Açılış — Eûzu-Besmele, Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Selâm ve Hayırlı Niyâzı; Geçen Hafta’dan Devam — 5. Sayfa
Enzübillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftale zikrede’le ve alemennuhu. Allâh’a emanet olun. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyye’nin biyayı ve murselin vel hamdülillahi Rabbil alemin. Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlayılesin. Rabbim tüm hayatınızı hayırlayılesin inşaAllah. Biraz geç kaldık o yüzden hızla inşaAllah sohbete girelim. Kaldığımız yerden devam edeceğiz beşinci sayfadan. Evet.
1990 Sonrası «İki Kutuplu Dünya» Yanılgısı — Sosyalist Sistem ile Kapitalist Sistem Aslında Aynı Deccâlist Sistemden Beslenirdi; Çin Komünizmi’nin Kapitalist Sistemin Pîyonu Olması; Bütün Fikrî Akımların (Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm, Maoizm, Hatta «İslâmî Hareketler») Arkasında Aynı Deccâlist Sistem; «Reili Görün, Aldanmayın»
1990 sonrasında iki kutuptu dünyanın dağılması, sosyalist sistemin çözülmesi ve kapitalizme yönelik devrimci eleştirinin zayıflaması, yaratıya da geri çekilmesinin yol açtı. Sonuçlardan biri de etnik ve dinsel kimliklerin geri dönüşü oldu. Dünya hiçbir zaman iki kutuplu olmamıştı. İki kutupluymuş gibi gösteriyorlardı. Böylece iki kutuplu gibi gösterip dünya insanlarını sömürüyorlardı. Bu kocaman bir aldatmacadan ibaretti. Bu aldatmacadan ibaret olarak da bütün dünya insanlarını bir şekilde yönetiyorlardı. Birisini kötü gösterip birisini iyi gösterip dünya insanlarını, dünya devletlerini yönetiyorlardı. Tabii bu dünyayı idare eden o uluslar üstü güç buna bir dur dedi, yeter artık dedi. İstediği anda müdahale etti.
O müdahaleden sonuç aldı. Böylece dünya iki kutuplu gibi gösterilmekten çıktı. Zaten o zaman da dünya tek kutupluydu. Tek kutuplu derken deccalist bir sistem vardı. O deccalist sistem bütün her şeyi idare etmeye başladı. Deccalist sistem hepsini idare etmeye başladı dedim. Bütün dünyayı kendince hakimiyetinin altına aldı. Zaten mevcut komünist ve sosyalist gibi görünenlerin arkasında da bu deccalist sistem vardı. Dünya üzerindeki bütün böyle fikri akımların arkasında bu deccalist sistem durur. Size kapitalizm der, siz onun kapitalizm olduğunu düşünürsünüz. Size sosyalizm der, siz onun sosyalizm diye düşünürsünüz. Size komünizm der, siz onun komünizm olarak düşünürsünüz. Size maoizm der, siz onu ayrı düşünürsünüz.
Şu anda kapitalist sistemin en büyük destekçileri Çin. Düşünebilir misiniz bir komünist sistemin kapitalist sistemin piyonu olacağını? Düşünemezsiniz. Ama önceden beri piyondur. Bir yerde İslami bir hareketlenme vardır. Siz onu İslami bir hareketlenme diye görürsünüz. Onun da arkasında o deccalist sistem vardır. Siz ama böyle bir bakarsınız, minnet cihâda gidiyor, böyle cihâd şuuru ile hareket ediyor. şöyle, böyle. Onun da arkasında o deccalist sistem vardır. Bakın onun da arkasında o deccalist sistem vardır. O yüzden dünyayı o deccalist sistem yönetir. Bunun gözünüzü korkutmak için söylemiyorum. Reili görün, hakikati görün diye bunu söylüyorum. Bakın hakikati görün, aldanmayın. Ve bu dünyayı idare eden bu sistem, burada diyor ya dinsel ve etnik kimliklerin geri dönüşü oluyor.
Burada diyor ya dinsel ve etnik kimliklerin geri dönüşü oldu diye, bu dinsel ve etnik kimliklerin geri dönüşü 90 yılı değil.
Etnik-Dinsel Kimliklerin Geri Dönüşü Aslında Yenilik Değil — Osmanlı’nın Son 150 Yılında, Aslında 250 Yıl Önceden Beri Bu Akım; Hareket Ordusu, Jön Türkler «Kulağa Hoş Geliyor» ama Osmanlı’yı Parçalayan Davranışlardı; «Ülkeleri Etnik-Dinsel Kimlikleri Kabartarak İç Savaş Çıkartabilirsiniz»; Dâiş Örneği: «Saf Cihâtçı Müslümanları Topla, Sonra İmhâ Et — 50 Yıl Avrupalılar Rahat Nefes Alır»; Çeçen Cihâdı’nın Son Komutanının İngiltere Pasaportlu Villada Yaşaması
Bu Osmanlı’nın son 100 yılıyla alakalı. Osmanlı’nın batma sebeplerinden birisi, dağılma sebeplerinden birisi, etnik ve dinsel kimliklerin öne çıkması ile alakalıdır. Dinsel ve etnik kimlikler, bu Osmanlı’dan 150 yıl öncesinden itibaren başlıyor. Ve bu çok büyük aldatıcı bir şeydir. Şimdi ne kadar şey değil mi, bakın kulağa hoş geliyor değil mi? John Türkler, değil mi? Kulağa hoş geliyor değil mi? Hareket ordusu, kulağa hoş geliyor bakın bunlar. Bunlar Osmanlı’yı parçalayan davranışlardı. Bu ama padişah da padişah olsun parçalatmasın ülkesini. Siyasetçi de siyasetçi olsun, bu tip şeylere müsaade etmesin. Ve bu etnik kimlikler ve dinsel kimlikler Osmanlı 250 yıldan beri daha da revaca çıkıyor.
Bu önümüzdeki günlerde bu daha da yükselecek. Bunun amacı ne biliyor musunuz? Ancak ülkeleri etnik ve dinsel kimliklerle böyle bilirsiniz. Ülkeleri etnik ve dinsel kimlikleri kabartarak da yükselterekten iç savaş çıkartabilirsiniz. Ülkeleri ancak böyle zayıflatabilirsiniz. Başka türlü çok daha pahalıya zayıflatırsınız o zaman. Ama kendi içinden bir dayış çıkarırsınız, onu kuvvetlendirirsiniz. Dayış kendi ülkesini kendisi yıkar. Toplarsınız nerede kendince saf cihatçı Müslüman var, cihâd edeceğini düşünen. Hepsini toplarsınız oraya, sonra hepsini topladıktan sonra imha edersiniz. Bir 50 yıldan millet rahat nefes alır Avrupalılar. Nerede dayışçılar şimdi? Öldüler. Öldüler. Nerede Afgan cihatına gidenler?
Öldüler. Nerede Çeçen cihatına gidenler? Öldüler. Nereye gitti Çeçen cihatının son komutanı? İngiltere gitti. İngiliz pasaportu taşıyor. İngiltere’de villa’da yaşıyor. Savaşanlar nerede? Gitti. Yarın öbür gün Rusya devlet başkanı Putin’i zorlamak isterlerse yine bir Çeçen cihadi oradan başlatırlar. Bakın bu itsel bu dinsel ve aynı zamanda etnik kökenleri kabartanlar bu veccalist sistem.
Küçük Devletler Daha Yönetilebilir — Avrupa Eyalet Sistemine «Yatması»nın Sebebi; Türkiye’yi 7-9 Eyalete Bölme Senaryosu; Kürt Devleti Kurma Senaryosu (İran-Irak-Suriye-Türkiye’den Parça Alarak): «Kime Muhtaç Yaşar Orada O Devlet?»
Ve küçük küçük devletler olmalı. Küçük küçük devletler olaraktan yönetebilmeli onlar. Büyük bir devlet demek, büyük bir ekonomi, büyük bir askeri sistem demek. Onu siz istediğiniz gibi yönetemezsiniz. Ama ben şimdi böyle birilerine mesaj vermek değil, ben ülkemi seven bir insanım. Siz ülkeyi yedi eyalete bölerseniz, dokuz eyalete bölerseniz bu eyaletlerin hepsini kendi içinde özgür bırakırsınız. Avrupa bu eyalet sistemine sizce neden de yatıyor Avrupa üzerinden? Daha yönetilebilir olsun. Bakın daha yönetilebilir olsun. Herkes Avrupa’daki dolayısıyla o dünyayı yöneten kimselere muhtaç olsun. Bir küçük bir örnek, İran’dan bir parça aldık, Irak’tan bir parça aldık, Suriye’den bir parça aldık, Türkiye’den bir parça aldık, bir Kürt devleti kurduk.
Kime muhtaç bir şekilde yaşar orada o Kürt devleti? Kimin emrinde olur? Çok basit soru. Çok basit bir soru. Bana söyleyin kimin emrinde olur diye. Bu mesela örneğin, bir kimse kendince dini, mezhebini veya meşrebini kendi İslam dininden önde tutuyor. Kim ister böyle bir şeyi?
Yemen Sünnî-Şia Savaşı — «Bir Tarafta Vahabî Zihniyeti, Öbür Tarafta Şia Zihniyeti, Birbirlerini Katlediyorlar — Kimin İşine Geliyor?»; Tüm Etnik-Dinî Kökleri Kendi Uhdesinde Renk Olarak Yaşatan Devlet Deccâlist Sistemin Hoşuna Gitmez
Yemende savaş var. Savaş ne biliyor musunuz? Dini, dini Kürtlerle alakalı. Bir tarafta vahabi zihniyeti, öbür tarafta Şia zihniyeti. Birbirlerini katlediyorlar. Kimin işine geliyor acaba? Evet daha yönetilebilir oluyor. şöyle bir şey düşünebiliyor musunuz? Mesela bir devlet düşünün bütün dini kökleri kendi uhdesinde dini bir renk olarak görüp kendi uhdesinde yaşatıyor. Bir devlet düşünün bütün etnik kökenleri kendi uhdesinde kendince bir renk olarak düşünüp onları yaşatıyor. Bu dünya deccalist devletinin hoşuna gider mi? Gitmez. Böylece Doğu İslam toplumlarında din siyasal İslamcılık olarak geri döndü.
«Siyasal İslâm» Geri Döndü mü? — Doğu İslâm Toplumlarında Din Siyasal İslâm Olarak Geri Dönerken Yolda Kaza Yaptı; Bu Tasarlanmış Bir Şey: Müslümanların Hata Yaptığında «İslâm Yenildi» Diye Görülmesi; Mısır-Tunus-Cezayir-Fas-Kuzey Afrika İhvân Hüsranı; «İhvân-ı Müslimîn’in Başlangıcında Masonik Zihniyet Vardır»; Müslüman Belediyenin Rüşvet-Kayırmacılığı Hatâsı İslâm’a Yıkılır
Doğu İslam toplumlarında din siyasal İslamcılık olarak geri dönerken yolda kaza yaptı. Bu sisi, ben bunun böyle tasarlanmış bir şey olduğunu düşünüyorum. Bana deseler ki gel şu hükümeti yönet ben bunda ehil değilim, bunu yapabilecek güçte değilim, bunu yapabilecek bilgi birikimi yok derim. Bana deseler ki gel burada belediye başkanı ol, ben derim ki bunu yapabilecek ehliyette değilim, bunu yapabilecek bilgi ve dönerime sahip değilim, bu benim işim değil derim. Şimdi siyasal İslam başlangıcı Müslüman kardeşlerle alakalıdır. İhvan-ı Müslüman ile alakalıdır. İhvan-ı Müslüman’ın başlangıcında ne yazık ki Masonik zihniyet vardır. Bu Kuzey Afrika’daki Müslümanların ne yazık ki oradaki İslami siyasetçilerin hüsranıyla son bulmuştur.
Faas, Tunus, Cezaer, en son Mısır, hüsrana uğramıştır ve tabiri caizse oradaki siyasetçiler yenildi olarak görülmez. Orada İslam yenildi olarak görülür. Bir İslami değerleri savunan bir kimse rüşvet alır, rüşvet yer ise o insanlar o kimseyi suçlamaz. Birisi, belli kesim dini suçlar ve siz buna ehil değilken bu terbiyeyi kendinizde görmediğiniz halde gider siyasi olarak belediyeleri yönetmeye kalkar ve belediyelerde rüşveti, kayırmacılığı, aymazlığı, ehliyesizliği orta yere koyarsanız insanlar bu adam hata yaptı demez. Hatayı İslam’a keserler. Şimdi Kuzey Afrika’dan başlayıp Suriye, Irak, Türkiye’yi etkileyen bu akım, bu akım Türkiye’ye de Milli Selamet Partisi ile girmiştir.
Türkiye’de Akımın Girişi: Milli Selamet Partisi → Refah Partisi Uhud Okçuları Refleksi — «Biz Ganimete Koştuk» İtirâfı; «Siyasal İslâm» Diye Bir Şey Yok, İngilizler’in Uydurduğu İsim; Müslüman Müslümandır, İslâm İslâmdır; Osmanlı’da da Siyasal İslâm Yoktu, 1300 Yıldır Yoktu
Bu akım. Çünkü bu akımın kitaplarını ilk çeviren, bunu normalde Türkiye’ye sokan Milli Selamet Partisi’dir. Ve Milli Selamet Partisi’nin üzerinden bu akım yürümüştür. Ne oldu? Refah Partisi belediyeleri, bir kısım belediyeleri alınca tren çapmışa döndü. Öyle değil mi? Kendileri itiraf ettiler. Dediler ki, Uhud okçuları gibi olduk. Nereye koştuk? Biz ganemete koştuk dediler. Burada şimdi de aynı şeyi konuşuyor. Öyle değil mi insanlar? Evet. Nereye bilet kesiyorlar? Müslümanlara. O yüzden siyasal İslam geri dönmedi. Zaten adına siyasal İslam koyan da, koyan da İngilizler. Müslüman Müslümandır, İslam İslamdır. İslam’ın siyasi siyasi olmayanı yoktur. Osmanlı’da siyasi İslam mı vardı? Osmanlı’dan önce 1400 yıldır 1300 yıldır siyasi İslam mı vardı?
Hayır. Müslüman da herkes. Herkes kendi dinini yaşamaya çalışıyordu. Devlet, Osmanlı Devleti de bir İslam Devleti değildi. Burada da biz hata yapıyoruz. Sanki Osmanlı Devleti İslam Devletiymiş gibi bize tanımlanıyor. Osmanlı Devleti çok uluslu, çok etnik kökenli, çok dini kökenli bir devletti. Son dönemlerinde hukukunu birleştirmeye çalıştı. Son dönemlerinde bölgesel hukuktan devletin hukuku oluşması için uğraştı. Yetmedi gücü buna. Dığıldı. Osmanlı Devletini bir İslam Devleti gibi görmek de uygun değil. Bakın tipik bir İslam Devleti göremezsiniz Osmanlı’yı. Osmanlı’da Padişahları biz Müslüman olarak görüyoruz, yöneticileri Müslüman olarak görüyoruz. Bu ayrı bir meseledir. Ama Osmanlı bir dini devlet değildir.
Ve siyasal İslam Batı’da tasarlanmış bir sözdür. Batı Müslüman kimlikli bir kimsenin siyaset arenasında olmasını istemez. Gerçek manada Müslüman kimlikli bir kimseyi bizim ülkemiz de istemez. Siz gerçek hakikat manasında bir İslami kimliğe sahipseniz siz hiçbir yerde nefes alamazsınız. Yapamazsınız. Sistem size inancınızdan taviz verir. Siz ben taviz vermeyeceğim derseniz gül yabaniler ayağa kalkar ülkede. Yapamazsınız. Bakın yapamazsınız. Zaten gerçek manada İslami kimlik daha baştan bir parti bile kuramazsınız. Siz İslami kimliği savunacak bir parti de kuramazsınız.
Osmanlı Bir Dînî Devlet Değildi — Çok Uluslu, Çok Etnik Kökenli, Çok Dînî Kökenli Bir Devletti; Son Dönemlerinde Hukukunu Birleştirmeye Çalıştı, Yetmedi; «Tipik Bir İslâm Devleti» Görmek Mümkün Değil; Türkiye Cumhuriyeti’nde Gerçek İslâmî Kimlikle Parti Kurma İmkânsızlığı — Atatürk İlke ve İnkilâpları Mecbûriyeti; Sol Parti Kuramamak da Aynı; «12 Eylül’den Sonra Necmettin Erbakan’ı Almanya’dan İsviçre’den Geri Çağırılması» — Sistem Müslümanları Bir Çatı Altında Toplayıp Yönetiyor
Kurdunuz an böyle kuruluş için müracaat edersiniz, müracaatınıza cevap alamazsınız. Kursanız ertesi gün savcılık partiyi kapatmak için mahkemeye gider ve kapatır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletinde siz layık demokratik hukuk sistemine dayalı bir parti kurmak zorundasınız. Atatürk ilke ve inkilapları dahilinde bir parti kurmakla yükümlüsünüz. Siz bunun dışında bir parti kuramazsınız. Siz gerçek manada bir sol parti de kuramazsınız. İyi bir solcu Atatürkçi değildir. Gerçek entelektüel bir solcu asla Atatürkçi değildir. Olamaz. Bakın olamaz. O yüzden de o kimse bir sol parti de kuramaz ülkede. Mesela iyi bir komünist, iyi bir komünist, komünist ayrıdır, solcu ayrıdır, sosyalist ayrıdır. Demokratik sol ayrıdır, ortanın solu ayrıdır.
Bunlar farklı farklı kavramlardır. Dev genç farklıdır, dev sol farklıdır, tikko farklıdır, Türkiye İşçi Partisi tip farklıdır, CHP farklıdır. Siz bunların hepsini solcu görürsünüz değildir. Bakın değildir. Bunları gerekirse teker teker analiz edilir ayrı meseledir. Ve bunların hiçbirisi de CHP hariç Atatürkçi değildir. Olamazlar. Bakın Atatürkçi değillerdir olamazlar. Bakın olamazlar. Nasıl parti kuracaklar? Kuramazlar. Tavi zererekten kurarlar. O yüzden siyasal İslam diye bir şey yok. Bu Batı’nın uydurduğu bir şey. Batı bu gömleği giydirdi Müslümanların üzerine ve gerçek İslami kimlikle bir kimsenin siyaset yapması ülkede mümkün değildir. O yüzden de ben her zaman bunu savunurum. Bizim ülkemizde siyasal İslam yoktur.
Varmış gibi size gösterirler. Bunun sebebi şudur. Siz gerçek dini aramayın diye. Siz dinin hakikatine erişmeyin diye. Ve toplum onları görsün ve İslam’dan soğusun diye böyle söylerler. mesela örneğin siz şimdi Refah Partisi’ni siyasal İslam olarak gördünüz değil mi? Öyle gösterdiler değil mi? Ben yıllardan beri diyelim ki değil. Ülkedeki Müslümanların bir çatı altında toplanıp yönetilmesi gerekiyor. Bunun için de ülkede bir de böyle dini göründüğüm bir partiye ihtiyaç var. Onu da kurdurursunuz birisine. 12 Eylül’den sonra Necmettin Erbakan’ı Almanya’dan İsviçe’den 12 Eylül paşaları getirttirir. Ondan sonra da der ki partini kur. O da partisini kura. Çünkü serseri mayın gibi nereye gideceği belli olmayan bir İslami topluluk her zaman için sistemin başına dert olur.
Selefilik-Vahabilik = Üçüncü Akım, İngiliz-Suûdi Destekli — Hanefî-Mâturîdî Çizgi İş Görmezdi, Sünnî-Şia Dövüştürme Akımı Lâzımdı; Suûdi Arabistan’ın Vahabîlikle Hem Devlet Hem Akım Olarak Kurulması; Eş’arî Değil, Selef İmâmlarına Bağlı Görünüp Aslında Onları da Reddetmesi; İmâm Ahmed b. Hanbel Sufî, İmâm-ı A’zam, Şâfi’î, Mâlikî de Sufî — Selefiler Sufiyâ Da Savaş Açar; Sahîh Selef Çizgisinin Ehl-i Tarîkat Olduğu Tarihî Gerçek
Siz de onu iktidara getirince sanki İslam gelecekmiş gibi koşturursunuz geceler boyunca ve o iktidara gelir ama bir türlü beklenen İslam’ın iktidar olmaz. Bir dahaki bahara kalır. Sonra bir dahaki bahar için koşturursunuz bir dahaki bahara kalır. Sonra bir dahaki bahar için koşturursunuz yine bir dahaki bahara kalır. Müslümanlar böylece aldanmaya devam eder. Bu yeni değildir. Bu Osmanlı’dan itibaren bu böyledir. Siyasal İslam daha çok eşari tabanlı kaynaklı, selefilik, vahabilik gibi modernleşmeyi ve aklı dışlayan anlayışlar zeminde gelişti. Siyasal İslam İngiltere ve Amerika’nın kucağında gelişti. İngiltere ve Amerika dünyaya idare eden o güç nasıl bir siyasal İslam isteyorsa öyle geliştirdi.
Bunun için Sünni olarak Sünni Hanefi Matunidi çizgisinde kalsaydı iş görmezdi. Böyle iş görmeyeceği için ona bir de maddi destek lazım. O maddi destek de nasıl uygulanır? Zaten Osmanlı kurulduktan sonra, Suud-Arabistan’ı hem vahabilik olarak hem de siyasi olarak hem de devlet olarak kurulur İngilizler’dir. İngilizler aynı zamanda da vahabiliği desteklemişlerdir. Abdurrahman vahabiye özel ilgi alakası göstermişler. Vahabiliği İslam dünyasının içerisinde vahabiliği üçüncü akım olarak büyütmüşlerdir. İslam dünyasında iki akım vardı. Birisi Şia idi, birisi Sünni idi. Bu iki akımı ne yazık ki birbiriyle bir türlü dövüştürememişlerdi. Bunların dövüşmeleri savaşmaları lazımdı. Ama bunlar Yavuz’dan itibaren hiçbir daha karşı karşıya gelip savaşmamışlardı.
Ama bunların savaşmaya da niyetleri yoktu. Bir iki böyle bir uğraştılar olmadı. Bu sefer İngiliz aklı o parayı elinde tutan deccalist güç yeni üçüncü bir akım başlattı. Bu üçüncü akım Selefi Vahabi dediğimiz, Neo Selefi dediğimiz, Neo Vahabi dediğimiz bir akımdı. Bunun siyasal destekçisi, devlet destekçisi, Suudi Arabistan’dı. Aynen İran’ın Şia düşüncesi gibi bunlar da bu akımı diğer ülke Müslümanlarına ihraç etmeye başladılar. Bu konuda da aşırı derecede ekonomik olarak zenginlikleri vardı. Ve Selefi Vahabi akımı bu manada aslında bunlar eşaride değildir. Bu Selefi Vahabi akımı eşaride değildir. Mesela eşaride olan Kuzey Afrika Müslümanlarıdır. Bunlar eşaridir. Ama mesela Selefi Vahabi akımı eşaride değildir.
Selefi Vahabi akımı direkt kendince Selef imamlarına bağlı olduklarını söylerler. Ama Selef imamlarını da kabul etmezler. Onlar asıl Abdurrahman’a Vahabi’ye bağlıdırlar. Büyük bir kısmı. Bir kısmı kendisini İbn-i Teymiye’ye bağlar. Bir kısmı. Ama gerçek manada İbn-i Teymiye’ye de bağlı değillerdir. Çünkü onlar otururlar İbn-i Teymiye’yi de eleştirirler gerekirse. Mesela İbn-i Teymiye’yi herkes tarikat düşmanı, sufi düşmanı olarak bilir.
Sufiler Tüm Sistemleri Rahatsız Eder — Sufiler Dînin Özüne İner, Nedensiz-Niçinsiz Yaşar Allah’ı; Bütün Deccâlist Sistemler Sufiyâdan Korkar; Eğer Bir Sistem Sufî Hareketten Rahatsız Değilse Ya Sufî Kur’ân-Sünnet’ten Distir Çıkarmıyordur ya da Sistem Gerçekten Hak Yoldadır; Tarih Boyunca Gerçek Sufiler Niyâzî Mısrî, Seyyid Nesîmî, Hallâc-ı Mansûr Gibi Eziyet Görmüş, Sürgün Yemiş, Şehid Edilmiş; Türkiye’de Devlet, Partiler, Diyânet, Cemaatler Hiçbiri Gerçek Sufî Hareketi Desteklemez
İbn-i Teymiye zamanındaki bozuk o yoldan şaşırmış olan ehli tarikatı eleştirir. Gerçek manada ki bir ehli tarikatı eleştiremez. Çünkü İmam-ı Hanbel Hazretleri aynı zamanda sufidir. Veya da bu Selefi Vahabiler biz Selefiyiz deyip de Selef imamı olarak kabul etseler, İmam-ı Azam sufidir, İmam-ı Şafi sufidir, İmam-ı Hanbeli sufidir. Bakın İmam-ı Malik sufidir. O zaman sufiliye savaş açmamaları gerekir. Ama Selefin Vahabiler sufiliye de savaş açarlar. Bakın dünya üzerindeki bütün o deccali sistemler sufili istemezler. Bakın sufili istemezler. Bir sufi düşünceyi asla kabullenmek istemezler ve kabul etmezler. Sebebi şudur. Sufiler dinin özüne inmek isterler ve dini nedensiz, niçinsiz, amasız, nedensiz, nasılsız yaşamak isterler.
Bu o deccali sistemin gözünü korkutur. Bütün sistemlerin gözünü korkutur. Bakın bütün sistemlerin gözünü korkutur. Gerçek bir sufi hareket, kur’an ve sünnette dayandığı müddetçe bütün sistemler oradan rahatsız olur. Eğer bir sistem bir sufi hareketten rahatsız değilse, bir ya o sufi hareket direkt kur’an ve sünnetten kendisine distir çıkarmıyordur ya da o sistem gerçekten kur’an ve sünnet dairesinde yürüyordur. Öbür türlü ayağına basar sufi sistem. Osmanlı’nın ayağına basmış, Selçuklu’nun ayağına basmış, Abbasi’nin ayağına basmış, Emevi’nin ayağına basmış sufiler. Bakın tarih boyunca gerçek sufiler nerede bir yozlaşma var, nerede bir yobazlaşma var, nerede bir adaletsizlik var, nerede bir hukuksuzluk var, nerede kur’an ve sünnetin dışında bir şey var ise ona karşı çıkmışlar.
Bakın gerçek sufi dedim kanal bu. Karşı çıktıkları için de zaten İslamiymiş gibi görünen sistemler tarafından dışlanmışlar, eziyet görmüşler, zulme maruz kalmışlar, sürgün yemişler. Niyazi Mısır’ı ben sürgün etmedim. Osmanlı sürgün etti. Seyyid nesiminin derisini ben yüzmedim. Hallâc-ı Mansûr’u ben katletmedim, ben şehit etmedim. Evet. Gerçek sufi hareketler, gerçek sufi hareketler, kur’an ve sünnetin dışındaki her düşünceyi rahatsız eder, her hareketi rahatsız eder. O yüzden mesela örneğim, selefilik ve vahabilik de rahatsız eder. Bakın Türkiye’de sufi düşmanlarına selefin vahabileri de görürsünüz. Bakın sufi düşmanları, bütün partiler düşman mı? Evet. Partiler sufi, gerçek manada bir sufi hareketi, destekliyorlar mı Türkiye’de?
Hayır. Devlet destekliyor mu? Hayır. Partiler destekliyor mu? Hayır. Peki, dini akım açısından, dianet destekliyor mu? Hayır. Cemaatler destekliyorlar mı? Hayır. Açık. Bakın açık konuşuyorum. Ha, uçtum kaçtım muhabbeti var ise, vay bir titreme var ise, doğru kur’an, doğru sünnet, doğru yol anlatılmıyorsa evet orayı desteklerler. Bir sıkıntı yok. Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde bu selefilik, vahabilik gibi akımlar, özel akımlardır. Ve bunlar böyle modernleşmeyi ve aklı dışlayan anlayışlar zemininde gelişmez. Mesela siz onları, bunlar modernleşmeye karşıymış gibi görünür. Dilde öyle görünürler. o selefi, vahabi takılanların evine girseniz, şatahat ve şatafattan geçemezsiniz. Onlar riyal dolarlarla beslenirler, ülke dışındakiler.
Öyle göründükleri gibi değildir. Hiç öyle. Edebiyatları öyledir. Ben derim ya, edebiyatta güzel. Hay Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri toprağın üzerine secde ederdi. Anlat, ağla, ağlat. Sen nereye secde ediyorsun? İpek halıya. Sen nereye secde ettin? İpek halıya. Sen nereye secde ettin? Riyal dolarlara. Sen nereye secde ettin? Euro dolarlara. Sen nereye secde ettin? Makama mevkiye. Geç. Bize fakirlik edebiyat yapma. Eşhariliği yeniden üreterek bu anlayışı günümüze ulaştıran siyasal İslamcı bir hat geliştiren daha yakın tarihli isimler arasında Afganistanlı Cemalettin Afgani.
Cemâleddîn Afgânî, Muhammed Abduh, Seyyid Kutub, Fazlur Rahman = Mason Kanal — Afgânî İngiliz Mason Locasına Üye; Abduh Mısır’da El-Ezher’in Başında 33 Dereceli Mason; Seyyid Kutub Sosyolog (Derinlemesine Dînî Bilgisi Yok), Türkiye’de Refah Partisi Kanalından Tefsîri Okutuldu, Elmalı Hamdi Yazır Tefsîri Görmedi; Bu Kanal’ın Türkiye’deki Uzantısı: «Enflasyon Miktarına Kadar Faiz Câizdir» Diyen Profesörler
Örnek Cemalettin Afgani masondur. İngiliz mason locasına mensuptur kendisi. O Cemalettin Afgani’nin normalde Mısırlı şeydir. Aynı ekoldür. Bu Abdü, Cemalettin Afgani, Seyyid Kutub, Fazlur Rahman bunların hepsi de aynı kanalın insanlarıdır. Şimdi Seyyid Kutub’u da bu işin içerisine katıyor mu? Şimdi o ayağa kalkacaklar. Nasıl Seyyid Kutub’u da katarsın diye. Seyyid Kutub sosyolog bir insandır. Derinlemesine bir dini bilgisi yoktur. Bakın derinlemesine bir dini bilgisi yoktur. Bizim son dönem Ömer Nasuh bilmen tefsir kimin de? Bazen söylüyor mu? Elmalı Hamdi Yazır’ın kenarından geçemez. Biz Elmalıyı okumayız. Refah Partisi kanalından gelen Seyyid Kutub’un tefsirini okuruz. Elmalıyı okumayız ama.
Ve bunlar aynı kanaldır. Abdü Mısırlıdır, Eser’in başındadır, 33 dereceli Masondur. Celaletin Efkanı Masondur. Masondur. Fazur Rahman onların ay kiminlendir? Masondur. Ve onların Türkiye’de kanalları vardır. Masondur. Örneğin bu son dönem ilahiyatçıların içerisinde aynı kanaldan olan insanlar vardır. Mesela enflasyon miktarına kadar faiz caizdir diyen profesörleri sıralayın siz. Evet. Bunların hepsi de Masondur. Ve bunların normalde siyasal İslam’la bağı yoktur. Bunların İslam’la bağı yoktur. Bunlar nasıl İslam’la bağı yoktur? onlar Kurtuluş’un gerçek manada Kur’ân ve Sünnet’te olduğunu söylemezler. Bunlar Kurtuluş’un kendi yorumlarında olduğunu söylerler. Bana söyler misiniz faizin her türlüsü haram edilmişken enflasyon miktarı kadar faizi helallaştıran, caiz gören anlayış o yüksek tepelerde duran iki bin tane şirketin ekmeğine yağ sürmek değil midir?
Ama bizi böyle aldatırlar. Evet. Ve Müslüman Kardeşler Hareketi’nin liderlerinden Tunuslu Raşit El-Gannuşi gibi.
Tunuslu Raşit El-Gannûşî, Sudanlı Mahmud Muhammed Talha, İranlı Ali Şeriati — Tunus’ta İhvân Belediyelerinin Rüşvet-Dolandırıcılığa Karışmasıyla Müslüman Kardeşlerin Bitmesi; Sudan’da Aynı Sapma; Ali Şeriati’nin «Devrimci İslâmcı» Görünüp Aslında Hadîs İnkârcısı Olması — Refah Partisi’nin Bir Kesimi ve Bugün Ak Parti İçindeki Fazlur Rahmâncılar; Hadîs İnkârcıları, Mezheb Düşmanları, Ehl-i Sufi Düşmanları Ak Parti İçinde Var
Evet. Tunuslu Gannuşi de normalde Müslüman Kardeşlerin başındaydı. Tunus’ta belediye seçimlerini kazandılar. Belediye seçimlerini kazandıktan sonra belediye başkanları ve yönetimleri rüşvete, dolandırıcılığa bir sürü yanlış işlere karıştıkları için bu sefer Tunus’ta Müslüman Kardeşler diye bir şey kalmadı. Evet. Gannuşi de ordu bunun destekçisiydi. Aynı şekilde Sudan’da da bir zat vardı. Şimdi ismi aklıma gelmedi. Bunların hepsi de o Kuzey Afrika’da İslami Kardeşler Hareketi’ni, bu bu mevcut o dediğim deccalı sistem onların önüne mamaları koydu. Onlar mamalara kandılar. Mamalara kanınca da olan İslami Hareketi oldu. Ayrıca deyim uygunsa bir devrimci İslamci çizgi geliştirme iddiasındaki İranlı Ali Şerahati’yle Kur’ân’ın ikinci mesajını arayan Sudanlı Mahmud Muhammed Talha da bu kapsamda sayılabilir.
Ali Şerahati de normalde Ali Şerahati devrimci İslamci gibi görünür ama bir hadîs inkarcısıdır. Hadis inkarcısıdır. İyi bir hadîs inkarcısıdır. Bakın iyi bir hadîs inkarcısıdır. Ama ne yazık ki Ali Şerahati’nin eserleri de bizim ülkemize çevrilerekten ülkemizde okunur hale gelir. Hatta Refah Partisi’nin büyük bir kesimi Ali Şerahati’yi savunur. İyi mi? Aynı şekilde şu anda, bu ben isim vermekten korkmam çekinmem, Ak Parti’nin içinde de Ali Şerahati’yi savunanlar var mıdır? Evet. Evet. Bu Fazur Rahmancılar Ak Parti’nin içinde de var mıdır? Evet. Bunlar Refah Partisi’nin içinde de vardı siyasi görüşü olarak. Bunlar devşirlenerekten devam ediyorlar. bu çizgi devam ediyor. Mesela Ali Şerahati’cilerle Fazur Rahmancıların bir yerde birleşmesi mümkün değildir.
Ama Refah Partisi’nin bünyesinde bunlar bir yerde birleşmişlerdir. Ondan sonra o bünye mudanarak değiştirilerekten Ak Parti’nin içindedir şimdi. Ak Parti’nin içinde de hadîs-i inkarcıları var mıdır? Evet. Kur’ân’ı yeniden yorulmayalım, yeniden değiştirelim diyenler var mıdır? Evet. Ak Parti’nin içerisinde de normalde mezheplere düşman olanlar var mıdır? Evet. Bakın ben açık açık konuşuyorum. Ak Parti’nin içinde de Ehli Sufiye düşman olanlar var mıdır? Gerçek manada Ehli Sufiye. Evet. Bu böyle devam eder. Bunları da açık açık konuşan hiç kimse olmaz. Kimisi korkar çekinir, kimisi devletten veya belediyelerden nemalandığı için konuşamaz. Hamdolsun hiçbir yerden nemalanmamız yok. Allâh’tan başka da korkumuz yok.
Evet. Aklın zevali kitabının ön sözünden bir paragraf. Bir de buna da bir değinmek istiyorum. Biz Müslüman bir mümin aklı putlaştırmaz.
Aklı Putlaştırmak vs Aklı Reddetmek — Mü’min Aklı Putlaştırmaz, Reddetmez; Aklı Putlaştırmak Vahyi Kenara Bırakmaktır, Kendini İlâhlaştırmaktır; Müslüman Vahye Tâbi Olmak İçin Akıl Nimeti Verildi; «Vahye Tâbi Olan Akla Hürmet Edilir, Tâbi Olmayan Akla Hürmet Edilmez»; Aklı Reddedenin Dînî de Ehliyetsizdir; «Bir Müslümanın Akıl Nimetine Karşı Olması Düşünülemez»; «Tecdîd-i Îmân, Tecdîd-i Nikâh» Gerekir Aklı Reddedenler İçin
Aklı reddetmez. Aklı reddetmemek farklı bir anlayıştır. Aklı putlaştırmak farklı bir anlayıştır. Sen aklı putlaştırmak nedir? Vahyi kenara bırakmaktır. Vahyi ötelemektir. Şimdi Müslümanlara saldırırken siz aklı kaybettiniz. Akılla davranmıyorsunuz. Aklı reddediyorsunuz. Değil canım kardeşim. Ben senden fazla akıl nimetinin önünde, akıl nimetinin önünde Allâh’a hamd ediyorum. Akıl nimetinin önünde, akıl nimetinin önünde Allâh’a hamd ediyorum. Akıl nimeti gibi bir nimet mi var? Ama siz oturuyorsunuz. Biz vahye iman edip vahye tabi olmamızı istemiyorsunuz. Siz diyorsunuz ki vahye tabi olmayın. Ya akla tabi olun. Kimin aklına tabi olacağım ben? Bana kimin aklına tabi olacağımı söyleyin. Senin aklın benim aklımdan üstün mü iş oraya gelince?
Senin aklın özel oldu da benim aklım farklı bir şey mi oldu? Senin aklına altın suyuna bandırdılar da benimkine bakın suyuna mı bandırdılar? Kimin aklına tabi olacağım ben? Ben Müslümanım, ben vahye tabiyim. Vahye tabi olabilmem için akıl nimeti vermiş Cenâb-ı Hak bana. Ama Allâh demiş ki sen aklını putlaştırma. Aklını putlaştırırken kendini putlaştırırsın. Kendini ilahlaştırırsın. O zaman bütün akıllar vahye tabi olur. Vahye tabi olan akla hürmet edilir. Vahye tabi olunan akla hürmet edilir. Vahye tabi olmayan bir akla hürmet edilmez. Doğrusu varsa doğrusu kabul edilir. Doğrusu varsa doğrusu kabul edilir. Ve aklı redden bir kimse dinini reddetmiştir. Bakın aklı redden bir kimse dinini reddetmiştir.
Teclid iman teclid nikah gerektidir ona. Biz vahyi anlamada akla ihtiyacımız var. Vahyi yaşamada akla ihtiyacımız var. Eğer akıl olmazsa vahyi anlayamaz, vahyi yaşayamaz hale geliriz. Bir Müslümanın akıl nimetine karşı olması düşünülemez. Bu ağır bir suçlama, bu haksız bir suçlama. Birileri cehaletinden, cahilliğinden dolayı aklı reddetmiş olabilir. O da vahye tabi olduğunu göstermek içindir. Evet, Hz.
Hz. Ali’nin Ayağın Üstüne Mesh Sözü — «Akla Uysaydım Ayağımın Altını Mesh Ederdim, ama Allah Resûlü Ayağının Üstünü Mesh Etti, Ben de Öyle Yaptım»; Vahye Tâbi Olmanın Tasvîri; Akıl Vahyi Anlamada-Yaşamada Zemîndir, Vahyin Üstünde Tutulamaz; «Akılsız Bir Kimsenin Cezâ Ehliyeti Olmadığı Gibi Dînî Ehliyeti de Yoktur, İslâm Akıllı Olanlaradır»
Ali Efendimiz’in sözüdür ya. Diyor ki mesle edecek olsaydım, aklıma uyacak olsaydım ben ayağımın altını mesle derdim. Ama gördüm ki Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ayağının üstünü mesle diyor. Bakın akla uysaydım der, ayağımın altını mesle edecektim. Ama gördüm ki Allâh Resûlü ayağının üstünü mesletti. Bakın vahye tabi olmak budur. Bakın vahye tabi olmak budur. Biz Peygamberden sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden gördüğümüz gibi ibadet ederiz. Vahye tabi olmak budur. Biz o namazı nasıl kıldıysa öyle kılmaya gayret ederiz. Vahye tabi olmak budur. Kur’ân bize neyi emrettiyse biz ona tabi oluruz. Vahye tabi olmak budur. Akıl o vahye anlamada ve yaşamada en önemli zeminimizdir.
Akılsız bir kimse sorumsuz kimse. Din akıllılarıdır. İman akıllılarıdır. Akılsız bir kimsenin ceza ehliyeti olmadığı gibi dini ehliyeti de yoktur. O yüzden İslam ona değildir. İslam akıllı olanlaradır. Bir de böyle bir şart düşeyim ondan sonra pararafa girelim.
Batı’da Medeniyet Yoktur — «Medeniyet Sömürgeci Olur mu? Faizci, Emperyalist, Kadın Etleri Pazarlayıcı Olur mu?»; Afrika’nın Altınları-Madenleri-Petrolü Sömürüsü; 450 Milyar Dolar Dünya Devletleri Borçluluğu; Uyuşturucu-Silah-Anarşi-Fuhuş Sektörünün Batı Elinde Olması; Atom Bombası Atan Medeniyet Olmaz; «Medeniyet Cennet Bahçesi Gibidir, Bütün İnsanlığa Hizmet Eder»; Hollanda-İspanya-İtalya-Fransa-İngiltere’nin Hâlâ Sömürgeleri Var
Batı medeniyetinin kökleri. Bir, Batı’da medeniyet yoktur. Batı medeniyeti diye bir şey de yoktur. Bu büyük bir kandırmacadır. Bu büyük bir aldatmacadır. Medeniyet dediğiniz şey ekonomik ve teknolojik veya savaş araç ve gereçlerinin kuvvetli olması demek değildir. Medeniyet bu değildir çünkü. Bunu bizim önümüze koyarlar 250 yıldan beri Batı medeniyeti, Batı medeniyeti, Batı medeniyeti diye. Batı’da medeniyet diye bir şey yoktur. Bu uzun bir tartışma olabilir. Uzun bir tartışma olabilir. Ama bu aldatmacaya kanmayın. Aldanmayın böyle yaldızlı laflara. Bu yaldızlı laflara aldanmayın. Batı medeniyeti, medeniyet dediğiniz şey sömürgeci olur mu? Afrika’yı kim sömürdü? Afrika’nın altınlarını, madenlerini kim sömürdü?
Hala da petrolü kim sömürüyor? Hala da faizle, dünya insanlığını kim sömürüyor? 450 milyar dolar dünya devletleri borçlu kim sömürüyor? Kim sömürüyor bu parayı? Uyuşturucu sevkiyatı kimin elinde? Silah sevkiyatı kimin elinde? Huğuş sektörü kimin elinde? Anarşi sektörü kimin elinde? Dünya üzerinde anarşiyi kim destekliyor, kim besliyor? Aldanmayın bu sözlere. Bu sözlere kanmayın. Dünyanın en büyük silah tutçarıları Batı’dadır. Dünyanın huğuş ticareti Batı’dadır. Dünyanın uyuşturucu ticareti Batı’dadır. Dünyada nerede bir anarşi varsa, anarşiyi çıkartan Batı’dır. Hangi medeniyetten bahsediyorsunuz siz? Bizi tutturmuşlar Batı medeniyeti, Batı medeniyeti, Batı medeniyeti. Sömürgeci mi olacaksınız?
Bir medeniyet emperyalist olamaz. Bir medeniyet sömürgeci olamaz. Bir medeniyet faizci olamaz. Bir medeniyet kadınların etlerini pazarlayarak zengin olamaz. Bir medeniyet gidip de bir ülkeye atom bombası atamaz. Bir medeniyet bütün ülkeleri etnik ve dini bölmelerle, parçalarla birbirleriyle savaştıramaz. Medeniyet dediğiniz şey cennet bahçesi gibi bir şeydir. Siz bütün insanlığa hizmet eder, bütün insanların mutlu, mesut, müreffeh yaşaması için mücadele edersiniz. İnsanları bitirirsiniz, hayvanları dahi mutlu mesut etmek için uğraşırsınız. Sömürmezsiniz, aldatmazsınız, kandırmazsınız. Haksız yere öldürmezsiniz. Haksız yere savaşlar çıkarmaz, haksız yere şehirleri bombalamazsınız. Hangi medeniyetten bahsedeceğiz biz Batı’da?
Bunu bizim önümüze bir aldatmaca, kandırmaca olarak koyuyorlar. Batı medeniyeti Allâh, Batı medeniyeti. Gidin görün bir Batıyı’n gidin görün bir Batıyı. Sen de sömürseydin sen de öyle olurdun. Senin de ülken tertemiz olurdu. Senin de ülkende insanlar çocuk doğurmazlar, fino köpeklerini gezdirirlerdi. Senin de ülkende bin dolar maaş olurdu. Nereden geldi bu para bana söyler misiniz? Sömürgelerden geldi. Hala da sömürgeleri var mı Batı’nın? Var. Hollanda’nın sömürgesi var. İspanya’nın sömürgesi var. İtalya’nın sömürgesi var. Fransa’nın sömürgesi var. İngiltere’nin sömürgesi var. Sömürgecileri siz önünüze bunlar medeniyet olarak derseniz aldanıyorsunuz. Sizi aldatıyorlar. Sizi kandırıyorlar. Siz tecavüzcüsünüze aşık oluyorsunuz.
Batı’da medeniyet medeniyet yoktur. Batı sömürgece emperyalist bir zihniyettir. Fırsatını bulduğu halde sömürür, emperyalisttir, üter sizi. Aldatır. Batı dediniz F-35’lerin parasını vermiyor ülkeye. Batı dediniz Osmanlı’nın gemilerini el koydu, parasını el koydu İngilizler. Yalancı, aldatmacı, çöküyorlar. Hangi Batı medeniyetinden bahsedeceksiniz siz? Zayıf devletleri aç bırakan, zayıf devletleri sömüren, zayıf devletleri iç karışıklığı yapan, kardeş kardeşi kırdıran. Kardeş kardeşi kırdırana Batı medeniyeti mi diyeceğiz biz?
Libya-Irak-Suriye Bombardımanı + Demokrasi Aldatmacası — «Bir Gecede Libya’yı Fransızlar-İtalyanlar Bombaladı»; «Birleşmiş Milletler’den Karar Çıkmadan Bir Yere Bombalamayacaklardı»; «Kaddafi’yi Yargılasaydınız ya, Kendi Ülkesinde Neden Yargıladınız?»; Kraliçe-İtalyan Başbakan-Fransız Cumhurbaşkanı’nı Aynı Şekilde Öldürebilir misiniz?
Bir gecede Libya’yı bombalayan kimdi? Batı medeniyeti gibi gösterdiğiniz Fransızlar ve İtalyanlardı. kendi kendilerine Birleşmiş Milletler kurmuşlardı? Birleşmiş Milletler’den karar çıkmadan bir yere bombalamayacaklardı? Libya’yı neden bombaladınız? Kattafi’yi neden öyle katlettiniz? Kattafi’yi savunacak kimse değilim. Hangi Batı medeniyetinden bahsettiniz? hukukun üstünlüğü vardı Kattafi’yi yargılasaydınız ya. Kendi ülkesinde neden yargılacaktınız adamı? Siz bir İtalyan başbakanını öyle öldürebilir misiniz? Siz bir Fransız devlet başkanını öyle öldürebilir misiniz? Siz bir Kraliçe’yi öyle öldürebilir misiniz? Siz bir Alman Şansölyesi’ni öyle öldürebilir misiniz? Hangi Batı medeniyetinden bahsedeceksiniz siz?
Batı’da medeniyet, medeniyet yoktur kardeşim. Batı’da emperyalizm vardır en ağır bir şekilde. Sömürü vardır en ağır bir şekilde. Senin namusunu, şerefini, haisiyetini, toprağını, yer altını, yer üstünü hepsini de satar peşkeş çeker kendine. Hangi Batı medeniyetinden bahsediyorsunuz siz? Batı’da medeniyet varmış. Ne arıyordu Türkiye’nin 780 ton altını İngiltere Maliye Bakanı’nda?
480 Ton Türkiye Altını İngiltere Maliye’sinde — «Kim Gönderdi? Neye Göre? Neye Peşkeş Çekti? Vatandaş Olarak Hesap Sorabildiniz mi?»; Batı Sömürgesinden Kazanılan Servetin Onların «Bin Mark Asgarî Maaş»ında Tezahürü; «Fukara Afrikalı’nın Parası, Türkiye’nin Parası, İslâm Ülkelerinin Parası»; Onca Faiz Nereye Gidiyor? — Batıya
Kimin haberi vardı bugüne kadar? Hiçbirimizin haberi yoktu. Kaç tondu? Pardon, 480 ton altın. Ne arıyor İngiliz Maliye Bakanı’nda? Benim altınım İngiliz Maliye Bakanı’nda. Neden duruyor ya? Kim gönderdi bu altını? Siz bir vatandaş olarak hesap sorabildiniz mi? Bu ülkenin altını kaç yüzyıldır veya kaç yıldır İngiltere Maliye Bakanı’nın uhdesinde duruyor? Bu altınları kim gönderdi? Neye göre gönderdi? Neye peşkeş çekti? Ne Batı medeniyeti ya? En çok ifrit böyle kızdığım böyle tüylerimin diken diken olduğu damarımın kabardı ya. Ha, tabi. Ha, tabi. Metroları yap, yolları temizle. Oh, bin mark en az maaş ver. Kimin parası? Fukara Afrikalı’nın parası. Fukara Türkiye’nin parası. İslam ülkelerinin parası.
Çöküyorlar. Onca faizi nereye gittiğini düşünüyorsunuz? Batıya. Sömürgeci. Medeniyet filan değil. Evet. Batı medeniyetinin kökleri İsrail dininde, Grek kültüründe ve Roma hukukunda yatar. Ortaya çıkan sentes, Mesih’in ölümünü izleyen 2000 yıl boyunca birçok şekilde gelişti ve ayrıştı. Yeni topraklara açılan ya da şehirlere çekilen Batı, yeni kurumlar, yeni kanunlar, yeni siyasi düzen kurumları, yeni bilimsel buluşlar, felsefi akımlar ve sanattaki yeni uygularamaları ortaya koydu. Tecrübenin getirdiği bu gelenek zamanla devlet tarafından garanti edilen özgür düşünce. Pöh! Pöh ki pöh! Hadi gidin İslami bir düşünce koyun da bakalım özgür müsünüz değil misiniz? Görelim. Özgür düşünce ve din özgürlüğü yapmayın ya.
Ne dini özgürlüğü ya? Paulos’un dinine tabi olduğu müddetçe dinini yaşayabilirsin. Hıristiyanlık değil, Paulos’un. Hıristiyanlık ayrıdır, Paulos’un dini ayrıdır.
Demokrasi Aldatmacası — «Demokrasiyi Bombalarla Getirmek»; Türkiye Cumhuriyeti İkinci Meclisinin Hep Atama, Bugün de Atama; «Bana Deyin ki Şu Partinin Başkanı Tek Adam Değil, Şu Partide Aday Halk Belirler»; Mustafa Efendi’nin Bursa’dan Ön Seçimle Birinci Çıkacağı, Ama Aday Yapılmayacağı Espirisi; «Onlar Almanya, İngiltere, Fransa, Türkiye Başbakanlarını Tâyîn Eder, İhtilâl-Suikast-Krizler»; Robert Raleigh’in «Eş’arî Yenildi, Mu’tezile Galip Olsa İslâm Modern Olurdu» Tezinin Reddi: «Sadece ve Sadece Müslümanların Kur’ân-Sünnet’e Uymamasına Bağlıyorum»; Hitâm — 7. Sayfa İçin Sonraki Hafta
İçerisinde aydınlanmaya, demokrasiye ve toplumun düzen biçimlerine yol açtı. İslam dünyasında neden benzer bir şey olmadı? Rögür seroton. Evet. Demokrasi dediğiniz şey ne acaba ki ya? Bununla dövüyorlar değil mi insanları? Amerika ne yapacaktı? Irak’a demokrasi getirecekti değil mi? Bombalarla mı geliyor demokrasi? Suriye’ye demokrasi getireceklerdi değil mi? Bombalarla mı geliyor? Libya’ya demokrasi gelecekti değil mi? Bu demokrasi ne menem şey? Böyle bombalarla mı geliyor? Gelirken. Bir ülkeyi yıkarak mı geliyor? Evet, Batı gerçek dinden uzaklaştı. Batı gerçek dinden uzaklaşınca o sömüren şirketler ve devletler dini de kendi kafalarına ve kendilerine göre yorumladılar. Tabiri caizse değiştirdiler.
Aynı şeyi şimdi İslam dünyasına zorluyorlar. Diyorlar ki değiştirin. Neyi değiştirelim? Ayet-i kerimeleri değiştirin. Mesela bir Makron’u ne ilgilendiriyor İslam’ın hukuk ayetleri? Bir Batılı’yı İslam’ın hukuk ayetleri neden ilgilendirir? Neden dini özgürlükten yanaydı bunlar? Neden İslam’ın hukukunu istemiyorlar? Neden Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken kapalı kapılar ardında değil, direkt İslam hukukundan çıkılmasına şart koştular? Madem dini özgürlükleri vardı da demokrasi vardı da sordular mı Türkiye insanına siz neyle yönetilmek isteniyorsunuz diye? Sizi serbest mi bıraktılar? Hangi İslam dünyasına serbest bıraktılar? İslam dünyası yenilinceye kadar medeniyetin beşiydi. Neden yenildikten sonra İslam dünyasını bölüp parçaladılar?
Batı İslam’ı istemez. Batı şöyle bir İslam ister. İslam dünyasını parçaladılar. İslam dünyasını parçaladılar. Batı İslam’ı istemez. Batı şöyle bir İslam ister. Kendi sömürüsüne uygun bir İslam olursa onu kabul eder. Kendi emperyalist düşüncelerine uygun bir İslam olursa onu kabul eder. Zaten İslam dünyasında da İslam dünyasındaki devlet ve hükümetlerin hepsi de, hepsi de batı batı emperyalist ve sömürgesine karşı çıkmadığı müddetçe ayakta dururlar. Eğer batın emperyalist ve sömürge sistemine karşı çıkarılarsa, evet, ihtilal yaparlar, iç karışıklık çıkarırlar, hükümet başkanını başbakanı astırırlar, ondan sonra bombalarlar, işgal etmek isterler, devlet başkanını böyle bir çukurda öldürürler. Süyukas düzenlerler, ekonomik darboğaz çıkarırlar, ekonomik kriz çıkarırlar, siyasi kriz çıkarırlar.
Bunları batı yapar hepsinde. O yüzden bu böyle neden İslam dünyasında benzer bir şey olmadı? Olmaz. Bir Müslüman vahye tabi. Bir Müslüman vahye tabi olunca haksızlığa karşı çıkacak, hırsızlığa karşı çıkacak. Müslüman vahye tabi. Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şeye karşı çıkacak. Bu olması mümkün değil. İslam çünkü demokrat bir din değildir. Batının anladığı bir demokrat din değildir İslam. İslam’la demokrasiyi siz yan yana getiremezsiniz. Batının anladığı demokrasiyi yan yana getiremezsiniz. Bizim dinimiz bu. Demokrasiyi mi değiştireceksiniz, dini mi değiştireceksiniz? Batı diyor ki bize dininizi değiştireceksiniz. Benim öngördüğüm demokrasiyi koyacaksınız önünüze. Benim öngördüğüm ama. Sizin kendinize ait bir demokrasiniz olmayacak.
Bu ülkenin kendine ait bir demokrasisi yok. Batının bize dayattığı, bizim önümüze koyduğu ve bizim de kabul ettiğimiz bir demokratik sistem var. Adına demokratik sistem derseniz. Siz milletvekilinizi dahi seçemezsiniz. Siz belediye başkanınızı dahi seçemezsiniz. Siz belediye bir meclis üyesi dahi seçemezsiniz kendi kendinize. Bir Alman da seçemez, bir İngiliz de seçemez. Bir Fransız da seçemez. Bir İsviçreli de seçemez. Siz seçilmişleri seçersiniz sadece. Tekrar ediyorum altını çizin. Demokrasi dediğiniz bütün ülkelerde bütün insanlar seçilmişleri seçer. Ve o seçilmişleri de sizler seçemezsiniz. Bakın o seçilmişleri sizler seçemezsiniz. Evet. Hangi partiden olursa olsun, hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi etnik kökenden olursa olsun, hangi dini kökenden olursa olsun, mevcut sistemlerin içerisinde dünya üzerinde, batı da bilhassa batı medeniyeti diyoruz ya, hiçbir kimse onu kendisi seçemez.
Aldatmayın insanları. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ikinci meclisinde hep bütün milletvekilleri atama iledir. Seçim ne değildir. Hiçbirisi de seçimle gelmemiştir. Hepsi de atama ile gelmiştir. Hala da atama ile gelir. Diyorlar ya tek adam diktatörlü, tek adam diktatörlü. Osmanlı’da padişah vardı, padişahın etrafında vezirler vardı, meclis vardı. Ne değişti? Osmanlı’ya yıkıldı bir şey mi değişti? Yine tek adam vardı, etrafında vezirler vardı, etrafında milletvekilleri vardı. Onun atadığı milletvekilleri vardı. Değişmedi ki hala da. Bana söyler misiniz Türkiye’deki hangi parti başkanı tek adam değil? Bana deyin ki şu partinin başkanı tek adam değil. Bana deyin ki şu partide milletvekilleri adaylarını halk belirliyor.
Ben yıllardan beri kafa yapar gibi söylüyorum. Dalga geçer gibi söylüyorum. Ne diyorum ben yıllardan beri? Diyorum ki eğer öyle bir seçim olacaksa Bursa’da diyorum, adaylığımı koyarım. Hangi partiden olursa olsun ben birinci seçilirim diyorum. Ne diyorlar ona? Ön seçimi diyorlar. Ben birinci seçilirim. Beni milletvekiller adayı yaparlar mı? Yapmazlar. Yapmazlar. Ama öyle değil. Öyle milletvekili seçemezsiniz siz. Sizin kafanız çalışmaz. Siz bilmezsiniz. Bütün Batı ve Türkiye ve İslam dünyasının toplulukları bilmez bunu. Siz bilmezsiniz. Onlar bilir. Onlar Almanya’nın başbakanını tayin eder. Onlar İngiltere’nin başbakanını tayin eder. Onlar Fransa başkanını tayin eder. Onlar Türkiye’nin başbakanını tayin eder.
Onlar Cumhurbaşkanı’nı tayin eder. İhtilal yaparlar, iç karışıklık yaparlar. İstedikleri seçilmezse sonra şey yaparlar, ne o? Suikast düzenlerler. Onların istedikleri seçilecek ya da seçilen onların istediklerinden boyun bükçek. Ne istiyorsunuz? Diyecek ki biz faizden para kazanıyoruz oturduğumuz yerden. Sen öyle bir şey yap, bizi doyur. O hükümet başkanı, o faizcileri doyuracak. Laf. İslam dünyasında neden? Sanki demokrasi Almanya’da var da biz yedik. Siz şimdi İngiltere’ye demokrasinin beşiği diyorsunuz değil mi? Öyle diyorsunuz değil mi? İyi. Bir tane en son seçilen başbakan vardı değil mi? Ne oldu seçildi de? Neden istifaya zorladılar onu? Kim zorladı ya? Kim zorladı? Kim ipini çekti onun?
Demek ki seçimdeymiş. Demek ki öyle demokrasi, böyle uca açık bir demokrasi değilmiş. Robert Raleigh, çok doğru bir yaklaşımla İslam dünyasındaki geri kalmışlığın ve devam eden orta çağın nedenini 9-10 yüzyıldaki eşari mezhebinin yükselişine burada yükselişine ve mütecilenin yenilgisine bağlıyorum. Katılmıyorum. Ne yazık ki eşari mezhebinin yükselişi de yok, mütecilenin yenilgisi de yok. Sadece ve sadece Müslümanların gerçek manada Kur’ân ve Sünnet’e uymamasına bağlıyorum. Buradan devam edeceğiz 7. sayfadan. Hakkınızı helal edin. el-Fâtiha. Selamünaleyküm. Âmîn.
KAYNAKÇA
- el-Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye — Ebû’l-Hasen el-Mâverdî (ö. 450/1058); İslâm devlet teorisinin klasik metni; halifenin yetkileri, akıl-vahy denklemi.
- 1990 Sonrası «Tek Kutuplu Dünya» — Francis Fukuyama The End of History and the Last Man (1992); Samuel Huntington The Clash of Civilizations (1996); Naomi Klein The Shock Doctrine. Soğuk Savaş sonrası küresel deccâlist sistem analizi: 2000 şirket oligark, IMF-Dünya Bankası-WTO ekseninin tek kutuplu dünya yönetimi.
- İhvân-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) — Hasan el-Bennâ (1906-1949) tarafından 1928 Mısır’da kuruldu; Seyyid Kutub Fî Zilâli’l-Kur’ân, Yoldaki İşaretler; Yûsuf el-Kardâvî. Türkiye’de Milli Selamet Partisi (1972-1980), Refah Partisi (1983-1998), Saadet Partisi-Ak Parti çizgisinde tezahürü. Eleştirel inceleme: Mustafa Kara Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.
- Selefilik-Vahabîlik — Muhammed b. Abdülvehhâb (1703-1792) Necd’de başlattığı akım; Kitâbu’t-Tevhîd; İngiliz desteği: «Suûd-Vahab İttifakı» 1744; T.E. Lawrence Seven Pillars of Wisdom; Sait Halim Paşa İslâmlaşmak: Sünnî-Şia çatışması üzerine üçüncü akım olarak Vahabîliğin kullanımı.
- Cemâleddîn Afgânî (1839-1897), Muhammed Abduh (1849-1905), Reşîd Rıza (1865-1935) — Modernist İslâm Hareketi; Necip Fâzıl Kısakürek Doğru Yolun Sapık Kolları; Mustafa Sabri Efendi Mevkıfu’l-‘Akl; Ahmet Davudoğlu Dînî Tâmir Dâvasında Din Tahripçileri: Mason locası mensubiyetinin tarihsel belgeleri (Adam Mez el-Hadâratu’l-İslâmiyye, Edward Mortimer İslâm ve İktidar).
- Seyyid Kutub (1906-1966), Fazlur Rahman (1919-1988), Ali Şeriati (1933-1977) — İhvân çizgisinin radikal kanadı, modernist kanat ve Şiî devrimci kanadın temsilcileri; eleştirel: Mehmet Erdoğan Modernist Düşünce; Hayrettin Karaman İslâm’da İçtihâd; Mustafa Öztürk Tefsîr Tarihi. «Hadîs İnkârcılığı» tezleri Ali Şeriati’nin İslamoloji ve Fazlur Rahman’ın Islamic Methodology in History eserlerinde.
- İmâm Ahmed b. Hanbel’in Tasavvufî Boyutu — İbn Cevzî Menâkıbu’l-İmâm Ahmed; Ahmed b. Hanbel el-Müsned‘inde tasavvufî hadîslere yer vermesi; Risâletu’s-Salât (Tasavvufî Eser); İbn Teymiye’nin Vesîletü’l-Mütekellimîn‘de bile Sufiyâya hürmet ettiği bölümler. Selefilerin İmâm Ahmed’in Sufî kimliğini dışlamaları çelişkisi.
- Hz. Ali’nin Ayağın Üstüne Mesh Hadisi — Buhârî Vudû 25; Müslim Tahâret 87; Ebû Dâvûd Tahâret 50: «Akıl ile bakacak olsaydım ayağımın altı mesh edilmeye daha lâyıktır, fakat Allah Resûlü’nün ayaklarının üstünü mesh ettiğini gördüm» (Hz. Ali rivâyeti). Vahye tâbi olmanın akıl üstündeki konumunun temel hadîsi.
- Hareket Ordusu (1909) — 31 Mart Vakası’nın bastırılması için Selânik’ten Mustafa Kemâl, Mahmud Şevket Paşa, Enver, Cemâl, Talat Paşa öncülüğünde gelen kuvvet; Sultân II. Abdülhamîd’in tahtdan indirilmesi; Cevdet Küçük Tarih ve Tarihçilik; İhsan Süreyya Sırma II. Abdülhamîd’in İslâm Birliği Siyâseti. Osmanlı’nın iç dengelerini bozarak parçalanmasına katkı.
- «Türkiye’nin 480 Ton Altını İngiltere Maliye’sinde» — 2018 Türkiye Merkez Bankası altın depolarının ABD ve Avrupa’da bulunması haberi (Anadolu Ajansı, BBC); Türkiye’nin 220 ton altınını ABD Federal Reserve’den, 95 ton’unu İsviçre’den geri çekme operasyonu; İngiltere Bank of England’da hâlâ depolanan altın miktarı. Detay: Erdoğan Karakuş Altın ve Para Politikası.
- Libya 2011 Bombardımanı — NATO’nun BM Güvenlik Konseyi 1973 sayılı kararına dayanarak Mart 2011 Libya’ya operasyonu; Muammer Kaddafi’nin 20 Ekim 2011’de Sirte’de yakalanıp katledilmesi; Hugh Roberts Who Said Gaddafi Had to Go? (London Review of Books). Batı’nın «hukukun üstünlüğü» söyleminin pratikteki çelişkisi.
- Robert Raleigh — Ralph Linton The Tree of Culture; Bernard Lewis The Multiple Identities of the Middle East ekolünden 9-10. Yüzyılda Eş’arî mezhebinin yükselişi ve Mu’tezile yenilgisini İslâm dünyasının geri kalmışlığına bağlayan oryantalist tez; Mustafa Efendi’nin reddettiği klişe.
- Hz. Hüseyin’in Türk İllerine Sığınma Talebi — İbn Sa’d Tabakât; Belazurî Ensâbu’l-Eşrâf; Ali Şeriati Hüseynî Hakîkat: Kerbelâ’dan önce Hz. Hüseyin’in Yezîd’e üç teklîfi: 1) Bana yol verin Hicâz’a döneyim, 2) Bana yol verin Müslümanların hudûduna gideyim, 3) Beni Türk illerine bırakın savaşırım orada.
- Türklerin Müslümanlığa İlk Geçişi — Talas Savaşı (751); Karahanlılar’ın Müslümanlığı (920’lerde); Selçuklular ve Hanefîlik-Mâturîdîlik çizgisi; Bahaeddin Yediyıldız Türk Tarihinde İslâm; Halil İnalcık Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adâlet.
- «Demokrasi Aldatmacası» — Türkiye Bağlamı — Şerif Mardin Türk Modernleşmesi; Erik J. Zürcher Modernleşen Türkiye’nin Tarihi; Cemil Koçak Türkiye’de İki Partili Siyasî Sistemin Kuruluş Yılları. Türkiye’de demokrasinin sınırları, parti liderlerinin tek adamlık eğilimi, milletvekilliği seçim usûlünün üst kademeden belirlenmesi olgusu.
- Müslüman Kardeşler Belediye Tecrübesi — Tunus’ta Nahda Hareketi (Raşid el-Gannûşî), Sudan’da Hasan et-Turâbî, Mısır’da Muhammed Mursî dönemi; Tarık Ali The Clash of Fundamentalisms; Olivier Roy The Failure of Political Islam. İhvân çizgisinin yönetim tecrübesindeki rüşvet-dolandırıcılık iddialarının İslâm’a olumsuz aksedişi.
- Sufiyâ-Sistem Çatışması Tarihi — Niyâzî Mısrî (1618-1694) Limni’ye sürgünü; Seyyid Nesîmî (1369-1417) derisinin yüzülmesi; Hallâc-ı Mansûr (858-922) idamı; İmâm-ı Rabbânî’nin (1564-1624) Gwalior hapsi; Mustafa Kara Türkiye’de Tasavvuf Hareketleri: Sufiyâ’nın hak ve adâlet yolundaki direnişinin sistemler tarafından nasıl bastırıldığının tarihçesi.
- Aklı Putlaştırma vs Vahye Tâbi Akıl — İmâm Mâturîdî Kitâbu’t-Tevhîd; Sa’düddîn Teftâzânî Şerhu’l-Akâ’id; Bediüzzaman Said Nursî Sözler 12. Söz: «Akıl ve nakil tearuz ederse aklın gözünü kapatma, mâ’nâsını anla»; «Akıl ışıktır, vahyi nazariyenin değiştirir, ama vahye karşı koymaz».
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sünnet, Muhabbet, Rızâ. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı