Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Yahudilerden zalim bir padişah vardı.”
Bir yahudi var, o yahudi zalim bir padişah. isa’ya düşmandı. Bu yahudiler isa (a.s)’a çok düşmandılar. Bu yahudiler, isa’ya düşman oldukları gibi Muhammed-i Mustafa’(s.a.v)’e de düşmandırlar. Hani birileri Yahudilerle alakalı ayet-i kerimeleri eksik anlamışım dedi ya, Hz. Mevlana, (öyle eksik anlamış demek ki), Hz. Mevlana farklı anlamış. Hz. Mevlana şimdiki gibi anlamamış, geleneksel klasik islam anlayışında Hz. Mevlana. Hani birileri yahudileri kendine dost tutuyor ya Cenab ı Hak da dost tutmayın diyor ya. Cenab ı Hakkı dinlemeyenler var ya biz bunu eksik anlamışız, yanlış anlamışız, böyle kıypıttıranlar var ya cevap Hz. Mevlana’dan:
“İsa’ya düşmandı. Hristiyanları yakar yandırırdı, eritir giderdi.”
Bu yahudiler tarih boyunca hıristiyanları böyle hep yaktılar, yıktılar, erittiler. Hep öldürdüler, katlettiler, yağma ettiler. Namuslarına, mallarına, mülklerine tarih boyunca bu yahudiler nerede hristiyanı gördüyse öldürdüler. Kadınları varsa, kadınların ırzına geçtiler. Kızları varsa, kızlarını köleştirdiler. Kadınlarını köleleştirdiler. Haraç mezat sattılar, mallarına el koydular, haraç mezat sattılar. Hazinelerine el koydular, hazinelerini sattılar. Merkez bankalarına el koydu bu yahudiler, merkez bankalarının üzerinden bütün memleketleri sattılar, soğana çevirdiler. Bunlar böyle zalim bir millet. Bunu Allah söylüyor kuran-ı kerimde. Bunu hristiyan teologlar söylüyor. Hristiyan din bilimcileri, hristiyan tarihçiler söylüyor bunu. Bu kur’anla sabit olduğu gibi tarihi vesikalarla da sabit. Hıristiyan dünyasında bununla alakalı çok büyük araştırmalar var. O yüzden hristiyanlar, topraklarının
altına ibadethaneler yaptılar. Ta dağların dingil tepelerine çıktılar. Oralarda ibadet ettiler. Hep saklı ibadet ettiler. Çünkü o yahudiler pagan yani ateist, yani böyle işte putçularla beraber olup bu hıristiyanlara karşı hep savaştılar. Hep katlettiler, hep öldürdüler, hep esir ettiler insanları. Bunlar böylesine zalim, böylesine hain, insanlık düşmanı. Bunlar din düşmanı. Bunlar peygamberleri bile şehit ettiler, öldürdüler. Bunlar ne peygamber tanıdılar, ne kitap tanıdılar tarih boyunca böyle bir azgın bir millet gelmedi hiç dünya üzerine. Onların azgınlıklarından dolayı Cenab ı Hak habire onlara peygamber gönderdi, peygamber gönderdikçe onlar Cenab ı Hakkın gönderdiği peygamberleri katlettiler. Cenab ı Hak peygamber gönderdi, onlar katletti. Cenab ı Hak peygamber gönderdi, onlar katletti. Böylesine din düşmanı, hain bir millet bunlar. O yüzden Cenab ı Hak siz asla yahudileri kendinize dost tutmayın dedi. O yüzden peygamberini uyardı Cenab ı Hak. Dedi ki: ‘ey Habibim, bu yahudiler var ya böylesine zalim bir millettir, bunlardan uzak dur. Bunlala dost olma. Bunlara inanma.’ dedi. Bunlarda her türlü hile vardır dedi. Ayet i kerime meali bunlar, söylediklerim. Bunlar dünyanın en hilebaz insanları. Bunlar dünyanın en zalim insanları. Bunlar dünyanın en hain insanları. Kim bunlar? Yahudiler, yahudiler! Sakın onları böyle bize güzel göstermeye çalışanlara aldanmayın.
“İsa’nın çağıydı, nöbet onundu; Musa’nın canı oydu; Musa da onun
Sıra, peygamber olarak isa Aleyhisselamdaydı. Bütün peygamberler islam’dır. Bütün peygamberlerin peygamberliklerine iman ederiz. Hz. isa da bizim peygamberimizdir, Hz Musa da bizim peygamberimizdir ama son peygamber Muhammed i Mustafa’dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan sonra ne bir nebi, ne bir resul gelecektir. Ondan sonra ben nebiyim, ben resulüm yok ben şöyle peygamberim, yok ben bir alt sınıf peygamberim, yok ben bir alt kümede peygamberim… Bunların hepsi de zındıklıktır, sapıklıktır. Peygamberler sırayla gelmiş, son peygamber Muhammed i Mustafa, bitmiş, sallallahu aleyhi ve sellemle. işte o gün için de sıra isa (as.)’daydı. Sıra, isa (a.s)’a gelmişti.
“ Padişah Allah yolunda şaşı olmuştu.”
O zalim yahudi padişah, Allah yolunda şaşı olmuştu. Şaşı, biri iki görüyor; şaşı, görüşü doğru değil, şaşı, görüşü hak değil. Bu normal şaşılık değil ha, bu manevi şaşılık. Normal. şaşılığın tedavisi var. Manevi şaşılığın tedavisi çok zor. Ona inandırmak çok zor çünkü, hani yine bir hikaye var Mesnevi’de, derki ustası evladım git şu şişeyi al getir. Çırak der ki efendim burda iki şişe var, bir tane değil. Oğlum, orda bir şişe var, iyi bak der, gider çırak tekrar gelir usta iki şişe var burada der, peki evladım kır o zaman ikincisini
sen birinciyi al getir der, gider çırak bir kırar ki ortalıkta şişe kalmaz. Bu manevi şaşılık. Allah’ı ikilemek gibi. Bu manevi şaşılık Allah’ın dinini ikilemek gibi. Bu manevi şaşılık, bir peygamber gelmiş, bu da mı peygamber demek gibi bu manevi şaşılık, peygamberin haricinde insanları kutsallaştırmak gibi, bu manevi şaşılık Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine iman eden bütün herkes mümindir. Başka bir kimseleri kutsamak gibi. Manevi şaşılık bunlar işte o padişah da aslında şaşıydı.
“O iki ilahi soluktaşı birbirinden ayrı görüyordu.”
O iki ilahi soluktaş, o iki peygamberi birbirinden ayrı görüyordu. O bir peygamber, o da peygamber. Onların ikisi de aynı solukla soluklanmışlar, aynı meslekle mesleklenmişler. Onların ikisi de peygamber ama o, iki peygamberin vazifesinin aynı olduğunu görmüyor. O ikilikde kalıyor. Adem ile Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine kadar gelen bütün peygamberlere, peygamberliğine iman etmek gibi. isa aleyhiselam bizim Peygamberimiz değil diyemezsiniz. O da bizim peygamberimiz Musa aleyhisselam bizim peygamberimiz değil diyemezsiniz. O da bizim peygamberimiz ama o padişah şaşı kalmış görüşünde. isa’yı kabul etmiyor. Şimdiki isevilerin Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’i kabul etmedi gibi. Şimdiki yahudilerin Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kabul etmediği gibi. Şimdi bazı felsefelerin, bazı inanışların, bazı inanç sahibi olanların, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’in peygamberliğini kabul etmediği gibi. Şimdi bazı müslümanım diyenlerin, Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini kabul etmediği gibi. Şimdi bazı müslümanım diyenlerin, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetlerini, onun hadislerini kabul etmediği gibi. Şaşı! Veya bazı müslümanların namazı kabul etmediği gibi. Bazı müslümanım diyenlerin orucu kabul etmediği gibi. Bazı müslümanım diyenlerin tesettürü kabul etmediği gibi. Bazı müslümanların içki haram denmesine rağmen içki haram olmaması lazım demesi gibi. Şaşılık bunlar. Şaşı! Bize kur’an yeter. Hz.Peygamber(s.a.v.) hazretlerinin hadislerinin hepsi de sahtedir demek gibi. Şaşılık! O zamanın da şaşısı kim? Padişah. O da Musa’nın peygamberliğini kabul ediyor, isa’nın peygamberliğini kabul etmiyor. Şimdiki isevilerin, Hz. Muhammed i Mustafa’(s.a.v)in peygamberliğini kabul etmemesi gibi. Şaşılık.
“Hani ustası şaşı çırağına, tez dedi, odaya git, o şişeyi getir. Şaşı çırak, o iki şişenin hangisini getireyim, bir güzelce anlat, dedi. Ustası, yürü be dedi, iki şişe yok, şaşılığı bırak, biri fazla görme.”
Şaşılığı bırak, biri fazla görme Allah bir. Şaşılığı bırak, biri fazla görme. Kuran ı Kerim bir, şaşılığı bırak, ikiliği bırak. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)
peygamber bir. Usta dedi ki Çırağa bırak şaşılığı bırak, tekliye gel, vahdete gel, birliğe gel.
“Çırak, usta dedi, kınama beni. Ustası pekiyi dedi, o iki şişenin birini kır. Çırak birini kırınca iki şişe de gözünden yitti gitti. İnsan istek yüzünden öfke, yüzünden şaşı olur. Şişe birdi, gözüne iki göründü; şişeyi kırınca, öbürü de yok oldu.”
Bir kimse yanlış bir şey ister, şaşı olur. Doğruyu göremez. Bir kimse öfke
yüzünden şaşı olur. Öfkelendiğinde doğru karar veremez.
“Öfke ile istek, insanı şaşı eder, canı doğruluktan ayırır eder.”
istek, insanı helak eder. Şehvani istekler, nefsani istekler, nefis, insanı helaka götürür. Nefis bize hep kötülüğü istetir. Yanlışlığı istetir çünkü. Nefis bizi hep kur’an ve sünnetin dışına doğru çekmeye çalışır. O nefs-i emmarenin işi budur. Allah muhafaza eylesin. Öfke, nefs i emmaredendir. Hadis i şerifte Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ki öfke şeytandandır, öfkelendiğinde otur, oturuyorsan yürü, yürüyorsan yat. Öfke seni batırır çünkü. Öfke ile karar alma, batarsın. Öfke ile bir söz söyleme, batarsın. Öfke ile bir davranış içerisinde bulunma, isabet edemezsin. Ya ben sinirliyim. Sinirliyim deme. Şeytana uyuyorum de. Çünkü öfke şeytandan. Ya kime öfkeleneceğiz o zaman? Kafire öfkeleneceksin. Kime öfkelenineceksin? Şeytana öfkeleneceksin. Kime öfkeleneceksin? Kur’an ve sünnetin dışında bir şeye öfleleneceksin. Öfke orda hak. Nefsine öfkeleneceksin. Öfke orda hak. Diyecen ki namazı kaçırdın yine, namazı kaçırmaman lazımdı. Ona öfkelen. Mümin kardeşine öfkelenme. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli ol. Müminlere karşı yumuşak ol. Müminlerin canı acıdıysa, onu hafife görme, Ekrem dumanlı! Merhametli ol. Canı acımış insanların. O zaman öfke insanı hep batırır.
“Garez geldi mi hüner örtülür.”
Garez geldi mi hüner örtülür. Hani garezine yapma derler ya, inadına, garezinene yapma, o hünerini örter senin, iyiliğini örter. Sen garezine iyilik yaparsan, o iyilik olmaz. Kinayesine davranırsan, o iyilik olmaz, kinaye yapma, garezine bir şey yapma. Garezle hareket etme. Öfke ile kinle, garezle hareket etme. O seni batırır. O senin iyiliğini örter o zaman. iyilik meydana çıkmaz. Kimseye garezlenme bu noktada, hakkını helal et, çık işin içinden mümin kardeşinse, helal olsun de çık işin içinden. Garezlendin, battın. ‘O bana daha önce böyle yaptıydı. Ben de şimdi ona öyle yapacağım.’ Bu garez, bu kin, taşıma. Helal et, geç. Kinle yol yürüme. Yükünü ağırlaştırır seni. Garezle yol gideceğim diye, uğraşma. Yükünü ağırlaştırır senin. Öfke ile yol gideceğim diye uğraşma. Asıl yük bunlardır. Yükünü
ağırlaştırır senin. At kini, öfkeyi, garezi üzerinden. Herkesi affettim de, çık işin içinden. Allah’a vuslat yolunda, sen ağırlık taşıma.Senin yolunu keser bunlar. At onları üstünden.
“Gönülden yüzlerce perde gelir de gözün önüne çekiliverir.”
Bunlar gönül hastalıklarıdır. Bunlar manevi hastalıktır. Öfke, kin, garez, haset… Bunlar manevi hastalıktır. Bunlar metafizik hastalık. Bunlar görünmeyen hastalık. içinden iğneli, içinden garezli, içinden kinli, içinden öfkeli, içinden düşman, içinden hain, içinden vefasız, içinden hayırsız, içinden zalim. Aman! Bunlar insanın kalbinde yüzlerce perde örer. insanın kalbinde Allah’ın koyduğu bir nur vardır. Bütün insanların kalbine koyar. Cenab ı Hak o nurunu, hidayet nuru diyelim ona. O nurun üzerine biz kin, garez, kalbi hastalıklar, zahiri günah ı kebairler onun üzerini örter. Hani Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ya Allah’la insanın arasında yetmiş perde vardır. Hicap perdesi. Bu hicap perdelerini, insanlar kendileri örterler. Sen bir yalan söylersin, yemin edersin, yalan yere. Gıybet edersin, dedikodu edersin, iftira edersin. Müslümanların hakkına tecavüz edersin. Müslümanlara sui zanda bulunursun. Müslümanlara bu noktada iftira atarsın. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, zulmed zulmedersin. Hep böyle üst üste katmerlenir perdeler. Arkadaşına kötü davranırsın, ona zulmedersin. Onun hakkını yersin. Alırken hakkını yersin, satarken hakkını yersin. Hesabını kitabını ince yapmazsın. Bu haramdı, bu helaldi bakmazsın.
Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun demiş ya Yunus. Bunların hepsi de katmerlenir adamın kalbinde. Ondan sonra o hasetlenir. Der ki ya bu kabir haline vakıf olunur mu canım, yalan söylüyor bunlar. Kabir hali diye bir şey yok. Neden? Kendisi katmerli. Neymiş, zikrullahta hal görüyorlarmış da Peygamber Efendimizi görüyorlarmış. Yalan söylüyorlar bunlar. Görülmez peygamberler. Neden? Kalbi katmerli onun. Onun gönlünde yetmiş değil, yediyüzbin katmer var. Katmer katmer üstüne. Örtü örtü üstüne. Bugün imam hatibe giden kızlardan birisi diyor ki imam hatip hocasının birisi demiş ki hazreti peygamber rüyada görülmez. Bak ahmağa sen! Kalbi, katmerli bunun! Her La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenin kalbi katmersiz olacak diye bir kaide yok. Kalbi katmerlenmiş. Bir günah işlersin, kalbin katmerlenir. Sen bir yalan söylersin, kalbin katmerlenir. Gıybet edersin, kalbin katmerlenir senin. Bir iftira edersin kalbin katmerlenir. Şu kadının biraz bir tarafını göreyim dersin, kalbin katmerlenir. Şu kıza bir bakayım dersin, kalbin katmerlenir. Sen zikrullahsız yolda yürürsen, kalbin katmerlenir. Salak salak bakarsın artık vitrinlerde ne var, nerde kadın var, nerde kız var, nerde adam var, kalbin katmerlenir senin. Unutursun Allahı, kalbin katmerlenmesinden unutursun. Zikrullah
kalpte yoksa şeytan var. Hadis i şerif, bir kimse Allah’ı zikrederse diyor, şeytan onun kalbinden dışarı çıkar. Ne zaman zikrullahı bıraktı, hemen kalbine oturur. Kalp, oturdu mu şeytan hükmeder senin vücuduna. Eline şeytan hükmeder, koluna şeytan hükmeder, gözüne şeytan hükmeder, mimiklerine şeytan hükmeder. Tepeden bakarsın. Tepeden bakan kimsenin kalbinde şeytan var. Birini beğenmedin, kalbinde şeytan var. Bir müslümanın gıybetini ettin, kalbinde şeytan var. Bir müslümana iftira attın, kalbinde şeytan var, şeytan hakim olmuş ona. Ya şöyle göğsümü dekolte yapayım. Bir düğme açayım. Kalbinde şeytan var onun.
Ya sakalımı güzel tarayayım da bugün kadınlar görünce benim sakalımı beğensin. Kalbinde şeytan var onun. Sakal, Hz. Peygamber(s.a.v.), tararmış, sünnet. Sakalımı sünnet olduğu için tarayayım. Parmaklarınla tararmış Adem Aleyhisselam. Gördünüz mü hiç rüyanızda? Adem Aleyhisselam’ın sünneti. Parmaklarınla, böyle sakallara, parmaklarınla yön vermek, aşağı doğru. Sünnet, aşağı doğru. Yukarı doğru değil sünnet. Böyle yanlara yok sünnet, sakalı aşağı doğru parmaklarınla sıvazlamak Adem Aleyhisselam’ın sünneti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bakın şaşı değil. Adem’in sünnetini de yapardı. Ne yapardı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, elleriyle, parmaklarıyla da sakalını ne yapardı? Sıvazlardı. Bunu kitaptan bulamayabilirsin. Görüyorsan sünnet sana. Gördün mü? Gördün. Sünnet sana. Sünnet! isa Aleyhisselam da eliyle tarardı. Neden? Adem aleyhisselam da eliyle tararmış. Dedim sen de mi elinde tarıyorsun. Dedi Adem aleyhisselam da eliyle tarardı. Bak dedi, aaa o da eliyle tarıyor, sünnet. Sen sakalını sünnet olduğu için tararsın. Kadınlar beni beğensin diye sakalını tararsan şeytan girdi içine. Sen sünnetten çıktın. Bakın, sen sünnetten çıktın. Şeytan girdi senin içine hemen, kalbini katmerledi. Adem Aleyhisselam’ı göremezsin. Kalbini katmerledi. Sen sakalına aynada bakarken, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sakalını göreceksin. Onun sakalını görürsen aynada, işte sünnet oturdu. Diyecen ki Sünnet i Resulullah buymuş. Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve sahbihi ve sellim. Sakalını sıvazlarken, salât u selâm getirirsin o zaman, unutmazsın hiç. Dersin ki sakalı sıvazlamak da sünnet. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim. Sünnet, sarığını sararken Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim, öyle sararsın. Sünnet ya. Ne diyor? Terkedilmiş bir sünnetimi ihya edene yüz şehit sevabı verilir. Sarığı salatu selamlar takmak sünnetin alası ve dersin ki o da böyle mi sarardı acaba. Bir bakarsın ki onunla beraber sarıyorsun sarığını. Sünnet! Kalbinde Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in sevdası olsun, o zaman onun attığı adım gibi atarsın. Yolda aklına gelir. O nasıl yürürdü?
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. Yarabbi ben habibin gibi yürümek istiyorum. Tık, şeyhin gelir. Evladım, Hz. Peygamber böyle yürürdü sallallahu ve sellem . Bak nasıl yürüyor önümüzde. Sünnet!
Kalbini zikrullah ile diri tut. Kalbini Muhammed i Mustafa’nın sevdasıyla diri tut. Kalbini Allah’ın sevdasıyla diri tut. O zaman şaşılıktan kurtulursun. O zaman kalbin de katmerlenmez. Öbür türlü kalbin katmerli. O Allah sana nurunu vermiş. Sen zulmediyorsun. Ne yapıyorsun? O nurun üzerine örtü atıyorsun boyna. Sen sünneti Resulullahtan çıktıkça, senin kalbindeki nurun, Allah’ın nuru, örtünüyor. Sana ışık vermiyor. Senin yolunu aydınlatmıyor. Senin kalbini aydınlatmıyor. Senin gözünü aydınlatmıyor. Senin kulağını aydınlatmıyor. Kim? O örtüler.O örtüleri sen örpttün. O örtüleri çeksen, Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerini göreceksin. O örtüleri çeksen, ona soracaksın. Dertliyim yine diyeceksin. Onunla sohbet edeceksin. Hiç kimsenin sohbeti seni açmayacak. Hiç kimsenin sohbeti seni doyurmayacak. Hiç kimse seni cezbetmeyecek. Hiçbir güzellik, onun güzelliğinin yanında güzel gelmeyecek. Hiçbir ses, hiçbir nefes sana hiçbir zaman, hiçbir zaman tat vermeyecek. Sen tatsız tuzsuz dolaşacaksın. Sen kimsesiz dolaşacaksın. Sen yapayalnız dolaşacaksın. Sen belki de bu dünyanın en garip insanı olacaksın. Ama her şeye değecek.
Her şeye değecek! Dünyaya da değecek, ahirete de değecek, her şeye değecek. Her şeye de değer zaten. Her şeye de değer. Onca satılmışlığa, onca hançerlenmeye, onca her türlü şeye değer. Değer! Kalmıycak katmer. O zaman böyle imtina edeceksin. Diyeceksin ki bir an göremezsen ne olur? O zaman diyeceksin, yürürken, arabada giderken benim yanıma gelmezse ne olur! O zaman diyeceksin geceleri tek başıma kaldığımda ne olur diyeceksin. Düşüneceksin kendi kendine. Aman diyeceksin. Perde inmesin gönlüme. Aman diyeceksin, ne olur halim diyeceksin, ne olur halim! Bir an Esselamü Aleyke Ya Resulallah dediğinde O Aleykümselam demezse, senin selamını almazsa, O alır da, sen aldığını duymazsan, onun selamını aldığını duymazsan, halin ne olur? Sen her Esselamü Aleyke Ya Resulallah dediğinde onun Ve aleykümselam veledi dediğini duymazsan, kendini sımsıkı tutacaksın. Kinmiş, atacaksın. Öfkeymiş, atacaksın. Bühtanmış, atacaksın. Bakacaksın birisi sui zan ediyor, kaçacaksın ordan. Birisi bakacaksın başka bir şey yapıyor. Aman diyeceksin, bunun ağzı başka kokuyor. Aman diyeceksin Yarabbi, beni muhafaza et. Nasıl ayrı kalabilirsin!
Perde, manevi yük! Manevi yük! Yüklenmiş üstüne gıybetlerin, dedikoduların, iftiraların! Manevi yük! Atamamışın üstünden. Kin, nefret, bühtan! O bana şöyle yaptıydı, bu bana böyle yaptıydı. At, helallaş. Helal etmezsen yük sana. Deyi verirse sana benim ümmetimden mi şikayetçisin
diye, ne cevap vereceksin? Derse sana o la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi. Onun Muhammeden Resulullah demesi önemli değil mi sence? Onun Muhammeden Resulullah demesi, neler feda edilmez ki? Nasıl kin beslersin, Muhammedun Resulullah diyenden nasıl nefret edersin! Muhammedün Resulullah diyenlere nasıl yük vurursun üstüne. Muhammedun Resulullah diyene nasıl yardım etmezsin, nasıl! Bu büyük bir handikap. Bu kalpte büyük bir perde. Bunlar zulüm perdesi. Biz kendimiz çağırıyoruz bunları. Biz kendimiz topluyoruz. Diyoruz ki gelin, perdeleyin bizi, ondan sonra da inanmıyoruz perdelenmemiş olanlara. Diyoruz ki bunlar yalan söylüyor. Peygamber görülür mü bu zamanda. Diyoruz ki bunlar yalan söylüyor. Zikrullahta gelen giden varmış. Alay ediyoruz biz bir de onlarla. Salih insanlar, salih rüyalar görür haa, hadis i şerif. Biz inanmıyor ona, ancak Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ki beni rüyasında gören, gerçekte görmüştür. Biz bu hadis i şerife de inanmıyoruz sonra. Neden? Perdeliyiz. Bizim hiç böyle derdimiz olmadı ki geceleri. Bizim hiç geceleri öyle bir yangınlığımız olmadı ki. Biz hiç onun kokusunu duymayı özlemedik ki! Bilmiyoruz çünkü. Acaba nasıl kokardı Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve sellem . Acaba elini nasıl öperdik biz, onun eli nasıldı acaba. Kim onun elini tutarsa, benim elimi tutmuş gibi olur dedi. Biz onun o mübarek elini tuttuk mu acaba. Bize elini verdi mi? Biz onun elini dudağımıza götürebildik mi? O dudağa, onun elini o dudağa götüren dudağı binlerce feda dudak edilmez mi ki?
Bir kez başımızı okşasaydı, öyle değil mi? Bir kez sarığımızı düzeltiverseydi bizim. Neler feda etmezdik! Gecemizi aydınlatıverseydi, güneş gibi. Böyle Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim derken uzaklardan böyle bir hayal de olsa, görünüverseydi. Etrafında ashabı, bir velvele kopuverseydi gecenin bir yarısında. Geliyor deselerdi. O sözü dahi duysaydık biz, böyle o Muhammed i Mustafa’nın mescidine gittiğimizde, bize bir hoş geldin deseydi. Öyle değil mi? Bir salatü selam çektiğimizde daha uçağa binerken, öyle ya ona misafir gidiyoruz. Bir gülüverseydik. Ahhh bu hicap perdeleri! Ahhh bu hicap, ahh bu zulüm perdeleri! Ahh bu perdenin arkasındakiler! Ahh bu bulutların arkasındakiler! Ahh o perdenin arkasındaki perdeler! Bir sefer kalkıverseydi,
“Kadı, gönülden rüşvet almayı kurdumu; zalimi mazlumdan nasıl
ayırt edebilir.”
Bir kimsenin kalbinde haram olunca, nasıl onu ayıracak? Haram mı helal mi nerden ayıracak. Ayıramaz o kimse. Onun kalbi mühürlenmiş. Kalbi
örtülmüş. Helali haramı nerden bilecek. Kalbi örtülmüş artık onun. Ona hicap perdeleri, zulüm perdeleri gelmiş. Yalanmış, yeminmiş, gıybetmiş… Onun umurunda değil artık. O başlayacak, bir kadehten de haram olmaz diyecek. O başlayacak, beş liradan da haram olmaz diyecek. O başlayacak, on liradan da haram olmaz diyecek. Gelin Ey ümmeti Muhammed. Biz burda din adına yaşıyoruz, din adına çalışıyoruz. Paralarınızı getirin diyecek. Gelin ey ümmeti Muhammed. Bunlar başka türlü olmaz diyecek, getiren kazandıklarınızı bana diyecek. Haramı helalın önemi yok ki artık. Onun kalbi mühürlenmiş bu noktada. O yutacak. Ele geleni yutacak o. O bırakmış her şeyi. Allah bize selamet versin.
“Padişah cıfıtça kin güttüğünden, öylesine şaşı olmuştu ki, aman ya-
Padişah öylesine kindi ki. Kalbi onun fitne fücur ile dolu. Kalbi hani çıfıt çarşısı derler ya. Her türlü melanetlik var onda. Kalbinde tek bir şey yok, dolu melametlik var. Onun kalbinde Allah yok. Onun kalbind Allah sevgisi yok. Onun kalbinde Muhammed i Mustafa(s.a.v.) sevgisi yok. Onun kalbinde Peygambere uyma yok. Onun kalbinde Peygambere itaat etmek yok. Onun kalbinde islam yok. Onun kalbinde Kur’an yok. Onun kalbi çıfıt çarşısı. Onun kalbinde Kur’an olsaydı, onun kalbinde Muhammed i Mustafa(s.a.v.) olsaydı, o kur’an ve sünnetten şaşmazdı. Onun kalbinde Muhammed i Mustafa(s.a.v.) olsaydı, o Muhammed i Mustafa(s.a.v.) ‘in sünnetinden dışarı çıkmazdı. Onun kalbinde kur’an olsaydı, kur’an haram kıldığı halde haramla iştigal etmezdi. Onun kalbi çıfıt çarşısı. Onun içi çıfıt olmuş. Nerde bozukluk var onun içinde, nerde yanlışlık var onun içinde, nerde eksiklik var onun içinde, nerde Allah’ın haram ettiği şeyler var onun içinde, nerde Muhammed i Mustafa(s.a.v.) hazretlerinin sünnetinin dışında bir şey var onun içinde. Onun kalbi çıfıt çarşısı olmuş.
O sureten dindar, sureten sakalı çok güzel, sureten bıyığı çok güzel. Böyle şey kaytanbıyık. Var ya hani, islami bıyık diyorlar ya böyle incecik bırakıyorlar ya, bööylee yapıyorlar ya.
Hadis i şerif var ya ahir zamanda öyle genç, parlak oğlanlar olur der, onlar kuzu postuna bürünmüş kurt gibidir. Onlar konuşurlarken yumuşak konuşurlar. Onların sakalları yoktur. Pırıl pırıldır onlar. Onlar sakal bırakmazlar. Onlar der ümmetimin parasını yemek içen öyle davranırlar. Onlar ümmetin parasını yerler. Onlar görüntüyle aldatırlar. Ay yumuşacık pırıl pırıl, ayy ne kadar güzel. Hacı efendi, hoş geldin, hacı abla hoş geldin. Senin paranı ne tarafa yatıralım? Burda kar payı var. Burda şu kadar pay var. Vay, hoş geldin hacı abi. Ne kadar?
Aaa, sana gel kuyu açacağız. Nerde? Yemen’de, sana gel kuyu açacağız. Ne kuyusu? Su kuyusu. Nerde? Sudan’da. Adamın bir sürü kuyusu var onun. Ona soruyorsun. Benim diyor dört beş tane kuyum var. Nerde? Sudanda. Öbürküne soruyorum. Sudan’da ne kadar çok kuyu var Sudan’da bu kadar kuyu olmuş olsa vallahi sudan sudan geçilmeyecek. Sudan su olacak. Allah’ım diyorum. Bu kadar tespit ettiklerine göre, Sudan suyun içerisinde yüzmesi lazım. Sudan hala daha aç. Habire su kuyusu çıkarıyorlar.Afrika’da. Diyorlar kuyu çıkaracağız. Tamam, ne kadar? Şu kadar. Ne kadar verirsen, ne verirsen, seninle o gider elinle. Ne verirsen elinle, o gidecek seninle, ver parayı sen. Ver parayı, onlar böyle yumuşacık. Hacı abla hoş geldin. Haci anne, hoş geldin. Hacı abi, Allah yolu parasız olmaz. Ya? Ver. Eee ben veriyorum. Kendim koşarım. Haa yok, biz senden daha iyi koşarız. Ben kendim fakir bulayım. Biz senden daha iyi buluruz. Neden, benim etrafımda fakir mi bitti? Etrafınızda fakir mi bitti? Etrafınızda kurban eti verecek bir yer kalmadı mı?
Siz herhalde teleferikte yaşamıyorsunuz. Siz herhalde fırınlarda ertesi güne kalmış bayat ekmekleri ucuza alanları bilmiyorsunuz. Siz besaşın önünde kuyruk bekleyenleri bilmiyorsunuz. Siz pazarlarda saat dörtten, beşten sonra çürümüşleri, atılmışları toplayanları görmüyorsunuz. Siz pazardan alışveriş etmezsiniz. Siz AVM’ye gidersiniz. Siz AVMden alırsınız. Siz nerden bileceksiniz, pazarda filesi boş dolaşan kadını? Nerden göreceksiniz pazarda bu kaç para, taze fasulyeyi değil lahanayı soruyor, mevsimi, en ucuz zamanı, bu kaç para, tanesi birbuçuk lira, alamıyor. Siz onu görmezsiniz. O yüzden sizin etrafınızda hiç fukara yoktur. Sizin etrafınızda elektriği kesilen kimse yoktur. Sizin etrafınızda suyu kesilen kimse yoktur. Onlar derler ki var bizim etrafımızda. Ben diyorum, benim etrafımda var, gerek yok. Ben söylüyorum, benim etrafımda var. Biz daha iyi veririz diyor. Neden dedim, ben embesil miyim? Ben paramı dağıtmasını bilemeyecek miyim? Ben paramı yedirmesini bilemiyor muyum? Böyle kaldı. Dedim varsa bende liste var dedim, getir beraber dağıtalım. Nasıl? Basbayağı dedim. Nasıl liste var? Basbayağı liste var dedim. Böyle kaldı. Ben de dedim beşyüz kişilik aile liste var dedim. Varsa getir dağıtalım dedim, kaldı. Var mı elinde liste dedim ben, kime götürüleceğini bileyim, götürelim. Elinde liste var mı? Yok. Bende var, sende yok. Kime topluyorsun dedim sen bu parayı, kaldı. Sen bu parayı kime topluyorsun? Fakir fukara topluyorsan liste göster bana. Ben buradayım dedim. Ben götüreceğim, dağıtacağım, ver listeyi bana. Hangi öğrenciye burs verecekmiş, ver bana. Nasıl yani? Basbayağı, parayı kazanmasını bilen, dağıtılmasını bilmez mi. Embesil miyim ben. Allah kazanma hakkını verecek, dağıtma hakkını vermeyecek. Getir dedim
bir trilyon. Bir trilyonu dağıtıvereyim ben. Götür. Yok, onlar yumuşacıktır böyle, alacak senden. Neden? Kalp, çıfıt çarşısı. Çıfıt!
“Ben Musa dinine sığınağım, o dine arkayım ben diye yüzbinlerce inan-
mış mazlumu öldürttü gitti.”
işte o padişah yüzlerce, binlerce insanları ne yaptı? Öldürttü gitti. inşallah, önümüzdeki hafta vezirin padişaha düzen öğretmesi inşallah. Selamünaleyküm.
El Fatiha meessalavat.
https://www.youtube.com/watch?v=nlSKC2Y7664&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=50
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=nlSKC2Y7664
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı