Çarşamba, 14 Ekim 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Gazali'den Sorular ·

Gazâlî’nin Mantığı: Mi’yâr ve Âlet | Gazâlî’den Sorular 12

Gazâlî filozofların silâhını filozoflara karşı kullandı: tanım, önerme, kıyas, burhan, zorunlu sonuç ve çelişmezlik. Mantığı «hakîkatin kendisi» değil, Mûsâ'nın asâsı gibi bir âlet sayarak kelâm ve usûl-i fıkha yerleştirdi. Mi'yâr kavramı, el-Mustasfâ'nın mukaddimesi, matematiği-tıbbı-astronomiyi bid'at sayanlara cevap ve hakîkate ulaştıran hiyerarşi: duyular, akıl, vahiy, ilham.


1. Kaldığımız Yerden: Gazâlî’nin Mantığı

Kaldığımız yerden devâm edeceğiz inşallah.

Biraz Gazâlî’nin mantığına girelim demiştik. Oradan devâm edeceğiz.

Gazâlî filozofların silâhını filozoflara karşı kullanmıştır. Yâni bilhassa bu noktada Fârâbî’nin İbn Sînâ’nın kullandığı tanım, önerme, kıyas, burhan, zorunlu sonuç, çelişmezlik gibi mantıksal araçları kendince benimsemiş.

Fakat bunlarla filozofların metafizik sonuçlarını da sorgulamış, eleştirmiş.

2. Tanım: Bardak ile Masa

Tanım denilince bir şeyin ne olduğunu, onu başka şeylerden ayıran temel özellikleriyle açıkça ortaya koymak.

Felsefî olarak yâni bu bardak masadan ayrı özellikleri şu şu şu şu masanın özellikleri de bu.

O yüzden bardak masadan ayrıdır. Aynı kategoride değildir.

Buna filozofça yaklaşınca bu böyle ama sûfîce yaklaşınca bunun her ikisi de bir eşyâ. Her ikisini de Allâh yarattı. Aslında bakacak olursanız bunun temeline inerseniz ikisinin arasında yaratılış noktasında, yaratılışın özü noktasında bir fark yok.

3. Anâsır-ı Erbaa ve Hücreye İnmek

Ama lâkin öbür türlü bakarsanız anâsır-ı erbaa dediğimiz işte su, hava, ateş ve topraktan yaratılma.

Ama bunun daha da aşağı doğru indiğinizde, özüne doğru indiğinizde bu tahtanın hücreleriyle bardağın hücrelerinin arasında bir fark yok.

Daha da aşağı inseniz bunun her ikisinde bir hayâl olduğunu görürsünüz.

Ama bunu zâhir dünyâda tanımlama açısından, eşyâyı tanımlama açısından biz deriz ki bu masa, bu normalde hiç kimse masa, hava, su, toprak ve sıcaklıktan yaratıldığını söylemez. Bunun işte tahta 5 elementin var ya meşhur tahta. Bunu da cam olarak görürüz.

4. «Bana Eşyânın Hakîkatini Göster»

Oysa Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir duâsında bana eşyânın hakîkatini göster der.

Eşyânın hakîkatine ulaşan bir kimse normalde zahirsel olarak eşyâya bakmaz.

5. Önerme: Doğru Neye Göre Doğru?

İkinci felsefecilerin söylediği şey ne? Önerme.

Doğru veyâ yanlış olabilen hakkında hüküm verilen bir cümle. Bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu önerecek. Önerme. Evet. Bu yine felsefik olarak bu noktada doğru ama işin metafizik noktasında doğru neye göre doğru?

Yanlış neye göre yanlış?

İşin bu tarafı çıkıyor bu sefer. Tabii Gazâlî bunu metafizik olarak baktığında çok farklı sonuçlar çıkıyor buradan. O zaman her önerme yâni doğru veya yanlış olabilen hakkında hüküm verilen şeyler hani yine âyeti kerîmede sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.

Doğru neye göre doğru? Yanlış neye göre yanlış? Bu da ayrı bir önerme.

6. Kıyas: İslâm’da da Bir Kıyas Hukūku Var

Kıyas iki veyâ daha fazla önermeden hareket ederek mantıksal olarak yeni bir sonuca ulaşmak. Tabii kıyasa baktığımızda normalde hani İslâm’da da bir kıyas hukūku var.

Örneğin işte kıyas hukuklarından birisi hani orucun kazâsı oluyorsa namazın da kazâsı oluyor. Buradan kıyastan yürüyor ulemâ.

Ama bu kıyas eşyânın arasında veyâhut da bir fikriyâtın arasında bir kıyaslama var. O zaman birkaç tâne doğru olabilir. Birkaç tâne doğrunun içerisinden kıyas yaparaktan farklı doğrular da çıkabilir. O yüzden İslâm hukūku açısından da bu kıyas önemli.

Ama bu kıyasın bâzı bölümleri felsefeyle ayrılan yerler var.

7. Burhan: Delîl

Burhan mâlum delîl demek. O zaman kesin ve zorunlu doğruluğa dayanan delîllerle bir hükmü ispat etmek. Burhan bu.

Ama yine burada burhan noktasında eğer aklî bir şeyse eyvallâh ama metafizik bir burhan ise yâni metafizik bir doğruysa o zaman felsefecilerle Gazâlî’nin durduğu yer aynı yer değil.

Hattâ Kur’ân ve sünnetin doğru olarak kabûl ettiği alanlar ile felsefecilerin kendince doğru kabûl ettiği alanlar aynı kategoride değil.

8. Zorunlu Sonuç: Ateş ve Pamuk Yeniden

Zorunlu sonuç hani bunu felsefeciler mantık ölçülerinde bunu çok kullanıyorlar.

Zorunlu sonuç önermeler doğru kabûl edildiğinde başka türlü olması mümkün olmayan ve mantık mecbûren çıkan sonuçtur. E tamâm zorunlu sonuçlara baktığımızda hani geçen ders vardı ya hani işte ateş pamuğa yaklaştığında veya pamuk ateşe yaklaştığında yanardı.

Bu zorunlu sonuçtu ammâ velâkin yanmaz mı?

El-cevap yanmaz. Bu sefer felsefecilerin bilhassa İbn Sînâ’nın veyâhut da diğerinin zorunlu sonuç olarak gördüğü şey metafizik konularında zorunlu sonuç olarak önümüze gelmez.

9. Çelişmezlik: «Bütün Varlık Ölümlü müdür?»

Çelişmezlik bir şeyin aynı anda ve aynı bakımdan hem kendisi hem de karşıtı olamayacağını kabûl eden temel ilke. E yâni normalde bu çelişmezlik tabii bunu da felsefeciler kendilerince kendi dâiresinde böyle tutuyorlar. İşte örneklemek olacak olursak buradaki bütün insanlar ölümlü müdür?

Evet ölümlüdür. E Gazâlî de insandır o zaman. Gazâlî de ölümlüdür. O zaman normalde böyle olunca işte bu da çelişmezlik olarak felsefeciler açısından böyle görünüyor.

Ama bâzı konular var felsefecilerin işinden çıkamadığı yine metafizikle alâkalı.

Bütün varlık ölümlü müdür? Ölümlüdür. Bütün varlık. O zaman Allâh ölümsüzdür. Allâh da bir varlıktır. Çelişmezlik var burada. İşte o çelişmezliği yenemiyorsun. Veyâhut da işte bütün var olan şeyler bir şey yer içer mi? Yer içer. Melekler yer içmez.

10. Melekler Yer İçer mi?

Örnek biz buna îmân ederiz. Melekler bir şeyi yiyip içmezler ama diğer cinliler yer mi?

Evet. Şeytan yer içer mi? Evet. İnsanlar yer içer mi? Evet. Hayvanlar yer içer mi? Evet. Bitkiler yer içer mi? Evet.

İşte bu noktada çelişmezlikler de normalde sıkıntı var. Tabii buradan hani tanımlama için insan nedir gibi bir tanımlama çıkarız. İnsan nedir? İşte insan nedir dediğimizde bir tanımlama koymamız lâzım.

11. İnsan Nedir? Düşünen Hayvan mı, Halîfe mi?

İşte iki tâne gözü olan, burnu olan, ağzı olan, ondan sonra tanımlayacağız ya onu.

İki tâne ayağı olan, elleri olan, ayaklarının üzerinde yürüyen, Avrupalılara göre düşünen hayvan. Çünkü Avrupa felsefesi insanı düşünen hayvan olarak nitelendiriyor.

İslâm ise insanı halîfe olarak nitelendiriyor. Ve evet insan nefsine uyarsa hayvandan daha aşağı bir varlık olur diyor.

Ama lâkin insanı normalde hayvan olarak görmüyor. Ayrılan yerler var. O yüzden normalde iki önermeden çıkacak olan sonuç kıyas olmuş oluyor.

Hani bir önerme var. O önerme bir önerme daha var. İkisinin bir sonuç çıkarıyoruz. O da kıyas ve normalde işte Gazâlî bu kritik noktalarda Gazâlî’nin anlayışı, mantığı çıkıyor ortaya.

12. Gazâlî Bu Âletleri Reddetmiyor

E Gazâlî bu tip hani mantıksal araçları bunların hepsini mantıksal araç olarak kabûl edersek bu mantıksal araçları bunlar Aristoteles’ten geldi, Yunan’dan geldi deyip ondan sonra komplesini reddedelim demiyor.

Ama ve lâkin doğru düşünmenin ve normalde kesin bilgiye ulaşmada bu mantıksal kāideleri kendisi uyguluyor mu?

Evet. Bakın, bu konuda Gazâlî, birçok meselede metafizik meseleleri yâni dînin olmazsa olmaz doğrularını, dînin önermelerini, dînin kıyaslamalarını, felsefeye dayanaraktan bozma dâiresinde değil.

Hattâ o mantıksal bütün kaideleri Kur’ân ve sünnete götürerekten doğru olanlarını kabûl edip bunları kullanıyor.

Yâni tamamiyetle reddetme yok. Ve mantık anlayışında en önemli kavram mi’yâr. Mi’yâr ne demek? Miyar ölçü demek. Mihenk’tten gelme.

13. Mi’yâr: Mihenkten Gelme, Ölçü Demek

Hani mihenk var ya kuyumcular miheng’e vuruyorlar ya altının ayârını bulmak için. Mi’yâr da mihenkten gelme. Allâhu a’lem. Ve ölçü demek bu. O zaman ölçü bu noktada Gazâlî için mantık doğru düşünceyi yanlış düşünceden ayıran bir ölçü işlevi görüyor mi’yâr yâni bir doğru düşünce var bir de doğru olmayan düşünce var.

Gazâlî burada ölçüyü kullanaraktan doğruyla yanlışı ayırt ediyor.

14. «Yunanlıların İlmi» Deyip Reddetmek Yerine

Ve Gazâlî’nin yaptığı burada en önemli işlerden birisi şu: Yunanlıların ilmi deyip ondan sonra bu mantığı reddetmek yerine onun yâni felsefenin doğru düşünme araçlarını normalde kendince alıp İslâmî ilimlerin in hizmetine sokuyor.

Yâni direkt Aristoteles’in değil. Yâni İbn Sînâ’nın ve Fârâbî’nin bu doğru düşünme ölçülerini alıp doğru olanlarını alıp İslâm’ın bilhassa İslâmî ilimlerin emrine bırakıyor.

Yâni İslâmî ilimlere hizmet ettiriyor.

15. Mantığı Kelâm ve Usûl-i Fıkha Yerleştirmek

Ve Gazâlî’den önce mantığa bakanlar felsefeye âit yabancı bir ilim olarak görürken Gazâlî mantığı kelâm ve usulü fıkıh içerisinde kullanaraktan mantığın yerini tâbiri câizse sağlamlaştırıyor.

Çünkü Gazâlî’nin bu noktada fıkhî meselelere baktığımızda veyâhut da kelâmî meselelere baktığımızda Gazâlî’nin duruşu çok eski dilde muhkem yâni sağlam olarak duruyor.

Bu yüzden bu hüküm bence önemli.

Gazâlî mantığı İslâm dünyâsından kovmuyor. Ona reddiye yazmıyor. Tersine mantığı İslâmî ilimler dairesine bir meşrûiyet kazandırıyor.

16. Bu, Her Âlimin Başarabileceği Bir İş Değil

Aslında Gazâlî’nin bu benim kendimce tespitim durduğu nokta her âlimin arkasında durabileceği, başarabileceği bir nokta değil.

Çünkü Gazâlî’ye kadar gelen süreçte mantığa karşı bilhassa felsefeye karşı yâni İslâm onu o güne kadar mantıksız değil. O güne kadar mantığı kullanıyorlar İslâm âlimleri.

Ama Fârâbî gibi, İbn Sînâ gibi, Aristoteles mantığına yabancılar karşılar ve düşmanlar buna. Ama Gazâlî öyle bir ince perdeden yürüyerekten Aristoteles’ten alınma İbn Sînâ ve Fârâbî mantığını daha da Kur’ân ve sünnetin emrine vererekten onu değişik bir argümanla İslâmî ilimlere hizmet aracı olarak getiriyor.

17. el-Mustasfâ’nın Mukaddimesi

Ve en önemlisi el-Mustasfâ bir fıkıh usûlü kitabı.

Bu fıkıh usûlü kitabının ön sözünde Gazâlî mantıkla alâkalı bir mukaddime, bir önsöz koyuyor ve burada çok dikkat edici bir kāidesi var.

18. «Mantığı Kullanmayanın Güvenilirliği Yoktur»

Bu kaide de normalde mantık bilgisinin yalnızca fıkha âit olmadığını bütün ilimler için temel bir giriş olduğunu söylüyor ve mantığı anlamayan, algılamayan, mantığı kullanmayan kimseler için çok sert ifâdeleri var.

Ve bu sert ifâde yâni mantığı anlamayan, mantığı kullanmayan bir kimsenin elimde güvenilirliğinin olmayacağını söylüyor.

Bu kadar sert.

19. Mantık Kimlere Lâzımdır?

Yâni o mantık ilmine muhakkak o kimsenin vâkıf olması gerekiyor.

Meselâ bugün matematikçilerin, fizikçilerin, kimyâcıların, yapay zekâcıların, bilgisayar programcılarının önemli bunlar. Ondan sonra elektrik mühendislerinin, elektronik meselâ bu belki de yanlış anlaşılabilir, yanlış anlaşılmasın.

Meselâ tıp ilmine sâhip olan doktorların, ameliyatçıların bütün meselâ ticâret erbâbının bu ciddîyim bu konuda mantık bilgisine sâhip olması gerekiyor.

20. Bu Bir «Allâh Vergisi» Değildir

Yâni bunu böyle bir Allâh vergisi gibi hani bunu hani ya Allâh ona vermiş öyle düşünmeyin.

Bu konuda çaba gösteren, gayret eden, okuyan, inceleyen, araştıran, bu meselede kafa yoran bir kimse evet o mantık ilminin ucundan tutabilir. Kendi iş alanında, kendi meselâ eğitim alanında hârika işler yapabilir ama bunu normalde kendince bunu doğru düzlemde uygulaması lâzım.

21. Gazâlî Muhteşem Bir Çığır Açıyor

Ve Gazâlî aslında kendisinden sonra muhteşem bir çığır açıyor.

Muhteşem bir çığır açıyor. Yâni düşünebiliyor musunuz? Yâni mantık ilmini bütün İslâmî ilimlerin içerisine tâbiri câizse yerleştiriyor.

Buna tabii normalde bir kısım böyle zahiriyeciler, zahirciler bir kısım böyle hakkınızı helâl edin böyle konuşuyorum ama hani hariciler hani bunu böyle mantık ilmini Yunan’dan geldiği için reddiye koyanlar var.

Bu normalde doğru bir reddiye değil aslında.

Bütün ilim dallarında bunun kullanılması gereken bir ilim.

22. Mantıksız Fıkıh Olur mu?

Yâni fıkhî meselelerin içinden çıkabilmeniz için mantığı kullanmanız lâzım.

Kıyas yapabilmeniz için mantığı kullanmanız lâzım. Önermeler getirmeniz için mantığı kullanmanız lâzım. Ne bileyim bir şeyi tanımlamak için mantığı kullanmanız lâzım.

23. Orucu, Namazı Tanımlayabiliyor muyuz?

Bugün İslâm dünyâsında âlimim diyen bir kimseye orucu tanımla demiş olsak orucu tanımlayamaz. Namazı tanımla desek namazı tanımlayamayız.

Biz namaz emredildiği için kılarız ama namazı tamâm tanımlayamayız. Şimdi desem ki buradaki arkadaşlara hiç bugüne kadar böyle bir şey düşündük mü?

Hayır. Ya namazı tanımlama tanımlayalım desek biz namazı zâhiren tanımlarız.

Hani işte abdest alınıp kıyam, rüku, secdesi olan. Ondan sonra bir ibâdet deriz. Biz ibâdet deriz de ihsan ela çıktı oradan çıkar. Namaz ibâdet değildir der. Örnek. Şimdi ihsân eliaçık’a göre namaz ibâdet değil.

24. «Namaz İbâdet Değildir» Diyene Cevabımız Var mı?

1400 yıllık İslâm anlayışına göre namaz ibâdet.

Şimdi hangisine inanacağız biz bunun? Evet. Namaz bir ibâdettir. Kabûl ediyoruz. Ama birisi ibâdet değildir dediğinde ona verecek cevabımız olması lâzım bizim.

Ve adam bangır bangır da bağırıyor. Hiç kimse de ona sen ne diyorsun demiyor. Fikir özgürlüğü terânesiyle adam istediğini söylüyor. E şimdi böyle olunca biz namazı tanımlayabilmemiz lâzım.

Namazı tanımlayabiliyor muyuz? Hayır.

Gitsek namaz ibâdet değildir diyen ihsan eli açıya sorsak namazı bize tanımla desek namazı tanımlayamaz. Evet. Veyâhut da biz bugün bir ilâhiyat profesörüne gitsek, “Namazı bize tanımla” desek. Bakın farklı bir cenah burası. Bir dîni, bir ibâdeti tanımlama. Bakın tanımlama derken biz şimdi yapılış şeklini anlatırız. O bir taraftan bakıştır. Tanımlamanın tamâmı değildir.

25. «Medreseyi Akıldan Temizledi» Savunulamaz

Şimdi o yüzden normalde hani Gazâlî medreseyi akıldan ve mantıktan temizledi ilkesini, savunu yerli yerine oturtturmamız mümkün değil.

Bu savunulması da mümkün olmayan bir şey ama illâki Gazâlî’ye taş atacaklar.

Gazâlî’yi eleştirecekler ya ama eleştirirken dahi insaflı olması lâzım insanların.

Ama insaf yok insanlarda. Allâh muhâfaza eylesin.

26. Doğru İfâde Şöyle Olurdu

Yâni bunun böyle deneceğine dese ki Gazâlî felsefenin bağımsız metafizik otoritesini sınırlandırırken Aristocu-İbn Sina mantığının önemli bölümlerini kelâm ve usûl düşüncesine taşıdı desek uygun olur.

Ama velâkin öyle demeyip de Gazâlî medreseyi akıldan ve mantıktan temizledi dersek biz Gazâlî’yi tanımamış, tanımlayamamış.

Hani az önce namazın tanımlanması vardı ya Gazâlî de tanımlanmamış. Tanımamış oluruz. Gazâlî’yi tanımlayabilmesi için bir kimsenin bu noktada yâni oturup araştırma yapması lâzım.

E benim gibi câhil bir insan bu araştırmayı yapabiliyorsa o zaman üniversite çevrelerinin bilhassa bu ocağın bunu daha iyi tanımlaması, daha iyi araştırması gerekir. Ama bu normalde Gazâlî’ye atılmış çok büyük bir iftirâ olmuş oluyor.

27. Gazâlî’nin Mantığı Aristoteles’in Mantığı mı?

Baktığımızda Gazâlî’nin mantığı, Aristoteles’in mantığı mı?

Hayır. Aynısı mı? Değil.

Yâni kes-kopyala-yapıştır. Yapmamış. Gazâlî oturmuş. Aristoteles çalışmış, oturmuş Fârâbî çalışmış.

Oturmuş İbn Sina çalışmış ve normalde bu Aristoteles’in ilmidir deyip reddetmemiş de Aristoteles’in ilmi deyip tamamiyetle kes-kopyala-yapıştır yapıp kabûl etmemişler.

28. Mantık Hakîkatin Kendisi Değil, Bir Âlettir

E ne yapmış?

Mantığı araç olarak yeniden konumlandırmış. Gazâlî oturmuş mantığı yeniden konumlandırmış. Yâni ama bunu konumlandırırken meselâ mantık eşittir hakîkatin kendisidir dememiş.

Oysa Aristotelesçi Fârâbî İbn-i Sînâ silsilesi mantık eşittir hakîkatin kendisi demiş. Mantık Gazâlî’ye göre hakîkate ulaştırılacak, ulaştıracak hakîkate ulaşmada bir araç olarak görmüş. Gazâlî bunu hakîkatin kendisi olarak görmemiş. Normalde hani bunu örneklendirecek olursak hani elimize bir değnek aldık. Hani Mûsâ’ya soruyor ya Cenâb-ı Hak elindeki nedir diyor.

29. Mûsâ Aleyhisselâm’ın Asâsı

Değnektir yâ Rabbi diyeceğini diyor ki işte ben bununla yırtıcı hayvanlardan kendimi korurum. Kuzularıma, hayvanlarıma yaprak düşürürüm. İşte buna yaslanırım. Buna dayanırım. Bu şeyi anlatıyor. Ne o? Değneği, elindeki asayı anlatıyor. Şimdi o asâyla da insanlara zarar verebilir mi?

Verebilir. O zaman o asâyla insanları yaralayabilir mi? Evet. O asayla insanları öldürebilir mi? Evet. O asayla hayvanlarını öldürebilir mi? Evet. Bakın asâ işte hayvanlarına yaprak dökmede, yırtıcı hayvanlardan kendini kollamada işte normalde yorulduğunda üzerine yaslanmada hattâ büyücülerin büyülerine karşı attı kocaman ejderhâ oldu.

Bakın asa bildiğimiz asâ.

30. Doğru Yerde Faydalı, Yanlış Yerde Zararlı

O zaman asâyı doğru yolda kullanırsak asâ çok faydalı bir araç.

Ama yok biz onu doğru yolda kullanmazsak asa zarar veren bir araç. Bu da onun gibi. Mantığı biz doğru yerde kullanırsak bize faydalı olan bir araç doğru yerde kullanırsak bizi hakîkati bulmamızı sağlayacak olan bir araç.

Ama biz mantığı doğru yerde kullanmazsak o zaman bu da ne olmuş oluyor? O zaman doğru yerde kullanılmayınca da zarar veren bir araç olmuş oluyor.

Doğru yerde kullanırsan faydalı, doğru yerde kullanmazsan faydasız. Ama bu bütün ilimlerde de aynıdır.

31. Aynısı Bütün İlimler İçin Geçerlidir

Siz hadîs ilmini eğer ki siz dîni yaşamak için öğrenirseniz siz doğru bir iş yapmış olursunuz.

Ama hadîs ilmini bir başkasına hava atmak, bir başkasına karşı kibirlenmek için öğrenirseniz o ilim size külfet olur, zarar olur. Siz dînî ilimleri yaşamak için, insanlara öğrenmek isteyenlere öğretmek için ilim sâhibi olursanız bu doğru bir ilim sâhibidir.

Yok.

Ama birisini utandırmak için veya insanlara hava atmak için, kibirlenmek için veyâhut da insanlarla tartışmak için dîni ilimleri tedrisat ederseniz siz o ilimden bir fayda görmezsiniz. Hattâ zarar görürsünüz.

Neden sizi kibre sürükledi? Neden sizi insanlarla tartışmaya sürükledi? Neden siz insanların üzerinde üstünlük sağlamak için ilim öğrendiniz? Bu sizi cehennemlik yaptı. Ama ilmi insanların faydasına sunmak için, ilmi yaşamak için kazandıysanız, tedrisat ettiyseniz bu size fayda oldu.

32. «İlim Çin’de de Olsa»

Bu noktada işte mantık da doğru yerde kullanılırsa insanlara faydalı ve doğru yerde kullanılmazsa zararlı bir şey ve mantık e hani Yunanlı diye reddedilecek bir şey değil.

İlim Çin’de de olsa müslümanın yitik malıdır. Onu alır. Hadîs-i şerîf. Çünkü o zaman Fizan’da da olsa, dünyânın en ücrâ köşesinde de olsa bir ilim var ise Müslümanın yitik malıdır.

Onu almak Müslümana en büyük haktır. E böyle olunca veyâhut da filozof kullandı mantığı, filozoflar kullandı diye bunu da reddetmemiz mümkün değildir.

33. «Bütün Asâları Toplayacağız» Diye Bir Kāide Yok

Yâni bir kimse aldı, asâyı kullandı.

Zararlı bir iş yaptı. Bütün asâları toplayacağız diye bir kāide yok. Böyle bir mantık yok. Veyâ bütün asâlıları cezâevine tıkacağız diye de bir mantık yok.

Çünkü doğru yerde doğru şey kullanıldığında faydalı oldu.

34. Mantıkla Varılan Her Sonuç Kesin Doğru Değildir

Ama normalde mantık kullanıldı diye bir sonuca ulaşıldığında kesin kes doğru hükmünü vermek de mümkün değil.

Yâni mantığın bütün burhanın kıyası önermelerini biz ortaya da koyduk. Biz sonuca ulaştık. İllâki bu sonuç doğru diye de kesin kat’î bir doğru diye de bunu kabûllenmemiz de mümkün değil.

Çünkü burası kritik bir çizgi. E yâni mantığın kabûl ettiği her doğru doğru olmayabilir. Çünkü yâni buradan tabii otomatikman Tehâfüt’e geçiyoruz biz. Yâni Tehâfüt’ü yeniden okumak, yeniden araştırmak.

Ben yâni bunu yapmak zorunda kaldım.

35. Gazâlî’nin Temel Sorusu

E yâni önceki sohbetlerde dediğimiz gibi Gazâlî’nin temel sorusu şu: Filozofların vardıkları sonuçlar gerçekten burhânî yâni delillenmiş mi?

Yâni zorunlu ve kesin olarak kanıtlanmış sonuçlar mıdır?

Gazâlî bunu soruyor ve Gazâlî’nin cevâbı birçok konuda hayır olarak çıkıyor. Bakıyorsunuz yaklaşık bu fakîrin tespit ettiği 17 ile 20 yâni benim nazarımda 20’ye yakın konu var.

36. Âlemin Ezelîliği: «Delîliniz Yok»

20’ye yakın konuda Gazâlî’nin bu noktada felsefecilerin doğru olmadığına dâir yine felsefecilerin yolundan izleyerekten kanıtları var. E normalde meselâ hani hep örnekledik ya âlemin ezelîliği ile alâkalı.

Yâni felsefeciler bu âlem ezelîdir diyorlar.

Hani hiç yok olmayacak. Pardon başlangıcı olmayan bir şey diyorlar. Alemle alâkalı ezeli diyorlar. Ezelî olunca âlemin başlangıcı yok. Oysa hani İslâm bu konuda öyle demiyor.

Hiçbir şey Yok idi. Allâh vardı ve Allâh bir şey yarattı. O bir şeyden de her şeyi yarattı.

O zaman siz âlemi ezelî görürseniz e bunun önermesi yok. Bunun kıyâsı yok. Bunun normalde kabûl edilecek bunun aklî bir delîli de yok. E o zaman Gazâlî de meselâ Felâsife’sinde diyor ki delîliniz diyor zorunlu olarak ispatlanmıyor diyor.

Hani siz âlemi ezelî görüyorsunuz bu konuda bir delîliniz yok. Bu konuda bir ispâtınız yok ezeli olduğuna dâir. O zaman siz bir metafizik önerme çıkardınız burada. Bu metafizik önermenin bir delîli yok. Bu noktada Gazâlî ezeliliği ile alâkalı meseleyi reddediyor. Hani geçen derslerde bunu özellikle aktardıydım. O yüzden buraya tekrar aldım. Meselâ işte Gazâlî mantık kullanmayın demiyor ama getirmiş olduğunuz önermelerin bir delîli olması lâzım.

E onun delîli yok ise yine felsefecilerin yolundan gidiyor. Felsefecilerin kullandığı araçları kullanaraktan onlara reddiye yazıyor ve felsefeciler bunlara cevap veremiyor. Ve normalde felsefecilerin mantık ölçülerinde sonuca ulaşmıyor. Kesin olarak ispatlanmıyor.

37. Stanford Felsefe Ansiklopedisi

İspatlanmayınca da bu sefer enteresan bir durum çıkıyor ortaya da ki Gazâlî o enteresan durumu yâni felsefecilerin hatâ yaptığı kendi mantık önermelerinin neticesinde yanlış sonuca ulaştığı yerleri felsefesinde teker teker sıralamış.

E tabii bu Stanford e üniversitesi var meşhur. Bu üniversite uluslararası felsefeyle alâkalı çok akademik bir noktada ve Gazâlî Tehâfüt’ünde eksikleri tartışırken o felsefecilerin kendilerince koymuş olduğu ölçülerin standartlarını karşılamadığını gösteriyor ve Stanford Üniversitesi’ndeki o felsefe bölümü enteresan bir şey ücretsiz.

Ha hani internetten girebilirsiniz.

38. «İngilizcem Doğru Dürüst Olsaydı»

Ah bir de İngilizcem doğru dürüst olsaydı benim bâzen o hani dil yetersiz kalıyor işte. Çok özür dileyerekten söylüyorum bunu. O metinleri şeye ne o Hazret-i Google’a aktar oradan tekrar bak. Hani bu biraz yorucu oluyor tabii de. Ondan sonra cumartesi ben buraya çıkınca pert bir şekilde çıkıyorum. Yâni yaklaşık 1800 hakem var orada. 1800 felsefeci var. Ve 1800 felsefeci böyle devamlı her şeyi yazıp güncelliyorlar. Orada dünyâ çapında felsefe konusunda çok güvenilir bir kaynak. Onlar dahi oradan şuraya gelmek istiyorum. Hani belki de ben hani denk gelmemiş olabilirim. Benim araştırmam yetersiz kalmış olabilir.

39. Bin Sekiz Yüz Hakem

Bu konuda ben de kesin hepsini de araştırdım diyemem ama o 1800 o felsefecinin hem de bunlar 1800’de felsefe konusunda dünyâ üzerinde bir hakemlik yapabilecek seviyede ve bütün felsefeyle alâkalı hani ne diyorsunuz üniversite dilinde ona?

Bir şey tez gibi hazırlanıyor. Makaleler oraya yükleniyor. O makaleleri onlar inceliyorlar. Tekrar yayınlıyorlar orada. Yâni ben kısaca edindiğim bilgileri aktarıyorum.

40. Onlar Dahi İçinden Çıkamamış

Ve normalde Gazâlî’nin o felsefecilerin hatâ yaptığı benim nazarımda işte 17 18 eksik incelemiş olabilirim. Belki de 20’dir, 25’tir veyâhut da 15’tir. Ben bu noktada felsefeyi komple elden geçirdim desem yalan olur.

Bu zaman içerisinde o biraz zor çünkü. Ama bu Stanford felsefe akademisi veya ansiklopedisi dahi Gazâlî’nin bu felsefecilere vermiş olduğu bu cevapların içinden çıkamamış.

Benim tespit ettiğim. E o normalde şimdi onlar dahi bunun içerisinden çıkamıyorsa düşünün artık siz.

41. Cevap Veremeyince Düşman Olmak

Tabii bu konuda bir kimse bir şeyde cevap vermede yetersiz kalırsa câhil insanlar ona düşman olurlar.

Hani senin bir ilmin var.

Bu kadar bir ilim sâhibisin ama Gazâlî’ye cevap veremiyorsun. Gazâlî’nin önünde hani eğilmek de istemiyorsun. Ammâ velâkin ne oluyorsun? Düşman oluyorsun.

Bizim tırnak içerisinde entelektüelmiş gibi görünen zât-ı muhteremler Gazâlî’yi anlamaya çalışacaklarına, tanımlamaya çalışacaklarına düşman kesiyorlar. E o zaman Gazâlî’nin bu konudaki asıl ayrımı neydi? Yâni bir alan koyarsak o alan Gazâlî’nin genel yaklaşımı. Hani bir alan ne var? Mantık var. Ne var? Felsefe var. Mantıkla alâkalı o zaman ne düşünüyor Gazâlî?

42. Matematiği Bid’at Diye Reddetmek

Mantıkla alâkalı büyük bir ölçüde mantığı kullanıyor. Büyük bir ölçüde. Matematik dediğimizde matematiği dînî olarak reddetmesi bir kimsenin mümkün değil.

Hani böyle ya matematik dînî bir ilim değildir.

Bu bidattır. Buna karşı gelelim. Var ya böyle Bid’atçılar var. Şimdi bu mümkün değil. Veyâ mantığa da bid’at deyip karşı gelenler var.

Hazret-i Peygamber zamânında mantık mı vardı? Bid’at. Bid’atin her türlüsü sapıklıktır deyip çıkıyor. Değil kardeşim ya böyle değil. Bunu böyle sığ bir tartışmaya koyma. Bunu böyle reddederekten sen bir şey elde edemezsin. Bu mümkün değil. E tabii normalde İslâm dünyasına bu açıdan bakarsan İslâm dünyâsı kör kuyunun içerisinde kör kalmış bir dünyâ o zaman.

E sen mantığı bid’at diye reddet.

43. Tıbbı Bid’at Sayanlar ve Yahûdi Doktorlar

Sen o zaman akılı bid’at diye reddet. Matematiği bid’at diye reddet. Ondan sonra tıbba bid’at diye reddet. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem zamânında tıp mı varmış?

Diyorum ki ona, “Kardeş, Yahûdi doktorlar vardı.

Terk etmek istediler Medîne-i Münevvere’yi. Dediler ki, “Medîne’de durmak istemiyoruz. Burada hasta olan yok.” Allâh Resûlü sallallâhu. Aleyhi ve sellem hazretleri beytülmâlden onlara maaş bağladı. “Siz tıp ilmini buradaki sahâbelere öğretin” dedi. Onlara maaş verdi.

Sen tıp ilmini nasıl bid’at olarak görürsün diyorum. O diyor ki bid’at. Ya bu tiplemeler var mı? İslâm dünyâsında var. Ne yazık ki var.

Ondan sonra başı ağrınca doktora koşuyor. Ne ama doktora koştun o zaman? Tedâvi olunuz diyor. Hadîs-i şerîf var diyorum ama yok. Bu sığ ve kısır karanlık düşünce ne yazık var mı? Var.

44. Astronomi mi, Astroloji mi?

Astronomi bid’at deyip astronomiyi reddediyor mu İslâm dünyâsında bir kısım insanlar?

Evet.

Bakın astrologları demiyorum. Yok. Yıldızlar oradan oraya kaydı, buradan buraya kaydı. Senin başına şu gelecek, bu gelecek. Yâ otur oturduğun yere. Ya astronomi dediğinde ben İslâm dünyâsı astrofiziği konuşuyor.

Yâni astrofizik konuşması lâzım. E şimdi astrofizik konuşmuyorlar. Büyücülük yapıyorlar, muskacılık yapıyorlar, yıldıznâmeye bakıyorlar. Astrolog olarak geçiniyor bunlar.

Oysa gerçek mânâda astronomi ayrı bir ilim dalıdır. Bunu reddetmek mümkün değildir. Bid’at diye siz bunu reddedemezsiniz.

45. Astrofizik, Astro-Matematik, Astro-Kimyâ

Oradan astrofiziğe geçmesi lâzım. Astrofizik üzerine konuşması lâzım. Astro-matematik üzerine konuşması lâzım. Astrokimya olarak düşünmesi lâzım. Neden? Normalde uzayda bir sürü gezegenler var.

O gezegenlerin içerisindeki kimyasal maddelerin araştırılması lâzım. Matematik gezegenlerin matematiğinin bulunması lâzım. Astrofizik, oradaki evrendeki fizikî, kanunların tespit edilmesi lâzım.

Sen bunları bid’at deyip reddedersin. Gazâlî’yi anlamamışsın hiç. Sonra sen bunlara bakaraktan Gazâlî’yi de normalde o sınıfın içerisinde görüyorsan vallaha da billaha da tillaha da sen Kara Câhilin tekisin.

Sen ne profesörüsün. Hiçbir şey değilsin sen. Allâh muhâfaza eylesin.

46. Ama Uzman da Kendi Alanı Dışında Ahkâm Kesmesin

O yüzden normalde ama buraya geldiğimizde örnekliyorum astrofizikçinin veya matematikçinin veyâhut da tıpçının veyâhut da felsefecinin veyâhut da bir mantıkçının metafizik konularında ahkâm kesmesi de doğru değil.

Ama metafizik de normalde felsefeciler açısından baktığımızda çok tehlikeli.

Gazâlî de bu felsefecilere metafiziğe girmeyin. Metafizik sizin alanınız değil deyip reddiye koyan kimse. Yâ sen buraya girme ya sen kendi dalında git.

47. «Ben Abdullah’a Ahkâm Kesemem»

Veyâhut da ben şimdi Abdullah sinir ve beyin cerrâhı ben kalkacağım Abdullah’a bu konuda ahkâm keseceğim.

Yok yâ benim işim değil o.

Ama Abdullah da metafizikten ahkâm kesmeyecek. Diyecek ki oturacak oturduğu yerde. Veyâhut da çocuk doktoru. Diyecek ki metafizikten ahkâm kesecek.

Otur kardeş ya sen çocuk doktorusun. O konuda uzmanlaşmışsın. Sen çocuk tedâvisiyle uğraş. Örnek veyâhut da adam normal esnaf kardeş sen ticâretine bak sen ticâret ilmini geliştir kendinde.

E normalde başka dallardan ahkâm kesme ama bizim ülke ne yazık ki herkes her şeyi biliyor.

Herkes her şeyi biliyor. Herkes her şeyde ahkâm kesiyor. Allâh bizi affetsin.

48. Vahiy Belirleyici Sınırdır

Ve normalde e Gazâlî burada vahyi belirleyici sınır olarak koyuyor herkesin önüne.

Yâni sen matematikçi de olsan, fizikçi de olsan, astrofizikçi de olsan, kimyâcı da olsan, ne olursan ol vahiy senin için sınırlayıcı bir olgu. Sen vahyin ötesini arama.

Ve Gazâlî’nin aradığı ahlâk bir de akıl, dîn, aynı zamanda sûfî tecrübesi arıyor Gazâlî. E şimdi fıkıh usûlünde de mantığı çok iyi kullanan bir kimse.

49. Felsefe Karşıtlığı ile Mantık Karşıtlığı Aynı Şey Değil

Böyle olunca hani Gazâlî işte felsefe karşıtlığı, mantık karşıtlığı noktasında aynı dâirede tutarsanız doğru değil. Yâni tarihsel sürece de baktığımızda bu ikisi de aynı değil. Yâni Gazâlî felsefeye tamamiyetle karşı olan değil. Felsefenin eksikliklerini, noksanlıklarını tespit etmiş. Mantığı Aristoteles’ten olduğu gibi almamış.

Mantığı lâzım olanları almış ve normalde her ikisini de kullanmış.

İkisini de reddeden bir kimse olarak görürsek o zaman biz Gazâlî’yi yanlış değerlendirmiş oluruz. Ve Gazâlî’yi tanımadığımız, tanımlamadığımız çıkar ortaya.

50. Hasan Aydın’ın Eleştirisi

Ama normalde bu daha önce paylaştığımız eleştirel görüşler vardı ya bu okuduğumuz metinlerin içerisinde.

Hasan Aydın mâlum böyle bir eleştirel bir paragraf vardı orada. Gazâlî felsefenin metafizik alanını sınırlandırırken uzun vâdede sorgulama alanını daraltmış diye söyledi. Bunu normalde toparladığımızda ama bu böyle Gazâlî’nin mantığı kabûl etmesi otomatik olarak mantığı bugünkü anlamda sınırsız bir düşünce platformu gibi ve sınırsız bir düşünce özgürlüğü gibi kullanılırsa Gazâlî orada değil.

Normalde Gazâlî’nin sisteminde mantık var fakat mantığın faâliyet alanı da belli yâni.

51. Her İlim Dalının Alanını Belirlemek

Çünkü Gazâlî’nin en önemli özelliklerinden birisi şu: Her ilim dalının alanını belirlemesi. O alan belirleyici bir şeyde kısıtlama olarak görülmemesi lâzım. Çünkü her şey yerli yerinde kullanılması lâzım.

Yâni aklın hani tek başına ben kesin hakîkate ulaşırım demesine karşı çıkıyor Gazâlî.

Veyâhut da ben mantık önermeleriyle ben kesin hakîkate ulaşırım. Bunlara karşı çıkıyor Gazâlî ve onun bu düşünce, fikir, inanç hiyerarşisine baktığımızda duyular çok önemli, akıl çok önemli. Vahiy bu noktada çok önemli.

52. Hiyerarşi: Duyular, Akıl, Vahiy, İlham

Gazâlî’nin önem atfettiği şeyler ve bunların bunlara bağlı olarak sûfîlerin keşif dediği benim zaman zaman ilham dediğim ama âyetlere baktığımızda kelime mastarı olarak vahiy olarak nitelendirilen bir yapı çıkıyor ortaya Gazâlî’de bu.

Çünkü normalde duyular çalışmazsa akıl eksik kalır.

Duyular önemli Gazâlî için. Hani görmesi, duyması, o kimsenin hissetmesi aklın askerleridir bunlar. O zaman duyu, akıl, vahiy ve vahyi derken indirilen kitap ve sünnet.

Ama onun bir çıt ilerisi o kimsenin ilham alması. Hakîkate ulaşılan yol. Bakın hakîkate ulaşacak olan yol duyular, akıl, vahiy ve ilham veya keşif veyâhut da bu noktada o kimsene, o kimseye husûsî mânâda kalbine gelen ben yine ilham diyeyim.

53. Gazâlî Aklı İlâhlaştırmaz

İlham ve o yüzden Gazâlî tipik akılcılıktan hani aklı ilâhlaştırmaktan uzaktır.

Aklını da vahye bağlar çünkü.

Hattâ aklı o kimsede keşfe bağlar yâni ilhâma bağlar. Ama Gazâlî bu çok basit böyle akıl düşmanıymış gibi göstermek de gerçekten Gazâlî’yi tanımlamadıklarını çıkarır, anlamadıklarını çıkarır.

54. Paradoks Gibi Görünen Şey

Tabii burada normalde bizim bugüne kadar konuştuklarımızın ana tezlerinden birisi de şu Gazâlî felsefecilerin belirli yönleriyle mücâdele ederken felsefenin içerisinde en büyük araç olan mantığı İslâmî düşünce sisteminin içerisine yerleştiriyor.

Burası böyle dışarıdan bakıldığında bir paradoks gibi görülebilir.

Hani bir taraftan felsefecilere cevap verirken ama bir taraftan da felsefecilerin kullandığı mantığı İslâmî ilimlerin içerisine yerleştirilmesi hani böyle bir bu ne perhiz bu ne lahana turşusu denir ya bizim dilimizde.

Böyle bir paradoksal bir mesele olarak ortaya çıkabilir. Ama velhâsıl bu böyle bir paradoksal bir mesele değildir.

Çünkü İslâmî düşünce sistemi mantıksız olması mümkün değildir.

55. Kindî ve Tâbiîndeki İşâretler

Bunu biz biraz daha böyle Gazâlî’den önce Kindî’ye doğru gittiğimizde Kindî’de de bunu görmemiz mümkün.

Hattâ biraz daha geriye gittiğimizde biz bunu tâbiîn de, tebe-i tâbiîn de bunların işâretlerini görmemiz mümkün.

Kendi zamanlarında her ne kadar anlaşılmadı iseler de bilhassa ehl-i tasavvuf yolunda giden o büyük zâtların bu kullandıkları argümanlar kendi zamanlarında tanımlanamadığı için kendi zamanlarının önde gitmişler. Ama onları kullanmışlar mı?

Kullanmışlar. Aslında Gazâlî’ye geldiğinde Gazâlî bu eski Kindî ve öncesinden de faydalanmamış değil. Onlardan da faydalanmış ve onlardan da faydalanaraktan gelmiş zâten.

56. Vahye Aykırı Yerleri Atmış, Lâzım Olanı Almış

Ve bu mantığı bu mânâda o Aristo İbn Sînâ Fârâbî çizgisindeki mantığın eksik ve vahye karşı olan yerlerini atmış.

Lâzım olan şeyleri Gazâlî almış.

57. Mantık, Kelâm ve Fıkhı Sentezlemek

İslâm ilimler dalının içerisine yerleştirmiş ve bunlar Gazâlî sonrasında da mantık kelâmda ve usûl-ü fıkıhta bir araç olarak kullanılmış demek ki Gazâlî bu konuda çok önemli bir iş yapmış ve kendisinden sonraya da bir çığır açmış ve çok enteresan Gazâlî mantık, kelam ve fıkıhı bir yerde sentezlemiş böyle ve bunu böyle sentezleyerekten, birleştirerekten İslâm dünyâsının içerisine ayrı bir alan açmış ve tabii Gazâlî bilim tartışması bu noktada değişkenlik gösteriyor ve normalde artık Gazâlî aklı reddetti, mantığı reddetti, felsefeyi yasakladı, İslâm dünyâsı geriledi.

58. «Gazâlî Aklı Reddetti» Tezi Ne Kadar Basit

Bu çok basit bir tez olarak önümüzde kaldı. Şimdi yâni bu bugüne kadar sohbetleri biz böyle incelediğimizde, araştırdığımızda, konuştuklarımıza baktığımızda hani Gazâlî aklı reddetti.

Çok basit bayığı aşağı bir şey. Mantığı reddetti. Bu da çok aşağı, çok bayağı tanımlanmamış. Yâni Gazâlî tanımlamayan bir kimsenin felsefeyi yasakladı. Bu da normalde tanımlanabilmiş bir şey değil. İspâtı yok bunun.

Allâh muhâfaza eylesin.

59. Ölçülü İfâde Şöyle Olurdu

Bunu böyle normalde diyeceğimize Gazâlî’nin üzerinde şunu deseydik veya deselerdi bu daha e ölçülü olurdu. Gazâlî, Aristotelesçi, İbn Sînâcı düşüncenin mantıksal yönlerini büyük ölçüde benimsediği doğru yönlerini ama onların metafizik sonuçlarını veya önermelerini normalde kabûl etmedi ve felsefenin otoritesini orada tâbiri câizse salladı, yerle bir etti.

Zâten ağırlarına giden bu ya. Böylece ama mantık İslâmî ilimlerin içerisinde yaşamaya devâm etti ve hâlâ daha devâm ediyor.

Ve felsefenin bağımsız bir metafizik önerileri ve önermeleri tartışmalı bir konuda, tartışmalı bir durumda durdu ve hâlâ daha o Stanford Üniversitesi’nin akademi ansiklopedisi ve bölümü bu işin içinden çıkabilmiş değil.

Çok iddiâlı konuşuyorum bunu ama hani az bir şey inceleyerekten bu sonuca vardım kabaca. Hani aslında böyle iyi bir İngilizcem olmuş olsaydı daha ince araştırırdım.

60. Gençlere: «Bir Diliniz Olsun»

Bu sözüm gençlere gerçekten bir diliniz olsun.

Ne yazık ki dünyâ üzerindeki bu tip hani araştırmalar, tezler, bu tip böyle yazılar İngilizce yâni bakıyorsun böyle o yazılar sana bakıyor, sen o yazılara bakıyorsun. Haydi kes, kopyala, yapıştır. Onu Türkçeye çevir.

Her ne kadar bizde İngilizce çok olsa da gecenin saat 2’sinde 3’ünde benimle çalışan olmuyor. Böyle bir bazuka attım yukarı doğru. Anlayan anladı. Evet.

61. «Benim İngilizcem Bu Kadar»

E şimdi tabii ama gerçekten o hani dilin eksikliğini görüyorsun kendimde. Ben görüyorum bunu. Hani benim İngilizcem what is your name?

My name is Mustafa Özbağ. Bu kadar. Daha ilerisi yok.

Daha ilerisi olması için râbıta etmem lâzım onu konuşurken. Daha ilerisi yok. İlerisi olanlar konuşabilirler tabii. Bu noktada sıkıntım yok. O İngilizce bilgisayar okuyor değil mi Sait?

Evet. İnşallah bunla gençler yetişecekler. Ondan sonra İngilizce diline hâkim olacaklar. Ben onlara pasajlar atacağım. Onlar da onları böyle doğru bir şekilde bana Türkçeye çevirecekler ama Hazret-i Google’dan değil.

Bir bakıyorum başka bir şey çıkıyor. Bunun böyle olmaması lâzım diyorum. Bunun böyle olmaması lâzım deyince başka bir kanaldan bir daha baktırıyorum başka bir şey çıkıyor. O yüzden evet o dil konusunda ne yazık ki sıkıntı yaşıyoruz. Allâh bizi affetsin. (Âmîn.) Şimdi önümüzdeki bir paragraf var. Bu paragrafla alâkalı biraz çalıştım ama çalışmamı kendimce yeterli görmedim. Zâten bir derslik konu. Biraz girecektim o konuya. Onu biraz daha derinlemesine gireceğim.

62. Gelecek Hafta: Mâverdî ve Devlet

Çünkü İslâm devlet anlayışıyla da alâkalı konular var. O yüzden onu önümüzdeki haftaya sakladım. Bir de oldu erken başlayıp böyle erken bitirmeye gayret ettim. Önümüzdeki hafta dîn adamları ve İslâmcı hareket sâdece inanç ve ibâdet alanlarını değil, devleti, toplumu, eğitimi, ekonomiyi, orduyu, sivil bürokrasiyi, uluslararası ilişkileri yâni bir bakıma yaşamın tamâmını yönetmek istiyor.

Ünlü İslâm hukūkçusu Şâfiî Mâverdî’nin neredeyse 1000 yıl önce yaptığı dîn ve devlet birbirinden ayrılmaz İkizlerdir şeklindeki değerlendirme Profesör Doktor Ahmet Ocak’ın da ifâde ettiği gibi bütün İslâm dünyâsında geçerli olacak bir siyâset teorisinin de temelini atacaktı. Şey bu paragraf bu. Buna bir esaslı cevap vermem lâzım.

Çünkü buradan Mâverdî’yi böyle eleştirmek işin basiti. Biz Mâverdî’nin yaşadığı ortamı ve kendi yaşıtlarının yâni kendi yaşadığı devletlerin de kendi uygulamalarını buraya dökmemiz lâzım. Biraz dökmedim değil döktüm. Ama bu böyle hani dîn ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizlerdir düşüncesi. Yâni bunu normalde biraz açmamız lâzım. Açmamız için de yâni ben bu meseleyi böyle Eflâtun’a kadar götürdüm.

63. «Deveyi Doğduğu Yere Kadar Kovalarım»

Hani Eflâtun ne demiş? Dîn ve devlet ilişkilerinde oraya kadar götürdüm. Hattâ Aziz Augustinus’a kadar götürdüm Yunan felsefesinde.

Öyle yakın yerde bırakmam ben. Bizim oranın tâbiriyle deveyi bilmem ne yaptığı yere kadar değil doğduğu yere kadar kovalarım. Öyle Mâverdî’ye de öyle incelemeden, araştırmadan da bir kimseye lâf söyletmem.

Öyle tabii bunu böyle silkeleyeceğim tâbiri câizse. O yüzden bu konuda da bir önsözüm var.

64. Mâverdî’yi Anlamak İçin Ne Lâzım?

Tabii Mâverdî’nin yaşadığı dönem bir tarafta Şia var. Şia’nın normalde devlet yönetimi var. Perslerin devlet yönetimi var. Perslerden Şîa’ya geçiş var. Türklerin devlet yönetimi var. Hani İngilizlerin tabiriyle Orta Asya diyorlar ya. Türklerin bir devlet yönetimi yâni Orta Asya’dan itibâren ve ondan sonra İslâm olduktan sonra bir devlet yönetimi anlayışı var. Emevîler var, Abbâsîler var ve Hulefâ-i Raşidin dönemi var. E bu normalde bu devlet yapılanmalarını konuşmamız lâzım ki Mâverdî’yi iyi anlayalım. Yâni Hulefâ-i Raşidinin devlet anlayışı, Emevîlerin devlet anlayışı, Abbâsîlerin devlet anlayışı, Selçukluların devlet anlayışı, Mâverdî’nin zamânındaki Şia’nın devlet anlayışı, devlet nasıl idare ediyorlar bu ve Türklerin devlet anlayışı. Abbâsîler, Emevîler ayrı, Abbâsîler ayrı, Türkler ayrı. Sonra Selçuklu oluyorlar.

Türkler ayrı. E Şia ayrı. Şîa’dan önce Persler var. Onlar ayrı. O zaman normalde o coğrafyadaki olan devlet anlayışı. Bunların karşısında da Bizans var. Bizans’ın devlet anlayışı ve iç kargaşalar, dış kargaşalar. Bunların hepsini analiz ettikten sonra Mâverdî’yi anlamamız mümkün. Yâni dîn ve devlet ikiz kardeştir sözünü o zaman dosdoğru anlayabiliriz.

65. Laiklik Safsatası: Diyânet Devlete Bağlı

Şimdi hâlâ daha aslında farkında veya farkında değil insanlar dünyâ üzerinde bakmayın siz dîn ve devlet işleri ayrıdır diye bize bir safsata koydular önümüze.

Mâdem ayrı Diyânet İşleri neden devlete bağlı? Demek ki dîn de devlet de ikiz kardeş hâlâ daha. Mâdem laiklik var bizde. Mâdem ki laiklik üzerine bize ilkokulda, ortaokulda, lisede öyle öğrettiler.

Dîn ve laiklik nedir dediğinde dîn ve devlet işlerinin ayrılmasıdır dediler.

Ama hacca götüren devlet yâni devletin kurumu yâni Diyânet götürüyor. Bildiğiniz Diyânet turizmle uğraşıyor. Aynı zamanda Diyanet umreye götürüyor. E Diyânet’ten bir kart almazsan hacca gidemiyorsun, Umreye gidemiyorsun. Demek ki bir de Diyânet normalde câmilere memur atıyor.

E dîn ve devlet ikiz kardeş devâm ediyor. Hani laiklik nerede burada?

66. Avrupa’da Kiliseler

Veyâhut da laik dediğiniz ülkelerde kiliseler var.

Kiliseler normalde hayatlarına devâm ettiriyorlar. Kiliseler devlete önerme yapıyorlar ve Avrupa’da da Amerika’da da kiliselerin önermelerini devlet kabûl ediyor.

E o zaman hani Avrupa’daki Eflâtun veya Platon aynıdır. O çizgi Avrupa’da devâm ediyor.

Hattâ bu noktada Eflâtun’un öyle enteresan önermeleri vardır ki han diyor ki devleti idâre edecek olan insanların dînî terbiye alması lâzım. Augustinus devleti veya devlet başkanını onların diliyle söyleyeyim.

Tanrının emirlerinin uygulayıcısı olarak görüyor. Batı dediğiniz o felsefede Augustin devlet başkanını veya devleti tanrının emirlerinin uygulayıcısı olarak görüyor.

Şimdi bunlara baktığımızda o zaman Mâverdî’ği anlayacağız biz. E şimdi hâlâ daha Avrupa bu noktada sanki hani laikliği uyguluyormuş gibi görünüyor. Bütün her alanda dîn ve devlet kol kola girmiş vaziyette orada. Evet.

67. Medîne Vesîkası da İşin İçinde

Şimdi önümüzdeki haftaya inşallah bu paragrafı yapabilirsek Allâh sağlık âfiyet verirse geniş bir şekilde bunu alacağız ve bu herhalde Gazâlî ile bitirebilirsek son dersimiz olacak.

Bunun ana hatlarını çizdim.

Allâh’ın izniyle ana hatlarını koyup aslında bayağı böyle yürüdüm bunda ama bir girişi biraz daha bugün bir daha baktım onu. Sonra bu girişi biraz daha genişletmem lâzım inşallah. Hattâ böyle örnekleme olarak meşhur bir Medîne vesîkamız var ya bizim ilk anayasa gibi olan.

Onu bile koydum işin içerisine. Geniş bir perspektif olacak.

Allâh izin verirse önümüzdeki hafta daha erken başlayıp bu konuyu zor bitiririz ama inşallah bitirmeye çalışırız. Öyle diyelim. Belki de bir hafta daha bitmeyecek. Belki de iki veyâ 3 hafta da sürebilir. Şimdiden hakkınızı helâl edin. Ne kadar sürerse artık şu iki soruya da bakalım inşallah.

68. Duyuru: Bayanlara Özel Program

Ondan sonra bu geceyi sonlandıralım. Şuraya bir devâm yazayım. Karıştırmayayım. İnşallah sıkıcı gelmiyordur. Evet.

6 Eylül Pazar yâni yarın saat 14.00’te yâni gündüz saat 200’de burada vakıf binâsında bayanlara özel sohbet, semâ ve duâ vardır. Bütün bayan kardeşler dâvetlidir.

Her ayın ilk pazarında burada bayanlar kendi aralarında semâ, duâ, sohbet programı yapıyor. İnşallah müsâit olanlar, gelebilenler programa katılmaya gayret etsinler.

Bilhassa bayan kardeşler bu programlara destek versinler. O yüzden katılsınlar inşallah. Bir soru var.

69. Soru: Osmanlı Pâdişahları Merâtib Atlar mıydı?

Osmanlı pâdişahları da meratip adla atlar mıydı? İçlerinden büyük velî var mıydı?

İçlerinden velî olduğu söylenenler var. O yüzden Osmanlı pâdişahları da ehl-i müslimdi.

Bir kısmı ehl-i sûfîydi. Ehl-i sûfî olanların evet böyle bir nefis merâtiplerini atladıkları ve evliyâdan olduklarına dâir emâreler var.

Doğrusunu Allâh bilir.

Not: Bu yazı, sohbetin kaydındaki konuşmanın kendisidir: yalnız imlâ ve noktalama düzenlenmiş, altyazıdaki açık işitme hataları düzeltilmiştir; anlaşılamayan birkaç yer duyulduğu gibi bırakılmıştır. Bölüm başlıkları okumayı kolaylaştırmak için eklenmiştir. Açılış ve kapanış duâları alınmamıştır.


Kaynakça

Sohbette zikredilen âyetler, hadîsler, eserler ve şahıslar aşağıda toplanmıştır. Bu ders, Gazâlî’nin mantık anlayışına ayrılmış olup önümüzdeki hafta Mâverdî ve İslâm devlet anlayışıyla devâm edecektir.

İmâm Gazâlî, el-Mustasfâ min İlmi’l-Usûl — Bir fıkıh usûlü eseridir; ön sözündeki mantık mukaddimesinde Gazâlî, mantık bilgisinin yalnız fıkha âit olmadığını, bütün ilimler için temel bir giriş olduğunu söyler ve mantığı kullanmayan kimsenin güvenilirliği bulunmadığını çok sert bir dille ifâde eder.

İmâm Gazâlî, Mi’yârü’l-İlm ve mantık külliyâtı — «Mi’yâr» ölçü demektir; mihenkten gelmedir — kuyumcuların altının ayârını bulmak için mihenge vurması gibi. Gazâlî’de mantık, doğru düşünceyi yanlıştan ayıran bir ölçüdür.

İmâm Gazâlî, Tehâfütü’l-Felâsife — Filozofların vardığı sonuçların gerçekten burhânî olup olmadığını sorgular; yirmiye yakın konuda cevâbın «hayır» olduğunu, yine felsefecilerin kendi âletleriyle gösterir.

Kur’ân-ı Kerîm — «Hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır» — «Doğru neye göre doğru, yanlış neye göre yanlış?» sorusunun dayanağı; önerme bahsinde zikredilir.

Kur’ân-ı Kerîm — Tâhâ sûresi: Mûsâ aleyhisselâm’ın asâsı — «Elindeki nedir?» sorusu ve Mûsâ aleyhisselâm’ın cevâbı. Asâ doğru yerde faydalı, yanlış yerde zararlıdır — mantığın âlet oluşu bu misâlle anlatılır.

Hadîs-i Şerîf — «Bana eşyânın hakîkatini göster» — Hazret-i Peygamber’in duâsı; eşyânın hakîkatine ulaşan kimsenin eşyâya zâhirî bakmayacağı bahsinde zikredilir.

Hadîs-i Şerîf — «İlim Çin’de de olsa Müslümanın yitik malıdır» — Mantığın «Yunan’dan geldi» diye reddedilemeyeceğinin delîli.

Hadîs-i Şerîf — «Tedâvi olunuz» — Tıbbı bid’at sayanlara verilen cevapta zikredilir.

Medîne’deki Yahûdi doktorlar hâdisesi — Medîne-i Münevvere’yi «burada hasta yok» diye terk etmek isteyen doktorlara Allâh Resûlü’nün beytülmâlden maaş bağlaması ve «tıp ilmini buradaki sahâbelere öğretin» buyurması.

Aristoteles, Fârâbî ve İbn Sînâ — Tanım, önerme, kıyas, burhan, zorunlu sonuç ve çelişmezlik âletlerinin kaynağı; «mantık eşittir hakîkatin kendisi» görüşünün sâhipleri olarak Gazâlî’den ayrılırlar.

Kindî ve tâbiîn geleneği — Gazâlî’den önce de İslâmî düşüncenin mantıksız olmadığının işâretleri; Gazâlî bu birikimden faydalanmıştır.

Stanford Felsefe Ansiklopedisi — Yaklaşık bin sekiz yüz hakemin katkı verdiği, ücretsiz ve dünyâ çapında güvenilir bir kaynak; buna rağmen Gazâlî’nin filozoflara verdiği cevapların içinden çıkabilmiş değildir.

Hasan Aydın — «Gazâlî, felsefenin metafizik alanını sınırlandırırken uzun vâdede sorgulama alanını daralttı» şeklindeki eleştirel değerlendirmenin sâhibi.

İhsan Eliaçık — «Namaz ibâdet değildir» görüşü; bin dört yüz yıllık İslâm anlayışıyla karşılaştırılarak «tanımlama» bahsinde ele alınır.

Mâverdî ve Prof. Dr. Ahmet Ocak — «Dîn ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizlerdir» değerlendirmesi ve bunun bir siyâset teorisinin temeli sayılması; önümüzdeki dersin konusu olarak duyurulur.

Eflâtun (Platon) ve Aziz Augustinus — Dîn-devlet ilişkisinin batı felsefesindeki kökleri: Eflâtun devleti idâre edeceklerin dînî terbiye almasını şart koşar; Augustinus devlet başkanını «tanrının emirlerinin uygulayıcısı» olarak görür.

Medîne Vesîkası — İlk anayasa niteliğindeki metin; gelecek dersin perspektifine dâhil edilmiştir.

Mustafa Özbağ Efendi, «Gazâlî’den Sorular 12» — Bu yazının kaynağı olan sohbetin tam kaydı; yukarıdaki bütün bahisler bu sohbetten derlenmiştir.

İmâm Gazâlî hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar: