MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 33/36
1427-1433. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim bizleri ve cümle Ümmeti Muhammed’i Hakkı hak bilip Hakkı hakça yaşayanlardan eylesin. Batılı batıl bilip batıldan uzaklaşan ve batılın hükmünü ortadan kaldırmak için mücadele eden, cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümle Ümmeti Muhammed’in dertlerine deva, hastalıklarına şifa, sıkıntıların defi için ya Rabbi bütün Ümmeti Muhammed’in maddi manevi afiyet olması için Rabbim bütün Ümmeti Muhammed’in bütün dertlerine, sıkıntılarına, belalarına, musibetlerine, her türlü gamına, kasavetine şifa versin inşallah. Âmin. Ecmain. Kaldığımız yerden inşallah devam ediyoruz. Konu başlığı vardı. Bir Rum kayseri yani bugünkü karşılığı büyükelçisi, Hz. Ömer(r.a.) hazretlerini görmeye gelmişti. Malum, elçiler bir ülkeden bir ülkeye atandıklarında gidip devlet başkanına güven mektubu sunarlar. O güven mektubundan sonra işlerine devam ederler. Bu öncesinden beri var. Hani bazen diyorlar ya işte Müslümanların hiç devleti olmadı diye, yalancılar var ya, böyle iftiracılar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, islam devleti kurmuştu ve ardından Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali ve Hz. Hasan efendimizin altı aylık bir dönemi oldu. Bu Normalde bazılarının böyle altın yıllar diye nitelendirdiğini ama bazı insanların da kalkıp bu zamana böyle küfür edercesine hakaret edip onlar altın yıllar değildi gibisinden konuştukları zamanla alakalı, Hz. Ebubekir(r.a.) efendimiz devlet başkanlığı yaptı. Sonra ne yazık ki Müslümanların içinden birileri çıkıp onu şehit etti. Ardından Hz. Ömer, ardından Hz. Osman, adından Hz. Ali ne yazık ki pardon, Hz. Ebubekir efendimiz değildi şehit olan, Hz. Ömer, Osman, Ali ne yazık ki üçü de şehit
edildiler Müslümanlar tarafından. Adı Müslüman. Biz içini bilemeyiz ve işte o ikinci halife, Hz. Ömer efendimize kendince güven mektubu sunmak için arıyordu ve onu ararken sonuçta Hz. Ömer(r.a.) hazretlerine bir kadın ne dedi? ‘Şu hurma ağacının dibinde yatan kimsedir, uyuyan kimsedir’ dedi. Koca Emirel Müminin Ömer, hurma ağacının dibinde uyuyor. Yanında asker yok, yanında koruması yok, yanında herhangi bir şeysi yok. Hiç kimse yok. O Ömer. Ben yeni islam’la tanıştığım zaman böyle değişik gruplarda anlatılan Ömer, öyle anlatırlardı, işte şöyle adalet sahibi, böyle adalet sahibi ve adaleti ile önde muhakkak Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri ama ne yazık ki Müslümanlar onun adaletini methederken aynı adaleti kendileri uygulayamadılar veyahut da bir makama gelenler, bir mevkiye gelenler ama siyaseten ama bürokratik olarak adaletli davranamadılar. O adalet terazisini ellerinden kaçırdılar ne yazık ki. Tabii bu bir kimse bir makama gelince, bir mevkiye gelince imtihan oluyor. Yoksa bir makama, bir mevkiye gelmeden o kimsenin ne ile imtihan olduğu bilinmiyor ve herkes diyor ki ben şu makama geldiğimde şöyle hizmet edeceğim, böyle adaletli olacağım ama o makama geldiğinde ne yazık ki o sözler unutuluyor. işte o Ömer! Benim çok hoşuma gider bazı şeyleri. Hani Mısır’a bir vali tayin ediyor, sahabeden. O vali valilik binasının kapısının önüne bir bugünkü tabiriyle bir sekreter koyuyor ya. Kapı yaptırıyor, bir de sekreter koyuyor, haber gönderiyor Mısır’a. Diyor ki eğer o valilik binasının önündeki kapıyı yıktırmazsan, o sekreteri de atmazsan diyor geliyorum oraya! O Ömer! Hani yine bir Mısır’a bir vali atıyor da o valiyi gönderirken bir tane afedersiniz binek atla göndermiş, malı, parası, pulu yok ama o vali geri döndüğünde bir hayli malla, parayla dönüyor. Bir hayli malla, parayla dönünce bu senin kazancın diyor. Doğru değil. Bunun içerisinde hile hurda var.
Sen valiliğini konuşturaraktan bu kazancı yapmışsındır deyip bütün malına el koyup devlete, beytülmale veren Ömer, öyle bir Ömer. Öyle bir Ömer ki birisi kafasını kaldırıp ona bakamıyor bile. Öyle bir Ömer, yani şedit çok, hukuku üstün tutan Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışa, bir meselede peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü varsa asla tevil etme ihtiyacı duymayan sahabeler bunlar, böyle. Rabbim hepsinin de şefaatini üzerimizden eksik eylemesin. işte o Rum kayser gelince bakıyor, orda hurma ağacının dibinde uyuyor. Tabii ellerini bağlıyor edeple, onun uyanmasını bekliyor ve Ömer uykudan uyanıyor ve kayser yani
“Rum elçisi Ömer’i tazim etti, ona selam verdi. Peygamber: ‘önce se-
lam sonra söz’ demiştir.”
Bunu da Hz. Pir ilave ediyor. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ne demiş? Önce selam sonra söz demiş. Hani zaman zaman derim ya
Mesnevi’de altı binin üzerinde hadisi şerif meali var diye. işte bu da bir hadisi şerif meali. Önce neymiş? Önce selammış. Bir topluluğa girdiğinizde selamünaleyküm diyeceksiniz. Böyle yeni moda selamlardan yok. Selam, merhaba, tünaydın, günaydın… islam’la alakası yok bunların. Müslümanların bir tek selamlaşma kelimesi var: ‘Selamünaleyküm.’ Bu! Bunu ilk nerde görüyoruz? Âdem aleyhisselamda. Cenab-ı Hak Âdem’i yarattı, Âdem’i yarattıktan sonra melekler cennette bir yerde halaka olmuşlar, sohbet ediyorlar. Cenab-ı Hak Âdem’e dedi ki: ‘Ey Âdem! Git o meleklere selam ver.’ Âdem aleyhisselam gitti, meleklere: ‘Selamünaleyküm’ dedi. Melekler ona cevap verdi: ‘Aleykümselâm ve rahmetullahu’. Yani Allah’ın selamını verdi. Allah sana rahmet etsin dedi melekler ona karşılık olarak. Demek ki selam ilk yaratıldığında Âdem aleyhisselamdan itibaren var olan bir selamlaşma. Evet, o yüzden Nisa Suresi, ayet 86: ‘Size bir selam verildiği zaman ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.’ Nisa, ayet 86. Bakın, selamlaşma, ayetle sabit.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, bir hadis-i şerifte: ‘selamı yayınız’ der. Başka bir hadis-i şerifte de: ‘Tanıdığınız tanımadığınız herkese selam veriniz.’ der. O zaman selam ne demek? ‘Selamünaleyküm’ deyince bir kimse, ben Müslümanım, ben Müslümanlardanım, ben müminim, ben bu topluluğa geldim selam verdim, benden size zarar gelmeyecek. Benim elimden, dilimden eminsiniz. Ben Müslümanlardanım çünkü. ‘Selamünaleyküm’ dedi, öbürkü de ‘aleykümselâm’ dedi. Öbürkü de dedi ki evet, ben de Müslümanlardanım. Sen de benden, elimden ve dilimden sen de emin ol. Çünkü normalde selam, Allah’ın isimlerinden birisi. O kimse ‘Selamünaleyküm’ ‘Aleykümselâm’ derken Allah’ı zikrediyor aynı zamanda ve Cenab-ı Hak diyor ki: ‘birisi size selam verdiği zaman ondan daha güzeliyle ona selam verin, karşılık verin’ yani birisi ‘Selamünaleyküm’ dedi, sen de ‘aleykümselâm verahmetullahu ve berekatuhu de’ örneğin. O sana daha fazlasından versin ve ilk selamı veren daha fazla sevap alıyor. Hangisi daha güler yüzlü olursa o daha fazla sevap oluyor. Demek ki selamlaşma Âdem’den itibaren var ama zirve neresi? Miraç. Selamlaşmanın zirvesi miraçtır ve Muhammed ümmetine o miraçtan kesit vardır. Ne zaman? Namazda, tahiyyatta. Tahiyyatta okuduğumuz bizim Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ve Allah’la ve Cebrail aleyhisselamın selamlaşmasını biz her namazın tahiyyatında okuruz. Nerden bize mirastır? Miraçtan. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri miraca çıktığında önce Allah peygamberine selam verdi, hoş geldin deyip. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de ‘Ettehiyyatü lillahi vessalavatü vettayyibatu’ dedi, cevap verdi ona. Her türlü hürmet, dua bütün iyilikler sendendir dedi Cenab-ı Hakka yani misli ile Cenab-ı Hakka
cevap verdi. Bakın tahiyyatta bu okuduğumuzun biz farkında değiliz. Tahiyyatta cem vardır. Sufilik olarak görüşeyim. Vahdete erme, birliğe erme vardır tahiyyatta. Namaz kılan kimse, bakın namaz kılan kimse tahiyyatta hem Allah’ın hâşâ ağzı olur hem Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzı olur hem Cebrail aleyhisselamın ağzı olur, hem Allah’ın kulağı olur hem Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kulağı olur aynı zamanda da Cebrail aleyhisselamın kulağı olur
Tahiyyatta o kimsenin kendisi yoktur çünkü tahiyyatta okunanların hepsi de Allah, peygamber, Cebrail aleyhisselamın arasında geçen selamlaşma ve konuşma faslıdır. Sen kendi kendini fasulye gibi bir nimetten sayma. Tahiyyatı cem olarak gör. Kendi varlığından kurtul, kendi kimliğinden kurtul, kendinden kurtul. Neden namaz müminin miracı oldu? Namaz müminin miracı. Miraçta Allah, Peygamber, Cebrail aleyhisselamın arasındaki selamlaşma ve muhabbet, bizim tahiyyatta oturduğumuz. O zaman namaz bize ne zaman farz oldu? Miraçtan sonra. Miracın hediyesi bize ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ‘ettehiyatü lillahi vessalavatü vettayyibatu’ dedi yani her türlü hürmet, salâvat, dua, bütün iyilikler sendendir dedi. Allah’ı övdü ve Cenab-ı Hak cevap verdi ona: ‘Esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihin’ yani ‘selam bütün ibadet eden salih kulların üzerine olsun’ dedi Cenab-ı Hak. Bakın her namazda biz kendi lisanımız değil, bizim lisanımız değil, Allah’ın lisanıyla namazda biz, Allah’ın üzerimize olan selamını alırız. Her namazda Muhammedi Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin selamını alırız ve Cebrail aleyhisselam da o esnada: ‘eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu’ dedi. O esnada dedi yani şahadet getirdi, dedi ki Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed de Muhammed(s.a.v) onun kulu ve resulüdür. Bakın, biz tahiyyatta oturduğumuzda hem Allah adına selam verdik Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin adına selam aldık verdik ve Cebrail aleyhisselamın kelamı ile biz Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin peygamberliğini ve aynı zamanda Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet getirdik. Namazda cem ettik. Cem ettik cem, vahdete ulaştık, birliğe ulaştık namazda. Eğer ki biz bunu idrak edebilirsek, bakın eğer ki biz bunu idrak edebilirsek! O zaman selamlaşmada benim nazarımda en önemli nokta, en önemli nokta namazda tahiyyata oturduğumuz zaman. Bakın tahiyyata oturmak farzdır. Namazın farzlarındandır ve oturduğunuzda siz orada miraçta yaşananı yaşarsınız. Miraç’ta yaşananı, namaz müminin miracıdır işte burasıdır. Namaz müminin miracıdır işte burasıdır. Selamlaşma ve selamlaşma ile alakalı çok hadisi şerif var eyvallah ama en önemli nokta burası.
Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar! Namazı böyle namaz olarak böyle geçiştirmeyin, namazın idrakine varın yani sen ‘Ettehiyyatü’yü okuduğunda, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ‘in, Cenâb-ı Hakka salâtu selam getirdiğini, ona meth ü sena ettiğini idrak et. Bunu idrak et. Senin dilinden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem konuşuyor, senin dilinden. Bu muhteşem bir şey. Sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin miraçta Cenâb-ı Hakka söylemiş olduğu duayı söylemiş olduğu methüsenayı senin dilinden sen Allah’a söylüyorsun ve Cenab-ı Hak sana yine senin dilinden cevap veriyor ve Cebrail Aleyhisselam senin bu alışverişine şahadet ediyor. Cebrail Aleyhisselam bu alışverişe şahadet ediyor, bu selamlaşmaya şehadet ediyor. Belki de selamlaşmanın en zirve hali ettehüyatüdeki selamlaşma, en zirve hali ve cem hali, birlik hali ve düşünebiliyor musunuz? O vahdet senin üzerinde oluştu. Sen halifesin çünkü. O cem, namaz kılanın üzerinde oluştu. Böyle bize namaza gerek yok, sen benim kalbime bak, yok işte biz öyle sufilik yaşıyoruz yok şu makamdayız, şu çakradayız otur oturduğun yerde! Namazın yoksa dinin bile yok senin! Otur! Boş muhabbet yapma. Beş vakit namaz kılan şuurlu kılıyorsa Allah’la selamlaştı, Resulullahla selamlaştı sallallahü ve sellem e, Cebrail aleyhisselamla selamlaştı, cem oldu üçü de. O zaman selam verirken de alırken de şuurunuzu yükseltin, ferasetinizi genişletin, algınızı yükseltin ve namazdan çıkarken selam verdin yine. ‘Esselamu aleyküm ve rahmetullah’ sağına selam verdin. Kimlere selam verdin? Hava boşluğuna mı verdin? Sağında bütün peygamberler; Âdem’den Hz. Muhammedi Mustafa( s.a.v)’e kadar ismi açıklanmış açıklanmamış, kitabı olan kitabı olmayan rivayetlerde var ya yüzyirmidörtbin veya daha fazla diye Âdem’den itibaren. Hangi Âdemse, kaçıncı Âdemse, hangi perdedeyse, âlemin hangi tecelliyatında, perdesindeki peygamber var ise… Siz bu âlemi sadece dünya, cennet, cehennem olarak sınırlamayın. Ne kadar âlem var ise ve onca âlemlerde ne kadar peygamber var ise ve o âlemlerde o peygamberlerin ümmetleri var ise… Veliler, evliyalar, salihler, şehitler… Bunu sadece dünya hayatıyla sınırlama. Bunu dünya hayatı ile sınırlama.
Hepsine birden selamlaştın. Selamın ehemmiyetine ver ve bir topluluğa girdiğinizde sakın ha! Eğer o topluluk kâfirse selamün aleyküm denmez. Kâfire de selamün aleyküm denmez. Onlara merhaba de. Mümin bir topluluğa, mümin bir kimseye selamünaleyküm denir. Mümin bir kimse evine girerken selamünaleyküm der. Evinde isterse hiç kimse olmasın, boş olsun ev. Kapıyı aç, esselamün aleyküm ve rahmetullahu ve berekatuhu de aleykümselâm de, selamı kendin al yine. Ev boş deme, bu âlemde boş bir yer yok. Bir odadan bir odaya dahi geçsen selam ver. Hatta sesli ver. Sesli verirsen varsa cinni taifesi orda keferelerden, cinnoşlardan, yürür gider. Sesli ver,
‘esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu’ de şedit ver öyle bir şey varsa. Şüphelendin, evet, mümin vakarlı olur. Mümin sert olur gerekirse. Gireceksin varsa orda kâfir cinnoş, kendi kendine düşünüyorsan, öyle bir selam vereceksin ki titreyecekler. Hoş bizim insanımız cinni taifesini görse kaçacak yer arar da onlar titrer. Öyle korkmayın onlardan. Öyle kendi kendinize çekinmeyin. Sufi insan, cinni taifesinden mi çekinirmiş! Kim oluyorlarmış! Bir esmalık işleri vardır. Yaklaşamazlar bile. Ben böyle derim, yaklaş, bir esmam hazır size derim. Yaklaşamazlar bile. Yaklaşamazlar bile. Derim gelin, esmam hazır derim ben. Gelin! Hepsi de toplanırlar. Mızraklar, bilmem neler böyle! Anlatıyorum bazen izmit’te toplandılar böyle askeri alay gibi kırmızısı pembesi, mavisi, orda bir hazine varmış da o yüzden gelmişler. Hani onu koruyacaklar. Ben dedim yürüyün, hazine ile ne işin var? Gelmişim oraya Allah sohbetine. Dedim yaklaşın, bir esmam size var dedim, hazır. Yaklaşamadılar, yaklaşamazlar. Sakın ha! Korkmayın onlardan. Bunlar daha da şimdi fazlalaşacak bunların tecelliyatları yeryüzünde. Tabii, herkes bu konuda sıkıntıya uğrayacak, sıkıntıya uğrayacak. Dervişliği gevşek olanlar, Müslümanlığı gevşek olanlar, sıkıntıya uğrayacaklar. Böyle kendi geldisi yani annesi, babası, dedesi, ninesi, ninesinin ninesi, üfürükçülük yazmış, muska yapmış, ıvır zıvır yapmışsa, onların çocukları, onların torunları, onların ekmeklerini yediyse onların yemeklerini yediyse onlardan bir mal falan kaldıysa onlara, onlara sıkıntı olacak hep onlar. Evet, onlar yeniden yeryüzüne gelmek için mücadele ediyorlar. Onlar yeryüzünde yeniden hâkim olmak için mücadele ediyorlar. Onlar dünyadan sürgünü yediler. Bir kısmı denizlerde yaşıyor, bir kısmı yeryüzünde adalarda yaşıyorlar. O yüzden hangi deniz kenarına giderseniz gidin ordaki insanlar gevşektir.
Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hadisi şerifi var, der ki: ‘Siz deniz kenarlarını yurt edinmeyin. Deniz kenarlarını yurt edinmeyin, ovaları da yurt edinmeyin.’ der Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Âdem aleyhisselam dağda yaşamıştır. Oğlu, katil olan Kâbil ovalara ilk ev kurmuştur, yurt kurmuştur ve Âdem(a.s.)’ın oğlu, sonraki oğlu, peygamber olan Şit’e vasiyeti vardır: ‘ Ovalara ev kurma, ovalara şehir kurma’ diye. Ya? Dağda, yamaçta. Ovalara değil, deniz kenarlarına da değil. Sebep? Çünkü denizde şeytan, cinnilerin şeytan kısmı ikametgâh eder. Onlar sabah oldu mu ilk vardıkları yer deniz kenarlarıdır. Gidin, deniz kenarları olan yerler, islam’dan uzaktır, bozulmuşlardır, karman çormanlardır genel olarak. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bakın dünyanın neresine giderseniz gidin. Sebep? Çünkü şeytan otağını denize kurar ve her sabah çocuklarını, yavrularını, evlatlarını ne yapar? Salar. Der ki hadi yürüyün gidin. Karaya çıkın, orda ilk Müslümanları aldatın, kandırın der ve
ilk kandırılan kimlerdir? Deniz kenarındakilerdir. Mevzuyu toparlayalım, selamlaşma mümin içindir. Biz müminler ‘esselamün aleyküm verahmetullah’ deriz, müminler de ‘aleykümselâm’ der, demezse bir kimse, selamı almazsa biz kendimiz alırız, ‘aleykümselâm’ deriz. Kabristana gideriz ‘esselamün aleyküm ey ehli kubur’ deriz, kabirdekilere selam veririz. Eğer senin selamını birisi aldı da sen duyduysan, gördüysen senin ve ‘aleyküm selam ehli dünya’ demene gerek yok çünkü birisi senin onların içlerinden biri, birkaçı senin selamını aldı ya da sen ‘esselamün aleyküm ya ehli kubur’ dedin, mümin olanların hepsi de tek ağızdan ‘ve aleykümselâm’ dediler örneğin. O zaman senin ‘ve aleyküm selam ehli dünya’ demene gerek yok çünkü senin selamını ne yaptı, birileri aldı senin selamına mukabele etti ‘ve aleykümselâm’ dedi birisi.
Hatta makamca en üstte olan bir kimse dedi ki ‘ve aleykümselâm, hoş geldin.’ Bir de dua etti sana. Bu şimdi, ağzım bozulacak, bu kabre ziyarete gidilmez, bu veli kabirleri ziyaret edilmez, onlara selam verilmez diyen zırtapozlara bakmayın siz. Bunların hepsi de sapık ve sapkın! Sapık ve sapkın. insanları da saptırıyorlar. Bir Emir Sultan hazretlerini ziyaret ettiğinizde, onun kabri başına gittiğinizde, on bir ihlâs bir fatiha okuduğunuzda ve ona selam verdiğinizde, o selamınızı alır ve size dua eder. Bir Üftade hazretlerine gittiğinizde ona selam verip orda okusanız, o da size dua eder, selamınızı alır veya bir evliya kabrine gitsen orda okusan selam versen o selamını alır, sana dua eder. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifinin başına gittiğinde: ‘esselamü aleyke Ya Resulullah’ dediğinde, o senin selamını alır. Onlar işitir, onlar görür. ‘Siz onlara ölü demeyiniz’, ayetle sabit. Sakın ha! Bu şimdiki sapkınların sözüne bakmayın. Evliya kabirleri ziyaret edilir. Orda dua edilir, onlar vesile edilir bir şeye. . Sıkıntıya düştüğünüzde, dara düştüğünüzde, probleminiz olduğunda, hadisle sabit, onları vesile edin, gidin ziyaret edin ve vesile edin. Hadisle sabittir bu. O yüzden boş geçmeyin. Allah muhafaza eylesin.
“Ömer, selamını alıp onu yanına çağırdı, onu teskin etti, karşısına
Hz. Ömer efendimiz feraset ehli. Hani Hz. Ömer efendimiz ağlıyordu, o titredi, korktu, heyecanlandı ya o kayser; Hz Ömer efendimiz onu gördü, onu tanıdı, onu anladı. Dedi ki: ‘Bu heyecan kasırgasına, bu veche gelmiş, bu vech ehli olmuş, sekre düşmüş, sekir hali onda galip olmuş. Sekir hali neydi? Kendinden geçme. Musa aleyhisselam ne dedi sohbet ederken konuşurken Cenab-ı Hak’la? Kendinden geçti. Dedi ki ‘ben seni göremez miyim? Seni görmek istiyorum.’ Cenab-ı Hak Musa(a.s)’a dedi ki ‘sen buna dayanamazsın. Buna güç yetiremezsin. Ben dedi şu dağa tecelli edeceğim, oraya bak.’
Musa aleyhisselam oraya baktığında kütdek bayıldı. Sekir halinin zirve noktasıdır bayılmak. Sekir halinin zirve noktasıdır. Bir kimse o zaman veche düştüğünde, sekir haline düştüğünde bayılabilir mi? El cevap bayılır. Allah der atar kendini, kendinde değil. Bu sekir halidir. Öyle ağzını burnunu kabartmak, değiştirmek, öyle kendince değişik değişik modurtular çıkarmak, sekir hali değildir. Bunun bir düşüğü ağlamaktır. Sekir halinin bir düşük halidir. Öyle kendi kendine hoplayıp zıplayıp sekir hali olmaz. Öyle titremekle sekir hali olmaz. Bir düşüğü, o kimse ağlar, sahabedir örneğimiz; bir üstü Hz. Musa’dır örneğimiz, bayılır. Sekir hali budur. işte o kayser de böyle bir vech hali yaşadı. Böyle bir sekir hali yaşadı. Baktı, baktıkça heybet gözünde büyüdü. Kalbinde muhteşem bir heybet oluştu.
Kalbinde değişik bir hal oluştu ve o sekir haline girdi ve o sekir haline girince Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri onu anladı, aynı hali çünkü Ömer de yaşadı. Ömer radıyallahu anh hazretleri ne zaman yaşadı? Kardeşinden Kur’an’ı dinlediği zaman yaşadı. Dedi ki bu kelam farklı. Tüyleri diken diken oldu, titredi Allah’ın kelamını işittiği zaman ve kardeşini dövecekti, dövemedi, sövecekti sövemedi. Kur’an, Kur’an onun üzerinde öyle bir tecelli etti ki onu sekir haline soktu. Hiçbir şey düşünemez hale geldi ve geldi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine geldi, o sekir haliyle onu gördü, kaldı aşık oldu. Aşk onda tecelli etti. Sekir hali devam etti ve hemen Müslüman oldu. Hemen kelime-i şehadet getirdi. Sekir hali galip! Dedi ki çıkalım, Mekke’nin altını üstüne getirelim. Sekir halidir bu. Devam ediyor. Çünkü o vech hali bir kimseye dokunduysa o onda makam olarak kaldıysa o hep sekir halindedir. işte Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri sekir halindeydi, ashab sekir halindeydi hep. O yüzden tabiin dedi ki: “Siz onları görseydiniz bunlar deli olmuş derdiniz. Onlar sizi görseydi bunlar dinlerinden dönmüş der, sizleri kılıçtan geçirirdi’ dedi. Ashab çünkü hep vech halindeydi, hep sekir halindeydi. Onlarda bu manada din, kalbi akılla gidiyordu. Onlarda, onların böyle matematiksel hesabı yoktu. Yok beş kişiyle biz karşımızda var biz iki kişiyle ona mağlup oluruz. Öyle bir şey yoktu onlarda. Onlar sekir halindeydi hep. O yüzden Uhutmuş, Bedirmiş, Hendekmiş, onların gözünde ehemmiyeti yoktur onun. Yok Bedir’de biz üç yüz kişiyiz karşıdakiler bin kişi, ehemmiyeti yok onun.
Hz. Abbas diyor ya: ‘Biz onları az görüyorduk’, diyor. ‘Onları çok görmüyorduk. Onları azıcık bir şey görüyorduk.’ Ne zaman ki diyor Allah resulü(s.a.v.) hazretleri bir esiri konuşturdu diyor. Günde kaç deve kesiyorsunuz? O dedi ki diyor on deve. Dedi ki diyor bir deve on kişiye yemektir. On deve bin kişiye. Karşıda 1000 kişi var deyince diyor biz bin kişi olduğunu anladık. O ana kadar diyor biz onları bin kişi görmüyorduk. Sekir
hali! Senin bin gördüğünü o bir görür. Senin bir gördüğünü o bin görür ama bu, makam olursa, hal değil. Ömer radıyallahu anh hazretleri, ondaki bu hali gördü. Ondaki bu halini görünce onu yanına çağırdı. Onu teskin etti. Onu karşısına o tutturdu. Onu rahatlattı. Onu rahatlattı. Hz. Pir diyor ki ‘o çünkü sekir hali üzerinde heybet olur, celal olur. Onun üzerinde celaliyet tecelli eder sekir ehlinin üzerinde. O sekir ehli iki celal bir araya gelirse kıyamet kopar ama kâmil olan celaliyetini, cemaliyetle süsler. Kamil olan! Onun içi Fırat Nehri gibidir. Dışı sakindir. Celaliyetini cemaliyetle ne yaptı? Sardı, kapladı. Sakın onların öyle cemaliyetine kanma. Onların arkasında kocaman bir celaliyet vardır. Kocaman! Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müşfik, yumuşak ama atını sürdü, kimse durduramadı. Öyle bir Celaliyet var ki sahabeler onun ne atını ne kendisini durdurabildiler. Ashab ne diyor? Öyle atını sürdü ki biz diyor cepheyi yardık, arkada diyor yemek pişiren kadınların yani hastalara bakan müşrik kadınların yanına, yanlarına kadar gittik. Artık sekir hali öyle bir haldi ki düşmanı falan görmüyor gözü. Sayısalı bırakmış, sayısallığı bırakmış! Sekir halidir bu. O yüzden her sekir hali kâmilin, mürşid-i kâmilin cemaliyeti, dışında süs gibi durur. içi celaliyettir. O cemaliyet, Cenab-ı Hakkın ona geydirmiş olduğu elbisedir. Bu sizi aldatmasın, içinde muhakkak onun celaliyet saklar. işte Hz. Pir diyor ki:
‘Korkanı emin ederler, gönlünü yatıştırırlar.’
O kâmil mürşitler, birisi korkmuş, onun korkusunu ne yapar? Teskin eder, emin eder, onun gönlünü, yatıştırır. Çünkü o kâmil bir mürşid. Karşısındakini analiz etti, sakinleştirdi. Onu cemaliyetine ne yaptı? Aldı. Tabiri caizse bir çocuk ağlasa anne kucağında anında susar. Neden? Annede cemaliyet vardır, müşviklik vardır. Çocuk anne şefkatini, merhametini hissedar. Hisseder hissetmez hemen susar. O yüzden küçük çocuklar annelerinden ayrılmazlar. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayırmayın demiş. Bazen hukuk girer devreye. Ayrılmak zorunda kalınır ama o çocuk akıl baliğ oluncaya kadar annenin yanında durması gerekir.
“Korkmayın sözü korkanlara sunulan hazır yemektir ve bu yemek tam
onlara lâyıktır”
Yani birisine korkma dediğinde korkunun varlığını kabul etmiş olursun. Demek ki korku var veya birisi korkuyorum deyince korkmamanın varlığını da ispat etmiş olursun, bu manada. Demek ki zıddıyla mukimdir her şey. Korkmak korkmamak, birbirinden zıttır. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri korkaklığı şer olarak görmüştür. Allah’tan korkmayı değil yalnız. Hani: ‘korkaklığın şerrinden, kalbin fitnesinden’ diye uzun dua var ya. Demek ki korkaklık nedir bu konuda? Şerdir. Ümmeti Muhammed’in
düştüğü en büyük şerlerden birisi. Ümmeti Muhammed bu korkaklığı yaşıyor şimdi. . Dinini yaşamaya korkuyor. Dinini tebliğ etmeye korkuyor, gelecekle alakalı korkuyor, aç kalırım diye korkuyor. Ceza evine girerim diye korkuyor. Eşim beni terk eder diye korkuyor. Çocuklar beni terk eder diye korkuyor. Ben işimden olurum diye korkuyor. Korkular yönetiyor ümmeti şu anda. Korku, bütün ümmeti Muhammedi şu anda yöneten korku. Korkutuyorlar ümmeti Muhammedi. Elektrikler kesilirse korku, doğalgaz kesilirse korku, sular kesilirse korku, yiyecek-içecek bulamazsak korku, buğday olmazsa korku, hava yağmazsa korku, soğuk olursa korku, yağmur yağdı korku, rüzgâr esti korku, lodos esti korku, güneş gitti korku…
Korku pompalıyorlar bütün ümmete, bütün dünyaya! Bir kimse zulmediyor korku! Kimse sen zalimsin diyemiyor, adaletsizlik var, korku hâkim! Ya burda adaletsizlik var, burda haksızlık var, burda yanlışlık var, burda eksiklik var. Korku! Bu millet soyuluyor, korku. Kimse ses çıkaramıyor. Herkes susuyor. Korku ile yönetiyorlar bütün dünya insanlarını ve müslümanları. Ufacık bir şey oluyor, herkes güldür güldür güldür güldür marketlere gidiyor. Bir anda çekirge sürüsü gibi marketler bomboş. Korku! Allah’a tevekkül yok. Allah’a yaslanma yok. Ona dayanma yok. Ona inanma yok. Korku hâkim. Bakın hayatınıza korku hâkim? Ben bunu yaparsam eşim ne der, bunu böyle yaparsam çocuklarım ne der, insanlar ne der. Hep ne derin üzerindeyiz. Kardeşim burda haksızlık var, ‘haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır’ demiş Hz. Peygamber sallallahü ve sellem . Bu sadece benim peygamberim değil; benim peygamberim değil iman eden bütün herkesin peygamberi. Sadece Ahmede Mehmede söylenmiş bir söz değil. Bir yerde haksızlık varsa burda haksızlık var diyebilmeliyiz. . Bir yerde zulüm varsa burda zulüm var diyebilmeliyiz. Bir yerde adaletsizlik varsa burda adaletsizlik var, burda adalet tecelli etmiyor diyebilmeliyiz. Bir yerde yolsuzluk varsa arkadaş burda yolsuzluk var. Yolsuzluğun önüne geçilmesi lazım diyebilmeliyiz. Bir yerde açlık varsa kardeşim burda açlık var açlık diyebilmeliyiz. Korku hâkim bizde. Biz hakkımızı aramaktan uzağız. Biz kendimizi aramaktan uzağız zaten önce, biz kendimizi arayamıyoruz zaten, ben neyim, ben ne için yaratıldım, benim yaradılış maksadım neydi? Ben bu yaradılış maksadımın neresindeyim! Biz kendimize dahi bu soruyu soramıyoruz ki! Kendimize soramıyoruz! Korkuyoruz! Hani var ya meşhur söz, bugün Allah için ne yaptın? Sor bakalım kendine, ne yaptın bugün Allah için?. Namaz kıldın, kendine. Oruç tuttun, kendine. Zikrettin, kendine. Allah için ne yaptın? Musa soruyor ya ne yapabilirim? Peygamberlerden öğreniyoruz bunları. Musa’ya diyor ki sen benim dostumla dost oldun mu? Benim düşmanıma düşman oldun mu ya Musa? Cevap enteresan! Allah için
ne yaptın? Dostuyla dost ol, düşmanıyla düşman ol. Biz düşmanına dostuz, dostuna düşmanız. Bize birisi Kur’an ve sünneti anlatınca biz böyle bu zamanda da ya böyle olur mu ya! Ya dik konuşuyor zaten canım Mustafa Özbağ! Başına böyle bir iş geleceği belliydi. Allah Allah! Ne yapsın Mustafa Özbağ! Kur’an sünnet anlatmasın mı? Yok anlatmasın! Ne yapsın? Herkes gibi geliver Ayvazım gidiverdin dingozum mu yapsın!
Hani meşhur ya değil mi Bursa’da ne yapmış adam? Şu Altıparmağın oraya, başlangıcına değil mi bir çeşme yaptırmış, değil mi? Üzerine de yazmış Müslümanlar giremez diye. Değil mi? Padişaha haber vermişler. Demişler ki böyle böyle, padişahım bir adamın birisi buraya çeşme yaptırdı, üzerine de yazdı, demişler Müslümanlar içemez diye. Tam padişah atacak onu içeri, demiş bana bir müsaade et. Ben demiş bir bunu ispat edeyim size. Olur demiş. işte günlerden cumartesi, demiş şurda, aşağıda kilise var ya. Şu aşağıdaki hemen, demiş cumartesi günü ayin esnasında iki tane demiş asker gönder. Ayin esnasında demiş ordan o papazı tevkif et, tutukla demiş. Ayin esnasında gitmişler papazı iki tane asker tutuklamış. Bütün Hıristiyan ahali ayağa kalkmış. Sarayın önüne yığılmışlar. Papazımızı istiyoruz biz demişler, onsuz yaşayamayız. Bizim nikâhımızı kıyacak olan o, bizi boşatacak olan o çocuklarımızı vaftiz edecek olan o, çocuklarımıza dua edecek olan o, ayinlerimizi demiş sürdürecek olan o. Her şeyimiz o. Biz papazı almadan evlerimize gitmeyiz. Bir nümayiş çıkmış ortalıkta. O zat demiş ki yerli yerinde gördünüz mü padişahım? Gördük. Bırakabilirsiniz şimdi demiş, papazı bırakmışlar. Cumartesi günü, pardon cumartesi hahamı yapmış, pazar günü de papazı yapmış. Aynı şekilde papazı da almışlar pazar günü, yine ortalık ayağa kalkmış. Cuma olmuş, cuma günü Ulu camide bir hoca vaaz ediyor, vaaz kürsüsünden hocayı almışlar, iki tane zaptiye gelmiş hocayı almış, kimse nümayiş yapan yok, bir söz söyleyen yok, hatta cemaat başlamış. Ya zaten ileri geri konuşuyordu, kim bilir ne yaptı zaten. Zaten onun sakalında şöyle vardı, bıyığı böyleydi, işte şu şöyleydi, bu böyleydi, cemaat satmış anında. Kimi? Arkasında namaz kıldığı hocayı. Demiş o zat padişaha, demiş padişahım bir cemaat düşün demiş, imamına sahip değil, imamına sahip değil! Demiş neden onlar bu sudan içsinler ki demiş! Biz korkarız. Biz imamımıza dahi sahip çıkamayız. E biz dinimize sahip çıkamıyoruz ki! Bizim herkes dinimize hakaret ediyor mu? Ediyor. Hangi birine sahip çıkıyoruz ki biz? Çıkamayız! Korkarız biz.
Bayağı oluyor, adamın sonu oldu. Bir şey vardı, starda bir program sunuyordu. Sen Kızılbaş mısın dediydi bir şey, Güner Ümit. Evet, adamın televizyon hayatı bitti. Bütün ülkedeki Alevi vatandaşlar, hâlbuki kızılbaş mısın dedi, kızılbaşlarla aleviler ayrıdır, kızılbaşlar ayrıdır, aleviler ayrıdır. Aleviler
kızılbaş değildir. Tabi onlarda biz de kızıl başız diyenler var. Kızılbaşlık ayrıdır, alevilik ayrıdır. Uzun tartışma, adamın televizyon hayatı bitti. Bakın televizyon hayatı bitti. Biz de öyle değildir. Herkes istediği gibi bizim dinimize hakaret eder. Tabi! Onlara hiç siz mesela ne, Öztürk’tü, öyle değil mi? O Almanya’ya gitti, hani bunlar Kuran-ı Kerim’deki ayetlere bunlar Allah ayeti değildir diyen adam. Bir şey oldu mu? Olmadı! Diyanet onunla alakalı suç duyurusunda bulundu mu? Bulunmadı. O Hz. Meryem’e, validemize, onun namusuna söz söyleyen bir öğretim görevlisi vardı, 9 Eylül ilahiyatta, onunla alakalı bir dava açıldı mı? Açılmadı! Üniversite soruşturma açtı mı? Açmadı. Diyanet ona bir soruşturma açtı mı? Açmadı! Açmadı! Diyanet kime soruşturma açtı? Mustafa Özbağ’a. Hacı Erkan izmir’de, rüya gördü, rüya anlattı. Ben Allah’ı gördüm. Senin suretindeydi. Üzerinde de şöyle bir kıyafet vardı dedi, diyanet dini istismardan bana dava açtı. Sen Allahlık taslıyorsun diye hâşâ. Diyanet kime dava açıyormuş bak! Ya! Bir de önüne arkasına bir sürü iftiralar koyaraktan dava açtı.
Biz korkağız, biz dinimiz üzerinde vatanımız üzerine, milletimizin üzerine, namusumuzun üzerine korkağız biz. Biz ailemizi korumaktan uzağız, çocuklarımızı korumaktan uzağız. Vatanımızı, milletimizi, dinimizi korumaktan uzağız. Şehrimizi korumaktan uzağız. Biz diyemiyoruz ki bu kaldırımların nesi vardı kardeşim sen zırt vırt değiştiriyorsun bu kaldırımları? Ne habire bu parayı harcıyorsun sen buraya diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Sen zırt vırt ne böyle masraflar yapıyorsun diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Korkağız biz, biz korkacağız. Korkağa korkma denir. Bir korkarsa bir kimse, ona korkma denir. Korkak olmayana korkma denir mi? Denmez. Korkak için korkma demek hazır yemek gibidir. O hemen başlar yemeğe. O yüzden Allah muhafaza eylesin ama bir kimsenin Allah’tan korkması farklı bir şeydir.
O Allah’tan korkmak nedir? Allah’ın hukukuna uymaktır. Allah’ın sınırlarına tabi olmaktır. Bu o kimsenin, bir ya Allah’tan korktuğuna işarettir ya da Allah’ı sevdiğine işarettir. Ya sever sınırlara uyar ya da korkar sınırlara uyar. Severek sınırları uyumayanı Allah korkutur. Ne ile? Cehennemle. Ne ile? Açlık korkusuyla. Ne ile? Yoklukla. Ne ile? Mal azlığıyla. Ne ile? Çocuklarıyla. Ne ile? Ona delaletle korkutur. Ne der? Allah’ın zikrini terk ederseniz size rızık darlığı veririz, der. Ne der? Allah’ın zikrini terk ederseniz size bir şeytan musallat ederiz, der. Bakın korkutuyor öyle. Öbür tarafta diyor ki ‘Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder.’ Bu da farklı bir şey bak, burda korku yok. O kendiliğinden Allah’ı zikrediyor. Cenab-ı Hak diyor ki ben de seni zikrederim. Öbürküne diyor ki sen zikri terk edersen sana bir şeytan musallat ederim. Öbürküne diyor ki sen zikri terk edersen sana dar
bir maişet veririm. Bakın onu nasıl korkuttu. Sen Allah’ın zikrini terk edersen sana akıl noksanlığı veririm diyor. Evet, sen Allah’ın zikrini terk edersen senin kalbini mühürlerim diyor. Korkutuyor bakın, sen Allah’ın zikrini terk edersen seni körlerden yaparım, diyor. Sen Allah’ın zikrini terk edersen seni sağırlardan yaparım, diyor. . Korkutuyor, korkutuyor! Neden? O sevgiden anlamadı. O sevgiden anlamadığı için Cenab-ı Hak onu korkuttu. O zaman korkana korkma demek, evet, hazır yiyecek. Allah muhafaza eylesin inşallah.
“Korkusu olmayana nasıl korkma dersin? Niye ona ders veriyorsun? O, derse muhtaç değil ki! Ömer, o yüreği oynayan kimseyi sevindirdi, yıkılmış gönlünü yaptı.”
Yani normalde korkmayan bir kimseye yani o kimse Allah’tan korkuyor, başka bir şeyden korkmuyor. Ona neden korkma diyeceksin ki? Ona bir şey demene gerek yok. O zaten korkmuyor. Ne yaptı o kimseye? O sevindirdi. Onu, yıkılmış olan gönlünü yaptı, ona tatlı tatlı konuştu. Ona nasihat etti, güzel güzel yumuşak yumuşak söyledi ona. Yumuşak söz, güzel söz, insan-ı kâmilin sıfatıdır. Güzel söz söylemek, yumuşak konuşmak. Hani Cenab-ı Hak Musa’yı firavuna gönderiyordu ya, Musa’yı firavuna gönderirken dedi ki: ‘Ya Musa! Ona yumuşak konuş, ona tatlı tatlı konuş, ola ki hidayete erer.’ Bakın, Musa’yı firavuna gönderirken dahi ona yumuşak yumuşak, tatlı tatlı söyletti, konuşturdu ona. Bakın ona sert konuşturmadı. O zaman tebliğcide, tebliğcide istenilen vasıfların en birincisi yumuşak konuşması, tatlı tatlı konuşması, güleryüzlü ona söylemesi. Tebliğ sert yapılmaz. Çocuklarınıza, eşlerinize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza, dostlarınıza bir şey nasihat ederken, en önemli şey, yumuşak sözlü olmak, tatlı sözlü olmak, güler yüzlü olmak. Bu önemli. Sert olacağı yerler olacak mı? Olacak ama bu önemli. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o hani başka bir ayeti kerimede de:
‘Güzel sözler ancak ona yükseltilir’ der ya ayet-i kerimede, o zaman güzel sözler söylemek, etrafınıza hayırhah olmak, hayırlı sözler söylemek, iyi sözler söylemek, bunlar methedilmiş. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Saat onu geçiyor, burdan devam edeceğiz, inşallah kaldığımız yerden. Sıktıysak, sürç-i lisan ettiysek affola inşallah. Şuraya bir bellilik koyalım, sorulara da bakacağım inşallah. Yaşlılık, bellilik koyuyoruz böyle kaldığımız yere…
Hakkınızı helal edin, vaktinizi fazla aldım, geceniz hayrolsun. El- fa-
tiha maassalavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları