Ma’rifetullâh: Ma’rifetullâh Yolunun Mertebeleri
Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede “Rabbinize dönün” buyurmaktadır. Bu dönüşün değişik tecellîleri vardır. Sonuçta herkes yaratılana bir şekilde Rabbine dönecektir. Ama Allâh’ı Allâh olarak bilmeyenler, dünyâda kendilerine neyi Rab edindilerse yüzleri ona döner. Bu, o kimsenin dünyâdaki rabbi ile açıklanır. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyururlar ki iki yüzlü olan kimse dünyâdır, iki dilli olan kimse cehennemliktir.
Ma’rifetullâh ehli iki yüzlülüğü sevmez, iki dili sevmez. O Rabbine döndürülmüş kimsedir, onun Rabbi Allâh’tır ve yüzü Allâh’a dönüktür. Dili de Allâh’ın dilidir onun; iki dili değildir, hakîkati konuşur. Yüzü de iki yüzü değildir, hakîkate dönüktür.
Rabb’e Dönüşün Dört Yolu
Bir kısım ârifler Rabb’e dönüşü tövbede bulmuşlardır. Allâh tövbe edenlerin tövbelerini kabûl eder, onları sever. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri “Ben günde en az yüz kez Allâh’a tövbe ederim” buyurmuşlardır. Bu her âyetle ve sünnetle sâbit olan güzel bir ameldir.
Bir kısım ârifler zühd yoluyla giderler. Zühd ehli hakkında Cenâb-ı Hak onları metheder, hadîs-i şerîflerde de Peygamber Efendimiz onları övmüştür.
Bir kısım ârifler Allâh’ı fazîlet noktasında görürler; her şeye sâhip olduğunu bilirler, ibâdet ederler. Bir kısım ârifler ise aşk ve sevgi yolunu seçerler ki bu ma’rifetullâh noktasında en fazîletli, en güzel, en hakîkî yoldur. Allâh bunlar hakkında “Îmân edenler Allâh’ı şedîd bir muhabbette severler” buyurmuştur.
Ma’rifetullâh’a ulaşmak isteyenler tövbe kapısından, zühd kapısından, âbidlik kapısından geçerler; ama bunların üstünde olan aşk kapısından geçmeleri gerekir. Çünkü o şedîd muhabbet, Allâh’a karşı olan sevgi, o kimseyi menziline ulaştıracaktır. Yolumuz bu mânâda Allâh’a âşık olmak, onu sevme yoludur.
Kalp Gözünün Açılması ve Rûhânî Rehberlik
İnsanların bu mertebede değişik hâlleri vardır. Bâzı insanların kalp gözleri ölürken açılır; bunlar aramızda dolaşırlar ama gözleri ancak ölecekleri zaman açılır. Bu tehlikeli bir hâldir, çünkü her an ayakları kayabilir.
Bir kısım ma’rifetullâh ehli bir üstâdın, bir fazîletli zâtın dizinin dibinde oturur, ondan nakillerle yolda yürürler. Bunların da yolu tehlikelidir çünkü gözleri açılmaz. Bir kısım ise Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadîs-i şerîflerini ölçü alırlar ama onların da gözleri açılmadığı için hatâya düşmeleri muhtemeldir.
Gerçek mânâda ma’rifetullâh ehli, Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin rûhâniyetine bağlıdır. Onlar Muhammed Mustafâ’nın rûhâniyetine bağlı olduklarından, onun hidâyetiyle hidâyetlenirler, onun yoluyla yollanırlar, onun hâliyle hallenirler. Onların önünde yol gösterici Muhammed Mustafâ’dır.
Seçilmişlik ve Ma’rifetullâh Elbisesi
Allâh kendi mü’min kullarının içinden seçer. Allâh seçtiğinden ve yaptığından sorumlu değildir. Kimi seçtiyse onu bu şekilde kendi yoluna döndürür. Bu elbise ma’rifetullâh elbisesidir; ancak seçilmişlere giydirilir. Seçilmeyen kimse bu elbiseyi giyemez; çalışır, çabalar ama çalışmasının karşılığı verilir, fakat bu karşılık ona ma’rifetullâh elbisesi giydirilmesi mânâsına gelmez.
İnsanlar kendi kendilerine bu elbiseyi giydiklerini, bu elbisenin sâhibi olduklarını aslâ söylemeyecekler. Eğer bunu kendileri söylerse şatahât yapmış olurlar. Sevgi yolunda, aşk yolunda, Allâh’ı şedîd seven kimsenin delîli Allâh’tır.
Hadîs-i kudsîde buyrulur ki: Kul Allâh’ı sever, Allâh da kulu sever. Allâh kulu severse Cebrâîl’ine emreder: ‘Ey Cebrâîl, ben filâncayı sevdim, gök halkına nidâ et, onlar da sevsinler.’ Cebrâîl gök halkına nidâ eder, gökteki melekler mü’min kulların kalplerine ilhâm eder. Aynı şekilde Allâh bir kimseye düşmanlık ederse de bu îlân edilir.
Ya’kûb ve Bünyâmin Kıssasından İbretler
Delîllere dayananlar Ya’kûb aleyhisselâm misâli gibidir. Ya’kûb’a Yûsuf’un öldürüldüğü söylendiğinde o delîline sarıldı: ‘Hayır, o öldürülmedi, o yaşıyor’ diyemedi ama ‘Bana sabretmek düşer’ dedi ve delîline sarıldı.
Bünyâmin ise Yûsuf’la kavûlleşmişti: ‘Seninle kalacağım, bu çetin yola râzıyım, yeter ki seninle kalayım’ demişti. Tas kurulunca diğer kardeşler güldüler, ama Bünyâmin içinden tebessüm ediyordu çünkü hakîkati biliyordu. Bu kıssadan öğreneceğimiz: insanların bir hatâsını görüp onu hep o noktada gören, fetvâyı veren ama hakîkate vâkıf olmayan kimseler, Bünyâmin’in kardeşler gibi münâfıklık ortaya koyarlar.
İşin hakîkatine ulaşacak kimse, o ma’nevî terbiyecinin yanında yol almaya devâm etmeli, sonunun güzel olması için Allâh’a yalvarmalıdır.
Ma’rifetullâh Ehlinin Yolu: Korku Değil Aşk
Ma’rifetullâh ehli aslâ yollarını korkunun üzerine kurmaz. Bir kısım ârifler vardır ki Allâh onlara azametini ve kudretini göstermiştir; onlar insanları hep korkuturlar. Bir kısmı kendileri de korkarlar ve Allâh’ı korkulacak bir şey olarak görürler. Bir kısmı Allâh’ın değişik sıfatlarının tecelliyâtında görürler ve o sıfatlarıyla insanları Allâh’a yönlendirmeye çalışırlar.
Ama aşk ve muhabbet yolunu tercîh etmiş muhabbetullâh ehli, zâhirî mânâda Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sözleriyle tanır. Tevhîd noktasını Muhammed Mustafâ’nın kurduğu dâireden, kurduğu felsefeden terbiye eder. Ve işin zâhirini dermeye, çözmeye çalışanları men ederler; çünkü Allâh dînini bunlarla mukîm kılar.
Kur’ân ve Sünnet’ten Sapmanın Tehlikesi
Tevhîd düşüncesinin ve felsefesinin zâhirî noktada delmeye ve çözmeye çalışanlar gerçek İslâm âlimleri veya gerçek tasavvufçular değildir; onlar sapık ve zındıktır. Muhammed Mustafâ’nın sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin getirmiş olduğu dâirenin dışına çıkmak büyük küstâhlıktır, büyük bir sapıklık ve büyük bir zındıklıktır.
İnsanları sevin gözükmek için Hristiyanlara, Yahûdîlere, Budistlere, Hindûlara şirin görünmek için Muhammed Mustafâ’nın koymuş ve indirmiş olduğu ölçüleri delen, bunun dışına çıkanlar, bu anlayışın üstündeyiz gibi görünen insanların hepsi de cîfedir, leştir, sapıktır.
Muhammed Mustafâ’nın hem zâhirine hem de bâtınına uymayan yolların hepsi sapıklıktır. Kim Muhammed Mustafâ’nın sünneti seniyyesine ve hadîslerine uymuyor, bunu reddediyor ve Kur’ân’ın izinden gitmiyorsa o kimse cîfedir. İsterse zengin olsun, ister fakîr, ister pâdişâh, ister köle, dünyânın neresinde olursa olsun.
Peygamber Efendimiz’in Uyarısı
Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerîfle buyurur ki: ‘Eğer Mûsâ aranızda olsaydı, benimle aynı zamanda yaşamış olsaydı ve sizler onun peşine takılıp gitseydiniz hepiniz de sapıklardan olurdunuz.’ Bunu Hazret-i Ömer Efendimize söylemiştir. İkisi de peygamberdir ama Muhammed Mustafâ’nın getirdiği son şeriât herkesin uyması gereken yoldur.
Hristiyanlar ve Muhammed Mustafâ’yı tanımayıp Kur’ân’ı kabûl etmeyenlerin hepsi sapıktır, ebediyen cehennemliktir. Ma’rifetullâh ehli Allâh’ı kendisine Rab, Kur’ân’ı kendisine kitap, Muhammed Mustafâ’yı kendisine rehber seçer; bunun dışında başka bir şey yoktur.
Ma’rifetullâh Ehlinin Özellikleri
Ma’rifetullâh ehli Allâh’ı her şeyinden fazla sever, her şeyden üstün Allâh’ı tutar. Cânını, kanını, damarını, varını, yolunu Allâh’a döndürmüştür. Allâh’ı çok sevdiği için Allâh da onu sever. Aslında gerçek mânâda önce Allâh onu sevmiştir; çünkü O, müşriklerin, kâfirlerin, sapıkların içinde mü’min kullarını seçer, onları nurdan kaleler gibi diker ki iyilikleri onların eliyle gayret ettirir.
Onlar sapıklığa karşı çıkarlar, hidâyetsizliğe karşı çıkarlar, dinsizliğe karşı çıkarlar. Dinsizlikle mücâdele ederler, cihâd ederler. Kim dinsizlikle mücâdele etmiyor, Kur’ân ve sünnete savaş açanlara savaş açmıyorsa onlar da o sapıkların yanındadır.
İki yüzünüz olur, üç yüzünüz olmaz. Ya yüzünüz Allâh’a yönelik ya da dünyâya ve şeytâna yönelik. Münâfıklıktır insanın iki yüzü olması. Mü’min iki dilli olmaz; ya doğruyu ve hakîkati konuşur ya da susar. Susarsa dilsiz şeytândır. Ma’rifetullâh ehli susmaz, Kur’ân ve sünneti tebliğ eder, yaşatır ve yaşamaya çalışır.
Arefe Günü ve Gecesi İbâdeti
Allâh’ı seviyorsanız Allâh’ı zikredin. Allâh’ı zikrediyorsanız Allâh’ı seviyorsunuz demektir. Seven sevdiğini zikreder, hiç unutmaz, hiç hâtırını kırmaz, peşinden gider, yolundan gider, hâliyle hallenir, nûruyla nûrlanır, onun gibi olmaya çalışır.
Bugün Arefe günüdür. Sevenler bugün oruç tutarlar, tehlîl getirirler, Allâh’ı zikrederler. Arafat’ta toplananlar Allâh’a yalvarırlar, yakarırlar. Burada kalanlar da Arafat’ı yaşamaya çalışırlar; Allâh’ı hatırlarlar, zikrederler, tesbîh ederler, tekbîrler getirirler.
Bu gece Mâşûk — Allâh — dünyâ semâsına inecek ve diyecek ki: ‘Nerede âşıklarım? Nerede beni sevenler? Nerede bana tövbe edenler? Nerede benden isteyenler? Nerede hastalığına çâre arayanlar? Nerede borcunu edâ etmek isteyenler? Rızkı dar olanın rızkını genişleteyim, borcu olanın borcunu ödeteyim, hastalığı olanın hastalığına şifâ vereyim, murâdı olanın murâdını hâl edeyim.’
Kim bu geceyi ibâdetle geçirirse kıyâmete kadar bütün insanların yapacağı ibâdetten efdalini yapmış olur. Kim bu geceyi gündüzüne oruçlu geçirir ve geceyi de ibâdetle ihyâ ederse Allâh geçmiş yılın günâhını affettiği gibi gelecek yılın günâhını da affeder. Bu önümüzdeki sene muhâfaza altına alınacağınız demektir; şimdiden koruma halkasını üzerimize giyeceğiz.
Kaynakça
- Kur’ân-ı Kerîm, ez-Zümer Sûresi 39/54 — ‘Rabbinize dönün’ emri
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara Sûresi 2/165 — ‘Îmân edenler Allâh’ı şedîd bir muhabbette severler’
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara Sûresi 2/222 — ‘Allâh tövbe edenleri sever’
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Fecr Sûresi 89/27-28 — ‘Ey mutmainne nefs, Rabbine dön’
- Kur’ân-ı Kerîm, Yûsuf Sûresi 12/76-87 — Ya’kûb ve Bünyâmin kıssası
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Enbiyâ Sûresi 21/23 — ‘O yaptığından sorulmaz’
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’d-Da’avât, Hadîs No: 6307 — Peygamber’in günde yüz kez tövbe etmesi
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Tevhîd, Hadîs No: 7485 — Allâh’ın kulu sevmesi ve Cebrâîl’e nidâ ettirmesi (hadîs-i kudsî)
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birr ve’s-Sıla, Hadîs No: 2637 — İki yüzlü kimse hakkında
- Müsned-i Ahmed, Cilt 3, Hadîs No: 14631 — ‘Eğer Mûsâ aranızda olsaydı bana tâbi olmaktan başka çâre bulamazdı’
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’s-Sıyâm, Hadîs No: 1162 — Arefe günü orucu ile geçmiş ve gelecek yılın günâhları bağışlanır
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Teheccüd, Hadîs No: 1145 — Allâh’ın dünyâ semâsına inmesi (nüzûl hadîsi)
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
Ek kaynaklar:
- Kur’an-i Kerim: Zariyat 51/56; Maide 5/35; Ankebut 29/69: marifetullah, kulluk ve Allah’a yaklaşma yolu.
- Kur’an-i Kerim: Al-i Imran 3/31; Nisa 4/59; Ahzab 33/21: Kur’an-sünnet bağlılığı ve ittiba.
- Kur’an-i Kerim: Fecr 89/1-5; Hac 22/27-28: Zilhicce, Arefe ve hac mevsimi bağlamı.
- Buhari, I’tisam; Muslim, Fedail: sünnete sarılma, Hz. Peygamber’e itaat ve örneklik rivayetleri.
- Muslim, Siyam; Tirmizi, Savm: Arefe günü orucu ve Zilhicce ibadetlerinin fazileti rivayetleri.
- Nevevi, Riyazu’s-Salihin, Sünnete Bağlılık, Zikir, Nafile Oruç ve İhlas bölümleri.
- Kuseyri, er-Risale, marifet, muhabbet, murakabe ve sünnet merkezli tasavvuf bahisleri.
- Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, Marifetullah, Muhabbet, Zikir ve Dua, İhlas bahisleri.
- Ibn Receb el-Hanbeli, Letaifu’l-Maarif, Zilhicce günleri ve Arefe ibadeti bölümleri.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Arefe günü, nafile oruçlar ve hac ibadetleri başlıkları.
İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, Nefs, Muhabbet, Tesbîh, Dergâh, Nefs-i Mutmainne. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı