Tövbe: Sûfîye Lazım Olan Üç Hâl: Uyanıklık, Tövbe ve İnâbe
Dervişe, sûfîye lazım olan önce uyanık olmaktır — uyanmaktır ilk önce. Uyanmak; insanın yapmış olduğu hataları, kusurları, eksiklikleri, yanlışlıkları fark edip oradan tövbe kapısına yönelmesidir. Eğer derviş bu uyanışı gerçekleştiremezse, onun tövbesi sahih olmaz. Uyanıklık; gafletten, hatadan, kusurdan, günahtan, yanlıştan fark edip geri dönüp tövbe kapısında durmaktır.
Derviş o uyanmayı, kendi içinde o dirilişi gerçekleştiremezse, önüne gelecek olan merhaleleri, engelleri, belâ-müsibet ve imtihanları aşması güç olur. O yüzden sûfî o uyanıklığı her dem elinde tutmalıdır.
Tövbe: Dil ile Değil, Hâl ile
Tövbe, bir kimsenin diliyle tövbe etmesi değil, bunu hâliyle, kalbiyle, sırrıyla gerçekleştirmesidir. O yüzden tövbe öyle olmalı ki o kimse bir daha yanlışa, eksiğe, günâh-ı kebâire düşmemeli. Evet düşer — ama düştüğü yerden hızla kalkmalı, düştüğü yeri hızla terk etmeli.
İnâbe: Üstâda Sımsıkı Bağlanmak
Ehl-i tasavvufun büyük kısmı inâbeyi bir mürşide bağlanmak olarak nitelendirmiştir. Ama asıl inâbe, tövbenin sağlamlaşmasıdır — o kimsenin gönül kâbesinin bir daha yıkılmaması ile alâkalıdır. Gönlünde hatalara, kusurlara, günâh-ı kebâire karşı kapı aralamaz. İnâbe halinde olan kimsenin tövbesi zikir gibidir; çünkü o tövbe, o vecihten bakıldığında Allah’a şükürdür, Allah’a duadır, Allah’ın lütfunu, ihsanını, ikramını devamlı görmektir.
Gerçek inâbe, üstâdın Kur’an ve Sünnet dâiresinde söylediklerini harfiyen yerine getirmektir. Üstâdın aktardığı ahlâk umdelerini, verdiği vazifeleri olduğu gibi kabul edip hayatını ona göre dizayn etmektir.
Dünya Geçici, Yaşadıklarımız Kalıcı
İnsanlar bu dünyada gelip geçici yaşayacaklar; dünya geçici ama yaşadığımız şeyler geçici değil. Dünyada yaşadıklarımızı yanımızda alıp götüreceğiz — cebimizde alıp götüreceğiz, kalbimizde alıp götüreceğiz. Söylediğimiz söz, işlediğimiz günah, işlediğimiz sevap, sevgimiz, muhabbetimiz, nefretimiz, kinimiz — bunların hepsi kalıcı.
Biz “dünya geçici” derken, dünyadaki yaşadığımız şeylerin de geçici olduğunu zannediyoruz. Hayır! Dünyadaki sevdiklerimiz, nefretimiz, kinimiz, aşkımız, yediğimiz, içtiğimiz, baktığımız, duyduğumuz, konuştuğumuz — geçici değil. Onların hepsi de bizle beraber gidecek, bizle beraber yürüyecek. Sûfî her an bunun böyle olduğunu bilmeli ve her anını hayır yazdırmalı. Her anını temiz olarak Allah’ın katına göndermeli.
Geçmiş Günahların Hayra Çevrilmesi
Âyet-i kerîmede: “Kim tövbe eder, iman eder, iyi ameller işlerse, Allah onun geçmiş günahlarını hayra çevirir” buyurulmuştur. O zaman bir kimsenin uyanması, tövbe etmesi, inâbe ehli — yani hayır işlemesi gerekir ki Allah onun geçmiş günahlarını hayra çevirsin. Bu üç hâl o kimsenin üzerine zuhûr ederse, geçmiş günahları hayra çevrilenlerden olur.
Ama gâh bozulan gâh düzülen, gâh gidip başka noktalara savrulanlara istikâmet ehli denmez. İnâbe ehli olmak aynı zamanda istikâmeti gerektirir. O kimse istikâmet ehli olur ki yolunda, dilinde, gönlünde ve uzuvlarında sâdık olur. Bu kimse sâdık olma noktasıyla sıddîklerden yazılır. Ancak sâdıklar sıddîk olur.
Peygamberlik Kapısı Kapanmıştır
Peygamberlik sondur, bitmiştir. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son peygamberdir. Bir başkası kendi nebîliğini, peygamberliğini, resûllüğünü ilân ediyorsa — o sapıktır ya da hastadır, ikisinden biri. Hadîs-i şerif açık ve net: “Benden sonra otuz tane yalancı peygamber çıkacak” buyurmuştur ve bunlar için “deccâl” demiştir.
O kimseler size âyet okuyabilir, hadîs-i şerif söyleyebilir, fıkıhtan-akāidden bahsedebilir, “ben de sizdenim” diyebilir. Müseylemetü’l-Kezzâb da “ben İslâm değilim” demedi, Kur’an’ı reddetmedi. Resulullah’ın zamanından bize Kur’an ve Sünnet ölçü olarak yeter. Her deccâlin, her sapığın bir kitabı vardır — kimisinin adı yeşil, kimisinin adı beyaz. Ölçü Kur’an ve Sünnettir.
Sıddîklar, Şehitler ve Sâlihler Makamı
Peygamberlikten sonraki makam Sıddîklar makamıdır ki peygamberlere en yakın makamdır. Arada çok ince bir perde vardır. O sıddîklar geçmiş nebîler derecesinde olsa dahî peygamber değildirler; o ince perdeyle ayrılırlar. Hiçbir sıddîk kendisini nebî veya peygamber görmez; görürse şirke, küfre düşmüştür. Hazreti Mevlânâ’nın dediği gibi: “Ben o Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum.”
Sıddîklardan sonra şehitler gelir. Zâhiren savaşta can almış-vermiş kimselerdir; ama sûfî erbâbı der ki: nefsiyle mücadele eden her an yakıpaçı hâlindedir. Nefsinin hile ve desîselerinden, oyunlarından kurtulmaya çalışanlar ve nefsine uymayanlar şehitler zümresinden olur.
Sakın ha! Sıddîklar zümresine gelmeden kendini Sıddîklar’da sanma. Herkes senin sıddîk olduğunu söylese dahî sen kendini oradan görme — oradan da vesveseye düşebilirsin, şeytan seni oradan da kandırabilir. Yûnus gibi ol: “Ben derviş olamadım” de. “Ben bulamadım” de. “Ben olmadım” de. En güzel sûfîlik budur.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Furkān Sûresi 25:70 — “Ancak tövbe edip iman eden ve sâlih amel işleyenler müstesnâ; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.” (Günahların hayra tebdîli)
- Nisâ Sûresi 4:69 — “İşte onlar, Allah’ın nimetlendirdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdirler.” (Makamlar silsilesi)
- Ahzâb Sûresi 33:40 — “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Hâtemü’l-Enbiyâ)
- Haşr Sûresi 59:18 — “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Muhasebe emri)
- Nisâ Sûresi 4:79 — “Sana gelen iyilik Allah’tandır; sana gelen kötülük ise nefsindendir.” (Hayır ve şerrin kaynağı)
Hadîs-i Şerifler
- Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 84 — “Kıyamete yakın benden sonra otuz tane yalancı peygamber (deccâl) çıkacaktır.” (Son peygamber uyarısı)
- Tirmizî, Kıyâme 25 — “Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesâba çekin.” (Hz. Ömer rivâyeti)
- İbn Mâce, Fiten 14 — Müseylemetü’l-Kezzâb ve yalancı peygamberler hakkında rivâyetler
- Buhârî, Rikāk 38 — Hadîs-i kudsî: “Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devam eder… Ben onu severim.” (İnâbe ve yakınlık)
- Ahmed b. Hanbel, Müsned — Tövbenin şartları ve tövbede istikâmet
Tasavvufî Kaynaklar
- Kuşeyrî, er-Risâle — Yakaza (uyanıklık), tövbe, inâbe makamları ve sıddîkların hâlleri
- İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn — “Kitâbu’t-Tevbe” bahsi: tövbenin şartları, hâl ile tövbe, inâbe-tevbe farkı
- Yûnus Emre (ö. ~720/1320) — “Ben derviş olamadım” beyti ile tevâzuun zirvesi (Dîvan)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 672/1273) — “Ben o Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum” sözü, sıddîk tevâzusu
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi