1. Bölüm
Bu namazdan teravih namazını kırdırmak için emekli imamları, imam hatip mezunları olanları ve benler içinde haruk ve var para ile benlerle namaz kurdururlar. İmam Azam Hazretleri’nden geldiği için senin yaptığın bu tür bir bahsetlerden bir ücret abdısı cayetli. camilerde bir imam yok, imamların da bu noktada yapış oldukları, imamlıklarından dolayı para almadan cayet olmamış. Tanefilere göre cayetli değil ama başka mesleklerde bir yol bulup da yapıyorlar bunu bir şey diyemem ama bir kimse bir şeyi ibadet noktasında yapıyorsa, ibadet noktasında yapış oldukları bir şeyde ücret alıyorsa bu meskepe şahsi kurduğu nokta o ibadet olmaktan çıktı. O kimse ibadet etmiyor ama belki de kendini cıvıcımış nasıl olur bir de bana bir şey söyleyemez, o kendisine kurulan öğretmen için de para alıyorlar, bu doğruluğu bu öğretmenliğe giriyor.
Bu farkları, bunu da İmam Azam Hazretleri kendisi vermiş, oğluna birisi Fatiha’ya rezervan etmiş, Fatiha’ya rezervan ettikince kasaya açmış, Serpil-i Mevla’da dolayı bir kitabı öğretmiş, bir kese altın varmış. Artık bunun karşılığı bir ücret bile yoksa başka bir şey bile bir şey diye yapamam. Gönül akus eder ki insanlar Kur’ân-ı Kerim’i öğretmekten dolayı ücret almasınlar. Şunu unutmayın, bu hadîs kitabı, birinci derzide Kur’ân-ı Kerim olsun, ikisi din, bunun içerisindeki hükümleri uygulamaktan, bunun içerisindeki hükümleri birisi öğretmekten. Ücret oluyorsa, bu benim için çok uygun değil. İnsanlar onu meslek haline getirmemeliyar dağılsın, bu zaten ne zamandır insanların içerisinde meslek halini olmaktan çıktı, o zaman insanların gerçek bilinmeleri yaşamaya başladı. birileri gidiyor, oradan Kur’ân-ı Kerim okuyor, para alıyor, birileri gidiyor bir yerde sohbet ediyor, para alıyor, birileri gidiyor kendince Kur’ân-ı Kerim’i tefsir ediyor, para alıyor.
Birileri gidiyor, hadisleri şerh ediyor veya hadisleri yazıyor, para alıyor, bu benim kendi durduğum daire çok etik değil, veya birileri sohbet ediyor, sohbetin cd’si satılıyor, para alıyor, birilerinin sohbetlerini toparlıyorlar, kitap haline getiriyorlar, satıyorlar, para alıyor. Birileri televizyon programlarında, iftar programlarında yapıyorlar şimdi veya birileri bazı şehirlere gidiyor, sohbet ediyor, para alıyor. Ne sohbet ediyor, Kur’ân’da sünnetten bahsediyor, ashabın yaşatısından bahsediyor, dinle bahsediyor, karşılığında ücret alıyor. Âyet-i Kerime’de de sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyiniz. bir tarafta Kur’ân bize, bizden ücret isteyenlerin peşinden gitmememizi emrederken, bir taraftan da insana din üzerinden bizden ücret alıyor.
Bu çok böyle, insanlar bunlara fetva bulabiliyorlardır hakikaten. Bunlara kılınca fetvalarına kalabilir, ama biz Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem, ashabın yaşatısına baktığımızda, onların geçimlerinin din olmanını görürüz, umarım. Dini olarak diyorlar, dini yaşamak onların geçimi değil. Zaten kazançlar kurulurken, sıralanırken, Haneviler’e göre en helal kazanç, cihattan ellerinden kalırız. Ondan sonra ticaretteniz, ondan sonra sanattaniz, demirci falan yolları gibi. Ondan sonra ziraattaniz, çiftçilikten. Ondan sonra kiradız, en son memuriyetçisi. Şimdi birinci devletindeki kazanç, cihâd. Bunun içerisinde din öğretmeni yoktur. Ashab’dan kimse dini öğrettiği için ücret alıyor, cihazı alıyor.
2. Bölüm
Ashab’dan kimse dini öğrettiği için ücret alıyor, cihazı alıyor. Sufilerin hiçbirisi, büyük suflerin hiçbirisi, geçimini dininden sağlamamıştır. Kimisi terzilik yapmış, kimisi yollancılık yapmış, kimisi pamuk yapmış, kimisi tüccarlık yapmış, kimisi gitmiş işçilik yapmış, kimisi bir gitmiş bir yerin yanında kölelik yapmış. Hiçbirisinin de geçimi din olmamış. İmam Ashab Hazretleri tüccar, kumaş tüccarı, geçimi din değil. Mesela bir dönem sufilerle alakalı, bunlar nasıl sûfî, bunlar dünyanın elinde eteğini kesmesi lazım, bunların ticaret yapmaması lazım, bunların bir iş yapmaması lazım deminle Hazreti Mevlânâ Celaleti Rum Hazretleri nasıl böyle şimdi bir şey söyleyebiliyorlar diye meslevesinde de, onun ortasında diğer eserlerinde de bunu eleştiren, bunları eleştirenlere eleştiren beyinleri var.
Bir kısım en tarikat, en tasvuk demiyorum bunu, bir kısım en tarikat kendilerince tarikatı geçim kapısı yapmışlar. Bu ne zaman olmuş? Vakıflarla, tarikatla tekkeler bir araya geldiğinde olmuş. Vakıfların kazançlarından tekke şehirlerine, tekkedeki yaşayanlara bir şeyler atarmaya başlamışlar. Ondan sonra da tekkeler bozulmuşlardı. Herkes tekkelerin başına değil, vakıfların başına oturmak için mücadele etmeye başlamışlardı. Ve ticaret yapar, kazancını kendisi sağlayan ücdatları eleştirmeye başlamışlardı. Sizin dünyayı terk etmeniz lazım diye. Öbür taraftan, bir taraftan dilencilik yapıyorlar, dini istismar ediyorlar, dinin üzerinden hayat standartı oluşturuyorlar, bir taraftan dinin üzerinden kendisini hayat standartı oluşturmayan, dinin kendisinden geçim kapısı yapmayanları eleştiriyorlar.
Şimdi aynı şeyde var. Şimdi biraz da tersine bak. Şimdi insanların büyük bir kısmı, bu adam veya bu kimse veya bu şahıslar, bizden ne zaman bir şey isteyecek diye bekliyorlar, eğer bir şey istenmezse de bu değirmenin suyu nereden geliyor, nereden kazanıyor, nereden iniyor, nereden ağrıtıyor, nereden azaltıyor, nasıl oluyor, bu iş nasıl dönüyor, bu sefer onu sorgulamaya başlıyorlar. Çünkü onların gözlerinin önünde, kafalarının önünde bir tek dünya var. bir kimse kendi kazancını, kendi dünyasını, ahiret yoluna harcamasını, kendi kendisine harcamasını ak ve amya alamıyor. Bir kısmı kendisinden dinlenilmesini bekliyor. Bir şey istese de ben de öyle bir kuruş versem de onu etsem. Bu bir önçüsüzlükten kaynaklanıyor.
O yüzden kıymetli kardeşler, bir şey din ise onun karşılığı ücret değildir, para değildir. Namaz, ücretsiz olsun ya. Oruç ücretsiz olsun, sema ücretsiz olsun, zikir ücretsiz olsun, ilahi ücretsiz olsun. Varsın bizim ilahi izilen montayı bilmesinden, birinin sesi oradan fazla çıksın, birinin sesi eksik çıksın. Ücretsiz olsun. Varsın bizim semanzenlerin çarptığını bozuk olsun biraz. Ücretsiz olsun. Şu anda herkesin bizim üzerimizde kafasını boğulduğu yer de burasıdır. Herkesin bir türlü inceleyip inceleyip araştırıp araştırıp bir şey bulamayıp saçının başını yolduğu yer burasıdır. Ya resmen içinizde dolaşıp bu adam sizden para istiyor mu, para dileniyor mu diye soruyor abi. Bir de kendisi de söylüyor, ben sordum arkadaşları diyor, siz diyor hiç para istememişsiniz hiçbirinden dedi.
3. Bölüm
Bir de benim gibi yüzüme söylüyor, Allâh beni yüzleştirsin ki onunla. Bakıyorum böyle, demek ki benim beyanımı doğru kabul etmemişsin sen diyor ben. Kalıyor o zaman. Allâh muhafaza eylesin. Benden size vasiyet bu. Asla dinle alakalı hiç kimseden hiçbir şey talep etmeyin. Hiç kimseden hiçbir şey talep etmeyin. Bu sizi hem Allâh katında hem de insanların dairesinde koracak bir muhafaza çekti. Hiç kimseden. Ya biz burada sohbet edeceğiz, bize bir oda var. Biz burada filancayada zikre gideceğiz, bize arabanı ver. Biz filancayada şunu yapacağız, bize orada iftar ver. Biz filancayada şunu yapacağız, bize orada yatacak yer var. Biz filancayada sohbete gideceğiz, bizim benzinimizi karşılayalım. Yok.
Allâh rızası için varsa bir şeyiniz kendiniz yapın. Yoksa yapmayın kardeş. Yoksa yapmayın. İstemeyin, dilenmeyin, almayın. Ben sana okurum üç gün ama ben üç gün evde duracağım, üç gün okuyacağım şimdi yandım ne yiyeceğim, içeceğim, para al. E tamam hocam biz sana üç günlük okuma parası verelim, bitir. Yok. Kardeş vaktim olursa Allâh rızası için olurum, vaktim olmasa okuyalım. Yok bizim vaktimiz. Allâh’tan getirirse yaparız, ederiz. Allâh’tan getirilmesi yapamayız. Bizim durumumuz bu. Bitti. Size vasiyetim olsun, halınız dik edersiniz. Halınız dik edersiniz. Birisi de samimi, Allâh rızası için bir şey yapıyor, size yardım görüyor, hizmet ediyor, dergaha yardım görüyor, bir şeye yardım görüyor.
Koşturuyor ama bedenen ama aklın, fikren ama ilahi söylüyor ama sema ediyor ama çay dağıtıyor ama temiz diyor ama oraya geliyor uğrunuyor. Bitti. Cihâd. Onu reddetmeyin, onu kovmayın, onu geri itmeyin. Birisi Allâh için bir şey yapmaya çalışıyor, itmeyin ama birisi onu kullanmaya çalışıyor. Birisi onu kullanmaya çalışıyor, sema ediyor ama semasını kullanmaya çalışıyor. İlahi söylüyor ama ilahisini kullanmaya çalışıyor. Orada çay dağıtıyor ama onu kullanmaya çalışıyor. Orada hizmet ediyor ama onu kullanmaya çalışıyor. Orada bulunuyor ama onu kullanmaya çalışıyor. Buna fırsat vermeyin. Buna fırsat vermeyin. Bunu kesin kes yakaladığınızda, gördüğünüzde, emin olduğunuzda, elinizde deliniz varsa buna fırsat vermeyin.
Bu dergahı da, cemaatı da, insanları da bozan. Birisi orada hizmet etmekten dolayı tahakküm altın alıyor insanları. Yok. Buna müsaade etmeyin. Bunlar insanları bozan şeyler. Birisi orada hasbel kadar her hem gibi hizmetin ucundan tutmuş, etrafı ahkam kesiyor. Yok hayır. Buna müsaade etmeyin. Bu yanlış. Ben hep dergahı Allâh’ın dergahı olarak görmüşüm. Burası Allâh’ın dergahı kardeşim. Burası Ahmet’in, Mehmet’in, Hüseyin’in değil. Hiç kimsenin değil burası. Burası bir şahsın malı değil, şahsın yeri de değil. Burası Allâh’ın yeri. Kim burada bir işinin ucundan tutmanı isterse, adam erken dairesinde ucundan tutar. Kim buradaki bir işinin ucundan tuttu diye kullanmaya çalışırsa böyle bir şey yapar.
4. Bölüm
Bunları söylüyorum, bunları yaşarırken biz. Adam birer dergahta çarpılır, bir şeyler yapar. Şimdi bekar olanların üzerlerine alınmasınlar, ölçü olarak söylüyorum. Hemen dergahdan evlatmaya çalışır. Kızı da erkeğide. Hemen oradan borç para toplamaya çalışır. Bunlar kalmadı şimdi bizim içimizde. Hemen oradan bir şeyler yapmaya çalışır. Oraya bir şeyler getirip satmaya çalışır. Oradan bir şeyler almaya çalışır. Oradaki o adamdan borç para alacak, orada kuva adamından mal alacak, orada kuva adamından mal satacak. Bunların hepsi de dergahı bulan şeyler. Hepsi de. Yok kardeş. O arşalanın gölgesinin altında gölge verecek olanlar birbirlerini Allâh için severler. Bunlar ne bir ticaret için, ne akrabalık için, ne aynı kavimden oldukları için, ne de bir menfaatleri için değildir.
Ya sırf Allâh için birbirlerini sevdiklerinden orada toplarınlar. Ve bunların ikinci özellikleri, toplandıklarında Allâh’ı zikretmeleri. Bu hadîs-i kudsî hiç unutmayacağız. Bu hadîs-i kudsî aklımızdan çıkmayacak hiç. Hiç çıkmayacak. Ve özellikle bunu kullanma yoluna gitmeyeceğiz. Dergahı, cemaatı, üstadı, şeyhi kullanmayacağız. Haberim yok. Adam telefon açıyor kız tarafına. Ben efendime söyledim geliyoruz seni almaya. Veya kız tarafının olan tarafını diyor. Efendimize söyledik biz ee hadi gelin alın kızımızı. Hiçbir şeyden haberim yok. Diyorum yok haberim yok. Ben diyorum 2005’den 2000’in azından beri kimsenin aldığını sattığını karışmıyorum. Beni ilgilendirmiyor diyorum. Kalıyor ortalığım. Yok. hepsi de derviş.
Kime iyi diyeceğim kime kötü diyeceğim. Kime eksik diyeceğim kime fazla diyeceğim. Bana da soruyorlar siz mi lisesiniz diyor. Karar size. Bunu açıkça beyan ediyorum. Çocuklarım da soruyorum. Onlara da diyor karar sizin. bir kimse kendisi çocuklarına söyler karar sizinden de başkasının çocuğuna ne karışacak? Başkasının evladına neden karışsın? Yok. Bu noktada kardeşliğimizi, dervişliğimizi, dinimizi, dinimizi, imanımızı, zikrimizi, fikrimizi, tekkemizi asla bak asla basamak yapmayacağız. Bizim için kulluğumuz var. Bizim için birinci derecede dinimiz. Biz benim hayatımı dizayn eden, benim hayatımı düzenleyen, benim birinci derecedeki benim hayatımı inşâAllah öyledir. Benim hayatımı oradan üzerinde çökülen benim hayatımda en önemli birinci sırayı teşrif eden şey dinimdir.
Bir başkasının nesidir bilemem. Benim hayatımın birinci sırasında din. Allâh benim için hayatımın birinci sırasında. Herkes der ki hayır bizim birinci sırası. Hepimizin de birinci sırasıdır. Kimsenin sırasını sormayacak noktada değilim. Allâh bizi affetsin. Hiçbir şey önüne geçmez. Tabii başkasının bilemem beni ilgilendirmez ama onu menfaate kullanmak. Onu basamak yapmak Allâh muhafaza eylesin çok kötü bir şey. O yüzden Kur’ân öğretenler alırlar beni ilgilendirmez. Namaz kılanlar, kıldıranlar, teravih kıldırıyor, namaz kıldırıyor. Aylık hocalar var böyle Ramazanlık hocalar var. Bizim onlarda da bayıldığında da var mı onlarda? normalde gider bir tarafa aylık imamlık yapar. Haydi o imamlık yaptıktan sonra oradan bir müjdet alın karşılık alın eyvallâh.
5. Bölüm
Söyleyecek bir sözüm yok benim. Camilerde imamlık yapanlar onlar devlet görevlisi. Onlar devletin memuru. Benim nazarımda maliyeti ile imamlık yapının arasında bir fark yok. Küçümsediğim için söylemiyorum ha. Küçümsemiyorum. Ama ücret alıyor mu karşılığını da alıyor. O memur. O memur. Ha şunu diyebilirim ben caminin bekçisiyim o yüzden cami bekçiliğinden ücret alıyorum. Hayır mesela. Keşke öyle yapaylarmış. Ya onlara imam diyeceklerinde cami bekçiliğinde deselermiş. Sen cami bekçisin kardeş. Bu camiyi tadilat edeceksin, tadilat edeceksin. Bunun hizmetçisisin. Namaz kıldırma memuru değilsin. Camini hizmetçisisin. Ha hasbet kadar olamazsın. Namaz kıldıracaksın. Namaz kıldıracaksın. Tamam gelsin o da namazını kılsın.
Cami hizmetçisi yapaylarmış. Ya daha uykun olacakmış. Hiç olmazsa adamlar kekmenini kurtarmış onlar. Öyle mi? O bak. Ha imam maaşı değil cami. Cami hizmetlisi ve sorumlusu. Eyvallâh. O zaman kurtardılarlar hiç olmaz ki yani. Örtülük olursa kurtulur. Allâh’a eylesin insan. İyiymiş bak. Ben kurumun zammı üzereyim buyurmaktadır. Hadîs-i kursuyum. Ama herkesin zannı farklı. Allâh tek olmasına rağmen herkesin bir Allâh’ı vardır diyebiliriz. Herkesin bir Allâh’a inancı vardır. Herkesin bir Allâh’ı vardır dersek, herkese farklı farklı Allâh’ı üretmiş olur. Allâh tek. Allâh tek. Ama o tek olan Allâh’a herkesin inancı farklı. Herkesin bakışı farklı. Herkesin inancı ve bakışı farklı olduğundan dolayı tek olan Allâh’a iman edenlerin farklı farklı Allâh’a inanç türleri ve şekilleri var.
Kurumun zammı üzereyim. Bunu anlatan en güzel hadîs-i kursu şu olsa gerek. Aklıma gelir. kul mizahına getirilir. Mizahına getirildikten sonra hesap kitabı görürüm. Cehennemlik olduğuna dair karar verirler. Zebaniler gelir. Onun cehenneme götüreceği zaman kul hesap yerine döner bakar diyor hadîs-i kursunda. Allâh, kurum dönüp bakışını bildi halde sonra. Ey melekelerim, kurum ne için döndü baktı? Melaikeler gelirler soran bak o kimseye. Sen ne için hesap yerine döndün baktın? Kul der ki diyor ben ne işlediysem işledim ama Rabbim beni affeder diye ümit ettim. Beni affedeceğini zannettim. Bunu beklerim. Melaikeler derler ki diyor ya Rabbi, kulum senin üzerinde beni affeder diye düşündüm der diyor.
Öyle zannettim. Cenâb-ı Hak hemen cevap verir. Onu cehennetime götürürüm. Ben kulumun zannı üzeriyim. Hadîs-i şerifte de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e getir der ki siz Allâh’a hüznü zannetmeyiniz. O zaman Allâh’ı affedici, muafiret edici, Allâh’ı bunaltıda rahmet edici, bereket verici, Allâh’ı kurtarıcı, Allâh’ı rehzat rızıklandırıcı, Allâh’ın kudret ve kuvveti elinde tutan RK’nin güç. Allâh’ın üzerine hüznü zann beslemek. Ya ben iflas beni iflas ettirir buradan Cenâb-ı Hak. Hüznü zann besliyor. Ben bu günahların affı olmaz. Hüznü zann besliyor. Ben hüznü zann yanarım. Hüznü zann besliyor. Ben buradan kurtaramam. Hüznü zann besliyor. Allâh’ın üzerine hüznü zann beslemek. Kim tövbe ederse Allâh tövbesini kabul eder.
6. Bölüm
Hüznü zann besler. Tövbe et. Tövbe et. Hüznü zann besler. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh onu zikreder. Sen hüznü zann besler. Allâh de. O seni zikredecek davet etmiş. Sen hüznü zann besler. Kim bana dua ederse ben onun duasına icabet ederim. Hüznü zann besle dua et. Kim Ramazan’ın bütün Ramazan’ı oruçlu geçirirse onun geçmiş günahlarını affederim. Hüznü zann besle. Ramazan’ın bütün oruçlu geçir. Bütün günahlarını affı hocanı düşün. Ve affı hocana inan. Hüznü zann besle. Kim bir gününü koruşturtarsa Allâh onun bir yıllık günahını affeder. Bir gününü korunca sık sık ısarın. Allâh bütün bir yıllık günahımı affedecek diye düşünür. Hüznü zann besle. Eğer biz günlük hayatımızın hüznü zannızın üzerinde kurdurularsak hayatı yaşanmaz hareketimiz.
Bu bizim hayatımızın bütün alınmazlığına kapsar. Biz işimizde, eşimizde, aşımızda, çocuklarımızda, etrafımızda, arkadaşlarımızda hep hüznü zannede bakarız. Oturur insanlar hüznü zann öğretler boyuna. Eşinin üzerinde hüznü zann öğret. Anne babasının üzerinde hüznü zann öğret. Kardeşlerinin üzerinde hüznü zann öğret. Derviş kardeşlerinin üzerinde hüznü zann öğret. Çavuşun, zakirin, nakibin, nikabanın, şeyhin, peygamberin, savulları ve selam hazretinin üzerinde hüznü zann öğretmeye başlar. Sonu gelmez. Hüznü zann ibadettir. Hüznü zann Allâh’a zikirdir. Allâh’ın zikirdir hüznü zann. Birisinin üzerinde hüznü zann beslemek, insanların üzerinde hüznü zann beslemek sizi en güzel ahlak öğretir. Hüznü zann besleyin.
Hüznü zann beslemek demek, hukuku çiğnemek demek değil. Hüznü zann beslemek demek, kendini muhafaza etmemek demek değil. Hüznü zann beslemek demek, birinin hukukunu korumamak demek değil. Hüznü zann beslemek, hukuku koruyarak da insanların üzerinde herhangi bir şey yapmamak. Sen işini ana kadar ayarlak, kırsızlığı önleyince her türlü önlemleri al, hüznü zann besle. De ki benim elemanlarım canlı. Ama sen kasayı kilitlemeyi unutma. Sen malını saymayı unutma. Sen depo’nu saymayı unutma. Ama depo’nun üzerinde hüznü zann besle. Sen eşinin üzerinde hüznü zann besle. Sen de ki benim eşim yatağımı çiğnetmez. Sen de ki benim eşim benden hafızsız bir yere gitmez. Ve eşin senden hafızsız bir yere gitmesin.
Sen yine hüznü zann besle. O diyorsa ben annenlere gideceğim, hüznü zann besle, annesine gideceğim. Şüpheye düşme. Onu araştırma, onun arkasından kavuşturma, onun arkasından araya inebileceğini düşünme. Hüznü zann besle. Ama sen senden izinsiz evden dışarı çıkılmayacağını söyle. Ben bakkala dahi gidiyorsa, müsaitse, mümkünse ve haberleşmesi var ise, bakkala gideceğini sana söyleseyim. Bu Allâh’ın emrini. Ya ben hüznü zann besliyorum, güveniyorum, istediği yere gidebilirim. Hayır gidemez kardeşim. Sen Allâh ve Resûlullâh’ı iyi mi biliyorsun? Sen hukuku uygula. De ki hukuk bu, benden izinsiz kapıdan dışarı çıkmayacaksın. Çocuklarına da de benden izinsiz kapıdan dışarı çıkmayacaksın. Ondan sonra hüznü zann besle.
7. Bölüm
Hukuku muhafaza et. Bu hüznü zannı bütün hayatınızın üzerine kurgulayın. Ama asla hukuku açmayın. O zaman Allâh kulunun zannı üzerinde. Sen Allâh’ı sadece kazap edince, cezamandırınca affetmeyince, katıl cürekli bir kimseyi olarak, veya bir Allâh olarak görürsen, o hüznü zannı üzerinde öyle yapacak. Zammı üzerinde. Yok, o rahul, rahul rahimdir. O günahçarları affeder. O tövbe eder, tövbe eder, kabul eder. O zaman onun üzerinde biz devamlı hüznü zann besleyelim. İnşa’Allâh. Babam namaza, türbana, sohbetlere karşı, anneme, bana, kardeşlerime karşı merhametsiz, sizden Allâh rızası için dua istiyoruz. Artık bu son günlerde daha da dayanılmaz hâri geldi. Evde kurtulduk, doğuştuk, çok mutluyduk. Dua edin inşa’Allâh.
Dua edin kardeşlerim, hep beraber dua edin. Ümmet-i Muhammed’e dua edin. Ümmet-i Muhammed’in kurtuluşu için dua edin. Gerçekten insanlar bir acayip karayip olduk. insanlar eşleri, çocukları namaz kılsın, oruç kılsın, örtülsün, ibadet etsin diye bakarken, ne yazık ki kalbi merhametsiz olanlar, bu noktada kalbi harekete gelmeyenler, çoluğuna, çocuğuna zulmediyorlar, Allâh bizi muhafaza eylesin. Tüm deyi muhafaza eylesin inşa’Allâh. Hazar Birliği Gelinbolu Mevlanesinde iftiharımız vardı. Diyebilen tüm kardeşlerimizi davet ediyoruz. Yanılmamışız mı? Harika. Şu ömreciler gittiler ya, bir de ömreye de gidecek olanlar var ya şimdi, inşa’Allâh onlara bir ders olsun. Güzel güzel, müjde. Emni Abbas rivayeti, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu, Kim Ramazan ayına Mekke’de yetişir de, oruç tutar ve kolayına geldiği şekilde taravih namazını kılarsa, Allâh ona o Ramazan’ın dışında 100.000 Ramazan ayı sevabını yapar.
Ve her günü için bir köle azat etmiş kadar Sevapiyada, her gecesi içinde bir köle azat etmiş kadar Sevapiyada, her gün Alman yolunda bir at yüküğü miktarını tasadık etmiş kadar sevap olur, her gün sevap ve her gece sevap. Okuyayım mı tekrar? Kim Ramazan ayına Mekke’de yetişir de, oruç tutar ve kolayına geldiği şekilde taravih namazını kılarsa, Allâh ona o Ramazan’ın dışında 100.000 Ramazan ayı sevabını yazar. Ve her günü için bir köle azat etmiş kadar sevap yazar. adam Ramazan’ı bir gün dahi getirse Ramazan’da 100.000 Ramazan sevabı olacak. Ayrıca bir gün için bir züphor da kaldı, o gün için bir köle azat etmiş gibi sevap yazacak. Devam ediyorum. Her gecesi içinde bir köle azat etmiş kadar sevap yazar.
Gündüzüne ayrı, gecesine ayrı. Her gün Allâh yolunda bir at yüküğü miktarını tasadık etmiş kadar sevap olur, her gün sevap ve her gece sevap olsun. Ramazan’da kim? Mekke’ye de geçirirse. Ümmetime Ramazan ayında beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki, hiçbir peygambere verilmemiştir. Bir, Ramazan ayının ilk gece sonunda Allâh ümmetime rahmet bakışıyla bakar. Allâh her kime rahmet bakışıyla bakarsa ona ebedi azap etmez. İki, akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allâh kadından biç kokusundan daha güzeldi. Üç, melekler her gün ve gece onlara istiğfar ederler. Boluştanmalarını dilerler. Dört, Allâh Azze ve Celle cennetine emredip kullarım için hazırlanıp süsler. Onların dünya meşakatlarından kurtulup benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı buyurur.
8. Bölüm
Beş, gecenin sonu olunca Allâh hepsini bağışlar. Orada bulunanlardan birisi o gece Kadir gecesi midir deyince hayır, çalışanları görmem olsun. Onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tav olarak öderler buyurur. bu, gecenin sonunda o kimse ne olmuş oluyor bağışlanmış oluyor. Allâh sizi onlardan eylesin. Cebrail aleyhisselâm bana geldi ve Ramazan’a yetişip de oruç tutmayarak bağışlanmayan ilahi rahmetinden uzak olsun dedi. Ben de amin derim. Bir hadîs-i şerif var ya, onun kısaltılmışı bir mizbele bir adım atıyor amin diyor, ikincisini atıyor amin diyor, üçüncüsünü atıyor amin diyor. Asaf diyor ki Ya Resulallah hiç böyle bir şey yapmazdınız ne oldu ki? Cebrail aleyhisselâm geldi diyor.
Her kimin anne ve babası kendi yanında ihtiyarlarda cenneti kazanmazsa ona lanet olsun diyor. Cebrail aleyhisselâm, anne babalarınıza öptay demeyin. Öptay demeyin. Onlara bakın. Onlara bakın. Gençler annelerinizin babalarınızın kıymetini bilin. Olur ki evlendiğiniz, eşiniz, annenizi, babanızı istemeye bilin. Sakın ha! Eşlerinizin sözüne işine, aşına bakarak da anne ve babanızı terk etmeyin. Erkek evlatlar, babaya itaat, Allâh’a itaatta sonra gelir. Kız evlatlar. Evleninceye kadar babaya itaat, Allâh’a itaatta sonra gelir. Çocuklar babalarına itaat etmek zorundadır. Sakın ha! Kur’ân ve sünnet dairesinde, imamların iştahı dairesinde evlenmemiş kız çocukları ve evlensin evlenmesin erkek çocuklar babalarına itaat edecekler.
Anneye merhamet, şefkat ve bakım gerekir. Kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Annene. Kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Annene. Kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Annene. Kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Annene. Dördüncüsünde kime iyilik yapayım Ya Resulallah? Babana. Başka bir adı içeridir. Allâh’tan sonra itaat edilecek her bir babanız. Bakın babaya itaat, itaat babaya. İyilik, anneye, şefkat, merhamet, rahmet bakalım. O zaman asla anne ve babaya üf demek yok. Üf demek yok. Anneler, babalar, damat seçerken damatlara bakın. Eğer anne ve babasını beğenmiyorsa, anne ve babasını terik görüyorsa, anne ve babasına itaati değilse, babasına itaati değilse, merhametli değilse anne babaya asla kızlarımızı vermeyin.
Babasına itaat etmeyen, babasını terik gören, babasını eksik gören, babasını yanlış gören, babasını redden bir adam kızınıza zulmeler. Büyüğünü tanımayan bir kimse hiç kimseyi tanımaz. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri büyüklerine saygısız davrananı bizden değdiririz. Kesinlikle. Eğer kız çocukları annelerine karşı nam yetiştiriyorsa, annelerine karşı takat ediyorsa, annelerine alaşağı etmeye çalışıyor olasın, dinlemiyorlarsa o kızları gelin olarak almayın kendinize. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin siz dindar olanın seçilinden kastur Allâh alem muvaffak olmalı. Çünkü annesine laf yetiştiren, annesini takat eden, annesini inciten bir kız, haydi haydi babasını da incitir, herkesi incitir, kocasını da incitir, herkesi incitir.
9. Bölüm
Herkesi incitir. Annesinin dili uzayan bir kızın, kocasına haydi haydi dili uzar. Babasına dili uzayan bir kızın ise Allâh’a bile dili uzar. Onun dili Allâh’a bile uzar. O yüzden Hz. Cebrail aleyhisselâm dedi ki, lanet olsun, anne ve babası yanında ihtiyarlarken cenneti kazanma. Âmîn dedi Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri. O yüzden anne baba, bakın bu enteresan bir şey. Üçüncüsünü de söyleyeyim. Üçüncüsünü de söyleyeyim. Kim diyor ya Resûlullâh senin adın anılırsa, orada sana salâsı seven birisi getirmezse ona da lanet olsun, ona da amin derim. Bakın üç tane büyük bir, büyük bir menfez yol açıldı. Üçü de birbirine içecek. Kim Ramazan geldi orucunu tutmaz da affolmaz ona lanet olsun.
Oruç, oruç. Cenâb-ı Hakk’ın sevabı bana ait dedi. Her şeyin bire yedi yüze, bire ona, bire yüz, bire yedi yüz yazıldığı bir şeyde orucun karşılığı yazılmamış. Cenâb-ı Hak diyor ki o bana ait. Kim Ramazan’a girirse affolmazsa ona lanet olsun. Neden? Allâh seni affetmek için bir sebep koydu ortaya. Allâh seni affedecek. Allâh seni mağfiret edecek. Allâh seni kurtaracak. Allâh seni kendine dost edecek. Bir adım at, orucu koydu. O seni sevdi, sana oruç koydu. Sen de onun sevdiğini göster. Sen de onun sevdiğini göster. Kanayeti kelime var ya, ne diyor? Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı sever. Allâh seni sevdi, önüne oruç koydu. Dedi ki ey kulum, eğer orucunu tutarsan senin geçmiş günahlarını affedeceğim.
Kendime dost edeceğim. Sen onun sevdiğine dair önüne bir şey koy. Allâh’ı seviyorsan orucunu tut. Nefsine bahane arama. Nefsine çıkış yolu arama. Hastalık hariç, yolculuk hariç, emzikli kadınlar hariç, hamiller kadınlar hariç. Bunları bir şey demiyoruz. Zaten Hadîs’te onları beyan etmiş. Ama öbür türlü, zipkin gibi adam. Çık, Uludağ’da bir kese altın var desem, beni on sefer geçecek yolda. Ha oruç tutunca, tutamıyor musun? Geç, Allâh’ı sevdiğini söylem ama. İç içe geçmiş bakın uçmakta. İkincisi ne? Anne baba. Bakın oruç, nefsi terbiye ediyor. İçi terbiye ediyor insanın içini. Oruç insanı muhafaza ediyor, koruyor. Nefis terbiyesi, kim oruçunu tutmazsa, orada nefis terbiyesi var. Allâh’la kulluk var.
Anne baba aileyi koruyor. Aileyi koru. Aileyi muhafaza et. Aileyi tut. Anne babana üfleme. Üçüncüsü, salatu selam. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam etmek demek, onun adanındığında sadece salatu selamı anlamayın bundan. O peygambere itaat etmek, o peygamberin arkasından gitmek, o peygamberin hidayetiyle hidayetlenmek olarak algılayın. Sadece salatu selam olarak algılarsak, eyvallâh büyük bir tevafı, büyük bir ibadet, bu noktada bir sıkıntı yok. Ama sadece onu dar dairede, Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin adanındığında, sadece ama salatu selamı getirmek olarak algılarsak, Allâh var ya, biraz böyle darbet kısabı düşünmüş olurdu. Onu genişletelim, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olarak algılayalım.
Kıymetli de olsa, Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olalım, bunaksın sıkı yakışalım. Adam televizyona çıkmış, televizyonda koca profesör, din profesörü, televizyonda çıkmış, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerinin olmadığını söylüyor. Peygamber düşmanı, bunları uydurdular sonra da diyor, Allâh bizi muhafaza eylesin, bunları da görelim, uyanık olalım, uyanık olalım, sünneti seni etrafında toplanalım, sünneti seni etrafında toplanmış olan şeyh, cemaat, cemiyet, tozunum, kurum, kuruluş, bunları eleştirmeyelim. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini yerine getirmiş olan bir kimseyi eleştirmeyin. Laf söylemeyin.
Kim bir sünneti eleştirirse küfür ediyor o. Bakın lanet. Kim sallallâhu aleyhi ve sellem okur? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sever. Seven sünnetine onun laf söyler mi söylemez. O zaman sallallâhu aleyhi ve sellem getirmek, Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevmenin tecelli yeri. Sevmek, sünnetlerine bağlanmak. Allâh bu zaman harcını eylesin inşâAllah. Hakk’larımıza eyvah edelim. Üç eyla suf, Fatiha. Âmîn. Aleyhi ve sellem. İmam-ı Muhammed, İmam-ı Eşya, İmam-ı Atör, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, İmam-ı İmami Hazretleri, Nullarına biriniz, biriniz, Seyyid-i Azmi Kadir, Seyyid-i Ahmet Ali, Rıfai, Seyyid-i Ahmet Ali, Seyyid-i Muhammed, Şeyh Avni Aslan, Şâh-ı Nakşibend, Muhammed Bahadir, Şah-ı Mevla ve Celaleti Nurumi, Hacı Bektay Söğütü, Hacı Bayram ve Essel, Karalı Muhammed Duda, Halvet-i Cehveti, Uşak Hesu, Bülhasım ve Mehmet-i Köfreveldi, Şeyh Muhyiddin Arabi, Muhammed Ühtal Hazretlerine ve Mehtal Hadesi’nin de ruhlarına ve ruhaniyetten eğlendik.
Duası ve sarar eyle ya Rabbi. Bir şey efendilerimizin ruhlarına, bütün velilerimizin şiddetine, evliyalarına, aşikam, sadıkam, mühbar, ey imanınızlarına, bütün derviş ve dervişe kardeşlerimizin ruhaniyetlerine, cerddin, ceddan tanıdıklarına, Lâ ilâhe illâllah Muhammedun Resûlullâh. Muhammedin Resûlullâh. Muhammedin Resûlullâh. Cerddin, ceddan tanıdıklarına, hediye edip vasıf ve sadar eyle ya Rabbi. Âmîn. Estağfirullâh. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Âmîn. Âmîn.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
Ek kaynaklar:
- Kur’an-i Kerim: Yasin 36/21; Suara 26/109, 127, 145, 164, 180: dini tebliğde ücret istememe ilkesi.
- Kur’an-i Kerim: Hucurat 49/12: su-i zan, tecessüs ve gıybetten sakınma; hüsn-i zan zemini.
- Kur’an-i Kerim: Bakara 2/183-185: Ramazan orucu, takva ve Kur’an ayı vurgusu.
- Kur’an-i Kerim: Isra 17/23-24; Lokman 31/14-15: anne-baba hakkı ve güzel muamele.
- Buhari, Savm; Muslim, Siyam: Ramazan’ın fazileti, oruç ibadeti ve bağışlanma hadisleri.
- Buhari, Edeb; Muslim, Birr: anne-babaya iyilik, sıla-i rahim ve aile sorumluluğu rivayetleri.
- Buhari, Icare; Muslim, Imare: ücret, kamu görevi, emanet ve dini hizmette niyet bahisleri.
- Nevevi, Riyazu’s-Salihin, Anne-Babaya İyilik, Hüsn-i Zan, Oruç ve İhlas bölümleri.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, Oruç, Ana-baba hakkı ve Din hizmetleri/ücret başlıkları.
- Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, İhlas, Kazanç Adabı, Anne-Baba Hakkı ve Oruç Sırları bahisleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halvet, İstiğfâr, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı