1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak Taha Suresi âyet 42’de Hz. Musa aleyhisselâm’a itf ona hitap ederekten diyor ki sen ve kardeşin Firavun’a gönderiyor. Ayetlerimle git. Beni zikretmekte gevşeklik etmeyin. Taha âyet 42. Malum Musa aleyhisselâm’a peygamberlik verilince kardeşi Harun da ona yardımcıydı. Ve Cenâb-ı Hak Musa’ya Firavun’un huzuruna gitmesini ve Firavun’a kendisinin ilah olmadığını, ilahın bir tek Allâh olduğunu, kendisinin de onun resulü olduğunu ve ona bir kitap indirildiğini ve Firavun’a iman etmesi için bu noktada tebliğe gitti. Ve Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimeden sonra gelen âyet-i kerime dedi diyor ki sen ona yumuşak yumuşak anlat.
Yumuşak yumuşak anlat. Ama buradaki en önemli şey zikretmekten gevşeklik etmeyin. Demek ki zikretmekten gevşeklik ederse bir kimse gücünü kaybeder. İmanını kaybeder. Yeyse düşer. Korkuya düşer. Hataya düşer. Yanlışlığa düşer. Eksikliğe düşer. Problemlerin karşısında tabiri caizse gönlü titrer. Bacakları titrer. Gözü titrer. O bakışı keskinleşmez onun. Görüşü keskinleşmez. Feraset sahibi olamaz o kimse. Bu noktada zikrullah ona manevi bir kuvvet verir. Ama zikrullah da gevşeklik yapanların o manevi kuvvetleri kalmaz. Heva hevese dalar. Yanlışlığa dalar. Eksikliğe dalar. Zikretmekte gevşeklik yapanlar dünyaya dalarlar. Bu gece ikinci âyet-i kerime de zaten bununla alakalı. E, iman edenler, inananlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. o gevşeklik sizi dünyaya tevessül ettirir.
O gevşeklik sizi gölgeye tevessül ettirir. O gevşeklik sizi geriye doğru götürür. Siz birer Kur’ân ve Sünnet savaşçısı olamazsınız. Siz birer hakikat yolcusu olamazsınız o zaman. Zikrullah’tan gevşeyenler ne yazık ki nefsine uyarlar. Zikrullah’tan gevşeyenler bu noktada şeytana uyarlar. Çünkü daha önceki haftalarda işlediğimiz gibi zikrullahı terk ederse onun kalbine şeytan oturur. Onun kalbine şeytan oturursa ona şaşı göstermeye başlar. Onun kalbine şeytan oturursa doğruyu eğri görmeye başlar. Eğriyi doğru görmeye başlar. Onun kalbine şeytan oturursa doğruyu yanlış görmeye başlar. Yanlışı doğru görmeye başlar. Ve o kimse zikrullah’tan gevşedikçe hakikat yolundan sapmaya başlar. Zikrullah’tan gevşedikçe artık en büyük firavun olan nefsine söz geçiremez hale gelir.
Zikrullah’tan gevşedikçe en büyük firavun olan nefsi onu zapturapt altına alır. Nefsine hakikati haykıramaz. Birisi ona hakikati söylese zikrullah’tan gevşediği için o hakikat ona acı gelir. Ona diken gibi batar. O hakikatten uzaklaşmaya çalışır. Zikrullah’tan gevşeyenler, zikrullah halakasından gevşeyenler dedikodiye düşerler, gıybete düşerler, lafa düşerler, kale düşerler. Zikrullah’tan gevşeyenler kendilerince de bir de kendini kıymetli görürler gene. Nefis onlara kıymetli gösterir kendilerini. O ne haller yaşamıştır, o ne rüyalar görmüştür, o ne dervişlik yapmıştır, o nice Kur’ân-ı Kerim okuyordur, onun bilgisi gibi yoktur, onun fıkıhı gibi yoktur, onun sohbeti gibi yoktur, onun gibi kimse yoktur.
2. Bölüm
Küçük dağlar değil, büyük dağlar dahi onun için yaratılmıştır. Zikrullah’tan gevşedi mi bir kimse, gözü onun hak ve hakikati görmez olur. Artık nefsinin pençesinde, şeytanın pençesindedir o. Nefsi ona tatlı gösterir, birisi onu rüyasında görür. Harikadır, onu rüyasında görenler vardır. Birisi onu halinde görür, harikadır, onu halinde görenler vardır. Birisi ona aşık olur, harikadır artık o. O her şeyiyle tamamlanmıştır ama gerçek tehlikeyi görmez. O yüzden insanı marifetullah noktasında ulaşıncaya kadar nefis hep aldatır insanı. Marifetullah’a ulaşsa dahi aldatmaya çalışır. Marifetullah’a gelmiş olsa dahi, ona deseler ki marifetullah’tasın, o yine aldanmaya adaydır. Sebep, nefis onu hep aldatır.
O yüzden zikrullah’tan gevşemek yok. Günlük girdinizden gevşemek yok. Haftalık girdinizden, derslerinizden gevşemek yok. Kendi kendinizi bir şey gördüğünüz anda gevşersiniz, gevşemek yok. Aciziyete devam. Ve mallarınız, eşleriniz, çocuklarınız, etrafınızdaki insanlar, arkadaşlarınız, dostlarınız, kardeşleriniz hem de derviş kardeşleriniz. Sizi zikrullah’tan alıkoyan her ne var ise bilin ki nefsin ve şeytanın size bir oyunudur. Sizi zikrullah alakasından ne uzaklaştırıyorsa hiç önemli değil bu. Bunun ne olduğu önemli değil. Bunun ne olduğu önemli değil. Bil ki aldandın. Çünkü zikrullah’tan daha faziletli, daha kıymetli bir ibadet yok. Zikrullah’tan daha büyük bir iş yok. Ankabut’ta ne diyordu Cenâb-ı Hak?
Allâh’ı zikir en büyük iştir. Bu en büyük işi yaparken en büyük imtihanı yaşayacaksın. Ve senin önüne engel çıkacak hep. Senin önüne set çıkacak hep. Hep seni buradan uzaklaştırmak için gayret içinde olanları göreceksin. Bu tekrar söyleyeceğim, bu ne ve kim olursa olsun seni o en büyük işten uzaklaştırmak isteyenler, uzaklaştırmak isteyen unsurlar hiç senin peşini bırakmayacak. Ve sen malların, çocukların, eşin, heva hevesin, her şeyin seni zikrullah’tan uzaklaştıracak. Allâh muhafaza eylesin. Diyecek ki eşin iki de birde derse mi gidiyorsun? Kadınlar erkeklere, erkekler kadınlara söyleyecek. Kadınlar derse giderken eşleri diyecekler ki, amma da çok zikrullah’a gidiyorsunuz. Siz oraya derse gitmiyorsunuz, deli kodiye gidiyorsunuz.
Siz oraya gıybete gidiyorsunuz canım, derse gittiniz yok. Kadınlar da kocalarına söyleyecekler. Diyecekler ki gitme, biraz da bize zaman ayır. Çoluğuna, çocuğuna zaman ayır. Bu bizim de hakkımız değil mi? Otur şurada dizimizin dibinde. Televizyonu açalım, sinemayı açalım, diziler açalım. Biraz da fındık fıstık koyalım, çayı kahveye de demleyelim. Oturalım, salak salak diziyi izleyelim. Herkesin bir dizisi olsun. Birkaç tane de salonda televizyon koyalım. Adamın dizisi ayrı, erkeğin kadın dizisi ayrı, kadının dizisi ayrı, çocuğun dizisi ayrı. Ya da alalım bilgisayarları veya herkesin elinde şimdi bir cep telefonu var. Ne yapacaksın zikrullah’a gidip de? Ya gel karı koca gidelim, yok hayır olmaz.
3. Bölüm
Erkekler için de geçerli. Hanım yürü, derse gidelim, yok. Veya hatta kadın diyor adama, hadi derse gidelim, yok. Ya, e var ona tatlı gelen şeyler. Var ona hoş gelen şeyler. Öyle olunca zikrullah ikinci plana düştü. Zikrullah üçüncü plana düştü. Allâh’ın zikir birinci öncelik olmaktan çıktı. Allâh’a sırtını döndün sen. Allâh’a sırtını döndün, Allâh’ın sana yüz dönmesini istiyorsun. Sırtı dönük dua ediyorsun. Sırtı dönük birisinden bir şey isteyebilir misiniz? Birisi sırtını dönse size, sizi ne hiç konuşmasa, sizi ne hiç sohbet etmese, sizi ne hiç merhabalaşmasa, sizinle yüzleşmese, sizden bir şey istese ne kadar bakardınız? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri cemalleşirdi. Cemalleşmek, birisi size hitap ettiğinde vücudunu cemalleştirdi.
Vücudunuzla beraber yüzünüzü ona döndürmek. Cemalleşmek. Sünnet-i Resûlullâh. Böyle yandan cevap vermek yok birisine. Veya birisi arkada birisi bir şey sordu. Böyle kafanı arkadan, böyle ona arkadan cevap vermek yok. Birisi sana seslendi. Yüzünü ve vücudunu döndüreceksin, cemalleşsen. E sen Allâh’la cemalleşmiyorsun. Yüzün ona yönelik değil. Sırtını dönmüşsün, Ya Rabbi diyorsun. Hatta Ya Rabbi de demiyorsun. Unutmuşsun. Unutmuşsun. Terk etmişsin, vefasızlardan olmuşsun. Allâh muhafaza eylesin. Onun tahtına bir başka şeyi oturtmuşsun. Onun tahtına oturttuğu şey aslında onun yarattığı bir şey. Yine onun yarattığı bir şey. Ama onun tahtına onu oturtmuşsun. Onu da oturtmaya kalkıyorsun. Bu ne kadar doğruysa..Allâh’ı zikretmekten, gevşeklik göstermek de o kadar doğru.
Allâh’ı zikirde gevşeklik yapmak yok. O zaman önüne gelen bela, sıkıntı, müsibet, önüne bir hastalık gelecek. Ve gelir de, geri dönersen şükret. Neden? Şefkat dökadığını anladın. Merhameti anladın. Başına bir şey geldi de geri döndün. Cenab-ı Hakk’ın sevgili kulunmuşsun gene sen. Bunu nimet bil. Ya geri dönmezsen ne olacaktı? Ya ayağın kaydığıca yürüdün gittin, o zaman ne olacaktı? Allâh muhafaza eylesin. O yüzden zikrullah da gevşemek yok. Cenâb-ı Hak, Peygamberine, Musa aleyhisselama..ve Harun aleyhisselama bunu söylüyorsa..zikrullahımdan gevşemeyin diyorsa..bakın Firavun’a gönderirken diyor ki..ona benim ayetlerimle gidin. Ayrıştırıyor. Ve diyor ki zikrullahımdan gevşemeyin. O zaman düşmanın karşısında zikre devam.
Müşriğin karşısında zikrullaha devam. Yanlışlıkların, eksikliklerin içerisinde olan kimseye zikrullaha devam. Birisine doğruyu anlatmak için kalbine korku geliyorsa zikrullaha devam. O korkunun sebebi zikrullahın eksikliğinden, gevşekliğinden..gevşekliğe düşersen korkuya düşeceksin. Gevşekliğe düşersen. Gevşekliğe düştüğün anda yanlışlığa düşeceksin. Gevşekliğe düştüğün anda eksikliğe düşeceksin. Gevşekliğe düştüğün anda yolunu şaşıracaksın, istikametini şaşıracaksın. Gevşekliğe düştüğün anda bütün hayatının istikameti değişecek. Gevşekliğe düştüğün an Allâh muhafaza eylesin. Bir hadisi şerif çok hoşuma gitti. Benim gerçek kulum..akranı bir düşmanla savaşırken dahi beni anan zikredendir. Cenâb-ı Hak hadisi kutsuz ediyor ki benim gerçek kulum..bir düşmanıyla karşılaştı.
4. Bölüm
Düşmanıyla karşılaştığında dahi beni zikretmekten geri kalmayacak. kendince şunu demeyecek. Ben bunu alt ederim ya. Allâh’ı zikret. Besmele’yi çek. Allâh’ı zikret. Zayıf dahi görsen kendince kendini kuvvetli görme. Karşıdakini zayıf gördün ya. Kendini kuvvetli gördün demektir. Yok hayır. Sen Allâh’ı kuvvetli gör. Kendini kuvvetli görme. Kendini acziyete koy. Allâh’a muhtaçlığa koy kendini. Her daim her şey Allâh’a muhtaç. Her daim sen de Allâh’a muhtaçsın. Bir karıncaya karşı dahi Allâh’a muhtaçsın. Bir sineğe dahi bir sineğe karşı dahi Allâh’a muhtaçsın. Nemrut’u bir sineğin helak ettiğini unutma. Sen küçücük bir sinek olarak görürsün. O sinek seni helak eder. O sinek seni halt eder. O sineğin kanadı seni yerden yere vurur.
Niceleri devrilmiştir sinek kanadından. Bir sineğin kanadı seni yerden yere vurur. Ve seyredenler şaşırır kalırlar, hayrette kalırlar. Bir sineğin kanadı koca adamı nasıl yerden yere vurur diye. Hayrete şayandır bunlar. Hayrete şayan. Beğenmediğin kimse seni yerden yere vurur. Beğenmediğin derviş senin dervişliğinin sonunu getirir. Yoldan geçerken beğenmediğin, selam vermediğin kimse senin manevi hayatının sonunu getirir. Senin manevi hayatının sonunu getirir. Sakın kendini yükseklerde görme. Sakın kendini bir şey zannetme. Niceleri yıkıldı. Niceleri yıkıldı. Nice zakirleri gördüm ben yıkılan. Nice nakibleri gördüm yıkılan ben. Nice nükabbaları gördüm yıkılan. Nicelerini gördüm. Tepeden uçmaya çalışanlar, kendilerini tepeden gösterenler, al aşağı oldular hep.
Al aşağı oldular. Haline güvenen al aşağı oldu. Makamına güvenen al aşağı oldu. Zakirline, çavuşturuna, nakibine, nükabbalığına güvenen al aşağı oldu. Halifeliğine güvenen al aşağı oldu. Parçasını göremedi kimse. Parçasını göremedi kimse. Parçasını göremedi kimse. Perişan oldu. Perişan oldu. Bir veliye yolları uğramaz oldu. Bir mürşidi kamile yolları uğramaz oldu. Bir zikrullah alakasına yolları uğramaz oldu. Zikrullah alakasına. Kimisi sakalını kesti doğradı. Sarığını, takkesini, cübbesini attı. Tarikat denilen şeyden alakası kesildi. Alakası kesildi. Çok hal dervişleriydi. Bir veliyi göremediler rüyalarında. Cenâb-ı Hak onlara bu alemi misalin kapısını kapattı. Duvarın arkasından haber veren bir mürşidi kamili göremedi.
Bir veliyi göremedi. Duvarın arkasından haber veren burnunun ucunu göremedi. Cenâb-ı Hak kapatıverdi misal aleminin kapısını. Neden? Aziz olan Allâh, mütekebbir olan Allâh, mütecelli olan Allâh, hallerin sahibi Allâh, makamın sahibi Allâh, gönüllerin sahibi Allâh. Sen dost doğru durmazsan kalbinin çevrildiği yerde bırakıverir Cenâb-ı Hak. Bu korkulla yaşa. Ya seni kalbinin döndürdüğü yerde bırakıverirsen? Sen orada kalırsan halin nice olur diye düşün. Kalbinin döndüğü yerde saplanır kalırsan ama bu mal, ama bu kadın, ama bu makam, ama bu hal orada kalırsan kalbinin döndüğü yerde saplantı bir şekilde kalıverirsen orada. Ve Cenâb-ı Hak sana lütfetmezse sen öylesine bir şey yapar, öylesine bir vefasızlık, öylesine bir hainlik yapar da Cenâb-ı Hak seni orada bırakıverirse, unutma, peygamber ne söyledi?
5. Bölüm
Peygamber ne söyledi? Seni o halde bırakıveririm diye. Peygamber ne söylediyse sakın ha, peygamberine ikaz ediyor. Zikrullahımdan gevşeklik yapmayın. İkazetteki dört büyük peygamberden ikincisi, dört kitap verilenin ikincisi Hz. Musa, kelimullah, kelimullah. Ona diyor zikrullahımdan gevşeklik etmeyin. Zikrullah’tan gevşeklik etmeyin. Zikrullah’tan gevşeklik edenin parçası bulunma. Allâh’ı zikirden geri dönme. Orada kalırsın orada. Orada kalırsın. Çünkü zikrullah alakası cennet alakası. Kim cennet alakasını terk ederse en büyük vefasızlık etmiştir. En büyük vefasızlıktır. Zikrullah alakasına nankörlük eden en büyük nankörlüğü yapmıştır. Allâh nankörleri sevmez. Allâh vefasızları sevmez. Allâh kendi lütfuna ikramına hainlik yapanları sevmez.
İsa Aleyhisselâm’ın havarilerine gökten sofraya indiriyordu. Gökten sofraya iniyordu. Cennetten sofraya iniyordu onlara. Ama onlar edebi aştılar. Edebi aşınca Cenâb-ı Hak sofrayı onlardan kaldırdı. Aynı Musa’nın kavmi gibi. Cenâb-ı Hak da onlara ne yapıyordu? Bıldırcın etiyle cennet helvası veriyordu. Onlar gidiyorlardı. Bir rivayette bir ağaçtan topluyorlardı ağacın dibinden. Ağaçtan alıyorlardı. Cenâb-ı Hak bir ağaçtan, ağacı vesile etmişti. Ağaçtan alıyorlardı. Sen şimdi aklına vuracaksın bunu. Ağaçtan helva çıkar mı diyeceksin? Çıkar. Sen aklına vuracaksın. Ağaçtan şimdi pişmiş buldırcın eti çıkar mı diyeceksin? Çıkar. Tepsiyle çıkar. Tepsiyle çıkıyordu. Karnı acıkan gidiyordu. Ağaçtan bir tepsi buldırcınla helvayı alıyordu yiyordu.
Necaset çıkmıyor üzerinden. Necis çıkmıyor. Abdest haziremine gerek yok. Habire yiyorsun. İstediğin kadar ye. Şişkinlik yapmıyorsun. Kabızlık yapmıyorsun. Hiçbir şey yapmıyorsun. Yiyip yiyebildiğin kadar. Yiyip yiyebildiğin kadar. O yüzden din bu noktada aklın üstündedir. Televizyonlara çıkıp söylüyorlar ya, İslam dini, akıl dini. Değil. İslam dini, aklı madara etme dini. Aklı madara ediyor. Bize öyle diyerekten, İslam dini, akıl dini diyerekten birisi çıkacak, aklına uymayan dindeki meseleleri açacak, bu akla uygun değil diyecek. Çıktı ya geçenlerde Mehmet Çelik profesör. Hadisleri akla göre yormamız lazım dedi. Akla uygun olmayan hadisler var dedi. Akla uygun olmayan hadisleri çıkaracaklar.
Ondan sonra buhar-i Müslüm hadislerini attı kenara. Ne kadar akıllı, ne kadar akıllı. Akılları ilah oldu Müslümanların. Müslümanların akılları ilah oldu. Ağaçtan bıldırcın çıkar mı çıkmaz, akla uygun değil, at kenara. E gökten sofra da inmez, akla uygun mu? O diyecek ki ben istiyorum, istiyorum gökten gelmiyor. Ona gelmedi ya, hiçbir kimseye gelmez, at kenara. Akla uygun değil. Musa Aleyhisselâm’ın bakarsan mucizesine akla uygun değil. Allâh’la konuşulur mu? Akla uygun değil. Bir rivayette ağacın arkasından konuştu diyor. Bir rivayette ateşimsi bir şey onun arkasından konuştu. Bir rivayette plutumsu bir şeyin içerisinde konuştu. Üçü de hak. Çünkü Cenab-ı Musa bir sefer çıkmadı Turisina’ya. Bir sefer görüşmedi.
6. Bölüm
Onun da böyle üç tane görüşme şekli şemali var. Üç sefer de görüşmemiştir. Ama bize aktarılan üç tane görüşme şekli var. Bir, bir ağacın etrafında, ağacın arkasından. İkincisi ateşimsi bir şeyin arkasından. Üçüncüsü, plutumsu şeyin içerisinde. İlmel yakîn, aynel yakîn, akkel yakîn. Öyle yorumlar. Zaten o zaman o plutumsu şeyin içerisindeyken kendinden geçti. Dedi ki, göremez miyim ben seni? Göremez miyim deyince, seni görmek istiyorum deyince dayanamazsın dedi. Şu ağaca, şu dağa bak. Dağa bakınca hepsi beraber bayıldılar, attılar kendilerini zaten. Akıl bunu kabul etmiyor mu? Evet. Akıl kabul etmiyor zaten. Akıl kabul etse bütün akıllar imanın kıymeti kalmayacak. İman, aklın kabul etmediği şeyler.
Görmediğin Allâh’a iman ediyorsun. Akıl kabul eder mi bunu? O kocaman profesör de çıkmış. Akla uygun olmayan hadisler var diyor. Bunların atılması lazım. Adama diyeceksin, Allâh görünmüyor. Akla uygun mu? Görmediğin Allâh’a zahat olarak bilmiyoruz ne olduğunu. Ona iman ediyoruz. Akla uygun değil. Melekleri görmüyoruz, akıl. Melek gördüğüne, duyduğuna, dokunduğuna inanıyor akıl. Ee, melekleri görmedik ama biz. Görmedik melekleri. Akıl kabul etmiyor. Bazı profesörler de böyle kabul etmiyor. Akıl kabul etmeyince atacaklar. Akıl kabul etmediği ayetleri de atacaklar yarın ömür gün. Akıl kabul etmediği hadisleri de atacaklar. Bakacaklar, hadisleri ayıkladılar, ayıkladılar. Akla uygun değil. Diyecekler ki ya, âyetler de var akla uygun değil.
Ne var? Ya, ooo bir sürü şey var. Aklın üstünde. Demeyecek, ya bu dinin ilahiliğine işarettir. Bu dinin sağlamlığına işarettir. Bu dinin Allâh katından indirildiğine işarettir, şahittir. Aklın üzerinde bir şey. Bunu böyle görmüyor. Dini akla uyduracak. Aklı dine uydurmayacak. Dikkat edin oynanan oyunları. Dini akla uyduracak. Aklı dine uydurmayacak. Aklı dine uydurmak zor çünkü. Ama dini akla uydurmak kolay. Nasıl yaşıyorsanız. inandığınız gibi yaşamıyor ya, insan yaşadığı gibi inanıyor. İnandığı gibi yaşayamıyor, yaşadığı gibi inanıyor. Bunun gibi. Onu kabul ediyor, bunu da kabul ediyor. Onun için o ne yapacak? O kendince akli ölçülerine bakacak. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler.
Zikrullah’tan gevşemek yok. Bilin ki zikrullah’tan gevşerseniz pusulanız şaşacak. Zikrullah’tan gevşerseniz istikametiniz bozulacak. Zikrullah’tan gevşerseniz çok ağır ama bilin ki burnunuz boktan kurtulmayacak. Ondan sonra diyeceksin, bu ne amma benim burnumun ucunda duruyor? E burnun ucunda duracak senin. Neden? Sen zikrullah’tan gevşedin çünkü. Günlük verdiğini bıraktın, derslerini bıraktın, cemaatını bıraktın. Yolunu bıraktın. E senin başına gelecek olan var mı hakikaten? Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Kuttu doğumlar. Allâh tüm kardeşlerden razı olsun. Emeği geçen, katılımda bulunan, koşuşturan, gönlüyle, kalbiyle, eliyle, ayağıyla, vücuduyla, her şeyiyle bizimle beraber koşuşturan kardeşlerden Allâh razı olsun.
7. Bölüm
Cenâb-ı Hak inşâAllah. Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Cenâb-ı Hak inşâAllah yeni hizmetlere, yeni koşuşturmalara inşâAllah fırsat versin. Bu konuda bütün kardeşleri istihdam etsin inşâAllah. Bu konuda kardeşler bıkmadan, usarmadan, gevşemeden çünkü an gelir insan bıkar. Bu birinci âyet-i kerimede de böyle bir ibare vardır zaten. Biraz böyle bıkkınlık, bezginlik gösterir. Zikrullah yapmaktan insan bir müddet sonra. Yolda da bezer insan bir müddet sonra. Şimdi herkes bir çile bekler. Yirmi gün geçecek, yirmi günde ustat olacak, çıkacak. Kapatacaksın o kimseyi bir odaya. Kırk gün orada geçecek, kırk gün sonra çıkacak böyle tülüdeveler gibi.
Bütün âlemi o elinin altına aldı. Öyle zannederler tasavvufu. Bakın öyle zannederler. Öyle değildir. Böyle kendini bir yerlere kapatıp ibadet edenler yalnız kaldıkları, yalnız ibadet edenler, dışarı çıktıklarında kendilerini bir şey zannederler. Temelli perişan olurlar. İşin bir de bu tarafı vardır. Veyahut da bir iş yapan, bir hizmette bulunan kendince o yaptığını görür. Görünce yıkılır. Muhteşem bir program yapmışsınızdır. Harika. Döner bakarsınız. Ne program yaptık ya? Yıkıldınız anlarsın. Ne sema ettin ya. Döner bakarsın. Muhteşem bir sema ettin. Yıkıldın anlarsın. Ne güzel sohbet ettin ya. Harika sohbet ettin. Harika. Yıkıldın anlarsın. Ne güzel sohbet ettin ya. Harika sohbet ettin. Dedin, yıkıldın anlarsın.
Yıkıldın anlarsın. Bir kimse yaptığıyla övünü olsa kendi içerisinde ve onu çok mükemmel görüyorsa yıkıldığı andır. Aman ha. Sakın ha. Ne kalabalık zikrullah topluluğu yaptın ya. Topladın herkesi. Senin gibi kimse toplayamadı. Yıkıldığın an. Ya ne kutlu doğum programları yaptık ya. Harikaydı. Bizden başka kimse de yapamazdı bunu zaten. Yıkıldığımız an bizim. Yıkıldığımız an. Bu yolun sonu yok. Soğumsuz bir yolun içindesiniz. Yapılınızı, pırtınızı toplayıp selamünaleyküm ben götüremeyeceğim. Hakkınızı helal edin diyeceksiniz. Diyebilecek olan varsa diyecek olan varsa ya da son nefese kadar bu yolda mücadele azmiyle koşuşturmaya devam edeceksiniz. Cenâb-ı Hak böyle istihdam etmiş bu yolu da. Habire koşuşturacaksın.
Sohbetten sohbette, zikrullah’tan zikrullah’a, programdan programa, şehirden şehire. Ve edebiyatı güzel ya. Her gün bir yere konmak ne güzel, her gün bir yerden göçmek ne güzel. Güzel. Şiir olarak söylerken, dinlerken de güzel. Hâl olarak yaşamak biraz sıkıntılı. Her gün bir yere kon, bir yerden göç bakalım. Her gün. Bu hem maddi hem manevi. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri? Gönü gönüne müsavi olan zarardadır. Zararda. O yüzden kıymetli kardeşler, çalışmaya, yola devam, koşuşturmaya devam, devam. Bu noktada asla ve asla zikrullah’tan koşuşturmaktan gevşemek yok. Gevşerseniz batarsınız. Gevşersek, batarız. Her noktada. Her noktada. Tekke’nin disiplininde, dergahın disiplininde, hizmetin disiplininde, arkadaşların disiplininde, etrafın disiplininde, gevşersek, batarız.
8. Bölüm
Zikrullah’tan kim gevşerse, batar. Topluluk gevşerse, topluluk batar. On kişinin, birisi gevşerse, on kişinin başındaki on kişi de gevşer, batar. On kişinin içinden, en sonundaki kimse gevşerse, batar hepsi de. Sûfî mantığıdır bu. Bu sûfî mantığı, askere sirayet eder. Askerde, takımın içinden bir tane asker gevşerse, takımı batırız. Takım komle zayiat verir. Bölüğün içerisinden bir tane asker gevşesin, bölük batar. Batar bölük. Bir kimsenin gevşemeye hakkı yoktur. Ben geri tepmesiz, top, yüz altılık top komutanıydım. Geri tepmesiz, tanksevar. Bizim başımızda asubay filan da yoktu. Zaten bilmiyordu hiç kimse. Yüz altılı belirli birisi. Asubay yoktu, zaten bilmiyordu hiç kimse. Yüz altılı benim gittiğim yerde, beni oranın komutanı yaptılar.
Asubay yok başımızda. Aslında başında bizim bir tane asubay olması lazım, takım komutanı. Yoktu asubay. Bu sefer beni takım komutanı yaptılar. Yüz altılığın başında ben takım komutanıyım. habire ben toplara bakım yaptırıyorum, yeni çavuşum ben böyle. Hemen bana bir tane de normalde gider gitmez takım komutan olunca bana çavuşluk rütbesini de taktılar. Askerler bilirler, askerlik yapanlar bir müddet onbaşılık yaptıktan sonra çavuşluk rütbesini verirler. Kaç ay, üç ay mı yaptırıyorlar? Üç ay. Ben gider gitmez çavuşluk rütbesini taktılar bana. Hemen dediler ki sen çavuşsun, takım komutanısın tamam, iyi. Ben aldım yüz altılık topları altı tane ondan sonra başlarında hepsinin de sorumluları var. Onları bir eğitimden geçirdim.
Temizlettirdim, toplattırdım. Şoförü var topun başında, elemanları var. Onlar askerlik yapanlar bilirler. Bir tane Urfalı var içinde. Benden kıdemli. Böyle döveceğim, ulan dövmeyeyim diyorum ben şimdi. Benden kıdemli ama benim yaşım büyük. Bunun gev şeklinden geldi bir tane aslı bay. Beni bir güzel dövdü. Böyle bir tane odun aldı. Böyle bir odun. Bana kim yaptığını söylüyor, ben de söylemiyorum kimin yaptığını. Sen demek İzmirlisin, çok delikanlısın ha dedi. Vuruyor bana boyuna. O zamana kadar bir babam öldüğünde ağladım. Bende ağlamak yok. Vuruyor şimdi of dememi bekliyor, ben de of demiyorum. Vurdu. O bana vururken ben Urfalı’ya bakıyorum. Urfalı kafasına eğdi tabii. Vurdu, yoruldu. Ben adamın anasını dedi, ben nasıl döndüğümü bilmiyorum.
Bir döndüm ben ona, bu birden bembeyaz oldu. Anasını dedi sadece. Bu tınk elinden sopaya attı bu ama bakıyor öyle ben dalacağım mı diye. Böyle baktım. İntikamım çok acımasız olacaktı yüzüme. Bu ama tık yok bıraktım gitti bütün görük de duydu benim bu sözümü. Urfalı geldi. Dedi ki böyle tepeden konuşacak çömezim dedik. Böyle baktım. Bir laf söyledim ona, çöktü. Bitti. Ben de ayağı yedim, benim takım on numara oldu. Takım bakıyor bana, ben bir şey konuşmuyorum hiç. Hiçbir şey konuşmuyorum. Bir tane asubay geldi bana. Dedi ki böyle söylemişsin, Allâh’a yemin ediyorum dedim. Vallaha da billaha da dedim, cümle alem şahit olsun intikamım çok acı olacak ondan dedim. Bölük asubayı çağırdı, şikayet et dedi, dedim etmem.
9. Bölüm
Ben İzmir’in bayındırılısıyım, bayındırımdan dedim. Bizde şikayet etmek yok dedi. Biz kendi hesabımızı kendimiz görürüz. Bölük asubayına, bölük komutanı çağırdı, yüzbaşı, kıdemli yüzbaşı, kurmay. Bana dedi ki, evladım şikayet et dedi. Bölük komutanına dedim ki, Vallaha da billaha da komutanım dedim. İntikamımı ben kendim alırım, bizim kitabımızda şikayet etmek yok. İntikamımı kendim alacağım dedi. Şeyi, asubayı benden uzaklaştırıyorlar şimdi. Ben ama yürüyemiyorum. Ben aynadan bir baktım, bu arkam kabamdan, bu ayağımın baldırılarına aşağısına kadar kapkara kan oturmuş vaziyette. Öyle kan oturuyor, bütün bölük biliyor benim kan oturduğunu. Yürüyemiyorum ben. En son da S3000 başısına gitmişler, söylemişler.
Çağırdı beni. Adamın adı Bora. Çok sert adam. Nasıl sert? Öyle diyorlar. Biz ilk defa karşılaştık. Ben böyle ayağımı vuramıyorum bile. topuk selamı yapacağım, vuramıyorum. Öylesine çürük. Kan toplandı, herkes kangren olacak diyor, korkuyor. Revire git diyorlar, ben revire de gitmiyorum. Tabii iş büyük. Bora binbaşı beni çağırdı. Dedim oğlum, sen ne yapmak istiyorsun? Biz namusumuzu korumaya geldik askerliğe. Biz öyle öğrendik. Ama o adam ananı bana dedi. Bu kadar. Bunun intikamını alacağım komutanım. Askerliğim bir sene değil, 100 bin sene de yansa intikamımı alacağım. Bu az subaya ceza verdiler. Hiç şeysiz bir şeyden ceza verdiler. Dediler ki hiç umurumda değil dedi. Teoman Koman bizim Tugay komutanı.
PKK’nın yeni başladığı zamanı. Teoman Koman’ın zamanında başlamıştır. PKK A’rı da başlamıştır. Bir ordiga çıktık biz. Ordigahı yeni görüyoruz. Alarm vurdu, çıktık. savaşta biz bilmem kaçıncı tabu bu arada beni haber merkezi de yaptılar. Haber merkezi amiri de oldum ben. Ben haber merkezi amiriyim, dış postayım aynı zamanda. Aynı zamanda geri tepmesisinde komutanıyım. Hem de haber merkezin komutanıyım. Altımda bir tane jip, bir tane şoför, dayaktan sonra oluyor bunlar hep. Urfalı da gözüm ama hep. Urfalı’ya da dedim. Eğer dedim bir daha bir gevşeklik yaptığını hissedeyim dedim. Görmem şart değil. Hissedeyim sadece dedim. Bilmiş ol dedim. Ben dedim bu kadar bırakmam seni. Tabi bu arada benim altımda çaycı duruyor.
Çaycının cebinden para çalan varmış. Çaycı dedi ki bana ben şeyin ne o bölün mırmırı oldum. Dayaktan son oluyor bunlar. Bundan sonra dedim hiç kimse benim gözümün üstünde kaşı var demeyecek dedim. Birisi geldi bursalıydı o sonradan görüştük burada. Ondan sonra şeymiş o ne o orada eski psikopat diyorlar. Geldi bir şey diyecek oldu. Buna kaykıldım ben bunu bir aldım altıma bitti. Ardından ertesi gün birisi daha geldi onun arkadaşı onu da hallettim. Bitti bölükte bitti benim işim. Öyle asıl kelam bir kişi bakın. Bir kişi. Takımda bir kişi. Gevşeklik yaptı. Sonuçta o takım komple o cezayı çekebilirdi. Ben çektim cezayı. Bir kişi gevşeklik yaptı mı herkes cezayı çeker. Sen o bir kişinin gevşekliğine göz yumarsan takımı batırırsın.
10. Bölüm
Bir kişinin gevşekliğine göz yumarsan takımı batırırsın. Takımı batırmaya kimsenin hakkı yoktur. O zaman kimsenin gevşeklik yapmaya hakkı yoktur. Yoktur. Bir ya gevşek hayır yok kardeş ya. Gevşekliği zaman yok fırsat yok. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden kardeşler sakın ha bir iş yapıyorsak bir koşuşturmamız varsa gevşeklik yapmaya kimsenin hakkı yok. Gevşekmeye kimsenin hakkı yok. Kimsenin hakkı yok. Toplumların, cemaatlerin, tarikatların, ailelerin bozulması bir anlık gevşekliktendir. Kadın bir anlık gevşeklik yapar başka bir adama tebessüm eder batar aile. Erkek bir an gevşeklik yapar bir mahrem kadına gevşeklik yapar batar aile. Bata. Gevşeklik yapmaya kimsenin hakkı yok. Dervişlerden birisi bir gevşeklik yapar.
Dervişliği batırır. Hakkı yok. Zikir yaptıran, çavuşluk yapan kardeşlerden birisi gevşeklik yapar. Laf dergaha gelir başka bir yere değil. Gevşeklik yapmaya kimsenin hakkı yok. Allâh bizi muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden yeniden derlenip toparlanıp kendimizi hizaya çekip yeniden hizmetlere koşuşturmaya dört ölle disiplinle sarılıp yolumuza devam edeceğiz. Âmîn. Cenâb-ı Hak son nefesimize kadar kendi yolunda istihdane eylesin. Ey Rabbim. Ölüyü nasıl dirildiğini bana göster demiş. Rabbi ona yoksa inanmadın mı buyurmuş. İbrahim hayır inandım fakat kalbimi mutmain olması için görmek isterim dedi. Bunun üzerine Allâh-u Teala öyleyse dört tane kuş yakala. Onları kendine alıştırsın. Sonra onları kesip parçala.
Her dön başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır. Bak nasıl koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allâh azizdir hakimdir buyurdu. El-Bakara âyet 260. Neden ölümü kuşların bağlanmasıyla açıklıyor. Sonuçta imansızlardır ölüyor. Bu soru yerine yerleşmemiş. Hz. İbrahim aleyhisselamı bu ayeti kerimede ölüleri nasıl dirilteceğini peygamberine gösteriyor. Bunu peygamberine gösterirken bunu kuşlardan misal veriyor. Bu kuşlardan misal vermesi müteşabih bir mesele. Burada kuş da olmayabilir bunlar. O yüzden kalbine mutmainlik gelsin diye Hz. Allâh İbrahim aleyhisselama lütfediyor. Müslüman bir kimse at eti yiyebilir mi yiyer? Buna caizlik var mıdır? Hanefilerde yoktur. At eti yiyen bir kişiyle evlenmek İslam’ın açıdan sakıncası var mıdır?
Yoktur. Tavsiye eder misiniz? Görüşleriniz önemli. Ben ne diyeyim kardeş? Kimden evlenmek istiyorsanız evleneceksiniz. Müslümanlar gayri müslüm kimseyle dahi evlenmeye cevaz var. At eti yiyenler neden evlenmesin ki? Sigarayı bırakmak kafada bitiyor diyorlar ama çoğunluk bırakamıyor. İrade meselesi diyorlar. Tez bırakmak için ne yapmam lazım? Evet, irade ile alakalı. Ben irade ile alakalı olduğuna inanıyorum. Bir kimse sigarayı bıraktım dediği anda bıraktı. Çaylarımızı da için. Az uykuyla yetinmek için ne yapmak lazım? Az uykudansa az günah işlemeyi hesaplayın. Az günah işlemeye gayret edin. Allâh tüm hastalara şifa versin inşâAllah. Kalp bir günah işlediği sırada zehir olarak acırma. Zahir olarak acırma.
11. Bölüm
Zahir olarak acırma. Zahir olarak acırma. Zahir olarak acırma. Zahir olarak acırma. Zahir olarak acırma. Veya başka bir durumda zahir olarak uyarıcı olabilir. Olur. Meslepler arasındaki farkı Kur’ân ve Sünnet’e bakarak nasıl açıklayabiliriz? Allâh’a güven sayısız yollar var. Meslepler de bu dinin zenginliği. O yüzden biz zenginlik olarak görebiliriz. иваем abdestimi bozan bir durum diğer Müslüman kardeşimizin abdestini bozulması nasıl bir durumdur? Gayet normaldir. Bunda bir sıkıntı yok. Içtihatla alakalı zenginlikle alakalı. Bir yakınımız vefat ettiğinde arkasından tevhid çekip borçladığımız gibi bir kardeşimizin tanıdığımızın ayağı kaysa günaha meylese. Tövbe istiğfar çekip ruhaniyetini borçlayabilir miyiz?
Evet. Ya da ona nasıl dua etmemizi tavsiye ederseniz. Din nasihattir, dilin nasihat edin. Babamın veya yakınlarımızın konuşmadığı biriyle bizim konuşmamızda bir sakınca var mı? Konuşmadıkları meseleyle bağlı. Ama yine de babaya itaat farz. O yüzden dikkat etmekte fayda var. Şüphesiz Allâh kendi yolunda kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. Saf Söylesi âyet-i kerime 4 Müminleri kendi içlerinde Allâh yolunda kenetlenmesinde engellenmelerdir. Âyet-i keriminin tecellisine nasıl ulaşabiliriz? Çarpışmaktan manayı nasıl anlamalıyız? Bu noktada müminlerin bir noktada buluşmasına, bu noktada kafirlerle olan çatışmasına müsaade etmeyen insanların nefsi, nefislerini bu noktada ilah edindiklerinden kaynaklanıyor.
Cesaretin ölçüsü nedir? Korkaklığın şerrinden Allâh’a sığınırım demiş Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem zamanında camilerin işlevi neydi? Günümüzde camiler hangi fonksyonda olmalıdır? Günümüzdeki camilerin fonksiyonu Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri zamanındaki gibi değil. Bu noktada bir şey yapılabilir mi muhakkak ama öyle Müslümanlar da yok. Bunları fonksiyonel hale getirecek olan Müslümanlar kim gündüz camiye gidiyor ki fonksiyonel olarak bunları normalde işlevilerini çoğalsın. Maşuk niye sever? E sever, sevenini sever. Neden sevmesin ki? Diyanet kurumu kaldırılmalı mıdır? Kaldırılırsa bunun yerine ne doldurulmalıdır?
Kaldırmak çözümse kaldıracaklar. Ama bence iyileştirilmeli, düzenlenmeli bu noktada daha rantabul hale getirmeli. Bir kitapta okuduğuma göre Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer’i diğer sahâbe efendilerimizden üstün görmek gerekiyormuş. Aksi takdirde ehl-i sünnet itikadına uygun olmazmış. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim? Evet, sahabenin en faziletlisi Ebû Bekir soru, Ömer soru, Osman soru, Ali soru, Aşk nedir? Aşkın başı ve sonu var mıdır? Aşk nedir sorusuna cevap verebilmiş olsaydık burada oturmazdık zaten. İşimiz hallolmuş olurdu. Afiyet olsun. Sen çayı içtin bende içeyim. Olmaz mı? Sorun? Eşaridir Geylana Hazretleri. Maturidi değil. Sufiler biraz böyle bazen eşariliğe kaçarlar. Eşarlılık biraz daha böyle ince bir perdeyle kaderiye doğru kayar.
12. Bölüm
Tam kaderiye değil. O yüzden normalde eşarlılar için böyle bir hatta bu kısım sûfîler için de bu görüş vardır. Maturidiler derler ki sizin önünüzde çalıştıklarınız vardır âyet-i kerimesi mucidince bizim önümüzde çalıştıklarımız vardır. Maturidiler derler ki sizin önünüzde çalıştıklarınız vardır âyet-i kerimesi mucidince bizim önümüzde çalıştıklarımız vardır. Geylana Hazretleri orada çalışıyor. direkt olarak burada nasihleri koyuyor. Önce çalışın oğlum, çalışın, çalışın. Ondan sonra da çalışmanıza rağmen bir şey vardır. Bu da yanlış yanlış. Allâh razı olsun. Öyleymiş. Yüzüne karşı yaparsa sıkıntı olur. Sıkıntı yok. Sıkıntı yok. Zor. Son modernizm dindeki modernizm anlayışı ve algılayışında şöyle deniliyor.
İslam’ı kendi içerisinde yenilemek gerekir. Kur’ân ve sünnet sabit olmak üzere. Hatta Osmanlı’nın yıkılışını, İslami kurum ve müesseselerin de yıkılışını kendi içerisinde çağ ve zamana ayak uyduramadığı için böyle bir sebebe bağlayanlar var. Hal böyle olunca bundan 70-80 yıl evvel ülkede stadyumlar, spor salonları yapılırken oradaki şehler ve İslami duruş bunlar İngiliz’in futbolunun mekanları. O yüzden bunlara karşı bir sert bir duruş sergilemişlerdir ve Müslümanları buralara girmeye ve gitmeye men etmişlerdir. sûfî algılayışı ve anlayışının ötesinde. Halbuki biz şimdi dini yenileme hususunda stadyumlarda ve kapalı spor salonlarında programlar yapıyoruz. Hal böyle olunca da şimdiki zaman hızla gelişirken, internet hızla gelişirken, sosyal hayat ve hayat çok hızlı gelişirken yine biz bu hususta kendi alımıza dini algılarımızı korumak üzere çeşitli noktalara gitmeme, çeşitli sosyal noktalarda durmaman, bunlardan kendimizi bir adım geride tutma gibi bir savunmaları var.
Biz savunma mekanizması uyguluyoruz. Fakat hayat ve çağ çok hızlı bir şekilde hem teknolojik olarak hem de hayatsal kavramlar olarak ilerliyor. Bu hususta biz bir adım kendimizi geriye atarak mı muhafaza etmeliyiz? Yoksa bundan 70-80 sene önce kapalı spor salonlarına girmeyen sufilerin veya şimdiki algıyla giren ve İslam’ı burada tanıtmaya ve yaşatmaya çalışan sufilerin yenilenme ve yenileme algısı ne olmalıdır? Nerede, hangi kavramlardan uzak durmalı ve hangi kavramların içerisinde mücadele etmeliyiz? Bu noktadaki yenileme anlayışınızı bize açıklamışsınız. Müslüman dünyanın son 200 hatta 300 yıllık yenilgisinin neticesinde müslümanların içerisindeki ama ihlaslı insanlar, ama ihlatsız insanlar, ama iyi niyetliler, ama kötü niyetliler dinde yenileme değil de reformist çalışmaları başlattılar.
O günkü reformcular dinin bazı hükümlerini ortadan kaldırmayı düşünerek hesaplıyorlardı. Bu tabi İslam dünyasında tutmadı. Şimdilerde bir yenilenme ihtiyacı hissediyorlar. Bu noktada yenilenme ihtiyacını kabul ediyoruz, reformistliği kabul etmiyoruz. Reformistlik, hristiyanlıktan alınma bir şey. Kendilerince bazı âyet ve hadislerin hükümlerini kaldırma, kendilerince bazı âyet ve hadisleri bu noktada hükümlerini kaldırmakla da değil daha ileri. Ayetleri kaldırma, hadisleri yok görme noktasında görüyorlar. Bu tabi İslam dünyasında tutmadı. Tutmayınca bunlar şimdi ilk önce tatlı bir şekilde yenileme ismi kullanarak bir kısmı yine kendince reformist düşüncesini saklayıp, yenileme, tecdit etme, eski dilde tecdit etme, yenileme, müceddit bu noktada tecdit eden, yenileyen kimse demek.
13. Bölüm
Buradaki yenilediği şey dini algısı, dini anlayışı. Bu noktada mücedditlik noktasında dini yenileme, iştahatleri yenileme, iştahatleri günün ihtiyaçlarına göre Kur’ân ve sünnet dairesinden yeniden iştahat etme. bazen böyle açık örnek veriyorum ya bayanların seyahati gibi. Böyle örneklerken. Bunun gibi iştahatsal açıdan, iştahatsal açıdan komple sıfırdan elli alıp, iştahatları yenileme, tecdit etme. Sıfırdan elli alıp anlayışı tekrar yenileme, dini anlayışı, dini algıyı. Tabi bu dini algıyı ve anlayışı yenilerken ihtiyaca binaen bunu yapma. Ve aynı zamanda da toplumun önüne yaşanabilir bir din olgusunu yerleştirme ve oturtma her alanda. Bu tabi böyle kendi kendisine bir günde, beş günde, beş ayda, beş yılda olacak bir şey değil.
Bu ne yazık ki Müslümanların, dindarların kendince kendilerini yetiştirip belli bir olgunluya ulaştırıp bu meseleyi bir medeniyet haline getirmesiyle mümkün. Şimdi az önce buradaki soru kağıtçıklarına bakarken kalbime geleni söyleyeyim. Dedim ki her soru kağıtçı içimden geçen oydu. O kimsenin kültürümü gösteriyor. Şimdi buna baktığımızda veya her soru sorma adabı, her sohbete girme şekli o kimsenin kültürünü gösteriyor. O kimsenin edebini gösteriyor. O kimsenin aldığını gösteriyor. Bu noktada kimseye suçlayıcı gözle değil sakın ha horhakir bakış açısı değil bu. Bu İslam dünyasının kendince kendi medeniyeti. Bizim medeniyetimiz bu. Bizim durduğumuz nokta şu anda. insanlar kendilerini değiştirmedikçe Allâh onları değiştirmez.
İslam dünyası kendisini değiştirmeye çalışmadıkça Allâh onları değiştirmeyecektir. Birileri gelip size tepeden inmez sizi değiştirmez. Değiştiremez zaten. Bunu beceremez bunu başaramaz mümkün değil. Bu İslam dünyasının kendi derinliğiyle, kendi edebiyle, kendi ahlakıyla, kendi nefis terbiyesiyle, kendi sosyal yapısıyla, ictimai yapısıyla, ekonomik yapısıyla belirlenecek olan şeyler. Ama bunun önderliğini yapacak olan topluluklar sûfî topluluklar olmalı. Ama biz bir sûfî topluluk olarak soru kağıtlarına baktığımızda bizim de ne olduğumuz ne olmadığımız meydanda. Veya da bizim de soru şeklimiz, şemanımız, sohbete giriş çıkış şemanımız, şeklimiz, alimiz bizim de ne olduğumuzu gösterir. Oysa sûfî, sûfî, toplumun ahlak olarak en önde gidenidir.
Toplumun fikri olarak en önde gidenidir. Sanat olarak en önde gidenidir. Kimlik, kişilik olarak en dolgun, en olgun, en kemalli olanıdır. Şimdi bir sûfî topluluk bunu beceremiyorsa, bunu başaramıyorsa çok fazla bir şey beklemeye gerek yok o zaman. Bunu sûfî topluluklar kendilerince bunu yapamıyorlarsa, toplumun önde giden dinamiği olamıyorsa tabi bunların sebeplerini de oturup koymak lazım. Bunların sebepleri var Türkiye’de ve İslam dünyasında. İslam dünyasında bunların sebeplerinden birisi geleneğin yok olması. Bir yüz elli yıllık inkutaya uğraması. Bu yüz elli yıllık bir inkuta az bir şey değil. Bunun yüz yılı zaten yasaklanarak, seksen yılı yasaklanarak geçmiş. Bu toplum bu dinamiği elde edememiş.
14. Bölüm
Toplumun önüne siyasetçileri koymuşlar dinamikleri değiştirici. Ama siyasetçiler de sonuçta doğru siyasetçilik yapamamışlar. Doğru siyasetçilik yapmaya kalksalar zaten normalde bu noktada olmayacaktı İslam dünyası. Öyle olunca burada evet bir sıkıntı var. Burada bir problem var, bir kabus hali var. Bu benim kendimce kendi görüşüm. İslam dünyası bir kabus hali yaşıyor. İslam dünyası bu noktada batıyla doğunun arasında sıkıştırılmışlığı belki de en acımasız noktada yaşıyor şu anda. Şu noktadan yaşıyor. Önceden İslam yasaktı. İslam yasak olunca bir sıkıştırılmışlık hissetmiyordu. Ritmik olarak herkes klasik dinine sahip çıkıp yaşamaya çalışıyordu. Ritmik olarak. Bu o kimseleri kendi klasik noktasında tuttu.
Dinin ayakta kalmasını sağladı bu. İşin bir de bu tarafı var. Bunlar ritmik olarak sık sıkı tutunca böyle klasik noktada kalınca din bunlarla sağlam kaldı. Bugün sağlam bir din yaşanıyorsa bu klasik karşı duruşun meyvası bu. Bunlar belki de hata yaptılar. Bazı şeyleri ön göremediler. Ama klasik ritmik bir duruşla ve mücadele ederekten kolay bir şey değildi çünkü. siz şimdi bundan 15 yıl öncesini 20 yıl öncesini bilmiyorsunuz. 20 yıl öncesini bilmediğinizden dolayı bunu algılama noktasında uzaksınız. 20 yıl önce bir evde 10 kişi toplandığında polis basıyordu. Bakın çok basit. Hiç hiç hem böyle. O evde ikinci sefer toplanıldığında polis basıyordu. Bakın üçüncü sefer toplandığınıza gerek yok orada.
Camiyi basıyordu çok rahat bir şekilde. Bu şartlar içerisinde insanlar ritmik olarak dinlerini korumaya çalıştılar. Bu noktada onlar tefekkür edip entelektüel manada İslam dünyasında ne yapabiliriz’in kafasını ne yapabiliriz’in düşüncesinde zamanları yoktu. siz insanlar Kur’ân Sünnet desin diye her gün bir yerden bir yere taşınıp toplamak zorundaydınız. Şimdi eski bizim Bursa’daki arkadaşlar bunu daha iyi anlayacaklar. bir yerden bir yere taşınıyorduk hala da şimdi ki gibi. Şimdi baskı yok bir şey yok ama yine taşınıyorduk. Ritmik olarak dinlerini korudular bu noktada. Ritmik ve klasik noktada kaldılar. Kendilerince doğruydular ve haklıydılar. Çünkü karşılarında acımasız bir batı dünyası ve bu batı dünyası reformist düşünceyle geliyor.
Ve içeriden de satılmış din adamları da var, siyasetçiler de var, bürokratlar da var. Bu satılmış siyasetçi, bürokrat ve din adamları dini reforma etmeye çalışıyorlar. Türkiye’de ezanın Türkçe okunmaya çalışılması, namazların Türkçe kılınmaya çalışılması bu reformist hareketlerden. mecliste camilere sıralar konması herkesin, mecliste bunlar tartışılıyor. Herkesin kilise gibi ondan sonra camilere toplanması, orada sıralarda sohbet dinlemesi ve bunun namazdan sayılması. Dikkat edin, bunların namazdan sayılması. Böyle olunca Anadolu Müslümanları kendilerince dinlerini korudular. Tarikatlar da bu noktada şehrin içerisine dağıldılar. Kapatılmış mekanları, mekanları kapatılınca ev ev dolaşmak zorunda kaldılar.
15. Bölüm
Ve ev ev dolaşırken on kişiden fazla dolaşamıyorsun, on beş kişiden fazla dolaşamıyorsun, mümkün değil. bu çerçevede, bu şartlar içerisinde insanlar dinlerini korudular. Ve dinlerini korulurken ritmik olarak kendi safını belirledi, orada sımsıkı durdu. Ritmik olarak durdu ve asla batıdan gelen hiçbir şeyi kabul etmedi. Ama şimdi enteresan bir nokta, din serbest olabildiğin hepsi değil. Fadiyet açısından. Ama şimdi insanlar bir baskı olmayınca dinini koruma duygusu yok. Bir taraftan düşüncesini elini kolunu batıya kaptırıyor. Çünkü bir baskı söz konusu olsa koruma güdüsüyle safını otomatikman karşıya alacak. Bir baskı söz konusu olmayınca kafeye de gidip oturuyor. Önceden kafeye oturamazdı, şimdi kafeye oturuyor.
Önceden parka gidemezdi. Ritmik bir karşı durur şu anda. Şimdi parka da gidiyor. Önceden mesela bizim ülkücülüğümüzde birisinin sevgilisi olması mümkün değildi. Bacısıydı onun. Örnekliyorum şimdi. İhtilalden sonra gevşedi, türkücü oldu. Bacılar sevgili oldu. Bu ihtilalden son oluyor. İhtilalden önce birisi böyle yaparsa, önce bizden dayağı yardı. Kafası gözü yarılırdım. Mümkün değildi böyle bir şey. Bakın neden? Mücadele veriyorsun, savaş halindesin. Birisi gedik açarsa senin cephenden, onun hesabını sen görüyorsun. Bundan 20 yıl önce bir dervişin böyle sevgili edilmesi mümkün değildi. Evlenecekse evlenecekti. Bakın böyle bir şey mümkün değildi. Evlenecekse çıkar dostları, evlenir biter de iş.
Mücadele halindeydi herkes. Şimdi dervişler sevgili ediliyor. Kız erkek. Çünkü bir mücadele, bir savaş söz konusu değil onun için. Bakın değil. Şimdi gidiyor alışveriş merkezlerine. Önceden altı parmakta dolaşmazdı derviş. En azından bizim Bursa’da eski arkadaşlarımız dolaşamamışlardır altı parmakta. Burunlarını dayaya daya onlar vitrin bakamamıştır. Onlar normalde kendi gömlek pantolonlarını dahi böyle zevk içinde alamamışlardır. Yok alamamışlardır. Alamamışızdır biz. Yapamamışızdır biz. Beni ilk alışveriş merkezine götüren giderken Hacı Erkan’ı çağırdım ben yanıma. Bir tane ayakkabı alacağım o altı üstü. çarşıya çıkamıyorum böyle yamani gibi. Çarşı üstüme geliyor sanki esnaf adamım ben ama kendimi ayakkabı almak için çarşı üstüme geliyor benim.
Utanıyorum kendime ayakkabı almaya utanıyorum kendime. hiç unutmam neydi o İstanbul yolunda soldaki yer o zaman için? Riyaldi. Riyale gittim utana sıkına birisi görse sanki zina ediyorum ben orada sanki. Öyle utana sıkıla gidiyorum hala da öyle gidiyorum da. Sanki büyük bir günahı kebal işliyorum sanki davamı satıyorum. Sanki ihanet ediyorum ben davama kendimi öyle görüyorum diyorum ki orada dolaşanlara da bakıyorum. Allâh’ım diyorum burada boş boş nasıl dolaşıyor bunlar burada diyorum. Ben mecburetten gidiyorum yani. Ömürtülük şey yok mecburetten ve hatta bir yerde öyle büyük bir yerde yemek yerken utanarak da yiyorum ben. Yiyemiyorum orada davamı satıyormuşum gibi geliyor bana. İhanet ediyormuşum gibi geliyor.
16. Bölüm
Biz yaşamadık böyle şeyler bu parasızlıkla pulsullukla alakalı değil. Bu dava zihniyetiyle. Bir mücadelemiz var bizim. Öyle bir pazar gün çoluğu çocuğu alıp bir yere gitmek bizim için benim için davaya ihanet etmek. Öyle bir şey yaşamak mümkün değil. Bu normalde yaşadığımız baskı ve bir hedefimizle alakalıydı. Şimdiki nesil kabız halinde tam tarafını koyamıyor. Tarafını koyamayınca tarafını koyamıyor. Tarafını koyamayınca o kimse bu sefer o yeni neslin entelektiyar takımı da bir şey söylerken biz onlara ben mesela ona bakarken şüpheyle bakıyorum yani. Şüpheyle yaklaşıyorum. Arkasından ne gelecek diyorum. Birisi dini yenileme teclit anlamında bir şey söylerken şüpheyle bakıyorum ben ona. Sebep hep satılmışız.
Bakın hep satılmışız. Son dönem Koca Cumhurbaşkanı kandırıldık diyorsa bir kandırılma daha yaşamış İslam dünyası her yerde. siz şimdi Mısır’da Sisi darbesine destek olup da Sisi’nin yanında duran Selefilere ne diyeceksiniz şimdi? Sisi’nin yanında duran Selefiler Müslüman kardeşlerin ısınmasına ve katledilmesine ortak oluyorlar. Buna şimdi normalde bir Mısır’daki Müslüman bunu düşündüğünde niye şüpheyle bakmaz şimdi? Suud Arabistan’daki Selefi Wahabi çizgisi kraliyet ailesinin arkasında duruyor. Komple. Ve diyor ki seçim küfürdür. Küfürdür. Seçim küfürdür demezse kraliyetin de seçime girmesi lazım veya orada bir seçimle giren bir hükümet olması lazım. Bu da kraliyetin devrilmesidir gibi. Devrilmesi.
Siz şimdi normalde bu şartlar içerisinde İslam dünyasında bir tecdit noktasında entörlekterlik bekleseniz dahi bunu umsanız dahi buna herkes, buna herkese bak. Kendince dinini koruma ritmiyle şüpheli bakacak. Sufiler de şüpheli bakacak. Sufiler de kendi içlerinde şüpheli. Ben bazen zaman zaman diyorum ya düşünebiliyor musunuz? Ben 28-29 yıldır sohbet ediyorum. 28-29 yıldır ayda 4-5 tane sohbette yeni gittiğim yerde kesin birkaç sohbette onlardan hiçbir şey istemeyeceğimi, onlardan hiçbir şey almayacağımı, onlardan hiçbir yemek dahi su dahi talep etmeyeceğimi beyan ediyorum. Düşünebiliyor musunuz? Sebep? Aldatılmış insanlar. Şimdi İslam dünyası gayet makul bir tecdit yenileme hareketine dahi şüpheyle bakacak.
Kapıza halindeyiz. Kandırılıyormuşuz diye bakacağız. Düşünebiliyor musunuz mesela bu topluluk dahi yeni değil. 91’den beri var. 91’den beri biz para toplamayız. kendi kendimiz edir. Kiramızı hallederiz. Elektrimizi, suyumuzu hallederiz. Budur yani. Kapının önünde hiç kimse şeyenillah demez, dergahı para demez. Demez. Hele dergahın içerisindekiler kendilerine asla bir şey istemezler. Bu mümkün değildir. Ona rağmen biz böyle kılı kırk yarmaya çalışıyoruz. kılı kırk yarmaya çalışıyoruz. Sebep? Aldatılmışız. O yüzden İslam dünyası şu anda bu noktada. Evet. Bakın tekrar söylüyorum. Yenilenmeye ihtiyacı var mı? İjtihat ve anlayış açısından yenilenmeli mi? Evet. Yenilenmeli mi? Evet. Kur’ân ve sünnet minvalinde, minvalinde yeniden algı ve anlayışın değişmesi gerekiyor mu?
17. Bölüm
Evet. Ama. Bunu ne kadar sağlıklı başarabilir, burası sıkıntılı. Bakın burası sıkıntılı. Böyle çok ihlaslı ve çok samimi, temiz, böyle ben bazen hayal ediyorum böyle. Fıkıhçılar, kelamcılar, hadisçiler, sûfîler, ondan sonra siyaset bilincileri. Böyle mesela bu tip böyle insanı ilgilendiren ve dini ilgilendiren, gerçekten konusunda uzman olan ve aynı zamanda da insanlık ve din derdi olan entörlektüellerin bir araya gelip, bunu sadece dinle alakalı değil, yönetim ve yöntem biçiminde. Bakın bu sadece dinle alakalı bir mesele değil. İslam dünyasında yönetim ve yöntem biçimi de sıkıntılı. Sıkıntılı komple. Yönetim ve yöntem biçimi de. sadece mesele dini tecril etme ile alakalı değil. Komple yönetimlerin ve yöntem biçimlerinin de tecril edilmesi, yenilenmesi lazım.
Bu noktada mesela örnek Türkiye’ye bakın şimdi. Siyaset bölmüş Türkiye. Bakın siyaset Türkiye’yi bölmüş. Ticaret, ekonomi Türkiye’yi bölmüş. Bakın Türkiye’de Alevi-Sünni ayrılığı var mı? Var. Türk-Kürt ayrılığı var mı? Var. Bakın ayrılıkları Türkiye’deki şimdi. Yetmedi. Parti ayrılığı var mı? Var. Bakın yetmedi. Bölgesel ayrımcılık var mı? Var. Bakın yetmedi daha ayrılıklar bizden. Bunlar normaldi. Cemaat, tarikat ayrılığı var mı? Var. Cemaatlerin kendi içerisindeki ayrılıkları var mı? Var. Tarikatların kendi içerisindeki ayrılıkları var mı? Var. Var. Bakın o kadar çok sıralarım ki ben bu ayrılıkları size. Bunlar farkındayız veya farkında değiliz. Bu yöntem ve yönetimle alakalı. Bakın yöntem ve yönetimle alakalı.
Ve düşünebiliyor musunuz yani? Yanlış anlaşılmasın. Bu toplulukta bunların büyük bir çoğunluğu yok. Bu toplulukta yok. Bazı dergahlar var, Türkler giremiyor. Bazı dergahlar var, Kürtler giremiyor. Bazı dergahlar var, Şafiler giremiyor. Bazı dergahlar var, Hanefiler giremiyor. Şimdi Türkiye’de siz bir Alevi cemine gidebilir misiniz? Alevi ceminden buraya gelen olur mu? Bir gün Orhan Hoca var ya bizim İzmir’deki. Ya dedi bana hakkını helal et dedi. Ben bir Alevi topluluğuna gittim. Bir Dede Efendi’yi dedi söyledim. Gelin Semağ’ı Bursa’da bir Mevlevi dergahı var. Semağ’ı orada yapın dedim dedi. Bizi kabul etmezler. Yok kabul eder onun başındaki Dede Efendi. Bildiğiniz gibi değil dedim dedi ya. Haksızlık mı yaptım özür dilerim dedi senden izin.
Hiç izin almana gerek yok hocam dedim. Dedim hangi Alevi topluluk var ise gelsinler Semağlarını tek kede yapsınlar dedim. Ya gerçekten böyle mi düşünüyorsun dedi? Evet böyle düşünüyorum hocam dedi. Hatta dedim dedelerine gelsin o gece orada sohbet etsin. Bizim arkadaşlar da soru sorsunlar ona dedim. Ya vallahi böyle mi düşünüyorsun? Evet böyle düşünüyorum hocam dedim ben. Ya gözlerim doldu ya dedim. Ya sen nasıl bir adamsın ya dedi. Ya hocam bırak. Önemli değil bugün. Bana böyle baktı. Hocam bu topraklarda yaşıyoruz biz dedim. Ben kardeşlik kurmak istiyorum dedim. Hocam bana neyi itiraf etti biliyor musunuz? Ya baktım dedi dergahda bir sürü kürt var ya dedi. Sonra sordum dedi siz diyormuşsunuz ki dedi.
18. Bölüm
Ben bayındırın kürdüyüm diyormuşsunuz dedi. Evet hocam ben bayındırın kürdüyüm dedim ben şimdi buna. Böyle baktı. Böyle baktı. Ben bayındırın hem kürdüyüm hem arabayım hem çerkeziyim dedim ben. Hem lazim hem boşnaim hem arnavutuyum ben şimdi. Ya dedim bayındırın hepsi de var. Hepsinde ne bende var hocam dedim ben. Böyle kaldı şimdi hocam. Dedim mi hocam bu topraklarda kardeşliğe ihtiyacımız var. Şimdi mesele sadece din, fıkıhı, akaydı, hadisi, kelamı değil. Mesele bu değil ki. Yöntem ve yönetim biçimi de mesela. siz şimdi adamın dini, o kimsenin inancı, bizim inancımız, bizim dinimiz fıkıhı var, hukuku var. Hukuksuz değil bizim dinimiz. Bizde hukuk yok şimdi. Bizim dinimizin bir yöntem ve yönetim biçimi var.
Yöntem ve yönetim biçimi. Bu evet böyle motomat bir böyle kesin köşelerle belli değil. bu noktada talih meselelerle ama ana hatlarıyla belli. Ana hatlarıyla belli. Siz ana hatlarından kendinize uygun olan talih hatlar çizeceksiniz. E yok. Bunu şimdi siz dini ne kadar tecdit ederseniz edin. Bu bir yerde haram var. Ne yapacaksınız ona? Haram var bir yerde. Siz şimdi dini algısını ve anlayışını yenilediniz. Genel evleri duracak mı durmayacak mı? Pavyonlar duracak mı durmayacak mı? Randevu evleri duracak mı durmayacak mı? Homoseksüelleri ne yapacaksınız? Lezbihenleri ne yapacaksınız? Düşünebiliyor musunuz? Dünya üzerindeki yöntem ve yönetim hiçbirisi de. Bunlarla ilgilenmiyor. Kızla eşcinsellik artıyor.
Kızla artıyor. Kadınlarda da erkeklerde de. Kızla alkışlanıyor. Kızla abartılıyor bu. Kızla yerleşiyor. Ne tarafını yenileceksiniz bu sefer? Fetva belli. Eşcinsellik yapan da yaptıran da öldürülecek. İdam yasak Türkiye’de. Toplumun içinde kanayan yaralar var. Adamkı ayırmacılık var. Akraba, eş dost, cemaat, partidaş, siyasettaş ayırmacılığı var. son olayları izliyor musunuz? adamlar bir hâkime reddi hâkim. İkinciye reddi hâkim, üçüncüye reddi hâkim. Reddi hâkim yapıyorlar boyuna. Dördüncüde veya beşincide kaçıncıdaysa kendi hâkimleri tahliye karar aldırıyorlar. Böyle bir devlet düşünebiliyor musunuz? Böyle bir yöntem, böyle bir yönetim düşünebiliyor musunuz? Bakın burada yapanlar değil sadece.
Buna önlem alamayan bir devlet var elimizde. Buna fırsat tanıyan bir devlet var önümüzde. siz uyuşturucu imanatına sahibimi serbest bırakırsanız uyuşturucu kullananlar toplamanınızda bir anlam yok. Neden? Ya imalatı serbest bırakmışsın sen kullananı alıyorsun. İmalat hâneyi gördüğün halde basmıyorsun oraya. içki fabrikasını kurmuşsun sarhoşa ceza kesiyorsun. Bakın içki fabrikasını sen kurmuşsun, satıyorsun, sarhoşa ceza kesiyorsun. gece yarısı alkol muanesi nerede yapılır? Bakın alkol muanesi nerede yapılır? Alkol ruhsatı verilen caddeler bellidir şehirde. Emniyet müdürü, belediye, valilik, üçlü toplantı yaparlar. Derler ki bu caddeye alkolü içecekler ruhsatı verelim mi? Verelim. O cadde üzerinde alkolü içecekler ruhsatı verirsiniz.
19. Bölüm
Alkol muanesi yapacaksanız siz, o caddenin çıkışların bellidir. Siz iki caddeye alkol muanesi yapacaksanız siz, o caddenin çıkışların bellidir. İki tane çıkışa, iki tane polis arabası koyarsınız, çıkanıp batarsınız cezayı. Siz alkol muanesini oraya koymayıp da götürür de telefirik meydanına koyarsanız kürerler size. Ben zikrullah’tan geliyorum, gece saat iki olmuş, telefirikte çeviriyor beni alkol muanesi. Ne işiniz var bununla diyorum ben? Bakıyor şimdi polis. Vallahi diyor valiliğe telefon açmalı söylemeli diyorum ben. Alkol muanesi yapacaksan, ulan pavyonlar belli. Git pavyonun kapısının önünde dur, arabaya binene üflede. Pavyon belli değil, kaç tane pavyon var? Beş tane, altı tane, yedi tane.
Gece saat ikide meyhane açık olmayacağına göre pavyonlar açıktır. Saat dörtte git pavyonun önünde dur, çıkanı üflet, hepsi savaş. Bir tane bakın ben 93’ten beri gece yarısı sabaha karşı evine gelen bir kimsenin, haftanın üç dört günü. Bir tane bakın 93’ten beri 22 yıl olmuş, 22 yıldan beri bir tane pavyon sokağında, caddesinde alkol muanesi görmedim. yöntem ve yönetim dedim ya, sizin dini tecrübe etmeniz yetmez. Yöntem ve yönetimsel açısından da tecrübeye ihtiyaç var. Komple Türkiye’nin baştan sona sıfırlanmaya, yenilenmeye ihtiyacı var. Bunu da İslam dünyasında yapabilecek olan ancak Türkiye yapabilir. Bakın İslam dünyasında bu yenilenmeyi hem dini noktada hem yöntem noktasında hem yönetim noktasında yapabilecek olan bu güce sahip olan, bu birikime sahip olan bir tek Türkiye var.
Türkiye zaten bunu bu üç beş yıl içerisinde, üç beş yıl içerisinde zamanı kalmadı, zaman kaybediyor. Türkiye çok büyük bir zaman kaybediyor. şimdi böyle herkes Türkiye’deki baskıdan kurtulmanın rehavetini yaşıyor şu anda. Asıl tehlike Türkiye’de, asıl tehlike şu noktadan Türkiye’de. Şimdi Türkiye’de hızla din, yöntem ve yönetim bu üçü yenilenmezse Türkiye çok büyük sosyal patlamalara gebe. Bunu iktidar da görmüyor şu anda. Bunu muhalefet de görmüyor. Bunu AK Parti de görmüyor şu anda. Bunu muhalefet de görmüyor, görmüyor. Bunu bürokratlar da görmüyor. Bunu belki de bir hasbel kadar böyle diğer, böyle vatanını, milletini, insanını dert edinenler görüyorsa görüyor. Büyük bir kaos bekliyor bizi.
Aslında kaosun içindeyiz, farkında değiliz. Aslında öyle bir kaosun içindeyiz ki farkında değiliz. Ve yönetenler o böyle açıkça, açıkça çürümüş yöntem ve yönetim biçimini şu anda bize dayatıyorlar. Yönetenler kendi çürümüş yöntem ve yönetimlerini bize dayatıyorlar. AK Parti dahil buna. düşünebiliyor musunuz? Hala da milletvekilliği seçimlerinde milletvekillerini genel merkezler tayin ediyor. Orada AK Parti en iyisi kırk kişinin ağzında diyorlar. İnanmıyorum da. Dayatıyorlar bunu bize. Bakın Türkiye’nin en büyük partisi, en ileriki partisi değil mi? Değiştirmiyor bunu. Diyanet değiştirmiyor kendini. Cemaat değiştirmiyor kendini. Tarikatlar kendilerini değiştirmiyorlar. Yenilemiyor kimseyi. Normalde hiç kimse kendi bulunduğu kurumu kendi içerisindeki daireyi yenilemiyor.
20. Bölüm
Korkuyor. Kimisi koltuğundan korkuyor. Kimisi makamından korkuyor. Korkuyor herkes. Herkes kaybetmekten korkuyor. Düşünebiliyor musunuz mesela? Türkiye’de bir Kürt Partisi var. Yenilemiyor kendini. CHP var. Yenilemiyor kendini. MHP var. Yenilemiyor kendini. AKP var. Yenilemiyor kendini. Hepsi de bu noktadan memnunlar. Yönetim ve yöntem olarak. Hiç kimse elindekini kaybetme korkusuyla elindekine sımsık yapışmış. Dergahlar yenilemiyor kendini. Evet Türkiye’de dergahlar kendilerini yenilemiyorlar. Tekkeler yenilemiyor kendini. Cemaatler kendilerini yenilemiyor. Hiçbirisi de. Sufiler kendilerini yenilemiyorlar. Bunların problemleri başındaki kimseler. Bir. İkincisi. Onun altındaki daireler. Bu adamın bir gün ben bu koltuğa oturacağım.
O yüzden ya iyi geçinmem lazım diye bir düşüncesi olduğu müddetçe değişmez. Bizde böyle bir düşünce yok ya. Çok rahat herkes her şeyi normalde işlevini yerine getiriyor. Ama böyle görmeyin. Ben çok dergâh tarikat gezdim. Çok şey halife tanıdım. Adam şeyhinin Kur’ân ve sünnet dairesindeki veya adab erkan dışındaki olmazsa olmaz noktasını görmemez diye geliyor. Diyorum bu Kur’ân sünneti uygun değil. Susuyor. Diyorum sen bir gün orada oturmayı düşündüğün için susuyorsun. Neden? O koltuğa oturdun da onun cebi şişecek çünkü. Diyorum ki seni oraya oturtturmayacak o diyorum ben. Sebep Mustafa Efendi diyor. Oğlunu diyorum oturtturacak. Oğlunla küs ki diyor. Bakın neyi hesaplıyor halife. Oğluyla küs diyor.
Merak etme barışır dedim ben. Son noktada affeder. Hatta der ki dedim ben. Geldiler manen dergahın sahibi bu dediler der. İcazeti de yazan ona bırakır dedim ben. Sen kalırsın dışarıda dedim. Halifeye söylüyorum bunu. Allâh söyletecek. Aynı halifeyle üç yıl sonra karşılaştık. Mustafa Efendi elini öpeceğim senin. Ne oldu? Senin dediğin gibi oldu. Ne oldu? Ya dedi oğlunu affetti icazetinde yazdı. Benden sonra da o. Ondan sonra da onun oğlu dedi diyor. Siz dedim cebini doldurmaya devam edin. Ya bu ne biliyor musun? Bu da doğuda değil ha. Bu batıda. Böyle dergâh gibi bir yer var. Her cuma herkes elini öpmeye geliyor. Bir de kim geldi kim gelmedi. Her cuma el öpülüyor. Cuma açtı Şeyh Efendi’nin cebine.
Direkt cebine. Öyle eline minder altına filan. Direkt cebine. Gelen elini öpüyor. Cebine parayı koyuyor. Gelen elini öpüyor. Cebine parayı koyuyor. O halife. Halifesi var ya. Halife bir gün oraya oturacağını ümit ediyor. Bir gün oraya oturduğunda kendi cebi dolacak. Nasıl değiştirecekler yöntem ve yönetimi? Değiştiremezler. Nasıl siyasetçiler değiştirecek? Değiştiremezler. Nasıl ilim adamları değiştirecek? Profesörler nasıl değiştirecekler? Değiştiremezler. Oradan geçiniyorlar. Cemaat nasıl değiştirecek? Değiştiremez. Bir sürü organları var. Organlarında memurları var. Oradan geçiniyorlar. Bakın oradan geçiniyorlar. Oradan yemek yiyorlar. Oradan ekmek yiyorlar. Nasıl bir tarikat? Tarikatlar da ekonomik olarak kurumlaşmış.
21. Bölüm
Bir tarikat Haç Ömre işi yapıyor. Bir tarikat yayın evi var. Bir tarikat televizyonu var. Bir tarikat radyosu var. Bir tarikat ticare tarihisi var. Nasıl değiştirecek? Nasıl dönüştürecek oradaki? Mümkün değil. Bakın mümkün değil. Şeyh Efendi vefat ediyor. Oğlu şirketlerin ve tarikatın başına geçiyor. Bir sürü de şirket var. Değiştirmez. Aynı Osmanlı’nın son dönemde dergâh ve vakfiye çatışması gibi. Dergahın bir şey ki var. Vakfiyenin başında, vakıfların başında da vakıfların atadığı bir vakıfların memuru var. Dergahın bir vakfiyesi var. Bakın çatışmanın çıktığı noktaya bakın. Dergahın bir vakfiyesi var. Tekke’nin bir vakfiyesi var. Ama Tekke’nin vakfiyesini Tekke çalıştırmıyor. Osmanlı oraya bir tane vakıf memuru atıyor.
O vakıf memuru vakfiyeleri çalıştırıyor. Böylece şeyhin akçesini veren vakıf memuru. Vakıf memuruyla Şeyh Efendi bir atışırsa, vakıf memuru akçeyi kesiyor dergaha. Dergahın pirinci lazım, bulguru lazım, yoğu lazım, tuzu lazım. Ondan sonra ışığı lazım. Dergahın gideri var Tekke’nin. Bunu sakın yanlış anlaşılmasın. Tekke’nin her ay on milyarın üzerinde gideri var. Tekke’nin bir gideri var. Önceden sabah akşam yemek iniyor. Dervişler orada, herkes orada. Yiyor, içiyor, gelen var, giden var, misafir olan var. Hizmet ediliyor, kitaplar okunuyor, risaleler yazılıyor, onlar ezberleniyor. Çalışıyor Tekke. Tekke çalışıyorsa para lazım. Para için de günün zenginleri dergaha, Tekke vakfiyede bulunmuş. Vakfiyenin başında bir tane memur.
Memur Şeyh Efendi’yi sevmedi. Atıştılar, akçeyi kesiyor dergahtan. Şimdi kim şeyh orada? Şeyh bakıyor şimdi, para yok. Ne yapacak? Vakfiye memuruna iltimas geçecek, göz yumacak. Ona şehirlik yapamayacak. Ona söz söyleyemeyecek. Ona bir şey diyemeyecek. Sonradan da zaten şeyhsiz kalan dergahlara vakıflar bir tane de şeyh atıyor. Vakıflar bir tane de şeyh atıyor. Vakıflar bir tane de şeyh atıyor. Kalan dergahlara vakıflar bir tane de şeyh atıyor. Vakfiye memurunu şeyh atıyor oraya. Bizim Karabaş Veli Tekkesi’nin son şeyhi vakfiye memuru. Memur. Memur. Şimdi mesele uzadı ama hastalık meydana çıksın diye söyledim. Ve bu sefer böyle olunca ülke kapitalist sistemin, kapitalist sistemin tüm çarpıklığını ve vahşiliğini üzerine almış.
Ülke kapitalist sistemine mücadele edemiyor. Bütün çarpıklığıyla ve canavarlığıyla, vahşiliyle çökmüş üstümüze bizim. Şimdi örnek, biz şimdi alışveriş merkezlerinden karşı durmaya çalışıyoruz. Cılızız bu noktada, cılız bir sesimize. Ritmik olarak korunmacılık yapmaya çalışıyoruz. Korunmaya çalışıyoruz. Başarabiliyor muyuz? Hayır. Ben açıkça söylüyorum. Ben daha yılda bir sefer veya iki sefer zorunluluktan giriyorsam ben kendi kendime diyorum ki başarı yok. Bitti. O yüzden evet tecride ihtiyacımız var. Hem fıkıh olarak, hem akayt olarak, hem kelam olarak dini meselelerde. Bak fıkıh, kelam. Akayt olarak evet. Tecride ihtiyacımız var. Yetmez. Yöntem ve yönetim olarak da bunun gerçekleşmesi lazım.
22. Bölüm
Gerçekten. Ülkem adına üzülüyorum. İnsanlarım adına üzülüyorum. İslam dünyası adına üzülüyorum. Çok büyük bir kaos bizi bekliyor. Çok büyük bir sıkıntı bizi bekliyor. Çok büyük bir sıkıntı. Çok büyük problemler bizi bekliyor. Problem beş, altı oluyor. Biz oraya koyuyoruz. Orada bir tane raft var. Dosya dolu boyuna problem dosyası. Rafta hepsi de. Bunlar yaşanıyor. Dosyalar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Dostlar artıyor. Dostlar artıyor. Dostlar artıyor. Dostlar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Dostlar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Dostlar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Dostlar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Benim meşhur bir yöntemim vardır. Adam iflas etti değil mi? Kaç kişiye borcu var?
Altı kişi. Adama derim ki dur. Yöntem budur. Hiçbir şey yapma. Sen şimdi başlayacaksın çalışmaya. Evet. Sakın ha. Altı kişi olan borcu yediye çıkmayacak. Teker sıraya kat. En fazla kim zarar görür? İlk adam. Önce onun işini gör. Ondan sonra ikinci adam zarar görür. Ondan sonra üçüncü adam zarar görür. Ondan sonra dördüncü adam en fazla zarar görür. Sen teker bu problemleri hallederekten ticaretini devam ettireceksin. Yöntemdir bu. Bakın yöntem senin borcun altı kişiden yedi kişiye çıkarsa sen dolandırıcılığa başladın. Sekiz, dokuz, on oldu mu? Sen dolandırıcı oldun. Ya ben değilim. Oldum kardeşim. Piyasa sana oldum gözüyle bakacak. Neden? Sen çünkü yöntemi belirleyemedi. Yönetimi belirleyemedi.
Bu yöntem dediğim şey bu bakın. Devletin yöntemi, yönetimi problemi halletmiyor ki. Problem hallolursa altıydı beşe düşecek. Halloluyor. Dörde düşecek. Halloluyor. Üçe düşecek. Yılda isterse bir kişininkini halletsin. Altı kişi altı sene sonu problemi kalmayacak onu. Bakın altı sene sonunun problemi yok. Bitecek. Ama altı sene sonra altı kişiye problem vardı. On altı kişiye çıktıysa bu bitti o mesele. Olmadı. Yürümedi o. Bizim şu anda İslam dünyası olarak durumumuz bu komple. Bunların içerisinde en iyisi Türkiye. Türkiye bu noktadaysa geri kalan batmıştır zaten. Bizde klasörler çoğaldığı gibi klasörler şişiyor da. Hem klasör artıyor hem şişiyor. Bu mesela parayla insanları bir yere kadar durdurursunuz.
Askeri ücreti bin liradan bin beş yüz liraya çıkarırsınız. Normalde 55 yaştan sonra 60 yaştan sonra emekliliği olmayanların sağlıklarını şunları bunların karşılarsınız. Bunlar pansuma. Bunlar problem çözücü değil. Siz bataklığı kurutmuyorsunuz. Siz hala da sınavlarda usulsüzlük ve yolsuzluk yapıldığını bütün insanlar görüyorsa memur alımında işçi alımında usulsüzlük ve yolsuzluklar şahi olarak ortaya çıkıyorsa siz yöntem ve yönetimini değiştirmeniz lazım. Mesela şimdi çok basit bir şey. Cemaat bunu yaptı. Neredeydin? Cemaat bunları yaparken neredeydin ya? Sen neredeydin? Sen demek ki bir yöntem geliştirememişsin. Bir yönetim oluşturamamışsın sen. Yöntem ve yönetim oluşturmadığından haksızlıklar kaymış bir tarafa.
23. Bölüm
Bakın, yöntem, yönetim değiştirememişsin. İlk üniversiteden adamla görüşüyorum. Adam diyor ki adam profesör. Dokçente değil. Oradaki doçent yardımcısını müdür yapmışlar. Neden cemaatta? Bağırınıyorlar. Ne bağırınıyorsunuz dedim. Neredeydiniz o zaman siz? Sen neredeydin o zaman? Ses yok. Yöntem ve yönetim aynı zamanda bu mesela aslında yöntem ve yönetim düzelse din de kendini düzeltir. Dindarlar da kendini düzeltir. Ama mesela yöntem yönetim bu noktada sıkıntı yok. Adam bizim televizyona çıkıyor. Televizyonda bizim dinimizi hakaret ediyor mu? Ediyor. Nerede yöntem ve yönetim? Biz şimdi dinimize hakaret eden ne uğraşacağız? Fikir mi üreteceğiz? Biz şimdi fikir üretelim diye düşündüğümüzde milletin imanı gidiyor.
Ya bunu Türkiye’de bir kimse birisinin peygamber olduğunu düşünüyorsa onun peygamberliğine inanıyorsa biz hangi yenilemenden bahsedeceğiz? Neyi mücadelesini verir? Düşünebiliyor musunuz? Biz bu sene Şebuarız’da Hatemülen bir ağaç dedik. Son peygamber. Ya bunu ben kendi kendime düşündüğümde diyorum ki ya halimiz meydanda diyorum ben. Bakın halimiz meydanda. Biz bu yüzyılda bu zamanda biz Hatemülen son peygamber konusunu işledik. Bu aslında her şeye cevap. Bakın bu aslında her şeye cevap. Bir de hastalığı Cenâb-ı Hak göstermiş, göreniz bir de. Hastalığı görmeyenler ne yapıyor? Nasıl uçulur ona bakıyor adam. Nasıl denizin üzerinde yürümüş onu anlatıyor. Ya bırak kardeşim denizin üstünde yürümeye.
Adam oturmuş medyayı diline almış adam medyadan peygamberliğini ilan ediyor. Buna neyle cevap vereceksin sen? Nasıl cevap vereceksin? O yüzden Allâh bizi iyilerden eylesin. Bu noktada evet büyük bir sıkıntı var. Nokta daha olacak bu konuyla ilgili. Dünyanın mesela insanlığın gelişimine baktım. bunları ben düşünür düşündüğümde yaklaşık kırk bin senelik bir insanlık varsa dünyanın üzerinde. Kırk bin senede gösterdiği bir gelişim var. evlerin hayatın dizaynı. Fakat son elli ve yüz senede kırk bin senede gösterdiği gelişimin binlerce katı kadar bir gelişim yükselmiş. son yıllarda çok hızlı bir gelişim var. Çok hızlı bir gelişim var. Bütün içtihat alimleri fıkıh profesörleri fakihler âlimler toplansa örnek AVM’ler hakkında bir hüküm verseler daha o hüküm verildiğinde ertesi gün BVM’ler çıkıyor.
BVM’nin üstüne tekrar toplanıp bir hüküm verseler CVM’ler çıkıyor. hayat o kadar hızlı ilerliyor ki içtihat üzerinde içtihat edilecek kavramlar. Bizler bu kavramlarla yalnız bire bir kalıyoruz. O bire bir kaldığımızdaki düşüncemiz ne olmalı? burada yöntem ve yönetim değişmezse problem çekiyoruz. Çok büyük problem. Yöntem ve yönetimden kaynaklanıyor. Burada din, o bozuk yöntem ve yönetimin altında kendisini yenileyemiyor. Sıkıntı bu. Bozuk yöntem ve yönetimin altında din darlar kendilerini yenilemekten uzaklar, yenileyemiyorlar. onu nasıl söyleyeyim? Aslında oluşan olaylara göre kendini gardına almak var. Olaylara göre. Bir, olaylar sana göre gardını alması var. İslam dünyası yenilmişliğin verdiği sendronla olaylara göre gardını alıyor.
24. Bölüm
İslam dünyasının karşısında olaylar İslam dünyasına göre gardını almıyor. Şimdi biz şimdi bir şey çıkıyor ortaya, biz ona karşı gardımızı alıyoruz. Biz bir şey yapıp da etraf gardını bize almıyor. Evet. Her yerde eziklik. Mesela siyasette de ezilmişiz. Siyasette demokrasi demişler bize. Biz demokrasiye karşı bir gard geliştirememişiz, kabul etmişiz. O yönlendirmiş bizi. Çok ilginç mesela bu hususta. Alparslan Türkiş’in bir sözü var. Diyor ki ben sizlere sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye değil, hak yoluna, hakikat yoluna adalet yoluna çağırıyorum. Halbuki bugün ülkücü dediğimiz algı bile bu demokrasiyi, sistemi kendisine kale olarak kabul ediyor. Hal böyle olunca insanlar, bizler kendilerimizi yenileyebilecek bir yöntem yöntemi bile tayin edebiliyoruz.
Şu soru gelebilir. Yöntem nedir? Yöntem buradaki yöntem. İnsanlar, az önce dedim ya bütün kelamcılar, fıkıhçılar, hadisciler, tefsirciler, sosyal bilimciler oturacaklar. Bu noktada Kur’ân ve sünneti ellerine önlerini alıp halis bir biçimde yöntem ve yönetim verilecekler. Ama bunu yöntem ve yönetimi belirleyince, bunu uyacak olan devlet nerede? Yok. siz şimdi bir yöntem, bir yönetim belirleseniz, atıyorum. Geçenlerde bizim damatla konuşuyoruz Yunak’ta. Diyorum ki örnek seçim olmalı diyorum. Ve partileri kaldırmalı. Yöntem, birisi karşı çıkabilir buna. Parti olmayacak diyorum ben. Milletvekili seçilecek. Milletvekillerin içerisinden başbakan seçilecek, bakanlar seçilecek. Millet Meclisi’nin başkanı olacak.
Parti yok. Parti kutuplaştırıyor insanları. Bu kutuplaşmakta kutuplaşmadan yöntemin başında oturan o yöneticiler nemalanıyor bütün herkes. Partiyi kaldırdık ortadan. Bakın bu şimdi demokrasi, bugün Avrupa demokrasisinde olmayan bir şey. Ne var şimdi orada? Partiler var. Herkes partilerin altında siyaset yapıyor. Partisiz bir siyaset düşünebiliyor musunuz? Hayır. İslam’da hizip yok. İslam’da bir tek hizip var. Allâh’ın hizbi. O zaman sizin hizip oluşturma, fitne oluşturma. Hizif fitne. Siz hizip oluşturamazsınız Müslüman olarak. Mümin olarak sizin hizip oluşturma şansınız yok. Şimdi Müslümanlar kendi içilerinde biz hizip oluşturmayacağız imanını bırakmışlar. Onlar da deccaliyetin bize sunmuş olduğu hizif ve fitne politikasına sahip çıkmışlar.
Bu ne? Partileşme. Yöntemi biz belirleyemiyoruz. Anlatabildim mi? Belirlenmiş bir yöntem var. Belirlenmiş yönteme karşı biz de yöntem belirleyemiyoruz. Belirlenmiş yöntemle mücadele edemiyoruz. Yenildiğimizin açıkçası bu. Muhsin Yazıcıoğlu başkanla görüşüyoruz. Başkanım diyorum. Gelin parti kurmayalım. Bunlar benim yeni düşüncem değil. Sivas’tayız. Ben Şeyh Efendi’yi Sivas’a götürdüm. Sivas’ta. Allâh rahmet eylesin. Dedi ki Mustafa Efendi oğlum bir yemek yiyelim bir ara. Sen yemek yedin mi dedi. Hayır efendim dedim. Kahvaltı yaptın mı dedi sert sordun. Hayır efendim dedim. İçimden de korkuyorum. Nerede kaldın dese benzinlikte kaldım. Şimdi benzinlikte kaldım zaten normalde her tarafım ağrıyor.
25. Bölüm
Havada soğuk. Ondan sonra bir de duş yapmadan ben de hastalık var ya benzinliğin banyo şeyinde tuvaletinde duş yaptım. Zaten kazık gibi her tarafım kütür kütür benim. Sabah kahvaltısı yok. Öğlen yemeği yok. 4-3,5-4 gibi böyle. Bana sorunca böyle ben de yemedim. Çek bir kenara dedi yemek yiyelim. Ondan sonra aa sen ol ısmarlayayım ben olayım dedi. Estağfirullâh efendim dedim. Baktım bir dönerci var orada. Girdim ben oraya. Neresi olduk da bilmiyorum. Aa baktım böyle tiplere. Ulan bizim eskilerim onlar. Ondan sonra ben tabi simalarından böyle bıyıklarından şekillerinden böyle ondan sonra baktım kim var burada dedim ben. Muhsin başkan burada dediler. Ha iyi dedim. Şey efendi dedim efendim gidelim yanına.
Tanışıyoruz ya biz. Acaba bir dakika haber verelim. Ne zamandan beri dedim Muhsin başkanı haber veriyor dedim görüşmek için dedim. Ben öyle deyince yukarıdan duydu beni o böyle tarası var. Hocam buyur hocam dedi. Estağfirullâh dedim lan biz yürüdük tabi. Herkes bu sefer el pençe bize biz şey efendiyle beraber çıktık yukarıdan ondan sonra. Neyse o da orada şey yapmış ooo biz sarmaş dolaş hocam nasılsınız iyi misiniz? Şey efendiyle tanıştık. Sonra onlar haşladı beraber olmuşlar zaten. Şey efendiyle tanıştık. Fünar şey efendiye diyor ki Mustafa ile biz önceden tanışırız tabi. Hocayla diyor önceden tanışırız. Şey efendi dedi Mustafa efendi baya sen iyiydin dedi öyle mi dedi. Biraz efendim dedim ben.
Yaptı böyle. Ondan sonra neyse görüştük konuştuk neyse orada hemen mevzu açıldı. Ben de buradaki arkadaşlara dediğim parti kurmayın yapmayın. Tabi onu da Bursa’ya geldiğinde de o davet etti. Bursa’da da görüştü. Yapmayın başkanım. Siz dediğim böyle kalın böyle. Tabi o sonradan hocam arkadaşlar parti kurulur filan pişman mahveti yaptı. O gün de orada dedim ki kurmayın bari. Ya neden parti ziplestiriyor? Biz parti kurarak deccalın oyununa geliyoruz. Örnek. Veyahut da tarikatlar bir partinin peşine takılıyor. Deccalın oyununa geliyor. Veyahut da cemaatler bir partinin arkasından gidiyor. Angaj ediyor kendisini. Angaj edince sıkıntı var işin içerisinde. E şimdi otomatikman biz kendimiz yöntem geliştireceğimize bize geliştirilmiş yöntemleri kabul ediyoruz.
Ve onu kendimize bir kurtuluş olarak görüyoruz. Şimdi kim diyebilir? Allâh’ın dininde hizif var diye kimse diyemez. İslam’a göre iki hizif vardır. Bir Allâh’ın hizbi. İki şeytanın hizbi. İki yol vardır. Bir Kur’ân ve Sünnetin yolu. İki şeytanın yolu. Başka bir yol var mı? Yok. Nasıl hizip çıkarırsınız siz şimdi? Bir yöntem geliştirebildiniz mi şimdi? Geliştiremediniz. siz bir yöntem geliştirin ki bir yöntem geliştirin. Mesela padişahlık ilave edildi, kaldırıldı. Öyle değil mi? İyi. Ne yöntemi geliştirildi yerine? Şimdi padişahlık yok yani. Değil mi? Var. Babadan oğula geçmiyor sadece. Var. Var. Yöntem geliştirebilmiş mi İslam dünyasını? Geliştirememiş. Yönetim koyamamış mı? Koyamamış mı ortaya?
26. Bölüm
Koyamamış. Ama bize dayatılan veyahut da bize kabul ettirilen yöntemleri biz kendimiz almışız. Uyuyor mu uyumuyor mu diye bakmamışız. Ne demokrasi? Hangi demokrasi? Kimin demokrasisi? Ben demokrat değilim diyorum ben. Değil ben demokrasiye de inanmıyorum. Benim böyle bir derdim de yok diyorum ben. Bana diyorlar hocam böyle açıkça söylemesen bari. Neden diyorum demokrasiden tavır koymak? İman mı diyorum? Ama örnek mesela böyle isimlendireyim şimdi. Fethullah Hoca Amerika’dan demokrasiden artık geriye dönüş yoktur diyor. Şimdi İslam dünyasının içerisinde entelektüel bir duruşu var. Öyle değil mi? Kabul edilmiş bir duruşu var. Öyle göstermiyorlar bize. Öyle gösteriyorlar. Cemaat öyle gösteriyor.
Eleştirel açısından bakmıyorum ben meseleyi. Yanlış anlaşılmasın. Öyle laf atmak taş atmak değil. Söylediği söz bu. Direkt canlı olarak dinledim sadece yazısından değil. böyle bir şey nasıl söyleyebilir dedim ben. Çünkü o kimseye tecrübe iman gerekli. bir entelektüel bir din adamının bir ahalinin bunu söylerken düşünmesi lazım. Demokrasiden geriye dönüş yoktur. demokrasi sizin o zaman da hedef olduğunu mükemmel bir şey olduğunu artık buradan geri dönüşünü mümkün olmadığını söylüyor. O zaman biz neye iman ettik ki gidip Sokrat okusaydık biz gidip Aristo’ya okusaydık o zaman bu kadar yolu dolanmamıza gerek yoktu. Bakın İstan dünyası bu işin acı tarafı. şunu haykıramıyorum. Biz Kur’ân ve Sünnet dairesinde yeni bir yöntem ve yönetim geliştirmemiz gerekir.
Bunun temel ayakları şu olması gerekir. Bunun tali ayakları bu olması gerekir. Bunun devlet yönetiminde bu olması gerekir. şeriatla yönetecek bu sözde kalmayacak yani. Senin savaş hukukun ne olacak? Senin barıştaki hukukun ne olacak? Senin askeri hukukun ne olacak? Senin siyasi hukukun ne olacak? Bunların yerleştirilmesi oturtulması lazım. Senin yönetim biçimin ne olacak? Senin yöntemin ne olacak? Bunların hepsinde oluşturulması lazım. Ama bunlara kafa yoğurmayın. Bunları kafa yoğurmayın. Bunlara beyin patlatmayın. Şimdi elinde bu kadar profesör var, doçenti var, her alanda var mı? Var. Bunlar böyle her alanda bu kadar normalde kuvvetli iken bizim önümüze örneğin yöntem ve yönetim biçim olarak bir şey koyuyorlar mı?
Hayır. Dikkat edin oyuna. Sizin elinizde hukuk sisteminin altını üstünü getirecek kadar hakim var, savcı var siz bir adalet sisteminin nasıl olması gerektiğiyle alakalı yöntem ve yönetim geliştirmiyorsunuz. Sizin elinizde polis teşkilatını altını üstünü getirecek polis müdürleri emniyet amirleri var siz emniyet teşkilatının nasıl olması gerektiğiyle alakalı yöntem ve yönetim geliştirmiyorsunuz. Dikkat edin hastalıklara. Sizin elinizde banka kurup finans kuruluşu yapıp o finans kuruluşunu yönetecek, yönlendirecek iktisatçılarınız var sizin iktisat üzerine yöntem ve yönetim geliştiren bir kitabınız yok. Siz devletin mit müsteşarını içeri alabilecek kadar gücünüz var siz mit müsteşarlığının nasıl çalışması gerektiğiyle alakalı yayınlanmış bir eseriniz yok.
27. Bölüm
Bakın yayınlanmış bir eseriniz yok. Milletin önüne koyabileceğiniz dönüşüme ait yöntem ve yönetime ait bir eseriniz yok sizin. Sizin elinizde onca vali var kaymakam var sizin valiler ve belediyelerle alakalı yöntem ve yönetim biçimiyle alakalı bir ishaliniz yok. Siz ne anlarsınız buradan şimdi? Ben şunu anlıyorum Türkiye’yi de Türkiye’de Hasbel Kader Türkiye’nin bağrından yetiştirdiği büyüttüğü büyüttüğü büyütüldüğü en önemli cemaat Türkiye’nin yöntem ve yönetim ile alakalı hiç kafa patlatmamış hiç oraya bakmamış uyutmaya devam etmiş nenni bebek nenni toplayın paraları paraları toplamışlar, toplayın zekatları toplamışlar, toplayın kurbanları toplamışlar, hürra dine hizmet ediyoruz demişler hizmet ediyorlar dine okulaşacağız her yere Türkiye’yi bırakmışlar yurt dışlarına okulaşıyorlar çok güzel yöntem ve yönetimle herkes dindar oldu ne olacak herkes dindar oldu ya ne yapacağım bütün askeriyi dindar ettim bütün polis teşkilatını dindar ettim bütün hukuk sistemini dindar ettim ellerimde ne var onları neyle yönetecekler kaos o zaman bunların hepsini hazırlayıp birisine mi servis edeceksin gel yönet diye bakın kaosa bakın bak bu kadar doktor var mı var profesör tıpçıların var mı var iyi sağlık teşkilatının yöntem ve yönetimi ne olur alternatif islamsın alternatif islamsan bana bunları söyle ben şimdi bakacağım diyeceğim ki ya böyle biz sufiz bizim devlet yönetme gibi bir derdimiz yok bizim devlette teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok bizim belediyelerde teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok bizim askeriyede teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok bizim siyasette teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok biz siyasetçilerin önüne gidip de bir tane milletvekili bize verir misiniz böyle bir derdimiz yok Yok bizim.
Yok. Bizim Cafer’in kafası atmış bir dahaki şey baruzda valla belediye ister yapsın ister yapmasın bizden beraber dedim. Dedim sen tamam. Yakmışsın telleri Hacı Cafer dedim. Yattım dedi. El alım var dedi. Tamam şey baruzda yapmayı veririz kendimiz yaparız dedim. Bakın yok bizim böyle bir derdimiz. Biri nefesini çekmen derdimiz yok bizim. Kendi nefesimizi çekemiyoruz. Başkasınınkini çekeceğiz. İyi böyle bir derdi olan bir kimsenin neden elinde bir yol haritası yok? İslam dünyasının en büyük problemi bu. Bak İslam dünyasının. Dertleri Sûfî’yle biz diyorum bak derdimiz yok. Bizim bir şirketimiz de yok dergahın. Bir ticarethanesi yok. Yok Sûfî klasik geleneksel Sûfî topluluyoruz biz. Ne ticarethanemiz var ne dergahın bir bakkal dükkanı var ne çakalı var ne şirketi var ne haç ömrün şey var hiçbir şey yok.
Biz geleneksel klasik bir Sûfî topluluyoruz. Ama olanlar var. O zaman dergaha niye baktın? Hepsi de hacı ömrü cadıyı. Hepsi de lokantanın müşterisi. Hepsi de otel müşterisi. Ne kurdun dergâh adını? ııı şey ne o? Bir ara modaydı ya. Eee bakkalın büyüğü market. Bütün dervişler market müşterisi. Arkadaşlar, kardeşler market kurduk filancı yerde dergâh adını. Yönetim kulunda kim var? Şeyh Efendi. Kimin üstüne? Şeyhin oğlunun üstüne veata çok yakın tanıdığının üzerine. Herkes gidiyor oradan alışveriş ediyor. Bütün dervişler market müşterisi oldu. Dergahlar bunu yapıyor. Cemaatlerde bunu yapıyor. O an dini hizmet edecek okullar açmamız lazım. Aa açalım. Açtık on sekiz milyar bir kişi. Ulan neden açtık biz burayı?
Ümmeti Muhammed’in çocukları okusun diye. Ulan nereye okuyacak on sekiz milyar lira? Askeri ücret bin lira. Askeri ücretin bin lira olduğu yerde Müslümanların çocukları okusun diye. Okul açılıyor. Yıllığı on sekiz milyar lira. Allâh’ım kandırmacıya bak. Salça topla, zeytin topla, yağ topla. Yurtlara, okullara harika on sekiz milyar ama yılların. Hangi cemaat hangi tarikat olursa olsun hiç önemli değil ki. Başındaki kimse adam dese ki kardeşim ben bir okul açtım. Özel okul. Aa tamam kaç parası kaç para? Herkes gidecek. Ama tarikat yapmış onu. Cemaat yapmış onu. Bir topurluk var adına. Cemaat derken hemen Fethullah Hoca’nın cemaatine gitmesin laf ya. Başkaları da var. İyi kardeşim de buranın ormanda yapılırken Müslümanlardan parasını toplamadınız mı?
Evet. E hatta oradaki öğretmenlere dahi düşük maaşla çalıştırmıyorsunuz mu? Evet. Lan bu on sekiz milyar nereye gidiyor? Kimse sorgulamıyor. Nereye gidiyor? En büyük problem bu noktada yönetim ve aynı zamanda da bize batıdan gelen, batıdan gelen her ne gelirse biz onlara karşı mücadele etmeyin onların safında yer tutmamız. Sıkıntı bu bence. el-Fâtiha. Selam. Âmîn.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı