1. Bölüm
Büyük bir piyile soruyoruz, iyiler kendilerini kurtaracak, kötülere ne olacak diye. O da kötülere biz duacı olacağız. Bir cemaatin başındakiler yanlış yapsa da mı duacı olacak? Büyük birini şeyhini takip edenler cennetlik olacaklarına inatıyorlar. Zerrece hayır yapanın hayırı karşılıksız kalmasın, zerrece şerb işleyenin şerbi celasız kalmasın. Allâh’ın abdül müstesna, sonuçta bir kimse ben X tarikatımdanım dese ve günah işlesem ve günahın içinde ölse tövbe etmeniz, o hangi tarikata bağlı olursa olsun, Cenâb-ı Hakk’ın azabı şiddet bilir. Allâh tövbe edenleri sever. Allâh tövbe edenlerini kabul eder. Cenâb-ı Hak dua edenlerin dualarına icabet eder. Allâh günah işleyenleri sevmez. Allâh azgınlık yapan, sapgınlık yapanları sevmez.
Allâh kendi çizdiği sıratı mustakimden ayrılanları sevmez. O yüzden Allâh’ın sevmediği bir ahlak üzerinde duranları Allâh da sevmez, Pir de sevmez. Tabii bir kimse beş vakit namaz kılmıyorsa ümit eder, umut eder iki namazın arasındaki küçük günahlarının affolacağını. Bir kimse her namazan, otuz namazan orucunu tutarsa ümit eder, iki sene arasındaki günahlarının affolacağını. Bir kimse her gün tövbe ederse, her gün tövbe ederse ümit edilir, umut edilir ve denir ki bu kimse günahsız olarak o gece başını yastığa koyar, denir. Çünkü tövbe etmiş gece yatmadan önce. Bir kimse halakaya zikre girer, ümit eder, umut eder. Biz deriz ki halakaya zikreden kalkındık, Cenâb-ı Hak affolmuş olarak dağılıniz diyor, bu da onların içindedir.
Ve kendimizi de öyle görürüz, bir başkasını da öyle görürüz. Ama bir kimse olması gereken şeyleri yerine getirmez. Adınca, isince sadece bir tarikata bağlamış, bir şeyhin elinden tutmuş. Ya biz onun elinden tuttuk ya, ee, her türlü melanete iş de onun sonu cennetlik oldu. Biz bu tip bir tarikat anlayışından, bu tip bir tasavvuf anlayışından uzaktız. Tasavvufi anlayış, insanların dini yaşantılarını disiplin getiren anlayıştır. Dini yaşantılarını böyle bozan, gevşeten, dini yaşantılarının bu noktada hukukunu alt üst eden bir şey olmaması gerekir. O yüzden, ya bizim şeyhimiz var, biz işi orada kurtarırız. Ya biz öyle bir pirin elinden tutmuşuz ki, hiçbir şey yapmasa dahi kurtulur o kimse. Bu anlayıştan biz uzaktız.
Allâh muhafaza eylesin. Biz anlayışımız bir kimse dinin emirlerini yerine getiririz, olması gereken şeyleri yapmaya çalışır ve ümit eder. Allâh’ın lütfunu, ikramını, ihsanını ümit eder. Tövbe eder, o tövbesinin sonucunda ümit eder. Allâh onu affeder diye. O kimse dua eder, ümit eder. Allâh duasını kabul eder diye. O kimse namaz kılar, ümit eder. Cenâb-ı Hakk’ın inşâAllah ona merhamet eder diye. Yoksa haram, helal’a önem verme. Önüne gelene, diline gelene, eline gelene yap. Ondan sonra ben şu tarikattanım, ben şu şey yapamadım. Biz kurtulduk diye çıkmışız. Böyle bir din anlayışı yok. Allâh muhafaza eylesin. Bizim anlayışımız böyle değil. Kendi evlatları ile bile cihal ediyorlar. Kendi kafalarını görüyorlar.
2. Bölüm
Biz evlatları olarak Kur’ân sünnet ailemi değilse, veran peşinde koşuyorlarsa biz anne babamıza itaat etmek zorundayız. Biz anne babamıza hürmet ederiz, hizmet ederiz, saygı duyarız. İtaat, eğer Kur’ân ve sünnet tahilindeyse bize namaz kın, tersler oluruz. İtaat ederiz, namaz kılarız. Haram yöme diyorsa itaat ederiz. Biz haram yömeyi gayret ederiz. Kur’ân ve sünnetin emre fi dairenin içerisinde bir şey söylüyorlarsa biz anne ve babalarımıza itaat ederiz. Ama velakin eğer Kur’ân ve sünnetin haricinde bir şey istiyorlarsa bu noktada itaat söz konusu olmaz. Camide cemaate namaz kılarken fazla saatleri sıkıştırıyoruz. Sünnete geçerken yer değiştiriyoruz. Bildiğim kadarıyla şahit çoğalması için yapılıyor.
Bu doğru mu? Emin olmak için. böyle söylüyorlar benimki de benim bu bilgim de kulaktan dolmam. Bir şey okumadım bu noktada. O yüzden bir şey diyebileceğim. Bir şey okuyan var mı bu noktada? Hadîs okuyan var mı? Namazlardan sonra söylenmesi gerekenleri için dolayısıyla söyleyemediğim dersimi eksik yapmış oluyorum. Eksik yapılmış oluyorum ama inşâAllah o normalde namaz arkası bir derden zorlanıyor arkadaşlar. Onun böyle bir zorluk olduğunu da farkındayız. Ona inşâAllah bu çözüm bulacağız. Tecavüze umuduyen bir kadına kürtaj yapılabilir mi? Böyle bir fetva verilebilir mi? Verilebilir. Verenler olmuş. Hanefiler bilhassa vermişler. Hanbeliler vermişler. Birkaç yerde okudum ama bunun ilk o dört aylık dönemden önce olmasında fayda var.
Böyle bir şey söz konusu olduysa Allâh muhafaza eylesin. Peygamberimizin zamanında sahabelerin Peygamberimizi üzdü ve kırdı oldu mu? Bu durumda Peygamberimiz ne yaptı? Peygamberin üzülmesi, Allâh’ın üzülmesi ve bunları bağlı olarak âlimin üzerinden Peygamberin üzerini kırardı. Tabii sonuçta onlar da bir taraftan insandılar. Peygamber Salonları ve Selam Hazretleri de o sahabelerini dinlemediği zamanlar oldu. Örneğin Uhud’daki gibi okçular yerini kaybetmeyin demişti. Onlar okçuların yerini kaybetmişlerdi. Okçular yerlerini terk etmişlerdi. Bunun gibi veya başka savaşlarda ufak tefek şeyler olmuştur, günlük hayatlarında olmuştur. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri affedecekti. Onları affetti.
Nafile oruç tutarken kadın erkekten erkek kadından izin almak zorundasın. Kadın erkekten izin alacak nafile oruçta. Erkek kadından izin almayacak. Nafile namazdadır, geç hadi değil. Hz. İsa’nın aleyhisselamın inişi dilencilere para vermek cazimidir, vermeli miyiz? normalde bir dilencilik müessesesini yok etmek için, bu noktada dilencilere bir meslek halini getirmemek için verilmeye bilinir. Darül İslam’da dilenmek haramdır. Bir dilencilere bir şey verilmez. Darül Hak’ta imanlar dilenmeye müsaade etmişler. Bu noktada eğer gerçekten gelecek olanı bir ihtiyaç sahibi olarak görüyorsanız ona verin. O yüzden normalde eğer onu ihtiyaç sahibi olarak görmüyor musunuz? Onu böyle bir kendi kendinize hükmedip, onu meslek haline getirmiş olarak birisini görüyorsanız vermeyin.
3. Bölüm
Kimisi meslek haline getirmiş. Alıp götürüyorlar ya, adamın hesabında 150-200 milyar para çıkıyor. Üstünden çıkıyor 40-50 milyar lira para. O senden benden zengin. Onu normalde meslek haline getirmiş. Televizyonda gösteriyorlar diye adam ayağını değişik bir pantolon yapmış. Ayağı yokmuş gibi görünüyor. Sanki ayağı kesikmiş gibi gösteriyor. Oturmuş oraya. Veya birisinin, yine televizyonda gösterdiler, adamın dört baş katlı evi var. Adam işe çıkar gibi, arabası var o gün için kartal araba son model. Adam işe gider gibi kartal arabaya biniyor, işe gidiyor. İşi dilenmek. Mesleği bu olmuş. Tabii bunlara verilmesi caiz değil. Gerçekten Hulusi Kalp bile, ya Hadîs-i Şerif var kim sizden bir şey isterse, bir hurma dahi olsa ona veriniz.
Bir lokma ekmek dahi olsa ona veriniz. Bu daha güzel bir şey ama İslam’ın bu güzel kültürünü, bu güzel ahlakını istismar ediyorlar. Tam bu noktada istismara uğramadığınızda inanıyorsanız verin. Ama gerçekten onun içerisinde bir istismar varsa Allâh buna fazla eylesin. Bu hak sizin. Verip vermeme hakkı size ait. Allâh velilerinin, Allâh’ın kullarına yaklaşımını sevdiği kullarına nasip eder. Ben tam anlayamadım. Anladığım gibi söylersem yanlış anladıysam yanlış anladı desin. Yanlış anladığını desin. Ben anladığım gibi yazdım. Allâh’ın velilerinin, Allâh’ın velileri düşündüğünde, velilerini tanıştırması özel, Allâh’ın da sevdiği kullarına nasip eder. Onu yazmak istedim ama herhalde o da var. Cenâb-ı Hakk’ın velilerle alakalı bir ayeti kerimenin tefsirinde Cenab-ı Resûlullâh der ki, kul Allâh’ı sever, Allâh da kuru sever.
Allâh kuru severse, Cebrail’le nida eder. Ey Cebrail ben filancıyı sevdim, sen de sev der. Cebrail de gök halkına nida eder diyor. Meleklere demiyor bakın, gök halkıma. Der ki diyor, Allâh filancıyı sevdi, siz de seviniz. Melekler mümin kulların kalbini ilham eder. Melekler mümin kulların kalbini ilham eder. Der ki, Allâh filancıyı sevdi, siz de seviniz. Allâh’ın velileri, Allâh’ın mahremleridir. Cenâb-ı Hakk’ın mahrem olduğu için, Allâh mahremini ancak sevdiklerini göstermelidir. Çünkü, Allâh velileriyle yeryüzünde dinini ayakta tutar. meşhurdur ya, temmizinde geçen bir hadîs-i şerifte, Allâh’ın öyle kulları vardır ki, Allâh yeryüzünde dinini onlarla ayakta tutar. Kötülükleri onlarla sava. Kötülüklerle onların üzerine mücadele eder, diye devam eder.
O zaman öyle bir şey ise, Allâh velileriyle yeryüzünde iyiliği, doğruluğu, güzelliği, hakkı ve hakikati ayakta tutar. Ve Cenâb-ı Hak da o velileri, kendi mahreminde tuttuğundan herkese ayağım beyan etmez. Ancak lütfettiği, ikram ettiği, ihsan ettiği kimselere ayağım beyan eder. Çünkü bir veliyle yan yana olmak, onunla hemhal olmak, onunla aynı doğrultuda, aynı yolda, aynı mücadelenin içerisinde bulunmak, Allâh’ın bir lütfu ikramıdır, ihsanıdır. Bu muhakkak ki, perdenin ön tarafından kulların kendi cüz-i iradeleriyle, gayretle çaba sarf etmeleriyle mümkündür. Ama perde gerisinde bu direkt Allâh’ın lütfu ekramıdır. Yoksa bütün herkes çaba sarf eder, gayret sarf eder, kendince bir şeyler yapar, bunun lazım olduğunu bilir, bunun hakikat olduğunu bilir ama herkes o hakikate ulaşamaz.
4. Bölüm
Bunda Allâh’ın yasaklaması, engellemesi yoktur. Bunda kulun kendi dairesinde, kendi iradesinde, kendinle alakalı marazları, kendinle kendisiyle alakalı engelleri vardır. Kul o marazlarından, o engellerinden kurtulamadığından dolayı o lütfa, o ikrama ulaşamaz. Allâh’ı muhafaza eylesin. Tabii, işin bir de ayrı tarafı var. Bir kısım insanlar böyle bir şeye umlaşamadıklarından dolayı böyle bir şey olmadığında iddia ederler. Hz. Mevlânâ der ya, sen elinle veya parmağınla gözlerini yumarsan kapatırsan alemi yok görürsün. Ama alem vardır. Gözünün önünden parmağını kaldırırsan alemi görürsün der. İnsanlar görmedikleri, tanımadıkları, bilmedikleri şeye veya ulaşamadıkları bir şeyi reddetmeleri çok kolay ve basittir ve reddederler.
Aslında görmemiştir, tanımamıştır, bilmemiştir veya ulaşamamıştır. Ulaşamadığından dolayı onu yok kabul eder. Yok sayar, yok böyle bir şeyler. Allâh muhafaza eylesin. Hiç kimse kendine bakmaz. bunun hatası benim, bunun kusuru benim demez. Geçen bir arkadaşa dedim. Daha doğrusu iki tane arkadaşa dedim ayrı ayrı tamamen daha. Bir mevzu oldu da kendilerince kendilerini haklı görüyorlar. Dedim Allâh’ın velileri var mı? Âyet de sabit mi? Sabit de ne? Hadîs de sabit mi? Sabit. Kıyamete kadar var olacağını Cenâb-ı Hak beyan etmiş mi? Etmiş. Hadîs-i şerifte Allâh Resulü beyan etmiş mi? Etmiş. Ondan sonra gelen imamlar, Pir Efendiler, Ehli Tasavvuf bu konuda hem fikir olmuş, birleşmiş mi? Birleşmiş. Dedim Şeyh Efendi öleli kaç yıl oldu?
Dört yıl oldu. Dört yıldan beri yeryüzünde Allâh’ın velileri var mı? Var. Ama sana yok dedim. Bu durdu şimdi. Allâh’ın velisi var mı dört yıldan beri? Var. Şeyh Efendi Allâh’ın velilerinin sonuncusu değil ki. Var mı var? sen ne dedin? Yok. O zaman durdum. Dedim ki tövbe edin Allâh’a. Allâh’a çok yalvarırım. Allâh’a çok yakarım. Çok gözyaşı dökün. Dedim hayır hasanat dağıtın. Tasadduk verin. Dedim o gün için Cenâb-ı Hak size lütfetmiş, ikram etmiş. Siz bunu tatmışsınız. Dedim ya siz o nimetin şükrünü eda edemediniz. Cenâb-ı Hak size o nimeti bir daha vermedi. Bir şey oldu aranızda. Allâh’la aranızda. Nimet kesildi. Nimet kesildiyse Allâh’la aranda bir şey oldu demek. her gün bir bardak süt içtiğin yerden süt kesildiyse bir şey var arada.
Ya süt orada var, sen daldırıp içmiyorsun. Ya da sütten sana vermiyorlar. Çünkü süt var mı? Var. O zaman ya sen daldırıp içmiyorsun. Bu küstahlık olur. Bu kibirlilik olur. Adam ödediğin yan cennet yüzü geremez. Ya da sana oradan içilmiyorlar. O zaman da senin için kötü bir şey. Allâh muhafaza eylesin. E şimdi Allâh’ın değerleri yeryüzünde dolaşan bütün mahlukatın bir lütuftur, bir ikramdır. Sadece insanlara değildir. Göktekinlere de lütuftur, ikramdır. Yerdekinlere de lütuftur, ikramdır. O lütuftan, o ikramdan sen mahrum kaldıysan o zaman kendine bakacaksın. O zaman kendini düşüneceksin. Ve Cenâb-ı Hak o lütfa erdirdiği bir kimseyi daha sonra o lütfu kestiyse ya o kimse o lütfun kıymetini bilememiştir.
5. Bölüm
Kıymetini bilemediğinden Cenâb-ı Hak onun o kapısını kapatmıştır. Ya da o kimse o lütfa gayet değildir. Cenâb-ı Hak onun kapısını kapatmıştır. Bu yüzden o kimsenin çok tövbe edip kendi kendine çok tefekkür etmesi lazım. Allâh velilerini orta yerde bırakmaz. Allâh velilerini ortalıkta da bırakmaz, orta yerde bırakmadığı gibi. Velilerini muhafaza eder korur. Birisi onunla mücadele ediyorsa Allâh’la mücadele etmiş olur. Ona savaş açtıysa Allâh’a savaş açmış olur. Ve Cenâb-ı Hak o velisine savaş açana kendisi düşman olur. O zaman bütün bunların sebepleri çoktur. Ayrı bir ders yani. İnşâAllah, hep söylüyorum böyle birkaç tane ders yapacağım. İnşâAllah şu 20 Nisan’dan sonra dersimiz olsun. Allâh’ın velileriyle alakalı dersler olsun.
Birkaç hafta onu yapalım inşâAllah. Geçmiş ümmetlerin işlediği günahlardan dolayı azad gelmiş. Bu zamanda o günahların hepsi şimdi işlediyor. Allâh’ı helak etmiyor sebebi nedir? Allâh’ın helakını istemeyin. Allâh’ın helakını sormayın. Helak lafını dae ağzınıza almayın. Umudum ki o günahları işleyenler tövbe ederler. Dua ederler. Cenâb-ı Hak onlara hidayet eder ve geri dönerler. Muhakkak ki geçmiş ümmetlerin zamanında türlü türlü helaklar olmuş. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bunu bildiğinden dolayı hava karardığında bulutlandığında herkes rahmet yağacak, yağmur yağacak diye düşünürken o acaba Allâh azad mı verir, Allâh helak mı eder diye dua eder ağlarmış. Cenâb-ı Hak inşâAllah Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin duasının yüzlüsü hürmetine ümmeti bu noktadan beri eylemiştir.
Çünkü bu noktada böyle bir hadîs-i şerif var inşâAllah onlardan bulur. Allâh cümlemizi korusun ve hafaza eylesin. Cümlemizi onlardan eylesin inşâAllah. Ebu Hureyre Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün. Kimin burnu sürtülsün ya Resulallah diye sorduğunca şu açıklamada bulundu. Kendi yanında ana ve babasına veya sadece birine ihtiyarlık ulaşıp da onlara hizmet ekleyerek cehenneme girmiş kimsenin burnu sürtülsün dedi. Annesi, babası yanında veya onlardan birisi yanında ihtiyarlamış. Onlara hizmet etmediği için cehenneme gitmiş. Başka bir adişerepte meşhurdur ya yazıklar olsun. Kime ya Resulallah, annesi babası yanında ihtiyarken cennete girmeyene yazıklar olsun.
Yanında yaşta annesi babası var, o kimse cenneti hak edememiş. Cenneti kazanamamış. Niçin? Onlara hizmet ve hürmette bulunmadığında onlara saygılı davranmadığında, onlara müşrik davranmadığından dolayı. Bu da başka bir adişerepte. Diyor ki burnu sürtülsün. Niçin? Anne ve babası yaşta oldular da yanında durup onlara hizmet etmediği için cehenneme girmiş. Cehennemde bir daha burnu sürtülsek. Allâh muhafaza eylesin. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Anne ve babasına iyilik eden kimseye müjdeler olsun. Yüce Allâh onun ömrünü artırsın. Anne ve babasına iyilik yapana mı müjdeler olsun. Allâh onun ömrünü artırsın. Neden? Hayrı uzun ömürlü olsun. Hayrı uzun ömürlü olursa o kat kat sevap kazanır.
6. Bölüm
Sevap kazandıkça cennetteki makamı artar. İnsanın hayrı uzun ömür ne kadar fazla olursa o kadar cennetteki makamı artar. O zaman biz Allâh’tan hayrı uzun ömür isteyelim. Hayrı uzun ömür isterken de anne ve babamıza iyilik yapalım. Onlara hürmet edelim. Onların ihtiyaçlarını görelim. Gücümüzün yettiğince. Şöyle bir şey vardır insanlarda. annesinin babasının mali durumu yerinde. Paraya filan ihtiyacı yok. Ya ben para vermesem de olur. Hiç öyle düşünmüyorum. Onların cebine siz beş lira koysanız da hayır onlar memnun olurlar. Sevinirler. Halbuki paraya ihtiyacı yok. Sen beş lira koyarsın o senin cebine elli lira koyar. Veya sana beş yüz lira masraf eder. Aslında senin beş liradan gelir. O da senin beş liradan gelir.
O da senin beş liradan gelir. Sen git yarın kuruş ver onu cebine koy. Sen git ona yardım et. Onun gönlünü al. Onun gönlünü almak Allâh’ın gönlünü almak gibi. Elhamdülillah. İbni Abbas. Ana ve babandan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara öp bile deme. Onlara azarlama. Devamlı onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanatlarını gel ve de ki ey Rabbim onlar beni küçüklüğümde yetiştirirken merhametli davrandıkları gibi sen de onlara öyle merhamet eyle. İsra yirmi üç yirmi dördüncü ayetlerini bu ayetleri tövbe söylesin şu ayeti müşrik olan ana ve baba için nes etmiştir. Hükmünü kaldırmıştır. Müşriklerin cehennemlik oldukları kendileri için açıklandıktan sonra akraba da olsalar onların af olmalarını dilemek peygambere de müminlere de yaraşmaz.
Tövbe yüz on üç. bir kimsenin eğer annesi babası müşrik ise bir kimsenin annesi babası bu noktada eğer ki gayri İslami ise annesi babası karar olsun şeriat diyorsa annesi babası namaz yok, Allâh yok, kitap yok, peygamber yok diyorsa, anne ve babası dinin herhangi bir hükmünü reddediyorsa, yok diyorsa, kabul etmiyorsa onlar için tövbe edilmez. Yine hizmet, hürmet, saygı, bakmak söz konusu olur ama onlar için tövbe söz konusu olmaz. Evlat ya Rabbi annem babamı affet demez. Çünkü diyor âyet-i kerimede Allâh onun hakkında yapılan tövbeleri kabul etmez. Allâh bizi affetsin. Cenâb-ı Hak inşâAllah o Rahman anne ve babalarımıza hidayet eyleyip bizleri de onlara hizmet etmeyi nasip etmeye seversin. Onlara devleti olan saygıyı, sevgiyi göstermeyi nasip etsin inşâAllah.
Fatiha Âmîn Fatiha Lâ ilâhe illâllah
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
Ek kaynaklar:
- Kur’an: Zümer 39/53; günahkar kullar için Allah’ın rahmetinden ümit kesmeme.
- Kur’an: Tahrim 66/8; nasuh tövbe emri.
- Kur’an: Duha 93/10; isteyeni azarlamama ilkesi.
- Kur’an: Bakara 2/273; iffetlerinden dolayı yoksul oldukları bilinmeyen muhtaçlar.
- Kur’an: Yunus 10/62-64; Allah velileri ve korku-hüzün olmaması.
- Buhari, Zekat, 50; Müslim, Zekat, 103; dilenmenin sınırları ve çalışma teşviki.
- Buhari, Rikak, 38; Allah’ın veli kuluna düşmanlık edene harp ilan etmesi kudsi hadisi.
- Tirmizi, Sıfatü’l-kıyame, 49; günahın ardından tövbe ve iyilikle silme rivayeti.
- Kuşeyri, er-Risale, tevbe, velayet ve tarikat adabı bölümleri.
- Gazali, İhya’u ulumi’d-din, tövbe ve fakr-zühd bahisleri.
İlgili Sözlük Terimleri: İhsân, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı