MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 21/46
823-830. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“O Yahudi padişahının ateşe itâb eylemesi.”
Hani sohbeti geriden bir özetleyeyim. Ne vardı? Bir Yahudi padişah vardı. Hendekler kurmuştu, hendeklere inananlara atıyorlardı. Sohbet buydu. işte o Yahudi padişah, ateşe itâb eyledi. Konu başlığı.
“Padişah ateşe yüz çevirip dedi ki: ‘Ey sert huylu! Tabiatındaki o ci-
hanı yıkıcılık nerede?”
Bunu neden söyledi? Bunu söylemesinin sebebi şu. Çünkü hani ateşe atılan bir kız başlıyordu bağırmaya annesine, anne sakın putlara secde etme, ateşin içerisinde rahmet var. Ateş gül bahçesi gibi oldu. Sakın ha, bu zalim hükümdara, bu zalim dinsize uyup da ateşten korkup, ölümden korkup, imanından vazgeçme diye yalvarıyordu ve diyordu ki at kendini ateşe. Annesi, kızının bu feryadını duyunca o da ateş dolu hendeye kendisini atıverdi. Kendisini atınca, o da dışardan ateş gibi görünen o hendeklerin iman ehline gül bahçesi olduğunu, iman ehline bahar bahçesinin olduğunu gördü. Bu sefer o iki tanesi içeri girdi, başladılar ya bağırmaya, dışardaki diğer iman edenler, o zalim Yahudi padişahının askerlerinin onları zorla ateşe atmasını beklemeden, herkes o ateşin içerisine kendisini atmaya başladı ve her atan dışarda annesine, babasına, akrabalarına bağırıyordu. Gelin, burası dışardan ateş gibi görünse de içerisi gülbahçesi. Sakın imanınızdan taviz vermeyin. Sakın imanınızdan geri dönmeyin. Sakın zalim padişahların önünde eyilmeyin, sakın putların önünde eğilmeyin diye haykırıyordu ve bu haykırışları duyan müminler, kendiliklerinden ateşe kendilerini atmaya başladılar. Bunu gören zalim padişah baktı ki herkes ateşe doğru koşuyor, bu sefer
askerlerine emretti. Dedi ki bunların ateşe girmelerini yasaklayın. Kendisi ateş yaktı, kendisi hendek kazdırdı, o kazdırmış olduğu hendeklere odunları topladı, yakacak şeyleri topladı, ateşe verdi. Şehrin ortasına da bir tane put dikti, kim puta secde ederse bu ateşten kurtulacak dedi ama ilk iman eden kız fırladı, dedi ki ben senin putuna secde etmiyorum. Atın bunu ateşe dedi. O iman eden o kız, ateşten korkmadı. Gitti ateşin üstüne, anladı ki ateş onu yakmıyor. işte cehennem ateşi de müminleri yakmayacak. Cehennem ateşi de müminlere dokunmayacak. Dünya cehennemi de müminlere dokunamaz. Dünya cehennemi var mı? Evet. Kötü huylar da cehennem gibidir dünyada ve bu sefer bu hale şaşırdı Yahudi padişah ve döndü dedi ki ey sert huylu. Tabiatında bu cihanı yakıcılık nerede?
“Niye yakmıyorsun, ne oldu senin hassan? Yoksa bizim talihimizden
niyetin mi değişti?”
Ateşe sesleniyor. Ateşe konuşuyor. Sen cihanı yakarsın. Senin tabiatın yakıcılık. Sen önüne geleni küle çevirirsin. Sen önüne geleni tarumar edersin. Sen önüne gelene azap verirsin. Ne oldu senin en büyük özelliğin yakmak. Neden yakmıyorsun. Bize gelince mi huyun suyun değişti? Bize gelince mi özelliğin değişti? Şimdi mi özelliğin değişti bu hadiseyle? Ateşe sesleniyor.
“Sen ateşe tapana bile lütfetmezsin. Sana tapmayan nasıl kurtuldu?”
Sen ateşe tapanlara dahi lütfetmezsin. Onları bile yakarsın. Bir kimse ateşe tapınmış olsa, elini soksa eli yanar. Sen nasıl lütfediyorsun? Nasıl bunları yakmıyorsun diyor.
“Ateş, sen hiç sabırlı değildin. Niye yakmıyorsun? Sebep ne? Kadir mi
Sen ateşsin, neden yakmıyorsun? Sen yakmaya kudretin, yakmaya kuv-
vetin kalmadı mı? Görüntüde mi öylesin?
“Bu göz bağı mı yoksa akıl bağı mı? Böyle yücelmiş alev nasıl yakmaz?”
Bu göz bağımı. Yani normalde önceden insanlar hala daha vardır ya, karşıdaki kimseler hani ilizyonist derler ya, göz bağı yapar. O topluluk orda farklı bir şey görürü, o farklı bir şey yapar. Göz bağcılık budur, yani hakikati göremez o kimse. Hakikati göremeyen herkesin gözü bağlıdır. Müminin gözü, hakikati görmekten uzak ise manevi körlerdendir. Göz bağıdır. Nedir göz bağı mümin için? Heva hevestir. Mümin için gözbağı, günahı kebairlerdir. Haramlardır. Mümin için göz bağıdır, dünyanın şatafatı, dünyanın tantanası. Mümin için göz bağıdır, güç, kuvvet. Mümin için göz bağıdır, dünyanın içerisindeki neşe, zevk. Bunlar müminler için göz bağıdır ve o kimse doğruyu göremez. O kimse hakikati bulamaz. O gözündeki perde kalkmadıkça, o kimse hakikate koşamaz.
Hani, ibrahim Ethem, Belh şehrinde sarayında kurulmuş yatarken damda dolaşanlar oldu ya. Sordu, ne damda dolaşıyorsunuz, meşhur hikaye, o da dedi ya, biz dedi kaybımızı arıyoruz. Neyi kaybettiniz ki dedi. Devemizi kaybettik. Be adam dedi damda deve mi aranır. O da ordan seslendi ya, bu lüksün, bu sarayın, bu şatafatın, bu tantananın, ipek yorganların, atlas çarşafların içinde, sen Allah’ı arıyorsun da demiş, ben senin çatında devemi arıyorum, çok mu ki demiş. ibrahim Ethem, tacı tahtı terk ediyor. Bu da onun gibi göz bağıdır. Atlasdan, saetenden, ipekten gömlekler göz bağıdır. Dünyanın tantanası göz bağıdır. Dünyanın rahatı göz bağıdır. Kimisine zenginliği göz bağıdır. Kimisine fakirliği göz bağıdır. Kimisine kadın göz bağıdır. Kimisine makam göz bağıdır. Herkes olacak diye bir kaide yok. Mümin, bir taraftan gözü bağlanır. Bunu açacak olan, bunu açtıracak olan, iman etmek, iyi amel işlemek, Allah’ı sevmek, onu zikretmek, o bağı çözer. Yoksa herkesde o gözbağı bir şekilde vardır.
“Seni birisi büyüledi mi yoksa bu simya mı?”
Ateş, seni birisi mi büyüledi? Sana büyü yaptı da senin yakıcılığın mı ortadan kalktı. Sana birisi büyü yaptı da senin işlevselliğin mi bozuldu? Sana birisi büyü yaptı da sen siyahı beyaz, beyazı siyah mı görmeye başladın? Sana birisi büyü yaptı da sen doğruyu eğri, eğriyi doğru mu görmeye başladın? Yoksa bir simya mı bu? Yani simya ne demek? işte gümüşü altın haline getiren, kimya bilgisi demek veya taşı altına çevirmek, bakırı altına çevirmek. Bu da simyacılıktır. Böyle bir şey mi oldu? Bu bir simya mı? Yani ateş aslında ateş görünüyor, yakıcılığı ortadan kalktı mı?
“Yahut tabiatının değişmesi bizim tarihinizden mi?”
Tabiat değişikliği, tabiatın içerisinde kendine göre kurallar ve kanunlar vardır. O kurallar ve kanunlar tanzim edilmiştir. Allah tabiat kanunlarını yaratmış. Allah tabiat kanunlarını koymuştur. Sizler, o tabiat kanunlarını değiştiremezsiniz. insanlar ve Allah’ın haricinde bir güç, tabiat kanunlarını değiştiremez. Yeni bir tabiat kanunu getiremez. Bakın, yeni bir tabiat kanunu getiremez, var edemez yeni bir kanun insanoğlu. Var edilmiş olan bir kanunu, var edilmiş olan bir kaideyi tespit eder insanoğlu. insanoğlu denize kaldırma kuvvetini veremez. insanoğlu denizin kaldırma kuvvetini keşfeder. insanoğlu denizin içindeki hücreleri yaratamaz. insanoğlu denizin içindeki hücreleri keşfeder. insanoğlu rüzgarlara yön veremez, rüzgara yön tayin edemez ama insanoğlu rüzgarın ne tarafından eseceğini hesaplar. insanoğlu ayın saatini ve dakikasını, dönme hızını değiştiremez. Ama ayın tespit eder kendi matematiğini, dünyaya göre ne zaman nasıl döner, ne zaman nerde olacağını matematiksel olarak insanoğlu hesaplar ve keşfeder. insanoğlu varlık aleminde bir şey yaratamaz. Yaratma gücü yoktur. Yaratan
Allah’tır. Yaratan Allah’tır. Harikulade haller, peygamberlere birer mucizedir. Peygamberler de onda yaratıcı değildir.
Musa aleyhisselam denizin üzerinde yürürken, kendi güç ve kudretiyle yürümemiştir. O harikulade mucizeyi Cenabı Hak onun üzerinde tecelli ettirmiştir. isa(a.s.) hastalara nefesiyle şifa verirken, kırık çıkıklara eliyle meshederekten, düzeltirken, isa Aleyhisselam’ın üzerinde tecelli eden güç ve kudret Allah’a aittir. insanların ona güç ve kudret yetiştirmesi mümkün değildir. Beyazıt’ı Bestami veyahut da herhangi bir veli, geminin içerisinde iğnesini düşürdüğünde, ey balıklar iğnemi düşürdüm dediğinde balıkları o sözü işittiren Allah’tır, balıklara o iğneyi bulduran Allah’tır. Evliyaların ve velilerin ve mürşidi kamillerin üzerinde tecelli eden olağanüstü halleri de yaratan Allah’tır. Yaratma ona aittir. Hesap kitap ona aittir. Güneşin hızı, güneşin gideceği mekan, ona aittir. Bütün evrenin hesabı ve kitabı ona aittir. Evrenin üzerinde bir kimsenin hesap değişikliği yapması mümkün değildir. Mümkün değildir, kapalıdır o alan. Bütün kainatı bir hesap üzerine yaratan, bütün kainatı kendi sünnetullahı üzerine yürüten Allah’tır. Kullar aklederler, düşünürler, çalışırlar çalışaraktan Allah’ ın kanunlarını, Allah’ın yaratmış olduğu kaidelere vakıf olurlar. Asıl ilim budur. Eşyaya vukufiyet, eşyanın hakikatine varmak budur ve o eşyanın hakikatine eren ümin, Cenabı Hakkın o yaratmasını, gözünün önünde görür ve gören göz olmak budur. O sanki tutan el olur. Yürüyen ayak, söyleyen dil olur ki bu Allah’a yakın olan o mürşid-i kamillerin, o velilerin halidir ve onlar bir şey yaratamazlar. Hz. Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hitaben, ayeti kerime ne diyor? ‘Ey Habibim! Sen hidayet edemezsin. Hidayet edici biziz.’ Kimin için söylüyor? Rivayet edilir ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedesi iman etsin diye çok uğraşmış. imanla göçüp gitsin diye çok uğraşmış. Cenabı Hak ona atfen diyor ki ‘sen hidayet etici değilsin.’ O yüzden hiçbir Peygamberin bir şeyi yaratma gücü yoktur.
Hud’a rüzgara emretme selahiyetini vermiş, onu Allah vermiş. Bunu da isteyen kim? Müşrikler. Müşrikler diyorlar ki Hud Aleyhisselam’a biz sana inanacağız ama şu rüzgarı bir sevket. Rüzgarın yönünü bir değiştir. Rüzgarı bir bize bir mucize göster, bize öyle bir şey göster ki biz senin peygamber olduğuna inanalım, senin seçilmiş olduğuna inanalım. O da diyor ki ne istersiniz, bana söyleyin, ben de Rabbime münacat edeyim. Müşrikler diyorlar ki bu rüzgara yön ver. Bu rüzgar’ı istediğin tarafa çevir. Hud Aleyhisselam hemen secdeye kapanıyor, iman etmelerini istiyor onların, onların iman edip iyi amel işlemelerini istiyor, onların cehennemden, azaptan kurtulmalarını istiyor, onların kurtuluşa ermelerini istiyor. Bütün peygamberlerin vazifesi budur. insanlığın kurtuluşu için yaşarlar. Bütün velilerin,
müminlerin asıl işi budur. insanlığın kurtuluşu için uğraşırlar ve secdede yalvarıyor namazdan sonra. Ya Rabbi sana vakıf. Benim kavmim benden böyle bir şey istedi. Bu konuda bana müsaade et, bana bu konuda yardım et. Bunlar inanacaklar. Hud aleyhisselamın bu konuda niyeti samimi, çok samimi ve Cenabı Hak ona o müsaadeyi verdi. Dedi ki aha rüzgarı senin emrine verdim. Hud aleyhisselam, iki eliyle rüzgara yön verirdi. Bildiğiniz rüzgara yön verirdi. Daha o zaman daha afad çıkmadı, henüz daha kıyamet kopmadı. Müşriklere gösterdi, rüzgarı eliyle aldı, bir sokağa verdi, sokak böyle ucu bucağı uçuverdi. Rüzgarı aldı eliyle böyle ovaya doğru bir sürükledi, ağaçlar havada uşuştu. Bu sefer müşrikler dediler ki sen gerçekten tam bir büyücüsün. Bakın onların küfürleri arttı bundan, küfürleri arttı. Hud dedi ki kavmine yapmayın, siz istediniz bunu. Allah bunu verdi, iman edin ama Hud’a iman etmediler. Aynı şey isa Aleyhisselam için de oldu. isa’nın havarileri ne istedi isa’dan? Dediler ki Rabbine söyle bize yemek göndersin. Neden? Beni israil, Musa’nın çünkü Musa’ya gökten veyahut da cennet helvasıyla bıldırcın geliyordu. Bir ağaçtan topluyorlardı, ağaçtan ağaçtan, bir ağaç! Her sabah gidiyorlardı, ağacının dibinden topluyorlardı, ağaçtan. Pişmiş bıldırcın eti ile cennet helvası, bildiğiniz helva, ağaçtan topluyorlardı. Hani Musa’nın kavmi bunu yaşadı ya, çölün içerisinde, isa’nın havarileri biliyorlar, dilden dile dolaştı. Bir peygamber mucizesi. isa’ya da dediler ki söyle Rabbine. Bize gökten sofra indirsin. Neden? Onun peygamberliğine iman edecekler. isa ne dedi? Kur’an-ı kerim öyle diyor, siz haddi aşanlardan oldunuz. Neden? Benden böyle bir şey istiyorsunuz?
Ah o secde! Ah o namaz! Ah o namaz! Ah o secde! Ah müslümanların terk ettiği ibadet! Ah o namaz var ya o namaz, Allah ile kulun perdesinin kalktığı ibadet! Allah ile kulun arasında perdenin kalktığı ibadet. Ah o namaz! Dinin son direği. Yıkılınca dinin yıkıldığı ibadet! Ah o namaz! Nefislerimize ağır gelen, kılmamak için şeytanın her türlü hile ve desisesini önümüze koyduğu ibadet. Ah o namaz. Şu müşteriye de bakayım, şu işime de bakayım, şuna da bakayım canım, çalışmak da ibadet, müşteriyi mi kaçırayım şimdi, şuna bakıvereyim, ondan sonra kılarım. Akşam oldu, ah yorgunum ya, ya yarın tamam ya, kılacağım ya, yarın kılacağım ya, yarın namaza başlayacağım, ben sabah namazına başlayacağım. Ya sabah namazı eyvah ya, benim şekerim de yüksek. Kafam dağıldı ay gidemedim, kalkamadım. Efendim, siz de biliyorsunuz ya, ben de şeker hastasıyım, sabah namazına kalkamadım, kılamadım. Ha ben de şeker hastasıyım, ayağını bağla, kıl sabah namazını. Ha başladı gene ertesi gün de. Ah o namaz! Ah o namaz! Ah o beş vakit namaz! Müminin turnusol kağıdı gibi. Ah o namaz! Müslümanların hızla uzaklaştığı, hızla kaçtığı, hızla uzaklaştığı, hızla kaçtığı ah
o namaz! Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.), ateşler içinde yanıp kavrulurken, baygınlık geçirirken, ilk gözünü açtığında namazım diye haykırdığı namaz! Kafirlerle bizim aramızda namaz vardır dediği namaz, kâfirlerle aramızda namaz vardır dediği namaz ve bütün peygamberlere ve bütün peygamberlerin ümmetlerine farz kılınan namaz. Bize de farz. isa da hemen namaza durdu. Hemen. Allahu ekber dedi. Namaz için cami, mescit, ev, namaz için ibadethane şu, bu, lazım değildir. Arz, mümin için mescit hükmündedir. Dünyanın neresinde olursan ol, namazını kılmak zorundasın. Müslüman namaz kılmak için cami aramaz. Müslüman namaz kılmak için mescit aramaz. Müslüman her yerde namazını kılabilir.
isa(a.s.) hemen namaza durdu. iki rekat namaz kıldı, secdeye kapandı. Dedi ki Ya Rabbi! Bana inanan bu on kişi benden dedi gökten sofra istiyor. Sen küllü şeye kadirsin. Ya isa! Kaldır kafanı. Duan kabul edildi ama onlara söyle, onlar gökten inen bir sofrayı ertesi güne bırakmasınlar. Dağıtsınlar. Her gün sofraları iniyordu. isa(a.s.), onlara bir esma verdi. Dedi ki benli bensiz bu esmayı okuduğunuzda, size yetecek kadar rızık, her zaman için sofradan inecek dedi. Burayı tefsir kitaplarında okuyamazsınız. Her böyle olağanüstü bir mucizenin veyahut da velilerde görülen kerametlerin esması vardır. Onu bir derviş yaşarken bir hal zuhur ederse ama rüyasında üstadı ona söyler ama halinde söyler, ona bir esma söylenir. Bu halden bu esma ile geçeceksin diye. Halbuki biliyorsundur sen o esmayı, evet, ama o söyleyince esmanın şekli, şemali, hüviyeti ve işlevi değişir. Sen gidersin, başka bir şey de onu okursan, olmaz. Ya dersin ki halim de bana ‘Hay’de dedi, ben ‘Hay’ dedim, böyle oldu. Şimdi ‘Hay’ diyorum, hiçbir şey olmuyor. Olmaz, olmaz! O işin inceliği, sırrı o. isa(a.s.) da onlara bir esma verdi. Karnınız acıktığında dedi bu esma’yı okuyun. Nerde olursanız olun, Cenabı Hak sizi nimetlendirecek ama dedi gelen yemeklerden ertesi güne saklamayın, ayırmayın. Allah Gafur, Rahim’dir. Size hep size bir şekilde yemeğinizi indirilecek dedi. Ne yaptı havariler bir müddet sonra? Azgınlaştılar. Bir müddet sonra köreldiler. Bir müddet sonra ne yaptılar? Yemeği ertesi güne sakladılar ve gökten sofra kesildi.
Şimdi bu mucizeleri, bu harikulade halleri Cenabı Hak peygamberlerine ve dostlarına veriyor. O yüzden bu tabiatın değişmesi değildir. Bu hadiseler, tabiatüstü şeylerdir. Bakın, tabiatüstü şeyler. Bunu tabiatın kanunuyla, bunu tabiatın hukukuyla çözmen mümkün değildir. Onun da bir matematiği var mıdır? Onun matematiği vardır ama onun matematiği manevidir. O yüzden tabiat değişmez. Bu manada biz onu değişti gibi görürüz ama içindeki kanun, içindeki hukuk değişmez. Biz onu değişti gibi görürüz ama değişmemiştir. Bir kaide geçer, bir kanun geçer. Benim söylediğim şeyler tabiatüstü
diye nitelendirdiğimiz şeyler. ibrahim Aleyhisselam’ı ateşi yakmaması gibi, Musa Aleyhisselam’ı denizin üzerinde kendisinin ve inananların yürümesi gibi, Hud aleyhisselamın rüzgara yön vermesi gibi, Nuh aleyhisselamın harikulade bir gemi yapıp yerden ve gökten o kadar su çıkmasına, fişkırmasına rağmen, geminin hiçbir zarar görmemesi gibi. Bunlar tabiatüstü hadiselerdir ki bunlara biz mucize dediklerimiz peygamberlere has, keramet dediğimiz şeyler de Allah’ın veli kullarına hastır ve sahabede de bunlar görülmüştür.
Hz. Muhammedi Mustafa’(s.a.v.)’de de bu mucizeler görülmüştür yani tabiatın değişmesi diye bir kaide bu manada islami olarak söz konusu değildir ve tabiat bu noktada yaradılış neyse, onun üzerinde yürür. Onun üzerinde. Ben bazen derim ya, siz bir erkeği doğurtturamazsınız. Bir erkek kadın olmaz asla. Siz neresini şişirip neresini kestirirseniz kestirin, asla ve asla o kadın olmaz. Bir kadın asla erkek olmaz. Ne yaparsanız yapın, onun fıtratını değiştiremezsiniz ama fıtratının üzerinde oynarsınız. O da küfürdür. O kimsenin imanı kabul olmaz. imanı kabul olmaz o kimsenin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dövme yaptıran, o yüzden dişlerini törpületen, o yüzden saça saç ekleyene Allah lanet etmiştir diye hadisi şerif vardır. Neden? Fıtratla oynanır. Fıtratla oynamak yoktur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tabiat bu noktada asla ve asla değişmesi mümkün değildir. Yaradılıştan gelen asli bir yapıdır bu. Siz güneşin yörüngesini değiştiremezsiniz. Dünyanın yörüngesini değiştiremezsiniz. Siz gezegenlerin yörüngesini değiştiremezsiniz. Siz yıldızların yörüngesini değiştiremezsiniz, değiştiremezsiniz. Siz, suyun akışını değiştiremezsiniz ama bir Allah’ın dostu suyun akışını değiştirir. Bu neyle? Allah’ın verdiği harikulade bir hal ile.
Hani meşhurdur ya, her sene Nil, bir müddet kan akarmış, kırmızı görünürmüş. Mısır fetholunca mektup yazmışlar Hz. Ömer efendimize. Burda tuhaf bir durum var. Ey Emire’l Müminin, burda belirli zamanlarda kıptilerin bayramı var, dini ibadetleri var. Nil o gün kırmızı akıyormuş. Allah Allah! Mektup gelir Hz. Ömer efendimize. Yazar mektuba karşılık. Ey Nil! Ey Nil! Ya kendi fıtratında akarsın ya da ebediyen kurursun. Altına imza, Hz. Ömer. Ulağa der ki ne gün işte filanca ayda kırmızı akıyor. O kırmızı akacağı gün diyor bu mektubu Nil’e at, Nil’e at bu mektubu.
Bütün Kıptiler toplanıyorlar. O gün onların dini ibadetleri günü ve Nil o gün kırmızı akacak. Kırmızı akarken o sahabe Bismillahirrahmanirrahim, Ey Nil Bu sana Hz. Emirel mü’minin olan Ömer’in mektubudur. Tak atıyor Nil’e. Nil dosdoğru kendi renginde akmaya başlıyor. Ondan sonra Kıptiler, Müslüman oluyor bir kısmı. Allah’ın tabiatında değişiklik yoktur ama bir veli, Cenabı Hak, ona müsaade ederse, o fıtratına döndürür veyahut da fıtratının üzerinde tabiatüstü bir şey olur mu? Evet. Olur mu, evet ama normal
şartlarda olmaz. Allah bizi muhafaza eylesin. Hz. Mevlana ne demiş tabiatla alakalı? ‘Tabiat tavus kuşuna benzer. Tabiat tavus kuşuna benzer. Sana vesveseler verir, saçma sapan söylenir durur. Nihayet seni yerinden yurdundan eder.’ Yani seni imanından eder. Yani seni imanından eder. Hz. Muhyittin ibn Arabi hazretleri de neder? Der ki ahmak felsefeciler dünyaya tapan, dünyaya tapan ilim ehli olmayanlar, bu işlerde tabiat der, tabatı öne koyar ama ilim ehli olan hakikati gören kimse buna der ki diyor. Bunu yapan Allah’tır. Bunu yaratan Allah’tır der diyor. O yüzden tabiat ne yapar? insanı aldatır.
“Ateş dedi ki: ‘Ey şaman! Ben yine o ateşim. Hele bir içeri gel de benim hararetimi gör. Benim tabiatım da değişmediği unsurum da. Ben Allah kılıcıyım, izinle keserim.” dedi.
Çünkü ateş de Allah’ın emrinde, bütün tabiat. Allah’ın emrinde, Allah emretmeyince, ateş ateşini gösteremez. Allah emretmeyince, su suluğunu gösteremez. Allah emretmeyince, tabiatın içerisindeki bütün kaideler ve kanunlar ona aittir. Onun hassasını değiştirmek, özelliğini de değiştirmek Allah’a aittir. inşallah burdan, önümüzdeki hafta Cenabı Hak nasip ederse devam edeceğiz diyeceğim ama Allah nasip ederse, burda olacağız. Allah nasip etmezse bir şey diyemeyiz. Evet, inşallah. ‘Ben Allahın kılıcıyım, izinle keserim’ den devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenabı Hak cümlemizi, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan kullarından eylesin inşallah.
(24. Dakikadan itibaren)
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları