Cumartesi, 5 Eylül 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

724. Dergah Sohbeti | 51. Nasîhat: Zuhruf 13-14 — Nimetin Üzerinde Durabilmek

Zikir âyetleri nasîhatlerinin 51.'si: Zuhruf 9-14 ışığında müşriklerin bile îtirâf ettiği yaratıcı, gökten indirilen suyun ölçüsü, çiftler hâlinde yaratılış; binite binerken tekbîr-hamd-tehlîl sünneti, zikirsiz ev ve sofranın şeytana açılması, takvâ elbisesi ve «nimetin üzerinde durabilmek» ölçüsü.


Table of Contents

51. Nasîhat: Zuhruf 9’dan 14’e

Zikir âyetleri ile alâkalı nasîhatlere inşâallâh kaldığımız yerden devâm edelim. «Vakitler yetecek hâle gelsin, devâm edeceğiz» diyordum.

Bugün 51. nasîhat: Zuhruf sûresi 9’dan 14’e kadar. Ama asıl 13 ve 14. âyetler.

Ammâ ve lâkin sohbetimiz 9’dan îtibâren başlayacak — çünkü 13 ve 14’ü daha iyi anlayabilmek için 9’dan 12’ye kadar olan âyetleri de bir gözden geçirmemiz lâzım.


Zuhruf 9: Müşrikler Bile «Allâh Yarattı» Der

«Ey Muhammed, yemîn olsun ki onlara ‘gökleri ve yeri kim yarattı’ diye sorsan, elbette ‘her şeye gālip olan ve her şeyi bilen Allâh yarattı’ diyeceklerdir.» (Zuhruf 43/9.)

Yâni Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: Ey Muhammed, kavmine — müşriklere — «yedi göğü ve yeri kim yarattı» diye soracak olsan, onlar şöyle diyecekler: «Gökleri ve yeri, her şeye gālip olan ve her şeyi bilen Allâh yarattı.»

Demek ki o müşrikler dahi yaratıcının Allâh olduğunu, her şeyi bilenin Allâh olduğunu îtirâf ediyorlar.


Müşrik Kimdir?

Burada dikkat edelim: Müşrik, Allâh inancında şirke düşmüş kimsedir.

«Allâh’a inanmıyorum» demiyor. Onun inancına şirk karışmış; inancına şirk karışınca müşrik olmuş oluyor.

Bu şirk kimi zaman gizli şirk üzerinedir, kimi zaman açıktan şirk üzerinedir.

Nitekim o günkü Mekke müşrikleri — dikkat edin — büyük çoğunlukla İbrâhîmî bir çizgiden geliyorlardı. Öyle olunca onların da Allâh inancında bir sakatlık var.

Meselâ putları Allâh’a yaklaştırıcı bir unsur olarak görüyorlar ve buradan o putlara tapınıyorlar. Kimisi ise putları yarı ilâh görüyor; böylece putçuluk müşrikliği ortaya çıkıyor.


Zâhirî Putlar: Sûriye’de Gördüklerimiz

Put dediğimizde bir zâhirî putlar vardır, bir de mânevî putlar. Meseleyi açacak olursak geniş bir mevzûdur.

Zâhirî puta bir misâl vereyim: Bizim bir Sûriye gezimiz olmuştu.

Beşşâr Esed’in babasının her yerde putları vardı — oğlu da sonradan aynı şekilde yaptı. İnsanlar o putlara saygı gösteriyorlar, önlerinde eğiliyorlar, selâma duruyorlardı.

Sûriye’de Beşşâr Esed’in resimleri var; millet neredeyse o resme dahi sırtını dönmüyordu.

Bu insanlar kendilerince Allâh’a inandıklarını düşünüyorlar — ama şirk noktasındalar.


Bir Bazuka: «Allâh Her Şeyi Bilmez» Diyene

Âyette «her şeyi bilen Allâh yarattı» buyurulunca, buradan hemen bir bazuka atayım:

Mâlum, Abdülaziz Bayındır sohbetlerinde «Allâh her şeyi bilmez» diyor; «sizin sonra ne yapacağınızı bilmez» diyor.

Oysa âyet-i kerîme «Allâh her şeyi bilir» diyor.

Yâni bir ilâhiyat profesörü kalkıp «sizin yarın ne yapacağınızı bilmez» diyor; hâlbuki âyet «her şeye gālip olan ve her şeyi bilen Allâh’tır» buyuruyor.

Burada o kimseye tecdîd-i îmân gerekir. İşin bir de bu tarafı var.


Zuhruf 10: Yeryüzü Bir Beşik

«O, sizin için yeryüzünü bir beşik yaptı. Sizin için orada doğru gidesiniz diye yollar var etti.» (Zuhruf 43/10.)

O hâlde her şeye gālip olan ve her şeyi bilen Allâh, yeryüzünü sizin kullanabileceğiniz hâle getirdi; onu bir döşek hâline getirdi.

Düşünebiliyor musunuz: Dünyâ o kadar hızlı dönüyor — hem kendi ekseni etrâfında hem güneşin etrâfında — ama bizim umûrumuzda bile değil. Yeryüzü bizim için bir döşek gibi.


Zâhirî Yollar, Mânevî Yollar

Âyette «gideceğiniz yollar var etti» buyuruluyor. Rızıklarınızı aramanız için yollar yarattı.

Bir zâhirî yollarınız var: hava yolu olsun, deniz yolu olsun, kara yolu olsun — bu, işin zâhir tarafıdır.

Bir de gideceğiniz mânevî yollar var; o mânevî yolları da O yarattı.

Ama siz ya şeytânî bir yolda gideceksiniz, ya rahmânî bir yolda. O yolu da yaratan O’dur; yaratma noktasında O, tercîh eden ise sizsiniz.

Ya cennetlik amel işliyorsunuz, ya cehennemlik amel. Arası yok — ara seçim de yok. Seçiminiz ikisinden biridir. Ama o yolları da yaratan kim? Allâh.


Zuhruf 11: Gökten Belli Ölçüde İndirilen Su

«O, gökten suyu belli bir ölçüde indirdi. Biz gökten indirdiğimiz su ile ölü bir ülkeye hayat verdik. İşte siz de kabirlerinizden böyle diriltilip çıkarılacaksınız.» (Zuhruf 43/11.)

Demek ki dünyâ üzerindeki su gökten indirildi; dünyânın kendi içinde oluşmuş bir su yok.

Şöyle düşünün: Büyük bir su gezegeni… O gezegen gelip dünyâya çarptı; çarpınca dünyâ, hattâ denilebilir ki, sular altında kaldı.

Gökten indirilen o su belirli bir metreküptür ve dışarıdan su gelmesi mümkün değildir. O su dünyâ içerisinde devr-i dâim ediyor.


Suyu İsrâf Etmemek

Suyun devr-i dâim ettiğini Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de bildirmiştir: «Suyu isrâf etmeyiniz.» Yâni kirletmeyelim, boşu boşuna kullanmayalım.

Neden? Çünkü dünyâda belirli bir suyun dışında bir su yok; yeniden gökten de bir su inmeyecek. Allâhu a’lem.

Öyle olunca suyu temkinli ve tedbîrli kullanın, isrâf etmeyin.

Bakın, Müslüman suyu da isrâf etmez. Şarşur şarşur çeşmeye akıtmaz. Tuvalete girmiş, şarşur suyu akıtmaz. Yâhut banyoya girmiş — banyoda üç saat dört saat durmaz; hemen ihtiyâcını görür, çıkar.

Zâten banyoda bir saat iki saat duran bir kimsenin psikolojik rahatsızlığı vardır — o kadar su sarf etmesi mümkün değildir.


Suyun Mânevî Tarafı

O su ile ne oldu? Bütün ülkeler yeşerdi. Ve âyet diyor ki: «İşte siz de kabirlerinizden böyle diriltilip çıkarılacaksınız.»

Demek ki gökten belli bir ölçüde su indirdi. O suyun bir de mânevî tarafı var: sizin için mâneviyat.

O mânevî suyla siz de neşv ü nemâ buldunuz; o mâneviyatla mânen dirildiniz.

Zâten biz sudan yaratılmadık mı? O su da gökten indirildi — ve Cenâb-ı Hak bizi yeniden yaratacak.


Abdülkadir’e Hoş Geldin

Abdülkadir, hoş geldin yavrum. Geçmiş olsun.

Mâşâallâh, askerlik yaramış! Allâh’ım iyi etsin. İnşâallâh tezkereyi aldın. Mâşâallâh.


Yeniden Diriliş: Gazâlî Sohbetine Bir Atıf

Bu âyet-i kerîme aynı zamanda ne yaptı? Gazâlî sohbetine bir atıfta bulunalım:

Yeniden diriltilmeye karşı çıkan felsefecilere de bir cevap olmuş oldu. İbn Sînâ’ya ve Fârâbî’ye bu bir cevap oldu.

Demek ki Cenâb-ı Hak bizi vücut olarak da yeniden yaratacak.


Zuhruf 12: Bütün Çiftleri Yarattı

«O, bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar verdi.» (Zuhruf 43/12.)

Baktığımızda hayvanlar, böcekler, bütün ağaçlar — hepsini de Cenâb-ı Hak çift olarak yaratmış; bir dişisi var, bir erkeği var.

Tabî «bütün çiftleri yarattı» derken meleklerin erkeği ve dişisi yoktur.

İnsanları ise erkek ve dişiden yarattı, çift yarattı.


Üçüncü Bir Yaratılış Yoktur

Üçüncü bir yaratılış yoktur. Yâni eşcinsellik diye bir yaratılış yoktur.

Kişi ya erkektir ya dişidir; ikisinden biridir. Üçüncü bir yaratılış yok.

Üçüncüsü olduğunda o kimse ne yapmış olur? Durduğu noktaya göre ya günâh-ı kebâir işlemiş olur, ya şirke düşmüş olur. Rabbim muhâfaza eylesin.

Veyâhut o kimse «Allâh beni böyle yarattı» dedi — küfre düştü. Rabbim hepsinden de muhâfaza eylesin.

Ne yazık ki ülkemizde ve dünyâda eşcinsellik teşvîk edilir hâle geldi; çocuklarımız bu hastalığa, bu sapkınlığa tutuluyor. Rabbim muhâfaza eylesin.


Çiftin Mânevî Boyutu

Çift yarattı — bir de bunun mânevî boyutu var.

Müslümanlar var, bir de kâfirler var. Onlar da bir çifttir: Ya Müslümansın, ya kâfirsin.

Demek ki onun da zıddı var. Rabbim muhâfaza eylesin.


Asıl Âyet: Zuhruf 13-14

Şimdi asıl âyet-i kerîmeye gelelim:

«Bu, onların üzerinde durabilmeniz; durduktan sonra da Rabbinizin nîmetini zikretmeniz ve ‘bunları hizmetimize vereni tenzîh ve tesbîh ederiz; yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Muhakkak biz yine Rabbimize döneceğiz’ demeniz içindir.» (Zuhruf 43/13-14.)

Cenâb-ı Hak bütün nîmetleri sizin üzerinize bahşetti; hem maddî hem mânevî bütün nîmetleri, tâbiri câizse, önünüze serdi.

Peki bunları niçin serdi? Allâh’ı zikretmeniz için, Allâh’ı tesbîh ve tenzîh etmeniz için.


Nîmet Sâdece Zevk u Safâ İçin Değildir

O hâlde bunun da iki tarafı var — sohbeti hep iki taraflı getirdik ya: Bir dünyevî yürüyüş var bu dünyâda, bir de uhrevî — rahmânî — yürüyüş var.

Bu rızıklar verildi; ama verilmesinin sebebi sâdece dünyâda zevk u safâ içinde yaşamanız değil.


Bakara 197: Azığın En Hayırlısı Takvâdır

Bakara 2/197’de buyuruluyor: «Bir de azık edinin; şüphesiz azığın en hayırlısı takvâdır.»

O zaman azık edineceğiz, dünyânın nîmetlerinden faydalanacağız — ammâ ve lâkin azığın en hayırlısı takvâdır.

Peki takvânın başlangıcı nedir? Haramlardan uzak durmak ve farzları yerine getirmek.

Eğer haramlardan kaçınmıyorsak, farzları yerine getirmiyorsak, o zaman takvâ noktasında değiliz.


A’râf 26: Elbise ve Takvâ Örtüsü

Başka bir âyet, A’râf 7/26: «Bir de sizi süsleyecek elbise gönderdik. Takvâ örtüsü ise daha hayırlıdır.»

Dünyâ nîmeti olarak örtünmeniz için size elbiseler verdi, kumaşlar verdi; Cenâb-ı Hak onları yarattı.

Hoş — bir kısım erkek ve kadınlar ise Cenâb-ı Hakk’ın verdiği bu elbiselerden çıktılar; çıplaklığı ve teşhirciliği seçtiler.

Cenâb-ı Hak elbise vermiş, kumaş vermiş; onlar giyinmeyi tercîh etmiyorlar, örtünmeyi tercîh etmiyorlar. Kadınlar da erkekler de bu noktada teşhirciliğe doğru gitti.


Diz Kapağı ile Göbek Arası

Bir bakıyorsunuz: Diz kapağıyla göbek deliği arası, erkeğe erkeğe de haram, kadına kadına da haram.

Millet plajlarda, denizlerde, sokaklarda, caddelerde buna dikkat ediyor mu? Etmiyor.

Ve Cenâb-ı Hakk’ın örtünme âyetini erkekler de kadınlar da terk ediyorlar mı? Evet.

Cenâb-ı Hak örtünmeleri için onlara kumaş verdi, elbise verdi. Ama onlar hevâ ve heveslerini ilâh edindiler; nefislerini ilâh edinip nefislerinin peşine düştüler.


Çıplaklıkla Para Kazanmak

Cenâb-ı Hakk’ın verdiği örtüyü attılar; o örtüyü atınca çıplaklığı seçtiler. Artık çıplaklık moda oldu önümüzde.

Bir bakıyorsunuz sosyal medyada, internette çıplak kadınlar ve erkekler hayatlarına öyle devâm ediyorlar — ve çıplaklıkla para kazanır hâle geldiler.

Hevâ ve hevesleri, nefisleri ve sapkınlıkları insanların önüne serildi; şeytan da işini yerine getiriyor.

Artık millet eşinin, çocuklarının çıplaklığına söz geçiremiyor; bir şey söyleyemiyor.


İmâm Şâfiî’nin Fetvâsı

Diyeceksiniz ki: «Çıplaklığı seçen kimse mü’minlikten dışarı mı çıkıyor?»

İmâm Şâfiî’ye göre bir kimse açıktan bir haram işlemiş olsa, küfrüne fetvâ veriyor.

Bakın, bu fetvâlar bize ağır gibi geliyor — ammâ ve lâkin küfrüne fetvâ veriyor.

Yâni hayvanlar dahi edep yerlerini örterken, insanlar edep yerlerini örtmüyorlarsa bunda büyük bir sıkıntı var. Allâh muhâfaza eylesin.


Asıl Örtü Takvâ Örtüsüdür

Elbisenin en hayırlısı takvâ elbisesidir.

Evet, biz zâhiren örtüneceğiz — ama asıl örtü nedir? Takvâ ile örtünmek.

Takvâ ne demek? Tekrar söylüyorum: Haramlardan uzak durmak ve farzları yerine getirmek. Takvâ budur.

Takvâ, insanların aşırı derecede bâzı şeyler yapması değildir. Önemli olan, kişinin haramlardan uzak durması ve farzları yerine getirmesidir.


Peygamber’in Her Hâli Zikir Üzerineydi

Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin her hâli zikir üzerinedir.

Yola çıkarken zikreder. Bir bineğe binerken zikreder, inerken zikreder. Evine girerken zikreder, çıkarken zikreder.

Ne yazık ki zikirle alâkalı bu hadîs-i şerîflerden toplumumuzu uzaklaştırdılar.


İbn Abbâs Rivâyeti: Üç Tekbîr, Üç Hamd

Bir hadîs-i şerîf İbn Abbâs’tan nakledilir. İbn Abbâs dediğimizde kim? Abbâs’ın oğlu Abdullah radıyallâhu anh Hazretleri.

Naklediyor ki: Allâh Resûlü binitine binince üç kere tekbîr getirmiş — o zaman için binit dediğimiz şey ya bir devedir, ya bir attır, ya da affedersiniz bir merkeptir; başka bir şey değil.

«Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber» diye üç kere tekbîr getirmiş. Ardından üç kere de hamdetmiş — hamdin en güzeliyle: «elhamdülillâh, elhamdülillâh, elhamdülillâh.»

Sonra da uzanıp Allâh’ı tehlîl buyurmuş — yâni Allâh’ı tehlîl etmiş, tekrar övmüş — ve sonra uzanıp gülmüş.


«Benim Sana Güldüğüm Gibi Allâh da Ona Güler»

Sonra İbn Abbâs’a dönerek buyurmuş: «Bineğe binip benim yaptığım gibi yapan hiçbir Müslüman kişi yoktur ki, Allâh Teâlâ ona yönelip — benim sana güldüğüm gibi — gülmesin.»

Yâni siz bunu yaptığınızda bir Müslümansınız.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri tekbîr getirerek, hamdederek, tehlîl ederek bineğine binmiş; ardından tebessüm etmiş ve Hazret-i Abbâs’ın oğluna demiş ki: «Benim sana güldüğüm gibi Allâh da ona gülecek.»

«Allâh bana güldü; Allâh o Müslümana da gülecek» demiş.


Belediye Otobüsüne Tekbîrle Binmek

O hâlde siz bir arabaya bineceksiniz — şimdi üç sefer tekbîr getireceksiniz: «Allâhu ekber.»

Veyâ uçağa bineceksiniz; uçağa binerken tekbîr getireceksiniz. Yâhut binitten iniyorsunuz — «Allâhu ekber» diyeceksiniz.

Ama düşünebiliyor musunuz: Belediye otobüsüne biniyorsunuz, «Allâhu ekber» diye diye bindiniz — belediye otobüsünden sizi dışarı atarlar. «Bu mecnûn olmuş, bu deli olmuş» derler.

Hattâ birileri size düşman kesilir: «Sen ne ama, açıktan böyle tekbîr getiriyorsun burada! Burası irticâ yuvası oldu» — her şeyi söylerler. Allâh muhâfaza eylesin.


Şeyh Efendi Arabaya Bindiğinde

Rahmetli Şeyh Efendi — Allâh rahmet eylesin — arabaya bindiğinde makamlara bağışlardık: üç İhlâs, bir Fâtiha. Ondan sonra üç sefer tevhîd; «lâ ilâhe illallâh» diye tevhîd çekerdik.

Demek ki araca bindiğinde Allâh’ı zikredeceksin. Aracın içinde Allâh’ı zikredeceksin. Yürürken Allâh’ı zikredeceksin.


İner İnmez Müziği Açmak

Ama iner inmez cızırtılı müziği açıyor, Allâh’ı unutuyor. Allâh muhâfaza eylesin.

O zaman o araca binmen şeytânî oldu. O aracı nefsine uydurdun, kibrine uydun; o araç seni kibir yaptı.

Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nîmetleri Allâh yolunda, yerli yerinde kullanmazsan o nîmetler senin kibrin olur.


Ev: İçinde Misâfir Yok

Cenâb-ı Hak sana ev verdi. Sen evi gösteriş için kullanıyorsun; şatafat yapıyorsun.

Evini güzelleştirmişsin — içinde misâfir yok. Mânevî olarak güzelleştirmemişsin.

Evini güzelleştirmişsin — içerisinde fakîr fukarâya yemek yedirmemişsin, fakîr fukarâyı misâfir etmemişsin, anneni babanı misâfir etmemişsin, akrabalarını misâfir etmemişsin.

O ev senin kibir âbiden olmuş.


Kayınvâlideyi Eve Sokmamak

Öyle ya, şimdi: Gelin kayınvâlidesini, kayınpederini istemiyor. Erkek kayınvâlidesini, kayınpederini istemiyor.

Gelin erkeğin akrabalarını istemiyor; erkek kadının akrabalarını istemiyor. O onu istemiyor, bu bunu istemiyor.

Millet çoluğunu çocuğunu evlendiriyor, onca masraf ediyor: koltuğudur, halısıdır, mobilyasıdır, şusudur busudur — bütün eşyâyı alıyor.

Sonra erkeğin babası eve giremiyor. Neden? Gelin istemiyor. Erkeğin annesi eve giremiyor. Neden? Gelin istemiyor.

Aynı şekilde kadının annesi babası eve giremiyor. Neden? Damat istemiyor.

Bunlar bizim içimizde moda oldu ve ne yazık ki içimize yerleşti.


«Biz Avrupalı Olacağız» Derken

Biz böyle hevâ ve hevesimizi ilâh edinip nefsimize uyduk.

Artık gençlerimiz anne baba saymıyor; orta yaşlılar anne baba saymıyor. O edebi, o terbiyeyi kaybettik.

«Biz Avrupalı olacağız» diyerek ne yazık ki şımardık; ne oldum delisi olduk.

Ne anne tanıyoruz, ne baba tanıyoruz, ne büyük tanıyoruz, ne küçük tanıyoruz — biz bir şey tanımıyoruz.

Biz böyle çilbirinden boşanmış, deli danalar gibi, deli düveler gibi — nereye çarptığımız belli değil. Anneler babalar çocuklarının kölesi hâline gelmiş. Allâh muhâfaza eylesin.


Bu Devirde Parya Olan Anneler

Baktığımızda ne yazık ki çocuklar annelerine babalarına saygılı değil.

Anneler babalar, kendilerince onları besleyip büyütüp belli bir yere getirmek için — tâbiri câizse — her şeylerini fedâ etmişler. Ama çocuklar anne baba tanımıyorlar.

Erkek çocuklar anneyi tanımıyor, hiç kāle bile almıyor. Kız çocukları da anneyi tanımıyor, kāle almıyorlar.

Bu devirde parya olan anneler.

Hani çocuklar babadan biraz korkuyorlar; biraz korktukları için babayı saymaya çalışıyorlar — ama annelerini saymıyorlar.


«Dervişler Dâhil Buna»

Dervişler dâhil buna. Buna herkes dâhil.

Böyle «ben dervîşim» deyip de kasım kasım kasılmayın: Buna herkes dâhil.

Gelinler kayınpeder, kayınvâlide tanımıyor; damatlar kayınvâlide, kayınpeder tanımıyor. Böyle kopuk bir sistemde gidiyoruz — ve bunların hepsi âhirzaman alâmetidir.

Tabî böyle yapanlar mânen bir yerlere çarpılıyorlar; ondan sonra yalvar yakar oluyorlar: «Biz nerede hatâ yaptık?»

Sen anneni kırıp da yola çıktıysan, babanı kırıp da yola çıktıysan o yoldan hayır mı bulacaksın? Yok. Allâh muhâfaza eylesin.


Abdullah bin Ömer Rivâyeti: Sefer Duâsı

Bu konuyla alâkalı Hazret-i Ömer efendimizin oğlu Abdullah’ın bir nakli var.

O da diyor ki: Peygamber bir sefere çıkmak üzere binitine kondu mu üç kere tekbîr getirir«Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber»ondan sonra da şu âyet-i kerîmeyi okur:

«Bunları bize müsahhar kılan ne yücedir; yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Ve biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.»

Ardından da bir duâsı var.


Yolculuk Duâsının Cümleleri

«Allâh’ım, bu yolculuğumda senden iyilik ve takvâ, amellerden de senin hoşnut olacağın amelleri dilerim.»

«Allâh’ım, bize bu yolculuğumuzu kolaylaştır.»

«Onun uzaklığını kaldır.»

«Allâh’ım, yolculukta arkadaş sensin.»

«Geride kalan âilede de vekîl sensin» dermiş.


Zâhirî Yolculuk, Mânevî Yolculuk

O hâlde bir zâhirî yolculuk var: Bir bineğe bindin, bir ata beygire bindin veyâhut yola çıktın. Ne yapıyorsun? Duâ ediyorsun: «Allâh’ım, bu yolculuğumda senden iyilik ve takvâ, amellerden senin hoşnut olacağın amelleri dilerim.»

Ama biz aynı zamanda mânevî yolcuyuz.

Hep diyoruz ya: Bu hadîs-i şerîfin de bir zâhiri, bir bâtını olur; iki mânâsı olur.

O hâlde bu hadîs-i şerîfin bir mânâsı da şudur: Sen mânevî bir yolculuğa çıktın — bu mânevî yolculuğu unutma.


Mânevî Yolculuğun Hedefi

Peki o mânevî yolculuğa çıktın — ne yapıyorsun?

Allâh’a yakın olmak. Allâh’ı sevmek. Resûlullâh’ı sevmek. Ve nefis merâtibinden geçip Allâh’a vuslat olmak yoluna çıktın.

O yola çıktığın zaman da bu duânı yap: «Rabbim, senden iyilik ve takvâ istiyoruz. Ve senin kabûl edeceğin amelleri, senin seveceğin amelleri işlemeyi istiyoruz.»


Dönüş Duâsı ve Tevbe 112

Âilesine döndüğü zaman — yâni evine döndüğünde, normal hâline geçtiğinde — şöyle dermiş: «İnşâallâh tevbe edenler, ibâdet edenler ve Rabbimize hamdedenler olarak dönüyoruz.»

Bu, Tevbe sûresinin 112. âyetidir.

«Tevbe edenler, ibâdet edenler, Rabbine hamdedenler, Allâh için yola çıkanlar…»işte onlar kurtuluşa erenlerdir.


«Allâh İçin Yola Çıkanlar»

«Allâh için yola çıkanlar» — bu önemli. Tevbe edenler, Allâh için yola çıkanlar. Allâh için yola çıkanlar.

Şimdi bugün buraya gelen arkadaşlar var: Diğer şehirlerden geldiler, yâhut evinden çıktı buraya geldi. Hiç önemli değil — yola çıktı, Allâh için çıktı.

Çünkü burada makam yok, mevki yok, para yok, pul yok.

Sizden bir şey istenmeyeceği gibi, siz de buradan bir şey almayacaksınız. İçeceğiniz bir mercimek çorbası ve çay — onun için de zâten yola çıkılmaz.


Hadîs-i Kudsî: Allâh İçin Sevişenler

Öyle olunca burada herkes Allâh için toplandı. Hep söylediğim hadîs-i kudsîyi tekrar söyleyeyim:

«Onlar birbirleriyle akrabâ olmadıkları hâlde, birbirlerinden menfaatleri olmadığı hâlde Allâh için birbirlerini severler. Toplandıklarında da Allâh’ı zikrederler. Hiçbir gölgenin olmadığı mahşer yerinde Allâh’ın gölgesinde toplanacaklardır.»

Allâh bizleri onlardan eylesin.

Böyle olunca bizim işimiz mânevî. Buraya birçok hadîs-i şerîf almışım — Allâh bizi affetsin — o yüzden ben işin kıssasını keseceğim.


Zikirsiz Binek Şeytânî Olur

Allâh’ı zikretmezseniz bineğiniz şeytânî oldu. Allâh’ı zikrederseniz bineğiniz rahmânî oldu.

Nereye giderseniz gidin — evinize giriyorsunuz. Evinize girerken Allâh’ı zikretmezseniz ev şeytânî oldu.


Zikirsiz Ev: Şeytanın Dâveti

Hattâ hadîs-i şerîfte vardır: Evinize girdiğinizde Allâh’ı zikretmezseniz şeytan avânesini çağırır: «Gelin, gelin — geceyi geçirecek size bir yer buldum.»

Neden? Eve zikirsiz girildi; evde zikir yok.

Evde ne var? Dandini var. Evde ne var? Kavga var. Evde surat asmaca var: Kadın adama surat asıyor, adam kadına surat asıyor; evde gerginlik var.

Ev halkı zikri unutmuş: Kavgadan, gürültüden, gösterişten, şatâhattan, şatafattan zikri unutmuş. Dedikodudan, gıybetten, bühtandan zikri unutmuş«o onu dedi, bu bunu dedi, şu şunu dedi.»

Zikrullâh evde unutulmuş; ev olmuş şeytan evi.


Zikirsiz Sofra

Sofra da aynı: Sofrada da zikrullâh unutulmuş; başlangıçta tevhîd çekmek yok.

Eğer başlangıçta Allâh zikredilmezse, sofrada da şeytan yine avânesini çağırıyor — hadîste sâbittir bu: «Gelin, gelin — bir sofra bulduk. Ne? Zikirsiz bir sofra bulduk. Size burada bol yiyecek var.»

Zikirsiz ev, zikirsiz sohbet, zikirsiz adam, zikirsiz kadın, zikirsiz çocuk, zikirsiz iş yeri…


İş Yerinde Tevhîd: Üç İhlâs, Bir Fâtiha

Bâzen arkadaşlara diyorum: «Kardeşler, iş yerlerinizde tevhîd çekin. Sabahleyin üç İhlâs, bir Fâtiha okuyun. Makamları bağışlayın. Allâh’tan helâl rızık isteyin. Hayırlı iş isteyin.»

Ama yok: Sabahleyin dükkânını açarken besmele yok, tevhîd yok, tekbîr yok, tehlîl yok, tenzîh yok.

Sonra ne oluyor? «İş yokmuş.» Ne oluyor? «Yetmiyor.» — Yetmez.


Bereketsizlik: İşin de Olmaz, Aşın da, Eşin de

Bereketsiz olursun. İşin de olmaz, aşın da olmaz, eşin de olmaz. Hiçbir şeyin olmaz.

Sebep: Sen zikirsizsin.

Zikirsiz insan taş. Ağaç da değil — taş. Bildiğiniz kuru bir taş.

Bir kimsede Allâh’ı zikir yoksa insan hükmünde değildir.


Mâmur Ev, Harâbe Ev

Hadîs-i şerîfte buyuruluyor: «Bir evde zikrullâh yoksa harâbedir.»

Allâh Resûlü sordu: «Ey ashâbım, size mâmur ile harâbe ev arasındaki farkı söyleyeyim mi?» Dediler: «Söyle, yâ Resûlallâh.»

Buyurdu ki: «İçinde Allâh zikredilen ev, harâbe de olsa mâmurdur. İçinde zikredilmeyen ev, mâmur olsa da harâbedir.»

Aynı şey insan için de geçerlidir: Eğer bir kimse Allâh’ı zikrediyorsa mâmurdur, çekicidir; albenisi vardır.


«Sakın Onu Kendinden Bilme»

Ehl-i zikrin albenisi, gösterişi vardır. Ama sakın onu kendinizden bilmeyin — o, zikrullâhın nûrudur.

Sen yakışıklı makışıklı değilsin; bir tek adam sen değilsin. Senin üzerinde zikrullâhın nûru var.

Kendi kendine fasulyeden nîmet sayma.

Zikrullâh ile hemhâl olan bir kimsenin üzerinde Cenâb-ı Hakk’ın dâim olan nûru vardır — çünkü o nûr cezbeder.


Ehl-i Zikir Kadının Sorumluluğu

O nurlu kimse kadınsa, erkekleri cezbeder.

Onun için o kadın kendini koruyacak, muhâfaza edecek; tesettüre dikkat edecek, kendine dikkat edecek. Ehl-i zikir olan kadınlar kendilerine dikkat edecekler.

Sebebi budur: Çünkü albenilidir.


Zikirsiz İş Bitmez

Tersi de doğrudur: Evde kadın zikrullâhtan uzak. Adam kendi karısından soğuyor. Neden? Çünkü kadın zikrullâhtan uzak.

Zikirsiz yemek yapıyor, zikirsiz temizlik yapıyor, zikirsiz iş yapıyor. Zikirsiz iş yapınca da hiçbir işi bitmiyor.

Hadi, al kulaklığa müziği! Sen onunla yemek yap. Kulaklığa müzik açacağına tevhîd aç, onunla yemeği yap. Kulaklığı takıp müziği açıyorsun, «temizlik yapacağım» diyorsun.


Temizlik ve Vesvese

Sen temizle, şeytan arkandan kirletsin. Dön arkaya — temizlenmemiş; bir daha temizle. Dön arkaya — temizlenmemiş; bir daha temizle.

Neden? Şeytan sana vesvese veriyor, seni öyle gösteriyor. Sebep: Sende zikir yok.

Aynı şey erkekler için de geçerli: Zikirsiz sokakta, zikirsiz caddede, zikirsiz arabada, zikirsiz iş yerinde, zikirsiz evinde — zikirsiz bir hayat yaşıyor.

O zikirsiz hayâtı yaşayınca şeytanın vesvesesi onun üzerine gālip geliyor; şeytan istediği gibi aldatıyor.


Araba ve Evin Hesâbı

«Hadi arabaya yan otur. Hadi bakalım, at havanı.»Hâ, attın havanı: Kibir deryâsı oldun. Yandın cehennemde.

O araba senden hesap soracak. Sebep: «Allâh yolunda gittin mi?» Hayır. «Ne yaptın?» Kibrini gösterdin.

O ev senden hesap soracak. «Allâh yolunda kullandın mı?» Hayır. «Nerede kullandın?» Gösterişte kullandın. Akrabalarına hava atmak için kullandın; etrâfına hava atmak için kullandın.

Allâh yolunda yürümüyorsa evin, araban, katın, yatın, paran, pulun, vücudun — hepsinin de hesâbını vereceksin.

O paranın da, o arabanın da, o evin de, o gençliğinin de, o sağlığının da, o gösterişte olmanın da hesâbını vereceksin. Çünkü zikirden uzaksın. Allâh muhâfaza eylesin.


Hiç Olmazsa Selâm Ver

Eve girerken Allâh’ı zikredeceksin. Hiç olmazsa selâm ver: «Esselâmü aleyküm» de.

Kadın selâmı almadı, çocuk selâmı almadı — kendin al: «Ve aleykümselâm» de.

Senin o selâm vermen dahi şeytanı evden def edecektir.


Telefonda «Merhaba» Meselesi

Telefon açıyorlar şimdi: «Selâmünaleyküm» diyorum; «merhaba» diyor. Allâh iyiliğini versin senin!

Ben diyorum ki: «Selâmünaleyküm dedim size. Ben size ‘merhaba’ deseydim, siz de bana ‘merhaba’ diyecektiniz. ‘Selâmünaleyküm’ün karşılığı ‘aleykümselâm’dır.»

«Gayr-i müslim misin?» diyorum. Kalıyor. «Gayr-i müslim misin sen, nesin?»

Birisine bir şey yazıyorsan, bir telefon açıyorsan «selâmünaleyküm» de. Nitekim «selâmı yayınız» diye de sâbittir.

Tabî şimdi gericilik oldu ya… «Selâmünaleyküm.» Hani diyeceğiz ki: «Merhaba.» «Merhaba.» Öyle başlıyor ya.

Ölçü şudur: Sen söze başlıyorsan selâmla başla — «selâmünaleyküm». Ama karşıdaki söze başlıyor ve «merhaba» diyorsa, sen de ona «merhaba» diyeceksin; eyvallâh. Öbür türlü selâm ver.


Tekbîrle Eve Girmek: «Olmadı Mehter Tut»

Bir eve gir, «Allâhu ekber» de — bir millet ırgalansın evin içerisinde. Ne oldu? «Kafayı yedi adam» desin. Aa, yedim de kafayı!

Hattâ gir: «Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber» de — hadîste sâbittir.

Veyâ başla: «Lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh…» Öyle gir eve.

Olmadı mehter tut! Ne olacak yâ? Allâh Allâh. Biraz dervîş, biraz da herîf olalım.

Bir tekbîrlerle girin eve; bir ortalık, bir apartman ırgalansın. E yok — hepimiz pısırığız.

Adam apartmanda müziği son sesine açıyor, hiç kimse bir şey diyemiyor. Sokakta son ses açıyor, hiç kimse bir şey demiyor. İyi, biz de demeyelim — ama biz de zikirle girelim.


Sofrada Üç Parmak Tevhîdi

Bâzen soruyorlar: «Üç parmağınızı tutuyorsunuz, ondan sonra da üç sefer ‘lâ ilâhe illallâh’ diyorsunuz — bu nedir?»

Sünnettir. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yemeğe başlamadan önce Allâh’ı zikretmeyi buyuruyor: Yemekten önce, yemeğe başlarken Allâh’ı zikredin.

İster besmele çek — o da zikirdir.

Ama bütün hâne halkı bir sofrada yemek yiyecek; velev ki birisi besmeleyi unutabilir, gaflete düşebilir.

Dervîşiz biz — yâhut dervîş olma yolundayız. Koy üç parmağı; çocuklarını alıştır, alıştır.

Başla tevhîde: «Lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlullâh.» Sonunda da söyle: «Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.» Bismillâhirrahmânirrahîm — ve sofraya başla.


Akşam Yemeğinde Hâne Halkı Toplanacak

Akşam yemeklerinde milleti sofrada toplayın.

Öyle olmaz: «Kadın evde mutfakta bir tabak yedi. Adam geldi, o da bir tabak yedi. Çocuk geldi, bir tabak yedi. Öbürü geldi, bir sandviç bastı. Öbürü geldi, şunu yedi.»Öyle bir şey yok.

Alıştırmayın kendinizi böyle şeylere: Akşam yemeğine bütün hâne halkı toplanacak, herkes sofrada olacak. Çocuklarınızı buna alıştırın.

Beşte, akşam yemeğinde herkes bir yerde toplanacak.


«Sen Kocanı Beklemeden Nasıl Yemek Yedin?»

Adam eve gelecek, ondan sonra yemek konacak. Kadın diyecek ki: «E ben yedim.»

Ananın gözü senin! Sen adamı beklemeden nasıl yemek yedin? Boğazından nasıl geçti senin? Sen kocanı beklemeden nasıl yemek yedin?

Bu terbiyeyi nereden aldın sen? Bu terbiyeyi nereden aldın?

Yok bu terbiye İslâm hukūkunda; yok bu terbiye bizim Anadolu hukūkunda; yok bu terbiye Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde, Türkiye’nin illerinde. Nereden aldın sen bu terbiyeyi?

«Eve gelen hemen oradan bir şey yiyip geçecek, ondan sonra öbürü gelecek o yiyecek, öbürü gelecek o yiyecek» — olmaz.


Poğaçacı ve Simitçi Kuyruğu

Şimdi kadınlar sabah kahvaltısını da unuttu: Eşlerini yataktan uğurluyorlar. Kalmadı adamlarda.

İki tâne poğaça, bir tâne simit… Poğaçacıların önü adamlarla dolu, simitçilerin önü adamlarla dolu. Adam iki simit alıyor, yâhut poğaça.

«O abdalın önünde kuyruk oluyormuş millet» diye söylüyorlar bana.

Kadınlar evde yatıyor, uyuyor; adamlar orada kuyrukta.

Dükkâna giderken iki tâne poğaça alacak, gidip dükkânda oturup onu yiyecek. Veyâ bir-iki simit alacak, dükkânda onu yiyecek. Ne var evde? Hanım var. Ne yapıyor hanım? Evde uyuyor — başka bir şey yapmıyor.


«Sabahları Ben Kahvaltı Yapamıyorum»

Bir de lâf olunca adamın dediği şu olur: «Sabahları ben kahvaltı yapamıyorum.»

Alışmamışsın da o yüzden. Sana kahvaltı hazırlayan yoktu — o yüzden ben diyorum ki: Kahvaltınızı evde yapın.

«Efendim, ben sabahları… canım bir şey istemiyor.»Ağzımın, dilimin ucuna kadar gelenler var, söylemiyorum.

Ya o kadın erken kalksın, ya adamın kahvaltısını hazırlasın.


Evlenme Görüşmesinde Ne Konuşulur?

«Efendim, evlenme görüşmesi yapacağız. Ne konuşacağız?»Bildiğinizi konuşun.

İçimden diyorum ki: Adam dese ki: «Ben her gün sabahleyin sekizde — sekiz buçukta — dükkân açıyorum. Senin altıda kalkman lâzım. Benim kahvaltımı hazırlayacaksın.»

«O gül yüzünü ben senin göreceğim. Sen böyle pür neşe sabahleyin kalkacaksın; yüzün gözün şiş olarak kalkmanı istemiyorum. Sabah pür neşe kalkacaksın, beni neşelendireceksin. Ben neşeli bir şekilde, morali düzgün bir şekilde işe gideceğim.»


Adam Bütün Gün Ne İle Uğraşıyor?

Neden? Ben bütün gün almakla satmakla uğraşacağım; müşterilerle uğraşacağım, alacağım adamlarla uğraşacağım, satacağım adamlarla uğraşacağım.

Adamdan mal alacağım — adama yalvaracağım, yakaracağım, onun nefsinin egosunu tatmîn edeceğim. Mal satacağım — yine adamın egosunu tatmîn edeceğim.

Öyle adam arabasını tâmire getirecek, öbürü temizlemeye getirecek; sanki arabası adamın çok önemli: «Aman şurasını düzgün yapın, burasını düzgün yapın.» Nefsi kabarmış adamın.«Tamam abiciğim, yaparız abiciğim.»

Gelecek kuyumcudan bir çeyrek alacak veyâ bir gram alacak — on tâne kuyumcu dolaşacak. Gelip bir gram alacağı zaman bir sürü tafra yapacak. Çekeceksin onu; sabahleyin onu çekiyor.

Esnaf olan bu; memur olan da işçi olan da aynı: O da fabrikaya gidecek, iş yerine gidecek, çalışacak.

Yâ, bu adam sabahleyin evden moralli gitsin!


«Kocam Beni Aldatıyor» Telefonu

Adam sabah giderken kadını görmedi. Sokakta ilk gördüğü kadına baktı: «Vay, bunlar nasılmış ya!»

Ondan sonra: «Hocam, kocam beni aldatıyor.»

Hay bismillâhirrahmânirrahîm! Nereden verdin bu kararı? Gördün mü?«Hayır» diyor, «ama kesin biliyorum, kocam beni aldatıyor.»

Yıllardan beri anlatıyorum bu repliği; başka replikler de var ama bunu anlattığım için onu söylüyorum. Bir sürü replik oluşmuş bende.


Kadının Gününü Sordum

Diyorum ki: «Sabah adamı nasıl gönderiyorsun sen?»«E genelde ben uyurken gidiyor.»

Kadının hayâtını soruyorum: «Gündüz ne yapıyorsun? Şunu ne yapıyorsun?» Bomboş bir hayat.

«Akşam yemeği nasıl hazırlıyorsun?»«İşte bey geldiği zaman hemen…» Daha o mutfakta; anlattı, anlattı, anlattı.

«Seni aldatması farz-ı ayn» dedim. Böyle kaldı telefonda.


«Sabah Ondan Önce Kalkacaksın»

Dedim: «Ben sana söyleyeyim şimdi: Sabah ondan önce kalkacaksın.» Bunu söylüyorum ama kadınların yüzde beşi yapmıyordur bunu — bakın, yüzde beşi.

«Sabah beyinden önce kalkacaksın. Bir güzel ona sıcak börek açacaksın. Kendi saçını tarayacaksın; saçını, gözünü, yüzünü toparlayacaksın. Kıyâfetini düzgün bir şekilde giyeceksin.»


Erotik Geceliği Kime Giyeceksin?

Hani çeyizlere alıyorlar ya: bir sürü erotik sabahlık, erotik gecelik, erotik bilmem ne — her tarafı meydanda. Çok güzel, hiç eleştirmiyorum.

Ama bunu adama giy yâ! Sabah bunu adama giy.

Adam sokağa çıkar çıkmaz çıplak kadınlarla karşılaşacak. Peki sen neyle karşıladın adamı? Hiçbir şeyle — yataktasın.

Sonra adama birisi «gel, ben sıcak poğaça yaptım, tam ağzına lâyık» deyince adam tıpış tıpış gidecek. Bir güler yüz, bir tatlı dil, bir yumuşaklık…


«Surat Bir Karış»

Adam diyecek ki: «Ulan ben evde hâtun mu besliyorum?» — çok affedersiniz — merkep mi besliyorsun, belli değil.

Neden? Seninkinde surat bir karış: Önüne geleni ısırıyor, ardına geleni tekmeliyor.

Kadın değil, hilkat garîbesi; evde sanki bir imtihan. Şeytânî bir şekilde bütün şeytan onun üzerine çullanmış.

Eşine güler yüz yok, tatlı dil yok, sohbet yok, muhabbet yok — hiçbir şey yok.


Eşofmandaki Çamaşır Suyu Lekesi

Bir de üzerindeki pijamalar… Allâh beni affetsin, kadına dedim ki: «Senin şu giydiğin eşofmanlar var ya — muhakkak üzerinde çamaşır suyu lekesi de vardır.»

«Nereden biliyorsun hocam?» diyor bana. Yâ, nereden bileceğim? Büyük bir yüzdeliğiniz aynı.

E ne olacak — adam bu sefer kendine alternatif bakacak. Eli mahkûm adamın.

Bir de kadınlar böyle albenili, boyu posu yerinde, ekonomisi düzgün erkek seçiyor. İyi seçtin — peki onun karşılığını verebilecek misin? Adam tabî düzgün giyinecek; düzgün giyinince de dışarıda asıl aranan olacak. Allâh bizi affetsin.


Erkeklere: «Heriflik Yapsana»

Erkekler de aynı: Ulan, heriflik yapsana!

Kadına de ki: «Düzgün giyin evin içerisinde. Ne aldım sana? Tişört aldım. Niye giymiyorsun bunu evde? Bana giyineceksin, bana süsleneceksin, bana kokulanacaksın. Her şey benim istediğim gibi olacak evde.»

Heriflik yap — e yok, o da yok. Allâh bizi affetsin.


Nîmetin Kölesi Olma

O yüzden Cenâb-ı Hakk’ın verdiği bütün nîmetler Allâh’ı zikirle alâkalıdır.

O nîmetlerin karşılığında Allâh’ı zikreder, hamdedersen kurtuluşa erdin.

Ve verdiği nîmetlerin kölesi olma: Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nîmetler senin üzerine binmesin — sen o nîmetlerin üzerine bin.

Çünkü âyet-i kerîmede «üzerinde durmanız için» buyuruldu. Sohbetin ana konusu budur: Sana böyle nîmetler verdi ki üzerinde durasın diye — sen o nîmetlerin esîri, o nîmetlerin kölesi olasın diye değil.


At Misâli: Üzerinde Durabilmek

Peki «üzerinde durabilmek» ne demek? O nîmeti kontrol etmek, o nîmeti yerli yerinde kullanmak.

Bir at düşün: Atın üstünde rahvan yürüyor yâhut dörtnala gidiyor. Onun üzerinde durabilmek, onu zaptedebilmek, onu doğru yolda götürebilmek…

Nedir bu? Nefis atı. Onu doğru yolda götüreceksin.

Sana verdiği nîmetlerin hepsini doğru yerde, doğru noktada, doğru dâirede kullanacaksın. İşte «üzerinde durabilmen için» verdi.


Nîmeti Hizmetçi Etmek

Ve onları Allâh yolunda hizmetçi edeceksin. Eğer onları Allâh yolunda hizmetçi etmiyorsan, sen onların üzerinde durmadın — o senin üzerinde durdu.

Cenâb-ı Hak sana nîmet verdi, para verdi: Zekâtını ver, fakîr fukarâyı gözet, etrâfını gözet.

Sana araba vermiş: Allâh yolunda koştur onunla — hevâ hevesin için değil, hava atmak için değil.

«Aç müziği, camları da aç, üstünü de aç; işte altı parmakta hava at, altı parmakta bak…»Hangi kadın sana bakacak? Baktı sana kadın: Cehenneme yazdı seni.

Yâni nîmetler size hizmetçi; siz onlara hizmetçi değilsiniz. At vermiş, araba vermiş — sana hizmet edecek.


Eş de Bir Nîmettir

Eş vermiş: Eşler birbirlerine hizmet edecek. Eş nîmettir.

Birbirlerine hizmet edecekler; birbirlerine külfet olmayacaklar, birbirlerine ağırlık olmayacaklar.

Birbirlerine zulüm olmayacaklar, birbirlerine zâlimlik olmayacaklar.

Birbirlerine nîmet olacaklar; birbirlerine zikir sebebi olacaklar.

Öyle olmazsa — Allâh muhâfaza eylesin.


Sağlık, Göz, Kulak da Nîmettir

O verilen bütün nîmetleri Kur’ân-sünnet yolunda, Allâh yolunda istihdâm etmek, onları hizmetçi etmek gerekir.

Bu sağlık nîmettir. Bu göz, bu kulak nîmettir. Konuşabilmen, duyabilmen nîmettir; tutabilmen, kuvvetli olman nîmettir.

Sana sağlıklı bir vücut nîmeti vermiş — sen onu nerede kullanıyorsun?

Cenâb-ı Hak sana barınacağın bir ev vermiş — ister kirâlık olsun ister kendinin, önemli değil. Sen o evi nerede kullanıyorsun?


Misâfir İstemeyen Ev

«Hanım misâfir istemiyor.»Aa, nasıl yâni? Bas beya! «Hiç misâfir istemiyor bizim hanım.»

«Boşama sebebi» dedim. Adam «nasıl yâni?» dedi. «Bas ver» dedim.

Hanım eve misâfir istemiyorsa boşama sebebidir; erkek eve hiç misâfir istemiyorsa da kadının boşanma sebebidir. Allâh bizi affetsin.


Kapanış: «Biz Rabbimize Döneceğiz»

O yüzden nefsimizi dizginleyelim ve Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nîmetlerin şükrünü edâ edelim. Allâh’ı çokça zikredelim.

Âyet-i kerîmenin zirvesi neydi? «Biz Rabbimize döneceğiz.»

Sonuçta bütün o mânevî yolculuğumuzun neticesinde biz O’na döneceğiz.

O yüzden bunu hiçbir zaman unutmayalım; kendimizi bu konuda istihdâm edelim ve Kur’ân ve sünnet dâiresinde tutalım.


Kaynakça

Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 43/9 — «Onlara gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan, elbette ‘her şeye gālip olan ve her şeyi bilen Allâh yarattı’ diyeceklerdir.» Müşriklerin dahi yaratıcıyı îtirâf ettiği; ayrıca «her şeyi bilen» ifâdesiyle Allâh’ın ilmine sınır koyanlara cevap teşkîl eden âyet.

Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 43/10 — «O, sizin için yeryüzünü bir beşik yaptı ve orada doğru gidesiniz diye yollar var etti.» Zâhirî yollar (kara, deniz, hava) ile mânevî yolların — rahmânî ve şeytânî — birlikte yaratılışı bahsi.

Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 43/11 — «O, gökten suyu belli bir ölçüde indirdi… İşte siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız.» Suyun ölçülü oluşu ve isrâfının yasaklığı ile bedenî dirilişin delîli.

Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 43/12 — «O, bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar verdi.» Çift yaratılış — üçüncü bir yaratılışın bulunmadığı — bahsinin dayanağı.

Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 43/13-14 — «Bu, onların üzerinde durabilmeniz, sonra Rabbinizin nîmetini zikretmeniz ve ‘bunları hizmetimize vereni tenzîh ederiz; yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Muhakkak biz Rabbimize döneceğiz’ demeniz içindir.» Sohbetin ana âyeti.

Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/197 — «Azık edinin; şüphesiz azığın en hayırlısı takvâdır.» Dünyâ nîmetinden faydalanmakla takvâ arasındaki denge.

Kur’ân-ı Kerîm, A’râf 7/26 — «Size sizi örtecek elbise indirdik… Takvâ örtüsü ise daha hayırlıdır.» Örtünme ve teşhircilik bahsinin âyeti.

Kur’ân-ı Kerîm, Tevbe 9/112 — «Tevbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, Allâh yolunda seyahat edenler…» Yolculuktan dönerken okunan duânın dayandığı âyet.

Hadîs-i Şerîf — İbn Abbâs radıyallâhu anh rivâyeti — Allâh Resûlü binitine bindiğinde üç kere tekbîr, üç kere hamd getirmiş, sonra tehlîl edip gülmüş ve buyurmuştur: «Benim yaptığım gibi yapan hiçbir Müslüman yoktur ki Allâh ona yönelip, benim sana güldüğüm gibi gülmesin.»

Hadîs-i Şerîf — Abdullah bin Ömer radıyallâhu anh rivâyeti — Sefere çıkarken üç tekbîr getirip Zuhruf 13-14’ü okuması ve yolculuk duâsı: «Allâh’ım, bu yolculuğumuzda senden iyilik, takvâ ve râzı olacağın amelleri dileriz… Yolculukta arkadaş sensin, geride kalan âilede de vekîl sensin.»

Hadîs-i Şerîf — Zikirsiz eve giriş — Eve zikirsiz girildiğinde şeytanın avânesini çağırıp «geceleyecek yer buldunuz» demesi; sofraya zikirsiz oturulduğunda «yiyecek de buldunuz» demesi.

Hadîs-i Şerîf — Mâmur ev ile harâbe ev — «İçinde Allâh zikredilen ev, harâbe de olsa mâmurdur; içinde zikredilmeyen ev, mâmur olsa da harâbedir.»

Hadîs-i Kudsî — Allâh için sevişenler — Aralarında akrabalık ve menfaat bulunmadığı hâlde Allâh için birbirini sevenler; hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde Allâh’ın gölgesinde toplanacaklardır.

Hadîs-i Şerîf — Suyun isrâfı — Akarsu başında dahi olsa suyun isrâf edilmemesi emri; dünyâdaki suyun ölçülü ve devr-i dâim hâlinde oluşuyla birlikte ele alınır.

Hadîs-i Şerîf — Selâmı yaymak — «Selâmı aranızda yayınız.» Telefonda ve yazışmada «selâmünaleyküm»e «aleykümselâm» ile karşılık verme edebi.

İmâm Şâfiî rahmetullâhi aleyh — Açıktan haram işleyen kimsenin küfrüne dâir fetvâsı; örtünmeyi terk bahsinde nakledilir.

Mustafa Özbağ Efendi, «724. Dergâh Sohbeti» — Bu yazının kaynağı olan sohbetin tam kaydı; yukarıdaki bütün bahisler bu sohbetten derlenmiştir.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

İlgili Sözlük Terimleri: Zikrullâh, Tekbîr, Tehlîl, Takvâ, Nefis, Şükür, Edep, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı