Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

112. Dergah Sohbeti — Hz. Lokman’ın Nasihatleri, Tarikat ve Tövbe

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 112. Dergah Sohbeti — Hz. Lokman’ın Nasihatleri, Tarikat…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Tövbe: Keramet ve Harikulade Haller — Dinin Kur’an ve Sünnet Üzerinden Anlatılması

Allah gecenize hayır etsin, Allah’a emanet olun. Bir kitapta Seyyid Ali Sürûk’ün günlerinin her akşamında bin Kur’an okuduğu yazılır. On bir Kübrâ’sında ise üç bin hatim okuduğu belirtilir. Öğrencisi Şa’rânî hocasına soruyor: “Kur’an hatmini sesli mi okuyorsunuz?” diyor. Başka bir kitapta ise insanın manevî boyutta yol aldığında zamanla şuurlanıp mağaradan çıkarıldığı anlatılır.

Bunlar Seyyid Ali Sürûk’te yaşanan hallerle alakalıdır. Bu harikulade hallerin dervişlerin arasında konuşulması, muhabbet edilmesi çok hoş bir şey değildir. Çünkü bu meselelerden anlamayan birisi Kur’an’ın en az bir hatminin en kısa süresinin üç gün olduğunu söyler; böylece yapılan şeyin Sünnet-i Resulullah’a aykırılığını ileri sürer. Bu tür şeyler söylenilecek, dile getirilecek meseleler değildir. Çünkü zâhirî açıdan Kur’an ve sünnete, fıkha uygun değildir. Bir şeyin yol olabilmesi için Sünnet-i Resulullah’tan geçmesi gerekiyor.

Cenâb-ı Hak velilerin üzerinden keramet kudreti gösterir. Ama insanlar dinlerini keramet üzerinden öğrenemezler, keramet üzerinden anlatamazlar. Dinin anlatılma noktası, tavsiye edilme noktası, tebliğ edilme noktası Kur’an-ı Kerim’in sünneti içerisindedir. Her zamanın terbiyesi farklıdır, her zaman aynı sülûk yaşanmaz. Yol, bu benim kendi şahsî kanaatim: adına her ne dersek diyelim, Kur’an ve sünnete uyması gerekir. Muhammed Mustafa’nın izine basılmayan bir yol, yol değildir. Edep, âdâb, ahlak, irfan, hikmet, ibadet, anlayış, tefekkür, tecelliyât, muhabbetullah — hepsi de Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin izine uyması gerekir.


“Tarikattan Düşenin Parçası Bulunmaz” Sözünün Eleştirisi

Meşhur bir söz var: “Damdan düşenin parçası bulunur, tarikattan düşenin parçası bulunmaz.” Tabi bunu söylerlerken insanları bir edebe, bir erkâna, bir vefaya, bir bağlılığa sevk etmek için söylemişler. Eğer tarikattan kastımız insanın Kur’an ve sünnet çerçevesindeki yaşantısıysa, bu yaşantının dışına çıkıldığında evet o kimse ya küfre ya şirke ya da günâh-ı kebâire düşmüştür. Ama böyle diyerek insanları tarikattan soğutmak, hizmetten soğutmak, tarikatta umacı gibi göstermek doğru değildir.

Tarikattan düşenin parçası bulunmazsa, tövbe kapısını ne yapacağız? Allah’ın affını nereye koyacağız? Allah zalim mi? İnsanlar hata yapamayacaklar mı? Günâh-ı kebâire işlemek insan için açık bir kapı değil mi? Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurmuştur: “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibi olur.” Ve Allah buyurmuştur: “Ey Habibim, eğer sana gelecek olsalardı, kendileri için tövbe eden bir Peygamber bulurlardı.” Peygamber Efendimiz’in şefaati ümmetinin büyük günahkârları içindir.

Evet, bir edebi, bir âdâbı, bir disiplini anlatmak için cümle kurulmuş bir sözdür. Ama Muhammed Mustafa’nın öğretisinin önüne geçmemesi gerekir. Hani bir sahâbî devamlı içki içiyordu, namaz da kılıyordu. Her seferinde Peygamber’e şikâyet ettiklerinde Resulullah dedi ki: “Namaz kılıyor mu? Namaz onu kötülüklerden alıkoyar.” Yol uzundur, insanlar iniş çıkış yaşarlar, hata yaparlar.

Belki de bu söz şöyle anlaşılmalı: Allah’ın bir velisine, Allah’ın bir dostuna savaş açma. Allah’ın sevdiklerine savaş açarsan evet senin parçan bulunmaz. Bu vefasızlık ve nankörlükle alakalıdır. Ama tarikattan düşmek, bir kimsenin tarikatın içerisinde dururken günâh-ı kebâir işlemesiyse, bunu tarikattan düşmek olarak yorumlamıyoruz.

Hazreti Ömer Efendimiz, Hudeybiye Anlaşması’nda Resulullah’a itiraz etti: “Bu Müslümanların aleyhine, nasıl imza attın yâ Resulallah?” dedi. Küstahlığından mı dedi? Edepsizliğinden mi? Düştü mü şimdi? Parçası bulunmadı mı? Bu Hazreti Ömer Efendimiz’di ve karşısındaki Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’dir. Hiçbir kimse hatasız, kusursuz, günahsız değildir.

Biz kardeşlerimize afla yaklaşılmasını, tövbe etmeyi tavsiye etmeyi ve her günah işlerlerse tövbe, zikir ve devamlı namazla Allah’ın huzuruna çıktıklarında affolacaklarını inanırız. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Yolumuz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ayak izini takip etmektir.


Selamlaşmanın Önemi ve Kardeşlik Âdâbı

Karşılaştığınız din kardeşlerinizle selamlaşmayı kasten kesmeyin. Aranızda bir sıkıntı olabilir, bir problem olabilir; selamlaşmayı kesmek Sünnet-i Resulullah’a uygun değildir. Ancak bir üstad, bir ilim erbâbı, bir âlim böyle bir şey söylerse — “Şu kişiyle selamlaşmayı kesin” derse — o sünnete uygun bir terbiye olarak değerlendirilir. Ama ötekinin berinin sözüyle birbirinize selamlaşmayı kesmeyin. “Selâmı yayınız” Hadis-i Şerif’tir. Birisi selam vermediyse siz selam verin; gaflettedir, kafası bir şeye takılmıştır, sizi fark etmemiştir. İyi niyetle davranın.


İnsanların Kusurlarını Görmemek

Sigara içen bir Müslüman, tarikat ehli olduğunu söyleyebilir. Birisi “Ben tarikat ehliyim” diyorsa kim ona “Sen buradan değilsin” diyecek? Birisi “Ben Müslümanım” diyor; ona “Sen Müslüman değilsin” deme hakkınız var mı? Adam sigarayı da içer, hatta içki de içer ama “Ben ehli tarikatım kardeşim, gönlüm orada, seviyorum ben onu” der. Ona “Hayır değilsin” diyebilir misiniz?

Hatta belki de o sevgisi, o muhabbeti, iddiası bile olsa Cenâb-ı Hak ona kurtuluş verecek. Sevgisinden dolayı affedecek. Hadis-i Şerif’te buyrulmuştur: “Bir kimse bir toplulukla birlikte olamaz ama kalbi gönlü onlarla birlikte ise, Allah onu onlarla birlikte haşreder, oradaki ibadete ortak eder.” Bir Hadis-i Şerif daha var: “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar diyecekler: Benim dedemin dedesinin dedesi Muhammed ümmetindenmiş. Benim şefaatim ona vacip olur.”

Genişletin, daraltmayın. Etrafınızdaki insanların kusurlarını görmeyin. Onların yanlışlıklarını görmeyin. Bu sizi kibre götürür, büyüklenmeye götürür. Ehl-i tasavvuf etrafındaki insanların eksiklikleriyle uğraşmaz; onları iyiliğe emreder, kötülüklerden nehyetmeye çalışır. Ama bu nasihat noktasındadır.


Hazreti Lokman’ın Oğluna Nasihatleri — Lokman Sûresi Tefsiri

Allah’ın Her Şeyden Haberdar Oluşu

Lokman Sûresi’nde Hazreti Lokman oğluna önce şirke düşmemesini, küfre düşmemesini, annesine babasına hürmet ve hizmet etmesini tavsiye ediyor. Ardından diyor ki: “İşlediğin amel bir hardal tanesi kadar olsa da bir kayanın içinde bulunsa, yahut semalarda olsa, yahut arzda bilinmedik bir yerde olsa, Allah onu getirir mizana koyar. Hakikaten Allah Latîf’tir, Habîr’dir.”

Rivâyet edilir ki Hazreti Lokman oğluna nasihat ederken oğlu dedi ki: “Babacığım, hiç kimsenin görmediği bir yerde bir amel işlesem Allah’ın bundan haberi olur mu?” Cenâb-ı Hak bunun üzerine Hazreti Lokman’a söyletti: “Sen gökyüzüne de tıksan, yeryüzünün en bulunmaz derinliğine de saklansan, denizin dibinde de olsan, mağaralarda da olsan — nerede olursa olsun bir amel işlesen, Allah Latîf’tir. Her şeyin üzerinde hükmü vardır, her şeyi görür ve bilir, haberdardır.”

Mü’minler bilhassa ehl-i tarîkat şuna dikkat edecek: Allah Habîr’dir, her şeyden haberdardır. Allah Latîf’tir, her şeyin içerisinde tecelliyâtı vardır. Günahlarından da haberdar, hayırlarından da. Onu Allah’tan saklayamazsın, gizleyemezsin. Eğer Allah bunu görmez bilmez diye düşünürsen şirke düşersin. Şirk ise en büyük küfürdür, affedilmesi mümkün değildir.

Hangi kapalı dehlizlerde ne konuşursan konuş, hangi karanlık noktada ne yaparsan yap, hangi dağın tepesinde, hangi ovanın ortasında, hangi denizin kıyısında ne yaparsan yap — Allah ondan haberdardır. O senin rüyada gördüğünden de haberdardır. Kalbinde ne varsa dilinde o vardır. Kalbinde ne varsa elinde, gözünde, kulağında o vardır. O yüzden iyi amelleri sakla, günahları ise tövbeyle ört.

Namazı Devamlı Kılmak

“Ey oğulcuğum, namazı devam üzere kıl.” Çünkü namaz seni kemâle erdirecek, kötülüklerden alıkoyacak, Allah’a yaklaştıracak, eğitecek, olgunlaştıracak, Allah’a kul olduğunu her daim hatırlatacak. Beş vakit namazını kıl, sünnetlerini kıl ve kendini devamlı namazda tutma gayretinde ol. Bir namazdan bir namaza kendini odakla ve niyetle; ikisinin arasında namaz kılmış gibi sevaba gireceksin.

Ehl-i tasavvuf beş vakit namazını kılar ve abdestli dolaşır gün boyu. Abdestli evden çıkar, namazdan namaza abdestli durur. “Abdestli ölen kimse şehit hükmündedir” Hadis-i Şerif’tir. Derviş, “Abdestin var mı?” diye sorulduğunda “Şimdi alayım” demeyecek, “Var” diyecek. Bunun için kendini terbiye edecek: az yiyecek, abdestini sıkıştırmayacak; çok yemeyecek.

Ma’rufu Emretmek, Münkerden Nehyetmek ve Sabır

“Ma’ruf ile emret, münkerden nehyet ve sana isabet edecek kötülüğe sabret. Cidden bunların hepsi azmedilecek işlerdendir.” Sen kemal ehlisin, hikmet ehlisin; namazın seni kemâle erdirmesiyle kenarda durma. İnsanlara iyiliği emredeceksin, güzel ahlakı, imanı, namazı, abdesti, orucu, sünneti anlatacaksın. Kadınlar ve erkekler; dünyaya geliş amacınız kemâle ermektir, hikmeti öğrenmektir.

Sen iyilikleri emretmeye, kötülüklerden nehyetmeye başladığında insanlar sana ezâ ve cefâ verecek. Seni anlamayacaklar, kavramayacaklar; senden bıkacaklar, istemeyecekler. Annen seni eskisi gibi sarıp sarmalamayacak, baban seni eskisi gibi tutmayacak. Sen haramdan uzak durmaya çalıştıkça eşin sana eskisi gibi davranmayacak. Sen başını örtmeye, namaz kılmaya çalışacaksın; ailen sana düşman olacak. Bunlara sabredeceksin.

En sevdiğin insanlar, hiç üzmek istemedin insanlar seni üzecekler, seni hançerleyecekler. Maddî ve manevî, en yakınından. Ağır geleceksin; hakaret, ikinci sınıf vatandaş muamelesi göreceksin. Bunlara sabredeceksin. “Bunların hepsi azmedilecek işlerdendir” — azmet, kararlı ol, yürü, disiplinli ol, mücadele et, yıkılma, geri adım atma. Muhammed Mustafa dahi ilk başta tek başına yalnızdı; Hazreti Ali Efendimiz müstesna hiç kimse iman etmemişti.

İnsanlara Surat Asmamak ve Tevazu

“İnsanlara surat asma, yerde kasılarak yürüme. Hakikaten Allah övünen, gururlu kimseyi sevmez.” Sen kemâle geldiğinde, bu yolu geçtikten sonra birisine surat asma. Birisi içki içiyor diye, sigara içiyor diye ona surat asma. Birisi sana bir şey sormaya geldiğinde ona surat asma. Kibirlenme, onu beğenmemezlik etme. Derviş tebessümlüdür; “Tebessüm eden sadaka vermiş gibidir.”

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurmuştur: “Tevazu hâlinde yürü. Çok çabuk yürüme; o seni hafif eder. Çok ağır yürüme; o da seni kibirli gösterir. Yürüyüşün orta hâlde olsun.” Yolda bakışını koru: kimsenin evine, penceresine, bahçesine, dükkanına bakma. Kimsenin özel hayatını takip etme. Kim kimin evine girmiş, kim kimin evinden çıkmış — seni ilgilendirmez.

İnsanların özel hayatları var. Projektör koyma başlarına. Görmüş olsan bile “Ben gördüm filancayı şurada” deme. Müslüman vakarlıdır; kimliksiz, kişiliksiz, şahsiyetsiz değildir. Tevazu ehli olmak şahsiyetsiz olmak değildir. Dilenmeyecek, istemeyecek, el açmayacak; vakarlı, çalışkan, disiplinli olacak; mücadele edecek, azmedecek. Ama insanlara surat asmayacak, tepeden bakmayacak.

Sesini Yükseltmemek

“Yürüyüşünü orta yürüyüşle yürü. Sesini yükseltme. Çünkü seslerin en çirkin, en hoşa gitmeyeni eşeklerin sesidir.” Bağırıp çağırma, fevran etme. Hanımına, eşine, dostuna, çocuklarına bağırma. Kadınlar çocuklarınıza bağırıp durmayın, adamlar eşlerinize bağırıp durmayın. Hadis-i Şerif’te Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurmuştur: “Bütün hayvanlar Allah’ı tesbih ederler kendi lisanlarıyla; kuşun ötmesi Allah’ı zikirdir, böcekler Allah’ı zikreder. Eşek müstesna — o şeytanı gördüğünde anırır.” Sen bağırıp çağırmaya başladığında şeytan seni bağırtıyor demektir.

Güzel güzel anlat, tatlı tatlı anlat, yumuşak yumuşak konuş. Tepeden konuşma, bağırarak konuşma. Ahlaklı ol, edepli ol, terbiyeli ol, hayâlı ol, vakarlı ol. Yanında çalışan işçiye, eşine, çocuğuna, derviş kardeşine bağırıp çağırma — hayatını mı satın aldın adamın?


Hazreti Lokman’ın Hikmeti — Koyun Kıssası

Hazreti Lokman Aleyhisselam köleydi, Habeşli bir köle. Ve sahibi çok zengindi, sürüleri vardı. Bir gün sahibi dedi ki: “Bana bir koyun kes, onun en güzel tarafını getir.” Hazreti Lokman gitti bir koyun kesti; koyunun kalbini ve dilini aldı getirdi. Sahibi baktı: “Koyunun en kıymetli yeri bu mu?” “Evet” dedi.

“Bir koyun daha kes, en kötü tarafını getir.” Hazreti Lokman bir koyun daha kesti; yine kalbini ve dilini getirip masanın üzerine koydu. İyi de budur, kötü de budur. Hikmet budur. Eğer kalbinde iyilik varsa dilinde de iyilik olacak; kalbindeki iyilik kulağına, gözüne, eline, ayağına akseder. Eğer kalbinde kötülük varsa diline, eline, ayağına, gözüne, kulağına kötülük aksedecektir. Kalp; güzelliğin, çirkinliğin, iyiliğin, kötülüğün, doğruluğun, yanlışlığın, edebin, edepsizliğin yeri.


Kaynakça

  • Âyet: Lokmân Sûresi 16 — “Ey oğulcuğum, işlediğin amel bir hardal tanesi ağırlığında olsa da… Allah onu getirir. Şüphesiz Allah Latîf’tir, Habîr’dir”
  • Âyet: Lokmân Sûresi 17 — “Ey oğulcuğum, namazı devamlı kıl, iyiliği emret, kötülükten nehyet, sana isabet edene sabret; bunlar azmedilecek işlerdendir”
  • Âyet: Lokmân Sûresi 18-19 — “İnsanlara surat asma, yerde kasılarak yürüme… Yürüyüşünü orta hâlde yürü, sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir”
  • Âyet: Lokmân Sûresi 13 — “Şirk büyük bir zulümdür” — Hz. Lokman’ın oğluna ilk nasihati
  • Âyet: Nisâ Sûresi 64 — “Eğer sana gelip kendileri için Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resul de onlar için istiğfar etseydi…”
  • Hadis-i Şerif: “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” — İbn Mâce, Zühd, 30, Hadis No: 4250; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr
  • Hadis-i Şerif: “Namaz kılıyor mu? Namaz onu kötülüklerden alıkoyar” — Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/447
  • Hadis-i Kudsî: “Kulum günah işledi, kendisini affedecek Rabbi olduğunu bildi, tövbe etti, affettim…” — Sahîh-i Buhârî, Tevhîd, 35, Hadis No: 7507; Sahîh-i Müslim, Tevbe, 29
  • Hadis-i Şerif: “Selâmı yayınız” — Sahîh-i Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Et’ime, 45
  • Hadis-i Şerif: “Kişi sevdiği ile beraberdir” — Sahîh-i Buhârî, Edeb, 96, Hadis No: 6168; Sahîh-i Müslim, Birr, 165
  • Hadis-i Şerif: “Abdestli ölen kimse şehit hükmündedir” — Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, I/275; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, VI/151
  • Hadis-i Şerif: “Tebessüm sadakadır” — Tirmizî, Birr, 36, Hadis No: 1956
  • Hadis-i Şerif: “Bütün hayvanlar Allah’ı tesbih eder; eşek şeytanı gördüğünde anırır” — Sahîh-i Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 15; Sahîh-i Müslim, Zikir, 82
  • Hadis-i Şerif: Hz. Ömer’in Hudeybiye’de itirazı — Sahîh-i Buhârî, Şurût, 15, Hadis No: 2731-2732
  • Hadis-i Şerif: “Şefaatim ümmetimin büyük günah sahipleri içindir” — Ebû Dâvûd, Sünnet, 20; Tirmizî, Kıyâmet, 11, Hadis No: 2435
  • Hadis-i Şerif: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” — Sahîh-i Buhârî, İlim, 11, Hadis No: 69; Sahîh-i Müslim, Cihâd, 6
  • Fıkıh: Kur’an hatminin en az süresi üç gün — Abdullah b. Amr rivâyeti, Sahîh-i Buhârî, Savm, 56
  • Tasavvuf: Seyyid Ali Sürûk ve harikulade haller — Şa’rânî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, I/192
  • Tasavvuf: Hz. Lokman’ın koyun kıssası (kalp ve dil) — İmâm-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, III/48
  • Tasavvuf: “Damdan düşenin parçası bulunur, tarikattan düşenin parçası bulunmaz” — Meşhur ehl-i tasavvuf sözü, terbiye amaçlı söylenmiştir

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-i Kerim: Lokman 31/12-19: Hz. Lokman’ın nasihatleri, tevhid, edep ve aile terbiyesi.
  • Kur’an-i Kerim: Maide 5/35; Tevbe 9/119: tarikat, vesile ve sadıklarla beraberlik.
  • Kur’an-i Kerim: Zümer 39/53; Tahrim 66/8: tövbe ve Allah’ın rahmeti.
  • Buhari, Edeb; Muslim, Birr: nasihat, aile terbiyesi ve güzel ahlak rivayetleri.
  • Buhari, Daavat; Muslim, Tevbe: tövbe, istiğfar ve bağışlanma hadisleri.
  • Kuseyri, er-Risale, tarikat, tevbe, mürid adabı ve nefis terbiyesi bahisleri.
  • Hucviri, Kesfu’l-Mahcub, tarikat, dervişlik ve edep bölümleri.
  • Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, Tevbe, Aile Adabı, Nasihat ve Ahlak bahisleri.
  • Diyanet İslam Ansiklopedisi, Lokman, Tevbe, Tarikat ve Nasihat maddeleri.
  • Diyanet Kur’an Yolu Tefsiri, Lokman 31/12-19, Zümer 39/53 ve Maide 5/35 açıklamaları.

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Sabır. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı