Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 130-134. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 130-134. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 21/55

Mesnevî-i Şerîf 130-134. Beyitler Şerhi Hakkında

130-134. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Ben ne söyleyeyim eşi dostu bulunmayan o sevgiliden ne anlatayım ki bir damarım bile ayık değil. Bu ayrılığı,bu ciğer kanını anlatmayı bırak şimdi, bir başka zamana bırak. Can dedi ki doyur beni, açım. Tez ol, vakit keskin bir kılıç çünkü. Ey arkadaş sufi vaktin oğludur.Yarın demek, yol şartından değildir.Yoksa sen sufi bir er değil misin? Var olan, veresiye yüzünden yok olur gider.”

Hz. Mevlana, kendisinin yaşadığı halleri anlatmasını istedi. isteyen, Hüsamettin Çelebi’ye der ki, ‘Ben ne söyleyeyim. Eşi dostu bulunmayan o sevgiliden ne anlatayım ki. Bir damarım bile ayık değil.’ Aşık sevgilisini anlatmak da öyle bir hale gelir ki sevgilisini anlatamaz. Aşığın aşıklığı öyle bir zirve noktaya gelir ki o zirve noktaya geldiğinde aşık aşıklığını da anlatamaz, maşukluğunu da anlatamaz. O hal öyle bir haldir ki orada insanın dili susar, orada insanın bu noktada aklı susar. Anlatabilmek için, tasvir edebilmek için aklın harekete geçmesi lazım. Akıl harekete geçerse, o kimsede aşıklık hali kalkar. Aşkı anlatan, aşıklığı anlatan akıl olması mümkün değildir. Aşığa bakılır, aşığa bakıldığında aşık kendinde olmadığı zaman, çıkan sözlerdir onun aşıklığı. Kendinde olduğu zaman ise o sadece aklının ürünlerini söyler. Oysa aşık akıldan kaçar, aşık akılla hemhal olduğu müddetçe, aşıklığını yaşayamaz çünkü. Aşığın en büyük düşmanı akıldır. Tasvir eden ise akıldır. Anlatan ise akıldır. O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki ‘Ey sufi, ey can! Benim şu anda bir damarım dahi ayık değil.’ Bir damarı dahi ayık olmayan bir kimsenin söyleyecek hiçbir şeysi yok ve der ki Hüsamettin Çelebi ‘can dedi ki doyur beni, açım çünkü. Tez ol. Vakit keskin bir

kılıç.’ Hüsamettin Çelebi diyor ki ben açım, beni doyur. Sufi açtır. Sufi hep doymak ister ama hiç doymaz gerçek sufiler. Bu manada aşıklar da doymaz. Aslında bu manada aşıklar da aşıkların aşıkları da ve hepsi de bir şekilde açtır ve Hz. Allah der ki ‘Ey insanlar! Hepiniz de fukarasınız. Allah ganidir.’ Hepsi de fukaraysa, herkes zenginliğe doğru koşar.

Aşık için zenginlik aşktır. Sufiler içinse zenginlik, onların mürşitleridir. Sufiler üstatlarına koşarlar. Çünkü hepsi de açlardır, hepsi de ondan emcek, hepsi de ondan doyacaklardır. Oysa bu manada bir merkezden bakılınca mürşit de açtır. O da hep açlık hisseder. O da doymak için Hz. Mevlana’ya koşar. Bütün herkes bir şekilde açtır. işte Hüsamettin Çelebi diyor ki ben açım, beni doyur. O ummana daldır beni, ben içtikçe içmek istiyorum, ben kandıkça kanmak istiyorum, ben yürüdükçe koşmak istiyorum. Bana öyle bir şey söyle ki bu açlığımı benim doyursun. Bana öyle bir şey söyle ki benim bu isteğimi karşılasın. Ben de öylesine bir şey var ki ben de öylesine bir şey var ki ben koştukça koşmak istiyorum. Özgürce yanmak, yandıkça yanmak istiyorum der. Müridin halidir bu. Her daim aç, herdayim şevk üzerinedir.

Şevk, bir şeyde hiç bitmeyen istektir. Hiç bitmeyen istek şehvet değildir bu, şevktir. Şevk douyumsuzluktur. Şehvet ise ulaştığında doyar. Bir kimse cinsel ilişkiye girdimi doygunluk yaşar. Onun önüne ne koyarsanız koyun bitmiştir onun işi. Şevk ise öyle değildir. O daldıkça dalası gelir, içtikçe içesi gelir, koştukça koşası gelir, yürüdükçe yürümesi gelir, ağladıkça ağlayası gelir, sevdikçe daha sevesi gelir. Hakkıyla sevemedim der, hala da sevgi açlığı vardır. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin dediği gibi, sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mabut der. Ayakları şişinceye kadar namaz kılar, namaz kılmamış gibi hisseder kendini. Her gününü oruçlu geçirir, sanki hiç oruçlu geçirmemiş gibi hisseder kendini.

Her günü zikrullah ile geçirir onun için hiç zikretememiştir o. O bütün malını dağıtır , o hiçbir şey dağıtmamış gibidir. Gelene gidene para sayar o, hiçbir şey vermemiş gibidir. Bunun adına şevk denir aşıklıkta Aşık ne zaman ki şevkini kaybetti, o esnada küfrüne işarettir onun. Şevkini kaybeden aşık, kale duvarına küfür bayrağını diker. Şevk, bu manada bitmez tükenmez bir hazine gibidir. Aşıklık şevki kaybedince biter. Şevki olmayan küçücük iğneden ölür, batar. Şevk ehli ise iğneyi görmez, dikeni görmez, şevk ehli sınır tanımaz. Şevk ehli, engel bilmez, engel görmez, Şevk ehli! Dağ, onun için karıncadır. Dağ, tostopraktır onun için. Ejderhalar karınca gibidir. Gökteki mahlukat onun için fasa fiso gelir. Neymiş bunlar der. Şevk ehli, meleklerle yarışır. Şevk ehli! Meleklerle yarışır ve meleklerden üstün gelir. Aşık için bitmek tükenmez, bitmeyen hazinedir o. Şevk ona denir. Yorgunluk tanımaz

o kimse. Uykusuzluk tanımaz o kimse. Açlık tanımaz o kimse. Varlık yokluk tanımaz o kimse.

O şevk ehli olmayanlar bilir. Onlar yorulurlar, onlar hasta olurlar, onlar üzülürler, onlar kırılırlar, onlar incinirler, onların canları acır, onlar geri vites takarlar, onlar bıkarlar, onlar eleştirirler, onlar geriye dönerler onlar yoldan çıkarlar onlar bir bakmışsınız siz lüks bir yerde yemek yiyorlar. Orada kalırlar. Onlar bir bahçede oyalanmaya başlarlar. Onlar bir halde kalırlar, bir kalde kalırlar, onlar bir rüyada kalırlar, onlar bir sofrada kalırlar, onlara birisi biraz az öte git dese, defolur gider o kimse. Onlara bir laf gelmiş olsa, bu lafı nasıl söyledin der döner gider. Şevk ehli değildir onlar. Onların aşıklıkları görüntüdedir. Onların aşıklıkları içte değildir. Onların aşıklıkları özle değildir.

Özde aşık olanın burnunu kırsan, burnunu atar kenara yürür. Gözünü çıkarsan o yerine manen göz takar yürür. Kolunu kırsan onun kolunun alçısını, acısını hissetmez yürür. Şevk ehlidir o. Onun ayağını koparsan, ayağının koptuğundan haberi yoktur onun. O elinde kılıç yürür o düşmanın üzerine üzerine. Ne zaman ki savaş biter, o tabiinden zat gibi, namaz kılmak için attan indiğinde ayağının koptuğunu o zaman anlar. Oysa savaş esnasında ayağı kopmuştur onun. Bir kılıç darbesiyle ayağı gitmiştir onun. Savaş biter, düşman dağılır, o şükür namazı için attan indiğinde kütük gibi devrilir aşağı. O ana kadar ayağının koptuğunun farkında değildir. Yolda ayağına diken, ayağına batan dikeni görüyorsan, sen şevk ehli değilsin. Aşık değilsin, yolda seni eleştireni duyuyorsan, senin aşıklıktan yana payın yok senin. Eğer yolda bir engel gördüysen ve o engelde takılıp kaldıysan, sende şevk yok.

Aşık her an yeniden dirilendir. Aşık her an yeniden büyüyendir. Aşık her an yeniden var olandır. Aşık yeniden her an dipdiridir. O çünkü bir diriye aşıktır. Eğer diriye aşıksan, sen her an dirisindir. Bir ölüye aşıksan sen ölüsündür. Hayatı verene aşık olan ölüm var mı? Hayatı verene aşıksın sen o sana her an hayat verir. Canı verene sen kendini teslim ettiysen sana her an binlerce can feda eder o. Eğer sen cansıza aşık isen sen de cansızlardan döner gidersin. Sen dönekliğe aşıksan, döner gidersin. Sen şeytana aşıksan, şeytanın peşine gidersin. Sen eğer ki devamlı var olan diriye aşıksan, senin için ölüm yok, yürü sen yoluna. Sen o kudret sahibine aşıksan, o sana kudretinden kudret verecek. Dağları yıkacaksın sen. Eğer sen kuvvet sahibine aşıksan, o seni kuvvetiyle kuvvetlendirecek. Yürü, kim senin karşında durursa dursun. Aşık neye aşıksa, onun sıfatıyla sıfatlanır. Aşık onun haliyle hallenir. Sen geri dönenlere aymazlara aşıksan, geri dönüp aymazlardan olursun. işte o gerçek aşıklar açtır hep. O yüzden Hüsamettin Çelebi,

Hazreti Mevlana’ya diyor ki ‘Ey Üstadım, pirim! Ben açım, beni doyur, ben içmek istiyorum sarhoş olmak istiyorum.’

Oysa dışarıdan bakanlar onu hep sarhoş görürler ama sarhoş, kendini hiç sarhoş görmez. O yerde yıkılırken dahi içesi gelir onun, o gerçek sarhoştur. Ona deseler ki sarhoş oldun, o der ki ben ak pak ayıkım. Ben bir kasa daha rakı içerim der. O sarhoşun alasıdır. O gözünü raf takinlere diker ama kimisi vardır ki kaldıramaz. Kabı dadır. O kokusunu duysa sarhoş olur. Kimisi vardır kabı dardır. Ayran içse kendisini sarhoş görür. Gerçek aşıklar öyle değildir. Onlar hiçbir zaman doymazlar. Onlar hiçbir zaman yıkılmazlar. Onlar hiçbir zaman yorulmazlar. Onlar hiçbir zaman hasta olmazlar, onlar hiçbir zaman geriye dönüşleri yoktur. işte diyor ki ey arkadaş, sufi vaktin oğludur. Yarın demek yol şartından değildir. Sen bize öğretmedin mi yarın demek yol şartından değil. Sufi vaktin çocuğudur. Sufi vaktin çocuğudur. Vakit neyi gerektiriyorsa sufi onu yapmakla mükelleftir. Sufi vakti bakar. Öğlen namazı vakti geldi, öğlen namazını kılacak, ikindi vakti geldi, ikindi namazını kılacak, sufi vakte tabi olur. Bugün zikir var, zikre tabi olur. Bugün sohbet var, sohbete tabi olur ve vaktin ibadetlerini yerine getirir. Vaktin halini korur. Bu sufiliğin başlangıcıdır.

Bir müddet sonra sufi vaktin çocuğu olmaz, vakit sufinin çocuğu olur. Bir bakar ki vakit sufinin çocuğu olmuş. Vakit sufinin çocuğu olduğunda, sufi bu sefer vakti dizayn etmeye başlar. Vakti kendisi ayarlamaya başlar. Önceden vakte kendisi uyuyordu, şimdi vakit ona uymaya başlar. Bir müddet sonra sufi vakti uyarlamaktan vazgeçer. Artık o kemale ermiştir. Kemale erince de artık o ne vaktin çocuğudur ne de vakte bakar. O artık Hz. Mevlana’nın dediği gibi, benim anam da aşk, babam da aşk, benim dinim de aşk, benim imanımda aşk, benim kitabımda aşk, der. Artık onun için vakti tasarruf etmek veya vaktin tasarrufuna girmek kalmaz, biter. Allah cümleyi onlardan eylesin.

“Yoksa sen sufi bir er değil misin? Var olan veresiye yüzünden yok

Ya Mevlana, sen sufisin, sen sufi bir er değil misin? Niçin sen var olanı vermiyorsun, biz senden var olanı istiyoruz. Sende var bu, bizi doyur. O manada söylüyor inşallah.

“Ona dedim ki sevgilinin sırrının kapalı, örtülü kalması daha hoş. Sen

hikayeye kulak ver, işi ondan anla” diyelim. Haftaya devam edelim.

El Fatiha temes salavat

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Aşk, Şükür, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı