Mesnevî 2025: Münkirlerin Gönül Kokusunu Hissedememesi — Kara Böcek ve Davul Sesi Kıyâsı; Hac 22/46 «Kalpler Taş Gibi» Tefsîri
Âmîn. 2025. Beyit’ten devam edeceğiz inşâallâh. Geçen hafta Münkirler o gönül kokusuna karşı kara böcek gibidirler, dayanamazlar. Yahut davul sesine tahammül edemeyen beyni zayıf kimseleye benzerler. Burayı okumuştuk inşâallâh 2025’den devam edeceğiz. İçeride küçük mini bir sohbet yapmıştık. Orada bir konuya deyinliyordum. İçerideki arkadaşlara bakın geçen hafta son Hac 22/46. ayetle bitirmişiz sohbeti. Hac suresi âyet 46. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. Şüphesiz gözler kör olmaz ancak göğüslerdeki kalpler kör olur. Tamam hocam. Geçen hafta bunu hatırlıyorum. Bunu okudum kapattım sohbeti. Hac 22/46. âyet. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun.
Dedim Hakkında
O zaman kalp düşünüyor. Buradaki akıl değil. Kalbi akıl dediğimiz şey bu bizim. Ferasiyet nuru dediğimiz şey bu. Basiret nuru dediğimiz şey bu. Bunun aslında kalbin halleri çünkü nefsin meraatiblerinden ayrıdır. Nefs meraatibi emmer eleva memülhüme mutmeynaradeyemardiye safi olarak geçer. Bir kimsenin nefs meraatibinden kalp etkilenir mi? Evet. Bak kalp etkilenir mi? Evet. Mesela son nokta o kalp nefis belli bir noktaya gelince o kimse zaten kalbi de bu noktada onun o nefisle mücadeleden sonra belli bir aydınlığa erişiyor. Ama kalpte bu kalbidir. İlmelyakin, aynelyakin, hakkelyakin. Bu fakir tanımlar ya. Normalde bu kalbin yakınlığıdır. Bu kalple alakalıdır direk. Nefsin kalpte bağlantısı var mıdır?
Vardır nefis meraatibler olarak ama kalbin yolu kendisine münhasırdır. Kalbin ayağı kendisine münhasırdır. Çünkü orası zahire göre değildir. Normalde zahir olarak bir kimsenin dış görüntüsü, cüppesi, takkesi, sarığı, bilmem nesi, aldığı ilim, okuması, yazması filan bunların hepsi de zahirle alakalıdır. Eyvallâh inkar etmiyoruz bunu. Ama kalbin yolu bunu hiçbir zaman unutmayın. Kalbin yolu kendisine münhasırdır. Allâh dilediğini kendine seçer diyor ya, bu kalbiyle alakalıdır. başka bir yerde de Allâh sizin hadîs-i kutsi olması lazım. Allâh sizin hadîs-i şerîf, Allâh sizin suretlerinize değil, sihiretinize, içinize bakar. İçinize bakar dediği senin kalbinle alakalıdır. Allâh sizin aklınıza bakar demiyor.
Nereden çıkarıyorlar bu aklı perestler bilmem. Aynı âyet okuyoruz, aynı hadîs okuyoruz. Çünkü kalpleri çalışmıyor. Allâh senin suretine bakmayacak, sihiretine, kalbine bakacak senin. Senin kalbin önemli. Sen beytullahı tavaf ediyorsun, kalbin orada değil. Senin kalbine bakıyor. Sen namaz kılıyorsun, namaz sende değil, senin kalbine bakıyor. Kalp, sen hafızsın, Kur’ân’ı hıfz etmişsin. Kur’ân okuyorsun ama sen Kur’ân’da değilsin kalben. O senin kalbine bakıyor. Bak o senin kalbine bakıyor. Şimdi Şeyh Efendi’nin Allâh rahmet eylesin, Kur’ân-ı Kerîm’i tecvitli okuyamıyor. Birisi bana şerh edecek, hoca alim. Hoca Efendi tecvitli okumuyor. Öyle döndüm. Evet tecvitli okumuyor ama senin ne halt olduğunu söyledi az önce.
Kıpkırmızı oldu. Dedim tecvitli okumuyor ama dedim isim vermedi sana konuştu hepsini. Bu durdu. Sen şimdi bana sor dedim ben. Sen nereden biliyorsun diye dedim. Bu kutsustu şimdi. Ben de tecvitli okuyamıyorum dedim. Bu tecvitli okuramamayı teşvik etmek değil, kalbi önemli o kimsenin. Kalbi önemli. Sen tecvitli okuyorsun ama okuduğun gırtlağından aşağı geçmiyor, hadise sabit. Ee yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki düşünecek kalpleri? Düşünecek kalpleri. Ya otur binlerce yıl düşün. Kalp düşüncek kalp. Binlerce yıl bunu düşün. Düşünecek kalpleri. Ancak göğüslerdeki kalpler kör olur. Eee nereye koyacağız? Haç süresi âyet 46. Bütün herkes açsın okusun ondan sonra tefsirlerine de okusun. Kalp diyor kardeş kalp.
Akıl demiyor. Başka yerlerde akıl da diyor. Akla da hitap ediyor. Evet. Bu âyet-i kerîme kalp diyor ya. Kalbin düşünmesinden bahsediyor bize. Kalbin düşünmesi. Oturun derviş kardeşler kendi kendinizi muhakeme edin. Kalbiniz düşünüyor mu? Evet. Oturun muhakeme edin kendi kendinize. İşin sırrını söylüyorum size. Şu âyet-i kerîme bütün insanlığa yeter. Defteri kapat yürü git. Defteri kapat yürü git. 2025. Beyit. Kendilerini meşgul ve müstarak gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar. Bu münkürler var ya bu binafıklar, mürtetler, kafirler, dini alaya alanlar. Kalbi çalışmayanlar, aklı çalışmayanlar gözü kör, kulağı sağır. Kalbi harekete geçmemiş. Bediüzzaman Said-i Nurse’de tasavvuf tarikat, hakikat o bölümde der ki kalbi harekete geçmeyen.
Kalp hareketsiz duruyor. Düşünmüyor. Fikretmiyor. Zikretmiyor. bu inkarcılar hakikatten bilinçli olarak kaçarlar. Bilinçsiz değildir. İnkarcılar bazen böyle bizim Müslümanlar, saf Müslümanlar, ya bunlar cahil ya. Değil canım kardeşim. Bunlar bilinçli olarak gözlerini hakikate kapatıyorlar. Bunlar bilinçli olarak hakikate kulaklarına tıkıyorlar. Bunlar bilinçli olarak Kur’ân ve Sünnet’e sırtlarını dönüyorlar. Bunlar bilinçli olarak Müslümanlara düşmanlar, İslam’a düşmanlar, zikir ehline düşmanlar. Bunlar bilinçsiz değil. İnkarcı çünkü. İnkarcı. Bile işte. Allâh bizi affetsin. Ve kendilerini dünyevi uğraşlarla oyalarlar. Git onlar böyle dünyevi bir işleri vardır. çalışmak da ibadetler. Böyle küçümser seni.
Seni kahale almaz. sen ondan para isteyeceksin, pul isteyeceksin. Öyle bir şey bekler. Kendini büyütür böyle. Ben de fabrikan kaç para diyorum. Çöküyor o zaman. Hepsini alıvereyim diyorum. Kaç para hepsi diyorum ben. Kalıyor. Hatta diyorum sen de içinde daha iyisin. Kilo 10 kaş para diyorum. Böyle bakıyor diyecek bir şey bulamıyor. o kibirlenecek ya sana. O kibirlenmeden çakıyorsun ona. Kibirlenene kibirlenir. Kendini çok akıllı zannediyor. Çok zeki zannediyor. İnkarcılar böyledir. Çok bilgili gösterir kendini. Evet. Halbuki inkarcılar necaset hükmündedir. İnkar edenler necaset hükmündedir. Onlar çünkü en büyük kördür. Hakikati görmüyorlar. Hakikati görmeyince Hz. Pîr böyle çok yumuşak konuşmuş.
Eşekten farkları yoktur demiş yani. Yok ya eşekten daha aşağı bunlar. Eşek bir işe yarıyor. Eşekler hakaret olur. İnkarcı mı eşek mi eşek? Eşe çekersin götürürsün. İnkarcıyı hiçbir yere götüremiyorsun ki. Dinlemiyor bile seni zaten. Bunlar bir de kendilerinin böyle çok uğraşan, çok böyle iş yapan, çok akıllı, çok zeki, dine ayıracak zamanı yok onun. Din derler böyle basit, pasif, tembel, çalışmayan, kafası çalışmayan, zeki olmayan, dilenen, ben yeni Müslüman olduğum zamanki insanların bana bakış açısını söylüyorum size. Ben yeni bir yere gidiyorum, orada da aynı bakış açısına maruz kalıyorum ben. Yeni bir yere sohbet açmak için uğraşıyorum gidiyorlar. Onlar da bekliyorlar böyle ne isteyecek falan diye.
Dillerinin ucundan diyorlar hocam bir yemek yiyelim. Allâh razı olsun benim yemeğim var arabada diyorum. Nasıl diyorum? Baspaya diyorum. Yemeğe ihtiyacımız yok, yatmaya ihtiyacımız yok, yorgana ihtiyacımız yok. Arabada yorgan yatak da var, yastık da var diyorum. Birisi inanamadı kahvenin önünde geldi ya hocam görmek istiyorum. Gel gel dedim gör. Açtım bak dedim bu yastık, bu battaniye, bu su dedim abdest almak için dedim. Bu yemeğim dedim gel beraber yiyelim yemeği. Ayıp olur hocam ya dedi sen burada misafirsin.
«Ben Senin Rabbinim» Hitâbı — Hayretten Kendinden Geçme ve İçten Gelen Sesin Sıhhat Alâmeti
Burası benim vatanım dedim ya geçici olarak dedim. Asıl vatanım olmasa da benim burası dedim ya vatan bizim, arız bizim vatanımız dedim. Boş ver sen dedi. Geçici vatan yanınız. Asıl vatan ötede dedim adam iyice kafasıydı. Yemek de yemedik. Sonra herkesi demiş uçuk bir adam gelin dinleyin demiş. Allâh bizi affetsin. O yüzden bunlar normalde neymiş? Bunlar demek ki inkarcıların hep işleri vardır. Birini zikre davet edersin, abi işim var ya, müsait olursam geleceğim der sana. Bitmez onların işi hep karşılaştığımız şeyler bunlar. Onların işleri bitmez. Onların evde problemleri bitmez. Hiçbir şeyleri bitmez onlar. Inkarcı çünkü. Buradaki en derinli söz şu. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar.
Hakikat şimşek parıltısı gibidir. böyle şimşek çakar bir anda her tarafı aydınlatır ya. Hazret-i Pîr bu ilahi tecelliyatı şimşek parıltısına benzetiyor. Çünkü o kalbe böyle vuru geçer bir anda kalp pırıl pırıl olur. Bir anda aydınlanır insanın kalbi. Kalp aydınlanmakla kalmaz. Sana lazım olan yer de aydınlanır. Sen berrak bir şekilde onu görürsün. Ama bu tecelliyata da böyle hazırsan olursun. Bunu böyle bu böyle aman kalbime bir pırıltı gelsin. Allâh Allâh. Öyle değil bu. Bu Allâh’ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevcen. Ona yönelcen. Hazret-i Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini gördüklerinden en fazla onu sevcen. Bu benim için doğru olan şeydi. Bir başkasının bir şey diyemem.
Benim şeyhim gözümün gördüğü insanların en kıymetlisiydi. En değerlisiydi benim için. Gözümün gördüğü. Eğer o kimse böyle bir sevgi yoluna girdiyse eyvallâh zaten o yol açılıyor onun. O zaman o şimşek gibi pırıltı onun kalbine geliyor. Evet. Ve o normalde münkirler de inkarcılar da bu pırıltıya gözlerini yumarlar. Bir şey normalde bir kimse birden böyle bir flash patlar. Flash patlayınca insanlar ritmik o parlaklığa karşı gözünü yumar. Göz kendini korumaya aldı. Hakikat de böyledir. O kimsenin kalbinde hızla vurur ama o esnada sen gözünü yumarsın onun. O bir anda kalbe vurur geçer. Öyle bir vurur ki şaşkınlıktan kendine gelemezsin. Hayretten daha doğrusu şaşkınlık değil miyim? Hayretten kendine gelemezsin.
Ben senin Rabbinim der biter mesele. Sen kendine gelemezsin günlerce. O ses kulağından değil senin içinden çıkmaz hiç. Sen bırak geri kalanı martaval gelir sana. O ses seni hayretten hayrete geçerir sarhoş eder seni. Kendinden geçer. Kendinden geçer. Şimşek gibi parlaması odur. Sana bir şey lazımdır. Vurur geçer o sana. Şimşek gibi vurur. Hiç ummadın beklemediğin anda gelir. Ummadın beklemediğin anda ve hızda gider. Arkasından baka kalırsın. Arkasından baka kalırsın. Beklersin artık her seher vakti. Ne zaman vuracak diye. Bu işin çilesi odur. Göz yumarlar ama onların bulundukları makamdaki göz değildir ki. Göz odur ki bir sığınak görsün. O münkiller hakikate gözlerini yumarlar. Gözlerini yumarlar.
Ama onların bulundukları makamdaki göz, göz değildir. esfeli safilindesin. Senin gözün göz değil. Göz odur ki sığınak görsün. Göz odur ki kime sığınacağını, kime yöneleceğini görsün. Sığınacağını, kime yöneleceğini, yöneleceğini bilmiyor olsa göz o zaman o göz zahiri bir göz. Kedide de var. O göz zahiri bir göz. Çok affedersiniz. Bütün mahlukat da var. Sinek de var. Sivri sinek de var. Mal arı da var. Denizdeki balık da var o gözden. Kendi kendine bende göz var diye böbürlenme. Ufacık böcekte de o sinek, o göz var. Hatta göze ihtiyacı olmayan hayvan aşat da var. Gözsüz. Gözü yok. O da görüyor. Gözü yok, gözü yok. Bazen anlatıyorum ya iflas etmişim gece televizyon izliyorum, belgesel. Zikrullâh’tan dersden gelmişim.
İflas etmişim ya elimde tespih. La ilâhe illallah. Belgeselde ne var? Okyanus’un dibinde yaşayan bir tane köpek balığı var. Göz yeri var, gözler kapalı. Göz yok. Kulaklar sağır. Duymuyor da. Okyanus’un dibinde yaşıyor. Köpek balığı cinsi. İzliyorum ben de sabaha karşı saat 4.00. Bir milyon dolar borç var dedikodu diz boyu. Dedikodu diz boyu. Dünyaya on sefer dolaşır dedikodu. Neden iflas ettin diye soran yok. İflas etti diyorlar. Hatta kimisi geliyor bana. Abi ya söyle ya diyor. Malı nereye kaçırdın diyor. Öteye kaçırdım dedim. Öbür tarafa. böyle samimik bir şekilde geliyor diyor ki. Bu malı nereye kaçırdın? Neyse. Bir balık okyanus’un dibinde yaşıyor böyle. Geliyor böyle bir tane kocaman balık.
Kapıyor ağzına. Ağzında bir dolaştırıyor. Hoşuna gitmiyor sonra kenardan atıyor balığı. Oturdu. Okyanus’un dibinde gözü görmüyor. Kulağı sağır. Göz görmüyor kulağı sağır. Kulağı sağır. Konağı ağzına geliyor balık dedim. Balık ağzına geliyor. Bir de beğenmiyor dedim. Bir de beğenmiyor. Dudağının kenarından atıyor dedim. Mustafa Özbağ balık kadar da mı kıymetin yok lan dedim. Kalk. Ben şimdi. Kalk lan dedim yürü. Ne dedim kendini kendine düşünüyorsun. Okyanus’un dibinde gözü görmeyen, kulağı duymayan, balığı dedim besleyen Rabbim. Seni mi beslemeyecek dedim. Muazmamariline yürü dedim bak işine. Borçla ödenir, harçla ödenir. Ertesi günü yeniden doğdum ben. Hiç uyumadım o gece. Sabahleyin erkenden kalktım enerjikim böyle.
Yürüdüm dost doğru Seyittaş’ın yanına. Ne yapıyorsak yapıyoruz Seyittaş dedim. Ticarete dönüyoruz da. Bu durdu. Ne olacaksa olsun ne alacaksa kalacağız ne satacaksa satacağız dedim. Hayat devam ediyor dedim. O da şaşırdı. Evet. Bu normalde gözü görmüyor ya balık. Bildiğin balık. Göz size veriyor. Kulaksız veriyor. Sen insansın, halifesin. Eşref-i mahlukatsın. Sana mı vermeyecek? Eşref-i mahlukatsın. Seni kendine halife yaratmış. Ne endişe ediyorsun, ne korkuyorsun, ne üzülüyorsun. Yürü. O seninle. Bu inkarcılar Allâh’ın âyetlerini inkar ederler. Kudretini inkar ederler. Bu inkarcılar yeryüzünde de onlardan önce gelmiş helak olmuş kavimleri görmezler. Cenâb-ı Hak kimisini sesle helak etmiş, kimisini rüzgarla helak etmiş, kimisini yerin dibine batırmış, kimisini bir ateş gelmiş yalamış, depremle helak etmiş.
Helak etmiş de etmiş. Bakın, ooo, bilmiyorum kaç bin yıllık şimdi Urfa’dan arkeolojik şeyler yapıyorlar da bir söylenti çıktı değil mi? İngilizler demişler ki Göbekli Tepe’deki kazıları durduracaksınız diye. Dedikleri söylenti. Onlarda durdurmuşlar. Neden? yeniden insanlık tarihi yazmak lazım. yok bir tane hücre denizden çıktı. Denizden çıkınca karada emeklemeye başladı. Ondan sonra maymun haline geldi. Gorilden maymun oldu. Maymundan insan oldu. Çürüdü zaten bu darvinin teorisiydi. Bildiğiniz teori. Teori demek kanıtlanmamış. Hayal. Biz bunu kanıtlanmış bir ilim olarak hala da çocuklar, çocuklar var mı? Ortakulda lise de okunuyor mu darvin teorinizi? Ortakulda lise de okunuyor mu darvin teorinizi?
Maymundan geldik diyorlar da yani. Ben artık onlarla alay ediyorum. Cenâb-ı Hak bir kavmin maymun haline getirdi ya. Bunların soyu oradan geliyor herhalde. Maymundan geldiğini iddia ediyorlar ya. Halbuki o maymunlar çevrildi onlar. Bazı rivayetlerde üç gün, bazı rivayette kırk gün maymun halinde yaşadılar. Ondan sonra hepsi birden öldü onlar. Hepsi birden öldü. Kalıntısı kalmadı. Öldüler ibret-i âlem için cenazelerinin cesetlerine kimse dokunmadı onların. O beldeyi terk ettiler. Yahudili onlar. Bildiğiniz Yahudi. Maymundan geldiğimizi söyleyen kim? Darvin kim? Yahudi. Neden bunu söylüyor? Çünkü bir Yahudi kavmi, onlar kavim kavim ya. Bir Yahudi kavmi maymuna çevrilip helak oldu. Aslında o kavim kayıp kavim.
Şimdi o kayıp kavimi arıyor onlar. Bir kavim bulacaklar, bizim kayıp kavimiz bu diyecekler ama değil. O kayıp kavim maymuna çevrilen kavim. O maymuna çevrildi o. Şimdi onun maymuna çevrildiğini onlar biliyorlar. Bütün insanlığı ne diyorlar? Siz maymundan geldiniz diyorlar. O maymundan çevrilmenin intikamını almaya çalışıyorlar. Aldılar. Bütün insanlık da diyor ki evet biz maymundan geldik. Atalarımız maymun. Bizim de zaten adı milli olarak başlıyor. Başlıyor. Gayri milli olan eğitim sistemimiz de aldı getirdi onu bizim eğitim sistemimizin içine kattı. Biz çocuklara diyoruz ki biz Adem ve Havva’dan geldik. Allâh Adem ve Havva’yı yarattı. Ondan da insanları yarattı.
Maymun-İnsan Yaratılış Meselesi ve Modern Hukukun Adâletsizliği — Mü’minin Sosyal Bilinci
Bizi yaratan Allâh. Biz önceden maymun değildik, hayvan değildik. Önceden balık değildik, kuş değildik ya. Cenâb-ı Hak Ahsen’i takvim üzerine bizi insan olarak yarattı. Çocuğumuz okula gidiyor. Okuldaki öğretmen diyor ki hayır Darwin teorinin teorisine göre biz maymundan geldik. Hatta birkaç tane de Mason İslam alimi var bu konuda. Mason ama. Onlar da diyorlar ki böyle evrimleşme normaldir. Bunu anormal görmemek lazım. Allâh, onu da yaratan Allâh’tır. Böyle de evrimleşmiştir diyorlar. Tabi bunu da bizim içimize sokuyorlar. Çünkü bizim içimizde Mason olan ta Osmanlı’dan itibaren Mason olan hocalar var. alimler var. Şey bile var, şeyhülislam bile var. Mason olan şeyhler var. Mason olan alimler var.
Mason olan devlet adamları var, paşalar var. Osmanlı’yı söylüyor. Sabah Aişçi paşalar var Osmanlı’da. Mason paşalar var. Ermeni dönmesi paşalar var Osmanlı’da. Ermeni, Ermenilini saklıyor. Rum paşalar var. Rumlu’nu saklıyor. Aslında paşa da değil bazıları. Bazıları askeri talebe değil askeri bir eğitim almamış ama sonradan paşalık yapmış hatta başbakanlık yapmış Osmanlı’da Masonlar var. Mesela siz uluslararası kitaplardan kimler Mason Türkiye’den okumamışsınızdır. İncelememişsinizdir. Ben de bir de İngilizce mi İngilizce yok. Bir de böyle dilden ben zayıfım. Türkçe’yi bile zor konuşuyorum. Ama teknoloji var ya şimdi böyle bir sayfayı alıyorsun, öbür tarafı ekliyorsun, sana Türkçe’ye çeviriyorsun.
Evet. Saklayamıyorsun artık. Ama mesela İngilizler arşivlerini hala da açmıyorlar. Her 30 yılda arşivlerini açıyorlar. Türkiye’yle alakalı arşivler açılmıyor. 150 değil 200 yıldan beri Türkiye’yle alakalı Osmanlı’yla alakalı İngiliz arşivleri açık değil. siz İngiliz arşivlerini gidip mesela örneğin gidip şey olarak Amerika’nınla alakalı arşivleri, Almanya’yla alakalı bilgileri alabilirsiniz. İngiliz istihbaratını yapmış, ne etmiş, neler konuşmuşlar. Tabii. Ama Osmanlı ve Türkiye’yle alakalı hiçbir şey öğrenemiyorsunuz. Ya merak edip diyor. İngiltere ne yapmış Türkiye’yle alakalı bunu öğrenemiyorsunuz. Enteresan bir şey değil mi? bütün dünyayı sen arşivlerini aç, Türkiye’yle alakalı arşivleri açma.
Veya siz Büyük Millet Meclisi’nin normalde mesela tutanaklarını okuyamıyorsunuz. Meclis tutanaklarını okuyamıyorsunuz. Hiç kimse okuyamıyor ilk meclis tutanakları. Kapalı, orada milletvekilleri ne konuştular ne tartıştılar öğrenemiyorsunuz. Ya o hakimiyet kayıçsız sarsız milletindir. Atır atırdın değil işte. milletinsen açın hadi açamıyorsunuz. Veya birilerinin hatıraları var basılmıyor. Basılmıyor. Atatürk’ün eşinin hatıraları var. Sonradan ayrılmışlar ama hatıraları var. Basılmıyor. Mesela neden boşandığını yazıyormuş oraya. Ne gördü de boşandı yazmış mesela işte. Hatta yeğeni bilen birisi onu açmış bakmış okumuş. Bunu yayınlarsanız demiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sorgulamaya açarsınız demiş.
Artık neyidir ne değildir bildiğimiz yok kimsede bunları soramıyor. Bizim seçtiğimiz milletvekilleri de zaten kaldır elini kaldırıyor indir elini indiriyor. Yarım kaldır yarım kaldırıyor. Bütün kaldır bütün kaldırıyor. Öyle halkın seçtiği milletvekilleri yalan. Siz seçmiyorsunuz zaten. Siz seçilmişleri seçiyorsunuz. Onlar daha zeki ya sizden daha akıllı onlar. Sizden daha bilinçli daha fazla kafaları çalışıyor. Siz bunları milletvekili seçseniz diyor. Siz de elinizi kaldırıyorsunuz vuruyorsunuz mührü onları seçiyorsunuz. Onların seçtiklerini seçiyorsunuz. Bütün dünya öyle demokrasi denilen aldatmaca yutturmaca kandırmaca her tarafı yalan her tarafı yamalı bohça dediğiniz demokrasi. Aslı astarı olmayan kökü gömece olmayan bakın kökü gömece olmayan kökü Yunan felsefesinde diyorlar ya o da değil kökü orada da değil.
Kökü şeytan. Kökü tecal. Siz de demokrasiyi çok iyi bir şey met ettiler size böyle öğrettiler ya her laflının başı nedir demokratik hukuk hangi hukuk. Adamın 26 tane hırsızlıktan sabıkası var meydanda dolaşıyor bu hukuk mu. Adamın 3-4 tane kadına tacizden mahkemesi var 20 tane hayretten dosyası var adam aramızda dolaşıyor hukuk dediğiniz bu. Hukuk denilen buysa bu sonra adam gidiyor bir tane daha kadın taciz ediyor onu da serbest bırakıyor. O 3 tane kadın taciz etmiş. Serbest kalmış 4. yü de taciz ediyor gene serbest bırakıyor. Ama biz hukuk devletiyiz. Ne olacak hukuku gider İran’ın faşizminden alırsan böyle oluyor. Biz komple faşizme karşıyız değil mi? Kahrolsun faşizm değil mi? Solcular öğretmişti bunu bize.
Bizi de faşist görüyorlardı. Faşistiniz siz iyi biz de onları ne görüyorduk komünistiniz siz. Ulan faşistide birmiş komünistide birmiş. Ulan komünist bağırıyor kahrolsun faşizm diyor o an hukuk faşist Mussolinini. Ulan de sen ki Mussolinik’in faşist kahrolsun faşizm aldın hukuk onun. Desen ki hukuk senin faşizmden alınma Kemalistere’ye kalkar. Nasıl böyle söylersin? Hakikati bu. Kimse hakikati görmek istemez. O yüzden bu inkarcılar inadi bir inkarları vardır. Küfrü inadi. O küfrü inatlarının küfrü inadilerinden vazgeçmez. Ve o yüzden körlükleri maddi değildir. Manevi kalbî körlükleri vardır. Siz bütün körlükleri has el kader tedavi edebilirsiniz. şekerden dolayı gözlerde ağrıza var. Gidiyorsun bir gözlük alıyorsun.
Hadi bakıyorsun yine bulanmaya başladı. Bir daha gidiyorsun senin gözlük numarını değiştiriyor. Biraz daha giderse ameliyat edecek. Arkadaki diyecek ki çatlaklar çoğalmış Mustafa Bey. Evet o çatlakları lazerle ameliyat etmemiz lazım. Tamam diyeceğim. Lazerle ameliyat edecek. Bu zahiri körlüğü bir şekilde halledebiliyorsun. Veyahut da Yunus Aleyhisselâm’ın balık karnından kenara çıkarınca böyle bir deniz kenarına çocuklar orada oynuyorlarmış. Top oynuyorlar. Öyle bir oyun oynuyorlar işte. Yunus Aleyhisselâm bakmış o çocuk orada mahzun mahzun duruyor. Üzülmüş ona. Ellerini açmış. Demiş ya Rabbi senin hikmetinden sual olunmaz. Ama bütün çocuklar pür neşe burada oynarken bu çocukun gözleri ağma.
Onun demiş gözlerini açsan da bu da demiş çocuklarla oynasa. Cenâb-ı Hak hikmet ona peygamberine gösterecek ya o çocuğun gözlerini anında açmış. Çocuğun gözü açılır açılmaz. Yunus Aleyhisselâm’ı görüyor. Önünde yaprak ardında yaprak çıplak ya. Oradan bir tane yaprak koparmış. Bir rivayette böyle askıda büyük yapraklı kabaklar var ondan. Yaprak. Çünkü içeride elbise erimiş. Elbise erimiş balığın karnında. Çocuk onu görünce aha demiş şeytan burada. Kaldırmış eline bir tane taş. Şeytan burada diye bağırınca Yunus Aleyhisselâm Ya Rabbi ben küstahlık ettim tövbe ettim demiş. Ben küstahlık ettim tövbe ettim. Çocuk açacak ya dönerken çocuklar bir bakmışlar ki hiç kimse yok orada. Çocuğa demişler ya sen ağmazsın zaten gözün görmüyor.
Şeytanı nereden görcen demişler. kahle almamışlar onu. Şimdi kimsenin normal vücut gözü kör olunca açmak kolay. Ne yaptı İsa Aleyhisselâm kör olanlara sıvazıyordu. Böyle Allâh-u Alem böyle parmağını tükürüne sürüyordu. Gözüne sürme gibi tükürünü sürüyordu. Tükürünü sürüyordu okuyordu ona. Gözü açılıyordu. Hatta havarileri de yapıyordu. Havariler de gözü görmeyenlerin okuyorlardı tükürüklüyorlardı gözleri açılıyordu. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri daha ilerisini yaptı. Sahabenin birisinin gözü çıktı savaşta ok isabet etti. Gözüm Ya Resulallah dedi gözü elinde geldi sahâbe. Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri oku çıkardı gözünden. Gözü Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedi yerine koydu tükürüverdi.
Şimdi inkarcılar bunu da inkar edecek etsinler. Onlar ne yapayım geri zekalı. Siz cahilleri görünce yüz çevirin demiş yüz çeviririz. İnkarcı demek cahil demek. Hatta sahâbe diyor ki öbür gözüm görmez oldu. Ama Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri diyor o tükürükledi sıvazladı. Gözünü yerine oturtturdu. Çıkmış göz. Öyle gözünü yerine oturtturdu derken burada şöyle değil. Gözü çıkmıştı elinde geldi sahâbe. Göz elinde geldi. Hadisin metninde öyle yazıyor. Bazı yerlerde altına demişler ki gözünden yaralanmıştı yapma. Akıl peresteleri sen Müslüman edeceğim diye uğraşma. Akıl peresto. O mücizeye inanmayacak.
Mücizeye İnanmayanın Hâli ve Bedeli Ödenen Müslümanlık — Mangal Gibi Yürek ve Hak Yolda Sebât
İnkarcı mümkün bırak bozma. Mücize bu. Peygamberimle ben gurur duyuyorum. Peygamberimle ben kıvanç duyuyorum. Böyle bir peygamberi ümmet olduğu için mutluluk duyuyorum. Evet gözü elinde geldi sahâbe. Sıvazladı yerleştirdi yerine. normal gözün açılması değil. Hatta birisi daha geldiydi ya gözleri görmüyordu. Ne dedi ona? Gel dedi dua et. Gözlerinin açılması için. Nasıl dua etti? Ya Rabbi ben Allâh’a iman et. Senin Allâh olduğuna iman ettim. Peygamberinin peygamberliğine de iman ettim. Dua dua. Vesile etti. Peygamberin sahabesini öğretiyor bunu. Gözler açıldı sahabenin. Hz. Muhammed Mustafa’yı vesile etti. Vesile. Hadis de âyet de sabit. Ama ooo inkarcılar olaya ayağa kalkıyor. Vesile yok diye.
Var kardeş. Sen büyükleri de vesile edebilirsin. Bediüzzaman Saygı’nın Nursa Hazretleri diyor ya. Benim bir şeyim kaybolsa diyor. Ben diyor. Abdülkadir Geylânî Hazretleri’ni vesile ederim. Kaybımı bulurum diyor. Şeyh Efendi öğretmişti bana. Oğlum o kadar da çok şey. Ben de bir şey söyleyemem. Ben de bir şey söyleyemem. Ben de bir şey söyleyemem. Şeyh Efendi öğretmişti bana. Oğlum on bir ihlas bir Fâtihâ kocan. Geylânî Hazretleri’ni, Ruhani Hazretleri’ni boğuşacaksın. Kaybim bulunur dedi. Cevdet atılacak bir tane. bende Vosoghan vardı da onun anahtarını kaybet dedim ya. Ne diyorsunuz ona siz? Şifre. Şifreyle bir pijonu var mı? Çekme diyor ona. Ne deniyor sana? Kaybettim ben bunu. Arabanın lastiğini kendim değiştirdim.
Değiştirince onu kaybettim. Aradım. Dağ, taş dolaşıyoruz ya o ara. Hangi dağın yamacında kaldığımız belli değil. Defalarca gittim aradım. Yok. En son da aklıma geldi. Oraya gittim tekrar. On bir ihlas, bir Fâtihâ. Geylânî Hazretleri’ni, Ruhani Hazretleri’ni boğuştum. Dedim ya Rabbi dostunun yüzü su hürmetine. Benim şu kaybımı buldur. Yoksa Almanya’dan gelecek bilmiyorum kaç ayda. İndim arabadan. Böyle bakıyorum Allâh Allâh. Bagajın arkasında bir şey pırlayıp duruyor yerde. Pırıl pırıl parlıyor bir de. Gözüm alıyor böyle benim. Şimşek gibi. Oradan Cevdet’i aradım. var ya evrak evrak dedi. Dedim buldum. Daha doğrusu bulundu Cevdet Usta dedim. Allâh’ın izniyle böyle böyle oldu dedim. Biraz evliyalık yapayım.
Gani mele mele kendimi kendime neyim. Geçen günde bir şey arıyorum. Harıl harıl arıyorum. Boş kaldıkça arıyorum. Aramadık taramadık yer kalmadı. Dün o dedim ya. Neden aklına gelmedi dedim ya. On bir ihlas, bir Fâtihâ. Oturdum on bir ihlas, bir Fâtihâ. Dedim ya Rabbi. Geylânî Hazretleri’ni seni vesile ettim. Yüzü suyumetine dedim şu kaybım bulunsun. Geylânî Hazretleri’ne dedim. Mehmet ya Geylânî. Ulan 118 sefer aradığın yerde bulunmadı da o zaman mı bulunuyor? Açtım. Tebessüm ediyor aradım şey. Ya da ben öyle görüyorum. Dedim yok. Buradan dedim döne döne heykelden aşağı doğru gideceğim. Dönünce bir şey aradım. Dönünce bir şey aradım. Dönünce bir şey aradım. Dönünce bir şey aradım. Ya şimdi bunu birisini anlat.
Ha sizde böyle menkıbet çok. Çok aslanım lan. Çok. Bizim işimiz böyle gidiyor. Sen inkar et dur ben anlatacağım. Sen inanırsın inanılmazsın beni ilgilendirmiyor. Nasıl basmaya? Ha biz kırmızı ışıkta 300 km giden insanız. Kırmızı lamba kırmızı da. Para yok, pul yok, hiçbir şey yok. Bir kuruş yok. Kırmızıya geldi dayandı. Bildiğiniz kırmızıya dayandı. Bunu belki de ilk defa anlatıyorum. Yolda giderken 11 ihlas bir Fâtihâ. Komple makamlara bağışladım. Halim sana size dedim. Ya Rabbi halim sana vakıf. Para vardı da mı dedim almadık. Daha ilerisini söyleyeyim. Sen verdin de mi harcamadım dedim. Sen verdin de dedim ben cimrilik mi yaptım, kenarda mı beklettim dedim. Aha dedim yok kalmadı dedim. Nerede truck orada bırak.
Vallada, villada, tillada arabayı da bırakırım kendimi de bırakırım. Ne yapıyorsan yap dedim. Deli Mustafa’nın tekiyim ben dedim. 300 km geldim öyle. Bakmadım bile kırmızı işe. Oradaki kırmızı da bakmadım hiç. Dedim bakarsam gözüm aksın dedim. Bakarsam gözüm aksın dedim. Bakmadan geldim. Allâh’ın yardımı. Allâh Allâh. Cenâb-ı Hak dilersin diledi gibi yardım eder. Taşın göbenden su çıkarır sana. Sana özel yağmur yağdırır. Sana özel yağdırır. Sana özel yağdırır. Sana özel yağdırır. Sen dersin ki bir de kendi kendine sınıcan ya. Ya Rabbi bu doğruysa. Bir yağmur yağsa inanacak insan ya. Öyle bir şey görüyor ya insan. Şakır. Ya Rabbi tövbe ettim çektim arabayı kenara. Dedim ya Rabbi tövbe ettim. Bir daha böyle küstahlı bir şey yapayım.
Dedim bir daha böyle küstahlık yapmayacağım. İnsanoğlu böyle der yine yapar. Kımıl diyor bizde. Durmuyor durduğu yerde. O yüzden mülkürler, inkarcılar bu şimşek gibi çakan hikmeti inkar ederler. Ona göz yumarlar. Evliyanın velilerin üzerindeki kerametleri de inkar ederler. Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ve diğer peygamberlerin üzerindeki mucizeleri de inkar ederler. Bizim derviş kardeşlerimiz dahi artık kerameti böyle şüphe gözüyle bakıyor. Kendisinin üzerinde tecelli ederken bile şüphe ediyor. Neden? Bu inkarcıların etkisinden kalıyor. Konuşamıyoruz biz. Konuşamıyoruz biz. Bir evliya menkıbısı, bir evliyanın kerametini konuşamıyoruz. Inkarcıların saldırısından korkuyoruz biz.
Ulan şimdi bunlar laf söylerlerse. Onlar laf söyler. Yirmi yıldan beri şu oturduğum koltuğa laf söylüyorlar. Koltuk da Allâh koltuk. Gel diyorum sen otur koltuğa. Bak şu çok lüks bir koltukmuş haberiniz olsun. Cafer kaç yıllık bu koltuk? On beş yıllık koltuk çok lüks. Satılığı çıkaracağım neredeyse açık arttırmayla. Birisi dedi kaç para alacağım mı dedim. Benim değil hediye ettirirler ama dedim satabiliriz de dedim. Bizim şehirliler yaptılar ya Adananlılar. Adananlılar, cavcaflı koltuk, yaldızlı. Perşembe günleri oturduğum. Onu açık arttırmaya çıkaracağım zaten. Gelin diyeceğim ya açık arttırmadı bu koltuk. Çok meraklısınız. Tabi ya en yüksek parayı verene satacağım bunu diyeceğim ama bizim Adananlıların hediyesi.
Onlar koltuğa bakıyorlar. Hangi koltuğa oturdu? Bakın bugün krem koltuk. Bu çok lüks bir koltuk. Herkes buna oturamaz. Oturmak için mangal gibi yürek lazım. Kesesi de dolu lazım. Öyle kesesi boş insan da oturamaz buraya. Mangal gibi yüreği olmayan da oturamaz. Eleştiriye, namusuna, şerefine, haysiyetine, her şeyine laf söylenecek buraya oturduğun zaman. Hazırsa birisi gelsin hemen koltuğu devredeyim ona. Tabi her şeyin bir bedeli var. Bedelsiz bir şey yok. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu inkarcılar Allâh’ın rahmetine, ilmine, bereketine, lütfuna, imana, İslam’a, gönüllerini açıp oraya sığınacaklarına inkara gidiyorlar. Münkirlik yapıyorlar, kafirlik yapıyorlar, mürtetlik yapıyorlar. Allâh’a sığınacaklarına gidip tauta sığınıyorlar.
Allâh’a sığınacaklarına gidip deccâl’a sığınıyorlar. Allâh’ın yolundan gideceklerine deccâl’ın yolundan gidiyorlar. Hz. Muhammed’e Mustafa’ya uyacaklarına gidiyorlar. Kendilerine uyacak bir heykel buluyorlar. Bir heykele uyuyor o kimseden. Evet gidiyor heykelin önünde secde ediyor, heykelin önünde duruyor, dua ediyor. Hatta bunlar dahi değilleri götürüyorlar, çocukları da götürüyorlar, heykellerin önünde secde ettiriyorlar. Neden? E onun da inancı o. Allâh’a sığınmıyor yani. gidiyor heykelin önünde, muzdur, elmadır, portakaldır koyuyor. Ertesinin gidiyor, yiyor. Bu ne oldu diyor, o bana hediye etti bunu diyor. Dedi ki bana hocam inancımız bu dedi. E düşünmüyor musunuz dedim bu bizim getirdiğimiz meyveleri beğenmemiş diye dedim.
Böyle baktı şimdi bana. Demek ki dedim haram yediğiniz, içtiğiniz aldınız, götürdünüz dedim. O budacığını önüne koydunuz onu dedim. O da dedi ki dedim ben, he sen şerefsiz seni. Haramdan kazandın, getirdin budaya yediriyorsun ha. Al sen kendin yedi dedim. Ya hocam şimdi nereden konuştun sen böyle ya dedi. Sen nereden biliyorsun dedim ben, bana hediye etti diyorsun, haram diye dedim. Yemiyor dedim. Ben de böyle dedim onu analiz ediyorum dedim. Bakıyor gözümün içine içine. Ya kimse böyle düşünmüyor dedi. Kimse düşünmüyor çünkü dedim ben, kafa çalışmıyor dedim, zeki değil, görmüyor dedim. Yemin ediyorum hepinizin kazandığı dedim, haram ki yemiyor dedim Buda. Böyle durdu.
Köprü Altında Karton Kulübe Menkıbesi — Gece Tecellîâtı ve İnsâniyetin Hatırlatıcı Olayları
Ben gitsem benim önümde eğilir o dedim, hoş geldin der dedim. Nasıl dedim, basbaya dedim bütün Budistler Müslüman olur. Götüreyim hocam seni dedi. Kaç dolar dedim, 15 bin dolar dedim. 15 bin dolara dedim kaç tane fakir fukara doyar biliyor musun sen de. Buda’ya dedim muz bırakmak için oraya kadar gideceğine bir fukarayı doyur dedim ya. Bir fukarayı doyur. Gidiyor bir heykelin, herhangi bir heykel illaki bu dolması şart değil. Gidiyor heykelin önüne çiçek koyuyor. Ne yapacak heykel, taş. Ne yapacak çiçeği koklayacak mı? Koklamıştır diyorum ben. Nasıl diyor basbaya. Kokladı beğenmedi durdu orada çürüdü. Her türlü şunu kaldırdınız. Koklasaydı boynuna sardı. Ne güzel kokuyor diye. Bak getirmiş çiçek burada attık mı?
Hayır. Burada duruyor çiçek. Ben yiyemem evet yiyemem. Ama koklanır mı? Evet koklanır. Kim getirdiyse teşekkür ediyoruz. Allâh gönlünü çiçek bahçesi yapsın inşâallâh. Âmîn. E şimdi onlar da inkarcıların da kendilerine göre ayrı bir inancı var. Ona inanıyor adam. Diyemezsin ki sen neden ata puta tapıyorsun, neden balığa tapıyorsun. Öbür kütü burçlara tapınıyor. Ben hocam bunlara inanıyorum diyor. Küfre düştün mü diyor bak sen bunlara inanıyorum dediğin anda küfre düşersin. Allâh’a emanet etsen diyorum. Öyle bakıyor benim gözümün içine. Şimdi yeni moda ya. Tabii balık yaya girdi. Şunlar olacak. Bir de inanıyor insanlar buna iyi mi? Buna inanıyor. Benim telefonum da uluslararası ya. Amerika’dan bile yazıyorlar balık yaya girmiş böyle böyle şeyler olacakmış hocam.
Ben Amerika’dan yazıyorum. Mübarek insan. İki tane âyet okuyan. Ben de cevap yazdım. Evet balık dedim yaya girdi. Balık yaya girdiğinden beri dedim yayı kafası bozuldu. Atacak ok ararken dedim balık geldi. Ya hocam dalga geçiyor. Ne dalga geçeceğim dedim ya. Allâh Allâh. Burç yok mu? İyi burç varsa dedim ona mı iman edeceğiz? Bu insanlık bu halde şimdi. İnsanlık bu halde şimdi. İnkar ediyor. İnkar edince de gözleri kapanıyor bunların. Kalpleri zaten kapalı. İnkar ettiklerinden dolayı kalbi akılları çalışmıyor. Kalbi düşünceleri yok. Yok bildiğiniz kalbi körler. İnkar etmiş. Bizim bazı Müslümanlar da ya. Cenâb-ı Hak diyor ki kalbi mühürlüdür bu inkarcıların. Bizimkinler de açacağız diye uğraşıyor.
Açmak için sende anahtar yok. Anahtar Allâh’ta. Sen yorma kendini. Anahtar sende değil ki. Anahtarı peygamberine vermemiş değil sana verecek. Peygamberinde olsaydı anahtar amcasınınkini açacaktı. Anahtar sende değil. Sen tebliğ etmekle mükellefsin. Tebliğ et. Senin görevin bu tebliğ et. İnkar ediyormuş. Umrumda değil cehennem neyle dolacak. Bana diyor üzülmüyor musun? Ne üzüleyim kardeşim dedim ya. Allâh Allâh. Önceden de o dedim. O Mustafa Özbağ gitti yeni Mustafa Özbağ geldi. Her gün eskisi gidiyor yenisi geliyor. Ben dedim alışamıyorum yenisini dedim. Nereden başkası alışacak? Nasıl basmaya valla her gün. E sen rüzgara göre Mustafa Özbağ değişiyor dedim. O yüzden dedim o önceden de o dedim.
Şimdi öyle değil dedim. Şimdi trendler değişti Mustafa Özbağ da. Anahtar bende bir değil. Kardeş sen Allâh’lığa soyunma. Haddini bil. Sen tebliğ et. Ben tebliğ ediyorum şimdi. İnkarcılar kızacakmış. Daha da ağır konuşacaklarmış. Umrumda değil. Ben doğruyu tebliğ ettiğime inanıyorum. Dileyen kabul edecek, dileyen kabul etmeyecek. Allâh muhâfaza eylesin. Çünkü bir kimsenin hakikati görebilmesi için burası çok önemli. Bir kimsenin hakikati görebilmesi için onun kalbinin ilahi nura açık olması lazım. Onun kalbinin ilahi nura, ilahi nura açık olacak ki senin tebliğin onda yer etsin. O ilahi nura aşacak olan da Allâh. Başka kimse değil. Peygamber değil, aşacak olan. Allâh’ın dostu, velisi, evliyası değil.
Allâh aşacak. Allâh aştıysa da onu kapatacak birisi yok. Sen ister kabul et, ister kabul etme. Cenâb-ı Hak onun kalbini imana, İslam’a, ihsana aştıysa, onun kalbindeki nuru çoğattıysa, aştıysa önünü. Onun kalbi nurlandıysa, onun kalbine ilahi hakikatler ilham ediliyorsa, onun kalbine erisi doğrusu geliyorsa, sen kimsin be ahmak? Onu kapatacak. Sen ancak inkarcılık edersin, reddedersin. Allâh da senin kalbini mühürler kılacak. İkarcılık edersin, reddedersin. Allâh da senin kalbini mühürler gönderir cehenneme. Allâh Resûlü tebliğ ediyor. Ayeti kerimede diyor ki, Allâh’ın Resulü size hayat verecek. Bir şeye çağırdığında ona icabet edin. Sen icabet etmiyorsun kardeş, ayeti kerimi inkar ediyorsun.
Sen peygambere sallallâhu aleyhi ve selleme icabet etmiyorsun. Oysa Cenâb-ı Hak dedi ki, Allâh’ın Resulü size hayat verecek bir şeye davet ettiğinde onu kabul et. E sen onu kabul etmiyorsun. Onu kabul etmeyince Allâh seninle kalbinin arasına giriyor. Dikkat edin. Sen ayrısın, kalbin ayrı. Buraya es geçiyor bütün herkes. Dikkat et. Profesörü, alimi, dervişi, sufisi, şeyhi. Seni peygamber sana hayat verecek bir şeye davet ediyor. Sana hayat verecek. Sen ona uymayınca ayeti kerimeyi iyi dinleyin. Allâh o kişiyle kalbe arasına girer. Kalp ayrıldı senden. Çünkü kalp Allâh’ındır. Sen onu kendinin zannediyorsun. Orası onun çünkü. Ne yaptı? Oradaki nurunu örtü. Cevherini boş yere saçmıyor. Örtü orayı.
Örtü. Sen çünkü peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem, örtü. Sen çünkü peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem, hayat verecek. Davetine icabet etmedin. Ben senin neyine hürmet edeyim necaset adam? Ben senin neyine hürmet edeyim inkarcı münkür? Sen necasetten başka bir şey değilsin. Sen necaset çuvalısın. Senin kalbin mühürlenmiş. Sen sana hayat verecek olan peygamberin vahyine tabi değilsin. Peygamber sana vahyiyle konuşuyor çünkü. Allâh’ın vahyine tabi değilsin. O peygamber ki heva ve hevesinden bir şey konuşmadı. O Allâh’ın emrini söyledi. Cenâb-ı Hak, onun da kalbi Allâh’a aitti. Onun da kalbi Allâh’a aitti. Senin de kalbin Allâh’a aitti. Senin de kalbin Allâh’a aitti. Benim de kalbim Allâh’a aitti.
Kalpler onun elinde. Kalpler Allâh’ın iki parmağının arasındadır. Kalpler mümin, münafık, kafir, inkarcı, münkür, hristiyan, yahudi, müslüman ayırmadı. Kalpler Allâh’ın elindedir. Sen Kur’ân’a ve Sünnet’e tabi olacaksın. Kur’ân ve Sünnet’e riayet edeceksin. Ona iman edeceksin. Ve o yolda yürüyeceksin. Sana Allâh’ın Resulü sana hayat verecek bir nasihatta, bir tavsiyede bulunduğunda, sen ona sırtını dönmeyeceksin. Sırtını dönmeyeceksin. Ve durarsan seninle kalbinin arasına Allâh girer. kalp onun. Allâh muhâfaza eylesin. Sonunda da sen onun huzurunda toplanırsın. Bunu herkes mahşer olarak görür değil mi? Değil. Sen huzurdasın. Sen huzurdasın. Senin kalbini mühürlemek için mahşeri beklemiyor o.
Sen sırtını döndün. Tevbe et kardeş. Tevbe etmedin, mühri edin. Sen kime sırtını dönüyorsun? Sana Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye birisi tebliğ ediyorsa, birisi tebliğ ediyor. Bu kim olursa olsun. Sen ona sırtını dönme o tebliğe. O tebliğ Allâh’ın tebliği. Sen o tebliğe sırtını döndün, seninle kalbin arasına Allâh girdi. Bu mu bana dini tebliğ edecek? Ha, o edecek. Onun gönlüne koymuş, senin gönlüne koymamış. Onun gönlüne koymuş. Beğenmedin kimsenin gönlüne koymuş. Elinde şarap şişesi, dışarıdan görünen şarap şişesi. Dışarıdan görünen şarap şişesi. Dışarıdan şarap şişesi. Tanımam, görmem. Yolun gövende böyle. Ben sakin durdum arabada. Hocam hayırlı akşamlar kurban olurum sana dedi. Ulan gördüğün şarap şişesine mi inan?
Adamın sözüne mi inan? Biz seni biliriz hocam. Eyvallâh kardeş. Gece saat 1 ben dersten geliyorum dedim işte. Eyvallâh kardeş. Eyvallâh hocam. Takipteyiz. Seni takip edenlere de takip ediyoruz. Eyvallâh kardeş. Allâh’ın askeri mi eksik dedim. Ohu çekince hayyy dedim ben de. Tak attı elindekini mi elindeki. Eyvallâh. Sen takip edenlere durdur dedim. Aynadan bakıyorum takip edenler geliyor hop dedi bir bağırdı onlara. Lan nereye gidiyorsunuz? Ben adamın anasını, avradını, kızını, kızrağını sıralıyor. Onlar da bakıyor öyle şimdi. Durdum ileride arabaya böyle çektim sokağa. Gittim baktım öyle. Ne varsa veriyor gamatayı. Hey dedim Allâh’ım ya sen kimden kimi korkacağım belli mi dedim ya. Dedim yürü git Mustafa Eczema bu sana yeter.
Yürüdüm gittim. Sen ister inkaret ettin kadar bilemezsin.
Levh-i Mahfûz ve Âlem-i Misâl — Arş-ı A’lâ İle Arada İncecik Perde; Sûfîlerin Gayb Mertebeleri
Köprünün altında oturmuş karton kutuların üzerine bildiğin karton kutuları. Ulan yok içim içime durmuyor. Gittim garajını oradan döner kestirdim. Hayatta yemem kendimde. Gece saat iki. Gece saat iki. Kestirdim döneri dedim. Yok ya dedim bu gece dedim bir şey var tecelliat. Köprünün altında oturmuş karton kutuların o karton var ya kutuları açmış açmış böyle bir yer etmiş. Şu şey var ya yerinde bıçakçıların altında bir köprü var öyle batçık gibi oranın böyle ha? Haşim İsyan’ın oradaki köprüde orada bir yer var. O gün öyle gördüm böyle bir yer. Böyle sahanlık gibi oturmuş oraya. Sakallar ufuzun göbeğine kadar zannedersin ki dilenci böyle köprü altında yaşayanlar. Aha dedim seni rahatsız eden bu içimden.
Dedim bu döner de bunun. Seni rahatsız eden de bu dedim başka işi gücü yok bu milletin dedim Mustafa’yı. Bir de seninle uğraşıyorlar. Bir de sen bundan alanı uğraşıyorsun dedim içimden. Arabayı çektim. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm Mustafa Efendi. Ne o bir döner getirmek zor mu geldi? Vah dedim ya. An dedim ya. Söyleyecek laf yok dedim adama ya. Dedim ne zor gelsin dedim ya. Dersten geldim yorgunum o kadar dedim. Habire dürtüklüyorsun dedim ya. Ne dürtüklemesi dedi. Karnımız aç dedik dedi o kadar dedi. İyi köylü dedin dedim. Bir de ev isteseydin dedim dünyamız yıkılacaktı dedim. Benim evim var burası benim evim dedi. Eyvallâh dedim. Dese koydum. Dedi kendine niyet etmedin dedi. Kendine niyet edeydin dedi yedirsektim sana da dedi.
Hayır etmedim dedi. Bu dedim kalbimi dürtükleyen kimse ona niyet ettim dedim. Ya Mustafa Efendi özür dilerim dedi ya. Ne dürtüklemesi dedi. Nazımız geçmiyor kimseye sana nazımız geçiyor dedi. Dedim gece vakti yapma. Yapacaksan gündüz vakti. Gündüz benim dedi işim çok oluyor dedi. Gece boş oluyorum dedi. Gece boş oluyor adam. Bir an kadar bize çarpıyor. İyi dedim ya sıkıntı yok. Ama Bursa dolayı dedim başka şeyim yok. Sen yıllar sonra geçenlerde. Cumartesi heykelden aşağıya doğru iniyorum baktım gördüm. Konuşma benimle diyorum. İyi dedim konuşmayacağım seninle dedim. Gidiyorum dedim. Kadın diyor deli midir nedir kendi kendine konuşuyor diyor. Kız diyor yanındaki kız diyor ne oldu diyor. Şu diyor sakalı dede diyor kendi kendine konuşuyor.
Deli midir nedir diyor. Dedim deli ne olacak baktım ona. Geriye döndüm onu gördün mü beni düşürdüğün noktaya. Böyle yap ya. Bunu tabi münkir buna inanır mı inanmaz der ki ya evliya münkür vesaire anlatıyor. Allâh bizi affetsin. Ama o münkirler inkar ettiklerinden dolayı. yapmıyorsan yapma. İnkar bari etme. İnkar ediyor. İnkar edince kalbiyle kendisinin arasına giriyor Allâh. Bu aslında üzerinde çok tefekkür edilmesi gereken bir âyet-i kerimelerden birisi. Peygamber mezarlıktan dönünce Sıddîka’nın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı. böyle Hz. Bir bir hikayeye başlıyor. Hikayenin başında bir kısmı hikaye anlatıyor. Sonra ortada bize derinlemesine hikmetler bahşediyor. Anlayana. Böyle öyle bir hikmetler ki işin içinden çıkılması zor olan kalbi hikmetler anlatıyor.
Sonra dönüyor tekrar hikayeye. Şimdi hikayeye döndü. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sahâbe vefat etti. Sahâbe vefat edince ne yaptı? Onu defnetmeye gitti. Döndü definden. Mezarlıktan dönünce Sıddîka’nın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı. Sıddîka’nın gözü, Hazret-i Âişe annemizin gözü, Peygamberin yüzüne ileşince önüne gelip elini onun üstüne, sarığına, yüzüne, saçına, yakasına, göğsüne, kollarına sürdü. bakıyor böyle elini kafasına sürüyor, takkesine, sarığına, üzerine, cüpesine filan elleriyle onları sürüyor. Gözüne sürüyor elini. Böyle bir şey arıyormuş gibi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle acele acele ne arıyorsun dedi. üzerinde bir şey arıyor.
Bütün sarığını elledi, elbiselerini elledi, elini kolunu elledi, her tarafını elledi. böyle bir şehevi bir şey değil. Bir şey arıyormuş gibi. Onun üstünü başını yokladı yani. Hazret-i Âişe annemiz dedi ki bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı. Elbisen de yağmurun eserini arıyorum. Gariptir ki üstünü başını yağmurdan ıslanmış, ıslanmamış görmekteyim. bugün yağmur yağdı. Siz cenazeye gittiniz, siz de ıslanmışsınız. bugün yağmur yağdı. Siz cenazeye gittiniz de hava yağmurluydu. Ama ben baktım üstünü başını ıslanmamışsın hiç. Yağmur seni ıslatmamış. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ona döndü, şunu sordu. O sırada başına ne örtmüşsün, başörtün neydi diye sordu. Hazret-i Âişe senin ridanı başıma örtmüştüm dedi.
Senin ridanı cübbesini örtmüştüm dedi. Peygamber dedi ki ey yeni yakası tertemiz hatun. Allâh onun için temiz gözüne kayb yağmurunu gösterdi. Hazret-i Âişe annemiz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hırkasını başına örttü. Hırkasını onun başına örttü diye Cenâb-ı Hak ona gayb perdesini açtı. Hz. Muhammed Mustafa’nın hırkasını başına örttü. Başına örttüğü için Hazret-i Âişe annemizin gayb perdesi açıldı. Sen şimdi istediğin kadar inkar et bunu. Allâh Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hırkasının yüzünü sürmetine Hazret-i Âişe annemizin gayb perdesini kaldırdı. Kalbinden perdeleri kaldırdı. Allâh dilediği kimsenin kalbinden gayb perdelerini kaldırır. Ona gayb aleminden inciler sunar.
Ona gayb aleminden tecelliyatlar indirir. Ona gayb aleminin hepsine değil dilediği kadar, Allâh’ın dilediği kadar ona münhasır eyler. Bu muhakkak ki kişinin iman etmesi, namazlarını farzlarını yerine getirmesi, nafilelerini yerine getirmesi, haramlardan uzak durması ve normalde Allâh’ı zikretmesi, Allâh’ı sevmesi bunların hepsi de birer sebep vesile. Ama bu Cenâb-ı Hak’ın onun kalbinden perdeyi kaldırması, onun basiret gözünü açması, onun kalbi aklını çalıştırması bu artık böyle Allâh’ın lütfu ikramı ihsanıdır. Ve o kimse, o kimse o basiret nuruyla görmeye başlar. Şimdi tekrar Şura Sûresi âyet 51’e geleceğim. Allâh bir insanla doğrudan konuşmaz. Ancak bir vahiy yoluyla veya perde arkasından ya da bir elçi gönderip dilediğine vahyetmesi suretiyle konuşur.
Bu âyet Cenâb-ı Hak’ın bazı kullarına ilahi hikmetleri vahiyyle bildirdiğine işaret. Sende ki kendi kendine sadece peygamberlere vahiy etti, otur oturduğun yere. Allâh Meryem’e de vahiy etti, Allâh Musa’nın annesine de vahiy etti, Allâh sana da vahiy etti, nefsine kötülüğü, değiliği de vahiy etti. O yüzden Cenâb-ı Hak’ın kendisine seçtiği kullar vardır. Kendisine seçmiş. Kendisine seçtiği kulların herhangi bir şeyine bakmaksızın vahyeder. Sen Allâh’la muraşacaksın. Senin imanın, İslâm’ın yaşantın sebeptir. Cenâb-ı Hak seni hüüü diye çekiverir kendine. Bu Allâh’ındır. Buna söyleyecek laf yok. Allâh dilediğini kendine seçer. Sen istediğin kadar debelen bunu mu seçecek diye. Seçmiş. Seçmiş. O yüzden Cenâb-ı Hak burası çok önemli.
Kalbi temiz olanları kendine seçer. Kalbi ihlaslı olanları kendine seçer. Kalbi şeksiz, şüphesiz Allâh’tan yana olanları kendine seçer. Dünyanın hevâ-hevesine, nefsinin hevâ-hevesine, şeytanın vesvesesine kananları seçmez. Allâh bizi affetsin. O yüzden burada Hz. Pîr çok önemli bir noktaya değiniyor. Hazret-i Âişe annemizin üzerinden. Diyor ki o Peygamberin ridasını örttü. Ridasını örtünce onun kalp gözü açıldı. Ridası yetti. Ridası bir nazarı, bir ridası. Onun kalp gözünün açılmasına sebep oldu. O yağmur sizin bu bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir göktendir. Demek ki o yağmur bu dünyanın yağmuru değil. O bu dünyanın bulutu değil. O zaman bu gökten de değil o. Şimdi bir alemi gayf var bir de alemi şehadet var.
Öyle değil mi? O zaman biz bu alemi görüyoruz, bu alemden sayıyoruz sadece her şeyi. Öyle değil. Biz bir de gayba da iman ettik ya. Bir de iman ettik ya. Bir de iman ettikimiz gayf var. Burada geçen yağmur mecazi olarak geçiyor. Bu Allâh’ın rahmeti, bereketi, lütfu, ikramı, hikmeti ilahi ilmi. İlahi ilmi. Bulut ve gök bu ilahi ilmin kaynağını gösteriyor bize. Yağmur ilahi bir ilim, rahmet, bereket nereden geldi? Gökten mi? O buluttan. O zaman o gök ve bulut buranın gök ve bulutu değil. O zaman alemi gaybin ilm-i ilâhînin göğü ve bulutu. O zaman o ilim ilm-i ilâhîden koptu geldi. İlm-i İlâhîden. Bakın dikkat edin.
Bakara 2/3 — «Onlar Gayba İman Eder, Namazı Dosdoğru Kılar» — Gerçek Mü’minin Vasıfları
Lef-i mafuzdan demiyorum. İlm-i İlâhîden koptu geldi. Cenâb-ı Hak’ın kendi zat-ı uluhiyetinden koptu geldi. Onun gönlüne Cenâb-ı Hak akıttı onu. Bu kayda girmeyen bir şeydir. Cenâb-ı Hak varlık aleminde olacak olan bütün her şeyi kitaba yazdı ana kitaba. Eyvallâh. Yaprak şu zaman şurada düşecek, şu zaman şu olacak, şu zaman bu olacak. Eyvallâh. Yazıldı oraya. Bu, peygamberlerin hususi olarak kalplerine gelen Kur’ân ayetinin dışında vahiyet, Kur’ân ayetinin dışında vahiyler, büyük mürşid-i kâmillerinin gönüllerine gelen ilhamlar ilm-i ilâhîden gelir. Onun çıkış yeri orasıdır. Onun çıkış yeri. O yüzden melekler deyip o ilme şaşkın kalırlar. Bilmiyorlar çünkü. Bir şey, o ana kitaba yazıldı ya, o yazılıp da oradan çıktıktan sonra onu bir melek görebilir.
Onu bir ruhaniyet görebilir. Daha henüz tecelletmedi. Levh-i Mahfûz ana kitap olarak dillendirilir ya, kitapların anası. Levh-i Mahfûz’dan bir şey çıktı, çıktığı anda onu bir ruhaniyet görebilir, bir ruhaniyet onu dinleyebilir. Evet. Bu artık sır olmaktan çıkmıştır. Aslında bu gayp olmaktan da çıkmıştır. Sebep tecellette çünkü. Alem-i misale doğru yürüyor o. Onu büyük pir efendiler, onu büyük veliler zamanın kutupları, onu görebilirler. Oradan konuşmak onlara yasaktır ama bakın görünmez demiyorum, onu görebilirler. Ama ilm-i ilâhîden kopup gelen, bunları dotalım bir kenara. İlm-i İlâhîden kopup geldiyse bir mürşid-i kâmilin, bir kutbun kalbine, onu melekler bile bilemez. Onu kimse bilemez. Sır budur.
Sır, gerçek sır, hakiki sır budur. Hakiki sır. O çünkü ilm-i ilâhîden kopmuş gelmiştir. İster hitap olsun, ilm-i ilâhîden kopmuştur. İsterse bir an böyle yıldırım çarpması gibi bir resim olsun. Bir resim olsun, ilm-i ilâhîden. Bir bilgi olsun. Böyle şimşek çakar gibi. İlm-i İlâhîden. Onu kitapta orada burada arama. Onun tefsirini de arama. Onun tefsiri de gelir. Onu cahillik edip oradan buradan bir şey arama. buradaki yağmur, bu ilm-i ilâhîden gelen hikmettir. Buradaki gök, bildiğin gök değildir. Buradaki bulut bildiğin bulut değildir. Bu âlem-i misâlin hatta daha ileri, bu âlem-i misâl çünkü şeyin altındadır, Levh-i Mahfûz’un altındadır. Bu Levh-i Mahfûz’un üstündedir. Bu Levh-i Mahfûz’un üstündedir.
Bu… Allâh beni affetsin. Arş-ı A’lâ ile arada çok incecik bir perde vardır. Bu oraya ulaşan zâtla alakalıdır. Geri kalan laf-ı gaf, öleceğim gideceğim. Bakara 2/3. Onlar gaybe iman ederler. Namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. Bu rızkı zahire vurma. Onlar namazı dosdoğru kılarlar, Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu manevi rızıktan, o manevi hikmetten, o manevi ilimden etrafındaki insanlara aktarırlar, dağıtırlar. Onu kendilerine saklamazlar. Anlatılması gereken, konuşulması gerekeni anlatırlar, konuşurlar. Yarına bırakmazlar. Yarına bırakırlarsa İsa’nın havarileri gibi olur ki nankörlük etmişlerdir. O ilim kapısı ona kapınır o zaman. Der ki Cenâb-ı Hak, senin her gün kalbine ilham eden benim, senin kalbine hakikatleri akıtan benim.
Sen nasıl bunu gizledin, nasıl bunu sakladın, nasıl sen bunu etrafındaki insanlara tebliğ etmedin der. Senin kapını kapatır. Sen kapın kapanacaksa zaten oraya kadar da gelemezsin sen. Ama sen bil ki dağıta dağıta büyürsün. Bil ki infak ede ede büyürsün. Bil ki etrafına saça saça büyürsün. Maddende böyle büyürsün, manende böyle büyürsün. Allâh cömert kullarını sever çünkü. Allâh cimri kullarını sevmez. Sen sana verilen ilmi de dağıtacaksın. Bunu şimdi anlamazlar ben bunu anlatmayayım. Cahilsin de o yüzden. İlmin yok da o yüzden. Bilgin yok da o yüzden. Kalbin çalışmıyor da o yüzden. Bu cemaata bu anlatılır mı? Senin kalbin vallahi çalışmıyor, billaha çalışmıyor. Senin kalbi, aklın yok. Senin bilgin de yok, ilmin de yok.
Sen zaten bunlara hiç dalma. Bunlarda boğulur kalırsın sen. İnsanları da inkara götürürsün, küfre götürürsün. Nasıl ehil olmayan bir doktor adamı candan ediyor ya. Ehil olmayan bir şeyh de insanı imandan eder. Evet. O yüzden sakın ha olmadan olduğun davasına da girme. Anlattıklarım kitabı değil. Öyle kitaplardan da araştıracağım diye uğraşma. Rabbim cümlemizi Allâh ve Resulüne itaat edenlerden, Allâh ve Resulünün çizmiş olduğu yoldan gidenlerden eylesin. Âmîn. Heva ve hevesimizi ilah edenlerden eylemesin. Âmîn. Şeytanın peşinden gidenlerden eylemesin. Âmîn. Nefsine uyup da kendini doytanlardan eylemesin. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 2025. Beyt — Münkirlerin Gönül Kokusu Hissedememesi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 2025. beyit (münkir = kara böcek; gönül kokusu = anberî); Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/688-695; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/418; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî Şerhi 1/610; «davul sesine dayanamayan beyni zayıf» kıyâsı — sûfî istiâresi.
- Hac 22/46 — Kalp Taşlaşması: «Fe-innehâ lâ ta’me’l-ebsâru ve lâkin ta’me’l-kulûbü’lletî fî sudûr» (Hac 22/46); Taberî, Câmiu’l-Beyân 17/176; İbn Kesîr, Tefsîr 5/438; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 23/45; «kalp taşlaşması» — Bakara 2/74; Mâide 5/13; Hadîd 57/16.
- «Ben Senin Rabbinim» Hitâbı (Hadîs-i Kudsî): «men teveccehe ileyye akbeltu aleyhi» — Hâkim, Müstedrek 1/521; «hâl-i muhâdase» (Allâh ile mukâleme) — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Ebû Yezîd-i Bistâmî nakli — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ 1/170-180; sûfîlerin Allâh-kul mükâleme tasvîri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb.
- Yaratılışın Hakîkati ve Tekâmül Teorisi Reddi: İnsanın özel yaratılışı — Hicr 15/26-29; Sa’d 38/71-72; Mü’minûn 23/12-14; Tîn 95/4 (en güzel sûrette); Ebu’l-Hasen Ali Nedvî, el-İslâmu ve’l-Asru’l-Hâdir; Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye (tekâmül teorisi reddi); modern epistemolojide Darwinizm eleştirisi — Adnan Oktar, Evrim Aldatmacası; Mustafa Akyol, Yaradılış İlim ve Felsefe.
- Modern Hukukun Adâletsizliği ve Müslümanın Mes’ûliyeti: Mâide 5/8 («Adâletten ayrılmayın»); Nahl 16/90; Nisâ 4/58; «el-âdilûne fi’d-dünyâ ve’l-âhire» — Müslim, İmâra 18 (1827); Buhârî, Ahkâm 1; modern hukukun şer’î hudûd ile çatışması — İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; toplumsal eleştiri — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.
- Mücizeye İman ve Hak Yolda Sebât: «innî câilüke li’n-nâsi imâmâ» (Bakara 2/124); imtihân — Ankebût 29/2-3; sebât duâsı — Âl-i İmrân 3/8; «ya beni adam yap, ya beni öldür» Hadîs-i kudsî kîsm-i İbrâhîm — İbn Atâullah, el-Hikem; «mangal gibi yürek» — sûfî hamiyet metaforu — Yûnus Emre, Dîvân; Hak Yolda yalnızlığa katlanmak — Ahzâb 33/39.
- Köprü Altında Karton Kulübe — Sûfî Sosyal Adâlet Algısı: Hadîs-i şerîf «mâ âmene bî mân bât şeb’ânen ve câruhû câi’» (Yanı başında aç komşusu varken tok yatan inanmamıştır) — Hâkim, Müstedrek 4/167; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/433; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, bâbu’l-îsâr; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’l-fütüvve; gece tecellîâtı — İmâm Rabbânî, Mektûbât 2. cilt 99. mektûb; Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Musahabe, gece amelleri.
- Levh-i Mahfûz ve Âlem-i Misâl — Sûfî Kozmolojisi: «bel hüve Kur’ânun mecîd, fî levhin mahfûz» (Burûc 85/21-22) — Levh-i Mahfûz; «inneke li-tülaq-qa’l-Kur’âne min ledün hakîmin alîm» (Neml 27/6); âlem-i misâl tasnîfi — İbn Arabî, Fütûhât 2/85; Sühreverdî-i Maktûl, Hikmetü’l-İşrâk; İmâm Gazzâlî, el-İktisâd fi’l-İ’tikâd; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, el-İkdü’l-Cevherî; Arş-ı A’lâ — A’râf 7/54; Yûnus 10/3; Tâhâ 20/5; Ra’d 13/2; Furkân 25/59; «Arş ile Levh-i Mahfûz arası» — Ahmed b. Hanbel, er-Reddü ale’l-Cehmiyye.
- Bakara 2/3 — Gerçek Mü’minin Vasıfları: «Ellezîne yu’minûne bi’l-gaybi ve yukîmûne’s-salâte ve mimmâ razaknâhüm yünfikûn» (Bakara 2/3); Taberî, Câmiu’l-Beyân 1/100; İbn Kesîr, Tefsîr 1/40; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 1/258; gayba iman — Mâtürîdî, Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne 1/23; Eş’arî, el-İbâne; namazın ikâmesi — Bakara 2/45, 110, 177, 277; Müzzemmil 73/8; Beyyine 98/5; Mü’minûn 23/2-9 (mü’minin yedi vasfı); Necip Fâzıl, Çile, mü’minin tarif çağrısı.
- Karabaş Silsilesi ve Mustafâ Özbağ Efendi’nin Sohbet Üslûbu: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «mizahla nasîhat» üslûbu (kıssa-örnek-hadîs) — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Hakîkat, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı