Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Üniversite Sohbetleri ·

Anadolu Üniversitesi — Tasavvuf Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi'nin Anadolu Üniversitesi'nde verdiği tasavvuf sohbeti. Peygamberler, velîler ve mânevî silsile üzerine kapsamlı konferans.


1. Bölüm

O peygamberlerden sonra o peygamberlerin yolunda giden veliler gelmiş, evliyalar gelmiş, müminler gelmiş, devam etmiş. Ne zamana kadar. Muhammed’i. Mustafa’ya, Salulah’ı ve. Sellem. Hazretleri’ne kadar ondan sonra da devam etmiş. Allâh peygamberlerin sonuncusunu göndermiş, ondan sonra bir peygamber gönderilmeyeceğinde söylemiş. Hazreti. Abbas’ın rivayetiyle arz ağlamış, ne olacak bundan sonra benim halim diye, o da demiş ki, veliler göndereceğim ve veliler göndermiş. o velilerden birisi şemsetini tebrize, tebrize de dünyaya gelmiş, küçük yaştan itibaren çocukların arasında farklı bir kimse olduğu anlaşılmış. Daha 13-14 yaşındayken dağlara çıkıp kendi kendine zikredip 10 gün, 20 gün, 30 gün, 50 gün sonra bulunup gelmiş.

Babası bunun bu hallerinden biraz böyle ürkmüş demiş, evladım ne yapıyorsun sen böyle? Babasına demiş ki, babacığım benimle senin anındaki fark ne biliyor musun demiş, ne demiş? demiş, bir tavuğun altına bir sürü yumurta koyarsın, içinde bir tane de demiş, kaz yumurtası olur. Tavuk bunların üzerine çıkar, hepsi de civci bulur, arkasına takılır, yürürlerken kaz olan suyu görünce hızla demiş, suya doğru koşturur. Tavuk da arkasından demiş, onun boğulacağını düşünülmekten çırpınır durur. demiş, ben o kazım, ben deryaya doğru dalıyorum, sen de arkamdan çırpınıp kalıyorsun. Oysa ben onun için yaratıldım, derya için yaratıldım. Hazreti. Mevlânâ. Celal-i. Nur’un. Hazretleri mesnevisinde der ki, sen toprak için yaratılmadın, ne işin var hâlâ da toprakta eşeğlenip durursun?

Sen deniz için yaratıldın, koş der. Tasavvuf da deniz veya su manadır, kara da zahirdir, su batındır, deniz batındır. Kara ise zahirdir. Hazreti. Bir der ki, sen mana için yaratıldın ve büsbütün manasın der ve o şemsettin etebrizi gün olur, dervan olur, şehrinden gerekli icazetlere alır, eğitim alır ve ardından. Allâh’a yalvarmaya başlar. Ben bu ilmi aktara bileceğim bir kimse ile beni tanıştır, beni buluştur. Çünkü hazine sahibi hazinesini israr etmek, göstermek ister. Bilgi sahibi bilgisini göstermek ister. Kuvvet sahibi kuvvetini göstermek ister. Kudret sahibi, kudretini göstermek ister. Hiçbir enerji durdu yerde durmaz. Bu âlemde hiçbir şey durdu yerde durmaz. Eğer sizde bir kuvvet var ise o kuvvetin açığa çıkmasını istersiniz.

Kuvvet zaten açığa çıkmak için mücadele eder. Ve sizde durmaz hiç o. Siz onu ancak yönlendirebilirsiniz. Bu da nefisle olan cihad budur. Sizden gelen o enerjiyi, sizden gelen o kuvveti doğru yere kanaliz etmektir. Akil olmak, hikmet sahibi olmak doğdur. Eğer bir kimse akilse, kendisindeki bilgiyi, kendisindeki enerjiyi, kendisindeki hikmeti doğru yere kanaliz eder. Doğru yere kanaliz etmiyorsa, onun o üzerindeki bütün özellikler, onun batmasına sebep olur. Hz. Mevlânâ der ki, eğer sen güzelliğini doğru yerde kullanırsan işe yarar. Güzelliğini doğru yerde kullanmazsa, batar gidersin der. Güzellik doğru yerde kullanılınca güzeldir. ahseni takvim üzerine yarattı. her şeyiyle mükemmel. Bunun. Türkçek karşılığı güzel demek yetmiyor buna. bu.


2. Bölüm

Türkçe karşılık olarak, güzel olarak koymuşlar yetmiyor. Bunu muhakkak. Türk dil kurumu biraz daha üzerinde çaba sarf edip varsa. Türkçesi karşılığı bunu bulmalı. Ahsen’i takvimin karşılığını. Çünkü. Ahsen’i takvim her şey ile mükemmel. Her şey ile. Öyle olunca o isar olmak, meydana çıkmak ister. Her güzel, güzelliğini göstermek ister. Ama nereye, nasıl gösterecek? yine aşıklardan birisi demiş ya, Arif olan cevherini, boş yerlere saçar mı diye. insanın üzerindeki bütün kuvvetler meydana çıkmak ister. Hazreti. Pir’in. Pir’i olan şemsetini tebriz edildi de bu öne çıkar. Çünkü o ilmin sahibi değil. O ilmi bir yerlere aktarmak, bir yerlere göstermekle mükellef. Eğer siz sanatçıysanız, bir sanatkar yetiştirmediyseniz cimrisiniz.

Eğer tüccarsanız, sizden sonra bir tüccar yetiştirmeniz gerekir. Yetiştirmezseniz cimrisiniz. Eğer siz bir ilim ehliyseniz, sizin arkanızdan gelecek olan ilim ehilleri yetiştirmiyorsanız, siz cimrisiniz, güzel, ahlıklı değilsiniz. Hazreti. Peygamber. sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri buyurdu ki, kim birisine bir sanat öğretir, o sanattan da o kimse, ailesine, çoluğuna, çocuğuna, geleceğine bir bakım için bir fayda sağlarsa, oradan geleceğini kurtarırsa sadaka sevabı dedi. Kapanmayan sadaka sevabı. Öldükten sonra da devam ediyor. Bir talebe yetiştirirseniz, öldükten sonra da devam ediyor. Bakın şems ettiğini tebrizye şimdi. Kapandı mı amel defteri? Hayır. Burada şimdi onu konuşuyor muyuz?

Evet. Yadidiyor muyuz? Evet. Bütün dünya tanıyor mu? Evet. Bütün dünya tanıyor mu? Evet. Kimin üzerinden? Öyle bir öğrenci yetiştirdi. Öyle bir talebe yetiştirdi. Öyle bir kimse yetiştirdi ki, onu bütün dünya tanıyor. 850 yıldan beri konuşuluyor. 850 yıldan beri. Ve 850 yıldan beri bütün insanlar her zaman okuduğunda, ondan kendinden bir şey görüyor. Kendinden bir şey görüyor. Biz uzakmışız, biz tanıyamamışız, biz bilememişiz, biz görememişiz. Ben kendi nefsim için söylüyorum buna. Biz başka şeylerde koşturmuşuz. Ona o günlerime yanıyorum bazen. Diyorum ki 14-15 yaşında tanımak varmış, 10 yaşında tanımak varmış. Ve 10 yaşında tanımakla, 26 yaşında tanımanın arasında fark olduğuna inanıyorum.

Ve evet belki de diyeceksiniz ki ya 26 yaş kaybedilmiş vaka değil, ben kendimi kaybedilmiş vaka olarak görüyorum. Keşke ilk okuldan itibaren veya keşke bizim evimizde o konuşulaymış. Keşke mahallemizde onlar konuşulaymış. Keşke bizim okullarımızda onlar konuşulaymış. Ve okullarımız bu manada keşke o zaman için. Tabi bunun artık keşkesi yok. Silahla girme şeymişiz okullara. Bir lise öğrencisinin okula silahla girmesini düşünebiliyor musunuz? Kendimce bunu böyle övünerek söylediğim bir şey değil. Bir insan bir cana kıyar mı? Kıymak için yola çıkmışız. Ve cana bak kıydırmamış, muhafaz etmiş, korumuş. Ve o şemsettin-i tebrizi her gün böyle dua dua üstüne koyarken bir gün manada. Hz. Mevlânâ. Celal-i.


3. Bölüm

Rumu. Hazretleri’ne gideceğine dair. Onu da rüyasında görür. Bunlar şimdi bizim toplumuzda böyle şey yaşanır mı, olur mu? Veya da ya bu bir evliya menkıbası. Böyle bir şey görünür mü diye düşünülüyor. Şimdi sûfîler belirli bir noktaya gelinceye kadar kendilerinden bahsetmeleri yasaktır. Bir sûfî belirli bir kemal noktasına geldikten sonra kendisinden bahsedebilir. O zamana kadar kendisinden bahsedemez. Kendi rüyasını daha iyi anlatamaz. Ancak üstadına gider anlatır, bir başkasına da anlatamaz. Bir başkasını anlatırsa nefis olur, ene gelir, ona derler oha ne kadar güzel rüya görmüş. Öyle etrafına rüya anlatanlar kendi nefislerine oha ne kadar güzel rüya görmüş deyip ona temannah etsin diye anlatırlar.

Etraftaki insanlar o iyi rüya görmüş deyip ona temannah ederler. Burada gizli hastalık vardır. O kimse anlatır sabahleyin kalkar, bir rüya gördüm biliyor musunuz seni şöyle gördüm der, ortalık perişan olur. Oysa rüya hadîs-i şerife göre ehline anlatılması gerekir. Hadîs-i şerife der ki rüya semada bulut gibi durur, tevil edildiği gibi tecelli eder. Siz rüyanızı sâlih kimselere anlatınız. Ama biz rüyanızı sâlih kimselere anlatamayız. Neden? Yok çünkü bize göre aramayız da. Eskiler arardı. Ben kendimden örnek vereyim. Ben tövbe edip her şeyden dönünce namaz kılmaya başlayıp ilk böyle mesneviydi okumaya başlayınca ben yol yorulan bilen bir kimse değilim. Sabah namazından sonra böyle bir tadiliyette yaptırdığım bir ev var.

Evim böyle mutfak banyo kısmı beton oraya ben merdiven koyuyorum. Ondan sonra. Ahmet’e rüfa ezzetlerinin onların alemi diye bir kitabı var. Onu dokuyorum arada. Ondan sonra oraya çıkıyorum ben sabah namazından sonra kendi kendime dua ediyorum. Beni bir mürşedeki amelinle buluştur diye. Şimdi şemsetini tebriz eden bahsediyorum dua edermiş diye arayan bulurmuş hadise kutsi. Bulan tanırmış tanıyan severmiş seven aşık olurmuş aşık olunca. Allâh da onu aşık olurmuş. Allâh ona aşık olunca diyor ki onun canını ben alırım kan parasını da ben veririm. ölmeden önce o kimse ölür. Bu aramakla alakalı arayan bulur. Neyi ararsanız ben hep arkadaşlara şunu derim seviyorsan arıyorsan mücadele ediyorsan sonuca ulaşırsın.

Ya. Nasip kardeş tembelliğin adını. Nasip koymuşlar tembelliğin adı olmuş o. Nasip ben buraya gelmek için mücadele etmezsem gelebilir miydim? Ben mücadele edeceğim. Hepimiz mücadele edeceğiz. Allâh yolumuzda mücade edenlere yollarımız açarız diye buyurmuş. Büyük bir vaat. Büyük bir vaat. Allâh vadinde haktır başka bir âyet kerime. O zaman kim onun yolunda mücade ederse onun yolunu açar. Şemsetini tebrici de dua dua üstüne. Ve duasında. Konya, Konya’da. Hazreti. Mevlânâ gelir, Konya’ya yerleşir. Bir hana, hana yerleştikten sonra etrafı tanımlar ve sorar nerede derler ki? Meranbağlarında. Nereden geçer? Buradan geçer. Orada bekler. Ve. Hazreti. Mevlânâ da babası vefat etmiştir. Babasından sonra babasının halifesi olan zahattı vefat etmiştir.


4. Bölüm

Ardından posta, kürsüye onu oturtturmuşlardır. Bir üniversite düşünün. Üniversitenin dekana. Rektör müluyor? En yüksek rektör. Rektörü. Bir üniversite. Onun en üstünde ne? Rektör. O da. Hazreti. Mevlânâ’da da rektör o gün için. Sekiz ilim dalından icazetli. Sekiz ilim dalından. Bakın. Ortasya’dan intibarın. Türkler. Müslüman olduktan sonra, hiçbir kimse sadece dini ilimler üzerinde icazet almaz. O günün dünyevi ilimleri, matematiktir, fendir, kimyadır, astronomidir. Muhakkak bunlardan da o kimse icazet alır. Muhakkak icazet alır. Fıkıhtan icazet alır. Kelamdan, tefsirden, hadisten icazet alır. Niçin? O günün meselelerine, iştahat etmekle mükelleftir. Çünkü. İmam. Azam’dan öğretidir bu, İmam.

Azam der ki bizim önümüze bir mesele gelirse biz önce ayete bakarız, ardından hadisi şerife bakarız, ardından asab’a bakarız nasıl davranmış, sonra bulamazsak. Ahmet şunu demiş. Mehmet şunu demiş demeyiz, demeyiz. Biz deriz der. Bu ne demektir biliyor musunuz kıymetli kardeşlerim? Biz hala da 300 yıl önce 400 yıl önceki fıkıhi meselelerle hayatımızı yaşıyoruz. Bizim bugünümüze iştahat edecek iştahat ehli kimseler yok ya da güncellenmiyor. Bana kızıyorlar ben böyle deyince. Kıymetli dostlar üniversitede okuyanlar ellerini kaldırsın peki eski şehirli olupta burada okuyanlar elini kaldırsın bir kişiye geri kalan büyük bir çoğunluğu bayan. Hanefi fıkığına göre 80 kilometre ileri normalde bu kardeşler yanlarında mahremi, mahremi olmadan giderlerse günaha kebar işlediler haram anladınız mı?

Evet eski şehirli olmayan bayanlar elini kaldırsın şimdi. Peki bunların içerisinden buraya gelirken babasıyla veya abisiyle gelen giden var mı? Bir kişi çıktı. Devamlı getirip götürüyorlar mı seni? Maşallah ne sabırlılar. Çok iyi. Bakın geri kalanın hepsi ne yaptı şimdi? Hanefi’ye göre caiz olmayan bir şey yaptı. Bunu iştahat etmek mümkün mü? Evet. Buna bir diyanet işleri başkanlığı, bütün ilahiyetçiler toplanacaklar, yol güvenliği varsa bir bayanın seyahat etmesinde bir sıkıntı yoktur diye fetva verecekler. Bu kadar. Bunu da neye dayandıracaklar? Hz. Peygamber, Salulü. Aleyhisselâm. Hazretleri’nin seriyeye gönderdiği askerleri bir kabildenin reisinin kızını esir alırlar. Hz. Peygamber, Salulü.

Aleyhisselâm. Hazretleri çok kızar buna. Ve derhal onu der yerine babasına teslim edin. On tane asker götürülük, onların yanına koyar ve onun babasını teslim etmek için geri gönderir. Alın size iştahat edecekleri yer. On tane askerle yol güvenliğini sağladı, olmayanı gönderdi. Bunun gibi iştahat ederlerdi. Hz. Mevlânâ da iştahat ederdi. Ve. Hz. Mevlânâ’ya fetva sorduklarında rivayet edilir ki sema ederken dahi fetva yazarmış. Sema ederken. Biz sema ederken aklının gittiğini düşünürüz. Hayır. O sema ederken der ki ben sevgiliyle vasıtasız görüşürüm. Onun için semanedir sevgiliyle vasıtasız görüşmedir. Yani. Allâh’ın onun kalbine ilham etmesidir. Aslında en doğru iştahat o esnadadır. Sebep. Cenab-ı.


5. Bölüm

Hak mü’min kulun kalbine sığar. Oraya tecelli eder. Oraya tecelli edince söyleyen dil, gören göz, duyan kulak, tutan el olur. Öyle olunca da o iştahat doğru olur. Hikmet ehli olur. Hikmete de uygun olur. İşte. Hz. Mevlânâ böyle bir kimse ve böyle bir kimse olmasına rağmen içi huzurlu değil. Çünkü içinde tükenmek bilmeyen bir ateş var. Bu ateş zaman zaman kendince aşağı doğru iniyor, zaman zaman alevleniyor. Ama bunun bir yola girmesi, alevlendiğinde etrafa zarar vermemesi, aşağı düştünde de tekrar yukarı çıkması gerek. İşte. Şemseddin’in tevrizi bu esnada gelir. Malum ya gelirken çok affedersiniz atının çilbirinden tutar der ki bir sorun var. Talebeleri derler ki soru burada sorulmaz, medresede sorulur.

Ama at talebelerden daha kamildir. Hazret-i. Şems’in etrafında dönmeye başlar. Önden gelene kafa atar. Arkadan gelene tekme atar. At atlığını yapar. Şems’e tebriziye kimseyi dokundurmaz. Hazret-i. Mevlânâ meseleyi anlar. Terk-i sor. Terki. Meşhur soru. Ey âlim zaad. Hazret-i. Peygamber salulallah ve selam hazretleri buyurdu ki hakkıyla sana kulluk edemedim. Ya. Mahbut. Ama onun velisi oğlum beyaz tebestehmi dedi ki var mı benden daha şanı yüce kendimi zikrederim. Kendi kendimi hamd ederim. Kendi kendime şükrederim dedi. Hangisi büyük bunun der? Hazret-i. Mevlânâ ciret. Rumazetleri bu soru karşısında norma değildir. Atından iner. Şems’e tebriziye döner. Der ki. Beyaz tebestehmi. Hazret-i. Peygamberin velisiydi.

Bir kadeh içti. Var mı bana yan bakan dedi. Sarhoş oldu. Şıkıldı gitti. Ama. Hazret-i. Muhammed’i. Mustafa der yaydı. İştikçe içti. İştikçe içti. İştikçe içti. Yok mu daha dedi. Der. Bu cevabı alınca. Rumuz oturmuştur. Rumuz. Ona gelen ilham yerini bulmuştur. O aradığını bulmuştur. Allâh dedi bayıldı. E bayılınca bizim kültürümüzde bayılanı orada bırakmak yok. Bizim kültürümüzde düşene bir tane davurmak orayı bırakıp gitmek yok. Hazret-i. Mevlânâ dedi ki toparlayın bunu. Alın. Hadi götürün. Götürdüler. Tekkeye. Ayılttılar orada. Hazret-i. Mevlânâ da aradığını. Kendi eksikliğini tamamlayacağını bulmuştu. Ve şemsetini tebriziyle yeniden günler başladı. Öyle günler ki aşkın deryasına dalıp çıkmayı istemedikleri yemekten, içmekten kesilip birbirleriyle konuşmaktan kesilip kalbi manada, kalbi manada her şeyiyle yeniden yeniden mana üzerinde yürüdüğü günler başladı.

Ve öylesine öylesine bir ikili oluşturdular ki bütün herkes onları gıpta etti. Bütün herkes onları kıskandı. Hatta bir kısmı da iktiralar attı. Ve şemsetini tebrizi ayrılık vaktinin geldiğini anlayınca bir gün sabah erkenden çekti gitti. Ve bunu bir sefer daha yapmıştı. Ardından ikinciyi yaptı. Ve bunu da söylüyordu. Bir gün çekip gideceğim benim arkamdan hiç kimse beni bir daha bulamayacak diyordu. Öldürüldüğünü söylerler. Ama öldürüldüğünü dair bir kayıt yok. O yüzden. İranlı bir araştırmacı tebrizde kabri şerifinin olduğunu oradan ayrıldıktan sonra. Şam’a gittiğini. Şam’dan tebrize gittiğini tebrizde yeniden evlendiğini orada çoluğunun çocuğunun olduğunu orada münzevi bir hayat yaşadığına dair elimizde bu noktada araştırmalar var.


6. Bölüm

Doğrudur, yanlıştır bilemeyiz. Ama. Konya’da mevcutta kabri gibi görünen yerde olmadığı kesildi. Ama orada bir kısım dervişler rabut ederlerse huzur ederlerse orada olduğuna dahil görüller mi? Evet. Ama burada da rabut etseler burada da huzur etseler burada da görüller mi onu? Evet. O yüzden tabi o kabri şerifin başına gidince odaklanmaları daha kuvvetli olduğundan orada görüp kendilerince burada diye hükmediyorlar kendilerini bağlayıcı bir doğru mudur? Evet. Biz ona hayır der miyiz? Demeyiz. Bu dadır derler oradadır. E burası da. Yûnus’un memleketi ama her yerde bir. Yûnus var mı? Var. Bakın her yerde bir. Yûnus var mı? Var. Ve her bazıları kıymetli olan şey taklit edilir ya. Bir şey kıymetliyse taklid edilir, bir şey kıymetliyse taklitleri çoktur.

Kıymetsiz bir şeyin taklidi olur mu? Olmaz. Allâh kıymetli, ben. Allâh’ım diyen çok mu bu yüzden? Çok. Peygamberler kıymetli, ben peygamberim diyenler çok mu tarih boyunca? Çok. Şimdi bile ben ne bileyim, ben. Resulüm diyenler var mı? Var. Dedikleri şey kıymetli çünkü. Evveliler kıymetli, ben vileyim diyen çok mu? Evet. Önceden doktorlar kıymetliydi, sahte doktorlar çok muydu? Evet. Veya hatta neyle aldanıyor insanlar? Ya korktuklarından ya sevdiklerinden. Ben genel kurumaya başkanıyım deyip de bir kimseye aldatabiliyor mu bir kimse? Evet. Hele bizim toplumumuz bir askerlerden, bir maaliyecilerden korkar. Esnafız ya, adam gelirsin de kapıya. Emekli maaliyeciler derneğinden geliyorum. Dernek olarak bir dergi bastırdık, bundan alır mısınız diye tane tane söylemez.

Ben maaliyeden der, lafı böyle bir tekerler, esnafın eli ayağı titrer zaten. Kaş para der. Hatta para bile sormaz gibisi. Bir gün oturuyorum bir arkadaşın dükkanında geldi. Ben maaliyeden dergiyi tak koydu, gerisi zaten böyle tekerleme. Arkadaş baktı, hiçbir şey sormadan cebinden çıkardı, geçmiş gün yüz lira verdi. Ne parası bu dedim ben şimdi? Ede diye dergi getirdiler. Sen nereden geliyorsun dedim? Bir kızdı bana, bir kızdı. Bu dedim dernek. Kendileri bir dergi bastırıyorlar, böyle milleti korkutaraktan dedim. Ütüyorlar. Üterler. Neden? Bir korktuğumuzdan, bir sevdiğimizden imtihan oluruz. Hazreti. Peygamber de sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ikisine de ölçü koyar. Korkaklığın şerrinden.

Allâh’a sığınırız der. İkincisine sevdiğini ölçülü sev. Bir gün düşmanın olabilir. Düşmanına ölçülü düşmanlık yap. Bir gün dostun olabilir. Bir gün dostun olabilir. Ölçülü ol. bu iki şeyden korkuyor ya. o zamanlarda bu normalde kıymetli şeylerin taklitleri var. E Yûnus. Emre buralı. Hepimiz de biliyoruz ama bir sürü. Yûnus. Emre kabri var. Bu güzel bir şey. Yunusla alakalı en güzeli de. Bosnia’ya gittik. Sayın. Valim sebep oldu. Orada bir burada tanıştıydık. Burada gelip gelip bize misafir olmuşlardı. Bosna’da, Kaçuni’de başındaki. Şeyh. Efendi’de. Ege. Üniversitesi’nde okumuş güzel sanatlarda. İstanbul. Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği yapmış. O zatın tekkesine gittik. Yûnus ilahileri söylüyorlar.


7. Bölüm

Türkçe kaldım, mest oldum. Bir mutlu oldum, bir mutlu oldum. Muhteşem bir şey. Dedim ki ya, bu dili nasıl oluşturursun? Öyle değil mi? Bosna’da. Kaçuni gibi bir yerde yani. Saraybosna’ya yaklaşık 150 kilometre filan ilerde. Yûnus ilahileri söyleniyor. Saraybosna’da. Sinanoba. Tekkesi diye bir yer var. Saraybosna’nın böyle zirvesinde, tepesinde gidenler varsa belki de ve haftanın bir günü zikirlerinde sırf. Yûnus ilahileri söyleniyor. Hepsi de. Türkçe. Hepsi de anlıyorlar. Kendim oturup dinlemeseydim, abartılıyor derdim. Biz o gün bir oraya diziyaret ettiğimizde oranın çünkü. Şeyh. Efendi’si de tanıyorduk. Bursa’ya gelmişti. O kadar olduğunu bilmiyordum. Bakın. Yûnus, bütün dünya tanıyor.

Hazreti. Mevlânâ, bütün dünya tanıyor. Bütün dünya. Muhyettin. Arabi, Malatya’da kalmış. Evlendiği söyleniyor. Malatya’da. Ve. Sadettin’i. Konevin’in annesiyle evlenmiş ve onu yetiştirmiş. Hocaya sormuşlar, nerelesin? Evlenmedim daha demiş. ve evlenmiş. Buralı demek ki bütün dünya tanıyor, üç büyük zat, buna bir ila veda, Hacı. Bektaşı. Veli. Bugün. Bosnia veya. Balkanlara gittiğinizde hala daha kendilerini. Bektaşı olarak tanımlayan, Türkçe ilahiler söyleyen, Türkçe değişler söyleyen dergahlar ve tekkeler var. Bu muhteşem işe. Ve işte. Şemsethini, Tevrize. Hazretleri ile. Mevlânâ. Cevet, Rumaz. Hazretleri’nin bu birliktelinden sonra son ayrılık. Hazreti. Mevlânâ artık üzerine dünürü vefat eder, üzerine hanımı vefat eder ve kendince böyle bir garip bir noktaya geçer, çok sohbet etmez, zikrullah alakalarına katılır, okullar çok medreseyle, çok ilgilenmez hale gelir.

Bir gün. Hüsamettin. Çelebi, Halifesi aynı zamanda. Şemsethini, Tevrizin’in. Halifesi. Bakın. Şemsethini, Tevrizin’in aynı zamanda da oğlu. Sultan. Veled de. Halifesidir. Sultan. Veled, babasının. Halifesi değildir. Şemsethini, Tevrizin’in. Halifesidir. Babası vefat ettikten sonra işte. Sultan. Veled’den önce. Hüsamettin. Çelebi. Ondan sonra. Sultan. Veled’e oturur posta. Ve. Hüsamettin. Çelebi der ki, efendim, bir gün bu. Şemsethini, Tevrizi ile yaşadığınız halleri yazıya döksek, deyince. Hazreti. Mevlânâ. Celatür. Rumazetleri hemen sarının ucundan yazılı bir sayfa getirir. Mesnevinin. Hazreti. Mevlânâ. Celatür. Rumazetleri’nin kendi eliyle yazdığı ilk 18 bektir. Eski gelenekte şöyle bir şey vardır.

Hiç kimse kolay kolay oturup bir şey yazmaz. İmam ağzımın kitabı yoktur. İmam ağzımın olduğu söylenen el ihtiyar talebelerinin kaleme aldığı bir kitaptır. Mesela. Serahsinin mevsutu deriz biz. Mevsut. Serahsi’ye aittir ama yazması kendisine ait değildir. Çünkü zamanın emevi. Halifesi, onu. Şehli. İslâm yapmak ister, o da kabul etmez. Bu sefer onu bir kuyu kazdırır, kuyunun içerisine atar, hapseder. Kuyunun içerisinden talebelerine yazdırır. 15 çilt, ezberinden. Kitaba bakmaksızın. Kitaba bakmaksızın. Sufiler de oturup kitap yazmazlar. Gerçek sufilerin oturup kitap yazmaları yoktur. Ya onlar satırdan değil, sadırdan konuşurlar. Kalplerine gelen konuşurlar. Talebeler yazarlar mı onu? Yazarlar.


8. Bölüm

Ama kendileri oturup da kitap yazmazlar. Bu tabii. Sûfî geleneğin kendisine göre yollar var. İşte. Hazreti. Mevlânâ, Celalete. Rumazetler’de hemen sarının ucundan ilk 18 beyti söylüyor. Dinle başlangıcı. Tabi. Hüsamet’in çelebi unu okuyunca büyük bir belakat, büyük bir kültür, büyük bir neşe, büyük bir aşk, büyük bir heyecan. Onu defalar cokur, defalar cokur. Hüsamet’in çelebi. Ve bunun arkasının gelmesi için ne yapar? Dua eder, niyaz eder. Çok eleştirilir bazı kesimler tarafından hem size bir de kitap tanıkmış olayım. Çok eleştirirler bazen. Bazıları da acımasız eleştirirler. Bir kimse bir eser koymuş ortaya. Bir eser koyduysa siz oturun o esere karşı bir risale yazın. Bu hakkınızdır. Ama boş eleştiri hakkınız değildir.

Gölpınarlının mesnevi tercimesi ve şerhi. Benim ilk okudum eser. İlk okudum kitap benim, dini kitap olarak. O yüzden yanımda taşıyorum böyle. Bazen beni. İleştiriyorlar. sen de. Gölpınarlının meslevesini mi okuyorsun diye ben de sırf böyle boş eleştirilere karşı cevap olması için. Gölpınarlının meslevesini taşıyorum yanımda. Tercümesini ve şerhe. Eğer almak isterseniz alabilirsiniz. Yok şiaydı, yok aleviydi, yok değişti, yok dinsizdi ve kardeşim otur sen de yaz. Dirşek çürüt, göz nuru dök, sen de bir çalışma yap. Hataya düştüğü yerleri varsa bir risale yaz, bir kitap yaz, alalım seninki de okuyalım, karşılaştıralım. Bunda bir sıkıntı yok ama oturduğun yerden eleştirmek. İslâm ahlaki değil. İslâm ahlaki hukukla, bilgiyle, hikmetle konuşur.

Fıkı, delille konuşur, delil getireceksin. Delil konuşulur mu? Âyet getireceksin, hadîs getireceksin. Ne diyeceğiz ki tamam ya, âyet alıp, hadîs varmış. Bu böyleymiş. Evet işte. Hazreti. Mevlânâ. Cahit. Rumazetleri dinleder. Dinle, bu neyi nasıl şikayet ediyor? Ayrılıkları nasıl anlatıyor? Diyor ki beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp inlemiştir. Kadında. Dinleyile başlar. Çünkü insanı insan eden dinlemektir. Çocuk dinlemezse konuşmaz. Çocuğun yanında hiç kimse hiçbir şey konuşmasın, o çocuk hiçbir şey konuşamaz. Çocuğun yanında hiç kimse konuşmazsa o çocuk hiçbir şey konuşmaz. Şimdi anne babalar çocuklarını televizyonlarda ve bilgisayarlarda büyütüyorlar. Çocuklarıyla beraber konuşmuyorlar.

Çocuğu dinlemek de istemiyor zaten. Çocuk kendince saçma sapan konuşuyor ya. Dinle, dinlemiyorsa bir kimse olgun ne oluş ulaşmaz. Dinlemiyorsa hiçbir şey elde edemez. Dinleyen kimse elde eder. Dinle, bile şikayet var. Ama bu şikayet. Hazreti. Mevlânâ. Celal-i. Tüm. Hazreti’nin deyimiyle öyle bir şikayet değil. Bir nas, ondan ayrılmanın vermiş olduğu hasret, vermiş olduğu acı. O acıyı söylüyor. Hazreti. Mevlânâ ve diyor ki o ayrılıktan şikayet ediyor. Şimdi varlığın üzerinde herkes tartışma yapıyor. Hazreti. Mevlânâ’nın mesnevesinin ilk beyti muhteşem ayrıldığı günden beri. Ve bütün varlıkla alakalı bütün her şeye cevap veriyor. Bir bütünün içindeydi. Bir bütünün içerisinden ayrıldı. O zaman bütün varlığı.


9. Bölüm

Allâh görmek yok. Bir şey bir şeyden ayrıldı. Bir şey bir şeyden ayrılınca iki şey oldu. İki şey var. Bu ikinci şeyle alakalı üzerinde istediğiniz felsefeyi yapabilirsiniz. Ama bir şey bir şeyden ayrıldı. Anne karnından bebek ayrıldı. Annesi şunu diyebilir. Çok özür dilerim. Abi gelebilir. Bunu ben doğurdum. Bunu ben yarattım diyemiyor. Bunu ben doğurdum. Ama doğurmazdan önce o çocuk onda var mıydı? Var mıydı? Efendim? Var da diyenler elini kalırsın. Bir kişiye. Diğeri kalan hep yoktu mu diyor. Yoktu diyenler elini kalırsın. Baya karar. Ya ortalık baya kararsız yoktu diyenler neye göre yoktu diyecek vardı diyenler neye göre vardı diyecek ben vardı diyorum eyvallâh o da bu güzel ama bakın normalde ilmi ilahide olmayan bir şeyin zuhura ermesi mümkün değil.

Allâh’ın ilmi hakikatinde ilmi kanununda olmayan bir şey yaratılır mı hayır ilmi hakikatinde var mı evet ama görüyor muyuz biz bunu hayır ama ilmi hakikatinde var mı evet şimdi bir annede doğurganlık özelliği var mı evet ve onun damarlarında hücrelerinde o çocuk dolaşıyor mu evet ama meydana çıktığımı hayır bekliyor zamanını bekliyor bakın zamanını bekliyor ama biz onu o esnada yok hükmünde görüyoruz birisi baktığında yok derse doğru mu zahiren evet ama birisi batinen var derse o da doğru mu evet ya bir mesele de ki doğru olur mu evet baktığın açıya bağlı baktığın yöne bağlı varlık açısından zahir açısından bakarsan yok mani açısından bakarsan var o zaman hem var hem yok aynı şeyde olur mu el cevap böyle oluyor hem var hem yok biz şimdi oturduğumuz yerde gözümüzü kapattık görüyor muyuz hayır biz de görme hassasiyeti yok mu oldu hayır ama görüyor muyuz hayır ama görme hassasiyetimiz var mı evet o zaman biz de tamamiyetle bu hassasiyetlerin olduğu gerçek mi evet ben insana ahseni taklim üzerinde yarattım deyince ve insanı da kendisine halife kılınca ve o halifenin üzerinde.

Cenab-ı. Hak’ın bütün husisi özellikleri onun üzerinde var mı evet zahiran baktığımızda bunların bir kısmını görüp bir kısmını görmediğimizden bir kısmını reddetmemiz doğru mu evet zahire ama batinen hepsi de var mı evet o zaman hepimizde de var mı evet hepimizde de. Cenab-ı. Hak’ın sıfatlarının bütün sıfatlarının tecelli kahı olarak bizde var mı evet biz bunların ne kadarını meydana çıkarabildik bu tartışılır. Hazreti. Pirin deyimiyle senin aynen neden haber vermez bilir misin tozlu da ondan o zaman bizim aynamızda neden tecelli etmez bu tozlu tozlu olduğundan biz görmüyoruz o zaman normalde bir kimse bu manada. Hazreti. Pir ayrılıktan bahsederken nereden ayrıldı sızlık der ya o sızlık ne. Allâh’ın ilmi ilahesi ilmi ilahiden ayrıldığından veri ilmi ilahiden ayrıldığından veri ağlayıp inlemekte neden orada çünkü o ilmi ilahinin içerisinde o cemaliyle cemalleşmekteydi onunla vasıtasız konuşmaktaydı onun için.

Hazreti. Mevlânâ. Celal-i. Tünem. Hazretleri ayrılıktan şikayet eder geçen üniversite programından çıktıktan sonra kendi kendime dedim ki ben bu kadar uzun sohbet etmezdim nansız da oldu kantarın topuzunu kaçırdım dedim içimde böyle hep şey var ne o? Uhte var hep böyle sohbete başlamazdan önce. Mustafa. Özba’a gerektiği yerde bırak. Mustafa. Özba bırak vakti fazla harcama diye kendimi hep telkinde bulunuyorum o yüzden hakkınızı helal edin o telkin kalbimde fazlalaştı ben soruları geçeyim soruları da cevap verin sonra. Sema’da buluşalım tarihi. Odun. Pazarı evlerinin her yerinin heykel ve putlaştırılması konusunda düşünceleriniz eski şeyin dört bir yanının put olması sizi rahatsız ediyor mu? Hazreti.


10. Bölüm

Peygamber salullahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve aynı zamanda. Kur’ân-ı. Kerim’de der ki geçmiş kavimlerin geçmiş kavimlerden kalan, o eserleri, o yıkıntıları, o yerleri gidin bakın, ibret alın. Bu âyet-i. Kerim’i biliyor muydunuz? Geçmiş kavimlerden kalanlara gidin bakın, onlardan ibret alın. Bu bir. İkincisi, biz. Anadolu olarak hemen hemen dünya medeniyetinin beşiyiz. Dünya medeniyetin beşiyiz. Örneğin, Urfa’da 10 bin yıllık ilk yerleşim alanı bulundu. Ne yapalım şimdi, böyle isim kullanca hakkınızı helal edin, işit gibi gidelim, bombalayalım mı orayı? İnsanlığın medeniyeti, onlara bakacağız, onların normalde ibret alacağız. Bunlar böyle putlaştırmak gibi görmeyin, put nedir biliyor musunuz?

Kur’ân’da 3 tane put geçer, laat, menat, uzza, o put kalbimizde bizim, ya birisi para, menat, birisi güç, birisi otelite. Siz gücü, oteliteyi ve parayı elinizde geçirdiğinizde ne yaptığınız önemlidır? Siz put ararsanız, Hazreti. Pir’in değil miyle? İçinizdeki yeter diyor. İnsanların içindeki putu, kırmaları zor geldiğinden dışındaki putlarla uğraşıyor. Ben bazen bunu zaman zaman yazarım, hakkınızı helal edin. Derim ki, Müslümanlar, yüzüklerinin altındaki yüzüğünün altına su değdirmek için uğraşıp dikkat ettikleri kadar harama düşmemek için dikkat etseler, kemalercekler derim. Biz yüzüğümüzün altına ama su değilsin diye böyle bir uğraşırız ki. Bir dakika sonra ağzımıza geleni söyleriz. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, kendi nefsime söylüyor.

Sen derviş alamazsın demiş kocayınız. O yüzden insanlık medeniyetiyle alakalı ne varsa bu topraklarda çıksın meydana. Bizim dinimizden korkumuz yok, bizim dini felsefemiz felsefemizin sağlamlığından da korkumuz yok. Bizim kalbimizdeki imanımızdan korkumuz yok. Biz 72,5 milletle beraber barışık yaşamış bir anadolu medeniyeti. Ağ yahrımız yok bizim. Biz putları cebimizde dolaştırıyoruz şimdi. Desem ki, haydi dolarlarınızı çıkarın. Desem ki, bir yere müdür amir olduğunuzda ne yaptınız? Hak ve hakikat noktasında durabildiniz mi? Evinizde elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Hadîs-i şerif, elinizin altındakilere merhametle, şevkatle, yumuşaklıkla, muhabbetle davranabildik mi? Kendi nefsime söylüyorum.

Nasıl bu kadar hızlı dönüyorsunuz? Valla ben de bilmiyorum. Bunu bana soruyorlar. Bazen çocuklara sorasım geliyor, böyle aklıma geliyor. Çocuklara bir sorayım, ben hızlı dönemiyorum da çocuklara sorayım diyorum. Hiç bu her soru geldi, aklıma geliyor soru unutuyorum. Hele bazıları var, biz de maşallah böyle seyrederken ha şimdi havalanacak diye düşünüyoruz. Bir de enteresan, tabi biz normalde arkadaşlar eğitirlerken böyle her çarpta. Allâh dedirttirerekten sema ettiriyoruz. Başınız dönmüyor mu demiş? Benim dönmüyor ama arkadaşlarım da dönmüyor herhalde. Çünkü dönse bir sıkıntı olur. Sağ elinizi kaldırıp, sol elinizi neden sallıyorsunuz veya daldırıyorsunuz? Bunun bir anlamı var mı? 4. sınıf maşallah, aferin.


11. Bölüm

Buna bir sürü anlam üzerine koyuyorlar. hakten aldık, halka verdik gibisinden herkes kendi. bir anlamı var bunun. Ben ona böyle sağ eli yukarı kaldırmaya bakın böyle biz arkadaşlarla öğretirken deriz ki elmayı tutar gibi tutun. Sağ el. Ben böyle sağ eli böyle derviş sağ elini yukarı kaldırır. Bir de bakış olarak gözünün ucuyla kalbinin üzerine bakar. Gözünü ayardan keser. Etraftan keser. Ben şu manayı veriyorum. Dervişin gözü kalbinde oraya başka bir şey gelmesin. Hani. Hazreti. Peygamber salulah ve selamadetir diyor ki şeytan sizin kalbinizin kapısında bekler. Ne zaman kalpte zikrullah diyor. Gidince şeytan oturur. Ortası yok. Kalbinde zikrullah var ise. Allâh’la muhabbettesin. Yoksa şeytan oturdu oraya.

Ya arada arası yok kardeş. Arası yok. Ya. Allâh’ın zikri var ya şeytan var. Ekesinden beri. Öyle arada filan filü bir şey yok. Sûfî bence öyle düşünüyorum. Böyle eli böyle duruyor ya. Gözü de böyle şeyde. Sen eline unan eli neden öyle o. Osmanlı tokadı gibi. Kalbine bir şey gelirse kalbine vuracak. şeytan musallat olmaya kalkarsa. Osmanlı tokadı gibi. Sen onun. Sufiliğine bakma. Onun vatanına, milletine, Kur’anına, imanına dokunmaya kalkarsan kafana ballyoz gibi iner. Öyle ya bu. Sûfî böyle vatansızdır, milletsizdir. Yok kardeş biz o. Sufilerden değiliz. Bizim vatanımıza, milletimize, bayrağımıza, dinimize, imanımıza dokunursan biz onu böyle ballyoz gibi indirmesini biliriz. Kalbimize gelirse ona da indiririz.

Estağfurullah. Bu zamana kadar yaşadığınız olaylardan ya da yaşadığınız manevi olaylardan bir bize verebileceğiniz tavsiye ve örnekler nelerdir? Sizi bu anlatıklarınızı bu yola koyulmanızın sebebi nedir? Vallahi biz örnek anlatmaya kalkarsak burada perişan olur ortalık. Sabah ederiz yetmez. Size tavsiyem şu. Nerede olursanız olun, nerede olursanız olun. Namazınızı kılın, nerede olursanız olun. Allâh’ı zikredin. Açık mısınız, kapalı mısınız, meşhebiniz de, mezhebiniz de beni ilgilendirmez. Kimseyi de ilgilendirmez bu. Allâh’ı zikredin. En büyük iştir. Âyet. Kerime. Kalbinizde. Allâh’ın zikri olsun. Nerede olursanız olun. Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe illâllah’dır. Nerede olursanız olun. Nerede olursanız olun.

Ne olursanız olun. Namazı kılın. ben açayım kardeş. Yanına bir tane başörtüsü al. Bir tane uzun ete kal. Bir tane uzun bu lüze al. Çantanızda o kadar şey taşıyorsunuz ki ucuna da onu koy. Sabah ile yapabiliyorsan al abdestini çık. O abdestini de kıl. Ya işimiz var. Öğlenle, ikindiği cemette kıl. Kıl. Memuruz. Memursun. Öğlen ezan okundum, okundu. Vaktin var mı var? Öğlen kıl ardından da ikindiğinin ikisinde farzını kıl bitir. Ya. Hanefilerde cemetmek sadece. Ya mübarek insan bana ilim taslama. Onu bende okuyor. Hazreti. Peygamber, Salulallah ve. Selam. Hazretleri seferi değil iken. Medine’yi münevverede muhkimken öğlenle ikindiği akşamla yatsayı cemette. Hadîs var mı? Evet. Hanefiler bunu zorunluluk esnasında kullanılmasına müsaade etmişler mi?


12. Bölüm

Evet. Ya. Amir sinme emursun. Ne zaman nereye gidip geleceğin belli değil. Tamam kardeşim. Cemet namazı kıl. Namazsız durma. Namaz dinin temeli. Namaz dinde en son yıkılan kal eder hadîs-i şerif. O yıkılırsa senin dinin yıkılır. Din yıkılmaz. Sen merak etme. Dinin koruyucusu. Allâh. Sana bana mı kaldı? Sana bana kalsa altından girer üstünden çıkardık zaten biz onun. Onun koruyucusu. Allâh senin dinin yıkılır. Senin dinin yıkılır. O yüzden kardeşlere tavsiyem ol. Kimsenin inancına mezhebine meşhebine dergana tarikatına. Tanışma kardeşim. Bırak. O bu yol bulmuş gidiyor. Allâh mubarek eylesin. Günümüzdeki kötü olaylar malum teknoloji çağındayız. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz bizler neler yapabiliriz.

Her kötülüğün karşısında bir iyilik vardır. Her iyiliğin karşısında bir kötülük vardır. Biz iyi olanlardan olalım. Teknoloji teknolojiden neden korkuyoruz biz? Ama biz teknolojiyi yerli yerinde kullanamıyoruz. Sıkıntımız bu. Biz eşimiz yanımızda biz telefonla oynuyoruz. Bey hanım üç tane çocuk. Havalındayız. Bekliyoruz. Üç üç tane kız çocuğu. Bey ve hanım geldiler. Oturdular yan tarafa. Herkes cebinden kocaman telefonları çıkardılar. Üçü de boyuna ondan uğraşıyorlar. Bizde hatta. Ömer de vardı. Ömer de buradadır. Ömer var. Cevdet var. Bizde uçağa binicez bekliyoruz. Dedim ki onları bakın dedim. Bir aile birbirleriyle konuşmuyorlar. Biz teknolojiyi yerli yerinde kullanmıyoruz. Şimdi utanmasınlar diye seslenmiyorum.

Iıı bir şey demiyorum. Sohbet ederken herkesin cebinde bir telefon var. Arada bir bakıyor. Facebook’da kim ne demiş? Bir bakıyor. Twitter’ıma tıklama gelmiş mi? Bir bakıyor. WhatsApp’tan birisi bir şey demiş mi? Doğru mu? Adam sevgilisiyle oturuyor. Iki sevgili. Neredeyse oradan yazışçaklar alışmışlar ya. Ya karşında konuş ama yok. Konuşacak kabiliyet yok. Konuşmaya kabiliyeti olmayanlar sosyalitesi düşük olanlar kendilerinden akıllı birer tane telefon alıp onlarla oynuyorlar. Çünkü harfiye kişilik yazarsa o tamamlıyor. E öyle kendisi düşünemiyor. Gogul. Hazretleri düşünüyor onun için. Bazen ben şeyle bilgisayarla çıkıyorum. Kendi kendime diyorum ki ya ben de kötü örnek oluyorum. Bilgisayarı çıkarmayayım diyorum kendi kendime.

Ama hepimiz de var bu. Siz burada konuşmacı olsanız ben de karşınızda dinleyici olsam siz konuşurken ben de açsam baksam etrafa. Bu ne demek? Ha anlatsan ya. Doğru mu? Ben alınmıyorum yanlış anlamayayım. Benim derdim şu. Ben bir kişi bir doğru o kimsede kalsa yeter diyorum kendimce. Ama biz ne yazık ki teknoloji elimizin altını alıp biz onu yönlendireceğimize biz esir oluyoruz. Az önceki put muhabbeti, putumuz telefonlar. Evimizde kitap kalmadı. Kitap okuma kalmadı. Evimizde sohbet kalmadı. Çocuklarımız da iletişim kalmadı. Ailelerimiz de iletişim kalmadı. Kadın. Facebook’da durdun. Adam geldi. Selâmünaleyküm aleyküm selâm. Ben dedi bir şey konuşacağım. Buyurun. Ve dedi dinlen fetva almaya geldim.


13. Bölüm

Buyur kardeş. Benim hanımım sabahlara kadar. Facebook’da takılıyor dedi. Boşamam caizmi değil mi? Dedim ya olamaz böyle bir şey. Dedi ki hanımımı çağırabilirim. Çağır dedim ya. Hanımı geldi. On yedi on sekiz yaşında büyük oğlan var. Bir tanem on üç on dört yaşında kız var. Bir tanem beş altı yaşında kız var. Hepsi de sıralandılar büroya. Dedim beyniz diyor ki dedim sabah üçlere dörtlere kadar. Facebook’da duruyor. Doğru söylüyor dedi. Büyük oğlan dedi ki ben babamın boşalmasını istiyorum dedi. Çünkü annem sabahları bize kahvaltı bile hazırlamıyor. Okula bile göndermiyor dedi. Dikkat edelim. Ha teknolojiden korkmayalım. Ama onun esiri olmayalım. Karşı karşıya otursak birisi eline telefonu alsa başlasa benim karşımda karşı karşıya telefonla uğraşmaya ben elini mi omuzuna vururum hadi kardeşim bak içine ya ne oldu ya sen telefonla konuşuyorsun telefonla uğraşıyorsun bu saygısızlık değil mi sen bana konuşuyorsan ben de telefonla başlasam attırmaya ne düşünürsün biz yerli yerinde kullanmıyoruz biz doğru kullanmıyoruz mesnevi de başörtüsü yokmuş gibi bir söz duydum ne kadar doğrudur acaba öğrenmek istemiştim selamun aleyküm ben okumadım bunu.

İstanbul’da meşhur ne o istiklal caddesinde bir kültür merkezi vardı orada da sordular ben dedim ki böyle bir şey okumadım birisi çok heyecanlı dedi ki bir dakikaya getiririm getir dedim ama getiremedi geldi dedim getirdiniz mi böyle baktı dese önümüzde kaya getirirsiniz dedim ben bulamadım okuyamadım ama dedim siz getirebilirsiniz ben de bu yok demek yok gözümden kaymıştır görememişimdir vardır belki de al getir kardeş sayfasıyla beraber biz de öğrenelim öyle değil mi. Hanefi mezhebine göre bir bayanın 80 kilometre öteye tek gitmesi doğru değilmiş peki şafi mezhebinde bu durum aynı mı 40 kişi olursa gidebilir şafiye göre bir bayanın yanında 40 tane mümin olacak şartı otobüse binecek zaman geçecek otobüse soracak kaç kişi var 40 kişiyi 40 de iman ehli mi sorabilecek olan var mı otobüseförü gözüne güm sormaya hakkımız var mı yok ha bile bilecek var mı bir de o da doğru mesnevi önere bileceğiniz bir yazar çevirisi en sade anlaşılır haliyle bu gerçekten anlaşılır bir hâlde gülpınarlının mesnevi şerri yeni başlayanlar için gayet iyi tahir olgunum var daha geniş ama ve hatta.

Avni konunun var dili ağır. Avni konunun. Osmanlıca. Avni konunun karapça terimler çok fazla o yüzden yeni başlayanlar bunu okuyabilirler mevlana ve şems arasındaki dostu anlatan en doğru hangi kitabı önerisiniz mesnevi okuyun bunun üzerinden de para kazananlar çok bunu girmek istemiyorum şimdi istismara açık ya herkes oturuyor bir taraftan iyi reklamın kötüsü de iyidir derler ya ama bu konuda çok şeyler var mesnevi okuyun hazreti mevlana mesneviden para kazanmalı mesneviden para kazananınlardan olmayı günümüzde bir cemaata bağlı olmak zorunda mıyız bence değil böyle bir zorunluluk. İslâm’ın zorunluluğu değil bir cemaata bir tarikata bağlanmak zorunluluğunda değilsiniz herkes lâ ilâhe illâllah.

Muhammed’e. Resûlullâh dediğim müddetçe. Müslüman’dır ibadetlerini yapabildi yere kadar yapar. dinde zorlama yoktur bir kimseyi zorla da bir ibadeti yaptırmaya hakkımız yok biz sevdirmek de mükellefiz zorla yaptırmakla mükellef değiliz yeniden bu anlayışı kazanmalıyız biz birisine zorla lâ ilâhe illâllah. Muhammed’e. Resûlullâh dedirtmekle de mükellef değiliz. biz dini tebliğ ederiz akıl mantık ölçüsünde o kimsenin aklını ve mantığını ikna etmeye çalışırız akıl ikna olmak ister din çünkü iman kalp ile tastiktir dil ile ikrardır bu işin hukukudur asıl işin hakikati kalbindedir kalp ile tastik neden dil ile ikrar hukukudur derim karşıdaki kimse ben müslümanım dediğinde ona biz Müslüman hukukuna göre davranırız çünkü müslümanım demesi hukuki boyudur.


14. Bölüm

Ya hakiki boyutu kalp ile tastik deriz. Bir kimse kalbeni tastik etmeyecek, siz onu zorla bayansa örtüreceğiniz, erkekse sakal bıraktıracaksınız, zorla bir kimse namaz kıldıracaksınız. Bu dinin özü değil, aykırı. Benim ülkenin de kanaatın. O yüzden hanaet-i kerime de var ya. Ey. Habibim, sen herkesi iman ettireceğini mi zannediyorsun? Herkesin iman ettirecek diye bir kaydı yok. Biz bundan mükellefte değiliz. Biz tebliğ ederiz. Bu kadar. Anlatmaya çalışırız, yaşamaya çalışırız. O yüzden bir kimsenin illaki, bu böyle sufilerin bir kısmı da der. İllaki bir tarikata gireceğin değil kardeşim ya. Neden böyle illaki bir gireceğin diyorsun? Herkes tıpçım olacak. Herkes matematikçim olacak. Herkes ekonomismi olacak.

Birisi ama sûfî yolda gideceğim diyorsa evet, bir şeye intisap etmesi gerekir. Fıkı öğrencekse gidip bir fıkı hocasında ders öğrencek. Mesnevinin buradaki vekillikim eski şehir demiş. Vardır muhakkak burada da bilmiyorum. Eski şehir’i çok iyi yakinen tanımıyorum. Eski şehirle tanışıklığım çok öncesinden ama bu son zaman gelişimiz. Sayın. Valim ile olan. Çanakkale’den tanışmıştığımız. Oradaki gelip olun evlanesinde hala da. Sayın. Valim’i zamanda başlamıştık. Her ay orada ayda bir mesnevi sohbetleri, sema, dua devam ediyor. Bugünümüzdeki pazar gün yine gelip oldayız inşallah. O yüzden eski şehirle tanışıklığımız bu. Kur’ân’da rabıta var mı? Bunu rabıta olarak dillendirmeyin. Böyle direkt böyle de ama.

Fatih’e şerifinin sonunu unutmayın. Ne diyorsunuz? İnam ettiğin, ihsan ettiğin, o peygamberler, o sarihler var ya evet. Bizi onlarla beraber eyle. Âmîn. Âmîn değil. Şimdi ne demek bu? Allâh’ın inam ettiği, ihsan ettiği, peygamberler ve sarih kimseler var. Onlarla beraber olmak için her namazdın, her rekatında dua ediyoruz. Haberisi der ki piyasada olan rabıtaları soruyorsanız ben onlardan değilim. Bu ne demek biliyor musunuz? Hazreti. Mevlânâ’nın bir beyti var diyor süt içecek olan çocuk büyüdün de dişleri çıkınca o ekmek ister diyor. Bir müddet ekmek yedikten sonra o diyor et de ister. Şimdi daha henüz dişleri çıkmamış bir çocuğa et verirsen o çocuğa zulme dersin. Şimdi de bunu böyle özel işleri gibi alın.

Şimdi daha dakika bir gol bir adam daha yeni bir sûfî olmak için adım atmış. Hemen adama günlük 20 dakika şunun rabıtası. Yapma ya. Bir kimse severse sevdiğimi aklına değil kalbine muhlar. Sen onu istesen de oradan çıkaramazsın. Bir kimse sevmediyse sen onun böyle nal çivisi, muhı ile muhlasan gene tutmazdı kişi. Tutmaz. Bir kimse severse durur. Sevmezse kim durur? Ha menfaat o onu bilemem. Allâh bizi affetsin. O yüzden rabıta etmek şirke girer mi? Ya bir kimse sevdiğini düşünmez mi? Anne çocuğunu düşünmez mi? Ne yedi acaba? Baba çocuğunu düşünmez mi? Ne yapıyor acaba? Bir devlet başkanı, milletini düşünmez mi? Bir vali şehrini düşünmez mi? Herkes elinin altındakilerden sorunlu. Düşünmez mi bunu?


15. Bölüm

Şirk mi yaptı şimdi anlar? Ya bir kimse bir şey kendisine odaklamaz mı? Rabıta odaklanmak. Vazifesine odaklandı o kimse. Şirk etti. Odaklanmazsa başaramaz ki. Keskin nişancı. Odaklanacak. Odaklanmazsa vuramaz. Arkadaşımız bize hakkını helal etmez. Allâh bizi affeder mi? Onunla helallaşcanız. Fethi nasıl oldu cesede bulunamadı diye biliyorum. Herkes bir şey söylüyor, bulundu bulunmadı diye. Ben daha az önce anlattığım gibi olduğunu inanıyorum onu. Ben namazı zor kılıyorum. Namaza durduğumda sanki dilim şişiyor. Vesvese geliyor. Ne yapabilirim? Devam et. Doğru yolda olduğuna işareti. İş yerinden izin yoksa ne yapmalı? Cem etmek ne demek? İş yerinden namaz için izin yoksa, Cem etmek birleştirmek.

Öğlen namazının dört ekat farzını kıldı. Hemen ardından ikindinin dört ekat namazını kılacak. Bu çağda da evliyarımız ve ermişlerimiz var mıdır? Ben var olduğuna inanıyorum. Lütf kavminin yapmış olduğu çirkinliği yapan birine bu durumdan kurtulması için neyi önerirsiniz? Bunlarla uzun uzun sohbet ediliyor. Ben öyle yapmaya çalışıyorum. İkna ediyorum onları. Bilhassa kendilerini kadın hisseden. Onlar kendi kendilerine biz doğuştan kadınız diye böyle bir şeye inandırıyorlar kendilerini. Anlatıyorum. Bir kısmı böyle tövbe edip geri dönüyor. Bir kısmı bu noktada fuhuş bataklığını düşüyor. Allâh muhafaza eylesin. Onlarla konuşmak, diyalog kurmak, onların öyle olmadığını anlatmak ki bir kısmı pis eşek, psikolojik rahatsız çünkü.

Bildiğiniz rahatsız. Bir kısmı değişik meselelerden dolayı bu hale gelmiş. O yüzden itmek, kovmak, böyle ne bileyim işte. Onlarla ilgi ve alakayı kesmek hoş bir şey değil. Ne yazık ki bunlar var toplumuzda. Nefsimizi nasıl terbiye etmeliyiz? Bu noktada nefsin en güzel terbiye yolu haramlardan uzak durmak. Günümüzde zina olaylarına nasıl bakıyorsunuz? Allâh muhafaza eylesin. Gençler bilhassa kesinlikle harama bulaşmayın. Yapmayın. Evlenecek olan bir dakikada evlenir. Evlenmek bir dakika. Boşanmak senelerce. Nasıl evlenmek bir dakika? Gençler onu söylüyorum ben. kızlar geliyorlar, yok çok seviyormuş da. Kızım diyorum çok seviyorsa ben açsın evine evlendireyim ben seni. Kalıyor. Allâh muhafaza eylesin.

Hızır aleyhisselâm’ı ne zaman çağırırız? Lâ ilâhe illâllah. Muhammed aleyhisselâm ile. Hızır aleyhisselâm nasıl çağırırız? Her zaman çağırılmaz diyorlar doğrusu nedir? Sen merak etme sana gelir o. Kalp bile tastik edip edemediğimizi anlamanın bir yöntemi var mı? İmanla alakalı herhangi bir şeyi reddetmiyorsanız kalp bile tastik edilmiş olur. Hakkınızı helal edin. Şimdi. Sema alacak inşallah. Sema’da bütün kardeşler bizim her çakta bir dönüş 360 derece bir çark oluyor. Allâh diyecek. Hep beraber oturduğumuz yerde. Allâh diyelim bizde. Ve ardından bir de müjde var. Diyor ki kim bir topluluk içerisinde. Allâh’ı zikrederse oradan af olmuş olarak kaksın. Meleklerden birisi der ki diyor. Ya. Rabbi filanca temaşa için gelmişti seyretmeye gelmişti.

Orası öyle bir yüce topluluktur ki orada bulunanları ayırmak. Allâh’ın şanına yakışmaz. Hepsini de affettim diyor. O yüzden hepimiz af olma dileğiyle. Sema’da buluşacağız. Selâmünaleyküm. Konuşmalarından dolayı. Sayın. Mustafa. Özbağı teşekkür ederiz. Değerli konuklar. Karabaşı. Velik kültür merkezi. Sema kibinin. Sema coşkusuyla sizleri baş başa bırakıyoruz.


Kaynakça

Üniversite Sohbetleri — Mustafa Özbağ Efendi’nin konferansından derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Şeyh, Halife, İcâzet, Râbıta, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı