Zikir: Şems-i Tebrîzî ve Mevlânâ: Aşkın Uğruna Can Vermek
Konya halkı Hazreti Mevlânâ’nın bu uğrunda aşk uğruna ölmeyi gösterdi. Hazreti Mevlânâ da bu aşk uğruna ölmeyi gördükten sonra öyle bir hâle geldi ki — gözüyle görmüş bir insandır. Aşkı anlatır, aşkı söyler, aşk yolunda yürür, aşk yolunda ölür; hâlden hâle geçer. Ama aşk yolunda en son ders olarak: “Bak şimdi ölüyorum, aşkımın uğruna ölüyorum” diye gözünün önünde canını teslim etmek… Bu sebeple Hazreti Mevlânâ öyle bir hâle geldi ki bir insanın en son dersi, aşkın uğruna can teslim etmektir.
Şems-i Tebrîzî hazretleri bunu böyle yaşayarak Hazreti Mevlânâ’yı öğretti. Ama Hazreti Mevlânâ bunu yaşayarak başka bir kimseyi aynı şekilde öğretmedi. O yüzden arkasından gelen insanlar Hazreti Mevlânâ gibi olamadılar. Büyük zâtların arkasından gelen kimse ya o kimseden daha coşkun olması lâzım, ya da daha öncekinin gölgesinde kalması lâzım. Bu takdîr-i ilâhîdir.
Sûfînin Yolu: Planlanmamış Bir Hayat
Sûfî kendi idrâkıyla gitmez; “yarın şu hâli yaşayacağım, ertesi gün bununla karşı karşıya geleceğim” diye tasarlanmış bir hayat değildir. Sûfî sadece ve sadece yapmakla mükellef olduğu şeyleri yapmaya gayret eder. Bunun zâhirî namazdır, oruçtur, haramlardan uzak durmaktır, ibâdettir, zikirdir, evrâddır, virddir. Hiçbir şey planlanmış değildir. Önemli olan sûfînin yolda durması ve üzerine düşen vazifeleri yerine getirmesidir.
Seri Sülûk Merâtibi: Ölüm, Kabir, Mahşer Hâlleri
Sûfî yol esnasında bâzı hâlleri seri sülûk merâtibinde yaşar. Meselâ çocuklarının cenâze namazını kılar, yıkarlar, kefenlerler, götürüp gömer — kendine geldiğinde bakar ki hâlmiş. Eşi ölür, vedâlaşır, gömer — hâlmiş. Kendi ölümünü de görür: nasıl öldüğünü, kefenlendiğini, gömüldüğünü, kabrin kendisini, hesâba çekildiğini, kıyametin koptuğunu, mahşerin kurulduğunu görür. Sûfî bunu seri sülûkte yaşar. Bunları yaşadıkça günlük hayatındaki davranış biçimi, duruş noktası, seri sülûklüğü etkiler.
Sevgi Çeşitleri: Akıl, Nefis ve Kalp Sevgisi
Nefsimizin sevdiği şeyler var, aklımızın sevdiği şeyler var, kalbimizin sevdiği şeyler var. Bunlar farklı farklı tecellîyâttır. Menfaatlendiğin yeri sevmek — nefstendir. “Git buradan ilim öğren, ticaret öğren” demek — akıldandır. İlâhî sevgi ise kalple alâkalıdır; o farklı bir şeydir.
Dervişleri sevmek de akılla başlar, kalple de başlar, nefisle de başlar. “Bu adamın hâli vâktı yerinde, muhabbet peydâ edeyim” diyen — nefiste başladı. “Gideyim iki kelâm, iki hadis öğreneyim” diyen — akılla başladı. Gördü, âşık oldu — kalple başladı.
Tevhîd Ehli Olmak
Tevhîd ehli olmak: bir kimsenin imanın ve İslâm’ın hükümlerini getirmesi, inandığı gibi amel etmeye gayret etmesidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki: “Siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir.” Biz bildiklerimizle amel etmediklerimizden dolayı sır kalıyoruz, yalan kalıyoruz. Bildiklerimizle bir amel etsek, bilemediğimiz kapıları da Cenâb-ı Hak açacak.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir ölmüş hayvan gördü; herkes burnunu tıkayıp yüzünü döndürürken O: “Ne güzel dişleri varmış” dedi. Bu tevhîdle alâkalıydı — bütün her şeyde bir güzellik gördü. Ebû Hureyre radıyallahu anh demiş ki: “Ben Resulullah’tan iki heybelik ilim aldım. Öndekileri herkese dağıtıyorum. Eğer arkadakileri söylesem ‘Hureyre kâfir oldu’ der, kafama vurursunuz.” Bu söz mânâ itibariyle insana yeter.
Muhasebe: Dervişin Olmazsa Olmazı
“Ölmeden önce kendinizi hesâba çekiniz” buyurulmuştur. Sûfî muhakkak ve muhakkak kendisini muhasebe etmelidir. Bunun sıralaması şöyledir: uyanıklık (yakaza), tövbe etmek, inâbe ehli olmak, muhasebe etmek — ardı ardına sıralanmış boncuk tanesi gibi. İnâbe ile tövbe arasında ince bir perde vardır: tövbe günahlardan arınmak için Allah’a yaklaşmaktır; inâbe ise günâh-ı kebâir işlememiş olsa dahî Allah’a tövbe ederek yaklaşma hâlidir.
Derviş her gün kendini muhasebe etmeli. Günlük tutarsa: “Ben bugün vaktinde kalkamadım, sabah namazını geciktirdim. Annemi-babamı kızdırdım. Şu kadar gıybet ettim, filâncaya iftirâ ettim, filâncanın hakkını yedim…” Bunu yazmak, tefekküre girmek, derinleşmek demektir. Ve aynı zamanda iyi hâllerini de görecek — ama onları kendinden görmeyecek, Allah’a hamd edecek: “Yâ Rabbi, sana hamd ederim ki namazımı kıldırdın, derse gitmeme yardım ettin, zikrullâha katıldım.” Âyet-i kerîmede: “İyilikleri Rabbinizden, kötülükleri de nefsinizden bilin” buyurulmuştur.
Cüneyd-i Bağdâdî’nin Gözyaşı
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri hüngür hüngür ağlıyormuş. Talebelerinden birisi sormuş: “Efendim, bu ağlamanızın hikmeti ne?” Demiş ki: “Günlük evrâdım gecikti, ona ağlıyorum.” Talebeleri: “Efendim, kazâ etseniz.” Demiş ki: “Kazâ edeceğim vakitteki yapacağım ibâdeti ne yapacağım?” Yâni onun her saatinde bir ibâdeti var; birini geciktirse diğerinin de vakti geçecek. Hâlimizi siz düşünün — bizim ne zaman ders çektiğimiz belli değil, namazımızı yetiştirip yetiştirmediğimiz de belli değil.
Devamlı Zikir: En Kıymetli İbâdet
Her an zikir hâlinde olma — aklın yolları bitti, aşkın yolu başladı. Seven sevdiğini hiç unutmuyor, devamlı zikrediyor, her an gözünden ayırmıyor. Bu keskin yol, bu kısa yol — aşıklık yolu. Her an zikreden gıybet edemez, iftirâ edemez, haram yiyemez, istikâmetini bozamaz, doğruluktan ayrılamaz, gaflete düşmez.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sordular: “Oruç tutanların hangisi kıymetli?” — “Allah’ı zikredenler.” “Namaz kılanların hangisi daha faziletli?” — “Allah’ı zikredenler.” “Cihâd edenlerin hangisi daha faziletli?” — “Allah’ı zikredenler.” Hz. Ömer efendimiz dedi: “Allah’ı zikredenler bütün sevapları aldı gitti.” Resulullah da: “Evet, Allah’ı zikredenler bütün sevapları aldı gitti” buyurdu. Niçin? Allah’ı zikreden diri, zikretmeyen ölü. Zikreden uyanık, zikretmeyen uykuda.
Halaka-i Zikir: Allah’ın Sofrasıdır
Halaka-i zikirler Allah’ın sofralarıdır, ilâhî sofralardır. Ahmed’in, Mehmed’in sofrası değildir; çavuşların, nâkıblerin, şeyhlerin sofrası değildir. Allah’ın sofrasına Allah’a yakın olanlar otururlar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Kim halaka-i zikrin ortasına oturdu — Allah onu zâtında barındırır. Birisi halaka-i zikrin dışına oturdu — Allah onu mağfiret etti. Birisi dönüp gitti — Allah ve melekler ona lanet etti.”
Birisi halaka-i zikre gelmiş, Allah’ı zikredecek — sen onunla senin hesabın, alacağın, borcun ne olursa olsun — geç bunların hepsinden. O Allah’ın sofrasına oturmuş. Bu sofra kendisini yanlış görenlerin sofrası, kendisini temizlemek isteyenlerin sofrası, Allah’a yakın olmayı dileyenlerin sofrasıdır.
Mahalle Derslerine Sahip Çıkmak
Gönül arzu eder ki herkes kendi mahallesindeki derslere gitsin, terk etmesin. Ama birisi bir yerden gidiyorsa, hemen nefsine fetvâyı asmak kolay iş. Birisi gidiyorken herkes tefekkür etmeli: “Bizim yüzümüzden gittiyse ne yapacağız? Bizim bir bakışımızdan, bir sözümüzden kırılıp gittiyse sorumluluğumuz ne olacak?” Hazreti Resulullah’ın komşusu meselesinde: sahâbe komşusunun eziyetinden şikâyet eder, Peygamberimiz: “Eşyanı topla kapının önüne koy, sana soranlara ‘komşumun eziyetinden gidiyorum’ de” buyurur. Komşu koşarak gelip özür diler.
Mahallelerde ders yaptıran kardeşler, etrafınızdaki kardeşlere sevgi verin, muhabbetle yaklaşın. Onlar size yanlış davransalar dahî, siz yanlışlığa yanlışlıkla cevap vermeyin. Eksikliğe eksiklikle cevap vermek eksikliktir. Yûnus’un sözünü unutmayın: “Ben gelmedim dâvî için, benim işim sevgi için.” Birbirinizi sevin, merhametle yaklaşın, birbirinize yardımcı olun. Bir topal koyununuzu dahî geride bırakmayın, hiçbir kardeşinizi geride bırakmayın.
Aşıkların İmzası Kan ile Atılır
Hançer yiyeceğinizi bile bile yol yürüyün. Aldatılacağınızı, kandırılacağınızı, kanınızın akıtılacağını bile bile yol yürüyün. Hazreti Hüseyin efendimizi örnek alın — şehit olacağını bile bile yol yürüdü. Allah demek, değirmenin altına girmek gibidir. Allah demek, her türlü iftirâya, dedikodaya, ihânete göğüs kermektir. Kucağınızda çocuğunuz gibi beslediğiniz gidip sizi satsa, onu hâlâ besleyebilmeniz lâzım ki tevhîde ulaşasınız. Aşıkların imzası kan ile atılır — bu kan zâhirî değildir; umulmadık yerde, umulmadık insandan, umulmadık anda hançeri yemektir.
Tasavvufta Yenilenme ve Değişim
İslâm’da anlayış muhakkak yenilenecektir. Bu yenilenmenin özü, dînin özü hükmündeki tasavvufî düşünce ve hâldir. Bütün İslâm üzerindeki düşünce, algılayış, anlayış değişimleri ilk önce ehl-i tasavvufun üzerinde olmuştur. Günün ehl-i tasavvufu her türlü eleştiriyi, saldırıyı göze alarak o yenilenmeyi gerçekleştiren Allah erleridir. Kendi zamanlarına ışık tutarlar; o esnada belki yalnızca o cemaatin içinde kalır o yenilenme. İlk etapta algılanmakta güçlük çekilir, acımasızca eleştirilir — hatta dîn adına küfrüne fetvâ verilir, eline geçirilirse katledilir.
Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin kendi zamanında küfrüne fetvâ verilmesi gibi; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin kendi zamanında yerden yere vurulması gibi; Ferîdüddîn Attâr hazretlerinin eleştirilmesi gibi; Niyâzî-i Mısrî’nin sürülmesi gibi… Ama sonradan onların açtıkları o yenilenme yolu anlaşılmış, kıymetlenmiş ve insanlar o yoldan yürümeye devam etmişlerdir.
Evlilik Meselesi: İstihâre Değil, Oturup Konuşma
Evlilik istihâre işi değildir. Millet günlerce, aylarca istihâre yapıyor. Oturun, konuşun. Kalbiniz bulduysa evlenin. Evlilikte üç sefer konuşmak kişinin hakkıdır: âdâb ve erkân dâiresinde bir erkek, bir kadına tâlipse gider onunla üç sefer oturur, konuşur. Kalbine yattı yatmadı — yattıysa oldu, yatmadıysa bitti gitti. Eğer bir kız bir erkekle evlenmek istiyorsa, babasına-annesine: “Ben filânca ile evlenmek istiyorum, teklif edin” der — bu ayıp değil, günah değil, sünnettir.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Âl-i İmrân Sûresi 3:190-191 — “Onlar ki Allah’ı ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarak zikrederler…” (Devamlı zikir ve tefekkür)
- Nisâ Sûresi 4:79 — “Sana gelen iyilik Allah’tandır; sana gelen kötülük ise nefsindendir.” (Muhasebe prensibi)
- Haşr Sûresi 59:18 — “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Muhasebe emri)
- Kāri’a Sûresi 101:6-9 — “Tartıları ağır gelen… Tartıları hafif gelen… Anası hâviyedir (ateş).” (Mîzân ve hesap)
- Ahzâb Sûresi 33:41 — “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Devamlı zikir emri)
Hadîs-i Şerifler
- Tirmizî, Deavât 4; İbn Mâce, Edeb 53 — “Oruç tutanların en faziletlisi Allah’ı zikredenler, namaz kılanların en faziletlisi Allah’ı zikredenler, cihâd edenlerin en faziletlisi Allah’ı zikredenler.” (Zikrin üstünlüğü)
- Tirmizî, Kıyâme 25 — “Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesâba çekin.” (Hz. Ömer rivâyeti, muhasebe prensibi)
- Buhârî, Rikāk 38 — Hadîs-i kudsî: “Kim beni zikretmekten dolayı ihtiyacını söyleyemezse, ben ona isteyenlere verdiğimden daha fazlasını veririm.” (Zikir ehlinin mükâfâtı)
- Buhârî, İlim 42 — Ebû Hureyre: “Resulullah’tan iki heybelik ilim aldım; birini dağıttım, diğerini söylesem boynumu keserdiniz.” (Bâtınî ilim)
- Tirmizî, Zühd 11; Müslim, Birr 70 — Hz. Resulullah’ın ölü hayvan hakkında “Ne güzel dişleri varmış” demesi (Tevhîd bakışı)
- Müslim, Zikir 39 — “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere oturdukları zaman melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar…” (Halaka-i zikir fazileti)
- Ahmed b. Hanbel, Müsned — “Siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir.” (Amelin ilme açtığı kapı)
Tasavvufî Kaynaklar ve Şahsiyetler
- Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 297/909) — Evrâdını geciktirdiği için ağlaması, tasavvufta muhasebe ve vaktin kıymeti (Kuşeyrî, er-Risâle)
- Şems-i Tebrîzî (ö. ~645/1247) — Mevlânâ’nın mürşidi, aşk uğruna can verme dersi (Makālât-ı Şems-i Tebrîzî)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 672/1273) — Aşk yolunda hâlden hâle geçme, Mesnevî’deki kapı çalma kıssası
- Muhyiddîn-i Arabî (ö. 638/1240) — Kendi zamanında küfrüne fetvâ verilen ama sonradan anlaşılan müceddid
- Ferîdüddîn Attâr (ö. ~627/1230) — Mantıku’t-Tayr müellifi, eleştirilip sonradan kıymetlenen sûfî
- Niyâzî-i Mısrî (ö. 1105/1694) — Sürgünden sürgüne yürüyen, zamanında anlaşılamayan velî
- Seyyid Nesîmî (ö. ~820/1417) — Derisi yüzülen, “Allah demek değirmenin altına girmek gibidir” sözüne konu olan şehit mutasavvıf
- Yûnus Emre (ö. ~720/1320) — “Ben gelmedim dâvî için, benim işim sevgi için” (Dîvan)
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
Ek kaynaklar:
- Kur’an-i Kerim: Haşr 59/18; Kıyame 75/2: muhasebe, nefsi kontrol ve ahiret hazırlığı.
- Kur’an-i Kerim: Ahzab 33/41-42; Kehf 18/28: devamlı zikir ve zikir halkası.
- Kur’an-i Kerim: Tevbe 9/111; Bakara 2/165: aşk yolunda can vermek, Allah sevgisi ve fedakarlık.
- Muslim, Zikir; Tirmizi, Daavat: zikir meclisi, sekinet ve rahmet rivayetleri.
- Buhari, Rikak; Muslim, Zikir: nefis muhasebesi, kalp ve ahiret bilinci rivayetleri.
- Kuseyri, er-Risale, muhasebe, murakabe, zikir ve muhabbet bahisleri.
- Hucviri, Kesfu’l-Mahcub, zikir halkası, aşk, fakr ve dervişlik adabı bölümleri.
- Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, Murakabe ve Muhasebe, Zikir ve Dua, Muhabbet bahisleri.
- Ibn Ataullah el-Iskenderi, el-Hikemu’l-Ataiyye, muhasebe, zikir, aşk ve teslimiyet hikmetleri.
- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Muhasebe, Zikir, Halka-i Zikir ve Muhabbet maddeleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Muhabbet, Aşk, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı