Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Üniversite Sohbetleri ·

Osmangazi Üniversitesi — Tasavvuf Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi'nin Osmangazi Üniversitesi'nde verdiği tasavvuf sohbeti. Tasavvuf Vakfı işbirliği ile Eskişehir'de düzenlenen mânevîyat konferansı.


1. Bölüm

Sayın. Valim ve eşleri saygı değer hanımefendi ve değerli konuklar. Eskişehir. Valiliği, Tasavvuf. Vakfı ve. Eskişehir. Osman. Gazi. Üniversitesi’nin birlikte düzenlemiş oldukları. Mesnevî okuması ve. Yûnus değişleriyle. Sema gösterisine öncelikle olarak hepiniz hoş geldiniz. Değerli misafirlerimiz. Tören programını arz ediyorum. İlk olarak. Eskişehir. Valisi. Sayın. Güngör. Azim. Tuna’nın açılış konuşmaları. Ardından. Karabaşıveli. Kültür. Merkezi. Mevlevi. Üstadı. Sayın. Mustafa. Özbağ’ın. Mesnevî sohbetleri olacak. Onun ardından. Sema gösterisi ve en son takdim töreniyle tamamlayacağız. Değerli konuklar şimdi konuşmalarını yapmak üzere. Eskişehir. Valisi. Sayın. Güngör. Azim. Tuna’nın teşriflerine arz ediyorum.

Buyursunlar. Sayın. Valim. Sayın. Hocam hanımefendiler ve efendiler muhterem gönül dostlarımız hepiniz hoş geldiniz diyorum. Manevi bereketini ortaya koymuş güzel şehrimizde bundan 8 asır önce. Hazreti. Mevlânâ’yı gönlüne ayna kıldığını ifade eden ve onun sohbetlerinde bulunmuş bir hak âşığı yaşadı. Bu hak âşığı elbette bizim. Yûnus’tu ve bizim. Yûnus bir şiirinde neredeyse her gün birbirimize sorduğumuz bir soruyu hatırlatıyor. Bugün ayın kaçı azın azın bu ömrün geçesidir sorarsın sen bu ayın nicesidir. Sen bugün ayın kaçıdır diye sorarken ömrün azar azar geçmektedir ve hâlâ hangi telaştasın. Bu yüzden başkasını konuşmayı bırak kendi hiç muhasebeni yap kendi yanlışlarında yüzleş diyor bize.

Yûnus ve sözlerine şöyle devam ediyor. Bırak başkasının sözünü sen seni gözle, senin suçun ile sen seni yüzle. Değerli kardeşlerim yaşadığı müddetçe kendisini. Kur’ân’ın kölesi ve. Hazreti. Peygamberin ayağının toprağı olarak nitelendiren. Hazreti. Mevlânâ’yı dost doğru anlatmak boynumuzun borcudur. Ayrılıkların hüküm sürdüğü bir çağda. Mevlânâ sevgili. Peygamberimizi rol model edinerek tıpkı onun gibi insanlara sevdiğini söylemiş ve adına vatan dediğimiz bu güzel coğrafaya sevgi tohumlarını ekmiştir. Bu bakımdan. Mevlânâ’nın bu tutumun arka planında. Hazreti. Muhammed. Aleyhisselâm’ı görmemek. Mevlânâ’ya dışarıdan yabancı bir gözle bakmak demektir. Ruh hıfkımız. Hazreti. Mevlânâ riyadan uzak bir yol üzerinde bize iki seçenek ve bir tek yol sunmuştur.

Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. Sözümüz, özümüze, yüzümüz, gönlümüze, önümüz, yönümüze uygun olmalıdır. Ve bu yolda. Hazreti. Mevlânâ’nın dediği gibi akıl gözünü açarak nefsi boş heveslerden uzak tutmak gerekmektedir. Ne anlatırsak anlatalım, ne kadar anlatırsak anlatalım, bize. Hazreti. Mevlânâ gibi gönül sultanlarımızdan miras kalan bir sevdayı yansıtır üretliklerimiz. Yaptığımız her güzellikleri görmek için attığımız her bakışta iyilik ve güzellik için girdiğimiz her yarışta uğrunda usanmayacağımız sevdamız vardır. Bu akşam. Bursa’dan gelen misafir kardeşlerimiz. Tasavvuf. Vakfı ve. Karabarşiveli kültür derneği olarak bize. Yûnus. Emre’nin ilahileri eşliğinde bir sema icra edecekler.


2. Bölüm

Hazreti. Mevlânâ ile. Yûnus. Emre’yi buluşturmuş oluyoruz. Aslında biliyorsunuz ikisinde söylediği hakkın sözü sözleri aynı kaynaktan besleniyor. Hazreti. Mevlânâ bunu edebi bir dille yapıyor. Yûnus. Emre ise doğrudan halkin içinden halkin anlayacağı bir güzel bir. Türkçe ile yapıyor. Evet ruhumuzun gıdası olacak inşallah bu akşam hep birlikte bundan istifade edeceğiz. Tekrar teşvikleriniz için teşekkür ediyorum. Hepinize hayırlı bir akşam gidiyorum. Sağ olun efendim. Değerli misafirlerimiz bu akşam için gönderilmiş mesajlar var. İzin verirseniz o mesajları nakletmek istiyorum sizlere. Mesneviyye okuması ve. Yûnus değişleriyle. Sema gösterisine nazik davetiniz için teşekkür ederim. Programın güzel geçmesini temenneler bütün konuklarınızı sevgi ve saygıyla selamlarım.

Nabi. Avcı. Millet’in bakanı. Efendim aynı zamanda eski şehir milletvekilimiz profesör doktor. Sayın. Emine. Nur. Günay hanımefendi de mesaj göndermişler. Kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Şimdi özellikle belirtmek istediğim bir not var. Üstadı daveti etmeden önce görevli arkadaşlarımız size küçük küçük kağıtlar dağıtacaklar. Üstad’da sorularınız varsa o kağıtlara sorularınızı yazacaksınız ve el kaldıracaksınız. Yine görevli arkadaşlarımız o kağıtlara alıp. Üstad’a ulaştıracaklar. Sayın. Valim. Değerli. Konuklar. Mustafa Özbağ Efendi. Kültür. Merkezi. Mevlevi. Üstadı. Sayın. Mustafa. Özbağı. Mesnevî sohbetlerini yapmak üzere davet ediyorum. Buyursunlar efendim. Teşekkür ederim. Selâmünaleyküm.

Benim adım. Mustafa. Özbağı, hastan. İzmir. Bayındırlıyım. Bursa’da ikamet kahediyorum. Emekliyim. Bakur’dan. Baştan öyle bir giriş yapayım dedim. Sayın. Valimizde teşekkür ediyoruz. Çanakkale. Gelibolu. Mevlü. Hanesinden tanışıyoruz. Gelibolu. Mevlü. Hanesinde. Sayın. Valim ile başlayan yaklaşık şu anda yüzüncü ayı doldurdu herhalde. Orada. Gelibolu. Mevlü. Hanesinde de her ay, ayda bir pazar, mesnevi okumaları yapmaya çalışıyoruz. Bursa’da 450 yıllık bir. Mustafa Özbağ Efendi. Tekkesi var. Mevlevi. Tekkesi ilk başlangıç kurulu şöyle değil ama sonradan. Mevlevi. Haniye çeviriyor. Orada da her cübatesi mesnevi okumaları yapmaya gayret ediyoruz. Dünya üzerinde 365 günün, 365 gününde seması olan tek mevlevi hane, 365 gün ücretsiz, halka açık, herkes açık, inanan, inanmayan kim var ise kapısı bizce olmayan bir yer.

Kıymetli dostlar, ben biraz böyle az önce. Sayın. Valim’in. Hz. Mevlânâ’dan bir değişle sunduğu gibi ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol, disturuna uymak istiyorum. Hakkınızı helal edin. Ben biraz rahat olayım. Ben sizi biraz geriye doğru götüreyim. Hz. Ali radıyallâhu anh. Hazretlerinin vefatına vefatından sonra. Muavviyenin. Şam. Devletini kurmasına, Muavviyenin. Şam. Devletini kurduktan sonra vefat edip tabi bu arada. Hz. Hasan. Efendimiz’in halifelikten feragat etmesine, barış olması için, İslâm barış dini, Hz. Hasan. Efendimiz de barış olması için feragat eder. Ve der ki, biz sizin imamınızız. Siyasetten bir adım geri çıkar. Muavviyye vefat eder, muavviyye vefat ederken etrafındakil nere, oğlu.


3. Bölüm

Yeziti halife tayin eder. Bu oguna kadar. İslâm silsilesinde olmayan bir şeydir. Çünkü. Hz. Ali radıyallâhu anh. Hazretlerine kadar seçimle gelmiştir halifeler. Tabi bunun üzerinde. Hz. Ali radıyallâhu anh. Hazretlerinin şehrindeki. Müslümanlar, Hz. Hüseyin. Efendimiz’e mektup yazarlar. Gel, bu zulmü durdur, biz zulüm altında. Hazreti. Hüseyin. Efendimiz. Medine’den yola çıkar, öldürülmek istenir, yola çıkar. Ama bütün. Medine’de onun sevenler gitmeder. Mekke uğrar, Mekke’deki sevenleri gitmeder. O bu davete icabet eder. Gider. Malum şehidi. Kervala. O güne kadar olan şehitlerin en acısı. Ümmet-i. Muhammedi ciğerinden yaralayan bir olay. Ümmet ondan sonra felah bulmaz bir türlü. Ve. Hüseyin’i kolu dediğimiz o kol ortaiseye doğru sığınmak zorunda kalır.

Yezid’in zulmünden ve. Yezid’in askerlerinin zulmünden. Bu araları doldurabiliriz. Hiç olmasa yaşlının ellerimize yer verelim. Hazreti. Peygamber, Salulah. Ali ve. Selam hazretlerinin torunlarından. Hazreti. Hüseyin. Efendimiz’in torunları bu vesileyle orta asya’ya doğru yol giderler. Türkler orta asya’dadır. Henüz daha. İslâm’la yavaş yavaş tanışmaya başlamışlardır. Hazreti. Hüseyin. Efendimiz’in o akrabalarını bağırlarına basarlar. Çünkü onlar için. Türkler için orta asya’da zayıf korunmalı muhtaç, bakılmalı, aç doyurulmalı, çıplak giydirilmeli. Eğer bir yerde zulüm varsa zulme başkaldırılmalı. Türklerin ana yapısı budur. Ve gelen. Hüseyin’i kolunu misafir ederler. Yezid ve askerleri. Türklerle savaşmayı göze alamazlar.

Çünkü. Hazreti. Peygamber, Salulah. Ali. Vesellem. Hazretleri’nin hadîs-i şerifini bilirler. Hadîs şerif nedir? Siz. Türklerle sakın savaşmayın. Onlar size bulaşmadıkça siz de onlara bulaşmayın. Bulaşmak istemez der. Ve böylece. Türkler. Hazreti. Peygamber, Salulah. Ali. Vesellem. Hazretleri’nin. Hüseyin’i kolundan dini öğrenirler. Hüseyin’i kolundan. Hüseyin’i kolu biraz daha. İslâm’ın sevgiden, muhabbetten, aşktan, hoşgörüden, birlikten, beraberlikten bahseden koldur. Bu bağnazlıktan, yobazlıktan, din tüccarlığından, dinin üzerinden hakimiyet kurmaktan uzaktır. Türklerin istediği bir. Türkler hemen. İslâm’ı kabul ederler. Ve. İslâm olurlar. Kavim kavim. Ve o. Orta. Asya’nın boz kurullarından bir.

Hoca. Ahmet. Yesevi çıkar. Hoca. Ahmet. Yesevi elinde kopuz, elinde kopuz. Bütün. Türk kavimlerini dolaşır, kopuzla. İslâm’ı anlatır. Oysa. Şeyh’i hadîs alimidir. Hadîs âlimi dediğinizde bütün hemen hemen kütüb-i siddiyi hıfsında tutan bir kimsedir. Ve kütüb-i siddiyi hıfsında tuttuğu gibi. Hoca. Ahmet. Yesevi de kütüb-i siddiyi hıfsında tutan bir kimsedir. Kocaman bir alimdir. Matematikten, fenden, fizikten, kimyadan, astronomiden haberdardır, belgesi vardır. Medrese medrese dolaşmıştır. Şambadat, bütün medreselerde eğitim görmüştür. Ve. Hoca. Ahmet. Yesevi her gittiği şehre, her gittiği beldeye tohum diker. Her bahçevan diktiği tohumun meyvasını yemek ister. Bahçevan odur ki dikmiş oldu tohumun meyvasını yiye.


4. Bölüm

Bahçevan odur ki dikmiş oldu tohum ağaç ola. Herkes faydalana. Usta odur ki yanındaki çırığı usta eder. Tüccar odur ki yanındaki kafasını tüccar eder. Eğer usta yanındaki çırığını usta etmiyorsa ya usta değildir. Ya da ahlâken kötüdür. Neden? Ahlâken iyi olursa onu usta etmesi gerekir. Çünkü o usta olur, çoluğuna çocuğuna ekmek götürür. Öbürkü de onun çırığı da usta olur. O da çoluğuna çocuğuna ekmek götürdükçe sadakayı cahriyedir. Hiç hayır kapısı kapanmayacaktır. Bir tüccar yanındaki. Fasını tüccar ederse sadakayı cahriyedir. Asla ve asla hayır hasenat defteri kapanmacaktır. O yüzden. Hazret-i. Ali r.a. hazretleri ya öğreten ol, ya öğrenen ol der. Öğretenlerin hayır hasenat defteri kapanmacaktır.

Öğrettiysen, öğrenenler terbiyeli ise öğrendiklerini hep öğreteni saygıyla anacaktır. Terbiyeli ise. Hoca. Ahmet. Yesevi her yere eker, her yere diker. Bunu böyle giriş yaptım, hakkınızı helal edin, tasarlanmış bir şey değil. Ve. Hoca. Ahmet. Yesevi’nin dikmiş olduğu tohumlardan birisi müthiş bir çınar olacaktır. Belhten yolculuk başlar, belhten bir kervan yola çıkar. Kervan bütün meşakatleri, sıkıntıları geçerekten Mekke’ye ulaşır. Kervan komple haç ibadetini yerine getirir. Ardından. Medine’ye geçerler, Hazret-i. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna varılır ve işaret fişeyi. Denilir ki istikametiniz. Anadolu’dur. Yani. Ur’un bölgesi, bel kehranı yürye yürye sivas üzerinden.

Konya’ya gelir yerleşir. Araları geçtim ve. Konya’da sonuçta. Konya’ya gelmezden önce. Hazret-i. Peygamber en son. Konya’ya gelir. Hazret-i. Mevlânâ. Celal-i. Ruma. Hazretleri babası vefat eder. Babasının arkasından bıraktığı. Şeyh. Buhranet’in vefat eder. Ondan sonra. Kürsi’ye posta. Hazret-i. Mevlânâ. Celal-i. Ruma. Hazretleri oturur. Beyefendiler yol açarlarsa arkadaki hanfendiler bu tarafa doğru gelsinler. Hazret-i. Mevlânâ. Celal-i. Ruma. Hazretleri babası vefat etmiş, Şeyh’i de vefat etmiş. Medrese’ye oturur. Medrese o zaman için. Şahçuklu’nun en nadide medreselerinden birisidir. Medresede fizik, kimya, astronomi, matematik, felsefe, hadîs, Arapça, tefsir, bütün o günkü, bütün ilimler verilmektedir.

Harıl harıl talebeler gelir, okumalar devam eder. Ama. Hazret-i. Mevlânâ. Celal-i. Ruma. Hazretleri içerisinde bir boşluk mutsuz. Buna sûfîler kabız hali derler. Yedinden zevk almasın, içtinden zevk almasın, sohbetten zevk almasın. Güneş’e bakarsın sanki güneş eski pırıltısında değil. Aya bakarsın ay sönmüş. Yıldızlara bakarsın, yıldızlar dünkü yıldız gibi değil. Bir türlü kendinizi bulamazsınız. En nadide yemeğe getirseler bakarsınız. En nadide çok sevdiğiniz bir şey getirseler sizi heyecanlandırmaz. Buna sûfîler kabız hali denir. Mutsuzdur, tatsızdır, zevk almasın. Neşelenmez hiç. Yüzü gülmez. böyle kadınlar vardır, hiç yüzü gülmez. Adam ne yaparsa yapsın, cemin uması getirsen kadının yüzü gülmez yine.


5. Bölüm

Veya da öyle adamlar vardır ya. Cimi getirirsen getir hangi şaklabanını yaparsanız yapın. Hakkınızı helal edin. Ben arada da su içiyorum. Ayakta içmek de sünnet. Hazreti. Ömer radıyallâhu anh. Hazreti’nin oğlu. Hazreti. Abdullah naklediyor. Ben diyor. Hazreti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazreti’nin ayakta da su içtiğini gördüm. Oturarak içmek daha güzel. Bunda bir bir iş yok. Bir türlü o erkek de mutlu olmaz ya. Kabın zhalidir bu. Hazreti. Peygamberin üzerinde öyle bir hal var. Sakın söyle demeyin. ya o o esnada şeh değil miydi? Şehken de kabuz hali olur mu? Evet. Çünkü bu yolculuk muhteşem bir yolculuk. Bitmeyen bir yolculuk. Hazreti. Mevlânâ. Celalatin. Rum. Hazreti’ni biz. Konya’da bıraktık.

Tebriz. Bakın nellere gidiyoruz. Şimdi bize ne kadar uzak değil mi? Tebriz dediğimizde ne kadar uzak? Beh dediğimizde ne kadar uzak? Oysa bunlar buraları. Çok özür dilerim. Bizim de hala da bizim. Ve bizi bekliyor. bizi bekliyor. Bizi bekliyor. Diyebilirim ki ta. Hindistan’dan ta. Bosnia’ya kadar bizi bekliyor. Ve tebriz. Tebrizde bir çocuk doğar. Doğuduğundan itibaren muhteşemdir. Enteresan bir hali vardır. Çocukluğunda bir siper aktif diyelim. Öyledir. Ama aşk değmiştir ona. Bir türlü sıkı bulmaz hiçbir şey de. Babası peşinden koşturur. Olmaz bir türlü. Ela uca sığmayan bir çocuk. Çocukluğunda ortalığı tozu dumana katan bir çocuk. Tozu dumana kata. Ama tuhaf mu tuhaf? Değişik haller gören.

Değişik rüyalar gören. Değişik bir menfezde ilerleyen çocuk. Biraz daha yetişmeye başlayınca babası telaş ediyor. Bir evden çıkıp gittiğinde dağ boyur bahçe on beş on altı gün, yirmi gün, otuz gün, kırk gün gelmiyor. bu hali de. Hazreti. Nakşibend’e. Hazretleri. Abdülkadir. Geylan. Hazretleri’nin kabri şerifine gelmezden önce yaşadığı bir hal. Böyle sufilerin değişik halleri vardır. Akıl ona yetmez. Hazreti. Pir’in dediği gibi akıl aşka gelince apışıp kaldı. Başka bir yerde de der ki akıl aşka gelince eşek gibi çamura saplandı. Başka bir yerde der ki ey ahmak sen şehreti aşk zannetmişsin. Ah bu farklı bir şey. o böyle normal bir akıllı değil. Babası telaş eder. Üzerinde titrer. Evladım sana bakınca korkuyorum üzülüyorum.

Bir şey mi olacak? Babasına muhteşem bir cevap verir. Babacığım bizimle senin aramızdaki hukuk bizimle aramızdaki fark ne biliyor musun? Ne evladım? Baba bir tavuk düşündü. Tavuğun altına bir sürü tavuk yumurtası konmuş. Bir tane de kaz yumurtası konmuş. Gün gelince yumurtalar yumurtalardan civcivler çıkınca tavuğun arkasında bütün civcivler pürneşe arkasında dolaşıyorlar. Ne zamana kadar bir göl kıyısına gelinceye kadar göl kıyısına gelince kaz olan civciv hızla göle doğru koşmakta. Ama o tavuk onun yüzme bildiğini bilmiyor. Çırpınmakta eyvah boğulacaksın demekte. Oysa o kaz deryaya dalmak için yaratıldı. Onun istidadı. Yüzmek, dalmak, daldıkça dalmak, daldıkça dalmak, daldıkça dalmak. Istidadı bu. der benim istidadım.


6. Bölüm

Yüzmek için. Ben karada durmam. Hazreti. Mevla’na der ki sen deryalar için yaratıldın. Karada ne işin var? Iysa gibi denize vur kendini. O çocukluğunda denize vurur kendisini. Ve vurur. Ve babası anlar ki her ne kadar çocuğun fiziki babası kendisi ise manevinde. O ayrı bir aleme koşma. Ve. Şemsettin’i tevrizi kendi bölgesindeki bir şeyhe intisa eder. Bir müddet gider, kavız hali çöker, biter orada. Ikinci şeyhe gider. Bir müddet ona gider o der ki bende bitti. Nasib’in. Bakın o günün şeyhleri hasis değillerdir. Bu benim deyip bırakmamazlık etmezler. Hürriyet vardır. İslâm’da hürriyet önemlidir. Bir kimse mezhebini, mezhebini seçmekte hürdür. Hür. Hür. Hazreti bir der ki ey oğul, hür ol. Ne zamana kadar altına gümüşe bağlı kalacaksın.

Ama biz bağlandık. navve gümüşe, hürriyetimizi kaybettik. Hürriyetimizi kaybettik. Dini hürriyetlerini kaybedenler kendi hürriyetlerini, birey hürriyetlerini de kaybederler. Birey hürriyetlerini kaybedenler vatan hürriyetlerini de kaybederler. Vatanı olmayanın hiçbir hürriyeti olmaz. Şehitler haftasındayız. Bunları bilelim analım şehitler haftasını da. Sakın bu son zamanlarda çıkan dini yaşamak için vatan lazım değil diyenlerden olmayalım. Sakın a. Vatanınız yoksa bilin ki dininizi tam anlamıyla yaşayamazsınız. Yaşayamazsınız. O yüzden. Çanakkale şehitleri on sekiz. Mart. Hiç unutmayalım. Hiç unutmayalım. Çocuklarınızı öğrencilerinizi, talebelerinizi etrafınızı muhakkak ve muhakkak arada bir isterim ki her yıl gidin.

Götürün. Oraları dolaştırın. Şehitlikleri dolaştırın. Gelip olup piknik yapılacak bir yer değildir. Sakın a. Orada burada piknik yapacağız kebap devireceğiz, köfte yiyeceğiz diye uğraşmayın. Sakın a. Şehitlerin ruhaniyetlerini düşünün. Asla. Yanınıza alın kuru ekmek kumanya. Anı yaşayın. Deyin ki kuru ekmeği dahi bulamadılar. Yavrularım biz bugün hiç olmazsa kuru ekmekle günümüzü geçirelim. Evden kadınlar bin bir türlü börek yapıp gitmesin. Kuru ekmek. Onlar kuru ekmek ve buğday çorbasıyla bu vatanız savundular. Kuru ekmek ve buğday çorbası. Biz de senede bir gün anmak için. Çanakkale’de yürüyüş yapıyoruz. Şehitler için. Şehide. Sema diye inşallah orada her sene böyle bir etkinliğimiz var. Unutmayalım.

Unutursak unutursak yeniliriz. Unutursak kaybederiz. Unutursak ölürüz. Unutursak ölürüz. O toprağın altındakileri unutmayacağız. Bakın doğuda, güney doğuda, her yerde dal gibi evlatlarımız, vatan için dal gibi evlatlarımız. Yirmi yaşında, yirmi iki yaşında. Bakın. Ankara’nın göbeğinde altaylık çocuk, gencici kızlar. Ankara’nın göbeğinde. İstanbul’da her yerde bu vatan için kim bir damla ter akıttıysa unutmayacağız. Ve hepsinin önünde saygıyla eğileceğiz. Asla unutursak vefasızlardan oluruz. Hainlerden oluruz. Unutursak biz kaybedenlerden oluruz. Allâh muhafaza eylesin. Şemsettin’i tebrizi. Şahı. Nakşibend. Hazretleri üç yüz altmış tane şehit dolaştı. Şemsettin’i tebrizi de altı yedi tane şehit dolaştı.


7. Bölüm

Bir rivayette yedi tane. Hepsinden ayrı ayrı özellikler, hepsinden ayrı ayrı ilimler aldı. Ama artık o her gece dua etmeye başladı. Çünkü usta bir tohum dikmesi lazım. Bahçıvan bir tohum dikmesi lazım. Öyle bir tohum dikmesi lazım ki ondan meyvayenmesi lazım. Ve şemsettin’i tebrizi her gece dua etmeye başladı. Ya. Rabbi bana öyle bir münbit toprak göster ki. Arif olan cevherini boş yere saçar mı? Arif sözüne uygun olsun. Ve ben gideyim o tohumu ona dikeyim. Ve ondan öyle bir çınar olsun. Öyle bir ağaç olsun. Bütün dünya bütün insanlar o ağaçtan meyvay. ne malansın ve her yalvarışında manevi olarak rüyasına cevap bekle. Vakti gelince sana gösterceğiz. Bunlar şimdi bize evliya menkıbesi gibi. Hayır, gerçek sufile kalbi akıllarıyla davranırlar.

Onlar kalbi aklın fetvasına bakarlar. Hani. Hazreti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri dedi ya, sana fetva verseler dahi, sen kalbindeki müftiye danış. Kalp müftüsü, hiçbir müftiye benzemez. Sana derler bunu giyebilirsin. O takvayla süsten değilse, o içeriden der, yeme. Sana derler bu caizdir, alabilirsin. Kalp müftüsü çalışıyorsa, o der ki, alma, sen dersin ki ya ne kadar güzel. Mustafa. Özba konuşuyor. Kalp müftüsü der ki, bekle, dinle, ne olduğunu öğren. Kalp müftüsü böyle bir şeydir. o böyle her şeye benim tabirim, yalam yapacak yaklaşmaz. Annemin sözü bu. Bulaşık hikar, yalam yapacak yıkanmış bu der. Düzgün, incetitiz yıkanmamış. Bunun gibi kalp müftüsü, yalam yapacak bakmaz meseleye.

Beklerler. o da şemsettini tevrizi böyle bir kalp ilmini gönderecek, yatıracak, verecek bir yer arıyor. Ona hep bekle deniyor. Sufiler manen hareket ederler. Onlar manen hareket etmemezlik etmezler. Aklını uyanlar, matematikler sinüsüne, kosünüsüne göre hareket edecek. Sufiler kalbi akla göre hareket edecek. Kalbe göre bakacak. Sinüs, kosünüs, tancat, kotancat. Onu ilgilendirmez. O gördüğü rüyaya bakar. O kalbe gelen ilhama bakar. O kalbine gelenle konuşması gerekir. O sadırdan konuşur, sadırdan bilir. şemsettini tevrizi geceler geceyi, geceler geceyi ekliyor. Hep dua ediyor. Ya. Rabbi beni ona ulaştır. Ve bir gün vakit saat geliyor, gong vuruyor. Deniliyor ki senin yolun koyun. Hazreti şemsettini tevrizi şamdan tabu dolaşa o da tevrizden dolaşa dolaşa şama geliyor.

Şamdan kalkıyor, hareket ediyor, yürüyerek ta nereye geliyor, konya’ya geliyor. Konya’da bir kana yerleşiyor. Bekliyor, yine işaret bekliyor. Bir gün, iki gün, üç gün, dört gün, beş gün, altı gün, yedilmiş gün doluyor. Deniliyor ki aradığın bugün bu sokaktan geçsek. Hazreti biz büyük bir heyecanla sokağın başında bekliyor. Bakıyor ki karşıdan atın üstünde ay parçası. Rüyasında gördü, manasında gördü. Ve günlerce, aylarca rüyasında tanıştığı beklediği kimse ve yıllardan beri beklediği an geliyor. Artık yetiğini kaybetmiş, çocuk nasıl yetiğini bulduğunda sevinirse öylesine sevinçti. kadınların çok güzel nadide bir yüzüğü olsa elini yıkarken kaybetse nereye koyduğunu kaybetse bütün evi ortaya kaldırır ya.


8. Bölüm

Kaldırır mı kaldırır? Hepsini ortadan kaldırıp onun kaybeti bulmaya çalışır mı? Evet. Hepimiz aynı değilmiş. Evet. Hani. Hazreti. Peygamber. sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri diyor ya. bir kimse diyor çölde devesini kaybetse. Ve diyor devesini kaybettiğinde bulamazsa, günlerce beklese arasa. Sonra diyor devesini bulsa nasıl sevinir ya? Evet. Kuldü o günahına tövbe edince de. Allâh öyle sevinir. Bakın kul günahına da tövbe edince. Allâh da öyle sevinir, ondan daha fazla sevinir. Orada tövbe etmenin faziletini anlatırken, sakın ha, tövbe etmeden yatmayın. Evet, sakın ha, başınızı yastığa koydunuz mu koydunuz, bitti mi gününüz bitti. Ya. Rabbi, bilerek bilmeyerek işlediklerimi affeyle. Âmîn, demiyorsunuz mu amin?

Evet, Allâh. Allâh, amin, demin mi korkuyorsunuz? Ya. Rabbi günahlarımızı affeyle, bu kadar, o affedici, o affedici. Anneniz vermez, babanız vermez, eşiniz vermez, oğlunuz, kızınız vermez, komşunuz vermez, kimse yüzünüze bakmaz. Ama ona, ya. Rabbi, dedin mi, o buyur kulum, söyle der. İste benden, benden ister, benden ister. Sen desen ki, şu uludağın karları erisin, eritir, eritir. Sen desen ki, şu uludağa kaldır şuraya koy, koyar, ayvaz dedeye gidiyoruz, Bosna’ya. Ayvaz dedede, Bosna’da bizim. Cafer nerede, içeride mi? Cafer bana bir şey anlattı, dedi ki, efendim orada dedi, ayvaz dede hazretleri var, evet. Orada dedi gittiğinde. Horasanlı kendisi, bakın o büyük ustanını yetiştirdikleri nelerden çıkıyor.

Horasanlı, ayvaz dede gitmiş, oradakilerin hiçbirisi de. Müslüman değil. Ama insan demişler ki, susuzluk var, kıtlık var. Bir kayanın ucuna gitmiş, kayanın başına oturmuş kaya. Bunlar şimdi. Evliya. Menkübesi gibi, kaya’ya ravit ediyormuş, boyunla da dua ediyormuş. 40 gün, 41. gün su fışkırmış orada. Dua kabul olur, acele etme, dua kabul olur, bekle, dua kabul olur, ister. O cevap verendir, o diridir, o haydır, o ganidir, o isteğene verir, o vermemezlik etmez, şanına yakışmaz, şanına yakışmaz, o padişahlar padişahı, yakışır mı şanına vermemezlik, o gani, biz fakiriz, o verir, isteyin, hatta ben derim ki peynir ekmek ister gibi isteyin, peynir ekmek ister gibi, o size yakın, ey. Habibim, kullarım sana benden sorarlarsa de ki, onlara şahtamarından daha yakınım, tövbe ederlerse günahlarını affederim, tövbe ederlerse günahlarını affederim, dua ederlerse dualarını kabul ederim.

İyâ kenâbüdü ve iyâ kenestayın, ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. O şemsedinin tebrizi bekliyor, günlerdir, aylardır, yıllardır, duasına dua katıp, hasretine hasret katıp, gözyaşına gözyaşı koyup, gözyaşını yoğurup, gözyaşını yoğurup, beklediği an geliyor, o ay parçası geliyor. Hazreti. Mevlânâ. Celâtir-i. Mevla. Hazretleri atının üzerinde etrafında talebeleri yavaş yavaş o sokağa girdiler. Hazreti. Pir’in yanına doğru yaklaşırlarken şemsedinin tebrizi gitti, dedi ki, ey âlim ulema kimse sana bir sorun var. Her yerde etrafında böyle insanların, çok özür dilerim, böyle bir mevki makam sahibi insanların etrafında yalaklar ve salaklar vardır. Onlar kraldan fazla kralcılır. Onlar bilenden çok fazla. denir.


9. Bölüm

Hemen özür dilerim alkış için söylememiştim. Ama vardır bunlar. Bunlar her yerde vardır. O makam sahibi kimse yalak ve salakları ayırmakla mükelleftir. Ayıracak. Biri bakacak onların işine bakacak. Ne iş yapıyor? İşinde ne kadar başarılı? Ehliyetine bakacak. Ehliyetli mi? Değil mi? Ne yapıyor? Ona bakacak. Onun tabii efendim demesine bakmayacak. Kibisi vardır. Tabii efendim der. Dedini yapar. Orada oturur sabahdan akşama kadar. Hemen şemsettini tebriziyi atmak istiyorlar etrafında. Ama. Hazreti. Mevlânâ’nın atı. Arif. Talebeler değil. At. Arif. Talebeler değil. At laf dinliyor. Talebeler yoğuz. Talebeler kör. Talebelerin kalp göz açık değil. At. Hemen önden gelene kafa vuruyor. Arkadan gelene tekme.

Hazreti şemsettini tebriziyle etrafında dönmeye başlıyor. Hiç kimseyi yanına yanaştırmıyor. Hazreti. Mevlânâ talebelerine diyor durun. Bekleyin. Çıkılın kenara. Sorun sorunun. Atın üstünde. Diye o ki. Ey âlim kişi. Hazreti. Muhammed’i. Mustafa dedi ki salallahu vesellem. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya. Mabud. Ama onun ümmetinden olan bestamlı beyazıt dedi ki var mı benden de haşağını yüce kendi kendimi tesbih eder kendi kendimi tevzeh ederim. Beyazıtlı bestamı mı büyük? Hazreti. Muhammed’i. Mustafa’mı büyük salallahu vesellem. Hazreti. Mevlânâ hemen cübbesini topladığı hemen attan indi. Soru muhteşem. Muhteşem insanlara muhteşem sorular sorarsanız muhteşem sonuçlar alırsınız. Soru sohbetin özü hükmündedir.

Bir soru senin özündür iki. Soru sorar. Hocam. tırnak boyası abdesti bozar mı? Ben otuz yıldır tırnak boyasını halledemedim. Otuz yıldır saç boyasını halledemedim. Otuz yıldır. Otuz yıldır böyle onun sonuna kuş uçtu filan ciğere kondu cahiz midir? Soru muhteşem cevaptı muhteşem. İner. Hazreti. Mevlânâ aşağı. Şemsettin’i tebrizinin gözlerinin içine bakar. Yolcu. Hazreti. Muhammed’i. Mustafa derya gibiydi. İçtikçe içti, içtikçe içti, içtikçe içti, yok mu daha dedi. İçtikçe içti, içtikçe içti, içtikçe içti, doyaamıyorum yok mu daha dedi. Ve bu da. Mustafa. Özbaed hala doymadı. Ama dedi onun ümmetinden olan. Beyazlı. Bestami çocuk gibi bir kadeh içti, yok mu bana yan bakan dedi. Hazreti. Şems bu cevabı alınca.

Allâh dedi gitti. Çünkü aradığını buldu, oydu. Rüyasında bekledi oydu, hayalinde bekledi oydu. Bir gelinler gibi, gelinlik gibi, kaneviçe işler gibi, çeyiz işler gibi, hayatında işlediği oydu. Onu bekliyordu. Evet. Artık gönül rahatlığıyla vazifesini yerine getirmenin zevkini tadını tatçattı. Onu bekliyordu ve artık bir tohum dikecekti. Yıllardır bağrında kalbinde en sıcaz yerinde, en sır yerinde besledi büyüttüğü ve hayalinde bütün dünyayı çepe çevre sarmuladı. Ahireti kollarının altına aldığı bir tohumu dikecekti. Ağacın tohumunu bayıldı, bayılınca talebeler tuttular. Bir kısmı, yalaklar ve salaklar bu adam nereden geldi? Üstadımızı üzdü, bak bu adamı ilk bakış. O esnada yalaklar ve salaklar sevmedi, sonuna kadar şems ettiğini tebrizi onlar sevmedi.


10. Bölüm

Ben de biraz gence bay felsefesi vardır, bir görüşte aşkı inanırım. İkincisi boş laftır. Ben akılla sevebilenlerden değilim. Özürlerim, nefret ediyorum akılla sevmekten. Ne güzel şeydi, bir görüşte aşık oldum. Bu biziz, bu biziz. Biz severken matematik yapmayız. Biz matematik yapınca çuvalarız. Duygunuz muhteşemdir bizim. Severiz, zarar dediriz, hiç önemli değil. Ama bir görüştür. İşte. Hazreti. Mevlânâ. Celatur. Rumazet’in etrafındakiler kimisi bir görüşte sevdi. Bir görüşte sevmeyenler hiç sevmediler. Ebu. Cehil gibi, peygamberlik geldi, sevmedi. Ama. Hazreti. Ebu. Bekir aşık oldu, aşık. O yüzden, o ne dediyse doğru dedi dedi. Aşıktı çünkü. Dediler ki arkadaşın miraca çıkıp. Allâh’la görüştüğünü bütün göğün seyran ettiğini, cennet-i cehennemi.

Arşah’la’yı gördüğünü söylüyor. Ne diyorsun? Bunu dedi, Muhammed mi söyledi? Evet, doğru söylemiştir dedi. Ben katılıyorum ona dedi. Aşıklık bu, doğru söylemiştir. Aynı söz. Hazreti. Ömer’e gitti, adı. Allâh’ın. Hazretlerine. O aklın dahisi, o da dedi ki bir kendisine sorayım, kendisinden teyit edeyim. Arasındaki fark, böyle bu. Hazreti. Ebu. Bekir. Efendimizin aşkı, bu da. Hazreti. Ömer. Efendimizin aşkı. O akla bakar daha fazla, öbürki aşka bakar. O farklıdır. dedi ya, Hazreti. Ebu. Bekir radı. Allâh’ın. Hazretlerinin bulunduğu, Hazreti. Ömer’in bulunduğu bir yere geldi. Yahudi’nin birisi dedi ki, ya. Muhammed senden benim alacağım var. O da dedi ki, yok. Hazreti. Peygamber. Efendimiz. Dedi ki, olmadığına dair şahidim var mı?

Hazreti. Ebu. Bekir. Efendimiz çıktı, benim şahit dedi. Vallahi de billahi de şahidim, Hazreti. Ebu. Resûlullâh, salallahu aleyhi ve sellem. Hazreti, sana borcu yok. Yahudi çekti gitti. Hazreti. Ömer. Efendimiz dedi ki, vallahi gördün mü sen dedi, şahit misin? Dedi ki, ben obana görmedim, Allâh’a iman etmemi istedi. Ben ona şehadet ettim, buna mı şehadet etmeyeceğim dedi. Obana dedi, görmedim, cennete iman et dedi, ben iman ettim, şehadet ettim. Buna mı etmeyeceğim dedi, dikkat edin, aradaki fark bu. Ve şemsettin’i tevriziyi aldılar, götürdüler baygın bir şekilde. Hazreti. Mevlânâ. Celaletü. Ruh’un. Hazretleri’nin tekkesine orada dergâha gitti. biraz üzerine su mu döktüler baygın olduğu hâlde konuşuyordu.

Bütün herkes baktı baygın konuşuyor. Siz onlara öyle demeyiniz, onlar diridirler. Şehitlik bir şehitlik vardır. Kur’ân için, vatan için, millet için can satarsın. Muhteşem bir şeydir. İkinci şehitlik vardır. Allâh için nefsini satarsın. Onlar. Ölmeden önce ölümü tadanlardandır, ölmeden önce ölümü tatmak, nefsini. Allâh yolunda satmaktır, nefsini. Allâh yolunda satan, ölmeden önce ölür. Hazreti. Peygamber. sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri diyor ki ölmeden önce ölünüz. Öyle kitaplarda okunan beyaz ölüm, kırmızı ölüm, yeşil ölüm değil. Geçin onları haram işlemeyin. Bırakın beyaz ölümü, kırmızı ölümü haram işlemeyin. Bırakın kırmızı ölümü farzları yerine getirin. Kol farzları yerine getirmekle.


11. Bölüm

Allâh’a en sevgili iş yapar. Nefilelerle yaklaştıkça yaklaşır. Allâh onu sever. Allâh onu sevince gören gözü duyan kulağı tutan eli yürüyen ayı söyleyen dili olur. Cenab-ı. Hak diyor ki o benimle görür. Aldığı her şeyi üstüne. O benimle konuşur. O benimle tutar. O benimle bakar. O benimle yürür. O hale erenlerden kim? Şemsettin’i tebrizi. Baygın olduğunda da konuşuyor. Onlar uyuduklarında da konuşurlar. Onlar uyuduklarında da duyarlar. Onlar ölmüş ya. Onunla da konuşurlar. Bir genç vardı ya sahabeden. Her gün camiye gider gelirken kadının birisi her günde ona bana gelsen ederdi. O genç de kim bilir kaç gün artık? Böyle bir baskıya maruz kaldı. Günler sonra gençlik de var ya kapıdan içeri adım attı.

Kadın ona tam sarılacak muradını ercek. Kendi ince erkek ben ne yapıyorum diye utancından. Allâh dedi düştü bayıldı. Kadın aldığını yanındaki hizmetçisiyle beraber evlerine götürdü. Babasına dedi ki gencin hakkınız helal edin. Ben şu kadar zamandır bu gencin bana gelmesini istiyordum. Bu gece geldi. Allâh dedi kapıda bayıldı. Getirdim dedi. Ve o genç birkaç gün sonra öldü. Babası ailesi böyle bir şeyden dolayı öldüğü için çok üzüldüler. Hiç kimseye haber vermediler. Üç beş kişi cenaze namazını kılıp hemen gömdüler. Bir gün, iki gün, üç gün, dört gün. Hz. Ömer. Efendimiz baktı ki o genç yok. Onu da çok severdi. Hemen koşa koşa gitti evine. Dedim de nerede bu genç? Dediler ki. Ya. Emre el-Mümini sorma.

Ne oldu? Böyle oldu. Biz de üzüntümüzden, utancımızdan hiç kimseye haber veremedik, gittik gömdük. Nerede dedi mezarı? Filanca yerde. Koca. Ömer koşa koşa gidiyor. Kabri. Serif’in başına geldi. Yanında kavane herkes ne oluyor dedik. Medine’nin büyük bir çoğunluğu gitti arkasından. Koca. Ömer davudi bir sesle seslendi kabre. Ya felan. Allâh’ın vadini gördün mü? Cevap geldi. Hem de fazlasıyla ya. Emre el-Mümini. Allâh fazlasıyla beni lütuflandırdı dedi. Kim öldü? Kim sağ belledi? Biz mi ölüyüz? Onlar mı sağ? Biz mi diriyiz? Onlar mı diri? Neremiz diri? Yoksa. Hz. Pir’in dediği gibi asıl ölüler bizler miyiz? Hz. Mevlânâ öyle diyor. Asıl ölüler bizleriz diyor. Acaba biz bir rüyada mıyız? Yoksa. Pir’in dediği gibi her şeyi hayal üzerine yürür gör demiş.

Öyle miyiz? Ha demek onlar duyurabiliyorlar. Konuşabiliyorlar. Şemsettin’in tebrizi. Upuz’un yatıyor. Ama konuşmaya devam ediyor. mahrem şeyler konuşuyor. Hazreti. Mevlânâ. Celalatü. Ruma. Hazretleri bakıyor. Mesele normal bir mesele değil. Etrafındaki herkese dışarı çıkıyor. Sultan velet yanında. Ha kendine geliyor. Kendine geldikten sonra sanki birbirlerini çok önceden tanışıyor olarmış gibi. Mesnevinin başında bir cariye hikayesi vardır. Cariye hastalanır. Padişah cariyeni şifasını aramak için bütün doktorlara haber verir. Bir türlü doktorlar şifayı bulamazlar. Padişah ferman eder. Kim iyi ederse büyük mükafatla mükafatlandıracağım diye. Kimseler iyi edemez. Ve. Padişah sonunda kibleğe döner.


12. Bölüm

Yalvarır, yalvarır, ağlar. Çünkü cariyeye aşıktır. Biricik cariyesinin iyi olmasını ister. Ve ona da gece rüyasında derler ki aradın yarın sabahleyin gelecek. O bizdendir. Ona tabi ol, ona teslim ol. Padişah sabah namazdan sonra sarayın penceresinde bekler. Karşıdan ay parçası gibi bir zatı muhterem geliyor. Onu hemen içeri alır, odasına çeker, bakar. Kendi içinden der ki sanki daha önce bunu tanıyormuş gibiyim. Çünkü o ondandır. Neden? Cenab-ı. Hak ruhlar aleminde bütün ruhlar yarattı. Ruhlar yarattığında. Hazreti. Peygamber. Salulü. Aleyhi ve. Sellem. Hazretleri dedi ki orada tanışıp birbirlerini sevenler bu dünyada da tanışıp birbirlerini severler. Şimdiler deja vu diyorlar ya buna. Bizde o ruhlar aleminden öteden ya da biriden neredense ama tepeden neredense ama bir ruh var mı?

Var. Oradan. Ve. Hazreti. Pir. Şemsettin-i. Tebrizi günler günleri kovaladı, günler günleri kovaladı. Artık aşkın tecelliyatı, aşkın perdeleri geçilmeye başladı. Günler günleri kovaladı ve. Hazreti. Şemsettin-i. Tebrizi bir gün ayrıldı gitti. Olaylar, hadiseler, uzun mesele ve ayrılıp gittikten sonra tekrar döndü geldi. Tekrar dönüp geldikten sonra dedi ki bir daha gideceğim ve dönmeyeceğim. Ve gitti gidiş o gidiş. Bir daha dönmedi. Hazreti. Mevlânâ günlerce yollar bekledi. Her yerlere haber saldı. Her yerlere dervişlerini gönderdi. Arayın bulun dedi. Ve herkes eli boş bir şekilde döndü. Ve. Hazreti. Mevlânâ. Celalatü. Ruma. Hazretleri artık yapacak bir şeysi yoktu. Ardından hanımı vefat etti.

Ardından dünrü olan. Selahattin. Zerkubi vefat etti. Hem. Halifesiydi. E bu ardı ardına vefatlarla. Hazreti. Mevlânâ. Celalatü. Ruma. Hazretleri biraz kabuğuna çekildi. Artık çok sohbetlere çıkmıyor. Sadece. Zikrullah halakalarına katılıyor. Zikrullah halakasından sonra kısa bir sohbet edilecekse ediyor. Tekrar hücresine çekiliyor. Etrafındaki dervişler evlendirmek istiyor. Evlenmiyor. Kabuğuna çekildi. Bir gün genç dervişlerden birisi. Hüsamettin. Çelebi ve aynı zamanda. Halifesi ona dedi ki efendim bu yaşadığın hadiseleri olayları bir risale haline getirsen yassan hemen sarının ucundan bir kağıt çıkardı. On sekiz beytlik mehzevinin ilk sözleri dinle. Bu neyi? Ayırılıklardan nasıl şikayet edilmedi?

Burada bıraktık. Bir şahıs daha ekleyeceğim size. Yine. Horasan’dan birisi koptu geldi. Anadolu karışık o esnada. Ve. Sivas’a geldi. Sivas’tan nereye yerleşti? Karahöy’e. Kim? Hacı. Bektaş böyle. O geldi. Karahöy’e yerleşti. Şimdi. Hacı. Bektaş denilen yere yerleşti. Dergâh’ın tekkesini kurdu. Insanlara vaazı nasihat etmeye başladı. Sûfî yetiştirmeye başladı. Eserlerini. Arapça yazdı. Hazreti. Mevlânâ. Celatürre. Hazretleri. Berk’ten geldi, eserlerini farisice yazdı, kısa geçiyorum. Üçüncü önemli şahsiyet kim? Hem şehriniz. Yûnus. Emre, o da. Horasaneri, ne yaptı? O da eserlerini. Türkçe verdi, bu üç büyük pir. Anadolu’nun piri, bu üç büyük bir. Anadolu’da. İslâm’ın sevgi üzerine, muhabbet üzerine, birlik üzerine, barış üzerine, meşrep, mezhep, asabi etküdülmeden bir ve beraber olmanın tohunlarını attılar.


13. Bölüm

Birisi. Arapça. Risale’ler yazdı, Hacı. Bektahşüvela. Hazretleri, birisi. Farisi’ce yazdı her şeyi. Kim? Hazreti. Mevlânâ. Birisi. Türkçe. Değişlerle. Harmanlı’dı. Kim? Yûnus. Emre. Biz üçünü de birbirinden fark görmeyiz. Farklı gören, kendisi farklıdır. Bir gören biri görmüştür, bir görmeyen ikiliktedir. Hani. Hazreti. Pir yine çırağına dedi ya, evladım git oradan o şişeyi al getir. Çırak koşa koşa geldi. Usta dedi, orada iki şişe var. Oğlum orada bir şişe var, o şişeyi al gel, usta orada iki şişe var dedi. Usta dedi ki, çırağa, evladım git dedi, o ikinci kır gel bana. Kır öbür gün al getir bana. Çırak gitti, kırdı, bir baktı ki, hiçbir şey yok, dedik usta ikisi de kayboldu. Kardeşler birini kırarsanız üçü de kaybolur.

Birini kırdınız mı? Üçü kaybolur. Bakın birini kırdınız mı? Üçü kaybolur. Birini de kırarsanız, birini kırarsanız hepsi kaybolur. İkilik yok bu alemde. O zaman sakın ağa. Allâh’ın veli dostlarına savaş açmayın. Hangisi olursa olsun. Vehirlere savaş açanın malibiyeti mutlaktır. Bu üç büyük veli bizim. Bütün dünyanın. Bizim bütün dünyanın. Ama en acıyı söyleyeyim size. Hazreti. Mevlânâ ile alakalı ilk araştırmaların. Nicholson’a ait. Nicholson diye bizzat’a ait. Şimdi şimdi üniversitelerde. Hazreti. Mevlânâ kürsürleri kurulmaya başlandı. Şimdi şimdi. Çanakkale üniversitesinde de bir çalışma yapıyorlar. Yûnus hocamı bilirsiniz siz. Yûnus hocamı bu önderliğinde bir çalışma yapıyorlar şimdi. Çanakkale’de de.

Şimdi şimdi bakın yeni yeni biz kendi değerlerimizi batılılardan öğrenmeye kalkıyoruz. Kendi değerlerimizi. Evet. Arabi biz. İngiltere’den öğreniyoruz. Londra’da. Arabi araştırmaları kürsüsü var. Mevlânâ araştırmaları kürsüsü. Londra’da. Amerika’da. Mevlânâ araştırma kürsüleri var. Bir o kürsünün birisinin müdürüyle tanıştım. Kıbrıslı profesör kendisi. Afyon. Üniversitesinde bir program vardı oraya davetliydim. Orada tanıştık. Ondan sonra böyle baktı. Biraz tanıştık böyle tepeden bakıyor bize. O kadar tepeden bakıyor ki. Bizim de profesör. Orhan. Bey var. O tanıştırmıştı dokuz eylül’de. Ben tabii seslenmedim. Sunfilik de var ya biraz yok yok bir yere kadar dedim ya. Biraz daha tepeden şey yapınca dedim hocam sizin şemsiniz kim?

Nasıl yahu dedi. Hocam. Hazreti. Mevlânâ’yı. Mevlânâ eden şemsin dini tebrizi sizin şemsiniz var mı? Durdu. Sizin tekkeniz var mı dedi. Evet efendim dedim. Her gün semah mı ediyorsunuz orada dedi evet dedim. Siz hiç dedim semah ettiniz mi şemsiniz yoksa dedim. Ayım şems, günüm şems, hayatım şems, sen olmasaydın ne. Allâh’ı bilebilirdim ve. Muhammed’i. Mustafa’yı bulabilirdim sözünü şerh edemezsiniz dedim. Durdu kulağına eğildim. Hocam aşık oldunuz mu hiç dedim. Kime dedi kime olursa olsun dedim. Hayır dedi. Hocam. Hazreti. Meri’lana’yı sevmiyorsunuz siz dedim. Ya sadece okuyorsunuz dedim. Böyle baktı. Çünkü sufilikte aşık olmak önemlidir. Hazreti. Pir der ki aşktan nasibi olmayanın çok özür dilerim.


14. Bölüm

Eşekten farkı yoktur. Aşktan nasibi olmayanın. Hazreti. Pir daha ileri gider. Aşıklık o cihetten de olsa, bu cihetten de olsa bizim için hüccettir der. Sakın ha böyle kadına aşık olunur mu deme. Hazreti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri. Aişe annemiz sordu ona. Ya. Resulallah beni nasıl seviyorsun? Soru muhteşem soruyu soran da muhteşem. Cevap veren zaten muhteşemler muhteşemi. Dedi ki kördüğüm gibi. Sakın ha böyle. İslâm kadına değer vermemiş. Git oradan. Git oradan. Biz kadın için cenneti terk etmişiz. Sen ne diyorsun? Benim atam tekmeyi vurmuş cennete yürümüş gitmiş havada havada demiş. Nereye biz kadına değer vermiyormuşuz? O değer vermeyenler. İslâm’dan nasibi yok. İslâm’dan nasibi yok.

Ne demek? Hatta indi hava hava diye bütün dünyayı karış karış dolaştı. Dolaşmadı mı? Dolaştı. Ben o atanın torunuyum. Biz o atanın çocuklarıyız. Biz bütün dünya yetmez ahiret alemine dahi karış karış karışlarız. Aşkımızı bulmamız gerek ve aşık olmamız gerek. Biz beklemeyiz öyle. O yüzden yok. İslâm kadına değer vermiyormuş. Allâh. Allâh bakıyorum ben onu. Diyorum ya bu hangi. İslâm’dan bahsediyor? Hele. Sufiler kadınları. Allâh’ın cemaalullahi olarak görürler. Kadın. Cenab-ı. Hakın cemaal-i sıfatının tecelli ettiğidir. O yüzden biz yüze vurmak bizde haramdır. Yüze el vurulmaz. Neden müminin mümine yüzünü ekşitmesi bile haram? Neden müminin mümine gözüyle terbiye edip sert bakması bile haram?

Eşlerinizde sert bile bakamazsınız. Böyle gözünle terbiye eden vardır ya. Yok öyle bir şey. Haram istiyor o kimse. Haram. Eşine tatlı tatlı bakacağı. Yüzünü ekşitme sen. Yüzünü ekşitirsen bil ki gece rüyan karışır. Gece rüyan karışsa iyi. Hayatın karışır. Sakın ağa. aşıklık böyle önemli. Dedim hocam. Sen sevmediysen mesleminin kokusu bulaşmaz sana. Aşık olman lazım dedi. Döndü. Bana baktı. Sen aşık mısın dedi. Ben dedim ötelerden aşığım. Hiç dedim aşıklıktan vazgeçmedim. Ona. Velhasıl şimdi üzüldüm tabii. Yani. Türkiye’mizde dedim afiyon üniversitesinde oluyor bu. Dedim. Türkiye’de neden olmasın? Neden bizim üniversitelerimizde bir. Mevlânâ araştırma kürsüsü kurulmasın? Yûnus. Emre araştırma kürsüsü kurulmasın?

Hacı. Bektaş. Veli araştırma kürsüsü kurulmasın? Bakın. Hacı. Bektaş. Veli bu toprakların insanı. Elin. İngiliz geldi. Bir alevilik çatısı oluşturdu. Bir alevilik çatısı oluşturdu. Türkiye’de bizi bölme yoluna gitti. Biz de ken baktık. Hacı. Bektaş. Veli’ye. Benim şeyhim. Nevşerli. Abdullah. Gürbüz. Efendi. Biz. Hacı. Bektaş. Veli. Hazretleri de bizim pirimiz. Darski adında da pir efendilere okuyoruz ya. Hacı. Bektaş. Veli. Hazretleri de var. Ben izmenin bayındır ilçesindenim. ders veriyoruz biz bakıyorlar. Hacı. Bektaş. Veli. Bana bize dönüyorlar. Siz alevi misiniz? Benim cevabım bu. Evet. Nasıl bas be ya? Alevilik. Hazreti. Ali’yi sevmekse. Hazreti. Ali. Efendimiz benim pirim. Evet aleviyiz.


15. Bölüm

Var mı. Hazreti. Ali. Efendimiz’i sevmeyen? Hepimiz aleviyiz bu manada. Var mı? Bu toprağın insanı aç makailatı oku. Dört kapı kırk makam. Kimden? Horasan’dan. Ee ne fark var? Dört kapı kırk makamın açılımın mevlana da mesnevide. Mesnevide dört kapı kırk makamın açılımı var. E Yûnus’a bak. Yûnus’ta da dört kapı kırk makam var. Kime kimden reddediyorsun? Kime kimden alıyorsun? Birini kırarsak ne yapıyorduk? Üçünü de kırıyorduk. O zaman kırmayacağız. Hepsi bizim. Balım sultanı da bizim. Balım sultanı da bizim. Hepsi de. Osmanlı’nın yanında gazi olmuşlar. Savaşmışlar. Osmanlı’yla beraber. Osmanlı’yla beraber savaşmışlar. Bütün bektaşi dergahları tekkeleri ve bütün bektaşi tekkeleri dergahların şehleri gazi ünvanı almak için dervişleriyle beraber.

Osmanlı’nın yanında savaşmışlar. Bizim hepsi de bu toprağın insanı. Bu toprakların insanı. Ayırıştıran, ayırışır, ayırıştırmak yok. Ve üç tane büyük pir. Hazreti. Mevlânâ. Celalatürmü. Hazretleri, Hacı. Bektaş. Veli. Hazretleri, Yûnus. Emre. Hazretleri. Üçü de bu topraklarda sevgiyle, muhabbetle, aşkla bu toprakları yoğurmuşlar. Bu topraklarının insanlarını yoğurmuşlar. Ve bu topraklar bütün insanlarını bir ve beraber eğlemişler. Kimsenin messebinden, kimse meşrebinden, kimse renginden, kimse ırkından dolayı horlanmamış, kötülenmemiş, ikinci sınıf vatandaş olarak görülmemiş. Hala da öyle olduğuna inanıyorum. O yüzden ne kadar oyunlar oynanırsa oynansın. Bakın biz hep beraber buradayız. Ben simalarından tanıyorum.

Burada ııı her kesimden kardeş var. Var mı bir rahatsızlığımız? Yok. Sakın ha. Hiç kimse başı açıktı, başı kapalıydı, sakallıydı, sakalsızdı, cübbeliydi, cübbesizdi. O dergahdandı, bu dergahdandı. O cemaatdandı, bu cemaatdandı. Bırak kardeş. Herkes meşrebinde yürüsün. Hazreti. Birin, Hazreti. Mevlânâ. Celalat. Ünum. Hazreti’nin mesnevide çok güzel. İsa aleyhisselâm üzerinden bir. İsa küpü metoforu vardır. İsa aleyhisselâm küçüktür ya on dört on beş yaşlarındadır. Annes onu musu da götürür, kaçırır. Orada bir boyağına çırak veririz. Bugünkü dilde. Boya ustası boyanacak elbiseleri koyar. Küpleri gösterir. Evladım buraya at siyah, bu mavi, bu kırmızı, bu yeşil, bu beyaz. Boyanacak olanlar da bunlar.

Bunları boya akşama kadar müşterilere teslim edeceğiz. O da olur der. Hazreti. İsa aleyhis selam alır bütün elbiseleri ve kumaşları bir küpü atar. Akşam olur. Patron ve müşteriler gelir. İsa aleyhisselamın sorular. Çocukta ya da boyadın mı? Evet ustam der. Hepsi de boyandı. Evladım ben hepsini ayrı renk söyledim. Sen neden hepsini bir küpü attın? İsa aleyhisselâm susar. Belki bu eski yeni ahitte geçer bu hikaye. Bunu. Hazreti. Mevla. Anacara’ya tüm. Hazretleri de mes’in evisinde almış. Gider. İsa ile. Selam sırayla müşteriye sorar. Sen ne istemiştin? Yeşil elini küpa atar. Onun elbisesi çıkarır. Yeşil. Al. Sen ne istemiştin? Beyaz. Elini sen ne idi senin? Hiç sormaz. Onun takım elbisesi varmış.


16. Bölüm

Alır. Oradan takım elbisesi beyaza boyunmuş. Onun alır. Öbürkül siyah, öbürkül yeşil, öbürkül kırmızı herkes hayrette akıl gitti. Buna baktığınızda aklın mümkümü değil. Zaten. Cenab-ı. Hak de peygamberlerin üzerinden herkesin ilahlaştırdığı aklı mat ediyor. Allâh kitaplarıyla ve peygamberleriyle kendilerini akıllı zanneden akılsızların akıllarını mat ediyor. Herkes aynı küpten kendi renklerine alır. Aynı renkten. Kendi istediği renk. Ama büküpten. Kardeşler hepimiz büküpün renkleriyiz. Hepimiz biz kendimiz renkli görüyoruz. Bir rengiz aslında. Ne dedi. Hazreti. Peygamber. sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri? Ey insanlar. İnsanlara bakın. İman edenler değil. Müslümanlar işte. Hristiyanlar.

Yahudiler değil. Ey insanlar. Hepiniz. Adem’in çocuklarısınız. Bir tarağın dişleri gibisiniz. Kardeş olun. Acemin araba araba aceme üstünlüğü yok. Ancak takvacı üstün olanlar. Allâh katında üstün. O zaman kardeşiz hepimiz. Hepimiz bir tek kün dedi olduk. Var mı farkınız? Yok. Işte. Hazreti. Peygamber. sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri’nin yolunu ve ışığını takip eden. Hazreti. Mevlânâ. Celal-i. Türü’nü. Hazretleri meslevesinin ilk on sekiz beyti dinle ile başladı. Ben vaktimi doldurdum ama. Hazreti. Peygamberi birkaç bir iğit okuyayım. Inşallah hiç olmazsa biraz böyle giriş yaptım. Hakkınızı helal edin. Böyle tanzım yedilmiş bir şey değildi. Hazreti. Peygamberin dinle ile başlar. Dinle.

Dinlemek konuşmayı öğrenmektir. Dinlemek edep öğrenmektir. Dinlemek saygıdır. Dinlemek kendini tanımaktır. Dinlemek bilmeye giden yoldur. Dinlemiyorsa bir kimse ona hiçbir şey anlatamazsınız. Dinlemiyor. Ne yapacaksınız? Hiçbir şey anlatamazsınız. Hiçbir şeyi ona aktaramazsınız. Dinlemesi gerekir. Eski helenistik çağlarda. Yunan felsefecilerinin yanındaki talebeler asla soru sormazlarmış. Yasak. Ama ııı. İslâm’da böyle bir distur yok. Sahabeler soru sormuşlar. Hazreti. Peygamber’e. Salullah aleyhi ve sellem. Ama dinlemişler de. Dinlemek çok önemli. Sufilikte de. Sûfî terbiye dede. Dinlemek çok önemli. Mührit önce mühr-i şidine gelip teslim olur ve onu dinler. Bazen dinlediği şeylerin içerisinde kendi aklına vurduğunda normalde kendisine normal gelmeyen şeyler de olur.

Ama dinler. Dinlemezse. Sûfî. Sûfî olamaz. Hani. Hazreti. Mevlânâ yine meslemesinin başka bir eğitinde der ki çocuk dinleyecek der. Dinleyeceksin. Dinler ondan sonra tay tay demeye başlar. Dinlemezse konuşamaz. Dinlemezse zannediyorum burada üniversiteden hocalarımız var. Öyle değil mi? Dinlemeyen öğrenci ne yapıyorsunuz? Dışarı atıyorsunuz. Evet. Dinlemeyen öğrenci dışarı atılır. Dinleyecek. Hayat dinlemekten ibarettir. Eğer dinlemiyorsa bir kimse etrafını sağını, solunu karşısındakini rüzgarı, kuşu, sesi, denizi, varlığı. Dinlemiyorsa göremez, görmek göze değildir o bakmaktır. Dinlemektir görmek, kulak gözdür eğer dinleyene. O yüzden. Hazreti. Birbişno dinleder. Tabi. Birbişno’un beyesinden bir sürü şeyler çıkarırlar.


17. Bölüm

Yok onları hayır demek değil. Ama önemli olan dinlemektir. Dinle, Kur’ân ne diyor? Dinle. Hazreti. Peygamber, salallahu aleyhi ve sellem. Hazreti ne diyor? Dinle. Üstadın ne diyor? Dinle. Hocan ne diyor? Dinle. Ustadın ne diyor? Dinle. E bir demirci ustası ustasını dinlemeden usta olur mu? Olmaz. E üniversitede okuyan herhangi bir öğrenci, öğretmenini dinlemeden onu o dersi anlayabilir mi? Anlamaz. Ben çok zekiyim der kendi kendine. Anlamaz. Dinlemesi lazım. Hazreti bir öylesine bir yerden vuruyor ki aslında öylesine bir öğreti veriyor ki bütün insanla dinlemeyen insan olma vasfını kaybeder. insan üzerinde felsefeciler kendilerince durularken konuşan hayvan derler ya batı felsefecileri derler ki insan konuşan hayvandır.

Bunu bir kısım bizim içimizdeki felsefeciler de kabul ederlerden kabul etmem. Biz insan olarak yaratıldık. Cenab-ı. Hak bize insan yarattı. Biz insanız. Hayvandan farklıyız. Ha belki de bu açıdan baktığımızda diyeceksiniz ki onlar da yiyip içiyor onlar da uyuyor. Ayrı mesele. Dinlemek bizim en önemli hususiyetimiz. Dinlemek. Dinlerse bir kimse gittiği yoldan başka bir yola döner. Dinlerse. Dinlemezse gittiği yoldan başka bir yola dönmez. Dinlerse o kimse eğrisini doğrusunu öğrenir. Dinlemezse öğrenemez. İşte. Hazreti. Mevlânâ dinle diye başlar. Bizim işimiz dinlemek. Bizim işimiz. O yüzden diyeceksiniz ki sen de mi dinliyorsun? Evet ben de dinliyorum. Allâh izin verirse inşallah bu neyin feryadını.

Cenab-ı. Hak nasip eder bir daha buralara gelirsek inşallah neyin feryadını ney neymiş feryadı neymiş devam ederiz. Tabi siz böyle muhteşem bir katılımla burayı doldurdunuz zannediyorum devam ederiz inşallah. Sorularınıza bakayım. Ondan sonra mevlevilerde bir zikir toplantısı olan, toplantıklarında önce. Mesnevi şeriften okurlar. Ardından zikrederler. Zikrederlerken de sema ederler. Sema’yı da bir dahaki dersi anlatırım inşallah size olmaz mı eğer nasip olursa. Çünkü semanın üzerinde bu soru çok sorulur. Hocam. Hazret-i. Peygamber. Efendimiz de bu var mıydı? Ben vardı dedim kalır herkes. Zannederler ki bu sonradan olan bir şey değil. Hazret-i. Cafer’i. Tayyar geldi. Hazret-i. Ali. Efendimiz de orada.

Bir de kim var? Hazret-i. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin hazretlerinin azatlı kölesi. Azatlı kölesine dedi ki ben seni çok seviyorum. Kendinden geçti. Hadîs-i şerifim medninde diyor ki tek ayağının yerde basaraktan öbür ayağının havaya kaldıraraktan etrafında dönmeye başladı. Cafer’i. Tayyar mahzun mahzun baktı. Ona dedi ki sen de benim kanımlansın. O da diyor dedi o öbür günün arkasına takıldı. Hazret-i. Ali’ye dedi ki senin canım benim canımlandır. O da onların peşine takılaraktan ne yaptılar? Onun etrafında sema ettiler. Sema etmek, med etmek. Onu ulvileştirmek inşallah. Tasavvuf’un özü nedir? Tasavvuf ile din arasındaki bağlantı nedir? Selamun aleykümlemiş. Tasavvuf’u herkes kendi ince kendi daresinde tarif etmiş.


18. Bölüm

Büyük sûfîler, kimisi ahlaktır demiş, kimisi edeptir demiş, kimisi. Allâh sevgisidir demiş, kimisi. Kur’ân ve. Sünnet’e sıkı bağlanmak demiş, herkes demiş. Bu fakirin de tasavvuf. Uf terimi şu, Kur’ân ve. Sünnet dairesinde. Allâh’a koşmak. Âyet-i. Kerime de diyor ki, Allâh’a koşun, Allâh’a koşun, biz zaten. Allâh’a döndürüleceğiz. Bir zorr-i döndürülme, bunda senin hiç ihtiyarın yok, herkes tek yön istikamet, başka istikamet yok, hepiniz. Allâh’a döndürüleceksiniz. Hristiyanmış, Yahudiymiş, Müslümanmış, Putperesmiş, Hinduymuş, hiç önemli değil, herkes ona döndürülecek. Bu ne? Bu zorr-i, ama sufilerin dönüşü, Allâh’a dönüşü zorr-i değil, ya gönüllü, biz isteyerekten ona dönüp ona doğru koşmayız, istiyoruz.

Ben tasavvuf olarak onu görüyorum. Din-i hürriyetlerini kaybedenler, kişisel hürriyetlerini ve vatanlarını kaybederler dediniz. Günümüzde, ülkemizde din-i hürriyet var mıdır? Başımıza gelenlerin riya-karlığının artması ile ilgisi olabilir mi? Din-i hürriyetten kastım samimi olarak inanabiliyor muyuz? Allâh için. Allâh’a kul olabiliyor muyuz? Bu soruları, genç arkadaşlar bana sorarlar, her yerde benim cevabım muhteşemdir. Sakın bana siyaset yapıyorsunuz sözünü söylemeyin. Anlaştık mı? Yıl 1987, ben. İzmir’in. Bayındır kazasında bir kendi evcazim var, önümde bu hari hadisi şerifi kitabı var. 3-5 arkadaş böyle hadîs okuduk, onlara için daraldı böyle, hadi gidin bu gece erken dedim. Tek başıma yaşıyorum o zaman.

Yeni dine döndüm, yeni dine döndüm. O kitaplar da bir kahvelerinde çalıştığım bir çocuk var, babası demiş ki, yakacağım bu kitapları, dedi ki. Mustafa abi sen de dursun mu? Dursun oğlum dedim, aldı getirdi. Bu hari okuyorum, kapıya güm, daha bizim annemin kapısı da vurunca gıcır tak açılıyor. Bütün mahalle açar kapıyı. Sağ çabellidir, tereyağı bellidir, çay bellidir, şeker bellidir, ekmek bellidir. Bu annemin kültürü. Herkes gelir nerman hava çay alacaktım der, oradan çayın yerini biliyordur, alır gider. Bizim ev böyle bir evdi, ben o evin çocuğuyum, çok mutluyum annemin ve ailemin bu davranışından. Allâh o günleri tekrar bize inşallah gösterir. Gacır geldi, salondan direkt bizim, kapı benim bulunduğum yer, salondan böyle açılınca salona giriliyor.

Polisler baktılar, bu hari hadîs kitabı rahlede, buyurun karakola dedi, hayırdır dedim, kitabı aldı, suç aleti, suç unsuru. Gittim ben karakola, karakolda ifade suç aleti, suç unsuru olarak bu hari kitabı. Savcı müftüliğe yazı yazdı, bu kitap suç unsuru mu değil mi diye, müftü bir ay cevap yazamadı, o kitap dini kitaptır diye. Kıymetli kardeşler, bu ülke bizim, bu vatan bizim, bu insanlar bizim, bize, bize kendi insanımız zulmetse dahi bizim. Bir. Yunan postalından kıymetli mi? Kıymetli. Bir. İngiliz süngüsünden kıymetli mi kıymetli, zulmeden de bizim, bilmiyordu. Bunları ben yaşamış insanım. O yüzden evet, hürriyet yoktu biz devlete ihsan etmedik. Onu, yaşamış insanım ben, 12 ölülü görmüş insanım, 12 ölülde 6 ay kendi yaşadığı kasabaya gidemeyen insanım, ihtilalde.


19. Bölüm

Bir daha bu ülke kardeş kardeşi katletmeyecek birbirine düşman olmayacak, inşallah. Ne? Estağfurullah. Özür dilerim. O yüzden dini hürriyetlerimiz. Allâh’ın izniyle. Allâh’ın izniyle yavaş yavaş oluşacak. Bir şey daha söyleyeceğim. Bu mevzuyu kapatacağım. Ben yirmi sekiz. Şubat’ın teröristiyim. Saygılarsın efendim. Ben o zaman sorgu odasında beni sorgulayan polis sefine şunu dedin. Müdür dedin. Bala yüzüne. Bu yüze iyi bak dedim. Böyle baktı. Burada dedim sen şimdi moslatın şunun bunun baskısı altında durabilirsin. Şu yüze iyi bak dedim. Bir gün dedim beni televizyonlarda seyredeceksin. Ve diyeceksin ki dedim. Müdür’e. Diyeceksin ki o adam ben dedim buna inanıyorum. Bu adam bizim çünkü dedim.

Bu insanlar da bizim. Hamdolsun. Hepimizde hepimizde barış içinde tatlılıkla mutluluğa yürüyeceğiz. Mutluluğa inşallah. Muaviye’nin oğlu. Yezid. Müslüman değil miydi? Şuna söyleyeyim. Hiç kimsenin ne dinden olduğunu hiç kimsenin hükmetmeye hakkı yok. Bu bize. İslâm’a sonradan girmiş bir şey. Biz herhangi bir kimsenin imanına, köfrüne fetva veriyoruz. Kardeş sen bize küfrü anlat. Bunlar bunlar bunları bunları yapanlar küfre düşerler de. Bunlar ilim olarak hakkın var. Ama sen küfür ehlisinde mi hakkın yok? Anladınız mı? Tekfir büyük hastalık. O yüzden muaviğin oğlu. Yezid. Müslüman mı? Son nefesinde yanında değildim. Dinlemedim. Son nefesini. Bilmiyorum. Yaptıkları doğru mu? Değil tahsüf etmiyorum.

Ama. Müslüman mı? Değil miydi? Ben de iman metre yok ki. Koltuğunun altına koyayım bileyim. O. Rabbin işi. Türklerin. İslâm’la tanıştığını anlatınız şu kafa mı takılıyor? Türkler çok cana yakın samimi birbirine sarılıp öpen kadın ya da erkek ama dinimizde günah biraz bocalıyoruz. Cevap. önüne gelen kadını öpeceğin diye bir kaydem var kardeşim samimi iz diye. Olur. Her önüne gelene sarıl. Vay be. Neden? Biz çok samimi milletiz. Nerede gördün? Türkler çok samimi iz diye sarılıp öptüğünü. Türkler de meşhur ne kutsal at avrat silah. Sen. Türk’ün avradına yaklaş bakalım beni oluyor. Sen. Türk’ün atına bir yaklaş bakalım ne oluyor? Bozulmayan kavim. Türklerdedir. Ta öncesinden beri. Neden? Avratlarını çok kıskanırlar.

Çok kıskançtırlar. Onları harekete geçirmek istiyorsan avratlarına böyle uzaktan bir bakcan. Niye etti? Gözünü uyarlar eline bile vermezler. Seema. Zikir halimidir. Öyleyse. Aleni yapılması doğru mu? Allahu ekber. Aleni değil mi? Ezanlar. Aleni değil mi? Cenab-ı. Hak ayeti. Kerim’i de diyor ki haç farizasını yerine getirdikten hemen sonra geçmişte atılarınızı andınızdan daha şedid bir şekilde. Allâh’ı anı. Aleni. Allâh’ın melebi. Aleni. Allâh’ın huakber. Aleni. Ey kardeşler biz pısırık bir millet değiliz. Biz. Allâh. Allâh nidalarıyla viyana kapısına gitmeyeceğiz. Biz bilmeyiz öyle süprentülüğü. Biz uyuntuluğu bilmeyiz. Uyuntuluğu bilmeyiz. Biz topla, tüfekte, tankla gideriz, mehterle gideriz.


20. Bölüm

Düşmana da haber veririz. Geliyoruz. Nerede var öyle bir şey? Hiç gördünüz mü siz? Uyuntuluk yapalım biz simsilik yapalım. Bizim dostluğumuz da meydandadır, düşmanlığımız da. Zikrullahımız da meydandadır. Hiç öyle bir şey yok. Hiç. Ha evimizdeyiz. Kim rahatsız etme. Kimseyi rahatsız etme. Orada zikrini. Duanı da gizli yap. Eyvallâh evinin köşesine bir secdade at evinin bir köşesine senin orası iktikaf yerin olsun kadın erkek. Biz evin köşesini en lüks koltuklarla doldurduk burası misafir odası girilmez burası salon asla girilmez. Nerede oturacağız mutfakta ya mutfağın neresinde namaz kılacağın orada itikaf gibi böyle kendinden geçen gözlerini belerçe yok. Kadın bakıyor bunun babamı almıştı ha oturmayayım o zaman tamam babanı aldı ya onu da benim babamı aldı ben de onu da oturmayayım.

Evinizin köşesine bir secdade sizin itikaf yeriniz olsun her şey bitmiş. Allâh o ekber namaza. Ya ben beş vakit kılamıyorum ya sana beş vakit demiyorum iki vakit kıl gece gündüz çalışıyorum iyi rimellerin de akar eyvallâh. Rujun da bozulur etamam etamam akşam senaryum eline rujuna bakan var mı yok hadi secdadeye geç. O olur mu öyle ya sen kıl sabah kılmadın iki rakat farzını kıl ölen kılmadın dört rakatta farzını kıl ikinde kılmadın dört rakatta ikinde kıl ardından akşamı kıl üç rekat ardından yasıyı kıl dört rekat ardından vacim kıl üç rekat kıl. En fazla cennabak kulağından tutar senin kulum neden namazını geciktirdin sen. Ya. Rabbi benim rimelim çok kıymetliydi iyi hadi der ben ona inanıyorum ama hiç kılmamışsın.

Yavrum sen hiç kılmamışsın eledriktar kesikli mi diyeceksin o yüzden evinizin köşesine bir secdadatın. Evinizde secdade olsun evinizde bir. Kur’ân-ı. Kerim meali olsun evinizde bir bak o şeyin. Diyanetin bastırdığı üç ciltlik riyaj salim var harika hadîs kitabı o üç ciltlik hadîs kitabı olsun sakın. A bu sonradan çıkmalar var ya hadislerini hepsini rededen onlar ne dinleyin ne okuyun az o ilim değil hay onlar ben böyle fermar bazen bozulmasın diye arada bir kontrol ediyorsun. İngiliz veya onun bunun içimize kattıkları din en güzel şekilde anadolu’da anlaşılıyor şu anda bunu bozmaya çalışıyorlar anadolu’daki İslâm anlayışı dünyaya hakim olur diye korkuyorlar bu İslâm anlayışı muhteşem süzüle süzüle gelmiş son dönemde dahi.

Süleyman. Hilmi. Tuna’larıyla an olsun. Bediüzzaman. Said-i. Nur süleriyle nice ahlimlerle ulamalarla süzülmüş öz sakın ha hadisleri reddetmek yok üç ciltlik riyaj salim alın başıcınıza koyun gidin diyanetin bir de ilmahalik kitabını alın bakın ciddi söylüyorum onu koyun başıcınıza okuyun çocuklarınızda da okutun çocuklarının sonu araçcısını da öğrenir bunda bir sıkıntı yok inşallah peygamber efendimiz şöyle buyurdu sizden kimse sakın ayakta su içmesin unutarak içerse hemen kutsun doğru kusan mı camya nasıl bu hadîs evtava doğru peki bunun ortasını nasıl bulacağız öyle değil mi ortasını bulmak değil hasreti peygamber salul alü ve selam hazretleri her hal üzerine sünneti var bir kimse zorunlu kaldı ayakta içebilir mi evet caiz midir var mı adı şerif evet ama evindesin otur da iç veya tam başka bir yer desin otur da iç ama istanbul da istiklal caddesinde onun sonuna su içecek arkadaş bu da yok yapma ve hatta ben şimdi buraya gel.


21. Bölüm

Değişler misfaklamak sünnet. Elimde kocaman bir misfak misfakla sizin önünüzde. Yapma her sünnetin yeri var. Yerli yerinde. Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz, korkutmayınız, ikici olmayınız, sevdirmekle mükellefiz inşallah. Devleti yönetenlerin yanında bulunan, yalakların ve salakların bolluğu günümüzde olduğu gibi demiş. Ne gibi sorunlara yol açar, bu yalaklar ve salaklardan kurtulma yolları nelerdir? Devlet onları ayıklar merak etmeyin siz. Devlet onları öyle bir ayıklar ki ben. Devleti iyi tanırım. Devlet böyle önce böyle çok affedersiniz, siz zannedersiniz ki salak ya çok özür dilerim. Değildir, yazar hep kenara. Evet, vakti geldi mi ipini çeker. Benim ortağım var. İstanbul’da, Maliye demiş ki defterleri getir.

Bana televan açtı. Baba dedi. Maliye’den aradılar, defterleri istiyorlar. Dedim. Ahmet, buyur baba dedi, iş ortağıyız. Yavrum dedim, Devlet dedim bakar, senin küpünde olmuş, alacağını alır, seni bırakır dedim merak etme. Ne yapayım baba dedi, ne okuyayım diye bana soruyor. Lan oğlum ne okuacaksın dedim, muhasebicini götür yanında. Neyse muhasebicini götürmüş yanında. Ondan sonra bunlar titriyorlar tabi. Oy, yeminli malim iş haver demiş ki, demiş. Ahmet kardeş, titre mi? Ya alacağımız var, onu alacağız demiş. Eğer demiş böyle zorluk çıkarırsan acı çekersin, zorluk çıkarmasan demiş tatlı tatlı alırız. Acı çektirmeyiz malici mi? Onu, sözüm senden dışarıda beni götürme buradan. Velansız gitmiş demiş ki.

Ahmet, Ahmet fazla demiş heyecan yapma, otur bakalım oturmuş bakmışlar hesapları. Demiş ki 200 milyar gönlünce şuraya demiş, yaz seni demiş fazla üzmeyelim. Ahmet çıktı, baba 200 lira ver oğlum dedim, baba 200 lira dedi cesak oğlum ver dedim uğraşma. Eğer uğraştırırsan dedim, senin dedim 10 yıl önce ne yaptığını senin önüne koyar dedim, uğraşma. Ver 200 lirayı kurtuldu dedim, kurtulduk 200 lirayı verir, memnun ol. O yüzden devlet ama asayiş olarak ama maaliyye olarak. Siz merak etmeyin, onu aklı yok zannedersiniz vardır o. 12 ölürden bir anı size, 12 ölürden. Adam elinle koymuş gibi kimde ne silah olduğunu biliyor. Bir mavi tren diyoruz biz, adını onu koyduk, bir mavi minibüs geliyor nokta atış yapıyor.

Kimi almışlar filan diye, tık alıp gidiyor. Mustafa. Özba sıra sende dedim selamünaleyküm izmine gittim. Ertesi gün bizim eve gelmişler, kafaya tık veriyorlar, annem çıkıyor. Mustafa. Özba nerede, vallahi bilmiyorum oğlum diyor. Ne zaman gelir, vallahi bilmiyorum oğlum gitti diyor gitti yeri de söylemez. Böyle mi yapar diyor, böyle yapar. Neden diyor, böyle benim oğlan diyor, oralar ben öyleyim. 66 gün azot fabrikasında burnumu çıkarmadı. Ben çalıştım. Devletin aklı vardır merak etmeyin ayıklar. Ulu. Emre itaat vaciptir. Hz. Hüseyin. Radhellâhu anh. Efendimiz’in yanlış mı? Efendimiz yanlış yapmıştır de yanlışı. Bu sorunun sahibi yanlış mı? Mana değişiyor çünkü. Sorunun sahibi nerede? Asım’ı yaz ya.


22. Bölüm

Yok mu? Evet. Ulu. Emre itaat vaciptir. Ama. Ulu. Emre. Kur’ân esinlete tabi olmakla mükelleftir. Vahtedi vücudun, vahtedi şut mu? Bunun felsefe olarak normalde bunu konuşmak, vahtedi vücud mu, vahtedi şut mu demek? bu internetten okunan bir şey. Bu böyle bunun alt. Zemini yok. Vahtedi vücutla vahtedi şugudun arasında ne fark görürsünüz? Vücut vücudun birliği. Vahtedi şugutta vücudun birliği yok mu? Bir algı, bu bir zevk, bu bir manevi hal. Bu bir kimsenin inançsal olarak inanım inanmamayla alakalı bir şesi değil. Vahtedi vücut mu vahtedi şugut mu? Hiç umrunda değil. Hz. Mevlânâ bu alemi hayal üzerine yürür gör demiş. Gelin. Hz. Mevlânâ’da buluşalım. Deyelim ki bu alemi hayal üzerine yürür gör.

Şems’in dünyaya gelişi ve görevi sadece. Mevlânâ’ya yetiştirmek miydi? Tekamülüne. Mevlânâ’ya olan aşkını yaşarak mı erdi? Hz. Şems ettiğini tebrikçi zaten tekamülü ermişti. Hz. Mevlânâ’yı aşk yolunda tekamülü erdirdi. Kıymetli dostlar yakın ilgi ve alakanız için teşekkür ederim. Hepiniz can kulağıyla dinlediniz. Size teşekkür ederim. Derdim amacım alkış almak değildi. Şimdi. Sema. Etes, Sema. Esnasında yorum yapmamak, yanındakıyla konuşmamak, Sema. Esnasında zikretmek önemli. Bizim. Semazen kardeşlerimiz biraz böyle tuhaf olacak tarifim ama kaç para diye dönmüyorlar. Biz onlara her çarpta. Allâh dedik direkten talim ettiriyoruz. Her çarpta. Semazen bir dönüş, bir bütün böyle 360 derece döndümü bir çark denir.

Allâh derler kendi içilerinde. Böylece her çarpta. Allâh. Allâh’ı zikrederler. Sema bu manada bir zikir törenidir, ibadettir. Zikrederse bir kimse ibadettir. O yüzden. Sema restoranlarda, meyhanelerde, açılışlarda, yok otellerin lobilerinde, yok. AVMlerde orada burada paralla, pulla olacak bir şey değildir. Olmaması gerekir. O yüzden. Semazen’in ücreti. Allâh’a ettir. Semazen yok gel bir saat burada dön sana 30 liraya göğmeye verelim. Yok gel bir ilahide sen gel bir orada. Sema et, sana 50 lira göğmeye verelim. Bu işin ruhuna aykırı bir şeyler. O yüzden biz. Karabaş veli tekkesi. Semazen’leri olarak. Sema’mız ücrete tabi değildir. Biz bu konuda çok hassas davranmaya çalışıyoruz. Kardeşler. Sema karşılığında ücret almıyorlar.

Biz kapının önünde hiç kimse sizden ücret istemeyecek. Hiç kimse sohbetsidisi size satmayacak. Hiç kimse dergi, gazete, kitap vesaire şeyler. Kapının önünde din adını, İslâm adını satış yapmayacak. Bizim basılı kitabımız dergimiz yok. Bir dergi bastırıyoruz, onu da ücretsiz de atıyoruz. Gücümüzün yettiğince böyle yapabildiğimiz kadar ücretsiz de atıyoruz. Bizdeki bütün dini hizmetler ücrete tabi değil. Ayeti. Kerime’de. Cenab-ı. Hak bizim hemşehrimiz olan. Antakyalı. Kim? Kur’ân’da geçen. Habib. Ne diyor? Habibine ca. Ne diyor? Sizden ücret istemeyenlerin peşinden geliniz. Birisi size din anlatıyorsa sizden ücret talep etmeyecek. Ediyorsa onun peşinden gidilmez. Birisi sohbet edip dışarıda benim siyidilerim satılıyor.


23. Bölüm

Almazsanız. Hakkım helal değil derse o doğru değil. Dışarıda benim kitabım satılıyor. Ondan gidin öğrenin alın ondan diyorsa doğru değil. Bizim kendi yolumuz ve inancımız. Biz hiçbir dini hizmetin karşılığının parayla olması gerektiğine inanmayanlardan. O yüzden biz hiçbir dini hizmetin karşılığında ücret alkış ne bileyim muhabbet sevgi bekleyenlerden değiliz. Allâh razı olsun denilmesini dahi beklemiyoruz. Tekrar söyleyeyim. Allâh razı olsun. dahi denilmesini beklemiyoruz, alkışlanmayı beklemiyoruz. Biz inandığımızı yaşıyoruz, inandığımızı anlatıyoruz. Bursa’daki tekkemizde öyle yıl üç yüz altmış beş gün sema var, yıl üç yüz altmış beş gün orada herhangi bir ücret talep edilmiyor. Bizim sohbetlerimizde de ücret yok, herhangi bir rağmda dönüşme yok.

O yüzden biz buraya iyi sebebiliyor. Sayın. Valim’le bir eski hukukumuz var. Onu sonra ben hiç yurt dışına çıkmıyordum, çok davet ediliyordum. Ben hiç çıkmıyordum. Çıkmama sebebim de şöyle. böyle yurt dışındaki insanlar onlara geldiler, bir şey isteyecekler diye bakıyorlar ya. Bıkmışlar. Almanya’da, Hollanda’da, Avrupa’dakın’da, Müslümanlardan bıkmışlar, dilenci. Müslümanlardan bıkmışlar. Öyle söyleyeyim. Ve her gördüğünü de dilenci zannediyorlar. Haklılar. Ben onu çok yaşadım. Yirmi sekiz, yirmi dokuz yıldır yaşarım. Bir yere giderim, sohbet etmem, bakarlar, ne isteyecek diye. Ben en baştan onu söylerim. Hiç bir ücret istemeyeceğim. Yemek de istemeyeceğim, su da istemeyeceğim, ekmek de istemeyeceğim, yatacak yerde istemeyeceğim.

Anfise billillah, Allâh için geldim. Siz de sohbet edeceğim. Bu kadar. Kahveciye diyorum ki kapat şu televizyonu, kapatıyorum. Ne kadarlık çay satarsın burada, yapıyorum diye söylemiyorum. üç yüz lira, al üç yüz lira. Ey arkadaşlar, beni beş dakika dinler misiniz? Herkes bakıyor. Sakalı, böyle çılgın bir adam. Onların bakışlarından anlıyor mu? Bırakın kağıtları, bırakıyorlar şimdi. Kardeş sonra pokere devam edersin, sen yine rest çek diyorum ben. Bakıyor, şimdi ben pokereden anlıyorum. İyi pokere oynardım önceden. Şimdi anlatıyorum, şey yapıyorum. Bana diyorlar, otur, yok diyorum, bu kadardı benim konuşmam. Selâmünaleyküm, Allâh’a emanet olun. Ya sen kimsin? Boş ver. Benim kim olduğum, ben size doğruya anlatmaya geldim.

Bu kadar. Biz size inandığımızı anlatmaya geldik. Onu diyeceğim, sayın valim illa ki dedik ya, dedim oraya gelmeni istiyorum senin dedi. Dedim tek sayın valim. Bize kötülük yaptı. Kuzurunuzda itiraf edeyim. Biz. Bosnaya gittim, ben hayran oldum. Oradaki savaşın, kazıntılarını gördüm, üzüldüm. Ama oraları gördüm. Ejdat orlara kadar gitmiş, ne hizmet etmiş. Ne hizmet etmiş. Ve sizleri bekliyorlar. Şimdi her sene gidiyoruz oraya. Her gittiğimizde de sayın valimi anlıyorum. Diyorum ya bana bir şey hayra vesile oldum. Ben hiç çıkmıyordum. Şimdi orada dostlar edindik, kardeşler edindik, arkadaşlar edindik. Oraya gidip geliyoruz. Tabii sayın valimizi ve valimi huzurlarınızda, hepiniz de adına da, ben de kendim de kardeşler adına teşekkür ediyoruz.

Bize bu konuda hayırlı bir kapağa açtı. Buraya da gelişimiz. Allâh razı olsun. Vali bey adına alkışlar almış olayım. Buraya da gelişimiz sayın vali beyin. Bu noktada davete iledi. O yüzden hepiniz can kulağıyla dinlediniz. Hepinize sonsuz teşekkür ediyorum. Semada. Allâh diyerekten hep beraber. Allâh diyeceğiz. Bir şey söyleyeceğim son çenem düştü bugün bildiğim. Hadisi kutsi mahşerde herkes perişan bir halde dururken nurdan minberler üzerine, nurdan elbiseli, nurdan taçlı kimseler ututturulur. Peygamberler onlara hayretle bakarlar. Mahşer halkı onlara hayretle bakar, sorarlar. Bunlar hangi peygamberlerden bir münavi melek cevap verir. Bunlar peygamber değil. Soran sorar tekrar. Bunlar hangi şehitlerden bunlar şehit de değil.

Ya bunlar kim? Münavi melek cevap verir. Bunlar dünyadayken birbirlerini. Allâh için seven. Akraba olmadıkları halde. Menfaatleri olmadıkları halde. Birbirlerini. Allâh için sevenler ve toplantıklarında. Allâh’ı zikredenler. bunlar hiçbir gölgenin olmadığı mahşer yerinde. Allâh’ın gölgesinde gölgölenecekler. Benim derdim. Allâh’ın gölgesinde hep beraber gölgelenmek. Benim derdim. Benim derdim hep beraber burada. Bakın tüm kardeşler olarak sema edip içimizden bir sefer dahi olsa. Allâh deyip o gölge. de görgelenmek kim toplalde zikrullah yaparsa af olmuş olarak kaksın demiş hadisi kutsi de inşallah af olmuş olarak buradan kalkanlar olma dileği ile semada buluşuyor selamın aleyküm alkış yok sayın valim ve eşleri saygıdayer hanımafendi değerli konuklar şimdi.

Karabaşı. Veli’yi kültür merkezi sema ekibini sahneye davet ediyorum onlar yerlerini alırken ben bir defa daha hatırlatmak isterim sizlere lütfen cep telefonlarının sesini kısarsanız ve alkışlamazsanız sema bittiğinde çok mutlu oluruz.


Kaynakça

Üniversite Sohbetleri — Mustafa Özbağ Efendi’nin konferansından derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı