Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 831-837. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 22/46

831-837. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Türkmenlerin köpekleri, çadır kapısında misafire yaltaklanmış ama çadır yanına yabancı biri uğrayacak olursa köpeklerden aslancasına hamleler görür. Kullukta, ben köpekten aşağı değilim; Allah da hayat ve kudrette bir Türk’ten aşağı kalmaz.”

Hani geçen haftadan hatırlayalım. Ateş diyordu ya ‘benim tabiatım değişmedi unsurum da. Ben Allah’ın kılıcıyım, onun izniyle keserim’ diyordu. Ateş dile gelmişti? Kime? Yahudi’ye. O Yahudi padişah içine attığı Müslümanları ateş yakmayınca ateşe hitap etti. Dedi ki ne oldu senin dedi tabiatın mı değişti? Sen yakardın, yakmaz oldun. Garezin bize mi dedi. Niçin sen benim içine attığım insanları yakmıyorsun? Bu sefer de ateş dile gelmişti. Demiştiki ey şaman, ben yine o ateşim, ben yine yakarım. Hele bir gir içeri, harareti mi gör. Ben Allah’ın kılıcıyım, onun izniyle keserim dedi ve devam etti söze. ‘Türkmenlerin köpekleri çadır kapısında misafire yaltaklanmış ama çadır yanına yabancı biri uğrayacak olursa köpeklerden aslancasına hamleler görür. Kullukta ben köpekten aşağı değilim Allah da hayat ve kudret de bir Türk’ten aşağı kalmaz.’ Ateş konuşmaya devam ediyor. Diyor ki, Türkmenlerin, Türklerin köpekleri, çadırın yanında gelen misafirlere yalakalık yapar, kuyruk sallar ama diyor eğer yabancı bir kimse oraya gelirse, o köpekler diyor aslan kesilir. Hani köpek normalde işte eve böyle gündüz gelirsen önceden böyle Türklerin çoban köpekleri çok meşhurdur dünyaca. Bizim köpeğimiz dünyaca meşhurdur. Çoban köpekleri, Sivas kangallar, çoban köpeği ırkları dünyaca meşhurdur. Bizim Türklerin o konar göçer Türklerin köpekleri kadar sahibine uysal ve vefalı kurda, ayıya, karşı

acımasız, hiçbir köpek yoktur. Şimdi mesela o kırık köpekler vardır. O kırık köpeklere mesela kurdu koklat, ölen bir kurdu dahi koklatsan kaçar gider kokusundan veyahut da o kırık köpekleri götür bir ayının ölüsünü göster ayının ölüsünü koklasa, korkudan kaçar gider ama iyi bir kangal mesela ne kurttan korkar ne çakaldan korkar ne ayıdan korkar. Ayıya bile sarar iyi bir kangal, iyi bir çoban köpeği, Türk çoban köpeği, o tam kangal değildir, kırıktır o, onu çobanlar daha iyi bilir çoban köpeği derler ona. O koyuna güder mesela. iyi bir kangal koyunu güder. Onlar böyle mesela biz Bayındır’dayken mesela Bursa’nın dağlarından çobanlar gelirdi, koyun getirirlerdi bizim oraya. Onların çoban köpekleri vardı. Böyle kocaman kocaman, kuzulardan, koyunlardan büyük. Onlara normalde biz böyle hayran kalırdık onlara, normalde böyle onlardan çok sevdiklerine böyle işte bir tane enik verir, işte bir şey verir, hatta mesela birisinin yaylımı var orda yani iki fasıl yaylım vereyim de sana bir enik vereyim. Çobanın köpek eniği veriyor. O kadar kıymetliydi, Bursalıların o çoban köpekleri. Sait görmüştür. Sait gördün mü onları sen? Karaburun olarak geçiyor. Var mı gene hala daha? Var. Sürülerin içinde, böyle kocaman, kuzulardan, koyunlardan daha iri onlar böyle, hatta bizim orda mesela bir tanesi bizim orda çok kurt olmaz, ne olduysa kurt işte salaklığı tutmuş demek ki sarmış, ondan sonra hayvanları, sarınca kurdu boğmuş iki üç tane şey, o köpek. Adam gözümün önünde hani kuzuyu kesmedi hayvan ona alışmasın diye, gittik kasaptan bir tane kuzu aldı geldi, parçaladı, hayvanların önüne bıraktı hediye olarak, yedirdi hayvanlara. Dedim neden burda kesmedin? Görürler dedi, alışırlar o zaman dedi hayvana sararlar dedi, terbiyeye bak. Ya, terbiye bu işte! Bizim atalarımız kapılarındaki köpeği bile terbiye etti.

Biz şimdi çocuklarımızı edemiyoruz. Evet, bizim ecdadımız kapısındaki köpeği terbiye ederdi, damına bağladığı beygiri terbiye ederdi, damına bağladığı deveyi terbiye ederdi. Onun ineği bile terbiyeliydi. Bildiğin inek, inek dahi terbiyeliydi. Atalarımızın inekleri dahi terbiyeliydi. Terbiye sistemi vardı. Şimdi Hz.Pir diyor ki ateşi konuşturuyor, diyor ki Türkmenlerin köpekleri vardır ya diyor, çadırın kenarında gelene gidene yalaklık yaparlar ama sen diyor onlara düşmanca bir tavır sergilersen, seni parçalarlar. Ben de diyor ateş olarak kullukta köpekten aşağı değilim ki. Ben de Allah’ın kuluyum. Ben de Allah’ın emrindeyim. Ben ateşim ama başıboş değilim. Cenabı Hak bana yak dediğini yakarım. Cenabı Hak, bana yakma diyorsa, izin vermiyorsa, ben ateşim ama ben yakamam diyor.

E diyor Allah da kudrette Türklerden, Türkmenlerden aşağı değil ya diyor. Yani o Türkmenler dahi dostu düşmanı ayırıyorsa, o Türkmen köpeği dahi dostu düşmanı ayırıyorsa, Allah kendisine dost olanı düşman olanı,

ayırt edemeyecek noktada mı? Cenabı Hak da ne yapar? Bütün mevcudata hükmeder. Ateşte onun emrindedir. Onun yak dediğini yakar, yakma dediğini yakmaz. Bakara, ayet 116: ‘Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Hepsi ona boyun eymektedir. Senin gözünün gördüğü görmediği her ne var ise hepsi de Allah’ındır. Malikül mülk olan Allah’tır. O, mülkünü kudretiyle, kuvvetiyle, hakimiyetiyle zabtu rabt altına da altına alan da Allah’tır. O taşa da toprağa da ateşe de suya da buluta da sözünü geçirendir. Cenabı Hak bu noktada mükavenatta hiç bir zerre yoktur ki onun üzerine hükmü olmasın. Hiçbir zerre yoktur ki ona emretmemiş olsun. Hiçbir zerre yoktur ki Allah onu sevk etmemiş olsun. Her şey Cenabı Hakkın kudret ve kuvvet elinin altında. Ateş de cehennem de cennet de güneş de ay da rüzgarlar da bulutlar da Allah’ın kudret ve kuvvet emrinin altında gözünüzün gördüğü meyveler de ağaçlar da bitkiler de hepsi de Allah’ın kudret ve kuvvet elinin altında. Öyle olunca ateş de diyor ki ben onun emrindeyim. O da diyor Türkmen başbuğundan aşağı değil ki!

“Tabiat ateşi eğer seni gamlandırırsa o yakış, din sultanının emriyledir.”

Eğer diyor bu tabiatın içerisindeki ateş seni yakar, gamlandırırsa eğer senin fıtratının gereği içinde bir yangın olursa, bir gam olursa, sana bir şey dokunursa, sen bir hüzünlenir bir gamlanır, sen bir kederlenirsen, bu Allah’ın emriyledir. Allah dilemedikçe sen o gamın yüzünü dahi göremezsin. Allah dilemedikçe sen o kederin dahi yüzünü göremezsin. O dahi Allah’ın emrinin altındadır. O dahi Cenabı Hakkın sevk ve idaresindedir.

“Tabiat ateşi eğer sana sevinç verirse, ona o sevinci din sultanı verir.”

Gamın karşılığı nedir? Sevinçtir. Eğer sana bir sevinç gelirse, sana bir sürur gelirse, senin gönlüne bir hoşluk gelirse, o da Allah’ın emriyledir. Sen hani var ya ayeti kerime, ‘iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden’, sizin başınıza gelen her şeyi Allah yaratır. Her şeyi sevk eden odur. isterse başınızdan belayı, musibeti def eder, isterse sizden kederi, gamı kaldırır, isterse sizi sevince boğar. Bunu sevk eden Allah’tır. Yine devam ediyor:

“Gam görünce istiğfar et çünkü gam Halik emriyle tesir eder.”

Eğer sana bir gam geldiyse eğer sana bir keder geldiyse eğer sana bir hüzün geldiyse eğer senin işlerin, senin istediğin gibi gitmiyorsa eğer senin başına bir çorap örüldüyse, eğer sen karanlıklara düştüysen, eğer sen bataklıklara düştüysen, ordan çırpınamıyorsan, istiğfar et, tövbe et. Yapmış olduğun yanlışlıklardan dolayı senin başına onlar geldi. Senin eksikliklerinden dolayı onlar başına geldi. ‘istiğfara devam edeni Allahu Teala dertlerden, sıkıntılardan kurtarır, ummadığı yerlerden rızıklandırır.’ Mesai de geçen bir hadis-i şerif, tövbeye devam eden, Allah’tan af dilemeye devam

eden, dertlerden ve sıkıntılardan kurtulur ve o kimse ummadığı yerlerden rızıklanır. O muhakkak ve muhakkak istiğfara devam edecek. Gamdan, hüzünden, kederden kurtulmak istiyorsa, rızık darlığından, geçim sıkıntısından, evindeki huzursuzluktan, annesi ile babası ile arasındaki problemden, düzgün gitmeyen neyi var ise istiğfar edecek, tövbe edecek, helallaşması gereken yerler var ise helallaşacak. Annesinin, babasının, duasını almayan, helallaşmayanın iki yakası bir araya gelmez. Eşine zulmeden kadın, erkek, zulme devam ediyorsa iki yakası bir araya gelmez. Çocuklarına zulmeden anne ve baba iki yakası bir araya gelmez. Komşularına zulmeden, iş arkadaşlarına zulmeden, emrinin altındakilere zulmedenlerin iki yakası bir araya gelmez. Büyüklerini büyük gibi görmeyen, onları dinlemeyen, onlara itaat etmeyenin, iki yakası bir araya gelmez. Senin zakirinmiş, senin şeyhinmiş, senin çavuşunmuş, restleşme, duasını al geç. Onlarla didişme. iki yakan bir araya gelmez. Derviş kardeşlerine zulmeden, zakir, çavuş, nakib, nükebba, şeyh, iki yakaları bir araya gelmez. Kim kime zulmediyorsa, zulmedenlerin iki yakaları bir araya gelmez. Bu dünyada da felah bulmazlar, mahşerde de felah bulmazlar, ahirette de felah bulmazlar.

Hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hiç kimse sözünü ve ahdini bozmasın. Sözünü ve ahdini bozanlar, iki yakaları bir araya gelmez. Sözünden geri dönenler, iki yakaları bir araya gelmez. Masumları, kimsesizleri, dul ve yetimleri aldatan, kandıran, onları yüzüstü bırakan, iki yakası bir araya gelmez. Yetimlerin mallarını devşirmeye çalışan, onların malını ucuz fiyata kapatmaya çalışan, iki yakası bir araya gelmez. Sokakta kediye köpeğe eziyet eden, hayvanlara eziyet eden, dilsiz mahlukata eziyet edenin, iki yakası bir araya gelmez. Yanında çalışanın hakkını, hukukunu korumayan, yanında çalışan kimsenin maaşını düzgün vermeyen, onun hakkına hukukuna riayet etmeyen, iki yakası bir araya gelmez. Adaletle hükmetmeyen hakimler adaletle insanları sevk etmeyen valiler, adaletle insanları sevk etmeyen kaymakamlar, mülki amirler, müdürler, amirler, eğer adaletle hükmetmezler, adaletle sevk ve idare etmezler, insanların arasında ayırmacılık, kayırmacılık yaparlarsa iki yakaları bir araya gelmez. Allah’ın lanetlediği fiiliyatları üzerinde bulunanlar, şimdi adına eşcinsel dendi, siz onun adını biliyorsunuz, bunlar, bunlara yumuşak görünenler, bunlara hoşgörüyle davrananlar, lgbt’li bilmem ne, harf kalmadı. Bu bir sürü harf kalabalığı olan, bunlara yumuşak görünen, bunlara saygı duyan, bunlar da olması lazım diyen, bunlar da bunun özgürlüğü diyenlerin, iki yakaları bir araya gelmez. Allah’ın lanetlediği işleri ve fiiliyatları yapanlar ve bunları destekleyenler, bunların iki yakaları bir araya gelmez. Müminlerden faiz alan, müminlere faizcilik yapan, iki yakaları bir araya gelmez. Oğlancılık yapan, lezbiyenlik yapan,

oğlan oğlana cinsel ilişkiye giren, erkek erkeğe cinsel ilişkiye giren, bu pislikler, bunlar asla iki yakaları bir araya gelmez. Bunları destekleyen, bunları alkışlayan, bunların peşine gidenlerin iki yakaları bir araya gelmez. Tövbe etmezlerse gelmesinler inşallah zaten. Bunlar tövbe edip dönmezlerse, Allah iki yakalarını bir araya getirmesin inşallah çünkü bunlar Allah’ın lanetlediği fiiliyatlar. Namazı kasten terk edenler, iki yakaları bir araya gelmez. Orucu kasten terk eden, oruç tutmaya muktedir olduğu halde tutmayan, iki yakaları bir araya gelmez. Hacca gitmeye muktedir iken hacca gitmeyen, iki yakaları bir araya gelmez. Gelmez! Herkes namazına dikkat edecek. Gelmez, namazı kasten terk edenin Allah muhafaza eylesin, dini yıkılır.

işte bunları yapsa, yapanlar zaten tövbe edecek ama istiğfar etmek, tövbe etmek sünnet. Kuvvetli sünnet, hem farz. ‘Allah tövbe edenleri sever.’ Ayeti kerime, ‘Allah tövbe edip af dileyenleri affeder’, ayeti kerime ama Hz. Peygamber diyor ki ‘Allah’tan en fazla korkanınız benim, günde ben yüz kez Allah’a tövbe ederim.’ Günlük tövbenizi terk etmeyeceksiniz. Sufiler en az günde yüz sefer tövbe ederler. Allah’a yakınlık peyda etmek için çünkü Cenabı Hak onu yakinine alır. Bir tövbe vardır, dertten, sıkıntıdan, beladan, musibetten, günahtan kurtulmak içindir. Bu ayrı. Bu şeriatın emrettiği. Bir tövbe vardır, ehl-i tarikat için, küçük günahlar işlemiştir o. Küçük günahlar işlediğinden dolayı da tövbe eder ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini icra eder. Bir tövbe vardır ki o, kulluğun, kulluğun, özüdür. O kulluğunu gösterir. Der ki sen Rabsin, ben kulum. Sen Allahsın, ben senin yarattığınım. Beni sen yarattın. Ben kendimi günahsız gördüğümden değil ama sen tövbe edenleri seviyorsun ya tövbe edenleri sevdiğinden dolayı ben sana tövbe diyorum der. Onun tövbesi muhteşem tövbedir. O ‘sübhanallahi ve bihamdihi’ derken cennette kendine ağaç dikildiğini görür. ‘Subhanallahil azim’ derken cennet meyvesi ağzına verilir. O işte Allahla arada perdenin kalktığı tövbedir, ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim’ der. O, bir önceki perdesine tövbe eder. Der ki ben bir önceki perdede kaldım. Bana yazıklar olsun. Ben bir adım daha atmadım. Senin cemalini doya doya göremedim. Ben bir adım daha ataydım da senin cemalinle cemalleşeydim. Ben bir adım daha da ataydım da sen benim ruhumu alıvereydim de şu dünya denilen mihnethaneden kurtulaydım. Ben bir adım daha atıvereydim de senin o kahküllerine dokunsaydım. Bir adım daha atsaydım da kahküllerini boynuma dolasaydım. Bir adım daha atsaydım da gözlerinde gözlerimi kaybetseydim bir adım daha atsaydım da öyle bir sübahanallahi ve bihamdihi subahanallahil azim deseydim, bütün alemleri seyran etseydim. Tövbe o. Sufinin amacı. Bu tövbeye ulaşmaktır. Sufinin amacı budur. O yüzden onun tövbesi kıymetlidir.

O,zikrullahın ayrı bir dairesidir o tövbe. Bunda günahtan kurtulma düşüncesi. Bunda cehennem korkusu, bunda cehenneme atılma hayulası yoktur. Bu tövbe farklı bir tövbedir.

“Allah isterse bizzat gam, neşe, bizzat ayakbağı, azatlık ve hürriyet olur.”

Allah isterse sana gelen gam, neşeye bürünür. Allah isterse neşe, gama bürünür. Onun gamının içerisinde neşe, neşenin içerisinde gam vardır. O yüzden gamlandığında kendi kendine ahu efgan etme Her gamın arkasında bir neşe vardır. Neşe verdiğinde onun lütfunu ve ikramını gör, ona hamd et ki hamd et ki neşenin arkasından gadap gelmesin. Biz yine burda, Hz. Pire dönelim: ‘Onun hoş olmayan şeyi de benim canıma hoş geliyor. O gönül inciten sevgilime canım feda olsun. Veziri olmayan tek padişahımın hoşnut olması için ben hastalığıma da aşığım, derdime de. iki deniz gibi olan gözlerimin incilerle dolması için gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim.’ Hz Pir de gamı sürme diye gözlerine çekiyor. Allah bizi öyle iman eden, öyle yaşayan, Allah’ı öyle seven, resulünü öyle seven, Kur’an ve sünnetine sımsıkı bağlı kullarından eylesin inşallah. Sürç-i lisan ettiysek affola. Cenabı Hak cümlemizi affetsin. Selamünaleyküm.

(48. Dakikadan itibaren)

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları