MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 34/36
1433-1434. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Hem buradaki kardeşler, hem de değişik medya üzerinden izleyenler hepiniz de hoş geldiniz. Cenab-ı Hak cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda yürüyen, mücadele eden, koşturan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim son nefesimize kadar buyurun: ‘Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu veresuluhu’ diyerek yaşamayı, yaşatmayı, ölmeyi ve dirilmeyi cümlemize nasip eylesin inşallah. Bir soru var, ondan sonra sohbete başlayalım.
Tabii önce bizim zeybeklerden Onur kardeşin babası bugün vefat etti. Allah rahmet eylesin inşallah. Az önce burdaydı, kalk bir ayağa. Aferin! Dervişlik böyle işte. Baban, annen, sevdiğini gömeceksin, akşamına ders varsa derse geleceksin. Takdire şayan! Burda görünce kendisini az önce Allah razı olsun, o yüzden içimden geçeni söyleyeyim, Allah razı olsun, devamlı olsun, Cenab-ı Hak muinin olsun inşallah. Kardeşlerimiz inşallah önümüzdeki perşembeye kadar babası bizi severdi, biz de babasını severdik, Allah razı olsun. Cenab-ı Hak taksiratını affeylesin inşallah. Rabbim habibinin şefaatine nail eylesin inşallah. O yüzden önümüzdeki perşembeye kadar inşallah arkadaşlar tevhid okurlarsa önümüzdeki perşembe inşallah bağışlamasını yaparız. Geciktim bugün, zaten görmüşsünüzdür, bizim Bayındır’ın çetesi geldi, Allah razı olsun onlardan da biraz o yüzden geciktik. Haklarınızı helal edin. isterseniz helal etmeyin de bir görün başınıza ne gelecek! Hele bir de Bayındırlılar burda, öbür Bayındırlılar da burda, o yüzden! Var
mı Bayındırlı olmayan içinizde? Yok! Herkes Bayındırlı olmuş elhamdülillah, evet.
Evet, geçen hafta dört kapı kırk makamdan devam ediyorduk ve geçen hafta şeriat kapısını ve şeriatın on makamını konuşmuştuk. Bu hafta da tarikat kapısından ve tarikat kapısının on makamından, ardından hakikat, ardından marifet, öyle devam edeceğiz. Bazen hakikat ile marifet yer değiştirir bazı öğretilerde. Bu o kadar çok teknik bir problem teşkil eden bir şey değil. Çünkü bazı eserlerde bakarsınız işte hakikat önde, marifet arkasında; kimisinde de marifet önünde hakikat arkasındadır. Bu o kadar çok problem olacak bir şey değildir. Biz marifeti üçüncü, hakikati dördüncü kapı olarak görürüz. O yüzden biz ikinci kapı olan tarikatı, ondan sonra da marifeti konuşacağız inşallah.
Tarikatın birinci kapısı tövbe etmektir. Bir kimse geçen haftadan şeriatın ahkâmını ders etmiştik. işte iman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, helal kazanmak, haramdan uzak durmak, nikâh yapmak yani evlenmek, çevreye zarar vermemek, peygamberlerin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak, yaramaz işlerden sakıncalı işlerden uzak olmak diye bunu geçen hafta biraz da hafiften açaraktan öyle ders yapmıştık. Yine hafiften açaraktan gideceğiz. Çünkü bunların hepsi de aslında başlı başına birer konu. Bu sohbet buraya denk gelince inşallah niyet ettim, bu dört kapı kırk makamı daha teferruatlı bir şekilde ders yapmaya. Çünkü bu ders buna yetmeyecek. inşallah Cenab-ı Hak fırsat verir, zaman verirse böyle bir ders yapmaya karar verdim. Bu işin çünkü bu Orta Asya’dan gelen Horasan erlerinden gelen silsilenin yani sûfi silsilesinin olmazsa olmazı bir öğretidir bu. . Biz de o öğretinin içinde olan bir topluluk olarak görüyorum. O yüzden inşallah bu öğretiyi böyle daha geniş, daha kapsamlı bir şekilde, böyle sıralı bir şekilde inşallah bunu daha da teferruatlandıraraktan inşallah sohbet edeceğim. inşallah onu da böyle bir yazılı risale haline getirilirse inşallah onu da böyle bir küçük risale gibi bastıttırırız inşallah. Cenab-ı Hak nasip etsin inşallah.
Tövbe etmek, tarikatın ikinci kapının birinci makamı. Şimdi bakın, bunları makamı olarak sıralıyoruz yani tövbe etmek bir makam bir kimse veyahut da ne bileyim işte bir üstaddan ders almak, bir mürşide intisab etmek bir makamdır. Şimdi mürşidi olmayanın o makamı olmaz veya bırakan o makamdan düşmüş olur veya günah işliyor, günahtan sonra tövbe etmiyor. O kimse tövbe makamından düşmüş olur. Bakın bunların hepsi de birer makamdır. Bu sıraladığımız kapının içerisindeki haller.
Tövbe etmek; ‘Allah’a samimiyetle tövbe edin. Rabbim kötülüklerinizi siler’ der Ayet-i kerimede. Tahrim 8: ‘Tövbe eden hiç günah işlememiş
gibidir.’ Hadisi şerif: ‘Allah tövbe edenleri sever.’ Ayeti kerime. Şimdi ama sufilik yolunda tövbe etmek o kimsenin o güne kadar Allah’a isyan noktasında olan her şeyini terk etmesidir ve o kimse tövbesinde sadık kalmasıdır. Artık daha önce işlemiş olduğu günahlara tekrar geri dönmez. Bu avamın tövbesidir. Bakın bu avamın tövbesidir. Önceden içki içiyordu, içmiyor artık. Önceden namaz kılmıyordu, kılıyor artık. Bu avamın tövbesidir. Bu o kimse günahı kebairleri, haramları bıraktı geri döndü o avamın tövbesi.
Bir de hasın tövbesi vardır. Hasın tövbesi nedir? O kimse gafletine tövbe
etmeye başlar. Bu da hasın tövbesidir.
Bir de hasü’l hasın tövbesi vardır. Hasü’l hasın tövbesi nedir? O bir an gözünün önünden sevgilisi giderse ona tövbe eder. Bu da hasü’l hasın tövbesidir. Ama bir kimse sufilik yoluna girecekse işte öncekiler öyle yaparlarmış. Üstadın önüne gelip tövbe vermek derler ya üstadın önüne oturur üstadına söz verir. Der ki ben bugüne kadar işlediğim bütün günahlara tövbe ediyorum. Bir daha geri dönmemek üzere üstadıyla biatlaşma yapıyor. Üstadına söz veriyor çünkü. Bir daha o işleri yapmayacağına dair ve üstad da onun o tövbesine binaen Cenab-ı Hakka münacaat eder, der ki bu bana söz verdi, bu konuda yemin etti, akit yaptı, eski işlemiş olduğu günahlara bir daha dönmemeye söz verdi. Ya Rabbi sen bunu affeyle diye ona ne yapar? Ona dua eder. Ona himmet eder. Artık o, derviş olma yoluna girdi.
Ardından hemen ikinci kapı ne? Mürşide teslim olma. Onun öğütlerine uyma, ona biat etme. Bakın bu da ne? Bu ikinci kapı oldu, tarikatın kapısı. O kimse ne yaptı? Hemen o üstada intisap etti. O üstada bağlandı, artık asla ve asla onun sözünden dışarı çıkmıyor. Kar da olsa zarar da olsa onu nefsine acı da gelse tatlı da gelse ona ne bileyim işte bazı şeyler kafası alsa da almasa da Kur’an sünnet dairesinde o üstadına teslim oldu. Mürşidinin öğütlerine, mürşidinin tavsiyelerine, mürşidinin nasihatlerine tam olarak intibak sağladı. Ondan asla ve asla zerrece ayrılmamaya gayret ediyor. Bu da ne? Tarikatın ikinci kapısı.
Ondan sonra ne? Artık o bir tarikat erbabı oldu. Tarikat erbabı demek sünneti seniyyeye uymak demek. Hz.Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetlerini, olmazsa olmazlarını artık üzerinde taşıyacağım demek. Bunun başlığı nedir? Temizliktir. O kimse temiz bir kimse olarak toprağın üzerinde yürümeye başlar. Temiz, temizlik! O kimsenin vücut temizliği, o kimsenin ağız temizliği, o kimsenin kıyafet temizliği, o kimsenin yaşadığı yerin temizliği, o kimsenin ibadet ettiği yerin temizliği…Bütün temizlikle alakalı üzerinde temiz olmayı o üzerinde barındırır. Bir sufinin sakalı karman çorman olmaz. Bir sufinin saçı başı yağlı pis olmaz. Bir sufi ekşi ekşi kokmaz. Bir sufinin ağzı kokmaz, bedeni kokmaz. Bir sufinin kıyafeti
kokmaz, yeni değildir bu, illaki yeni olması şart değildir. Bir sufi temizdir. Yaşadığı ev yaşadığı alan da temizdir. Bir sufinin evine ne zaman giderseniz gidin evini tertemiz görmeniz gerekir. Bir sufinin yaşadığı yer tertemiz olması gerekir. Benim büroyu ölçü etmeyin siz, benim büroyu görenler ya bu temizliği bize söyleyen bu adam mı demesin, bunu da baştan söyleyeyim. Ben orda normalde anca yetiştirebiliyorum, yaşım atmış bir. Sen demiyorsun değil mi öyle bir şey? Ama senin büro çok temiz de baktığında, evet, kıyaslanmaz tabii! Şimdi ama sufi yaşadığı yeri ve kendi üzerini temiz tutmakla mükelleftir. Bakın temiz tutacak. Esnaflar, toplum içinde yaşayanlar, buna çok dikkat edin. Buna çok dikkat edin! Ağız kokunuza, kılığınıza, kıyafetinize, saçınıza sakalınıza, dişlerinize dikkat edin. Genç bayanlar, kendinize dikkat edin. Evlerinize dikkat edin. Kadınlar! Temiz olun! Eşleriniz eve geldiğinde temiz bir kadın, temiz bir ev görsün. Temizlik bu konuda çok önemli. Allah muhafaza eylesin.
Peki dördüncü kapı ne? İyilik yolunda koşturmak, iyilik yolunda savaşmak, iyilik yolunda mücadele etmek. Bir tarikat ehlinin, bir sufinin iyilik yolunda mücadele etmesi, iyilik yolunda savaşması gerekir. Sufi asla ve asla kötülük düşünmez. Ağzından kötü bir söz çıkmaz, gözünden kötülük çıkmaz, kulağından, elinden, ayağından, uzuvlarından, kötülük çıkmaz. Sufi kötü düşünmez. Sufi iyilik yolunda koşturur, elinden geldiğince etrafına iyilik olur. iyilik yapar: ‘Sizin en hayırlınız, etrafına zarar vermeyeninizdir.’ Hadisi şerif. Daha bir üstü: ‘Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.’ Sufinin ölçüsü budur. Sufi etrafına zarar vermez. Hatta ne yapar? iyilik yapar. Mümin odur ki etrafındaki insanlar, müminler, insanlar, onun elinden ve dilinden emindirler. Senin elinden ve dilinden emin olacak insanlar. Elinden emin olmak ne demek? Hırsızlık! Şimdi artık insanlar bir yerden gidip mal çalmıyorlar. Mesai saatlerinden çalıyorlar. Birisinin ücretini tam vermemekten çalıyorlar. Elinden emin olmak, yani o zaman elini sen zulme kaldırma. Elini fasıklığa kaldırma. Elini fitneye kaldırma. Elini fitneden uzak tut. Haramdan uzak tut. Münafıklıktan uzak tut elini, kâfirlikten, gâvurluktan uzak tut elini. Elinden emin olacak insanlar. Aslında bütün varlık, bütün canlılar senin elinden emin olacaklar, dilinden emin olacaklar senin, dilinden emin olacak. Sen gıybet etmeyeceksin, dedikodu etmeyeceksin, iftira etmeyeceksin. Dilinden emin olacak.
Derviş kardeşine sen kalkıp da tepeden konuşmayacaksın. Derviş kardeşinin hatasını herkesin içerisinde söylemek dervişlik değil, sufilik değil. Üstadının adabını, erkânını, üstadının bir konudaki herhangi bir edebini söylerken dahi onu kenara çekeceksin. Ona özel nasihat edeceksin. Öyle herkesin içerisinde ona üstadımızın böyle edebi var, sen bunu nasıl böyle yaparsın,
demek üstadının edebini bilmemek demek. Senin üstadın insanların içerisinde senin hatanı kusurunu senin yüzüne söylemez. Sen insanların hatasını, kusurunu, insanların içerisinde söylüyorsan sen edebe mugayyir olan sensin. Senin hatanı, kusurunu üstadın herkesin içerisinde söyledi mi sana sen bir başkasına söylüyorsun? O zaman insanlar iyilik yolunda mücadele edecek olan, iyilik yolunda koşacak olan sufiler, dillerine dikkat edecekler. Şeriatın makamlarından birisiydi haramlardan uzak durmak. Dilinle haramdan uzak dur. Sufiler aldanmayın, kanmayın. Birisine normalde üstadımızın edebini, adabını ben ona naklediyorum, ona nasihat ediyorum derken toplum içerisinde insanları azarlamayın. Toplum içerisinde insanlara tepeden konuşmayın. Bu sufilik değil. Bir insanın eksikliğini, yanlışlığını insan içerisinde, toplumun içerisinde yüzüne söylemek doğru değil. O zaman biz iyilik yolunda konuşacaksak dilimize dikkat edeceğiz, gözümüze dikkat edeceğiz, elimize ayağımıza dikkat edeceğiz. Önce zarar vermemek. Kendimizi buna alıştıracağız. Diyeceğiz ki benim elimden, dilimden, ayağımdan, kolumdan, gözümden, her türlü her şeyimden zarar çıkmayacak. Bile bile ben zarar vermeyeceğim hiç kimseye. Ben kasıtlı olarak birisine zarar vermeyeceğim. Ben birisini dilime dolamayacağım. Müslümanların yaptığı en büyük yanlışlıklardan birisi bu.
Beşinci makam ne? Hizmet etmek. Sufi hizmet ehlidir. Sufi hizmet eder. Hizmet etmeyen sufi, sufi değildir. Neden hizmet eder? Nefsini terbiye etmek için insanlara faydalı olmak için hizmet eder. O zikrullah yapan o cemaate hizmet etmek, zikrullah yapan cemaate hizmet etmek, hizmetin en büyüğüdür. Sufilere hizmet etmek, hizmetin en büyüğüdür. Ama hizmet ediyorum derken sen kendini tepede tutarsan, insanları kırarsan, üzersen, insanlara tepeden bakar hor davranırsan, insanlara çay dağıtırken, yemek dağıtırken veya bir hizmet görürken kibirlenirsen yapma. Senin için o günahı kebair oldu. Hatta küfre düştün. Yapma! Kendini terbiye et. Tevazu sahibi ol. Hizmet etmek kadar önemli bir işlev yoktur. Kır nefsini. Nefsini kır. Ne dedi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretler? Sordu Yahudiler buranın emiri kim? Ümmetine hizmet eden dedi. Bu mecnun dediler ya kafayı kırmış, su dağıtıyor ya Hendek gazasından önce! Gittiler, bir gölgelikte oturan Hz.Ebubekir efendimize, baktılar kılığına kıyafetine, herhalde dediler buradan emiri bu, gölgede de oturuyor ya! Gittiler dediler ki buranın emiri kim? O da su dağıtan hazreti peygamberi gösterdi, ümmetine hizmet eden dedi. ikisi de aynı lafzı kullandı, aynı cümleleri, aynı kelimeleri kullandılar. Kalp, kalpte fena olmuş. Fani olmak budur. Sevenin sevdiğinde faniliği budur. Kelimeleri bile aynı çıkar, aynı cümleleri kurarlar. Sevenin sevdiğinde fani olmasıdır bu. Öyle ben seni seviyorum demekle sevilmez. Seviyorum
demenin arkasından getireceği bir tecelliyat olması gerekir. Evet, güzel kelimedir seni seviyorum. Herkes duymak ister; erkekler eşlerinden duymak ister, kadınlar kocalarından duymak ister, çocuklar anne babalarından duymak ister, anne baba çocuklarından duymak ister. Ne kadar güzel bir sözdür. Seni seviyorum demek, muhteşem bir şeydir ama Hz.Pir’in dediği gibi buna delil gerek. Bakın, Hz.Ebubekir(r.a), hazretleri ile Hz.Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri aynı sözü söylüyorlar. Önce Hz. Peygamber diyor, ümmetine hizmet eden diye, ardından Hz.Ebubekir efendimiz diyor ümmetine hizmet eden. O zaman bir sufi hizmet ehlidir. Etrafına hizmet eder, derviş kardeşlerine hizmet eder, evet yoluna hizmet eder, evine hizmet eder, eşine hizmet eder, çocuklarına hizmet eder, arkadaşlarına hizmet eder. Hizmet eden evlâdır. Hizmet eden! Sufiler zorla kendilerine hizmet ettirmezler. Sufiler benim çayım bitti demez. O kendine hizmet ettirmektir. Bana bir bardak su verir misin demez. Kendine hizmet ettirmektir o ama bir yerde ortalıkta dolaşan varsa çay dağıtan, su dağıtan bunlara söylenebilir.
Burda bizim vazifeli kardeşler var şimdi onlar dolaşıyorlar ortalıkta. Onlardan su istenebilir, onlardan çay istenebilir. Bunda bir sıkıntı yok ama vazifeli yok ortalıkta, herhangi bir kimse yok. Ben diyeceğim ki işte: ‘Onur kalk, bana bir çay getir.’ Neyse ben desem hakkımdır da şimdi yanlış anlaşılmasın, ben kendimde o hakkı görüyorum öyle bir şey de. O yüzden kendimde onu görüyorum ama mesela Özgür’le Onur. Özgür sen Onur’dan büyüksün herhalde değil mi? Bir yaş, aaa, aynı yaşıt sayılırsınız. Birbirlerine, mesela kalkıp da böyle emrivaki dervişliği öne sürerekten, hadi bana bir çay getir demeyecek, hizmet istemeyecek kendine. Aranızda bir yaş mı var ya? Yaşıt sayılırsınız yani, maşallah. Kaç ay var aranızda? Hesaplamadınız mı hiç? Tamam. Tabii eskiler hesaplarlardı ya önceden, değil mi? Sen de hesaplıyor musun ara sıra? Sen mali müşavirsin. Sende de hesap kitap çok. Senin işin hesap, evet. Hemen hesaplıyorlar onlar çünkü hesaba düşkünler. Şimdi birbirinden böyle kalkıp da emirvaki hizmet istemek sufilerin işi değil. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Haksızlık yapmaktan korkmak. Bu da altıncı makam. Haksızlık yapmaktan korkacak insan. Eşine, çocuklarına, yanında çalışan elemanlarına veya patronuna veya bir derviş kardeşine haksızlık yapmaktan korkacak o insan. Haksızlıktan şeytandan kaçar gibi kaçacak. Haksızlık yapmayacak, adaletli davranacak. Çünkü haksızlığı ortadan kaldırabilmesi için adalet gerekli ama ne yazık ki yani islam dünyası adaletsizlikler dünyası. Ne yazık ki böyle ama biz haksızlık yapmamaya adaletsiz davranmamaya gayret edeceğiz. Mücadele edeceğiz. Kimseye haksızlık yapmayacağız. Kimse adaletin dışında davranmayacağız ama balık baştan kokuyor. Önce bizim hukuk
sistemimiz adaletsiz. Evet, adalet tecelli etmiyor, insanların arasında da adalet yok. Ailelerin içerisinde de adalet yok, haksızlık diz boyu. Allah bizi affetsin.
Yedinci makam, ümitsizliğe düşmemek. O ne olursa olsun asla ümitsizliğe düşmeyecek. Hani Şibli’de geçer bu. Şibli’nin eserinde geçer. Yeryüzü demir levhalarla kaplı olsa, gökyüzü bakır levhalarla kaplı olsa, yine rızıktan endişe etmem, ümitsizliğe düşmem diye bir evliya sözü var. işte hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemek ama insan ümitsizliğe düşmemek derken böyle kendince gücünün, kudretinin, kuvvetinin, halinin nispetinde işlerle uğraşacak, boyunu aşan işlerde uğraşmayacak, kendini utandırır. Hani Hz. Pir diyor ya: ‘ Sen bir saman çöpü bir dağı kaldırabilir mi’ der ya. Sen bir saman çöpüsün, bir dağı kaldırabilir misin? Kaldıramazsın. O zaman saman çöplüğünü bil, dağı kaldırmaya kalkma. Sen bir dağı çekemezsin veyahut da sen kendince kendini analiz et. Kendince kendini analiz edip ben ne iş yapabilirim ne iş yapamam, neyi başarabilirim, neyi başaramam ben neye layığım, neye layık değilim bunu gör kendin ve kendince bunu görerekten hareket et. Ümitsizliğe düşme. E senin on liralık sermayen var, sen iki bin liralık iş yapmaya kalkıyorsun. Zorluyorsun ve ümitsizliğe düşüyorsun. Canım kardeşim, sen kendini analiz etmedin ki! Ben bazen kardeşlere diyorum. Ne iş yapacaksın? Şu işi yapacaksın. Ne kadar sermayen var? Şu kadar. Yapamazsın diyorum. Sebep? Ya o sermayeyle o iş olmaz veya bir iş yapacak, sen bu iş yaptın mı daha önce? Hayır. Bu işi yapan bir yerde çalıştın mı? Hayır. Şunu yapanı gördün mü? Hayır. Kardeşim nerden gireceksin sen bu işin içine? Ondan sonra ümitsizliğe düşecek o. Ümitsizlik de şeytanın vesvesesi. Ardından küfre düşecek. Çünkü ancak kâfirler Allah’tan ümidi keserler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz ümitsizliğe düşmeyeceğiz ama bizi ümitsizliğe düşürecek olan her şeyden uzak duracağız.
Sekizinci, ibret almak. ibret almak, ders almak, bir şeyden kendimize ders çıkarmak, bir olaydan kendimize ders çıkarmak, başımıza gelen bir hadiseden veya bir başkasının başına gelen hadiseden ibret almak, ders çıkarmak, tecrübe sahibi olmak ve o tecrübeyi icra etmek, yerine getirmek. Bu muhakkak önemli. Ders çıkarmak ibret almak, ondan sonra nasihat ve muhabbet sahibi olmak.
Dokuzuncu, makam. Artık sen böyle bu şeriatın ve tarikatın makamlarını yaşadın, artık nasihat sahibi oldun, artık sen etrafına nasihat edeceksin. iyilik yapıyorsun, iyilik yaptığın için senin iyiliği methetmeye iyiliği anlatmaya, nasihat etmeye hakkın var. Kötülüklerden uzak duruyorsun artık nasihat edebilirsin. Ey kardeşim! Sen kötülüklerden uzak dur. Üzerinizde bulunan bir makamı nasihat edebilirsiniz. ‘Ey Habibim! Sakın ha yapmadıklarını nasihat edicilerden, tebliğ edicilerde olma’ ayeti kerimesi artık
senin üzerinde tecelli ediyor. Sen gıybet etmezsen gıybet etmeyin sözün tesirli olur. Sen iftira atmazsan iftira atma sözün tesirli olur. Sen bu şeriatın ve tarikatın makamlarını geçersen ve bu makamlarda oturursan bu makamlarda mukim kalırsan evet, senin nasihatini dinlerler. Evet, sen o zaman muhabbet sahibi olursun yani insanlarla muhabbet edersin ve insanlar sana muhabbet besler. insanlar sana muhabbet beslemiyorsa kabahati insanlarda arama, kendinde ara. Eğer senin nasihatini dinlemiyorlarsa sen insanlarda kabahat arama, kendinde ara. Sen demek ki nasihat edecek makama henüz gelmemişsin. Sen henüz daha muhabbet edilecek bir makama gelmemişsin. O yüzden o makama gelmek için şeriatın makamlarını, o makama gelmek için tarikatın makamlarını oturup yerleştirmen gerekir. O zaman sen nasihat ve muhabbet sahibi olursun.
Onuncu, tarikatın makamı, özünü, insanın kendisini fukara görmesidir. Sufi kendisini fukara görür. Çünkü Cenab-ı Hak ayet-i kerimede beyan etmiştir ki hepiniz Allah indinde fukarasınız, Allah ganidir demiş. Kendini fukara görmek, Allah indinde, kendini hiçliğe doğru götürme. Sakın âlimim deme, fukara gör kendini. Sakın ben şeyhim deme, fukara gör kendini. Sakın ben iyi bir sufiyim deme, kendini fukara gör. Sakın ben zenginim deme, kendini fukara gör. Sakın benim katım var, yatım var, arabam var görme, kendini fukara gör. Bu dünyada fukara bir şekilde yaşa. Bu cimrilikten değil, bu tevazudandır, bu gösterişten, şatahattan, şatafattan kaçmaktır. Sen şeytana tapanlar gibi gösterişe düşme. Sen heva ve hevesini ilah edinenler gibi şatafata, şatahata düşme. Sakın ben şöyle âlimim, ben böyle şeyhim, ben böyle dervişim, ben böyle zakirim, ben böyle hal sahibiyim, ben böyle rüya görürüm, ben böyle hal görürüm, benim gördüğüm hali kimse görmez, benim gördüğüm rüyayı kimse görmez. Sakın ha! Sen daha yuvasından uçacak kuş olmadın, kendi kendine kanatlandım zannetme! Kuşun ahmağı, kanatları tüyleri çıkmadan uçma sevdasına düşer. Uçma sevdasına düşen kuş ahmaklığından kendisini yuvadan atar, kediye köpeğe yem olur. Kediye köpeğe yem olmak isteyen, olmadan önce oldum sevdasını düşüp yuvadan uçmaya kalkan ahmak kuşlardır. Ana kuş, o ahmak gördüyse onu, onu kurtarmak için uğraşmaz. Der ki benim getireceğim rızık ahmak bir yavruya gideceğine sağlam, zeki, iş yapacak, benim soyumu sopumu yürütecek kuşa yem olsun der. Onun gözünün yaşına bakmaz. Onun kendi kendine, kendi hevasından uçmaya çalışmasına bakmaz. O korur kollarken anası yuvada yokken, o kuş atar kendini. Zaten aşağıda kediler bekler. O kuş kendini atar atmaz kedi kapar onu. Kolay av olur. Sufinin aptalı, sufinin kibirlisi, sufinin kendini beğenmişi, kendisini oldum zanneder, ben uçacağım der, kanatlandım der, kendi kendini yuvadan dışarı atar, burnunun üstüne çakılır gider.
Fakîr görme kendini, fukara görme. Bu ticarette, sanatta, ziraatta, dervişlikte, evde, arkadaşlarının arasında, etrafta tevazu sahibi olup kendini fukaradan görme. Bilhassa Allah’ın önünde, Allah’ın önünde kendini bir şey görme! Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin önünde kendini bir şey görme! Üstadının önünde kendini bir şey görme! Bu insanı helake götürür.
O yüzden Allah’ın önünde kendinizi bir şey görmeyin. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yolunu takip edin, deyin ki sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud. Adem’in yolunu tutun, ben nefsime zulmedenlerden oldum, beni affet deyin. Adem’in yoludur bu. Âdem’in çocuklarının yoludur, o yolda yürüyün. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in önünde kendinizi bir şey zannetmeyin. Ona ümmet olmanın lütfu ve ikramı altında ezilin, kendinizde bir şey görmeyin. Allah muhafaza eylesin. Üstadınızın önünde kendinizi bir şey görmeyin. Biliyor olmuş olsanız dahi. Bu sizi perişan eder. Allah muhafaza eylesin.
Şeyh efendi bir laf söylüyordu, bazıları vardı, öyle değildi efendi baba! Oğlum, böyle böyle olmuştu diyor, o diyor ki efendim öyle olmadıydı o. Ben de olaya şahidim, bana döndü, nasıl olduydu Mustafa efendi dedi, sizin dediğiniz gibi böyle böyle böyle böyle olmuştu efendim dedim. Olduğunda o adam da yoktu yanımızda. Ondan sonra baktı, bana öyle demediler dedi. Ben sustum. Şeyh efendinin yanında ne diyeceksin. Şeyh efendi kafasını salladı, sustu. Neyse ben bir fırsatını buldum, bırakır mıyım! Mustafa Özbağ’ın şanına yakışmaz. Dedim sen orda değilsin. Sen orda olmadığın halde, ne yapmaya böyle konuştun? O benim orda olduğumu bilmiyor tabii! Olayın olduğunda ben ordaydım dedim. Velev ki olmayayım! Velev ki orda ol dedim. Önemli değil. Ne biliyorsun dedim? Şeyh efendi zahirde öyle bir şey yaşarken gözünün önünde, batında başka bir şey yaşadı dedim. Batında yaşadığı şeyi söyledi, ne yapacaksın dedim. Batından haberin var mı dedim. Yok, dedi. Duyduğunu söylemek yalan olarak yeter demiyor mu hadisi şerifte dedim ben, sustu. Sen nasıl dervişsin dedim ya! Sen nasıl dervişsin dedim. O yüzden bir kimse üstadının önünde öyle değildi böyle…Sordular mı sana? Yok. Bırak, sana ne!
Böyle şeyh Efendi’nin kaldığı bir yer vardı şeyh efendi de o kadar hassas, Allah rahmet eylesin ve küçücük bir rutubet olsa rutubeti hissediyor. Böyle koklar, Mustafa efendi, rutubet mi var burda? Var efendim. Ben yok demem, hissediyor o. Ben o kadar hassas değilim, o hassas. Evet, rutubet var oğlum burda. Hemen değiştirelim efendim. Evi değiştiriyoruz biz. Umredeyiz, hasta olmuş, duyduk gittik. Gelmedi çünkü akşam namazına iftara, sordum dediler işte birisi dediki bilmiyorum onun otelde kalan. Öbürküne sordum. O dedi ki görüşmedik. Bir başkasına sordum. Dedi ki hasta. Nasıl
hasta dedim ya! Bu akşam namazından sonra oluyor, yatsıya yakın. Hasta dediler. Allah Allah! Biz hemen yatsıyı kıldık, teraviyi kıldık, gittik onun kaldığı otele. ilk defa tabi odaya girdik biz onların. Biz de yeni gittiydik Medine’ye, biz sonradan gittiydik, baktım beş altı kişi aynı odanın içindeler, yer yataklarını yapmışlar, ondan sonra, şeyh efendi işte böyle bir yerde yatıyor. Onun yanında da öbür arkadaşlar yatıyor beraber umreye gittikleri kimseler. Birisi orda horluyor, birisi zaten sırtını dönmüş, dağınık bir vaziyette her şey. Eyvah! Ben başına gittim şimdi, sessizce oturdum. Bizim birkaç arkadaş var, onlar da geldiler. Tabi bizim böyle şeyler de var ya, hasta olduğu onun zamanları da biliyorum ya, ben gittim hafiften huuuu dedim, tak açtı gözünü. ‘Mustafa efendi hoş geldin’, hoş bulduk efendim.’ Ondan sonra, dedim, geçmiş olsun. Allah razı olsun oğlum, dedi. Neyse, baktı yanımızda arkadaşlar da var, böyle hafiften işte yastıkları arkaya koyduk, biraz böyle yarım oturur gibi oldu. Ben dedim, yatın. Neyse, biz giderken ayıp söylemesi işte meyve falan bir şeyler aldıydık. Hemen onları dedim rahatsızsınız, bir şey yememişsinizdir, işte biraz muz yiyin, biraz şu hurmadan yiyin falan. Onlardan yedirmeye başladık. Ondan sonra dedi, Mustafa Efendi, oğlum, rutubet var herhalde burda, dedi. Bende dedi, hasta oldum, dedi. Ondan sonra, herhalde dedi bu camdan geliyor dedi. Gelebilir efendim, dedim. Ben sizi dedim götüreyim bizim otele.
O esnada ordan nakip bir arkadaş geldi. O işlere de bakıyor, sorumlu, ondan sonra, böyle bir mevzu olunca o da buna şahit oldu. Şeyh efendi onu bir daha söyleyince hemen kalktı bu şimdi pencereye (kokluyor), yok efendim burda rutubet. Yok, koku yok. O var diyor, o yok diyor. Kafa döndü benim. Dedim efendim, ben sizi götüreyim dedim, hani gidelim. Tamam oğlum, gidelim dedi ondan sonra, hani yarın gidelim dedi. Yarın gelin alın beni burdan. Tamam efendimiz dedik biz, çıktık. O arkadaş da bizi hani hemen kapıdan gönderecek. Sen gel dedim. Bizim arkadaşlara dedim siz inin aşağı, ben onunla baş başa kalmam lazım. Onu tabii asansörde yasladım asansöre, sen kimsin lan dedim! Şeyh efendi burdan koku geliyor diyor, sen bir de kalkıyor kokluyorsun, kokmuyor diyorsun! Yok burdan rutubet gelmiyor diyorsun. Sen şeyh efendinin sözüne nasıl söz koyarsın? Bunun rengi mengi gitti. Asansörden aşağı ininceye kadar ben bunu bir hayli sıkıştırdım. Bir daha da dedim seni görmeyeceğim şeyh efendinin yanında dedim. Seni dedim görmeyeceğim, perişan ederim seni… Velhasılı kelam biz ertesi gün şeyh efendiyi götürdük otele.
Bir insan edep sahibi olacak. Susacak ya, sus! Edeb sahibi ol! O yüzden kendini fukara gör. Kendini biliyor görme. Allah muhafaza eylesin. Fukara gördükçe zenginleşirsin hem hâl olarak hem rüya olarak hem makam
olarak hem maddi olarak hem manevi olarak kendini fukara gör. Kendini acizlerden gör. Kendini zayıflardan gör. Bundan bir şey kaybetmezsin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. inşallah Rabbim nasip ederse önümüzdeki hafta da marifet kapısını inşallah sizlerle sohbet edeceğiz Allah’tan bir şey gelmezse eğer.
Ben saati telafi ettim. Saat kaç? 22.27 olmuş. Yani sohbete bu noktada kendimce geç kalmamın karşılığını verdim sayılabilir. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. inşallah Cenab-ı Hak cümlemizi kendi yolunda devam eden kullarından eylesin inşallah. Allah rızası için El- fatiha maassalavat. Âmin! Ecmain! Allah razı olsun.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları