1. Bölüm
Allâh gülünüze ayır etsin inşallah. Sizin huzurunuza nubu eve gelmek istemezdik ama arabamız yolda kıyafetlerimizin orda araba arka etmiş. Bu yüzden böyle sizin huzurunuza gündük bir kıyafetleriz. Hazreti. Mevla’nın cehâleti muazzetelerde ki insanlar sizleri kıyafetlerinizle karşıla fikirlerinizle uğurlar. Inşallah. Bu uğurlanışımız fikirlerimizle uğurlar. Allâh bizi doğru yoldan ayırmasın inşallah. Tabii tarihte verilir, kimlikler ve kişilikler vardır. Bu kimlikler ve kişilikler çok konuşulmuş olur. Çok da istismar edilmiştir. Bizim bu kimlik ve kişilik. Hazreti. Mevla’nın cehâleti ve muazzeteleri. Hazreti. Mevla’na kendi dönemini ve kendi döneminden sonraki bütün dönemleri etkileyebilecek bir kimlik ve kişilik.
Ve herkesin kendisinden bir şey bulduğu. Herkesin ama. Kendisinden bir şey bulduğu bir kimlik. Tabii. Hazreti. Mevla’nın kendisinden herkes kendisinden bir şey buluyor. Bu meseleviyle alakalı. Hazreti. Mevla’nın ömrünü bitirip bu dünyadan uğur mu canım gidiyor. Ama arkada bir kendi kalbini düşüncesine atlanıp fikrini aşkına muhabbetini ortaya koyduğu iki büyük eseri var. Birisi meselevi, birisi de malum limanı keberi. Kusura bakmayın. Ben biraz fazla. Peki. Sûfî dünyanın neresi olursa olsun oraya kendi mekânı gibi görürsün. Oraya kendisini hemen oraya adatta olmaya çalış. Oraya kendi rengini, kendi kokusunu, kendi düşüncesini, kendi fikrini, kendi halini oraya götürürsün. Orasının ne olduğuna bakmaz.
Burası neymiş? Biz bakmayız çok. Biz deriz ki halimiz bu durumumuz bu. Üşüdük üşüdük ısınlık ısınlık, yandık yandık, koptuk koptuk. Hazreti. Mevla’na da meseleviye bakınınca insanlar meseleviye okurlar. Herkes kendinden bir şey görür. Mezlevi çünkü hem. Kur’ân’ın tefsiridir, hem hadiş şeriflerin açınımı unutur. Hayattır mezlevi. Mezleviye baktığımızda biz mezlevinin içerisinde hikayeler görürüz. Birçok hikayeli anlatılmıştır. Bu eski. Türk geleneği der. Şamanlıkta kalmadı, daha gerildedir. Şamanlı meselelerini kendi anlatmak istediklerini hikayelerle anlatırlar. Ama aynı şey. Kur’ân-ı. Kerim’de de vardır. Kur’ân-ı. Kerim’de geçmiş ümmetlerin hikayelerini anlatır bize. Geçmiş beygamberlerin hikayelerini anlatır.
Bir olay anlatır. O olaydan almak istediğimizi almalıyız. Ve o olayda o bir şey vermek istemiştir bize. Kur’ân’ın bu noktadaki kendi içerisindeki kürtürü ile. Türklerin şamanlıktan kalma kürtür kürtürleri birbirlerine çok yetimdir. Türkler o yüzden çok çok hemen anında adatt olmuşlar, anında istem olmuşlardır. Tabii aynı hikayelerle anlatma, onun nefes atamıyor bölgesini kendi kürtürdür. Ama. Türkler mezlemiyle bunu daha da derinleştirmişlerdir. siz eski. İstanbul önceki de. Türklerin hikayelerine baktığınız da hepsinde mezleminin stilini ve sistemini görürsünüz. Ve onların hepsinde adı mezlemi yüz. Işine enteresan noktası bu. Hazreti. Mevlânâ. Celal-i. Rumazet’e gelince kadar bu tip yazıtların hepsinin adına mezlemi demiyordu. zannetmeyin ki.
2. Bölüm
Mevlânâ’dan önce mezlemi üzer yok değil. Var. Türklerin o kadar çok konuda gelişkültürü var ki. Ama. Hazreti. Mevlânâ. Celal-i. Rumazet’e bu işin zirvesi olmuş. Dambe-i. Rumazet’e bu işin zirvesi olmuş. Ondan sonra mesnevi derdinde. Hazreti. Mevlânâ’nın kitabı akla gelir gelmiş. Başka bir kimsenin kitabı gelmemiş. Ve. Hazreti. Mevlânâ da o kadar büyük tevazu yapmış ki bu altı ciklik eserine mesnevi demiş çıkmış. Bu da işin. Aile. Bey’in parantez içerisinde alınacak bir şey. Şimdi mesneviye baktığımızda hayatın içi var. Bir kimsenin günlük hayatında ömrü hayatında neler yaşayabilecek başına neler gelecekse onlar var. Atasözleri var. Eee hayvanların hikayeleri hikayeleri var. İnsanların hikayeleri var.
Insanların değişik gruplarının hikayeleri var. Ticaretçilerin hikayeleri var. Meyunurların hikayeleri var. Padişahların hikayeleri var. Savaş hikayeleri var. Asker hikayeleri var. çocuk hikayeleri var. Eşek hikayesi var. Kargın hikayesi var. Kuşun hikayesi var. Ne? çocuğun hikayesi var. Anne babanın hikayesi var. Caharinin hikayesi var. Eşin hikayesi var. Adamın hikayesi var. Ya mesnevi baştan başa incelediğimizde meslemini için için hayatta olur. Ve her okuyan kimse kendinden bir şey buluyor. Kendinden bir şey bulunca o o kimsenin içerisine yerleşiyor. Işte. Hazreti. Mevlânâ’da yedi yüz otuz sekizinci ölümünün yedi yüz otuz sekizinci yıl kullanıyor. Ve yedi yüz otuz sekiz yıldır tat taze duruyor.
Tat taze. Biz mesleminin bundan yüz yılıncaki şerhine baktığımızda o şerh bizim için doyurucu değil. Ama mesnevi bugün okumaya başladığımızda bugün anladığımız farklı bir şey. Öylesine bir ilahi nefes. molla camide bir. Peygamber değil ama kitabı var demiş. Hazreti. Mevlânâ için. E şimdi. Peygamber değil kitabı var. Okudukça o kitapta. Kur’ân ve sünnet süzgecinden geçmiş olan o ilahi nefesi algılıyoruz. Ve algılayınca da bugün ona ayrı bir manada veriyoruz. Ve bu mesnevinin bu noktada durduğu diriliğiyle. Kur’ân ve sünnetin diriliğinin arasında bir paralelik var. Kur’ân ve sünnet devamı daim dirilir. Ve her an kendini yeniler. Her an eğer siz bundan yüz yılıncaki tefsiri okuyorsanız bilgilerin açıkcısına okuyun.
Ama o tefsir eskide. Bundan elli yılıncaki bir. Kur’ân tefsirini okuyorsanız eskide. Eskide. Bilgilerin açıkcısına kim ne demiş açısına okuyun. Bu ne demek. Ahmet şunu demiş. Mehmet şunu demiş. O ne okuyun? Bilgilenin. Ama doğru olan o değil. Niçin? Kur’ân kendini yeniliyor. O yenilenen. Kur’ân’ı bugün anlamak gereken süresini yeniden okumamız gerekiyor. Bugün. Fatihaz süresini yeniden okurken. Fatihaz süresini dündeki manasında okursanız gericisiniz. Kur’ân’dan gerisiniz. Ve siz ileri gidemedeniz. Ve ileri gidemeyeceksiniz. Iller edipmeniz mümkün değil. Bunu başarabilen kim? Osmanlının ilk ülamalara. Bakın. Osmanlı’da çok tefsir yoktur. Altı yüz yıllık. Osmanlı imparatorluğunuz zaman da imparatorluğun içerisinde üç dört tane tefsir yoktur.
3. Bölüm
Beş parmağın beşi kadar değiliz. Neden? O yenilencek çünkü. O anlayış yenilencek. Osmanlı’ya bakın. Enteresan buradan içinde gideceksiniz ki mesnevide bağlantısı ne? Mesnevinin üzerinde kurulur çünkü. Osmanlı. Osmanlı’nın kuruluş anlayışı ile mesnevideki ve. Hazreti. Merdan’ının anlayışının arasında bir zıplık yok. Her güne yeniden bakmak. Her anı yeniden bakmak. Her anı. Ve her anın manasını bulmak. Her anın manasını tefekkür. Ve bu anlayış. Hazreti. Mevlânâ’da temel temel atılmış. Hasreti. Mevlânâ’dan önce de onun temel atılmış. Enderhasan bir şey size bir gazer okumak istiyorum. Kur’ân’dan bahsedince böyle küçük küçük ben gazerler var. Mesneviden çıkardım. Hakkımızı ilal edin. böyle çok okumayı çok sevmem böyle bu sohbetlerde.
Sonu bu cevaplı gidelim. Ama velâkin enderhasan bir şey okuyacak. Kur’ân’dan mektabı. Oğul. Sen. Kur’ân’ın dış yüzüne bakma. Şeytan da. Adem’in topraktan ibadet gördü. Hakiketana eğlenebi. Kur’ân’ın zahiri insana benzer. Suveti görünür. Meydandır da canı gizli. Sen. Kur’ân’ın zahirine bakarsan gerici kalırsın. Ya. Kur’ân’ın manasına bak. Kur’ân’ın hakikatine bak. Kur’ân’ın içine devirmiş. O seni her gün yenilecek. O seni her gün yenilediğinde sen her gün yeni bir kimse olarak doğacaksın. Hazreti. Mevlânâ der ki an o andır. Meşhur sözüdür öyle değil mi? Dündünde kaldı cancağızım. Bugün yeni gün. Bugün yeni şeyler söylemek lazım. O zaman. Süleyman. Demirel’le karıştırmayın yalnız ona. O dündündüm bugün bugün dövdürdüm de bitirdi.
Siyasete girmemiş gibi. Süleyman. Demirel’in dünüyle. Hazreti. Mevlânâ’nın dünü aynı değil. Öyle değil. E şimdi o mesnemedeki canlılık, mesnemedeki o ilahi nefes. Mevlânâ ve mesnevi ve o kültürü bugün hala da konuşulur halde getirdi. Bugün hala da konuşuluyor. bugün yurt dışındaki üniversitelerde. Mevlânâ kültürü var. Yurtdığı şeklinde yurt dışındaki üniversitelerde adamları oturmuşlar. mesnevi bu oyuna şahediyorlar. Afyon ııı orada bir üniversitesi var. Afyon’da. Efendim? Kocatep üniversitesi. Kocatep üniversitesinde böyle bir oturun diyeyim. Böyle bir şey var. Orada normalde işte. Mevlânâ’yla ilahi uluslarası bir şey yapmışlar. Orada uluslarası. Mevlânâ ııı tanıkma tanıkma gibi bir ııı şeyin başındaki kimseyle tanıştık.
Dedim kaç dile çevirdiniz? Dedi ki yeryüzündeki insanların konuştuğu günü ne kadar şu kadar dil var? Bu dilim dediler büyük ucumunu çevirdiler. Oradaki insanlar çevirdi. bunun. Kur’ân-ı. Kerim’iyle yarıştırmak istemiyorum. Ama. Kur’ân-ı. Kerim’in çevirilmesinden fazla. insanlar. Kur’ân’a değil. Hazreti. Mevlânâ’nın meslemesine yabancılar daha fazla düşkünler. Bunu sakın şöyle düşünmeyin. Ya. Kur’ân’ın düşkün değil de meslemi düşkünler. Bu şirk değil mi? Bu küfür değil mi? Bu yanlış değil mi? Diye. Böyle bir ucuz diye düşünmeyin. Ama orada o insanlar. Kur’ân’a bulacaklar. İnşallah. Buluyorlar zaten beş bin âyet tefsir etmiş. Hazreti. Mevlânâ meslemesinin içerisinden. Tesbid edilebilen. Tesbid edilebilen beş bin âyet var içinde.
4. Bölüm
Tefsir edilir. Altı binin üzerine hadîs-i şerif var. Mesleminin içerisinde şerh edilmiş. Altı binin üzerinden. Yaklaşık üç dört bin meseleye fetva alırmış, hık edilmiş. Mesleminin içerisinde. Altı ciddi bir hitap var. Ve meslemi oturulup yazılmış bir eser değil. Meslemi oturulup yazılmış bir eser değil. İlahi bir validatın örgü. Yani. Hazreti. Mevlânâ’ya ilham gelmiş, kalkmış, başlamış konuşmaya, etrafındaki talebeler başlamışlar yazmaya. Hazreti. Mevlânâ ııı rüya et dediği yok ki araştırmalarda bir tek on sekizlik ilk bey. az önce kardeşimiz. Beşno diye okudu ya dinle diye başlayan beyti oturup. Hazreti. Mevlânâ’nın yazdığı söyleniyor. Hatta onu yazmış bir gece sarının içerisine koymuş. Füsyet’in çerebi efendim bu bilgilerinizi, bu fikrinizi, bu düşüncenizi kaleme alsaydı deyince sarına.
İlk on sekiz. Beyton’a vermiş. Başlangıç olarak böyle söylenir. Böyle bir vaat ediliyor. Şimdi bu yazılmış bir eser değil. Bunu böyle ırkçılık olarak algılamayın, algılamayın. Bu. Türk toplumunun kendi içerisindeki bir enginli kendi içerisindeki meselelere bakışı, davranışı. o kimse yazılı bir eser olmaksızın bunu yazabilecek noktada. Mesela meşhurdur. Mepsut vardır, serahsinin ırkçılık yapıyormuş gibi algılamayın. Çok özür dilerim. insanların ırklarını sevmesi, kavimlerini sevmesi hırkıydır. Serahsitürttür. Serahsi zamanın padişahları hafse atar. Kuyunun içerisine. Kuyu kazdırır. onu der ki gel burada ııı bir anet işleri başkan o. O da olmaz. Olmayacağı kuyuya hapsettir. Kuyuya hapsettirince serahsi kuyudan on altı cilklik mepsutunu yazdırır.
Hıfsından. Bakın bunlar böyle tarihi vakalar. Siz ona aklı cilklik hıkılık yazdıracaksınız. Geçenlerde şimdi bir ilahe profesi var profeseli vardı. O çevirdi. Allâh olsun bir kardeş ııı almış bana gitti. Ben onu çok met ederim mepsutu. Anlamsana. onun. Türkçe çevirmişi çok harika bir eser. Anlamsana. Muhakkak ki inşallah elinize geçer sokmaya gayret edin. Biraz tabi azıcık tabirde gitmiş hep. Ama bu bu gelenekten gelmiş süzülme şeytan. Hazreti. Mevlânâ da mesnevi aynı geleneğin öğrencisi aynı geleneğin insanı hiçbir şeye kitaba bakmadan başlıyor yazdırmaya. Risaleler de aynı da beddu zaman sayıda nursal serterlerinde. Beddu zaman sayıda nursal serterlerinde risalelerini yazarken bir kitaba danışmıyor.
Ya financierde ka hadîs neydi? Financiyerde ka âyet neydi? Financı bu meseleyi nasıl bakmıştı? Böyle bir şey yok. Beddu zaman sayıda nursal serterde aynı geleneğin görünü. O da gelfimi başlıyor yazdırmaya. Veya kendisi yazmıyor ya başlıyor. Beddu zaman sayıda nursal serterinde kendisinin yazdığı azdır. Hep etrafında yazanlar vardır onun. Ha böyle yazıyorlar o söyledik yazıyorlar, söyledik yazıyorlar. Sonradan tastif ediliyor. Daha henüz daha buna da bir not düşeyim, bu mevzu kapatayım. Daha yayınlanmamış risaleler var. Bu işin bide bu tarafı var. beddu zaman sayıda nursal serterin hala da yayınlanmamış. Risaleleri var ve o risaleleri ellerinde tutan insanlar var. Niye göre yayınlıyorlar? O da ayrı bir mesela.
5. Bölüm
Işte. Hazreti. Mevlânâ’nın da mesnevisi böyle bir kalbi yazılan bir eser. Kalbi kalbine gelen ilhamla yazılmış. Kalbe gelen ilham neyse öyle görmüş. Hiçbir âyet hadîs bakmamış. Bakacak kitap yok çünkü. Niçin? Bütün kütübani şemsetliğini, tebrizli hazretleri o uzattı çünkü. şemsetliğini, tebrizli hazretleri, Hazreti. Mevlânâ bir fıkız alemi, onun o bir medres alemi, bugünkü manada rektör, onun kitaplar olan düşkününü görünce terbiye, tasbufi terbiye. Bir gün kütübaniye alıp komple havuzun içine at öyle. Atınca. Hazreti. Mevlânâ. Celalatürm. Hazreti. Üstadı. Şeyh’i şemşerden terbiye edebilir mi? Mümkün değil. Boynunu bükülüyor. Üzülüyor tabii içinden. Bana bakıyor öyle bir bakış ediyor konuş neyin derdin diye.
Efendim diyor. Babamın bana diyor hediye ettiği avarif ilma harif vardı. Ona üzüldüm diyor. Babam hediye etmişti. Ne olur kitapları üzülme, ona üzüldüm. Havuzun içine elini uzatıyor. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm diyor. Dört ceklik avarif ilma harif elinde bu müydü diyor. Kanıyor. Hazreti. Mevlânâ. tabii bir kek ahmet veylilerde sudur eder. Ve tabi onun hediye bir ötekiler. Hazreti. Mevlânâ’ya ve. Hazreti. Mevlânâ’nın bu eserler yazılırken. Elinde bir. Kur’ân-ı. Kerim tefsiri yok. Bir hadîs-i şerif, külliyatı yok. Bu kalbe gelen imhamla. Çünkü baktığınızda mesela bir kimse eğer ki kalbine gelen imhamla onu söylemiyorsa onu bir hadîs olarak belirtir. Ama hadisin cil numarası, sayın numarası ne bileyim yaprak numarası.
Hadîs numarası yoktur ve herkes ona der ki nerede geçiyor ki bu hadîs? Ve şimdi mesela bir âyet kerime dersin hangi âyet kerime? Konuşmacılar söyledi, söylüyor. Kur’ân-ı. Kerim 19 taksit 9 ayetinde der ki, 19 taksit 9. 19. surenin 9. ayeti. Vera 23’te 5. Böyle konuşulmuyor mu şimdi televizyon maddaki taksit maddaki? O kimse bunu söyleyecek. Bunu söylerken ilmini satacak. Bunu söylerken karşındaki kimse de, ha evet 19’un 9’unymuş bu diyecek. Bilmiyor hâlde kodam. O da bilmiyor. Ama o böyle büyük bir bilgiçlik de evet. O 19’un 9. ayeti. öyle söyleyecek. herkes birbirini bilgiçlikle şak şaklıyor. bu âyet kerime dediğinde o kimseye inanmayacak hiç kimse çünkü. İnanırlığını kaybetmiş bir ilim adama.
İnanırlığını kaybetmiş bir dindar. İnanırlığını kaybetmiş bir sûfî. İnanırlığını kaybetmiş bir düccar. İnanırlığını kaybetmiş bir aile reisi. İnanırlığını kaybetmiş ailenin hanımın. İnanırlığını kaybetmiş bir aile bile çocuk. inanırlığını kaybetmiş bir toplum. Komple. karşısındaki yavrumla alakalı bir âyet kerime olması lazım dedi. Nereden biliyorsun? Kal. Ya yanlış bilebiliyordum belki de falan. Veya da böyle bir hadîs şerif var. Sahip mi? Allâh. Allâh. Adam hadîs profesör sanki. Sahip mi deyince duruyor mu ya? Kaç hadîs kitabı kudunu diyorum. Kalıyor. Evinde bir hadîs kitabını söyle bana. Ses yok. Evinde bir hadîs gibi bir hadîs söyleyen bir şey söyle bana. Ses yok. Nereden sordun? Sahip mi diye.
6. Bölüm
Hangi bilgine dayanarak da o da bilgisiz. Televizyonda duydu ya. Sahip mi diye sordu ya. Tamam bitti. Sahil âyet-i kerime oku hadi bakalım. Okuyamadı ya. Ve okuyamayacak ya. Bitti sen bilgisizdir. hasretim evde ama böyle bir inançsız birbirine inanmayan toplumun içinde değil bu. Çünkü. Sûfî üstada iman etmiş. İnanmış. Üstadın sözüne de inanmış. Ve hasreti mevlana cevaret-i rumah hasretleri. herhangi bir âyet-i kerime’nin iki kelimesinin ardında onlar onun bir âyet olduğunu, bir meseleler dahi onun bir. Kur’ân’dan bir mesaj olduğunu, Kur’ân’dan bir nefes olduğunu öğrenip öğrenmemesi önemli. Hemen iman ediyorum. hasretim evde ama meslemesine bakarken veya meslemi okurken siz altında âyet numaraları görmeyeceksiniz.
Altında hadîs numaraları görmeyeceksiniz. Mesela enteresan bir hadîs-i şerif var. Siz. Allâh’la oturmak istiyorsanız. Allâh’la sohbet etmek istiyorsanız. Allâh dostlarının sofrasında, sohbetinde bulun. Şimdi bu hadîs-i şerifi birisi aramış bulamamış. Meslemde geçiyor. Ben de sohbetlerinde bunu anlatıyorum. Neyi çekmiş bana? Bu hadîs-i şerif yok. Sahihteyim. hasreti mevlana’nın meslemesinden de eksiklik buldum. Ben de neyi çektim ona? Elinde kaç tane hadîs gitti bu hadîs? Öyle. Kaldı. Benim bildim dedim, 33 adet, 33 ayda hadîs kürriyata var. Sen sadece buharayı biliyorsun, müslümü biliyorsun, temelciyi gibi maciyi biliyorsun. İmam. Ambeli. biliyorsun. Hakimi biliyorsun. Mesela. İmam. Azam’ın hadisçi olduğunu kim biliyor?
İmam. Şafi’nin hadisçi olduğunu kim biliyor? İmam. Muhammed’in hadisçi olduğunu kim biliyor? İmam. Muhammed’in aynı zamanda fıkıkçı olduğunu kim biliyor? İmam. Tirmiz’in aynı zamanda fıkıkçı olduğunu kim biliyor? Serh. Sin’in aynı zamanda hadisçi olduğunu kim biliyor? Şimdi insanlar böyle bir noktaya geldiler ki o inancısızlıklarına inanılmazlarını her yere seviyorlar. mesnevi böyle çok dolaşıyorum. Hakkımızda da benim. Mesnevi bu manada her an bize hayatın özünü aktaran bir kitabı. Diyeceksiniz ki sen bu noktada kendine yol seçmişim onu anlatırım. Evet. Bunda her gibi şeyim yok. Benim yolum tasavvur. Bu noktada ııı her hangi bir ya değilim filan noktasında değilim. Benim yolum tasavvur. Tasavvum içerisinde ben ııı.
Mevlânâ ve. Arabi ekolimde duran bir kimseyi. Ekolinin içerisinde büyüdüm. O ekolmanın tatlı geldi ilk başlangıcında. Ben başka ekolileri de okudum az bir şey. Içilerine girdim. Ama bu ekolbana tatlı geldi. Bu bu ekolbana lezzet verdi. belir zaman saydım. Rus. Hazretleri sözü vardı. Der ki herkesin benim yolum güzeldir demese hakkıdır. Ama sadece benim yolum hakkı demese hakkı değildir der. Benim yolum güzel. Bu benim hakkım. Bir başkası bu yolu güzel görmebilir. O da onun hakkı. Ama reel olarak şunu söyleyeyim size. Gençler muhakkak mesnevi okuyor. Bunu böyle mesnevi bezirganlı yapmak için söylemiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Dine sevgiyle bakma. Etrafınızda sevgiyle bakma. Ve etrafınızdaki olan olaylarının manasını görme.
7. Bölüm
Bir kimsenin kaşının kaldırmasından ne anladığımızı. Bir kimsenin en hareketlerinden ne çıkaracağımızı. Bir kimse hangi sözü hangi tonla söylerken o tonlamanın arkasındaki gerçeği o kimsenin ağlamasının arkasındaki manayı, gülmesinin arkasındaki manayı, hüzünün arkasındaki manayı, kahramın arkasındaki manayı, rüzgarın arkasındaki manayı, denizin dalgasının arkasındaki manayı, dağlarının yerinden oynamanın ne olduğunu manasını, güneşin dürgülüp katlarmasının manasını, kıyametin arkasındaki manayı algılamak ve anlamak istiyorsa muhakkak bir mesnevi ihtiyacımız var. Mesnevî anlamak istiyorsa mesneviyle can olmuş bir cana ihtiyaç var. Çünkü o mesnevinin bugünkü mesajını, o mesnevinin bugünkü bize anlattığı şeyin muhakkak ki bugünkü bilgiler, bugünkü manada, bugünkü anlamda anlacak bir cana ihtiyaç var.
Yalnız bunları bakarken istirhamım şu, dini, dindarlı, sufili, tasavvufu, İslamı, kendine maddi menfa, kendine siyasi menfa, kendine ekonomik menfa, kendine bir makam, binartede menfaat sağlıcak olan kimselerden dinemek. Din öğretecekseniz dini anlamaya çalışıyorsanız o kimsenin dini anlatmasından ve dindarlığından bir faydasının olmaması gerekir. Eğer bir kimse dinden ve dindarlığından bir fayda sağlıyorsa o yalancılır. O yüzden öyle bir yalancının da. Allâh muhafaza edesin. Yalancıdan da uzak durmak gerekir. mesneviyle alakalı. Oğul her dükkanın ayrı bir sanatı, ayrı bir kârı vardır. Mesnevi de yokluk dükkanıdır, oğul. Yokluk dükkanı. Kundura dükkanda güzel devirler bulunur. Herhangi bir tahta parçası görürsen bir ki kundura kalıbıdır.
Kumaş satanlardı kumaşlar ipetiler bulunur. Demir olsa arşın olarak vardır. Mesnevimiz vahdet dükkanıdır. Orası birden başka. Ne görürsen putdur. Halkı tızağa düşermek için putı övmeyin. Onlar ah ve yüce kuştardır. Sözlük gibi sahip. Şimdi. Hazreti. Melda’na mesnevisini vahdet dükkanı olarak nitelenmiş. Vahdet dükkanı birlik demek. Bunu komple birlik alem olarak algılamış. Ve birlik alem olarak anlatmış. Bu birliğin içerisinde kün der oğul emrinde şu anda kadar ve şu ondan sonra tekrar ona dönüşe kadar niye yaşanacaksa o mesnevinin içerisinde var. Ne yaşanacaksa. Şimdi öyle olacaksa o zaman biz mesneviye sadece bugünlük bakarız. Yağılık bakamayız. Veya mesneviye biz dünden bakarsak yine sınıfta kalırız.
O zaman biz mesneviye şu andan bakacağız. Ve biz bugün bu beyti üç saat sonra tekrar kuduğumuzda bu gazelin anlayışı bizde tekrar değişmesi lazım. Eğer bu gazelin anlayışı bizde tekrar değişmezsen biz körlerden olduk. Biz sağırlardan olduk. Biz onu algılayamadık. Biz onu anlayamadık. Mesnevi vahdenin bir yamacında biz vahdenin bir yamacında kaldık. Biz. Kur’ân’ı dünkü gibi anladıysak. Kur’ân bir amaçta kaldı. Biz bir amaçta kaldık. Eğer biz hıkıdık, hıkukik kuraldalı, dünkü gibi algıladıysak fıkık bir amaçta kaldı, biz bir amaçta kaldık. Eğer biz hadiş şerifleri manasına bakmadan dünkü gibi algıladıysak hadiş şerifler bir yerde kaldı, biz bir yerde kaldık. Dinimiz dünkü gibi baktıysak din bir yerde kaldı, biz bir yerde kaldık.
8. Bölüm
Bu size uçuk bir sohbetmiş gibi gelebilir. Ama. Kur’ân’ın. İslâm’ın özü bu. Kur’ân. İslâm kendisini her daim yenileyen bir. Müceddikler az önce sohbetin başlarında bir arkadaş sormuştu. Müceddikler dinin algılanmasını yenileyen kimse. Namaz aynı namaz. Olur mu? Aynı olur. Bunda değişiklik olmayacak. Bin dört yüz yıldan böyle aynı. Bin dört yüz yılda gelse yine aynı olacak. Namaz yine vakitler aynı olacak. Namazın rekadler aynı olacak yine. Namazın rükusu, secdesi aynı olacak. Namazın kıyamı aynı olacak. Namazın yönelişi, kabe doğru aynı olacak. Ama namazın manası değişik. Namazın manasını biz ne anlayacağız? Ve oruç aynı oruç ol. Yine insanlar ağızlarına hiçbir şey ip işmeyecekler. Yine vücutlarına hiçbir şey girmeyecek.
Ama oruçtan algıladığımız manada değişecek. O mananın alınanması lazım. Yoksa orucu sadece yememek, içim emek olarak mı algılacağız? O zaman oruçtaki manada değişecek. Veya da elhamdülillahirrahmanirrahim dediğimizde dükkün. Rabbül aleminle, bugünkü. Rabbül alemin arasında fark olması lazım. Dükkün. Rabbül aleminle, bugünkü. Rabbül alemin arasında bir fark oluşmuyorsa biz de biz geride kaldık. Biz kendimiz yenilemedik. Biz kendimizi tazeleyemedik. O o ey iman edenler. Siz iman edin zahide kendisi bizim üzerimizde tecelli etmedik. Bizim yeniden imana ihtiyacımız var. Yeniden imanın yenilenmesini ihtiyacı var. meslemin buradaki durduğu nokta imanın her an yeniden yenilermesi noktası. Yoksa. Kur’ân’ın üstünde değil.
Yoksa. Hazreti. Mevlânâ. Hazırlarının gösterdiği gibi. Hazreti. Peygamber’den üstün bir kimsedeyim veya mevlevi kültürü bazılarının göstermek istediği gibi ne bileyim peygamber ve asabının kültüründen üstün bir kültür değil veya. Hazreti. Mevlânâ’ya duyulan muhabbet sevgi, Hazreti. Resûlullâh, Samulullah ve. Selam hazretlerini duyulan sevgiden muhabbetten üstün değil. Böyle algılarmasın. Veya da. Hazreti. Mevlânâ’nın insan sevgisi. Allâh sevgisinden üstün değil. Hazreti. Mevlânâ’nın insana bakışı. Allâh’la eş der değil. biz. Hazreti. Mevlânâ’ya bakarken bazıları gibi yarı insan tanrı noktasında görme noktası değil bu nokta. Veya bazıların göstermek istediği gibi işine gelmeyenler bütün dinleri üzerinde bütün dinlerin üzerinde yeni bir olduğu yeni bir oluşum değil.
Veya da yukarı mezap adam ya da. İsmailiye’nin içerisinden vahfinli, vahfinirliğinin içerisinden çıkma, deistlerin inancı gibi bir. Hazreti. Mevlânâ deist bir kimse değil. O zaman ne? Hazreti. Mevlânâ kendisinin ne oğlunu kendisi ibaret etmiş. Ben. Muhammed. Muhtar’ın yolundayım diyor. Ey oğlum. Allâh’a gazemedik, Allâh’a. Mustafa’ya onu peşinden git. O zaman bize yol çiziyor. Bizim içe bulduğumuz yol. Kur’ân ve. Sünnet. Hazreti. Mevlânâ’nın yolu. Kur’ân ve. Sünnet. Bu nasıl algı çizilecek bir şey? Kur’ân ve. Sünnet başka bir şey yok. Dikkat edin. Ve hadislerinde. Peygamber, samimler ve selamat eter bize diyor ki size kişiyi bıraktım. Kim ona sın sıkı sarılırsa o satılmaz. Bu. Kur’ân ve benim.
9. Bölüm
Sünnet. Hazreti. Mevlânâ diyor ki ben. Kur’ân’ın kuluyum. Muhammed’in. Mustafa’nın yolunu tozuyum. Bunun dışında bir söz söyleyenden de o sözler de veriyor. O zaman. Hazreti. Mevlânâ dediğimizde. Kur’ân’a tabi olan. Allâh’a iman etmiş, Kur’ân’a tabi olmuş. Ve. Hazreti. Muhammed. Mustafa’nın. Peygamber olarak görmüş ve geçmiş. Peygamberleri de görmüş iman etmiş ve o. Peygamberin yolundan giden bir veli. Başka bir şey değil. Bunun üzerine başka bir şey konuşurursa. Hazreti. Mevlânâ bunun dışında. O zaman. Hazreti. Mevlânâ gibi ahlarken birinci derecede bunun başımıza koyacağız. Allâh bize onlardan eylesin inşallah. Küçük küçük böyle sözleri var. Hakkınızı helal edin. Onlardan biri ki şey söylerken sizin sorularınız varsa onları da alalım.
Allâh’a aile yücelik güneş. Hatta gördüğü gibi onun nurunun emrindedir. Bakın. Hazreti. Mevlânâ aşkı bize anlatır halkı olan ahşıklığı anlatmıyor. Diyor ki aşk ama şunu unutmayın. Gölgeyi takip ederseniz güneşi bulursunuz. Gölge varsa güneşin var olana işaretler. Gölge yoksa bir yerde orada güneşin eseri yoktur. O zaman gölge güneşin varlığına işaretler. O zaman insan sevgisi. Allâh sevgisinin varlığına işaretler. Eğer bir kimse bir insana değer veriyorsa o zaman o kimsede. Allâh sevgisi vardır. Eğer insana değer vermiyorsa o kimsede. Allâh sevgisi yoktur. O zaman gölgeye olan muhabbet olacak ki güneşi olan muhabbetin tecelliyatı olsun. Eğer güneşe muhabbet varsa gölgeye olan muhabbet olacak ama.
Hazreti. Mevlânâ. Buradaki aşkı bakışı şehvet değil. Şehvet aşk olsaydı eşekten aşkın padişahı olurdu da. O zaman bugünkü maddeci dünyanın içerisindeki içinde yaşayan insanlar şehvetlerini aşk zannetmesinden. O zaman şehvet belirlidir, nefisten gölge aleme aittir, gölge aleme aittir, helal dairede olduğu müddetçe ibadet hükmündedir. Ama helal dairede olmazsa o haramdır. O zaman bizim aşk, Hazreti. Mevla’nın ve aşk dediğimizde. Hazreti. Mevla’nın aşkından algılacağımız şey. Allâh aşkı. Başka bir şey değil. Akıl ümitsizlik yoluna gider mi hiç? Aşk lazım ki o tarafa koşsun. Akıl ümitsiz bir vakaya gitmez. Akıl menfaate bakar. Akıl ondan alacağına bakar. Anladacağına bakar. Onların eliyle ne toplayacak?
Ona bakar. Toplayacak ona bakar. Burada menfaatın varsa gürültü. Burada menfaatı yoksa yürüme. Buradaki. İbrahim ateşteken sen kendini ateş atma. Yanarsın. Ama aşık olan sarı ateşi görmez. İbrahim’i durur. Atar kendini ateşin içerisine. O zaman akıl gözlüğü bizde ateşi gösterir. İbrahim’i göstermez. Aşık aşk gözlüyse bize ateşi göstermez. Bize. İbrahim’i gösterir. O zaman biz. İbrahim’e mi aşık olacağız? Yoksa. İbrahim’in etrafında dolaşan ateşi görür. Ateşten de korkacağız. İbrahim’i aşıksan o zaman sadece aşık olduğunu görürsün. Sevent sevdiğini görür. Sevent sevdiğinden başka bir şey görüyorsa o kimse yavaş yavaş. Sevinir. O zaman seviyorsan sadece sevdiğini görürsün. Başka bir şey görmezsin.
10. Bölüm
Sevent varlığında. Hadîs-i şerif mucibince kör oldu. Kör. O zaman sarı ateşe gördü. Sarı ateşe kör olduğu için. İbrahim’e koştu. Eğer sen. İbrahim’e körsen ateşten geri duracaksın. Dizyeceksin ki ateş var. Cız yanar. O zaman aşık. İbrahim’i görmekte. O zaman aşık. Muhammed’i. Mustafa’yı gör. O zaman aşık. O zaman aşık. Allâh’a aşık. O zaman aşık. O aşka doğru yürüyen aşıkları görmekte. hasreti mevlana da diyor ki akıl bir menfaatı var senden. Menfaatsiz olan bir şeye ancak aşıklık gider. Hiçbir şeye aldırmayan aşıkdır. Akıl değil. Aşk hiçbir şey aldırmıyorsa aşıklar aşkın sıfatıyla sıfatlananlardır. Onlar da hiçbir şey aldırmazlar. Eğer bir şeyi seviyorsa o kimse onun için sevdiği şey vardır.
Başka hiçbir şey yoktur. Seviyorsa sevmiyorsa onun gözünde çok şey vardır. Eğer çok şey varsa hiçbir şeyi sevmiyorsunuz. Ama bir şey varsa o bir şeyi seviyordur. Sevmek biri sevmektir. Ikiyi de üçü değil, görmü değil, beşi değil. Ya bir kimse biri seviyordur ya da o kimse sevmiyordur. Anadı. Şerifte. Peygamber salulları ve selamadatı dedi ya. Allâh diyor bir kimse de bir gönül yarattı. Hasreti mevlana mesnevisine der ki ey ahma sende bir gönül var. Iki o. Sende bir gönül var. O zaman sende bir gönül var ise sen bir şeyi seversin. O zaman diyorken o. Sen madem ki sende bir gönül var, sen o zaman diyorum. O sultanı, nar sultanını sev. O Hazreti mevlana mı? Aşktan anladı o. Aşk yılmaz. Devam ediyor.
Canını sakınmaz. Aşk yılmaz. aşık yılmaz. Aşık canını da sakınmaz. Utanma nedir bilmez. Burada bu utamla nedir bilmezden kasıt şimdi kendi kendisine bir kimse diyor ki birisi dışarıda çok affedersiniz kadın erkek utanmadılar, öpüştüler, aşkılarını israr ettiler. Burası utanmadan kasıt ayeti kelime de mi vuruyor? onlar imanlarından dolayı kınanmaktan korkmazlar. İmanlarını sergilemekten utanmazlar. O kimse namazından utanmaz. O kimse orucundan utanmaz. O kimse zikrinden utanmaz. O kimse. Allâh dostunu sevdiyse sevgisinden utanmaz. O kimse doğru yolda ister doğru yolda gitmesinde utanmaz. O yolunun sahibidir. Yolundan dolayı kınanmaktan çekinmez. Yolundan dolayı kınanmaktan çekinmez. On iki evliden önce biz benim okulda, benim okuduğumluyse de ülkücüğüm demek zordu.
Doğulmak vardı. Okuldan sürülmek vardı. İlk toplantıda ben liseyki deyken başkan seçti der beni. Ben birbirine de bir arkadaşımız yaptım. Sen başkan ol. Bildi okul benim öyle olduğumu. İki sıramım başkan geci dağım. Geldi birisi bir omuz oldu bana ilk önce. Ben. İzmir. Bayindalıyımcısı da biraz böyle kanımız kaynıyor. Onun omuz kuruşunu sebebini biliyorum ben. Bama gibi, bama gibi indirdim ben onu aşağı. Bir duygu okulda. Bayindalıyımcısı dövmüş diye bir hafta sonu okulun önünde beni bir dövdüler koptu. İki yol var. Ya susacaksın daha önceleri susmuşlar böyle gizlemişler kendilerini. Dermekte toplantı yapıyoruz. Otuz beş kırk kişi var. Okulda kimse yok. Yok. Bu benim harcım değil. Mustafa. Özba.
11. Bölüm
Bu benim senin harcım değilse. Ben önüme gönlüm dövmeye başladım. Bütün herkesi öğrenmek üzüldüm. Tire duydum. Neseki sesim yokudur be. Içinde bulunduğun yolun kınanmaklığından korkmamak. Ben dermiş oldum sonra. Neymiş evine akıllı. Efendi. Hazretlerine bağlandım. Aynı şey orada da var. Şeyh. Efendi yolda giderken yanında hiç kimse yürümüyor. Onunla beraber bulunmaktan utanıyorlar, kınanmaktan korkuyorlar. Ben tek başıma onun yanında bir gün bana dedi. Mustafa. Efendi olun dedi senin hakkında laf yaparlar dedi. Yapılmamış laf kalmadı ki bana dedim. Bir tane daha eklenecek başka bir şey olmayacak. İnanmak, inandığından dolayı kınanmaktan korkmamak. Buradaki normalde utanma nedir bilmez dedi o.
Bir kimse inandığının, inandığının, inandığı doğruysa yüzünde, gözünde, kulağımda, dudağımda, elinde ayağında, vücudunda, kalbimde, saçında, sakalında onu sergileyebilmeli. Aşıksa dilinde aşkın vardır. Ve onu anlatmakta utanmazsın. Seviyorsan gözünde sevgili vardır. Ve gözündeki sevgiliyi tarif etmekten utanmazsın. Kalbinde bir sevgili vardır. Kalbindeki sevgili anlatmakta ve kalbindeki sevgiliyi aykırmaktan utanmazsın. Ben bir şey gizli keşfede kenarda yaşayamadım hiç. Böyle bir şey benim harfim değil. Ben seviyorsam seviyorum ulan değil vallahi. Seviyorsam ağlamalıyım. Gözleşimi saklamaktan, gözleşimi saklayacağım ne? Bir derdim yok. Derdin varsa sevdadan yana saklayacak bir halim yok. O zaman.
Hazreti. Mevlânâ’nın buradaki aşırı utanmaz utanmamazlığı çok affedersiniz. Arsızlık değil. Ağrışının burada utanmamazlığı edetsizlik değil. Ağrışının burada utanmamazlığı bize batıdan gelmiş bir kültür olan yanlış olan sokaklarda öpüşüp sevişmek değil. Hayır bu değil. Buradaki utanmamazlık aşığı ilahi aşka olan muhabbetini ve sevdasını sergilemesi. O kimse namaz kılıyor. Gider namazını. yıkılsın ortalık yıkılsın. Bayındır orman orman bölge müdürlerinde bayındır orman işletme müziğinde namaz kılıyor. Namaz kılacak yer yok. O da dağıtıyor. Sevdade’yi namaz kılıyor. Tak müdür açmış bugün. Bak müşbet namaz kılıyor. Birisi bekliyor orada. Namaz değil mi abi? Ben namazı bitirdim. Esselamun aleyküm ve rahmetullah.
Esselamun aleyküm ve rahmetullah. Biz de dedi ne yapıyorsun sen burada dedi? Ne gördün dedi? Namaz kılıyor. Ne sordun o zaman müdür beydir? Burada namaz kılın dedi. Nerede istiyorsanız orada kılayım dedi. Burada namaz kılın dedi. Nerede istiyorsanız orada kılayım dedi. Git camide kılın. Peki müdür beydir. Ertuğrul. Sügün ikinci namazı tırtırtırtır gidiyor. Dairem önünden parkın içinden karşıya cami gidiyor. Camide git kıl dedi. O da ciye çağırmış gel buraya. Nereye gidiyor? Namazı gidiyor demiş. Demişler ne anasıyar demiş. Bana dedi ki demiş müdür beydir beni görecek şimdi dışarı çıktığımda soracaksan nereye gidiyorsun diye. De ki ben adamı dedim ki de ki dün odada namaz kılarken siz onu görmüşsünüz.
12. Bölüm
Git camide kıl demiş dedin. Camide’yi gidiyor demiş. Bana böyle öyle dediymiş. Müdür demiş ki ya bundan bir de aldınız yolunmasın dedim. Ben namazı kıldım geldim. Beni çağırttı şimdi. Nereye gittin dedi? Namaza dedim. Nasıl yani? Dün öde demek yüzünden. sen bu namazı kılacaksın öyle bir dedi. Öyle dedim müdür beydir. Ben bu namaza kılacağım. Bastız ile karşından bir orman bölge ııı işletme şefine çağırdı. Dedi keresde bulun alt tarafı gibi mescid yapın. Bana namazın alt tarafı mescid pek ısındır. Tahtadan bir mescid çevirdiler. Önce bir kişilik iki kişilik kadar başladı şimdi dair eden bir tane katil vardı. Onun annesi annemle arkadaş babası dövdü. Kadir abi sen de öleceksin dedi. Öleceksin ne yapacaksın?
Namaz dedim namaz. Tamam efe başlayayım ya dedi. Bu da başladı. Arnaviden ağır bu vardı. Bilal uzun boylu babayı birisi. Bilal abi. İsminle müsamma ol. İsminle. Tecih eylesin. Ya namaz sanatör. Sen dedim nasıl. Türk melsin ya? Dair şimdi var. Kaldır var. Olduk üç kişi. Ardından bir kişi daha oldu. Dört kişi. Yetmiyor ya. Şimdi bu sefer o tatitler var. Bunlar da keresde var. Bizim mescid büyüdür aşağıda. Utanma inancını yaşamaktan. Bu da utanmaktan arkası bu. Değirmen taşının altına gitmiş gibi belalara uğra sabreder. Aşık aşkından dolayı değirmen taşının altında girmiş gibi belalara düşer. Sabreder. Öyle pek yüzlüdür ki hiç arkasını dönmez. Bir fayda elde etmek ümidini öldürmüştür içinde. Aşık artık geri dönmez.
Bir fayda bir menfaat ümit etmeyi de içinde öldürmüştür. Şimdi sonlarınızı alabiliriz. Burcu. Utanmak diyorsun. Ne diyor? orada o kaset oldu. Ama mesela bu seferin ben şu şeyi çağırdım taşıdaki inancı inacından getirdik taşkınlıktan. Aslında bir anlarımda falan havaya kal. Onun taşkınlığa dönmesinden utanmamak hızı yok havadaki. Ona var. Evet. normalde o aşkın insanda getirdiği bir coşkunduk vardı. Aşkın insana getirdiği bir heyecan vardı. Onu da onu sevgiler ağaç. Çünkü bu sözlerine söylendiği zaman deyince yaşayarak uygulan bir dönem. Evet. Oradaki mutanma aslında hepsinin üstündeki evet diğer insanlardan da fazladan olan bir şey değil. Aşıklığını bile getirmen. Evet. Aşıklığını bile getirmen.
Aşıklığını yaşamak. Herkes o zaman beş vakit namaz kılıyor. Beyaz şey ııı. İbrahim. Eten. Hazretleri kaç yolculuğuna çıktığında her adımda iki vakit namaz kılıyor. aşıkları aşık hıtlarını serpilemekten utanmaması. Bu utanmaktan kasıt. Teşekkürler. Ne olmak istiyorum. eğer deliğin yenilemezsek, yeni yolu var getirmezsek, geri kalabiliriz. Doktasında durdum. Eee benim şimdi önceden de düşündüğüm bir fikrim var. buluşlu olmak istiyorum. Eğer gerçekten. İslâm dinini yenilenek yerini gerçekten o noktada getirseydik, davada olarak olmaz mıydı? Çünkü şöyle buna kasıt şöyle bir iddia var. ben kendim içinde bunu çözenedim ama kıyametekini de örnek vermek istiyorum. Yani. İslâm’ın verdiği ölçüler de devam etseydik.
13. Bölüm
Şimdiki gibi ama o ölçülere aşmış olmayacaktı. gerçekten dünyada. İslâm’ı doğru bir şekilde anlatmış olacaktı. Şimdi ama yenilik diyerek evet pantolon giyilir. Üstüne tünip giyilir. Evet sadece başını kapatıramam modern bir kapalı olur diye diyoruz. Ama gerçekten bozulmadan gelseydi daha doğru bir tanım olmayacak mıydı? Daha gerçekten bizde müslümanız dilimizde değil de gerçekten uymayacak mıydık şartlara. Burada yenilemeye baktığımız açıyla alakalı. Mesela biz eğer yenilemeyi şekilsel olarak bakacak olursa o zaman sizin dediğinizi belki de katılabiliriz. Ama mesela tesettürlerine afa çıktı ya, tesettürün. İslâm’daki ölçüsü şudur. Bir kadının tesettürü, hanifiye göre söylüyor. Yüzlü bu komple elleri bileklerinden aşağı, ayak bileklerinden aşağı, yeni kalanı, neyi, nasıl örtmesi önemli değil.
Buradaki bizde var olan şey dine bölgesel bakmaktan kaynaklanıyor. Veya dine bakarken örfe göre bakmaktan kaynaklanıyor. Eğer kuran ve sünnete göre bakarsak o zaman tesettürle alakalı meseleyi bir çırpıda bitirmiş olacağız. Bu ne? Bir kadının tesettürü, yüzü, elleri ve ayaklarının haricinde neyle örtesi olsun. Devam ediyorum. Ikinci şart ne? İçin görülmeyecek. Üçüncü şart ne? Vücutapların belli olmayacak. Bunu bakın üç tane şartı var. Bunu yerine getirdi. Kim ne giyirse giysin. Bitti. Bak kim ne giyirse giysin. Karadeniz olanız var mı içinizde? Evet. Karadeniz’e gittiniz de siz karadenizi bir kadının peştamanını çıkartamazsınız. Biz şimdi. Karadeniz’e peştamanın altına büyük şarlar gibi doğumluyum bizim oranın tabiriyle.
Geymiş bir kadının. Siz biz şimdi serkesetürsünüz diyebilir miyiz? Hali. bakın burada. İslâm’ın eğer ki biz. Kur’ân ve sünnet noktasından bakarsak ve bunun eğer ki yöresel bir gözükle değil veya da ne bileyim örfü bir gözükle bakmazsa sıkıntı alıyor. benim. İslâm’ın her an yenilemekten yenilemek adına durduğun nokta bu. kaydeleri bozmak değil. Veya da. İslâm’ın özünü bozmak değil. Buradaki anlayışı ortaya bırakıyorlar. bu anlayış ne? Işte. Birilerinin bir örfü var. Benim annemi beş peştaman dedikleri bak. Beş peştaman olmuş beş peştaman. Yanda unbildiğiniz, karadenizlerinin daha farklı bir ege de yiyemem hala da. Eski bir peştamanları var. Üzerlerinde bir karar ortada vardı. Adin emredesinde okumaya başlayınca kız istemeye gideceğimiz zaman alınır, alınır bir dakika annem al kaldı.
Zorla kadıncağız onu giydikten utanır, kız aldı, bozuldı dedim ya anne normal bu tesettürü aykırı bir şey değil. Şimdi o kadının kültürü o. Ama biz o meseleye bakarken eğer ki biz kadının tesettürünü çok tartışma konuşuyor şimdi. Yüzü, elleri, ayakları, meydandan tamam. Ha birisi öpüyormuş, öpsün beni ilgilendirmez de dinin hukuk açısından söylüyorum. Içim benimle gücün tatlı benimle ilgilendirmiyor. Ne giydiğim, neyle öpündü de beni ilgilendirmiyor. Tutturdular şimdi bu pantolon tartışması pantolon diğerler alanın lanetini olacak. Yok meleklerin lanetini olacak. Ya kim kime lanet ediyor ya? Ya yapmayalım. Bir kimse normalde maltosunun altına pantolon yemiş tesettüre daha uygun. Benceze. Neden?
14. Bölüm
Hasta oldu. Trafik kazası geçirdi. Araba devrildi. Bayıldı. Buz da düştü. Yağmur da düştü kadın. Seyahatte çıktı. Otobüsle gidiyor kadın. Bizim seyahatlarımız katliam gibi otuz önü veriyoruz. Buradan burada ikinci kadının kazından ikiye ben sana durum yok mu? Bu insanın hiç niyetiyle alakalıdır. Ya bir kimse saçlarını tarak et bir erkek. Moğol ben kadınlar gibi taradın dedin de bence de. Niye daha alakalı? Toplumun oluşmuş bir öfke aleti yok. Mesela erkekler pantolon yem, mayanlar yediği giyerdi. O böyle. Bizim yaşadığımız toplumda böyle bir gelenek yok. Asım yaşadığımız toplumda var. Içinin yaşadığı yerde vardır. Benim yaşadığım yerde yok. Bakın burada gelenek ve öf giriyor. Biz gelenek ve öf açısından bakarsak gelenek ve öf açısından, dine baktığımız da o zaman duruyor.
Biz burada o da bakacağımıza biz gelen kaydediler üzerine bakalım. O işin manasına bakalım. Ya şimdi burada kardeş kendisini küpeli vermiş olarak nitemendiriyor. Ben açık onu utandırmak için söylemiyorum. Şimdi onun küpeyi takmaktaki niyetine. Biz onun niyetine kadar ona hükmetlendi. Hükmetlendi. Zaza. Biz onun ben onun niyetini bilmiyor muyum ki? Bir iki bir erkeğin saçlarını tarayişin niyetini bilmiyor muyum ki ben? Niyetini bilmedin bir şey üzerine hükmetmeyeceğim. Veya bir bayan pantolonu giydi niyetini bilmiyor muyum ki ben? Onun niyeti tesettürse nasıl davet edeceğim? Niyeti ama bir kadın normal bir ayakkabı giyer. Bayan ayakkabısı yürüyordur. Küğüt diye içinden der ki erkekler gibi yürüyorum.
Damete uğradı mı? Uğradı. Bir erkek düşük. Içine şimdi işçamaşırı fani olarak yiyor. Ben resmimde fani. Şimdi likralı fani olarak yiyorlar erkekler. Bedelini sıkıyor. Desek ki kadınlar gibi giydir. Içinden. Dışarı adam. Buradaki niyet önemli. O zaman işin manası önemli. Bursa’da gidiyor. Çocuğun ayakkabıları hep anlatıyorum onu. belki de benim gibi kırk kırk bir giyiyor. Ayakkabı böyle vikinglerin gerisi gibi. Arkadan böyle arkadan baktığında tartan zanneder. Önden bak. Hızlı yürüdüm. Önüne geçtim baktım. Çocuk normal bir erkek. Çektim. Eee dedim. Kardeşi geldi. Bir dakika sana bir şey söyleyeyim. Bikramlarım doluyum. Arabiyat. Hanımsızları. Bikramlarım geldi bu şimdi. Dedim bir hafizim yok.
Neden böyle giyindi? Böyle badibiyi çeyken yükü üzerinde sıkıyor. Pantolon böyle düşüyor. Onun hangi taktın gibi ya? Dedim bir de babanın müzik kurban kesti senin için oğlum oğlum diye. Yahu şimdi bu insanın kendi içmeye değil artık. Biz o hadîs şerifimiz zahirine göre bakarsak bazıların dediği gibi bütün pantolon giyen kadınları. Allâh’ın larnetine post alacağız. Yapma yani. Bazı çevirlerde de ama bunlar yükseğimle oruçluyorlar. Kadınların dinet yerlerini kapatması gerekiyor. dinetlerimiz, dinet rengi göstermesin. Dinet yerleri kapatması gerekiyor. Zımaram sayıyor. yüzde gerçek tariflerimiz güvenip kapatmak gerek yok. Yüz bütün. İstanbul. Kırkçılarının toplamda bir nokta var tabii. Yüz bu noktada bundan müstesnadır.
15. Bölüm
Ama bir erkek eşine bunu rica edemiyordur. Rica edemiyordur. Elbette mi? Rica edemiyordur. Buyurun. Buradan bir yer gelmesini, zaten ben bir yer gelmesini muhattis etmek göstereyim. neyin ve semazeleri daha sonra mevliye eklediğini ben bunun. İstanbul ölçüsünde olmadığını söylüyorlar. Bu konuda bir açıklama güzel oluyor. Hazreti. Resûlullâh, salunları mesela müddetleri, Hazreti. Ayşe madde bir insanın nikabından dönerken der ki. Ya. Ayşe, orada dek vurduğunuz mu? Hayır. Ya. Resûlullâh, nikah olmadığı, nikahınız dek vururlarla ilan ederizler. Şimdi başka bir hadislerde de dersiz nikah olmaz der. Başka bir hadislerde de bedir asabından iki kişi bir cariye şarkı söyletecekler, dek vururlar. Başka bir sahâbe gelir, siz ne yapıyorsunuz der?
Onlar da derler ki biz. Resûlullâh, salunları ve selam hazretlerinden bunun izni aldık, ister bizimle otur dinle ister gider. Şimdi bunu biraz böyle bir parantezatçı kusura bakmayın, bu böyle musikiye karşı. İslâm’ı çatıştırmaktır, bu yanlış bir şey. Şuradan o zaman rüzgarın sesini dinlemeyeceğiz, o zaman ukuşların civutusunu dinlemeyeceğiz, o zaman hayatın sesini dinlemeyeceğiz. Yok, hayır bu değil, ama şunu inanıyorum, insanların heva ve helvesini ayağa kaldıran, şeytani ve nefsani duygularını yükselten musikiye veya sözlere seninle fikir. Hayır dedi, normalde bunu böyle bu noktadan bakarsak çok yanlışa düşeriz. O zaman bir de bu yanlışlığımızı. Hazreti. Resûlullâh, salunları ve selam hazretleri ortak ederiz ki küfürle düşeriz.
Buradan birisinin sorusu vardı, benim kim dediydi hocam diye? Hocam bu tesiz nikah olmaz, ne dedi ya? Ne yapacağım acaba daha duyulmak için mi? Nikahı duyulmak için, evet. Yoksa eğlenci? Eğlenci de bak, evet. Evet evet, eğlenci var, İslâm’da eğlenci yok diye bir kaide yok. İslâm’da eğlenilecek yerler var. Bir. Ramazan var ya, iki. Kurban var ya, üç nikah. dini böyle belki de hiç algılamadınız, böyle bakmadınız hiç. Müslüman eğlenmez diye bir kaide yok. Müslüman coşkulu insanlar. Mümin coşkulu insanlar. O yüzden bu noktada eğlenmeyle alakalı bir program yok. Hocam, şimdi. Mesnevî’ye gidiyor olarak müsaade edelim ha, bir de. İslâm’a yiyelim yazısı var. O aslı ticareti. Bu müzolar işin her zaman, şimdi bu dönem hangi kitapçının önünden geçtiniz?
Ama birkaç yılda oldu bu. Tarihi cahilsin. Mesnevî kitabına çarpıyoruz. Tarihi de her yayın elinin, her şey firmanın kendi kaynakları var. Kapasına göre bulmuş olabilir, çalmış olabilir, çalma çok fazla. Her ne kadar teliften bahsetsene. Böyle bir şey yok. Geri pesminin gerçeğini. Çatalar çok, azını vermeyeceğim, özellikle şu sonlarından da çok fazla öpülene çıkmış. Birçok yayın evi, ben yaklaşık 10 yıl önce yayın piyasasındayken, Cahil. Oğuz’da, daha varken. Cahil. Oğuz’daydı. Bildiğimiz ağır orsancılar geliyor, dediğimiz adamlar. Şimdi çok ona saygın yayın yeri sayıkları. Şimdi sizin önüne gideceğiniz, ben tam olarak da bütün. Mesnevî’leri, yayın evleriyle de bağım koptu, hangisi daha iyidir, bir araştırma şansım yok. şu çevir iyidir.
16. Bölüm
Şu yayın evi iyidir diye öneniz var mı? Onu öğrenmek istiyor. Hatta bu arada sizin haplıda, ilk yapılı bir görüştüğünüz bir abim var benim. F-i mafi mi getirmiyor görürseniz söyleyeyim ben önce görüşeceğim. Getirsin kitabımı. Kim? Mehmet, Sakarya’da, karayolarımdan. Birkaç defa cumartı görüşmüşsünüz. Ben önce görürsünüz muhtemelen getirsin kitabımı. Tamam. Mesne ile önerirseniz yazarlar mı? Şimdi mi? Gerçi çevirmen. Şimdi mesne mi ile alakalı sizin denir misiniz ki? O kadar çok çevirir var ki. Benim şimdi ilk okuduğum. Hatır. Parkı. Gökdünal’ın hem şerhisi vardı. Ben onu okumuştum. Ben hala da ona arışın alın olduğu için bir şeylere bakacaksam oradan bakıyorum. Ben de. Tahir. Mehmet’in şerhidi de var.
Ama mesnevi böyle mesela hiç okumayanlar için direkt böyle mesnevi okumalarına tavsiye etmem. O yüzden mesnevi okumaktansa mesela işte. Gökdünal’ın şerhisi 3. kalbinde şimdi o. O aslında öyle değil ama 3 kocamanın içindeydi onu adapte etmişti. Kısa atmadan onu alıp okuyabilirsiniz örnek. o belki de şimdi. Cumhuriyetin ilk dönemlerini yazılmış bir şerh o. Ama. Gökdünal’ın böyle mesnevi tedesi kadar bu noktada iyi bir kimse. O yüzden o okunabilir şerh misiydi. Aslında. Ankaraveni’nin şerhini çevirirlerse harika olacak. Ama. Ankaraveni’nin şerhini daha çevirirler. Bir şey, iki sene önce galiba. Ben buraya gelmiş şahsım olmuştur bir kere daha sonra kısmına tutunmadı. İnşallah sonra geleceğim görüşürüz yine.
Sayın var, iki sene önce yanlış hatırlamıyorsam. Şeho. Aruz’la belediyeler birlikte onların bir desteğiyle. Spor. Salonu’nunla. Bursa’da çok güzel bir semer gösterisi dahil ve sohbetler bir müzik. Çok güzel bir program yapılmış. Ben kısmet olmadı gelemedim. Bu sefer olacak mı oldu? Oldu. Sen eğlen. Biz her yıl onu muhtap bir şekilde. Şeho. Aruz’u kapılı. Spor. Salonu’da yapıyoruz. Bu sene dahil o yedisinde oldu. Herhalde bir dakikayın cumartesiye denk gelmiyor galiba işte. Yine cumartesiye denk gelecek on sekizi ve on dokuzu denk gelecek galiba tam olarak bilmiyorum. O yine önümüzdeki sene. Allâh izin verir. İnşallah olacak. Bu sene. Cumartesi’ni. İzmit’te yaptık. Kapalı. Spor. Salonu’nda, Cumartesi’ni.
Bursa’da yaptık. Yine. Kapalı. Spor. Salonu’nda. Pazar ve. Gelibolum evliya hanesinde yaptık. Şeho. Aruz programından sonra üç tane büyük program yaptık. Kosova’da yaptık. Geçen hafta. Kosova’da yaptık. Üç bir darba yaptık. Geçen hafta. O devam ediyor. Başka sorunsa olmaz. Sen vazdenen razı olma. Hazırlar ne var orada? Hazırlar ne var orada? Buyurun. Durmaklarda sen seve bak. Duyamıyorum. Şimdi içerisinde siyaset var çünkü. Bu vahabilikle başlattı. sulda aramıştık. büyük çoğunluğu böyle genç kesilir. İslâm’la yenik alıştırıyor. Sanki bütün hepsini ben bilirim. Ben anlayabilirim. bu vahabi kültürüyle konuşmuş oldu. o vahabi kültüründen etkilenler, hadisleri. Bizim böyle. Şiha’dan saydığımız. Mehmet.
17. Bölüm
Işer’imi, bizim. Şiha’dan saydığımız bir. Yûnus. İlahi’sini. Bunları böyle dinden değilmiş gibi red ediyorlar. bunlar böyle biraz böyle işin içerisinde siyaset var. Yani. Osmanlı’nın algıladığı din anlayışından. Osmanlı’nın tesiri altındaki yerlerdeki insanların bundan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Osmanlı yeniden vücut vuracak. Korkuları mı olur? Yani. Biz de çok daha iyi yerliler başlıyor bu işler. işte radikal insan şu an 30-10 yıl bu şavası bir şey değiştiriyor. Evet. 8 yıl önce gidiyor. zamanlarda bir öğrenci en üstünün en üniversitesi olmak için beş yılına harcadığı halde âlim olmak için üç ay yeterli oluyor bir yani. Üç ay çok. Çok evet. bilgisayardan bir programı yükledim mi yetiyor? Var ya âlim programı?
Acı bir şey bu. Mesela biz şimdi böyle rahat konuşuyoruz değil mi? Bir sıkıntı yok. Biz de on iki evliden sonra toplanıyoruz arkadaşlarla zikir yapıyoruz. Hadîs okuyoruz. Basılıyoruz. Alışkımız hepiz karakola. Gül dürgül dürgül götürüyorlar bize. Biz öyle o zamanlar dediler ki memnun okuyoruz diye. Biz bir sefer götürdüler bizi memnun okuyoruz dedim ben. Burası aktılar. Ortada da memnun kitabı var. Mustafa. Özba dedin ya. Attılırsın, atılır içeri. Bir daha götürdüklerini dedim. Hadîs okuyoruz. Ne hadisi okuyorsunuz? Muharri okuyoruz. Ben dedim. Muharri var o zaman. Getir okuduğun kitabı, götürdük okuduğu musli taba. Müftüme yazı yazdılar bu deli kitap bu değil diye. Müftüme yazı yazdılar o zaman.
Şimdi. Türkiye bu sıkıntılar ben derdim. Bu sıkıntılar ben gelirken biz o insanların mevcut okuma adı altında toplanıp dinlerini öğrenmeye çalıştıklarını bilen nesin ben? Öyle olur ki birisi kalkıyor şimdi. Mevcut okumam bir daha değil de bütün türlerinin diken diken oluyor. Sen o çideyi çekmedin çıkıyor. Sen onu bilmiyorsun. İnsanda o mevcut okumakla dinlerini ayakta tuttular. Baskı zamanda. Kadınlar toplandı. Mevcut okuyoruz dedi de kadınlar orada salat selamı unutmadılar. Kadınlar orada namazı unutmadılar. Kadınlar orada mevcut okurken bir peygamber sevgisini unutmadılar. Şimdi ona ııı bu son beş altı yıldan verelim. Bu bidat işliyorsunuz siz. Bidatçısınız deyince tüyler diken diken oluyor.
Bizim ne yaşadığımızı bilmiyorlar. O yüzden. Dinleyiş yarı o. Evet. Ya. Allâh bizi affeylesin inşallah. Değil mi? Gittiğimizde ne yapacağımız burada derlilerde biz ilahe okuyacağız derdik. Başlarda. Kemal. Hanım’a ilahe okumaya hatta bazı cilgrin ortasında ilahi okuturduk biz. polis geldi. Ilahi bir başlarımız herkes şaşırır. Neden ilahi başladı zikrün ortasında? Polis bakıyor şimdi ilahi yok ki herkes. Manus dağılarıyla, taşlarıyla, zikre değilim evladım senin. Şol zendetim olmakları akar. Allâh değil de yok. Polis dinliyor, dinliyor, diniyor. Ondan sonra o zaman tutuyor orada çünkü köşk kişi demize atıyor. Gittik, baktık, bastık. İlahi okur gördük. Çıkıp gidiyor. bunlar bizde mesela bu. Türkiye’de şia olmuş.
18. Bölüm
Anlatabilir miydin? Ama şimdi yeni vahadislikte böyle bir şey yok. Bir dakika. Başka soru sola. Benim için güzel bir gün oldu. Inşallah faydalı olmuşuz. Katilize helal etme. Bizim içimizdeki dakik bu varmış. Dedimle çıkan da o oğlum. Ama sizlere izlerim daha iyilerini nasip etsin inşallah. Inşallah. Cenab-ı. Hak yolunuzu aydınlığı kesin, kalbinizi aydınlığı kesin. Ben sizlerden müsaade isteyeceğim. Şimdi arkadaşlar hazırlanmış. Sizi. Sema’yla baş başa uğraacağım. Ama. Sema izlerken böyle bir kültüren bir diğer izler gibi izlerim. Sema bir zikir döndünüz. Memleklere zikir ediniz. Sema e derlerken. Allâh’ı zikrederler. Içlerinden. Allâh derler. Bizimkiler öyle. Başkasının gün bir şey diyemem. Bizimkiler.
Sema eğitimi esnasında her çapta. Allâh demesi öğretilir. Çap. Sema zeninin kendi ekseni etrafında üç yüz altmış derece döndüğü ne dediniz? Bu tam çarkatın. Bunların hepsi de usta. Sema zenin hepsi de tam çarkatıyorlar. Buraya gelen ııı çark. Sema zen yok yarın çarkatan yok içilerden. Hepsi de ayaklarını buradan kaldırdıklarını da yine an yere koyarlar. Bir yerde her an bir yerden göçmek ne. Güzel. Bunu büyütürseniz her gün gazelin aslı olur. Gazeteler ki. Hazreti. Mevlânâ, her gün bir yerden geçmek ne güzel, her gün bir yerde kalma ne güzel. Bunu mana olarak algılarsanız her gün bir yerden geçiyorsunuz zaten. Farkında değilsiniz. Ve her gün yeni bir güne de konuyorsunuz. Yine bunun farkında değilsiniz.
Farkında olan yazmış demiş ki her gün bir yerden göçen ne güzel, her gün bir yere koyma ne güzel. Bulanmadan doğma. Efendim? Bulanmadan doğmadan diyor. Evet. Bulanmadan doğma. Farkında değilsek ben kullanıyorum ben. Allâh bize onlardan evlenmese. O yüzden doğma güneşi görmemektendir. Neçin doma güneş etkisinden kurtulursa güneşin etkisinden bir şey donan. Güneş. Allâh aşkına. Allâh’tır. Ona uyumaktan uzak durursana durursanız ondan uzaklaşırsanız donarsınız. Başka onun yolunun harcında başka yollara tevessür ederseniz bulanırsınız. O yüzden konuma göçmek zorunda. Mevleniler de her. Allâh denişte inşallah bir perdeye konup göçüyorlardı. O yüzden. Allâh diyorlardı. Inşallah siz de. Allâh diyerekten oturduğumuz yerde biz de bir yerden bir yere konalım göçelim.
Allâh gecelik gününüzünüzü mübarek edin. Selâmünaleyküm. Arkadaşlarım da kudumumuzdan teşekkür ediyorum. Gerçekten böyle her sohbeti bize gerçekten bir yolundakını hep böyle söz aldılar mı? Gerçekteniz mi? Gerçekteniz mi? Allâh en son üstüne gelip üstünlardan çıkarken yine söz aldılar. Bizler geldiğiniz mi? Dedim inşallah geldim. O yüzden ben de sözümü yerine getirmekten büyük mutfuk duydum. Allâh’a alıp olsun. Hakkınızı helal edin bana. Evet. Ben yaşlı adamım. Bana misafirlerine. Selâmünaleyküm.
Kaynakça
Üniversite Sohbetleri — Mustafa Özbağ Efendi’nin konferansından derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Vahdet, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı