilik fikri tasavvufa Hallac tarafından sokulmuştur.
İlk defa bu tespiti okuyorum. Tabakâtü’l-Kübrâ var bende Tabakâtü’l-Kübrâ’dan Hallacı Mansur’la alakalı böyle bir not okumadım. Kuşeyri var, onda okumadım ya da karşılaşmadım, bilmiyorum. Sufilere mehdilik fikri Hallac tarafından sokulmuştur, bu tespiti ilk defa burada okudum. Bir şey diyemeyeceğim. Arabi, mehdi kelimesini fazla kullanmaz. Azgınlık ve kötülük çağından sonra hakikat ve hidayet yolu peygamberler tarafından aydınlatıldığını,
peygamberlerin arkasından halifelik, halifeliğin arkasından hükümdarlığın geldiğini ve velayetle Fatıma evladından zuhur edecek kimseye ve onun arkasından DECCAL’in hurucuna, bunu da küfür çağının takip edeceğini işaret eder. Arabi “Anka-i Mağrib” adlı eserinde dünyanın sonu geldiğinde zuhur edecek olan mehdiyi “Hatemu’l Evliya” velilerin sonuncusu adı ile anar.
Arabi görüşlerine bakılırsa Şia ile kendi arasındaki müşterek “helak olan kıyas sebebiyle helak olmuştur” görüşünden hareket ederek Resulullah’ın (sav) yani onun naibi mehdinin bulunduğu yerde kıyas sevk edilemeyeceğini ileri sürer. Yine Arabi’ye göre mehdinin çıkışıyla insanların ileri gelenlerinden çok, halk sevinecektir
Evet. Arabî’den bu meseleye bakılacak olursa, Arabî mehdinin zuhurunun gerçek olduğunu, hak olduğunu ama aynı zamanda da mehdi denilen o kimsenin zamanın son kutbu olduğunu, zamanın son kutbu olduktan sonra çünkü bir hadis-i kudsi var, kutup vefat edince yerine yeni bir kutup tayin edilmeyince kıyamet o zaman kopar diye, bu hadis-i şerifi Arabî kendince ölçü göstererekten hem mehdiyi ve son kutbu tek bir noktada birleştirir ve onun vefatından sonrada kıyametin ileri kopacağını söyler. Yine Arabi’ye göre mehdinin çıkışıyla gelenlerinden çok, halk sevinecektir. Doğru.
İbn Haldun mehdinin çıkacağı seneye dair bilgi de verir; Haldun’a göre, İbn Arabi ebced hesabına göre 683 hicri yılında zuhur edeceğini söylemiş fakat bu çağ gelip geçtiği halde mehdi huzur etmeyince o tarihi doğum yılına hamlederek 710 hicrinde huzur edeceğine 26 yaşında doğacağını ileri sürmüştür. Kindi de deccalın gelişini Kur’an surelerinin başında bulunana harflerin ebced hesabıyla 743’te İsa’nın hicri 698 de gökten ineceğini söylemiştir.
Bunların hiç birisine de katılmıyorum. Mehdinin zuhuruyla alakalı tarih verenlerin hiçbirinin de tarihine katılmıyorum. Bir derviş kardeşte halinde rüyasında bunu görse ona da katılmam. Bu hakka sahibim din olarak. Baktın tekrar söylüyorum din olarak buna katılmama hakkına sahibim, bugüne kadar söylenmiş olan tarihlerin hiçbirisine de katılmadım. Bunu şimdi yine bir örnek vereceğim milletin canı sıkılacak. Şeyhim de tarih verirdi. Şeyh Efendi hatta rüyasını anlatırdı, mehdi doğmuş kucağına vermişler. Bana sorarlardı, rüyası hak derdim. Tabi yaşadığı dönem içerisinde mehdi zuhur etmedi. Dediler, ne düşünüyorsun, dedim ki, -ben şimdi rahat konuşabilirim. Neden? Daha önce söylemiş olsaydım bunu herkes Şeyh Efendiye farklı yetiştirirdi- Şeyh Efendinin rüyası haktı bütün veliler ona benzer bir rüya görürler, mehdi onun kucağında çocuk gibidir hepsi de mehdiyi görürler, mehdi ile sarmaşırlar, çocuksa gözlerinden öperler, alnından öperler, büyükse sarmaşırlar. Kimi genç delikanlı gibi görür kimi kırk yaşlarında görür kimisine “yaşıyorum” der, doğrudur, rüyaların hepsi de haktır, halinde görürler, haktır. İbrahim aleyhisselam oğlu İsmail’i kurban ederken gördü. Rüyası hak mıydı? Evet. Ve rüyasını tevil etmeden rüyasında gördüğü şeyi tecelli ettirmek için yürüdü mü? Evet. Hak mıydı? Evet. Ama o rüyanın hakikati bir koç kurban etmekmiş öyle değil mi? Bunun hakikatini biz sonradan hem İbrahim aleyhisselam gördü hem biz gördük. Evet, mehdiyi kucağında görmek doğrudur, haktır. Onun gözünden öpmek doğrudur, haktır, onu görmek doğrudur, haktır ama tevili farklıdır. Tevili ancak rüyanın ve halin
konumuna göre ve tevil edecek olan kimsenin rüya ilmine göre değişir. Şimdi de buradan şunu çıkartmayın; Şeyh Efendide bu rüya ilmi yok muydu demeyin. O zamanda şunu derim size: İbrahim aleyhisselamda yok muydu? Anladınız mı? Evet. Hak mıydı rüyası? Evet. Şeyh Efendi de onu gördü mü? Evet. Yaşadığını gördü mü? Evet. Bakın, evet diyorum. Cenâb-ı Hakk ona ayrı bir perdede gösterdi, o da yaşadığına inandı mı? Evet. Hak mıydı? Evet. Yalan mı söyledi? Hayır. Gördüğü haktı. Gördüğü haktı. Ama hiç kimse onun gördüğünün bir hal perdesinde veyahut ta ayrı bir hakikat perdesinde olduğunu idrak edemedi. Şimdide bazı arkadaşlara hani “Mehdi geldiğinde mehdiye tabi olursunuz” sözü de bu manada. “Mehdi çıkacak oğlum yakında, ona tabi olursunuz” sözü de bu manada ama acı olanı söyleyeyim: o kardeşler bunu tevil edemediklerinden dolayı yayan kalacaklar. Bu da hak mı? Evet.
Soru: Mehdi hadislerini Buhari ve Müslim’in eserlerine almamaları bu hadislerin
sahihi olmadığını göstermez mi?
Hayır. Her ne kadar Buhari’deki hadis-i şerifte mehdi denmese dahi evsafı
anlatan hadisler vardır Buhari Müslim’de. Bir tek adı mehdi değildir.
Soru: Daha bir mehdinin gelip gelmeyeceği aklımızı kurcalarken mehdini ne zaman, nasıl, nereye geleceği hakkındaki sorularımızı saklı tutalım ve affınıza sığınarak, İslam toplumundaki bu karmaşanın düzelmesi için mehdiyi beklemek yerine dünyada adaleti sağlamak için her bir Müslümanın birer mehdi olması gerektiğine inanıyorum. Sizce?
Bence de aynen, bunun altına imza atıyorum ve asıl vazifemizin bu olduğuna inanıyorum, asıl işimizin bu olduğuna inanıyorum. Bir kenarda mehdi beklemenin az önce anlattığım gibi zayıflık, miskinlik, bu konuda aymazlık olduğuna inanıyorum. Daha ileri söyleyeceğim tuhafınıza gidecek belki de. İster gelsin ister gelmesin bu umarımda değil. Yüz bin sefer rüyamda da görsem, yüz bin sefer halimde de görsem, yüz bin sefer zahirende görsem umurumda değil. Yüz bin sefer semaya gelse yüz bin sefer dese ki “Buradayım” vallahada umurumda değil billahada umurumda değil. Daha ileri söyleyeceğim de şatahat gelecek size. Gelsin elimi öpsün. Gelsin sizin elinizi öpsün. Gelsin sizin ayağınızın altını öpsün. Gelsin. Neden biliyor musunuz? Derdim şatahat şatafat değil, büyüklenmek değil derdim. Bunu söylerken büyüklenmek değil. Harikulade hallerle donatılmış olan bir kimsenin hizmeti ile her türlüğü zorluğun, sıkıntının, çilenin, derdin, her türlü baskının, zulmün, soğuğun, kışın, fakirliğin, fukaralığın, yokluğun altında inim inim inlerken İslam’ı yaşatmak ve yaşamak için mücadele edenler önemli. Onun için diyorum, gelsin sizin ayağınızın altını öpsün diye. Evet. Onun için diyorum, gelsin sizin elinizi öpsün. Bir parmak çıtlatıp ta ağaçtan meyve verme kerameti ile Müslüman olacaksan olma. Bir parmak çıtlatmakla kuru ağaçtan meyve çıktı aman ne büyük kerametmiş, deyip de derviş olacaksan olma. Bu yüzden dedim. Gel yedi yaşında o çocuğun üç yüz kilometre, dört yüz kilometre yol gidip orda sema vurup çark vurup Allah deyip bi dört yüz kilometre daha geri gelip sabahın dördünde beşinde evine gidip sabahleyin sekizinde okula gitmesini gör. Gel, ekmek arası köfte ile on saat, on
beş saat hizmet edeceğim diye giden on üç yaşındaki çocuğu gör. Hey! Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın başını okşadığı bir kimseye mehdi ne yapacak? Kim ki mehdi onun yanında? Kim ki Muhammed-i Mustafa’nın yanında mehdi kim? Kim ki? Gelsin bizim çocukların ellerinden öpsün desin ki, kış değil kıyamet değil, yaz değil, buz değil, para yok pul yok, karşılığında ücret yok, sizler Allah’ın dinini ayakta tutmak için var gücünüzle mücadele ediyorsunuz desin. Evet. Parmak çıtlatmakla bende yaparım yapacağımı. O yüzden önemsemiyorum, o yüzden gülüp geçiyorum. O yüzden hiç umuruma bile katmıyorum. Kendi gördüğümü dahi umuruma katmıyorum. Gelsin benimle beraber bir çile çeksin. Yarın İzmir var beraber gidelim İzmir’e. Gelsin. Dört yüz elli kilometre gitsin dört yüz elli kilometrede gelsin bir arabayı kullansın. Buzda bir kaydırsın arabayı bir dört döndürsün. Benim öyle bir parmak çıtlatıp ta araba kendiliğinden gitmiyor benimki. Saadatlar gelip bizim mazotu benzini de doldurmuyorlar. Biz fukara garip, kendi arabamızı kendimiz kullanacağız, kendi benzinimizi kendimiz alacağız. Öyle herkes yapar. Öyle değil mi, hadislerde diyor ki mehdi zamanında bolluk vardır. Eyvallah. O diyor, mezarın başına gider “Küntü biiznillah” der mezardaki kalkar. Eyvallah. Mezardan birisinin kalktığını görüp de Müslüman olanla, aç kalmayı, üşümeyi, uykusuz kalmayı, zorda kalmayı, okulda çile çekmeyi, anne babadan ters yüz görmeyi, eşinden terslenmeyi “Nereye gidiyorsunuz gene” “Bugün sohbet varda” “Gidin siz sohbete çoluk çocuk biz burada bekleyelim” takazalarına, “Siz Mustafa abinizi benden fazla seviyorsunuz bu gece gidin onunla yatın” laflarına, gelsin de çeksin o bir. Bir çile çeksin bizle. Saat üçte zili çal çal çal uyandığı halde uyanmasın kadın da adamın söyleyecek bir lafı da olmasın, o zaman görelim biz… Bayan kardeşler “Sohbet var zikir var şuraya gideceğiz buraya gideceğiz” dediklerinde, kocası “Oturun bir tek Allah’a siz mi inanıyorsunuz” dediğinde o kadının o takazayı çekmesi, kocası onu zikrullaha müsaade etsin diye dokuz parende atması, babası onu semaya zikrullaha göndersin diye babasının önünde on dokuz takla atması… Gelsin onları görsün de bir görelim. Mehdiye değil Hazreti Muhammed-i Mustafa’ya gözünüzü dikin. Onun sünnetini yaşamaya çalışın, O’nun haliyle hallenin. O yüzden benim diyen mehdi gelsin. Bak tekrar söylüyorum var ya şimdi bi sürü mehdi, televizyonun karşısında mehdilik güzel, hatunları da bi oynat Ankara havası sende çık böyle bi bak, eline bir tane de mendil, harika. Ertesi gün yaz ama, ben mehdi değilim gülüp eğlenmeyi, oynamayı seven delikanlıyım de 70 yaşındayken. İhtiyarların en kötüsü gençliğe özenenlerdir. Böyle kolay. Veyahut ta git Amerika’ya Amerika’da bir elin yağda bir elin balda mehdilik kolay. Bir de televizyon kur, basın-yayın kur. Valla aklım ermiyor bu parayı nerden buluyorlar. Milletin en güzel sevenleri var. Hiç olmayacaksınız siz. Yok. Andırıyorum, andırıyorum desem yalan olur. Yok, tık yok gene. Televizyonu kur, çık televizyonun karşısına, mehdilik kolay. Bas parayı, bastır parayı, mehdilik kolay. Bir kanalda değil, birkaç kanal. Ertesi gün peygamber olarak zaten zuhur ediyor. Diyor ki biz nebiyiz. Ne? Nebiyiz. Mehdiydin, daha mehdiliği sindiremedik biz. Ardından nebi dedi, ardından değilim dedi, ardından bir daha nebi oldu. Böyle kolay. Olmadı “Bu alem Hazreti Muhammed-i Mustafa yüzü suyu hürmetine yaratıldı benim yüzü suyu hürmetime yaşatılıyor” de. Kolay. Benim meşhur bir sözüm var, ben dergâha yeni girdim böyle aşkım heyecanım yerinde. Kılı kırk yarıyoruz biz. Şimdi bunları
konuşmak istemiyorum ama konuşayım, bir gün Şeyh Efendiye dedim “Efendim ben helak oldum” “Ne oldu Mustafa Efendi” dedi “Efendim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini her daim görürdüm, bu ara göremiyorum” “Allah Allah” dedi “Oğlum baktın mı bir haram işledin mi hiç?” dedi “Efendim tövbe üzerine tövbe indiriyorum kafayı kıracağım” dedim, “Kıracağım kafayı” dedim, “Yok” dedim “Her rabıtamda göremiyorum şu anda her daim”. “Allah Allah” yaptı, yolda gidiyoruz. “Mustafa Efendi” dedi “Oğlum geçenlerde pazara gittin mi?” dedi “Gittim efendim” dedim “Domates mi seçtin pazardan oğlum?” dedi bi düşündüm evet domates seçtim. “Oğlum hiç mi Allah’tan korkmadın pazardan domates seçtin sergiden” dedi, “O pazarcı kötüsünü kimse satacak?” dedi. “Sufi adam pazardan domates mi seçer?” dedi. Siz gülüyorsunuz. Ciddi. ciddi bu! Yer yarılsaydı içine girseydim. Domates seçtim diye başıma geliyor bu. “Git onunla helallaş tövbe et” dedi “Emredersiniz efendim” dedim. Bir dahaki cuma gittim adamın sergisine, selamun aleyküm aleyküm selam. Tanıyor, bütün Bayındır tanıyor beni “Kardeş geçen hafta domates altmıştım ya burdan” “Evet bilader”. dedim “Ya seçtim ya buradan”, “Evet bilader?”, “Hakkını helal et”, “Ya bilader sen kafayı mı kırdın?” dedi “Sen bizim tanıdığımız abimiz değil misin? Sen ne oldun böyle?” dedi “Diyorlar senden için derviş oldu” dervişte değil, devriş oldu, bizim oranın şivesi. “Diyorlar senden için devriş oldu kafayı yedi vallahi inanmadım ya” dedi “Sergi senin olsun be abi” dedi, “Aman abicim ya sen boş ver ne derlerse desinler hakkını helal et bana”, “Helal olsun abi” dedi. Cuma günlerden. Neyse helallaştık tövbe ettik. Ben şimdi kendimi de sınayacağım ya, 3-5 arkadaş toplandık mescitte vur Allah zikrullaha kan revan gidiyor ortalık, dedim ben domates seçmenin başımıza getirdiği işe bak. Aradan üç gün geçmedi dört gün geçmedi, adam toto oynuyor kahvede. Toto oynuyor “Bugün Geylani hazretlerini gördüm” diyor. Duruyorum ben şimdi. Önündeki totoya bakıyorum elindeki cigaraya bakıyorum, Geylani hazretlerini gördüm diyor, susuyorum dervişlik var. Şeyh Efendi dedi çünkü “Oğlum kimseyi hor görmeyeceksin, hakir görmeyeceksin, bunda bu hal görünmez demeyeceksin aman, sıkıntı olur.” Susuyorum ben. İçimden de diyorum ki: kimisine kepçeyle, bize çay kaşığınla. Biz domates seçeriz perdeler kapanır her yer karanlık olur, adam toto oynuyor Geylani hazretlerini görüyorum diyor. Ha dedim ki Mustafa Özbağ demek ki bizde çay kaşığınla. Bir şey daha, son: Nikahım nikah, fıkıhı biliyorum. Evlendim, nikahım nikah. Durduğum yerde Şeyh Efendi zakirliğimi aldı benim. Hiç sormadım, tamam aldı, aldı. Aradan bir müddet geçti Nevşehir’e gittik dönüyoruz, döneceğimiz zaman zakirliği tekrar orda Nevşehir’de geri verdi. Başkaları soruyor, ben de yan yana otobüste geliyoruz şimdi biz. Oradan başka birisi soruyor zakirliği alınan adamın akrabaları, arkadaşın akrabaları soruyor “Efendim Musta Efendinin zakirliği neden alındı? Neden verdiniz?” Şeyh Efendi bi lafı yuvarlamak istedi olmadı. O arkadaşta bir köyün çavuşu. Tekrar sordu. Şeyh Efendinin söylediği şey şu “Evladım, Mustafa Efendi nikah esnasında mehrini konuşmayı unutmuş. Piranlar toplandılar ceza vereceklerdi ceza vermelerine gönlümüz razı olmadı dedik ki zakirliğini alalım ceza vermeyin. Sonrada oğlum ne yapayım pir efendiler çok seviyorlar onu toplandılar, zakirliğini ver onun tekrar, dediler bizde onların emrindeyiz biz de verdik” dedi. Mehri unuttuğum için. Bir şey anladınız mı? Siz dininizi yaşayın. Öyle
hatun oynatmakla mehdi olunmuyor. Anladınız mı? Görseniz mehdiyi burada kapının önünde deyin ki Kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatmak için emrolunduk. Mehdi beklemek için değil. Güzel bir konuydu belki de uzun müddet parça parça sorulan soruların hemen hemen hepsine bir cevap olmuş oldu. Allah razı olsun soruyu hazırlayandan. Bu noktada da gerçekten ümmeti Muhammed’in içerisinde pimi çekilmiş patlamaya hazır bomba gibi. Çalışmaya gayret etmeye güç yetiremeyenlerin saklandıkları bir yer. Allah muhafaza eylesin.
Nefes II — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları