Açılış, Rüyâ Tevili ve Nâmaz Soruları
Selamün aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâallâh. Cenâb-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim Hakk’ı hak bilip hak yolunda mücâdele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin inşâallâh. Âmîn. Evlilik görüşmesi yaptığım beyefendiyi rüyâmda gördüm. İkimiz bir aracın içinde yolculuk yapıyorduk. Ben buradan rüyâ te’vîl etmiyorum ama neyse, yaraya geldik zaten. Yolculuk yapıyoruz, arabayı beyefendi kullanıyor, yanda oturuyorum. Havada helikopterin geçtiğini ve aşağı doğru yaklaşınca kendisini dikkat etmesi için uyardım. Helikopter arabanın üstüne düştü, araçtan sağa çıktık. Bir rüyânın bize verdiği mesaj var mıdır, yardımcı olur musunuz? Devam edin istihâre yapmaya inşâallâh.
Nâmazda çok esneme geliyor, ne yapmam lazım ve nâmaz kılarken hangi rek’âtta olduğumu unutuyorum. Nâmazda esneme geldiğinizde içinizden eûzü besmele çekin. Namazı kılarken hangi rek’âtta olduğumu unutuyorum. Ne yapmam lazım? En son hatırladığın rakattasındır. Öyle nâmazını kal.
Vâli Kararı ve Şeb-i Arûs Süreci
Vâlinin Şeb-i Arûs programıyla ilgili izin belgesinde açıklamış olduğu karar, bir Müslüman olarak kanımı dokunuyor. Toplumun huzurunu bozan onca rezillik varken, Sûfîler Müslümanlar mı toplumun huzurunu bozuyor, anlamadım ne yapmamız gerekir. Bir şey yapmamız gerekmiyor. ben bu işin böyle şahsileştiğine inanıyorum. Vâlinin şahsıyla benim şahsimin arasında bir şahsi bir sıkıntı olduğuna inanıyorum. Ne olduğunu da bilmiyorum. Bunlar zaman zaman olur yaşanan şeyler. 28 Şubat’ta da bu tip şeyler yaşadık. Ben çok üzerinde durmuyorum. Hukûken vâlinin hakkı vardır böyle bir şey. Böyle bir şey yaptı. Bizim de hukûken itiraz ettik. İtirazımız devam ediyor. şeyde verilen mahkemenin kararında, vâliliğe bir ay müsaade etmiş haklı gerekçelerini sun diye, bir ay içerisinde vâlilik makamı haklı gerekçelerini sunarsa mahkeme ona göre karar verecek.
O yüzden bir ay sonra, bir aylık bir zaman zarfı var. Bir ay sonra eğer mahkeme Şeb-i Arûs programında herhangi yapılmasında bir sakınca görmüyorsa, Şeb-i Arûs da demeyelim Mevlânâ’yı anma ve Semâ programında bir sakınca görmüyorsa yapacağız. Allâh’ın izniyle ama bir sakınca görürse mahkeme yapacak bir şey yok. Bizim devletle çatışacak halimiz yok. Hukukla mahkeme ile çatışacak halimiz de yok. Yapamazsınız derlerse yapamayız. Yaparsınız derlerse yaparız. Bizim bu konuda durduğumuz yer belli. Nasıl tekkeye boşaltın dediler. Bir günde boşalttık. Boşaltırız. Herkesin uyduğu yasaları uyarız. Sonuçta tekke de bizim değildi zaten. Vakıflarında boşalttılar, boşaltırdılar. Bizim üzüntümüz, biz boşalttıktan sonra, normalde birilerine verselerdi, yine bir işlevine devam etseydi, hizmetine devam etseydi.
Üzüntümüz bu. İlla ki bizim olacak, biz orada hizmet edeceğiz diye böyle bir kâidemiz yok. Bu işler Hz.
Tekke Boşaltma ve Nöbet Edebi
Pirden geçen Dîvân-ı Kebîr okuyoruz nöbet diyor. Nöbet gelirse nöbetini en iyi şekilde yerine getirmeye gayret etsen, nöbet gelmezse yapacak bir şey yok. Ne olur, ne yaşanır, gelecek neye gebedir bilemeyiz. O yüzden bizim gibi topluluklar sokaklara dökülüp de sokaklarda bağırış çağırış yapamayacağına göre, bizim gibi topluluklar vâlinin önüne gidip de orada protesto yapamayacağına göre, bizim gibi topluluklar herhangi bir serkeşlik yapamayacağına göre böyle bir şey mümkün değil. Biz hukûk tarihisinde gider, müracaat ederiz, mahkemeye veririz. Hukûk tarihisinde kazanırsak devam ederiz, kazanamazsak yapacak bir şey yok. Nasıl korona döneminde geldiği vakfı merkezini mühürlediler, dedik haksız bu, hukûksuz. burası lokal değil, burası vakıf yeri.
Günkü emniyet âmiri dedi ki ben burayı lokal görüyorum dedi, mühürledi. Mahkemeye müracaat ettik, mahkeme bizi haklı gördü. Ondan sonra vâlilik makamı bir daha mühürledi, bir üst mahkemeye gittik, yine bizi haklı gördü. Vakfı açtık, hizmete devam ediyoruz. Bunun gibi, bizim Cenâb-ı Hak’a şu konuda hamd ediyorum. Buna da çok açıyorum. Kur’ân Sünnet tarihisinde bir eksikliğimiz varsa, bunu devletin yapması mümkün değil zaten. Bunu ancak böyle âlim-ulemâ takımı yapar kimse. Önümüze koyar Kur’ân Sünnet tarihisinde der ki, buranız eksik, buranızı tamamlayın, biz de tamamlarız. Devlete karşı olan davranışımızda, biçimimizde bir eksiklik varsa, cezai yasası belli, anayasa belli, hukûk belli. Onlarda dava açar devlet.
Der ki burada bir eksikliğim var, burada bir noksanlığım var. Devlete karşı olan vazifede veya devlete karşı olan davranış biçimizde ona da hazırız. Sonuçta vakfı incelediler, derneği incelediler. Biz bu arada birçok incelemeden geçtik. Cenâb-ı Hak hamdolsun. Hiçbir sıkıntı da çıkmadı. Bu kadar basit. Ben sonuçta bunları hep inceliyorlar, aranızda giriyorlar, soruyorlar. Siz de haklı olarak ne görüyorsanız, ne duyuyorsanız, onu söylüyorsunuz. Ben size kalkıp da burada ifade düzdürmüyorum zaten. Canlı yayında da açık açık konuşuyorum bütün sohbetlerim canlı yayında. Nerede ne sohbet ediyorsam, nerede ne konuşuyorsam, meydanda bir suç unsuru varsa, devlet inceletir, bakar, mahkeme açar. Eyvallah yapacak bir şeyimiz yoktur bizim de bu konuda.
Ama sohbetlerde de devlete karşı veya insanları devlete kışkırtmak gibi böyle bir derdimiz de yok zaten. Hiç olmadı bugüne kadar. O yüzden mahkeme neye karar verirse, o kararı uygularız. Mahkeme derse ki bu adamların asayiş problemi yok, bu Mevlânâ’ya anma gününü yapabilirler. Salonu da belediye başkanı, merun olsun verirse gider tutar yaparız. Ama belediye salonu vermezse kafasına silah dayayıp nâmaz salonu bize vermiyor, demedim. Durumumuz da yok. O yüzden biz kânûnların, hukukun dairesinde durmaya gayret ediyoruz.
Otuz Yıllık Sûfîlik ve İstismâr
Benim Sûfîliğim yaklaşık 30 kusur yıl. 30 kusur yıldan beri ben bu Sûfî topluluğun içindeyim. Bunları hep zaman zaman gördük, yaşadık. Zaman zaman daha ağırlarını yaşadık, daha hafiflerini yaşadık. Bir sürü iftiraların altında kaldık, bir sürü zanların altında kaldık. Cenâb-ı Hak’ım da sen ağzın. Rabbim bugüne kadar getirdi. O yüzden bakın şunu hiçbir zaman unutmayın. Bir, Sûfîliğinizi kullanarak insanlara basamak yapmayın kendinize. Sûfîliğinizi kullanarak ekonomik, siyâsî, sosyal basamak yapmayın kendinize. İstismar etmeyin. Allâh sizinle olur. Bunda bir sıkıntı görmeyin kendinize. aranızda giriyorlar, soruyorlar ya. Sorulan arkadaşlar da bana söylüyorlar. Bir arkadaş geldi sordu, para topluyorsunuz mu?
Yok şeyhinize para veriyorsunuz mu? Yok şunu yapıyorsunuz mu, bunu yapıyorsunuz mu diye. Bunu sorarlar, araştırırlar. Kadınları tâciz ediyor mu diye soruyorlar, soruşturuyorlar. Bunu araştırırlar. Herkesin eşi burada. Kızı, çoluğu, çocuğu burada. Bunlar konuşulacak şeyler değil ama bunları araştırıyorlar, bakıyorlar, ediyorlar. Ondan sonra, tabi onlar da haklılar. Genelde bu tip şeyleri istismar edenler, bunları istismar ederler. Dervişlerden para toplarlar. dervişlerin parasını yer, dervişleri aldatır. Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum. Ben daha ticâret yapıyorum. Büyük bir çoğunluğunuz biliyor. gayrimenkul ve araba alım satım işim var. Ara sıra iplik alıp satıyorum. Ticaretim devam ediyor. O yüzden bu noktada Cenâb-ı Hak’a hamd ü senâ ediyorum.
Hiç kimseye ihtiyacım yok. Halim vaktim yerinde. Hiç kimse de diyemez zaten. Mustafa Özbağ birisinden bir kuruş para toplamış diye kendi nefsiyle alakalı. O yüzden benim verilmeyecek bir hesabım yok. Devlette de çatışmam. Yıllardan beri de çatışmadım. Devlet benim devletim. Devletin içerisindeki bazı bunu hep söylerim. Bunu ülkücülüğümde de söylüyordum. Şimdi de söylüyorum. Bunu görüyorum çünkü. Devletin içerisinde bilerek veya bilmeyerek CIA’ya, Mossad, MI6’ya İngilizlere çalışan unsurlar var.
CIA-Mossad ve 28 Şubat Hâtırası
Bunu hep söyledim, hep söylüyorum. Bunlar temizlenmediği müddetçe ülke düze çıkmaz. Bunlar ama devletin nasıl bir dengesi vardır, nasıl bir denge politikası vardır bilemem. Ama bunlar temizlenmediği müddetçe bunlar böyle ahtapot gibi yayılmışlar. O onu tanıyor, oğunu tanıyor, oğunun adımı, oğunun adımı, oğunun adımı. Bu acı şeyler bunları söylemek istemem. 28 Şubat’ta ben bunu kendi gözlerimle teyit ettim. Beni sorgulamaya gelenlere Mossad’tandı. Bunu ben gözümle, kendi gözümle, kendi bedenimle bunu teyit ettim. Kendim gördüm. Devletim adına üzüldüm. Bakın devletim adına üzüldüm. Bağırdım, çağırdım, hakâret ettim içeride. Nasıl böyle bir şeye müsaade edersiniz? Nasıl Mossad’yı içeri alırsınız benim sorgulamama diye?
Oradaki polislere, amirlere söylemedik laf kalmadı. Hiç mi kanınıza dokunmuyor sizin diye? Ben buna karşıyım. Bu bürokratların içerisinde var, siyasetçilerin içerisinde var, yüksek bürokratların içerisinde var. Ben öyle inanıyorum. Benim elimde bu konuda maddi bir delil olsa, vallada, billada, tillada gideceğim mahkemeye vereceğim. Benim elimde maddi delil yok. Ben onu gördüm. Ama bunu delilendirmem mümkün değil. Ben o günden sonra daha da bu konuda şedidleştim. Sizin en İslâmî gördüğünüz partinin içinde de ay onların elleri var. Sizin en İslâmî gördüğünüz cemaatlerin içlerinde onların elleri var. Sizin en takvaha gördüğünüz tarikatların içerisinde onların elleri var. Var. Dolaylı olarak elleri var.
Bakın dolaylı olarak elleri var, yönlendirmeleri var. Bizim içimizde dahi vardır. Bazen zaman zaman arkadaşlar diyebilir yani, ya etrafında 5-6 kişi var başka kimseye danışmıyor. Yönlendirme alırsınız siz de çünkü. Bana direkt o mesajı veremez sizin üzerinizden verir. Sizin üzerinizden dağıtırlar cemaatin içine. Ben o yüzden zaman zaman şatıat için değildir. O yüzden zaman zaman sorarım bana borç para veren var mı içinizde diye. Benden alacağı olan var mı içinizde diye. Bunu normalde teyit etmek sizin kendinize teyit ettirmeniz için söylerim. Bakın sizin kendinize teyit ettiririm. İçinize girerler çünkü onlar. Burada oturur normal derviş gibi. Bizim kapı açık çünkü herkese. Ona buna sorar, sana borcu var mı?
Sana senden para alıyor mu? Kimden alıyor? Kimden topluyor? Filanca mı veriyor? Bunu aranızda da konuşurlar. Bu açıktır. Ben o yüzden derim. Arkadaşlar kimin alacağı varsa söylesin. Birinizden borç para istediysem söylesin. Net. Birinizden vakfa para istediysem söylesin. Dergâha para istediysem söylesin. Söylesin. Ben istedim de, ben istedim de, o da verdiyse, böyle bir şey yaptıysam hakkım helâl değil söylemezse. Bakın net bu mesajlar. Net. Bunlar olur hep. Biz bunları yaşaya yaşaya geldik. Kimisi benim paramı hesaplar. Millete der ki tekmeyle basıyormuş. İnanıyor musun? Parasını bilmiyormuş. Ben de alayıvar ederim. Tekmeyle basıyorum parayı kasaya. Herkes her şeyime laf söyler benim. Herkes söyler.
Sıkıntı yok. Biz dövülmeyi, sövülmeyi, dedikoduyu, gıybeti, aşağılanmayı, yere vurulmayı, göze aldık, yürüdük yola çıktık.
Dövülmeyi Göze Alma ve Dünya Zemmi
Cenâb-ı Hak bugüne kadar getirdi bizim gücümüzden, kuvvetimizden ne olur? Birisi çıksa buradan dese ki on kişi toplanın, toplanamaz. Toplanamaz, bocalar. Yapamaz. Milletin gönlüne sevgiyi verecek olan Allâh, gönlüne koyacak olan Allâh, gönlüne koymuyorsa yapacak bir şey yok zaten. Böyle bir iddiamımız da yok zaten bizim. Biz meydandayız. İlmimiz meydanda, maneviyatımız meydanda, kendi halimiz meydanda, her şeyimiz de meydandayız. Yaşım olmuş 60. 50 yaşında da ineydim, 40 yaşında da ineydim. Dünyadan çok şey bekleyen bir insan değilim. O yüzden gücüm yetince, Kur’ân Sünnet dairesinde, Vatan Millet noktasında duracağım. Gücüm yetmediği yerde yapacak bir şeyim yok. Ondan da sorumlu değilim. Varsa yapabileceğim bir şey yaparım, yapabileceğim bir şey yoksa da yapmam.
Çok basit. Bir yerde bir programa gücüm yeterse giderim, programın gücüm yetmezse gitmem. Çok basit. O yüzden hiç sıkıntım yok. Hiç sıkıntım yok. Vâli böyle bir karar almış, böyle bir şey yapıyor. Canın sağ olsun, hiç sıkıntı yok. Hukûk orada, meydanda, mahkeme orada, meydanda, savcılar orada, hakimler orada. Biz mücâdelemizi yapıyoruz. Gittik, müracaat ettik. Ne cevap verirlerse verirler. Şeb-i Arûs yapsam ne olacak, yapmasam ne olacak zaten. Allâh rızası için, Allâh için yapıyoruz. Bizim öyle bir derdimiz yok. Bunu konuşmak istemiyorum şimdi, hakkınızı helâl edin. Ya normalde, Bursa’da şey barusu yapmanın maliyeti 50 milyar. 15 milyar sadece salonu zaten. ben Allâh için yola çıkmışım. Parasına, puluna da bakmıyorum.
Müsaade etsen olacak, etmesen olacak. Mahkeme böyle bir şey versen olacak, vermesen olacak. Yarın derim ki mahkemenin kararını beklemiyorum. Vazgeçtim yapmaktan derim. Çıkarım, ne olacak ki? Ama bu benim karakterime uygun değil. Benim karakterim ne? Yok hayır, benim bu hakkımsa ben sonuna kadar savunurum. Ben de herkes gibi Türkiye Cumhûriyeti devleti vatandaşıyım. Herkes gibi bir vakıf kurmuşum gayet resmi. Vakfın sahibi de benim. Kimsenin başı yanmasın. Vakfın sahibi de kurucu mütevelliyet başkanı benim. Böyle bir şeyde Türkiye Cumhûriyeti devleti anayasası hukuku dairesinde bir etkinlik yapmaya da hakkım var. Bunun içinde ne belediyenin ne vâliliğin ne bir kamu kuruluşunda da özel bir şirketin yardımına, DSİ’ye ihtiyacım yok.
Benim meşhurdur böyle şatahât yapmak için konuşmuyorum. Cebimde varsa harcarım, yoksa harcamam. Bir başkasının kapısında da bekleyecek değilim bunu böyle yapacağız diye. Gayet netim ve basitim. O yüzden gücüm yetiyorsa yaparım, gücüm yetmiyorsa yapmam. Gücüm yetiyorsa da istersem yapmam. Gücüm yeter yapmam. Yapmam. Bunu da yapmam. Şeb-i Arûs, burada bir Mevlevî topluluğu var. Bir Mevlevî topluluğunun bulunduğu bir yerde şey barusu yapmamak gerçekten şey abes. Yılda bir sefer. Biz de bunun için mücâdele ettik. Olmazsa olmazsa o yüzden çok da sıkıntı değil.
İntihâr ve Cenâze Nâmazı Hükmü
Uyuşturucu ve psikolojik sorunlardan intihâr edenin hükmünü de cenâze nâmazı kılınır mı? Hanefîler genelde intihâr edenlerin cenâze nâmazlarını kılmışlar. Bunu da açıklama yapmışlar. Kendilerince demişler ki intihâr eden bir kimse aklı yerinde intihâr etmez. onun aklı yerinde olarak intihâr etmediğini hükmederekten kendilerince hüsn-i zannetmişler ve cenâze nâmazlarını kılmışlar. O yüzden bir kimse cenâzenin… Biz bu hüküm dairesinde açık açık böyle aklı yerinde intihâr edip etmelerini bilmiyoruz bir kimsenin. Ama açık açık biliyorsa bir kimse aklı yerinde intihâr etti. Ama açık açık biliyorsa bir kimse aklı yerinde intihâr etti. Onun cenâze nâmazını kılmaz. Ama öbür türlü aklı yerinde olup olmadığını bilmiyor.
Bilmediği için hüsn-i zanneder onun cenâze nâmazını kılar.
Sosyal Medya Edebi ve Hak Sözü
Safiye binti şevbeden… Şunu da söyleyeyim. Bu tip mevzular olurken böyle sosyal medyada… Şu ana kadar rastlamadım hiçbir kardeşte de. Ama yine de Nasreddin Hoca misali… çocuğu suya gönderirken önce kulağını çekmiş, hafiften bir şaprak patlatmış. Demişler ne oldu? Demiş suya gidiyor, testiyi kırmasın demiş. Demiş daha yok bir şey. Demiş testiyi kırdıktan sonra bir anlamı yok. Şu ana kadar kardeşlerden böyle bir yanlış eksik bir paylaşım şey yapmadım. Ne o? Görmedim. Kim neye hakâret ederse etsin. Siz hakâretvârî bir dil kullanmayacaksınız. Siz küfürlü bir dil kullanmayacaksınız. Bunu defalarca da söyledim. Böyle dil kullananlar bizden değil bizim terbiyemizi almamışlar. Bizim eğitimimizi almamışlar.
O yüzden o bizden değil. Sosyal medya alanını sanki Allâh görmüyormuş gibi görüp orada hakaretler savurmak, orada böyle kendini bilmez sözler savurmak bir sûfîye yakışacak şeyler değil. Şu ana kadar görmedim. İnşâallâh Rabbim kimseye de bu konuda bunu göstermesin. O yüzden arkadaşlar seviyenizi hiçbir zaman bozmayın. Sûfî ahlakınızı bozmayın. Sosyal tepkinizi gösterin. Bu sizin hakkınız. Bir hukûksuzluk var. Sosyal tepkinizi gösterin. Bir adaletsizlik varsa sosyal tepkinizi gösterin. Bir yanlışlık varsa sosyal tepkinizi gösterin. Haksızlıklar karşısında susan diğisi şeytandır. Biz haksızlıklar karşısında susmayız. Mahkemeye verilecekse mahkemeye veririz. İtiraz edilecekse itiraz ederiz. Bu konuda nasihat edilecekse nasihat ederiz.
Susmayız. Biz zulüm gördüysek burada zulüm var deriz, tespit ederiz. Susmayız. Hak ve hakikati konuşmaktan geri adım atmayız. Bir şey hak ise biz bunu söyleriz. Biz bunu konuşuruz. Bir şey Kur’ân ve Sünnet ile sabit ise biz bunu konuşuruz. Doğruyu alkışlarız. Cumhurbaşkanı faizi indiriyor, alkışlıyor. Diyorum ki sıfıra indirsin. İnşâallâh. Bu toplum fâiz belasından kurtulsun. Bu büyük bir bela. Toplumun ilini kemini emiyor. Fuhûş büyük bir bela. Uyuşturucu büyük bir bela. Kumar büyük bir bela. Yol suçlu. Büyük bir bela. Yolsuzluk büyük bir bela. Kamuyu peşkeş çekmek birilerine büyük bir bela. Evet. Büyük bela bunlar. Bunlarla mücâdele edilirse alkışlarız. Destekleriz. Eşcinsellik büyük bela.
Büyük bela. İnsanlık için insanlık onurunu zedeleyici ve insanlığın fıtratını bozucu büyük bela. Bunu ben başıma tac edemem. Birisi kalktı başımıza ta başımızın üstünde yeri var dedi ya eşcinsellikle alakalı. Yok hayır. Bu bütün peygamberlerin lânet dediği, Allâh’ın lânet dediği bir fiiliyatı yapan bir kimsenin benim başımın üstünde yeri olmaz. Allâh’ın kesin kes harâm ettiği ve bu haramı açıktan işleyen bir kimsenin haramını ben başımın üstünde yeri var diyemem. Bu yok böyle bir şey. Ben hakkı haykırırım. Ben hakkı haykırırım. Bir kimse eşcinsel başımın üstünde yeri var derse teclid-i îmân teclîd-i nikâh gerekli ona. Sebeb Allâh’ın lânet dediği bir fiiliyatı övdüğü için, onu methettiği için, başımın üstünde yeri var dediği için.
Eşcinsellik, Fâiz ve Harâmlarla Mücâdele
Bir kimse huşu başımın üstünde yeri var derse ona teclid-i îmân teclîd-i nikâh gerekli. Bir kimse herhangi bir haramı haramı hoş görürse, herhangi bir haramı desteklerse ona teclid-i îmân teclîd-i nikâh gerekli. Din bunu emrediyor bana. Din bunu emrediyor. Başka bir şey yok. Bir şey yok. Dinin emri bu. Ama kalkıp da harâmları destekleyecek değiliz ya. Haramları başımıza tacet edecek değiliz. Ben Müslümanım. Ben Kur’ân ve Sünnet’e îmân ettim. Benim ülkemde bunların böyle eli kolu serbest bir şekilde, bu harâmları serbest bir şekilde yaşamaları, bu harâmları artırmaları, yaymaları kanıma dokunuyor. Şu Hedâ kanıyla şerbet olmuş bu ülkenin toprakları. Bir şeyin içerisine şeker koyarsınız şerbet olur.
Bu topraklar şehîd kanıyla şerbet olmuş. Allâh için burada mücâdele etmişler, Allâh için cihâd etmişler, Allâh için canlarından, mallarından, eşlerinden, çocuklarından geçmişler. Biz şimdi Allâh’ın lânetlemiş olduğu harâmları göz yumurta içimizde yerleştirmişler. Biz şimdi Allâh’ın lânetlemiş olduğu harâmları göz yumurta içimizde yayılmasına devam etmesini mi sağlayacağız? Yoksa bununla mücâdele mi edeceğiz? Bunlara biz göz mü yumacağız? Canları sıkılıyor ben böyle söyleyince. Alkışla kardeşim, canını sıkma. Alkışla de ki Allâh için konuşan bir kimse vardı. Allâh’ın harâm ettikleriyle mücâdele eden bir kimse vardı. Alkışla de ki bu toplumun ne kadar yoldan sapmış insanı varsa toplamış Allâh için, Allâh toplamış.
Bunları normalde doğru yola getirmeye çalışan, gayret eden bir topluluk vardı. Ta Avrupa’dan eğitimciler gelip kontrolü, eğitimciler gelip bizi analiz etmeye çalıştılar. nasıl beceriyorsunuz, nasıl yapıyorsunuz bunu diye. Bizim buradakiler bize düşman. biz bu eşcinselliğe müsaade etmeyin, bundan mücâdele edin diyorum ben. Kızıyorlar bana. Uyuşturucu da diyorum 10 yılda %1800 artmış, %1800 artmış. Kızıyorlar. Ya ben bu topraklarda öleceğim. Benim çoluğum, çocuğum, torunum, tombolarım gelecek ne kadar yolda? Ben de bu topraklarda öleceğim. Ya ben bu topraklarda öleceğim. Benim çoluğum, çocuğum, torunum, tombolarım gelecek neslim bu topraklarda. Siz gelecek çocuklarınızı düşünmüyor musunuz? Hangimizin çocuğuna bir uyuşturucunun dokanmayacağına dair garantisi var?
Hangimizin çocuğuna fuhûşun dokanmayacağına dair bir garantisi var? Hangimizin çocuğuna eşcinselliğin dokunmayacağına dair garantisi var? Hangimizin çocuğuna kumar belasına tutulmayacağına dair garantisi var? Hangimizin eşi, çocuğu, torunu, tombola gelecek nesli herhangi bir sapkınlığa uğramayacağına dair garantisi var? Yok. Ben artık bende kayıtlı olmayan telefonları açmak istemiyorum ya. Bakıyorum telefon kayıtlı değil, acaba hangi sapkınlığı dinleyeceğim şimdi diyorum. Acaba hangi sapkınlığı dinleyeceğim diyorum şimdi diyorum. Sapkınlıkları dinliyorum arkadaşlar sapkınlıkları. Aile içi, aile dışı, aile içi, aile dışı. Toplumun nereye gittiğinin farkında değil insanlar. Ya bana hep bunlar geliyor.
Bunlar geliyor. bazen diyorum ki telefonu alayım, iptal edeyim telefonu diyorum kimse bilmesin. Bir tane bir hat alayım beş kişi on kişi bilsin bu kadar diyorum gelecek soracak olan burada sorsun. Yemek yiyemezsiniz. İnsanların yüzüne bakamazsınız kendi arkadaşınızın yüzüne bakamazsınız. Kendi eşinizin ve çocuklarınızın yüzüne bakamazsınız. Dinlediğiniz olaydan dolayı. Yemin ediyorum vallaha da bakamazsınız billaha da bakamazsınız. Yemek yiyemezsiniz günlerce. Yemezsiniz. Ben bazen diyorum ya birisi gelsin benim buraya otursun ben 20 milyar maaş arayayım ona diyorum. İşinize gücünüze bakamazsınız. İmanınız olmazsa bu dünya yaşanacak yer değiller bir tane götürür tamam bitti dersiniz. Bir tane tuğla koymazsınız dünya için.
Bir tane tuğla koymazsınız dünya için. Dükkanınız varsa olduğu kadar olsun olmadı olmasın bu dünya böyle bir dünya dersiniz. Bazen Hazret-i Pîr Mesnevî’sinde veyahut da Dîvân-ı Kebîr’de dünya gibi bir dünya var. Böyle bir dünya dersiniz. Bazen Hazret-i Pîr Mesnevî’sinde veyahut da Dîvân-ı Kebîr’de dünyayı çok aşağılıcı böyle alçaltıcı konuşuyor ya kötülüklerin kol gezdiği bataklık diyor ya içimden diyorum ki o da aynı şeyleri mi dinledi acaba. Öyle ya. Bu kadar diyorum dünyayı böyle zem edip dünyayı böyle aşağıladığına göre diyorum ben. Acaba diyorum bana gelen telefonlardan gibi ona da gidip anlatan mı oldu diyorum. Geri çekilsen daha da bozulacak diyorsun. Vazifelisin yürü diyorsun. Kendini bir daha sabahleyin tekrar tamir ediyorsun.
Her sabah kendini tamir ede ede yürüyorsun. Bir vakit dinleyeceğiniz eş, çoluk, çocuk, hiç gibi hiçbiri hepsini de atarsınız kendine. Bunu konuşmak istemiyorum. Eşinize dokunamaz çocuğunuzu öpemezsiniz. Evet. Bazen çok agresifçe böyle konuşuyorum ya bununla alakalı yazıyorum. Böyle bir şey dinledikten sonra böyle benim de dengem kaçıyor. diyorum ki bu millet nereye gidiyor? Bu hükûmet bu devlet bütün unsurlarıyla bunları görmüyorlar mı? Basit şeyler söylüyorum. Görükle Karakolu’na bir gün Gelibolu’dan gelirken aldılar gittik orada. Gittim oraya. Oradaki polis söyledi. Sadece bizde kayıtlı dedi. Beş bin tane fuhûş yapan kadın var Görükle de dedi. Bunların büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu.
Üniversiteyi de bitirmiyorlar dedi. Bir kısmı dedi çevre il ve ilçelerden dedi. İstanbul’dan dedi. Burada bir artı bir tutuyorlar dedi. Geliyorlar burada fuhûş yapıyorlar dedi. Ondan sonra gidiyorlar buradan dedi. Bunlar yer değiştiriyorlar hocam dedi. Bursa’dakiler İstanbul’a gidiyor. Eskişehir’e gidiyor. Eskişehirdekiler İstanbul’dakiler Bursa’ya geliyor. Hocam seninle namaha getirdiler dedi. Ben bunları duyacakmışım o yüzden gelmişim dedim.
Bursa Fuhûşu ve Asâyiş Çelişkisi
Sadece Görükle’de arkadaşlar Bursa’da yaşıyorsunuz. Beş bin tane kayıtlı karakola işi düşmüş. Karakolluk olmuş. Bir sahiçle alakalı bir problem olmuş. Oraya yazılmış. Şimdi bunu biliyorsun ya sen. Ben bunu biliyorum. Siz Bursa’da 150’ye yakın gece kulübü olduğunu biliyor musunuz? Sadece Bursa’da 150’nin üzerinde, ruhsatlı ruhsatsız 200’ün üzerinde gece kulübü var. Pavyon statüsünde. Türkü Bar, Bar Gece Kulübü 200’ün üzerinde. Bakın 200 tane. Orada onar tane bayan çalışmış olsa 2000 tane yaptı. 2000 bayan yaptı. Bu 2000 bayanın iki biri de fuhûş yapıyor büyük bir çoğunluğu. Ayrı yeten fuhûş yapanlar var. Bunlar asayiş ve kamuda bir düzen bozucu değil. Bunlar asayişi bozmuyorlar. 50 tane semâzen semâ edecek bunlar asayişi bozuyorlar.
Kanınıza dokunun. Bunlar asayişi bozuyorlar. Kanınıza dokunur mu dokunmaz mı? Bursa’da 500’ün üzerinde içkili mekan vardır. Her mahallede her sokakta var. Her mahallede her sokakta var. Burada çalışanlar da var. Bunlar asayişi bozmuyorlar. 50 tane semâzen semâ edecek bunlar asayişi bozuyorlar. Duyamadım. Ben hiç telefon açmadım hiçbir yere. Bak Murtaza telefon açmış vâli yardımcısına. Diyormuş ki vâlinin şahsi kararı. Evet biz de anlamadık demiş nasıl olduğunu. ben vâli yardımcısına sorumluyum. Ben hiç telefon açmadım hiçbir yere. Bak Murtaza telefon açmış vâli yardımcısına. Vâli yardımcısı demiş ki vâlinin şahsi kararı. Evet biz de anlamadık demiş nasıl olduğunu. ben vâli ile de çatışmak derdim değil benim.
Beni ilgilendirmiyor hiçbir şey. Hele son 1-2 yıldan beri gerçekten ilgilendirmiyor. Memleketim adına üzülüyorum. İnsanlar adına üzülüyorum. O üzüntü düşünebiliyor musunuz? Siz Mustafa Özbağ olun gelin buraya oturun. Deyin ki Bursa’da 10.000 tane kadın var fuhûş yapan. Ülkede 120 tane genelevi var. Ülkede 130.000 kadın genelevilerinde fuhûş yapmak için ruhsat almış. Ülkede 130.000 kadın müracaat etmiş. Ben genelevinde fuhûş yapmak istiyorum bana izin belgesi verin diye. Ülkede içki serbest, kumar serbest, uyuşturucu serbest, fuhûş serbest. Her türlü meyana serbest. Onca adına tırnak içerisinde sanatçı dediklerimiz gelip konserler yapıyorlar. Her türlü rezillikleri yapıyorlar. Hiçbirisi de asayişi bozmuyor.
Yıl 2021 bu topluluk 20 yıldan beri semâ ediyor. Hiçbir asayiş problemi olmamış. Hiçbir asayiş problemi olmamış. Ve bu topluluğa diyeceksiniz ki Ne o? Kamu? Neydi? Kamu düzenli? Evet, kamu düzenli aykırı. Asayiş yok ya. Dur cümleyi okumak istiyorum. Ağırıma giden cümleyi böyle kafama kazımayayım dedim ama Kamu güvenliğini ve asayişi tehdit etme. Kamu güvenliğini ve asayişi tehdit etme. Kamu düzenli tehdit, kamu düzenli Kamu düzenini, kamu güvenliğini ve asayişi tehdit. Siz Mustafa Özbağ olun. Bunların hepsini de bilin. Ve bir mücadelenin içine girmiş olun 35 yıldır. Buna ülkücülüğü de koyarsak 40-45 yıldır bu ülkenin içerisinde bu ülkede mücadelenin içine girmişin. Kendini bildiğin bileli. Ve hiç komüya bir zararın olmamış.
Asayişlik bir problem olmamış. 28 Şubat’ta bir kimsenin burnu kanamamış. Hiçbir nümayişe katılmamış. Hiç kimse karakolluk olmamış. Ve bugüne kadar arkadaşlara hep nasihat etmişiz. Elinizi dahi kaldırmayan hiç kimseye diye. Ve bize yazılan yazı hakkınızı helâl edin. Kamu güvenliğini ve asayişi tehdit. Evet. Ben bunu sindirmekte zorlanıyorum.
Vâlinin Şahsî Kararı ve Teslîmiyet
Sindiremiyorum bunu. İçim patlayacak. Gömüyorum kendimi. Ben millete derim kendinizi gömmeyin diye ben kendimi gömüyorum. Bir onun içine. Bir onun içine. Bir onun içine. Bir onun içine. Bir onun içine. Bir onun içine. diyorum ki bir tane bir olayımız olsa, Kamu düzenini bozan, asayişi bozan, Bir tane olayımız olsa, Diyeceğim ki tamam ya biz bunu hak ettik. Geçer. Çok şeyler geldi geçti bizden. Çok şeyler geldi geçti. Bu da geçer sıkıntı değil. Herhalde yaş geçiyor ya, Yaş geçiyor. Bir de bakıyorsun arkaya doğru, Diyorsun ki yıllardan beri aynı şeylerle mücâdele et. Birisi gidiyor başkası geliyor. Yine aynı mücâdele. Ona anlat, buna anlat, ona anlat, buna anlat. Her gelene anlat. Yoruluyor insan demek ki.
Artık diyorsun ki kendi kendine. Mustafa’ya bak çekirken, Onu da yapamıyorsun. Onu da yapamıyorsun. Onu da yapamıyorsun. Ama, yani, Sen koru, kolla, Muhafaza etmeye çalış. İnsanları sokağa salma. Ne olursa olsun koru. Bir herhangi bir aykırı bir şey yaptırma. Devlete, millete, hükümete, Devlet kurum ve kuruluşlarına, hukuka, Her şeyi böyle ince elle sık doku, Senin karşına bu gelsin. Bu da imtihanın ağrı. Geçecek. Bu da geçecek. Sabırla, şükünetle, bu da geçecek. Ne olacak ki yani? Tekrar tekrar söylüyorum. Telefon açsa, desek ki, Ya bu sene yapmayın. Kamu güven, ne o? Bu sene yapmaya verin desen, Derim ki yapmaya vereyim. Sayın valim ne olacak? Sen iste yeter ki. Ama bak, vâli yardımcısıyla görüştüm diyor adam.
Vâlinin kendi şahsi kararı diyor. Yapacak bir şey yok. Bu da geçecek kardeşler. Sıkıntı yok. Bu da geçecek. Biz mutadımızı bozmayalım inşâallâh. Safiye binti Şeybe’den, Esdemiyenin şöyle dediğini işittim. Osman bin Talha’ya Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni çağırdığı zaman, Sana ne dedi diye sordum. O da şöyle cevap verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana, Sana Kâbe’nin içerisinde bulunan ve Hazret-i İsmâîl’in yerine kesilen koçun boynuzlarının üzerine ört diye emretmeyi unutmuşum dedi. Çünkü Kâbe’de nâmaz kılanı meşgul eden hiçbir şeyin bulunmaması gerekir buyurdu. Ebû Dâvûd ve Müsned’te geçiyor. Müsned İmâm Mâlik’in kitabıdır. Bu arada onu da söyleyeyim. Yine de başka bir hadîs-i şerîf daha.
Vallahi siz Yahûdî ve Hristiyanların kilise ve havralarını süsledikleri gibi mescidleri süsleyeceksiniz. Ebû Dâvûd. Yine bir hadîs-i şerîf daha. Buhârî Müslim’de geçiyor. Osman bin Affân’dan ifade. Her kim Allâh için bir mescid inşa ederse Allâh da onun için cennette bir köşk inşa eder.
Mescid Süsü Hadîs-i Şerîfi ve Kapanış
Bu akşam ki konumuz mescidlerin, tekkelerin, câmilerin aşırı derecede süslenmesi ile alakalı. İslâm ibadethanelerin aşırı derecede süslenmesini müsaade etmez. Hadîs-i şerifteki o mescid inşa ederse, bir kimse bir ibadet inşa etti ama câmi gücüne göre ama mescid. Ama tekke zikir yapılıyor çünkü. Böyle bir şey inşa etti, o kimse diyor cennette bir köşk ona inşa eder onun için. İnşa etmek bir câmi yapmak, mescid yapmak, bir tekke yapmak bu farklı kategoride orayı süslemek, oraya aşırı derecede şatafâta şatafata gark etmek. Bu ayrı bir kategoriye konması gerekir. Sûfîler tekkelerini, mescidlerini, camilerini fazla süslü yapmazlar. Evlerini süslü yapmazlar. İbadet edecekleri yerde fazla süslü ve şatafatlı şeyler yapmazlar.
Sufinin evi de gösterişsizdir, şatafatsızdır, gösterişsiz ve şatafatsızdır. Dergahı, tekkesi, câmisi, mescidi de gösterişsiz ve şatafatsızdır. Çünkü orada ibadet edilirken o kimsenin kalbi başka bir yere kaymasın. Oradaki halanın işlemesine veya oradaki nakışa veya oradaki çini işçiliğine gözü kaymasın. Ve o fî-sebîlillâh orada ibadet etsin. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz.’nin mescidi yüksek bir mescid de değildi. Beytullâh da yüksek değildi. Beytullâh da yüksek bir yapı değildi. Beytullâh’ı da sonradan yükselttiler. Hatta Mekke-i Mükerreme’de Beytullâh’tan yüksek bir ev yapmak edebe mugâyirdi. Beytullâh’tan yüksek bir bina yapmak edebe mugâyirdi. Bakmasan bu Vahhâbîler gelince böyle oldu.
Bu Vahhâbîler gelince Beytullâh’ın karşısına diktiler sarayları, iş yerlerini, alışveriş merkezlerini, otelleri. Millet şimdi Beytullâh’a tepeden bakıyor. Beytullâh’a tepeden bakıyor. Birisi söylediydi bunu dile getirdiklerinde demiş uçakla üstünden geçiyorsun tepeden bakmıyor musun demiş. Öyle demiş bir bakan sözde. O yüzden Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz.’nin evi de mescidi gösterişi değildi. Hatta geçen ders yaptık ya bir hayvan sureti vardı onu normalde duvarında attırdıydı. Yastığın üzerinde vardı attırdıydı. Demek ki Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz. etrafında kendince zihni bulandıracak ne varsa onlardan temizlemiş. Onları bıraktırmamış ve süslü şatafatlı her şeyden uzak durmuş.
O yüzden câmilerin, mescidlerin, tekkelerin böyle süslenmesi aşırı derecede şatafata dalınması ibadet edenin, ibadet edenin kendince duygusunu odağını kaçıracağından dolayı caiz değil. Bir câmi, bir mescid, bir tekke şân olsun, şeref olsun, şatat olsun, gösteriş olsun diye de inşa edilmez. Eğer bir kimse şanım, şöhretim yükselse câmi, mescid, tekke inşa ederse o da mekrûh olur. Bakın o da mekrûh olur. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bugünkü hadîs-i şeriften çıkaracağımız ders şu, ibadet ettiğimiz yerlerde bizim ibadetimizi etkileyecek şatafattan, gösterişten uzak olacağız inşâallâh. Bu Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünneti inşâallâh Cenâb-ı Hak cümlemizi gösterişten, Rabbim cümlemizi şatattan, şatafattan muhafaza eylesin.
Cenâb-ı Hak cümlemizi gösterişe düşenlerden eylemesin. Şatafatta, şatıata düşenlerden eylemesin. Rabbim cümlemizi Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışıp yaşayanlardan eylesin. Rabbim son nefesimize kadar Kur’ân-Sünnet mücâdelemizi, vatan-millet aşkımızı, muhabbetimizi ve mücâdelemizi eksik eylemesin. Rabbim son nefesimize kadar bu Kur’ân ve Sünnet yolunda, sufilik yolunda yürüyüp son nefesimizde de buyrun. Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû diyerek inşâallâh son nefesimizi verenlerden eylesin. Cenâb-ı Hak son nefesimize kadar tevhîd üzerine yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Kısaca da bu mevzulara kafanızı takmayın. Yok izin verildi yok izin verilmedi.
Bunlarla uğraşmayın. Fazla ca gerek yok. Kendinizi angaje etmeyin bu tip şeylere. O yüzden yönetim olarak hukûk dairesinde biz mücâdelemizi veriyoruz. Kendi dairemizde yapmamız gerekenleri yapıyoruz. Sonuç Allâh et. Biz kalkıp da sokaklara dökülecek değiliz. O yüzden onların kendilerinde ellerinde bir kânûn güçleri var ama olumlu yere kullanılırlar ama olumsuz yere. Bizim de Allâh’ımız var. Allâh var gam yok. Hasbünallâhu ve ni’mel-vekîl. Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû. Allâh’a ilahe illallah. El-Fâtiha. Âmîn.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Sabır, Hamd, Kâbe, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı