Âl-i İmrân 3/41 — Zekeriyâ Aleyhisselâm’a Verilen Alâmet ve «Rabbini Çokça Zikret» Emri
Bugünkü dersimiz 28. Nasîhat, Âl-i İmrân Sûresi, âyet 41. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Âl-i İmrân Sûresi, âyet 41. Âl-i İmrân Sûresi, âyet 41. Âl-i İmrân Sûresi, âyet 41. Sadakallâhu’l-Azîm. Âmin. Âl-i İmrân, âyet 41. Zekeriya dedi ki, Rabbim o hâlde bana bir alâmet var. Allâh da senin alâmetini insanlarla, işaretle anlaşman dışında üç gün konuşmamandır. Rabbinin çokça zikret, akşam sabah onu tesbih et. Buyurdu. Ders konumuz aslında Rabbinin çok zikret, akşam sabah onu tesbih et. Ders konusu bu akşam bu. Ama Zekeriya da bana bir alâmet var demesinin sebebi, Cenâb-ı Hak Zekeriya’ya bir evlat, Yahyâ’yı müjdeledi. Yahyâ’yı müjdeleyince melekler ona, o da Cenâb-ı Hak’a yalvardı dedi ki, bununla alâkalı doğru olduğuna dair bana bir alâmet göster.
Akşam Hakkında
Bana alâmet göster deyince Cenâb-ı Hak ona vahyetti. Dedi ki, insanlarla konuşmayacaksın, ancak işaret diliyle merâmını anlatacaksın. Ama Allâh’ı zikretmekten geri durmayacaksın. Zekeriya aleyhisselâm’a bu noktaya iten şey aslında Meryem’di. Çünkü Meryem’in annesi, Meryem’in annesi Allâh’a çok yalvarmıştı. Bana bir evlat ver, ben bu evladı senin yoluna tahsis edeceğim. Ben onu sana bağışlayacağım diye çok dua etmişti. O öyle çok dua edince Meryem’in annesi. Öyle çok dua edince Cenâb-ı Hak da Meryem’i verdi ona. Meryem’i verince o mübarek annemiz, bu sefer ben senden erkek evlatı istemiştim. Onu Allâh yoluna tabiri caizse, meytül makdise adayacaktım onu dedi. Öyle olunca Meryem annemiz yetişmeye başlayınca kendini inzivaya çekti.
Malumunuz ondan sonra Cenâb-ı Hak Cebrâl aleyhisselâm’ı onu gönderdi. Cebrâl aleyhisselâm ona İsa aleyhisselâm’ı üfledi. Ama Meryem annemiz mescidin içinde, mescidin içerisinde hiç dışarı çıkmıyor, hamile. Hiç dışarı çıkmıyor, hiç kimseden bir şeyi pişmiyor. Ve Meryem annemize kışın yazlık yiyecek, yazın da kışlık yiyecek geliyor. Hiç dışarı çıkmıyor. Cenâb-ı Hak onu her gün böylece rızıklandırıyor. Ve âyet-i kerîmede de, biz Meryem’e vahyettik diyor zaten. bu şimdi bu ara çok tartışıyorlar ya benim üzerimde ben vahy… Sadece peygamberlere değil diyorum, kıyameti koparıyorlar. Ama bir sürü âyet-i kerîmelileri sıraladığım için cevap da veremiyorlar. bu âyet-i kerîmede de, bu âyet-i kerîmede de, kalıyorlar.
Ama bir sürü âyet-i kerîmelileri sıraladığım için cevap da veremiyorlar. Kalıyorlar öyle. Çünkü Allâh arya da vahyetmiş, yere göğe de vahyetmiş. Cenâb-ı Hak insanın, her insanın kendi nefsine de vahyetmiş. İyiliği de kötülüğü de vahyetmiş bize. iyiliği de kötülüğü de bize vahyeden Allâh. Bu noktada arya da vahyetmiş, göğe vahyetmiş, yere vahyetmiş, meleklere vahyetmiş. Peygamberlere vahyetmiş, Meryem’e vahyetmiş. İbrahim’in annesine vahyetmiş, Musa’nın annesine vahyetmiş. Vahyetmiş. Hepsinde de âyet-i kerîmelilerde vahyi olarak geçiyor. Hepsine de vahyetmiş. Meryem’e de vahyetti Cenâb-ı Hak. Ve Meryem aleyhisselâm’a böyle yiyeceğini, içeceğini, her şeyini hiç kimseden hiçbir şey istemeden, bir insan elinden gelmiyordu.
Ona yiyecek de geliyordu. Önüne giriyordu. Zekeriya aleyhisselâm bunu gördü. Zekeriya aleyhisselâm ile Meryem annemiz akraba. Meryem’in annesiyle Zekeriya aleyhisselâm akraba. Hepsi de bunlar Peygamber suyu. Beni İsrail Peygamber suyu. Zekeriya aleyhisselâm Meryem annemizi böyle görünce ve böyle ona intifatı da görünce tabiri caizse gizliden gizliye Allâh’tan bir hayırlı erkek evlat istedi. Öyle olunca tabii yaştı Zekeriya aleyhisselâm. Hanımı da yaştı. Böyle istedi ama yaşına da bakmadı. Bu sefer Cenâb-ı Hak da onun duasını kabul etti. Ona Yahyayı müjdeledi. Yahya aleyhisselâmın babası Zekeriya aleyhisselâmdır. beni İsraililerin katletti, şehit etti Yahya. Bu İsraililer, bu Yahudi soyu böyle bir pis bir soy.
Dünya üzerinde lanetlenmiş imtihan bir soy. Evet onlar tabii malum Yahya aleyhisselâmın gencecik daha 33 yaşındayken de ne yaptılar? Onu şehid ettiler. Şimdi Yahya’yı ona müjdeleyince hanımı ihtiyar, kendisi ihtiyar. Zekeriya aleyhisselâm bu konuda bir Cenâb-ı Hak’tan tabiri câizse bir işaret istedi. Bir delil istedi bu konuda. İbrahim aleyhisselâm dedi iman ediyorum sen yeniden her şeyi yaratacaksın. Ama buna dedi şahit olmak istiyorum, görmek istiyorum deyince ona üç tane kuş aldırdı, öldürdü, kestirdi, kavutturdu, yandı, küllerini üç tepeye attırdı. Ondan sonra küntü bizni lâhde. Onların hepsi de koşa koşa gelecek sana dedi. İbrahim aleyhisselâm böyle bir şehadet, şahitlik istedi nasıl diriteceksin diye.
Aynı şeyi Zekeriya aleyhisselâm da istedi. Dedi ki böyle bir şey bana verdin, bunu bana bir delil olarak bana bir şey vahyet. O da dedi ki böyle bir aslında biraz da ceza bu. Delilden öte biraz da böyle ceza. ben sana bir şeyi müjdelemişim, müjdeledim şeye karşı senin kalbinde bir tuhaflık olmuş. Sen buna bir de delil istiyorsun benden o zaman üç gün konuşmayacaksın dedi. İnsanlarla konuşmayacaksın, üç gün işaret diliyle anlaşacaksın. Ama velâkin burası önemli. Rabbini çokça zikret. Akşam sabah onu tesbih et. sen bu hatayı işledin, bu bir zelle. Bunun karşılığında sen Allâh’ı çok zikret. Sabah akşam onu tesbih et. bu da senin delilin olsun. Ve Zekeriya aleyhisselâm ne yaptı? Üç gün insanla Allâh’a hiç görüşmedi.
Bir peygamber insanların derdi var, sıkıntısı var, konuşacağı var, görüşeceği var. Hiçbir şey konuşmadı. Devamlı Allâh’ı zikretti. Çünkü Cenâb-ı Hak Zekeriya aleyhisselâmın susmasını emretti. Zikirden kesilmesini değil. Ve onun bu küçücük zellesinden dolayı da Hz. Allâh Celle Celâlihu onu devamlı Allâh’ı zikretmesini söyledi. Burada bir böyle parantez açmak istiyorum. bir hatanız olabilir, bir kusurunuz olabilir, eksikliğimiz olabilir, hepimizin. Burada o hatamızı, kusurumuzu, eksikliğimizi, yanlışlığımızı tedavi edecek olan, telafi edecek olan çokça zikir. O zikirle biz hatamızın, kusurumuzu, yanlışlığımızı telafi edeceğiz. Çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir. Böyle olunca o kimse, o en büyük iş de ne yapacak?
Kendisini temizlemiş olacak. Kendi hatasını ve kusurunu affettirmiş olacak. Çünkü zikrullâh’dan daha büyük bir amel, daha büyük bir ibadet yok. Kalbi temizleyen, insanı temizleyen ve insanın kalbini temizleyen ancak zikrullâh var. Çünkü kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Kalpler, hadîs-i şerîfte de kalpler ancak zikrullâh ile parlar. Kirlerinden zikrullâh ile temizlenir. Çünkü o kalbin başka bir şeyle temizlenmesi mümkün değil. Kalpte geçen derste de bahsettim. Allâh’a ait olan, Allâh’a ait olan, hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım dediği, tecelli ettiği kalptir. O kalbin temiz olması gerekir ki, bunun temizliği zikrullâh ile mümkündür. Bakın zikrullâh ile. Bir kimse tövbe ederekten günahlarını affettirir.
Tevbe eder o kimse, tövbe ile o kimsenin günahları affolur. El cevap, tamam mı? Tamam. Ama zikrullâh, o kimsenin kalbini Cenab-ı Hakk’ın tecelliyatına mazhar eder. Cenab-ı Hakk’ın tecelliyatına mazhar edecek olan amel, Allâh’ı zikirdir. Şimdi öyle diyorlar ya size bize hepimize, namaz da zikirdir kardeş. Biz namazı zikirden saymayanlardan değiliz. Orucu zikirden saymayanlardan değiliz. Biz yerden bir taşı alıp kenara koymak da zikir. Birisine nasihat etmek de zikir.
Sözsüzlük Cezâsı, Hâl ile Tebliğ ve Karşıdakinin Durumuna Göre Konuşma — Lisânın Zikri
Birini Allâh’ı hatırlıyorsun çünkü Allâh için yapıyorsun ya. Bir yetimin başını okşamak da zikir. Allâh için yapıyorsun. Bir fukaranın karnını doyurmak da zikir. Allâh için yapıyorsun. Kur’ân-ı Kerîm okumak da zikir. Allâh için okuyorsan, para için okuyorsan değil. ben bu Yağasin’i okuyayım, Kaşpar okuyacağım, 5000 liraya okuyacağım. Olmadı, sen ondan ne bekliyorsun ki? Kur’ân-ı Hatmi’nin var, hazır benim. Hazır Kur’ân-ı Hatmi satarak da sen onu normalde oradan bir şey bekleme. Aynı şey zikrullâh için de geçerli. Sen Allâh’ı zikrederken bir şey umma. Bir şey bekleme. Yok ben makam atlayacağım, mevki atlayacağım, çavuş olacağım, zâkir olacağım, nâkib olacağım, nüge bağılacağım, sugabağ olacağım, bekleme.
Allâh’ı Allâh olduğu için zikret. Allâh’ı Allâh olduğu için sev. Allâh’ı Allâh olduğu için ona iman et. Allâh’ı Allâh olduğu için Allâh yolunda yürü. Ya görsünler ne güzel namaz kılıyorum. Bırak namazın namaz değil senin. Görsünler ben ne güzel zikrullâh yapıyorum. Bırak senin zikrullahın zikrullâh değil. Sen gösterişe çıkmışsın, artistlik yapıyorsun sen. Başka bir şey değil. Başka bir şey değil bakın. Allâh’ı Allâh olduğu için iman ederiz. Allâh’ı Allâh olduğu için ibadet ederiz. Allâh’ı Allâh olduğu için zikrederiz. Allâh’ı Allâh olduğu için severiz. Allâh’ı Allâh olduğu için biz onun yolundan gitmeye gayret ederiz. Bu başka bir şey değil. Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde zikrullâh o kimsenin Allâh’a olan bağlılığını, Allâh’a olan samimiyetini, Allâh’a olan sevgisini, Allâh’a olan kulluğunun göstergesidir.
Zikrullâh başka bir şey değildir. Senin Allâh’a bağlılığını gösterir. Senin Allâh’a kulluğunu gösterir. Senin Allâh’a karşı olan sevgini gösterir. Senin Allâh yolunda olduğunun göstergesidir zikrullâh. Ve senin Allâh’la her daim bağındır. Her daim. Çünkü Peygamber ne diyor ki? Allâh’ı zikirden uzak durma. Rabbini sabah akşam. Başka bir ayette de şimdi burada akşam sabah diyor. Oysa şeyde de Ahzab 41-42’de de iman edenler Allâh’ı çok şey zikredin ve sabah akşam onu tespih edin. Bir âyet-i kerîmede sabah akşam, bir âyet-i kerîmede akşam sabah. Şimdi bu iki âyet-i kerîmeyi birleştirdiğimizde, birinci okuduğumuz Âl-i İmrân’da akşam sabah diyor. akşamdan sabaha kadar. Ahzab Sûresinde de sabah akşam diyor.
O zaman sabahtan akşama kadar. sen gece, akşamdan sabaha kadar, gündüzde, sabahtan akşama kadar her hâlinle Allâh’ı zikret. Veya gece gündüz önemli değil. Gündüzde, gecede Allâh’ı zikirle geçireceksin. Çünkü akşamdan sabaha dediğinde akşam vakti ne oldu? Normalde akşam vakti olunca akşam namazı vakti girdi, akşam oldu. Sabah namaz vaktinde akşam bitti. O zaman akşam sabah dedince geceyi aldı içine. Benim yeni derviş olduğum zamanlarda ders sabahlı akşamlıydı. Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin sabahlı akşamlı ders verildi. Böyle biraz böyle götüremeyecek olanları tek ders verildi. Bizi de serbest bıraktı. istediğiniz gibi verin durumunuza karşıdakinin durumuna göre. Biz de ben de karşıdaki kimsenin durumuna göre, kimisine sabahlı akşamlı verirdim, kimisine sadece gündüz dersi verirdim, kimisine bazen gece dersi verirdim, gündüz dersi vermezdim.
Onların durumlarına göre, gördüğüm rüyaya göre hareket ederdim. Ama sonradan Şeyh Efendi Hazretleri tek ders vermeye başladı. O sonradan yeni mesela Bursa’da bir müddet daha sabahlı akşamlı ders devam etti. Sonra Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin onu, tekeyin dedi. Tek ders vermeye başladı. Mustafa Efendi oğlum bunu çeksinler yeter dedi. Dervişler çünkü gevşek davranıyorlar. Bunu çeksinler yeter dedi. Biz de arkadaşlara diyoruz ki zâkirlere, çavuşlara, ders yaptıranlara, siz mümkünse sabahlı akşamlı çekin dersinizi. Bizim tavsiyemiz bu. Bazıları gördükleri rüyaya göre onlara da sabahlı akşamlı verdiğimiz oluyor mu? Evet. Ama öbür türlü bir kimse sabahlı akşamlı kendisi ders çekebilir mi? Evet.
Sabahlı akşamlı ders çekebilir mi? Evet. Ne yapacak o zaman? Sabah dersi, sabah namazında başlayacak akşam namazına kadar gündüz dersi gibi onu normalde bir ders olarak çekecek. Akşam namazından sabah namazına kadar da gecede bir ders çekecek. Ne olacak? Sabahlı akşamlı ders olacak o kimse. Aynı zamanda bu iki âyet-i kerimeye de mahsar olmuş olacak. Hem akşamdan sabaha kadar ders çekmiş olacak. Buradaki Zekeriya aleyhisselâm’a atfen söylenen Rabbini çokça zikret. Akşam sabah onu tespih et, onu teşbih et, onu tenzih et. teşbihin içine hepsi de girer çünkü. Ne yapacak? Onu tespih edecek. Böylece normalde o kimse hem sabahtan akşama hem akşamdan sabaha kadar Allâh’ı zikretmiş olacak. Ve normalde o kimse o zaman bütün gününü zikrullâh ile geçirmiş gibi olacak.
O kimse sabah ile kalktı, sabah namazını kıldı, üstüne de dersini çekti. Harika! Ondan sonra akşam namazı okundu, akşam namazını kıldı. Ne zaman yapıyorsa bir de gece dersini çekti. Çünkü o sabah akşam ne yapmış oldu? Allâh’ı zikretmiş oldu. Ha arada bir de tevhid çekti. 5000 tevhid çekti. O nuru alâ nur oldu. Harika! Bunları arkadaşlara emir vaki yapmıyoruz ki onların nefislerine ağır gelmesin. Dervişlikten bıkmasın. Sufilikten bıkmasın. Ya ders çek, bitmiyor, evet bitmiyor. Buradan bıkkınlık yapıp da böyle bir kendi ellerini zora sokmasınlar. Nefisleri çıldırmasın, nefisleri onları şaşırtmasın. Ha normal şartlarda biz günlük bir virt veriyoruz arkadaşlara. Diyoruz ki siz günde bir sefer bu virti yapacaksınız.
Onda da yapabiliyor, 1000-1 tevhid var ama yapabiliyorsan günlük 5000 tevhid çek, yapabiliyorsan. Yapabiliyorsan 10.000 çek, 20.000 çek, 30.000 çek, 40.000 çek, 50.000 çek, 60.000 çek, 70.000 çek. Tabi biraz zor. 70.000 deyince 15 saati buluyor. günlük 70.000 tevhid çekeceğim diyen bir kimsenin normal şartlarda 15-16 saati bulur. Ertesi gün yapamaz 15-16 saatte. Yapanlar nasıl yapıyor bilmiyorum. Ben yapamadım. birinci gün 16 saatte, 15 saatte hatta 14 saatte bitirdim. İyi, ikinci gün 16 saat oldu. Üçüncü gün normalde 18 saat, 20 saat oldu. Genç istin bir daha. İlk itikafımdan bahsediyorum. Uyumamak için kafamı duvara vuruyordum. Ama üçüncü gün tabi 20 saati buldu. Dördüncü güne 3 saat uykuyla girdim.
Öbür günde uyumuyorsun yine. Oturduğun yerden yakazı oluyor. Bir de insana tatlı geliyor ya, yakazayı da bozmak istemiyor. Bir bakıyorsun başka yerdesin. Yeni dergisinde böyle bu tip şeyleri yeni yeni öğreniyorsun. Haydi onu izliyor, onu izliyor, onu izliyor. Ondan böyle ayrılmak istemiyorsun. Gülünçli. Diyorsun ya Bedir nasıldı? Tak Bedir geliyor önüne. Zikrullâh ederken diyorsun ki ya Bedir nasıl oldu? Şak Bedir önünde. O savaş. Kılıçlar çakır diyor, muzraklar havada uçuşuyor, toz duman, kan revan ortalık. Neler yaşanmış diyorsun. O üzülüyorsun, haydi bir kendine geliyorsun. Ardından tevhidken bir şey yakaladın ya. Böyle bir şeydir. Sufilik o yüzden zevklidir. Böyle insanı hayretten hayrette sokar.
Böyle kendini daha da disiplin edersin. Bu sefer Bedir böyle uhud, ondan sonra hendek, ondan sonra şu bu. Bir bakıyorsun şu peygamber, bu peygamber. E ne oldu? Ha ders kaldı ama senin. Sonra kendine geliyorsun, al tespih boynuna, gece yarısı caminin içerisinde voltaht uyumamak için. Neden dersi yetiştireceksin çünkü? Öyle bir ayağını uzatırsan da birisi gelir ayağına bir tekme vurur, nereden geldiğini bilemezsin. Öyle de yok öyle. Öyle paso yat, ayağını uzat, onu da öğrendik. Nereden geldiğini bilmiyorum. Bir tekme topuğunu arıyor, üç gün dört gün basamıyorsun üzerine. Suçunu da biliyorsun ya.
İtikâf Sünneti ve Yalnız Kalma Âdâbı — Hz. Peygamber’in Hira Sünneti ve Mü’minin Zaman Yönetimi
İtikafta upuzun yatılırmış mı? Yatılmazmış demek ki. Ondan sonra topuğunun üzerine basamıyorsun birkaç gün, üç gün dört gün şiddete göre. Bakıyorsun topukta hiçbir şey yok ama üstüne basamıyorsun. İtikaf güzeldir. Sakın bunları görmek için de itikafa girme. Orası sinemaskop değil, Allâh’ı zikretmek için gir. Şimdi böyle olunca o kimse ne oldu? Sabah akşam Allâh’ı zikretti. 70.000 tevhid çekince de o zaman normalde bir pazar gününü kendine ayıracaksın bir işin yoksa. Sabah namazında niyet edeceksin 70.000 tevhide, bir dahaki sabah namazına kadar bitireceksin. Bunları yapabilirsiniz evde aslında. kadınlarda erkeklerde yapabilir. Ha eşleri kafaya gir biraz. bey hayırdır? Ben 70.000 tevhide niyet ettim.
O yüzden ben odada kalacağım. Bir tane de oraya bir secdade. Odaadasın, kadın geliyor bakıyor, zikrullâh da geliyor bakıyor, zikir de geliyor bakıyor, zikir de en son da tepes atıyor tabi. Ne bu diyor bu? Bu böyle mi olacak? Hayat böyle mi gidecek? Ve aynı şey kadın için de geçerli. Adam gelmiş bir pazar günü evde yan yatacak, çamura batacak, ondan sonra gelsin çaylar gitsin kahveler. Kahveler, normalde gezmeye gidecek, tozmaya gidecek bakıyor. Kadın zikirde. Geliyor gene zikirde, geliyor gene zikirde. Ha ben iki yumurta kırmış bugün bunu yiyeceğiz diyor. Çok da konuşmak istemiyorum, zikirdeyim diyor. Eyvah! Adamın saçları gitti. Dikildi adamın saçları. Bir de işin bu tarafı var. O yüzden yaparsınız, yapamazsınız evde bir şey diyemem ama siz parçalı bulutlu da yapabilirsiniz.
Bir de 30 bine niyet edin, bir de 40 bine niyet edin, 70’i bitirin ama hayatınızda böyle bir 70 bin tevhid çektiğiniz zaman olsun. Bu önemli bir şey. bir 70 bin tevhid çekmişsin, mükemmel bir şey. bir 10 bin salavat-ı şerife getirmişsin. 10 bin salavat-ı şerife. Mükemmel bir şey. Bir 100 bin lafsi celal çekmişsin. Allâh. 100 bin çekmişsin. Muhteşem bir şey. Bunları yaşayın hayatınızda. Bunların tadını alın ve sabah akşam, akşam sabah zikretmenin tadını alın. Düşünebiliyor musunuz? Akşam sabah zikrediyorsunuz. Kime söylendi bu? Zekeriya Aleyhisselâm’a. Zekeriya Aleyhisselâm’la aynı ibadeti yapıyorsunuz. Hatta bir de Zekeriya Aleyhisselâm’ı rabut edin. Ay bir de gelsin benim zikrullahımı yapıyorsunuz hadisin.
Örnek. Muhteşem bir şey. Hele bir de asasıyla, o günkü kıyafetleriyle, sakalıyla gelirse, oyyy, değme artık. Çünkü bütün hepsinde de asa var. Bütün peygamberlerde asa vardır. Bütün peygamberlerde asa vardır. Onu böyle sadece suret olarak değil, bir bütünü olarak görürseniz, böyle bir hayat estantenizinden, hepsini de asalı görürsünüz. Hiçbirini dar elbiseli görmezsiniz. Hemen hemen hepsinin, kimisi kolsuz bazı, bazısı böyle yarım kollu, bazısı böyle tam bütün değil bu bilekler ne kadar kollu, cübbemsiz şeyleri vardır. Cübbe değil, cübbemsiz. Onun normal, real hayatlarını görürseniz, hayatlarını görürseniz hiçbirisi de süslü değildir. E şimdi bir de mana boyutu vardır, başka bir boyutu vardır.
O boyutta görürseniz hepsi de süslüdür. Bakın, hepsi de süslüdür. Üzerlerindeki cübbeler falan süslüdür, böyle kıyafetleri tabir-i caizse aflidir. O üzerlerindeki bol elbiseleri falan böyle boydan olan elbiseler, üzerindeki o böyle cübbeleri hepsi de aflidir. O ne zaman biliyor musunuz? Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ve bütün peygamberler bir böyle perdede toplandıklarında, herkes makamına göre, kendine göre bir süsleri vardır. Ama cübbeleri falan böyle süslüdür. Hepsi de toplanırlar böyle, hepsi de süslüdür. Gözünüzü alamazsınız ama onların içerisinde en süslüsü Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’dir. Üzerindeki cübbesinin süslüne dahi bakamazsınız.
Öyle süslü göz alıcıdır, hepsinin de. Ama Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, onunkini en müstesna noktadadır. Tabi Hz. Öbekür, Ömer, Osman, Ali, Hz. Ahsan, Hazret-i Hüseyin, bunlar da ayrı bir güzellik, ayrı bir tabir-i caizse, böyle şatahat diyeceğim, şatafat diyeceğim ama yanlış anlaşılacak, ayrı bir böyle cavcaflıklıları vardır. Bakmaya doyamaz, kıyamazsınız. Ama öbür türlü hayatlarından bir esnantene görünce, ağa sağlıdır her biri, böyle çok gösterişli değillerdir kendi hayatlarından. Evet, siz o esnada Zekerya aleyhisselamı raut edip, Zekerya aleyhisselamın dersini çekiyorsunuz tabir-i caizse. O dersi Cenâb-ı Hak Peygamberine vermiş, aynı zamanda Ümmet-i Muhammed’e de söylemiş.
Akşam sabah Rabbini zikret. Bakın bunu Şeyhim bu Âyet-i Kerîme’yi şöyle derdi, bugün bu dersi hazırlarken o aklıma geldi. Derdi ki, eğer zikrullâh yasaklanacak olsaydı, Cenâb-ı Hak Zekerya aleyhisselamı zikrullahı yasaklardı. ona susmasını emretti, üç gün konuşmayacaksın dedi ya, üç gün konuşmayacaksın dedi ama ona zikrullahı yasaklamadı. Konuşmayı yasakladı, susacaksın dedi. Daha doğrusu susmayı yasakladı, konuşmayı da değil. Konuşmak çünkü işaretle konuşacağını konuştu. İşaretle konuştu. Ona susma cezası verdi. Sufilikte de vardır susma cezası veyahut susma terbiyesi. Bir kimse böyle olur olmaz konuşur, olur olmaz konuşan bir kimse, üstatlar ona sen iki gün hiç konuşma, sen bir gün hiç konuşmayacaksın derler.
Bir gün hiçbir şey konuşmaz o kimse örneğin. Mesela üstatlar önceden terbiye maksadıyla mesela bir işi çok yiyor değil mi? Ona denmiş ki mesela sen bir gün hiçbir şey yemeyeceksin. Bir gün hiçbir şey yemeyeceksin. O bir gün hiçbir şey yemez. Sabahtan bir dahaki sabaha kadar. Bunlar nefis terbiye işi. nefisliği terbiye etmek için. Şimdi tabi bunlar böyle şimdi bu zamandaki dervişlere zor gelen şeyler. biz diyoruz ki yemeği yiyor millet yine. o kimseye diyeceksin ki üç gün yeme. üç gün yeme deyince evdeki düzeni bozulacak onun. Veya sen bir gün hiç konuşmayacaksın. hiç konuşmayacaksın, susacak evdeki düzeni bozulur. Mesela şeyhim bana itikafta konuşmayı yazaklamıştı. Mustafa Efendi dünya kelamı konuşmayacaksın dedi.
Tamam bitti. Tamam bitti. Kimseyle görüşmeyeceksin dedi. Tamam bitti. Biz on gün hiç kimseyle görüşmedik, konuşmadık. Orman işletmesinde çalışıyorum o zaman. Müdür müdür yarıncıları mescide gelmişler. Müdür diyormuş ki o benim yanımda çalışıyor. Ben görüşeceğim onunla diyormuş. Bizim arkadaşlar demişler ki konuşması yasak. Böyle güzel görüşemezsin. Olay çıkmış öbür tarafta. Benim haberim yok. Ben itikraftan çıkınca söylüyorlar. Diyorlar ki böyle böyle olay oldu müdürü katmadık. İyi yaptınız dedim. İyi yaptınız dedim. Katmayayım. Şeyh Efendi konuşmamı yasakladı. On gün dünya kelamı konuşmayacaksın dedi. Konuşmuyor. Çok rahat ediyor insan. Gerçekten öyle bir rahat ediyor ki. Ağıl konuşmuyorsun ya çok rahat.
Hiçbir şey konuşmak yok. Zaten birinci gün dedi ki ne dedi. Allâh rahmet eylesin. Onunla o sonra oğlum yağlı yemeyeceksin. Etli bir şey yemeyeceksin. Hayvansal gıdalı bir şey yemeyeceksin. Şunu yemeyeceksin, bunu yemeyeceksin, yemeyeceksin. Ben içimden dedim ki hiçbir şey yemeyeceksin demek ki. Böyle bir de jetonla konuşuyoruz o zaman. Biz öyle şimdiki gibi değil. Zaten jetonlar tıkır tıkır gidiyor. Şeyh Efendi de biliyor jetonla konuştuğumuzu. Hemen iki cümleyle her şeyi anlatıyor. Sen geri kalanını anla kendin. Ben telefonu kapattım. Kendi kendime dedim hiçbir şey yemeyeceksin. Hiç konuşmayacaksın. On gün intikafı böyle bitireceksin. Ben birinci gün hiç unutmuyorum. Birinci gün ben üç lokma ekmek yedim.
Zeytin. Ondan sonra ikinci gün iki lokma, üçüncü gün bir lokma, dördüncü gün sıfır lokma. Güzel çay içiyordum. Oruçluyuz bir de Ramazan. Bir demlik çay bitiriyordum gece. Millet kapının önüne yemek getiriyordu. Ben hiç çıkmadığımdan akşam namazından önce abdestimi alıp giriyordum. Akşam namazına da çıkmıyordum. yatsı namazına da çıkmıyordum milletin içine. Çünkü insan içine çıkmak da yasak. Güneşe çıkmak da yasak. Güneşe bakmayacaksın, güneşe çıkmayacaksın. İnsanların yanına çıkmayacaksın. İnsanın yanlarına çıkmayacaksın. Böyle. İtikafı böyle. İlk itikafım bir de benim. En güzel idi şuydu. Orada dışarıda böyle bir limon ağacı gibi bir ağaç vardı.
İtikâfta Kumru Menkıbesi ve Zâkirlerin Derecesi — «İnsanların Derece İtibâriyle En Yükseği Allâh’ı Zikredenlerdir» Hadîsi
Ne kadar kumru varsa onun içerisinde tünüyordu. Gece bir hareket olunca bir çatırtı kopuyordu orada. Ondan sonra tabii. Rabbim bizi korkaklıktan korumuş. Benden sonra bir arkadaş girdiydi. Öde kopumuş çıkamamış dışarı. Hiçbir gece çıkamamış. Bana bir hal mi oldu, bir şey mi oldu diye bana soruyor. Kumru dedim. Çık dedim. Abdestini al, bir şey olmaz. Şimdi tabii normalde bir de işin bu tarafı var. İşin en ilginç tarafı da tabii. İtikafta böyle bir, eğer hal perdisi açıldıysa o zaman gelendi, gidendi. Hayat devam ediyor. Allâh’ım iyiyesin inşâallâh. O yüzden normalde hadîs-i şerîfte de Hazret-i Peygamber’in, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, insanların derece itibariyle en yüksekleri Allâh’ı zikredenlerdir buyurmuş.
Rabbim bizi onlardan eylesin.
Kaynakça ve Referanslar
- Âl-i İmrân 3/41 — Zekeriyâ’ya Verilen Alâmet: «Kâle âyetüke ellâ tükellime’n-nâse selâsete eyyâmin illâ remzâ; ve’zkur Rabbeke kesîran ve sebbih bi’l-aşiyyi ve’l-ibkâr» (Âl-i İmrân 3/41) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 3/270; İbn Kesîr, Tefsîr 1/543; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 8/45-49; Kurtubî, el-Câmi 4/68-72; Begavî, Meâlimü’t-Tenzîl 1/293; Hz. Zekeriyâ aleyhisselâm’ın hayâtı, Hz. Yahyâ’nın doğumu beklentisi — Meryem 19/2-15; Enbiyâ 21/89-90; Yahyâ aleyhisselâm’ın isminin Allâh tarafından verilişi — Meryem 19/7; üç gün konuşmama oruç ile aynı zamanda — Meryem 19/26 (Meryem’in oruç-konuşmama âdâkı); İbn Hac er, Fethu’l-Bârî 6/466; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân 1/229.
- Çok Zikir Emri ve Tasavvufta Sınırsız Zikir: «Yâ Eyyühe’llezîne âmenu’zkurû’llâhe zikran kesîrâ ve sebbihûhu bükreten ve asîlâ» (Ahzâb 33/41-42); «ezkürillâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbiküm» (Nisâ 4/103); «fe-ze’lkürûnî ezkürküm» (Bakara 2/152); zikir mertebeleri — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’z-zikr; İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh, bâbu’l-istiğfâr; «Hz. Peygamber dilinin Allâh zikrinden ıslak» — Tirmizî, Daavât 4 (3375); İbn Mâce, Edeb 53 (3793); Ahmed, Müsned 4/188; «zikrin afzal’ı Lâ ilâhe illâllâh» — Tirmizî, Daavât 9 (3383); Nesâî, Sünenü’l-Kübrâ 6/208.
- Sözsüzlük Cezâsı ve Hâl ile Tebliğ: «innehû le-yenû’unî hattâ allehü, ve illâ men yenû’u nezalehu» (sözünün cezâsı vardır) — İmâm Buhârî, Müslim çeşitli rivâyetler; Lokman 31/19 («saslarıyla en kötüsü merkebin sesi»); Hücurât 49/2-3 (Resûlullâh önünde sesin yükseltilmemesi); «el-müslimu men selime’l-müslimûne min lisânihî ve yedihî» — Buhârî, Îmân 4; Müslim, Îmân 64-65; «hâl ile tebliğ» — Bediuzzaman Said Nursî, Lemalar 17. Lema; Mevlânâ, Mesnevî 6. Defter (sussa hâl konuşur); Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbü’s-sümût.
- Karşıdakinin Durumuna Göre Konuşma — «Hâle Münâsib Söz»: «üd’û ilâ sebîli Rabbike bi’l-hikmeti ve’l-mev’izati’l-hasene» (Nahl 16/125); «kûlû kavlen meysûran» (İsrâ 17/28); «kûlû linnâsi husnâ» (Bakara 2/83); muhatabın anlayış seviyesine göre konuşma — Hadîs «hadd’isû’n-nâse alâ kadri ukûlihim» (İnsanları akıllarının kadarınca konuşturun) — Ebû Dâvûd, Edeb (mevkûf); Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr 4/55; pedagoji ve risâle ahlâkı — İmâm Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl, bâbu’l-husn-i hitâb.
- İtikâf Sünneti — Ramazân’ın Son On Günü ve Yalnızlık: «kâne yatekifu’l-aşre’l-evâhire min Ramadân» (Hz. Peygamber Ramazân’ın son on gününde itikâfa girerdi) — Buhârî, İtikâf 1, 6, 13 (2025-2041); Müslim, İtikâf 1-7 (1171-1173); Ebû Dâvûd, İtikâf 1-12 (2462-2476); Tirmizî, Savm 79 (790-794); İtikâf âdâbı — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi 2/108-119; İbn Kudâme, el-Muğnî 4/461-505; Mergînânî, el-Hidâye 1/127; Hz. Peygamber’in Hira Mağarası tahannüsü (Bi’set öncesi yalnızlık) — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 3; Müslim, Îmân 252 (160); İbn İshâk, es-Sîre; Ahzâb 33/72 (emânetin yüklenmesi).
- Kumru Menkıbesi ve Yaratılmışların Zikri: «ve in min şey’in illâ yusebbihu bi-hamdihî» (Tüm yaratılanlar O’na hamd ile tesbîh eder) — İsrâ 17/44; Cum’a 62/1; Saff 61/1; Haşr 59/1, 24; Hadîd 57/1; Tegâbun 64/1; A’lâ 87/1; Müzzemmil 73/8; kuşların zikri — Nûr 24/41 («Allâh’ı görmedin mi, göklerde ve yerde olanlarla saf saf uçan kuşlar O’nu tesbîh eder, her biri kendi salâtını ve tesbîhini bilir»); Davûd aleyhisselâm’a kuşların ve dağların tesbîh emrine verilmesi — Sa’d 38/18-19; Enbiyâ 21/79; Sebe’ 34/10; sûfîlerde kuş simgeleri — Ferîduddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr; Mevlânâ, Mesnevî, papağan-tâcir kıssası.
- «Zâkirlerin Derecesi» Hadîsi: «inne ehlü’d-derecâti’l-uleyâ inde’llâhi yevme’l-kıyâmeti’z-zâkirûnellâhe kesîrâ» (Allâh katında en yüksek dereceye sâhip olanlar Allâh’ı çokça zikredenlerdir) — Tirmizî, Daavât 6 (3376); Ahmed, Müsned 3/75; İbn Mâce, Edeb 53 (3790); Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 1/396; «alâ alâdî’d-derecât yevmü’l-kıyâmeh» — Hâkim, Müstedrek 1/495 (sahîh sayar); zikrin diğer ibâdetlere üstünlüğü — İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; İbnü’l-Kayyım, el-Vâbilü’s-Sayyib (zikrin yüz fâidesi); İmâm Nevevî, el-Ezkâr mukaddime; modern zâkir geleneği — Süleyman Uludağ, İslâm’da Zikir.
- Karabaş Silsilesinin Tasavvufta Yeri ve Manevî Akrebâ: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar Efendi → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «manevî akrabâ» (silsiledeki ruhî bağ) — İbn Atâullah, el-Hikem; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «hediyyât-ı menkûle» (sevap hediyyesi) tatbîkâtı — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; mezhep imamlarına Fâtihâ ve İhlâs hediyesi geleneği — Buhârî, Cenâiz 35; Müslim, Vasiyyet 14 (mevcûdun ölü için sadakası).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, İstiğfâr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı