Ma’rifet: Îmânın Tadını Almak: Ma’rifet Yolunun Temeli
Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki: Kim Allâh’ı yaratıcı olarak bildi, Muhammed Mustafâ’yı peygamber olarak bildi ve îmân ettiyse kalbinde îmânın tadını ve lezzetini alır. Kalb Allâh’ın tecelliyâtlarından bir yerdir; ancak bu tecelliyâtın oluşması için önce Allâh’ı zât ve sıfatlarıyla birlikte tanıyıp îmân etmek, ardından Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerini peygamberliğinin sıfatları, sünnetleri, hadîsleri ve nûruyla bilmek gerekir.
Ma’rifet bizzat tat işidir, lezzet işidir. Ma’rifet içtir, kalbin içidir. Ma’rifet ilmin sözüdür, ilmin içidir. Şerîat da Allâh’ın yoludur, tarîkat da, hakîkat de, ma’rifetullâh da. Bunların hepsi aslında bir nûrdur; kişi nûrdan tarîkata, tarîkattan hakîkate, hakîkatten ma’rifete doğru yolculuk yapar. Kalplerde yetmiş bin perde vardır ve her perdeden içeri geçerken o hakîkat noktasındaki ma’rifet nûruna doğru yürüyüş devam eder.
Hazreti Mevlânâ’nın Duâsı ve Geçmişin Nûrlanması
Hazreti Mevlânâ ‘Önümüzü nûr eyle, gidişimizi nûr eyle’ derken içsel olarak nûra doğru yolculuk yaptığını ifade eder. ‘Geçmişimizi nûr eyle’ derken ise geçmiş karanlıklara, hatâlara, kusurlara rağmen Allâh’ın nûruyla o yanlışlıkları da hayra çevirmesini niyâz eder.
Nitekim kul mîzâna çıktığında geçmiş günahları karşısına konulur; utanır, çırpınır. Ama Allâh o günahları affeder, affeylediği gibi onları hayra ve hasenâta çevirir. Kul bu sefer ‘Keşke daha fazla günah işleseydim’ diye dövünmeye başlar. Ma’rifete bulaşan insanlar için geçmiş de nûr olur; çünkü ma’rifet kendi içerisinde Allâh’ın nûrudur.
Ma’rifet Yolunun Merhaleleri: Şerîat, Tarîkat, Hakîkat, Ma’rifet
Ma’rifet yolunda yürüyecek insanlar zâhirî olarak şerîata sımsıkı bağlanacak, Muhammed Mustafâ’nın sünnetinin zâhirî noktasında sağlam duracak, iç noktada ise onun edebiyle edeplenip hidâyet yolunu tercih edeceklerdir. Muhakkak ki zâhirî şerîat çok önemlidir; bu kapılardan geçilerek hakîkat noktasına ulaşılır, hakîkatten de ma’rifete doğru yolculuk devam eder.
Ma’rifet yolu dışarıdan kitapla veya herhangi bir zâtın eserini okuyarak öğrenilecek bir yol değildir. Bu yol edeple, ahlâkla, yaşantıyla, zikirle, Kur’ân ve Muhammed Mustafâ’nın gittiği yoldan yürümekle mümkündür. Muhakkak ki bir üstâdın terbiyesinden geçmek ve Kur’ân-Sünnet çizgisinde durmak şarttır.
Dışarıdan Bakanların Görüşü: Delilik Hücceti
Ma’rifet yolunda gidenler bugünün ‘beş vakit namazını kıl yürü git’ din anlayışında değillerdir. Allâh’ı bilme, Resûlullâh’ı bilme yolunda yürürler. Dışarıdan bakanlara deli görünürler ve bu onların hüccetidir. Allâh hadîs-i kudsîsinde buyurmuştur ki: ‘Allâh’ı öyle zikredin ki dışarıdan görenler size deli desinler.’ Tarih boyunca ma’rifet yolunda gidenlere hep deli demişlerdir; ama bu onların delili olmuştur.
Mü’min hayret eder; mü’minin o hâlini gören münâfık ise şaşkınlığa düşer. Ma’rifet yolculuğunun içi hayret noktasıdır ve hayretin sonu yoktur. Bir kısım insanlar kendilerinin ma’rifete ulaştığını, ma’rifeti bitirdiğini zannederler; onlar Allâh’ı kısa ve sınırlı bildiklerinden öyle görürler. Parmağının ucundaki küçük bir su damlasını deryâ zannedenlerdir.
Nefsini Bilen Rabbini Bilir
Hazreti Dâvûd aleyhisselâm Allâh’ı çok zikreden bir peygamberdir. Allâh ona ‘Yâ Dâvûd, önce beni bil, sonra nefsini bilirsin’ buyurmuştur. Dâvûd aleyhisselâm tefekküre dalarak günlerce zikretmiş ve sonra demiştir ki: ‘Yâ Rabbî, senin kudretini, kuvvetini, ezel ve ebed olduğunu, vahdâniyetini ve sonsuzluğunu gördüm; senin sonsuzluğunu görünce kendi âcizliğimi, fakirliğimi, zavallılığımı gördüm.’ Allâh ‘Doğru söyledin’ buyurmuştur.
Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ‘Nefsini bilen Rabbini bilir’ buyurmuştur. Eğer bir kimse bu hadîsi kendi nefsinin karşısına kendini koyarak anlarsa ilâhlığını görür, nefsini yüceltir. Ama nefis aynasına Allâh’ı koymuş olsalar âcizliklerini, fakirliklerini, yoksulluklarını göreceklerdi. Ne yazık ki bazıları nefis aynasında kendi benliklerini görüp kendilerini Allâh’tan bir parça gibi görüyorlar; bu küfürdür.
Her Şey Allâh’ın Takdîriyledir
Ma’rifet yolunda yürüyen kardeşler üzerlerine bir iyilik isâbet ettiğinde bunu Allâh’ın lutfu, ikrâmı ve ihsânı olarak görecekler; nefislerini aradan çıkaracaklar. Başlarına bir musîbet isâbet ettiğinde ise bunu Allâh’ın takdîriyle bilecekler. Hastalık, ölüm, kazâ — hepsi Allâh’ın takdîrindedir.
Îmânın tadını almak istiyorsan başına ne gelirse gelsin takdîr edenin Allâh olduğunu bir ve gönülden kabul edecek ve bunun tadını çıkaracaksın. Senden sudûr eden her iyiliği de Allâh’ın cömertliği olarak göreceksin. Bu îmânlı kemâlâttır.
Kalbe Zikrullâhın Yerleşmesi: Ma’rifet Kapısının Çalınması
Kalbe zikrullâhın yerleşmesi ma’rifet kapısının çalınmasıdır. Kalbe Allâh sevgisinin yerleşmesi ma’rifet kapısının çalınmasıdır. Kalbe Muhammed Mustafâ sevgisinin yerleşmesi ma’rifet kapısının çalınmasıdır. Kalbe Allâh nidâlarının yükselmesi ve bu nidâların akılla mantıkla değil fıtrî hâle gelmesi ma’rifet kapısının açılmasıdır.
Şeytân kalbinizin penceresinde bekler. Ne zaman ki Allâh’ın zikri oradan çıktı, şeytân girer. Ne zaman ki Allâh’ın zikri oraya yerleşti, şeytân orayı bırakır gider. Kalb ya Allâh’ın nûruyla nûrlanmıştır ya şeytânın ateşiyle tutuşmuştur; ikisinden biridir. Allâh bir kalbi nûruyla nûrlandırdıysa o kalb selâmete ermiştir; artık o kalb Allâh’la sohbet eder, kendisini Allâh’a teslim eder.
Hayret Makâmı
Ma’rifet nûruyla nûrlanan kimse hayretten hayrete geçer; hiçbir makâmda, hiçbir perdede durmaz. Her gelen ilhâmdan, her tecelliyâttan hayrete düşer. Kalbi hep hayrette olduğundan dışarıdan bakanlar onu deli zanneder. Ama akıl bu makâma sınırsızdır; çünkü ma’rifet nûruyla nûrlananın rûhu ve sırrı da nûrlanır.
Âcziyet, Mahviyet ve Edep
Ma’rifet nûruna dûçâr olan kimse âcziyetini ve mahviyetini görür. Allâh’ın önünde devamlı boynu bükük, edep noktasında durur. Kendini devamlı günahkâr, kusurlu, hatâlı ve yetersiz görür; affa, tövbeye, zikrullâha muhtâç görür. Satahatten ve şatâfattan uzak durur.
‘Hakkıyla sana kulluk edemedim yâ Ma’bûd’ diyen bir peygamber önlerinde dururken, sakın kimse kendini kemâlâta erdiğini, tam bir mürşid-i kâmil olduğunu, velîliği bitirdiğini zannetmesin. Nefsini ilâhlaştırmayalım, durduğumuz noktayı ilâhlaştırmayalım, üstâdımızı ilâhlaştırmayalım. Tek ilâh vardır, o da Allâh’tır.
Muhammed Mustafâ’nın edebiyle edeplenmek, onun ahlâkıyla ahlâklanmak, nûruyla nûrlanmak ve hidâyetiyle hidâyetlenmek ma’rifete götürecektir. Harâmlardan uzak durmak, dili ve âzâları korumak, Allâh’ın sınırını muhâfaza etmek bu yolun olmazsa olmazlarıdır.
Kaynakça
- Kur’ân-ı Kerîm, en-Nûr Sûresi 24/35 — ‘Allâh göklerin ve yerin nûrudur, dilediğini nûruna kavuşturur’
- Kur’ân-ı Kerîm, en-Nisâ Sûresi 4/59 — ‘Allâh’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine’
- Kur’ân-ı Kerîm, en-Necm Sûresi 53/3-4 — ‘O hevâdan konuşmaz, söylediği vahiyden başka değildir’
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara Sûresi 2/257 — ‘Allâh îmân edenlerin velîsidir, onları karanlıklardan nûra çıkarır’
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 34 — ‘Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa îmânın tadını alır: Allâh ve Resûlünü her şeyden çok sevmek…’
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 16 — Îmânın lezzetini almanın şartları
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’d-Da’avât, Hadîs No: 6307 — Peygamber’in her gün yüz kez tövbe etmesi
- el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, Cilt 2, Hadîs No: 2532 — ‘Nefsini bilen Rabbini bilir’ (Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu)
- el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, Cilt 1, Hadîs No: 70 — ‘Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti’ (Eddebenî Rabbî fe ahsene te’dîbî)
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Kader, Hadîs No: 2664 — Her şeyin Allâh’ın takdîriyle olduğuna îmân
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Furkân Sûresi 25/70 — Allâh günahları hayra çevirir (tebdîlu’s-seyyiât)
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Tevhîd, Hadîs No: 7405 — Allâh’ın dünyâ semâsına inmesi ve kullarının duâsını kabul etmesi
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
Ek kaynaklar:
- Kur’an-i Kerim: Enfal 8/2; Hucurat 49/15; Bakara 2/165: imanın tadı, kalp ürpermesi ve Allah sevgisi.
- Kur’an-i Kerim: Ra’d 13/28; Ahzab 33/41-42: zikrullahın kalbe yerleşmesi ve huzur.
- Kur’an-i Kerim: Maide 5/35; Ankebut 29/69: marifet yolu, vesile ve gayret.
- Buhari, Iman; Muslim, Iman: imanın tadını almak, Allah ve Resulü’nü sevmek rivayetleri.
- Muslim, Zikir; Tirmizi, Daavat: zikir, kalp hayatı ve Allah’ı anmanın fazileti rivayetleri.
- Kuseyri, er-Risale, marifet, muhabbet, zikir ve makamlar bahisleri.
- Hucviri, Kesfu’l-Mahcub, marifet yolu, zikir ve kalp terbiyesi bölümleri.
- Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, Muhabbet, Zikir ve Dua, Kalbin Acayip Halleri bahisleri.
- Ibn Ataullah el-Iskenderi, el-Hikemu’l-Ataiyye, zikir, marifet, kalp ve ihlas hikmetleri.
- Ibn Kayyim el-Cevziyye, Medaricu’s-Salikin, muhabbet, marifet ve zikir menzilleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Hayret, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı