1. Bölüm
Selamunaleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Size soru sormak konusunda nasıl olmalıyız? Bunun ölüsü nedir? Hadîs-i Şerif Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştu ki, buyurmuş ki soru üç şey için sorulur. Bir, bir kimse bilmediği için sorar. Bilmediği için soran kimse bilmediğini öğrenir. İki, irşad için sorar. Kendisi biliyordur ama yanındaki bilmiyordur veya bir başkası bilmiyordur. O bilmeyen kimse öğrensin diye sorar. Bu da irşad sorusudur. Üç, o kimse karşıdaki kimseyi utandırmak için sorar. Utandırmak için soran da kendisi utanır. Bu noktada biz kendi dairemizde, Kur’ân, Sünnet, Tasavvuf dalımız bu.
Kur’ân, Sünnet dairesinde bilebildiğimiz kadar fıkıh, bilebildiğimiz kadar Kur’ân, bilebildiğimiz kadar Sünnet, bilebildiğimiz kadar Sûfîlik, Tasavvuf adında, Tasavvuf şemşiyesinin altında sorulan sorulara cevap vermeye gayret ederiz. Bu normalde kendimizce bildiklerimizi anlatırız. Bilmediğimiz bir şey olursa öğrenir gelir, arkadaşlara, kardeşlere bunu aktarmaya gayret ederiz. Bunun dışında bizim soru sormakla alakalı Adaf Verkan dairesinin olduğu mütteçe herhangi bir sıkıntımız yok, bir problemimiz yok. Herkes sorusunu sorar. genel anlamda bu tip böyle kalabalık cemaatte cemaatte böyle genel olarak herkes sorusunu yazıp koyuyor. Yıllardan beri böyle bir usul gelişti. Bu diğer illerde, ilçelerde de, sohbete gittiğim yerlerde de aynı usul devam ediyor.
Orada da herkes kendince ne sorması istiyorsa sorusunu sorup buraya vazifeliler getiriyorlar. Tekkede de öyle ondan sonra. Bir şeyde ne olur? Gelibolu Mevlühanesi’nde canlı sorulu cevap oluyor. Bazen fırsat kalırsa sohbetin sonunda ben yine olur mu olur birisinin kafasına bir şey takıldıysa sorusun diye bekliyorum, oturuyorum orada. Bu noktada birisinin bir sorusu varsa sorusuna da cevap vermeye gayret ediyoruz. O yüzden bu noktada genel olarak Kur’ân ve Sünnet tarihini Sûfî, Adaf ve Erkan’la aşmadığımı teçe bir sıkıntı yok. Türkiye’nin Kudüs konusundaki adımlarını nasıl buluyorsunuz? Önümüzdeki süreçte Türkiye’ye ne türlü zorluklar beklemektedir? Türkistan Birliği hakkında düşüncelerinizi lütfeder misiniz?
Türkiye zaten uzun müddetten beri nasıl zorluklar beklemiyor derken zorluğun içinde zaten. Bu zorluk daha da ağırlaşarak devam edeceğine inanıyorum. Çünkü bazı şeyleri uygulamak bazı şeylerde birini bir şeyler yapmak eski dengeleri bozar. Eski dengeleri bozunca o dengesi bozulan muhakkak intikam olmaya çalışır. Bu kaçınılmaz sonudur. Bu nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın. Eğer süregelen bir dengeyi bozuyorsanız siz o denge sahipleri sizden intikam almayı isteyeceklerdir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke’de peygamberliğini ilan edince Mekke’de süregelen bir denge, bir hiyaraşi, bir sistem vardı. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri o sisteme olmaz böyle deyince sistem sahipleri o dengenin bozulmasına müsaade etmek istemediler ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ile mücadele ettiler.
2. Bölüm
Bakın Mekke’deki ve Medine’deki mücadeleyi biz hepimiz sadece bir din mücadelesi olarak görürüz. Bu dinin siyasi tarafını, askeri tarafını, toplumsal tarafını, ekonomik tarafını görmeyiz. bu sadece bir iman mücadelesi gibi bize gelir. Hatta 150-200 yıldan beri, 300 yıldan beri bize bu böyle aktarılmaya çalışılır. Şimdi de böyle aktarılmaya çalışılıyor. Mesela değişik kanallarda, değişik menfezlerde İslam’ın bir devlet modelinin olmadığını, İslam’ın bir devlet modeli dayatmadığını, İslam’ın bir hukuk modeli olmadığını, İslam’ın bir hukuk modeli dayatmadığını dair İslami kesimden, başka yerlerden de değil bu. kendince muhafazakar kesimden, İslami kesimden kendince, profes, ilahiyat profesörleri, ne bileyim ilahiyatçılar, diyanetçiler, siyasetçiler, sosyologlar, bize tatlı tatlı konuşmaların arasında bunu anlatıyorlar bize, bunu söylüyorlar.
Sebep, sen çıplak bir şekilde Allâh’a iman ettin, Peygamber’in peygamberliğini kabul ettin, ibadetlerini yerine getir. bunu ibadetlerini yerine getirdiğin müddetçe sana hiç kimse bir şey söylemez. Avrupa’da da sana kimse bir şey söylemez, Amerika’da da kimse sana bir şey söylemez, Türkiye’de de kimse bir şey söylemez, sen hacca gidecekmişsin git, ama Beytullah’ta bu böyle olması lazımmış deme veya Medine-i Münevvere’de bu böyle olmaz deme. Veya da herhangi bir İslam topraklarında, halkı Müslüman olan bir topraklarda oranın devlet sistemini, Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki tavır ve davranışlarını eleştirme. Ona bir şey söyleme. Uluslararası arenada, uluslararası ekonomik sömürgeye karışma. Ekonomik sömürgeye devam etsin.
Vahşi kapitalist sistemin ne olduğu belirsiz olan bu Deccâl sistemin devam etsin. göstermelik, böyle kuklalık, işler, hareketler. Ondan sonra o emperyalist güç, artık böyle bir, bu jargondan bıktım artık. emperyalist güçlerin, gücüne boyun eğdiği müddetçe, sanki böyle çok güç varmıştır gösteriyorlar ya bize. Oysa Kur’ân-ı Kerim’de kafir tek millettir diyor ya, gavurlar tek millettir. Değişen bir şey yoktur. Emperyalist güç dedikleri gavurların bütünüdür. Nerede gavur varsa o Müslümanı kendine dost eder mi? Etmez. Bizi aldatıyorlar. Şu bizim dostumuz, bu bizim dostumuz, şu bizim dostumuz. Bunlar bize dost ülkeler, öbür günler düşman ülkeler. Dost ülkeye baktığınızda aman o çok mu senin dinine, diyanetine, dindarlığına, geleneğine, göreneğine, kültürüne saygı duyacak?
Hiç alakası yok. O yüzden Anadolu’daki Müslümanlar bilinçlendikçe, Anadolu’daki Müslümanlar şuurlandıkça, Anadolu’daki Müslümanlar bu konuda diğer İslam ülkelerine bir ümit oldukça bu zorlama devam edecek. Ama sonuçta ele avuca sığmaz bir Anadolu insanı var. Bu Anadolu insanını normalde 12 Eylül durduramadı, 28 Şubat durduramadı, 15 Temmuz durduramadı, durmuyor bu. 60 İhtilal durdurmadı, evet onlar bir tıraşlıyorlar, bir şeyler yapıyorlar, bir müddet Anadolu’daki İslami gelişmeler İnkıta’ya uğruyor, düştüğü yerden yeniden kalkıyor. Yine birileri çıkıyor, çılgınca işler yapıyor, mücadeleye devam ediyorlar. Yine onlar bir müddet sonra tekrar oluyor, tekrar mücadeleye devam ediyorlar. Birileri çıkıyor, o mücadeleye devam ediyor.
3. Bölüm
Bozuluyor o mücadeleye devam eden insanlar veya yoruluyor veya bozuluyorlar. Ama onların yerine geçenler yeniden taze bir kan olarak yeniden yürüyorlar, yeniden yürüyorlar. Bu bitmek tükenmez, bilmeyen bir şey. Bu Cenâb-ı Hak’ın ilahi hikmeti. Bir bayrak düştüğü yerden kalkar. İşin fıtratı budur. Bakın işin fıtratı budur. Bu bayrak Anadolu’da düştü. Bu yine Anadolu’dan kalkacak çaresi yok bunun. demiş ya, zannetmek bu tekerlek kalmaz tümsekte. Bu tekerlek tümsekte kalmaz. Bu saatten sonra Allâh’ın izniyle hiç kalmaz. İnsanlar şuurlandı. İnsanlar bu noktada belli bir tecrübe sahip oldu. Dinleye dinleye insanlar tecrübe sahip oldu. Eski bir zamanda olmuş olsaydı. 15 Temmuz durmazdı. püskürtülmezdi.
Ama şuurlu insanlar. Ben böyle dile getirdim de kızıyorlar belli çevrelerdeki insanlar. Ben diyorum herkesten önce sokağa inen bir topluluğuyuz diyorum ben. Bu toplulukla evet gurur duyuyorum. Neden? Bu gününce bu şuura sahip. Rahatından, malından, canından, mülkünden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, her şeyinden geçip. kolay bir şey değil. Uçaklar havadayken, tanklar yürürken, insanların sokaklara dökülüp darbeyi durdurmaya çalışması. Bir cesaret lazım. Ve şimdi onu sulandırmaya çalışıyorlar, değişik şeyler. Herkes bir taraftan onun kimisi ekmeğini, kaymağını yemeye çalışıyor. Kimisi sulandırmaya çalışıyor. Herkes bir şey yapmaya çalışıyor. Ya Cenab-ı Hakk’a da olsun. Biz Fisebülillah meydandaydık.
Bu kadar. Bizim gibi binlercesi, bizim gibi onlarcası, milyonlarcası meydandaydı. Bu büyük bir şuur. Bakın bu büyük bir şuur. Bu büyük bir adım. Bu sadece içeride büyük bir adım değil. Yurt dışındaki belli merkezlere ve menfezlere de büyük bir cevap. Öyle olunca Türkiye gerçekten zor bir süreç yaşıyor. Ve bu zor sürece devam edecek daha. Çünkü bir tabiri caizse varoluş mücadelesi veriyor. Ben Türkiye’nin varoluş mücadelesi olarak görüyorum onu. Birileri şöyle diyebilir. yok Tayyipçisiniz, yok AK Particisiniz, yok AK Partili şey, yok Tayyipçi şey. Ben bir partici değilim. Bakın ben partici değilim. Ama şunu unutmayın. Bir mücadele var ise, bu mücadele içerisinde insanlar bir, iki türlü mücadele ederler.
Hem fikri planda hem devletler planında. Bir, bir lider vardır, liderin altını oymaya çalışırlar. Bu mücadelenin bir tarafıdır. İki, direkt lidere saldırırlar. Bu değişmeyen taktiktir. Bakın bu değişmeyen taktiktir. Şimdi Amerika’da ne yapıyorlar? Direkt Trump’a saldırıyorlar. Öyle değil mi? Trump’un altını da bir taraftan oymaya çalışıyorlar mı? Çalışıyorlar. Trump’un altını oyuyorlar. Ne yapıyorlar? Adam başkan yardımcısı istifa ediyor. Yok bilmem ne sekreteri istifa ediyor. İstifa ettiriliyor aslında onlar. Bakın onlar istifa ettiriliyor. Böylece ne yapıyor? Adam başındaki adam bir bak yok ya ertesi gün yok. Ne olmuş istifa etmiş. Ve hatta ertesi gün karşı cepheye geçmiş. Trump’la böyle mücadele ediyorlar.
4. Bölüm
Ben Amerika’dan örnek vereyim size. Aynı zamanda da Trump’un kendisine saldırıyorlar. Seçilinceye kadar hiç saldırmadılar. Seçileceğini tahmin etmediler. Seçilince boyun eğmedi ilk etapta hiçbir yere. Boyun eğmeyince saldırdılar her tarafa. Aslında adam kendince milliyetçi. Adam kendince iyi işler yapıyor. Körfezi bir alabora etti gitti. Körfezi alabora ettikten sonra 250-300 milyar dolarlık. Milyon milyar dolar mıydı? Milyar dolarlı değil mi? 250-300 milyar dolarlık silahı sattı geldi. Kuzey Kore’yle bir ortalığı bulandırdı. Savaş çıkacakmış gibi. Güney Kore’ye, Japonya’ya 1-250 milyar dolar. 300 milyar dolar da onlara sattı. 600 milyar dolar. Ağzım yüzüm Avrupa’ya sattı. Gelirken adam 1 trilyon dolar dışarı silah satışı yaptı.
Aslında Amerikan ekonomisini kurtardı. Bakın Amerikan ekonomisini kurtardı. Ama yetmedi belli merkezlere, mühendislere. Saldırıyorlar. Saldıra saldıra. Sonuçta Kurtuluş Semidi. Bunların hepsi de uluslararası oyun bunlar. Büyük oyunlar. En son da Kudüs kozunu sürdü Yahudilere yaranmak için. O da tepti. Şimdi ben gelirken haberleri dinledim. Birleşmiş Milletler reddetti. Ha reddetse de bir şey değişiyor mu? Hayır. Bir yaptırımı var mı? Hayır. Adam yine gidip de ben konsolosluğu oraya kurarım der mi? Der. Kurar mı? Kurar. Bir de bu tarafı var. Birleşmiş Milletler reddetti deyip de. bu işin reddetmesinin herhangi bir şeysi yok. Yok. Karşısındaki veya İsrail Devleti çok mu Birleşmiş Milletler kararlarını önemsiyor?
Hiçbirisini önemsemiyor. Hiçbirisini de. Bakın hiçbirisini. Diyorum ya, gavurlar tek millettir diye. Orada İsrail, Birleşmiş Milletler kararlarının hiçbirisini önemsemiyor. Hiçbirine de tabi olmuyor. Ona bir şey diyen yok. Ama Irak’ta kitle imha silahı var. Terenesiyle Irak’ı yerle bir ettiler. Bakın yerle bir ettiler. Suriye’yi yerle bir ettiler. Afganistan’ı yerle bir ettiler. Libya’yı yerle bir ettiler. Şimdi Yemen yerle bir oluyor. Yemen’i de Suud’lara yerle bir ettirecekler. Katar’ı da yerle bir edeceklerdi. Katar’ın hemen Türkiye’ye yanaşıp da, Türkiye’ye hemen üs müsaadesi verince, Türkiye’de paldır küldür oraya silahlı kuvvetlerini götürüp üs kurunca, baktılar ki normal değil bu. Biraz daha Katar’ın üzerine gitseler Katar’la hemen bir anlaşma yapacaklar, bir şey yapacaklar.
Katar ellerinden iyice gitti, gidecek, ürktüler. Ama sonuçta Türkiye’de yerleşti oraya. Katar’a da sattı adam silah. Satmadı değil. Katar’da rüşvet verdi mi? Verdi. Rüşvetten daha fazla hatta, rüşvet de değil. Çöktü Katar’a. Katar’dan alacağını aldı mı? Aldı. Ha Katar diyecek ki ya bu tüfekler neden çalışmıyor? Demeye hakkın var mı? Yok. Sen tüfekler çalışmıyor diye geri göndersen o tüfek de gelmeyecek. Sanki o silahların hepsi de çalışır vaziyette mi olacak? Hayır. Ellerinde ne kadar şimdi geri kalmış teknoloji varsa hepsi de satacak, gönderecek. Sanki ileri teknoloji bir şey mi satacak? Amerikan ordusunda kullanılmayan eski silahlar ne kadar varsa hepsi de derlenip toparlanacak. Hatta boyamaya dahi gerek duymayacaklar.
5. Bölüm
Boyamayacaklar bile. Bakın boyamayacaklar bile. Hepsini gönderecekler. NATO ülkelerini Amerika ne gönderiyordu? En eski teknolojiyi gönderiyordu. Ne adı altında? Amerikan yardımı, NATO yardımı ve hatta uzun vadeli sana silah satıyor. Hep kullanılmış. Kullanılmamış sana yeni silah mı gönderiyor? Bu tekstil makinaları gibi. Senin gücün yoksa ne yapıyorsun? Gidiyorsun kullanılmış tekstil makinaları alıyorsun. Miyadını doldurmuş. Miyadını doldurmak üzere. Biz kendimizden biliyoruz. Paramız yok. Gittik burada makinası aldık. Kaldığımız burada makinaları ne? Revizyon görmüş. Revizyon görmüş. Kaç model? 1978 model. Revizyon görmüş. Bir de sevindik. Revizyon görmüş diye. Kaç model? 78. 78 de revizyon görmüş daha doğrusu.
E kaç model? 60 model. 58 model. 55 model. 40 model. 35 model. 35 model. Avrupa Birliği İsviçre’de, köylerde insanlar hayatlarına devam etsinler diye. Bakın köyde adam hayatına devam etsin diye. Avrupa Birliği fonundan gitmiş bir burada makinası üreten bir firmayla anlaşmış. Köylere burada makinaları kurmuşlar. Alp dağlarının eteklerine. Adamda iki tane makine var. Eşi, kendisi, çocukları öyle çalışıyorlar. Tıkır çalışıyor. Adam kendi işinde de 8 saat çalışıyor. Almayı da devlet tahadüt etmiş. Demiş ki ben sen üret bunu, ben alacağım. O adam da aynı süt ürettiği gibi. Bakın biz öyle süt ürettirmeye çalışıyoruz. O tek sil ürettiriyor. Devlet diyor ki senin ürettiğin fisto’yu ben satın alacağım.
Ürettiğin fisto’yu satın alıyor. Kime veriyor? Fransa’ya veriyor. Avrupa Birliği bünyesinden. Fransa ne yapıyor? Diyor ki Türkiye’ye. Ben sana kredi açacağım. Ekonomik kredi olur. Ne yapacaksın? Sana fisto göndereceğim diyor. Ne fisto’su? İşçe maçı’lık fisto. Ne kadar? 5000 dolarlık, 5 milyon dolarlık neyse. Sen paketin içerisinde o fisto’ları da alıyorsun. Sen Fransa sana ekonomik yardım ediyor zannediyorsun. Öyle diyor. Geliyor sen. Normalde bizim bürokratlar içeride Fransız hayranı çok, İngiliz hayranı çok, Alman hayranı çok. Olmasa da götürüyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar, lüks otellerde yatırıyorlar. İmzalıyor bizim bürokratlar oradan. Hollanda’dan tereyağı geliyor bize. Hollanda’dan peynir geliyor.
Hollanda ekonomik olarak bize kredi açıyor ya. Siz zannediyorsunuz ki para kredisi açtı. Hayır. Diyor ki sana 1 milyon dolar kredi açtım, evet. Bunun diyor 1 milyon doların yarısıyla peynir, peynir, tereyağı çökelek göndereceğim sana diyor. Sende yok, hiç gibi. Sana gönderiyor onu. Sen onu uzun metrajlı ödüyorsun yine. Bedava değil. Bu silahlar da aynı. Adam geliyor sana, şu kadar silah alacak. Sana 1. kalite silahı vermiyor ki. Eski modeli satıyor sana. Ama sende o eski model de yok, alıyorsun. Sen eski model tezgaha alıyorsun. Çünkü sende. Yeniği alacak güç yok. Yenisini çok pahalı söylüyor sana. Ya üreteceksin onu kendin ya da satın alacaksın. E üretmeye kalkarsan önünde o kadar devasa aşman gereken yerler var ki aşman mümkün değil.
6. Bölüm
Birkaç kişi deniyor, çarpılıyor devlete geri dönüyor. Bakın çarpılıp geri dönüyor. Dışarıdan gelen ucuza geliyor veyahut da kolaya geliyor. Devlet politikası bundan. Devlet kendisine öyle bir politik oluşturuyor. Mesela devlet dese ki tekstil makineleri 5 yaşından, 3 yaşından fazlasını getirmeyeceksin. Örneğin. Bu sefer iç sanayide onun çocuğunu arayacak insanlar. Kopyasını yapacaklar. Mesela Çin kopyacılıkla mücadelede imza atmıyor adam. Fuarlarda insanlar mal şimdi teşhir etmiyorlar. Neden? Çinliler gelip kopyalıyorlar. Aynısını 10 yıl sonra yapıyor adam. Çin imzalamamış ki ben kopyalamayacağım diye. Umurunda değil adamın. Sen bir şeyi görsün anında fotoğrafını çekiyor, anında yapıyor adam.
Bildiğin makinenin fotoğrafını çekiyor yapıyor adam. Tekstil makinalarının motomot aynısını Çin üretiyor. Ama Çin malı. Bizde de o var ya Çin malı ya. Şey, söylüyorlar şunu. Kötü. Adam dünyanın en büyük sanayisine sahip şu anda. En zengin. Kes, kopyalay, yapıştır yapıyor adam. Bitiyor adam, yapıyor. Vomotext’in aynısını yapıyor Çin ama Çin malı. Ne bileyim bilmem ne tekstil makinesi yapıyor adamlar. Biz onu yapmıyoruz ya kendimizce. Biz çünkü Avrupa Birliği’ne imza atmışız, ona buna imza atmışız. Önümüze ne getirdilerse imzalamışız biz. Bize demişler bunlar bunları bunları imzala, biz hepsini de imzalamışız. Şimdi örneğin işte, sen Nike’ı yapamıyorsun burada. Nike’ın üzerinde o logosunu yapamıyorsun.
Çin yapıyor. Ve Çin yapınca da Çin’in malını toplayamıyor Nike orada. Veya ne en iyi saat, ilk saat değil mi? Motomot aynısını yapıyor. Hacamet anlatıyor bana. Ne en pahalı saat Rolex diyelim, değil mi? Diyor ki aynı model Rolex’ın diyor 100 dolarlık olanı da var diyor, 1000 dolarlık olanı da var diyor. Çakma diyor. 500 dolarlık olanı da var diyor, 300 dolarlık olanı da var diyor. Ama 1000 dolarlığını alınca diyor 30 bin dolar Rolex’te o saat diyor. Bak 30 bin dolar, onda 1000 dolar. Aynısı diyor, saatçi dahi anlayamaz onu diyor. Bakın saatçi dahi onu anlayamaz diyor, çok zor diyor. Müneş şimdi diyor konuda saat taşıyor diyor, Çin malı diyor 1000 dolarlık diyor, 30 bin dolar Rolex’te o diyor.
Ama o 1000 dolar alıyor onu oradan diyor. 1000 dolar. Ve onu sen Çin’de gidip de Rolex o saati toplatamıyor. Sen toplatırsan da topluyorlar. Böylece ne yapıyor? Seni geri bırakıyor. Sen bir şeyi taklit edemiyorsun. Sen bir şeyi üretemiyorsun. Üreteceğin zaman da sana zaten geliyor, senin tepene biniyor. Bakın üstünü örttüler. Bakın üstünü örttüler. 250 tane uçağı toprağa gömmüş ülke. Araştırmanın üstünü örttüler, siz bunları küçük haberler olarak geçiyorsunuzdur. 250 tane uçak, savaş uçağı. 250 tane, ben basından takip ettim, basından okudum. Okuyanlar vardır, var mı okuyanlar elini kaldırsın. Bak okumuşlar. 250 tane uçağı toprağa gömmüş bir ülke. Bunun altına kim imza attı? Bu kararnaminin altındaki, altında kimlerin imzası var?
7. Bölüm
Açıklanıyor mu? Hayır. Bunlar mahkemeye veriliyor mu? Hayır. Bunlar hukukun önüne çıkarılıyor mu? Hayır. Bu imzayı atanlar vatan hainliğinden yargılanıyor mu? Hayır. Bu tespit edilen 250 tane uçak, o günün parasıyla, bugünün F-16’su diyelim biz. Şu anda tanesi. 50 milyon dolar bir tane, orta vadede. Şu anda 250 uçak, 12.5 milyar dolar. 12.5 milyar dolar yapıyor. Dış borcu %10’u, 250 tane uçak. Kim hesap soruyor? Belli değil. Ne kadar tank gömüldü biliyor musun? Hayır. Ne kadar gemi batırıldı biliyor musun? Hayır. Ne kadar top tüfek gömüldü biliyor musun? Hayır. Koca uçağı gömen bir zihniyet, tankı topu gömmez mi? Hayır. 250 tane uçağı gömen bir zihniyet. E böyle olunca tabii ne oluyor? Ülkeler geri kalıyor.
İslam ülkeleri geri kalıyor. Anadolu geri kalıyor. E şimdi yavaş yavaş ekonomisi düzeliyor. İnsanlar bir işleniyor. İnsanlar sevsinler, sevmesinler, eleştirsinler, eleştirmesinler. Sonuçta kafa kaldıran bir tane başkan var. Lazım. Bakın lazım. Bir dönem daha durması lazım adamın. lazım. Böyle boğulacak, çoğulacak, kaykılacak lazım. bizim karakteristik özellikimizi öne çıkaracak bir kimse lazım. E ne yapıyorlar? Ona saldırıyorlar. Ne yapıyorlar? Onun tabanına saldırıyorlar, onun etrafına saldırıyorlar. Normal. Normal. E ne yapıyorlar? Türkiye’ye saldırıyorlar. E Türkiye en sonunda eline silah kaldı. E 15 Temmur’dan sonra eline silah alıp önce Güneydoğu bir güzel hendek temizliği yaptı. Hendek temizliği bitti.
Ardından Suriye’ye doğru bir temizlik daha. Aslında Ira da bir temizlik lazım. Lazım. o barzani devlet sevdasından vazgeçmeseydi, Türkiye’nin eline iyi bahane çıkacaktı. Ama terör zaten bahane. Yürüyecek. Mesela eskisi gibi PKK’nın sesini duyuyor musunuz şimdi? Duymuyor musunuz? Neden? E Türkiye yumrunu vuruyor. Bahane, Türkiye’nin eline bahane vermek istemiyorlar şimdi. Baktılar önceden normalde böyle bir hareket yapmıyordu. Şimdi yapıyor hareket. E şimdi daldı, girdi, dağıttı, oturdu oraya. Şimdi baktı oturdu Suriye’de. Oturuyor şimdi Türkiye’ye. Bizim orada deve güreşler olur. Deve girer, kafayı sokar, bir dalar oraya. Öbür küp bağlayacağım diye çöker. Ondan sonra alır onun altına bir oturur.
Üstüne deve oturur, keyif eder. Altında kımı yıklıyor. Türkiye de onu yaptı şimdi. Daldı, oturdu, çöktü üstüne. Altta kımı yıklıyor şimdi. E aynı şey Irak’ta da olabilir. Olması lazım zaten. E aynı şey Yunanistan’a da olması lazım. o adalar, madalar hepsi de böyle bir gecede silinip süpürülmesi lazım. Temizlenmesi lazım. Olması lazım bunları. E bunları yapacak da cengaver insan lazım. Öyle yurtta su, cihanda su. Sözünün arkasına durup da öyle pısırıklıkla olacak bir şey değil. Barış için muhakkak savaşman lazım. Savaşmazsan barış olmaz. Bir evde adam güçlüyse, adam adamlık yapıyorsa orada bir baş kaldırı olmaz. Herkes oturur oturduğu yer. Haddini bilir herkes. Evde adam pısırıklık yaparsa ve hatta zulmederse o zaman sıkıntı çıkar.
8. Bölüm
Yok. Dergâh da aynıdır. Her yer aynıdır. Dergahta da öyle pısırık bir zakir olsun, pısırık bir çavuş olsun, pısırık bir şey olsun. Dergahta da iş yürümez. Herkesin nefsi öne çıkar. Herkes kendi heva hevesine göre iş yapacağım diye uğraşır. E birisi heva hevesine uyduğunda onun parmağını kesecek biri lazım. E daha da dinlemiyor. Kolu kesilecek. E daha da dinliyor. Yapacak bir şey yok. Kelleği alacaksın, koyacaksın orta yere. Bu her yerde aynıdır. Bu değişmez bir şey. Sen susarsan, cevap verilmesi gereken yerde uygun bir dille cevap vermezsen her 3 gün daha fazlasını yapar sana. Dünyanın düzeni sistemi bu. Neden ehli sûfî gerektiğinde şeriata göre davranmak caizdir demiş? Sufiler içinde kaidedir o.
Sufinin sûfî adabı sufileredir. Avama değildir. Sen avama sûfîlik yapmaya kalkarsan sen ezdirirsin kendini. O avam ya. Ona kısasa kısas lazım. Sebep o avam çünkü. O senin sûfî adabından ahlakından anlamaz ki. Sen ona sûfîlik yapacağım diye uğraşırsın o senin tepende debelenmeye çalışır. Sen sûfîlik yapacağım diye uğraşırsın o senin. İstediği gibi seni evireceğim çevireceğim diye uğraşır. Yok hayır. Allâh affetsin bu fakirin meşhur tezidir. Parmak kesilecek yerde parmak keseceksin. Kol mu kesilmesi gerekiyor? Kol keseceksin. Baş mı kesilmesi gerekiyor? Baş keseceksin. Sevilmesi mi gerekiyor? Sevceksin. Şefkat mi göstermen gerekiyor? Şefkat göstereceksin. Zalime şefkat gösteremezsin. Mazlumatı zulm edemezsin.
O zaman zalime baş kaldırman gerekiyor. Zalimin parmağı kesilecekse, parmağını keseceksin, kolu kesecekse kolunu keseceksin. Neden? Zalim çünkü o. O zalim. Adap olarak bunu uyguluyoruz biz. Abi kimse der ki ben bu sûfî adabı hoşuma gitmedi benim. ben vuran ailesiz gerek, sövene değilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek. Ben hiç kimseye bir şey demeyeceğim der. Ama bu sövene değilsizi biz başka türlü anlıyoruz. Bu kim? Sûfî kardeşin senin. Anlamamış o esnada. Yanlış konuşmuş sana. Sen buna merhamet göster, şefkat göster. Ama öbür kül gelmiş, kibirlenmiş, böbürlenmiş. Yok kardeş. Dur bakalım ya. Allâh muhafaza eylesin. Hele devlet olunca, devlet olunca. Devlet parmak kesileceği yerde parmak kesmesi gerekiyor.
Devlet kol kesmesi gerekiyorsa kolu kesecek. Baş kesmesi gerekiyorsa kesecek. Yoksa devlet olmaz. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden önümüzdeki süreçte. Türkiye, daha badireler altlatır. Bu Kudüs meselesinde Türkiye önderlik ediyor. Türkiye önderlik edince. Tabii normalde Türkiye’nin önderliğine ses çıkarmasa da. Avrupa şu anda ileride bize de bir sıkıntı çıkaracak deyip. Herkes bilenebilir. Geliri olan bir bayanın eşinden açlık isteme hakkı var mıdır? Normalde kadınların geliri kadına aittir. Hanefiler demişler ki. Bir erkek eşine, çoluğuna, çocuğuna bakmakla mükelleftir. Onların kendi hayat standartında onlara hayat kurmakla yükümlüdür. Kadının babasından, annesinden, oradan buradan bir geliri vardır.
9. Bölüm
Erkeğin o gelire göz dikme hakkı yoktur. O yüzden kadın kendi annesinden, babasından veya kendi ismi hatifinde kendince bir geliri varsa. Onu kenara koyabilir. Erkekten kendi standartında harçlık alabilir. Cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilirdik. Yapmalarını mı, yapmamalarını mı? Kaynak İbn-i Maci Sünnet hadiste geçen durum günümüzde yapılıyor mu? Adetlerimizce yanlış mı yapıyoruz acaba? Bunu normalde yapmalarını mı, yapmamalarını mı? Soru buradan mı, bayanlardan mı? Bunu söylemesi istiyor. Verilen cenaze yemekleri doğru mu? Hadîs-i şerifte bunun tersi var diyor. Verilen cenaze yemekleri doğru mu? Cenazeye gelenlere yemek vermiyor mu? Evet.
Hadîs-i şerifte cenazeye gelenlere yemek verilmemesi hususunda bir sıkıntı olduğu söyleniyor. Benim anladığım kadarıyla. Ama bugün böyle bir şey veriliyor diyor. Cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilir. Cenaze sahibi yemek yaparsa o matemden sayılır. Bizde cenaze sahipleri yemek yapmaz ki. Bizde böyle bir anlayış var sanırım. Cenaze sahipleri cenaze eviyle pide falan böyle bir şey yapar. Ama cenaze sahipleri yapmaz onu. Mesela bizim Bayındır’da uygulanan şey şudur. Mesela bir kimse vefat etti diyelim ki orada. Yok yok ben şey olarak açıklıyorum. Bizim Bayındır’da birisi mesela bir evde cenaze var. O evde yemek pişirmezler hiç. Yemek yapmazlar orada.
Gelene gideni o evin etrafındaki komu komşu akrabaları ağırlar dışarıdan gelenlere. evde yemek yapmaz da ben meseleyi tam anlayamadım. Bunu soran kimse bir daha sorsun bunu ya tam net bir şekilde. Türkiye’deki bir firmanın malını yurt dışına satmaya aracı olup bundan komisyon almak caiz midir? Caizdir. Hadîs-i şerifte buyruldu ki beceli radıyallâhu anh anlatıyor. Biz Resûlullâh zamanında cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarına yasaklanan matemden bir parça bilirdik. Orada cenaze evine toplandılar. Cenaze sahibi de orada yemek yapınca matem var noktasında oluyor. Bizde genelde Bayındır’daki usül cenaze sahibi yemek yapmaz hiç. Etraf oradakileri yedirir, içirir. Bir kadın kaç yaşındaki erkek çocuğunun yanında tesettürlü bir halde olmalıdır.
Kadın kendi çocuğunun yanında neden tesettürlü olsun ki? tesettürden kasıt başını örtmesi mi? Soru erkeklerden mi, bayanlardan mı? Bir kadının kendi çocuğunun yanında saçını başını açmasında bir beis yok. Kendi çocuğunun yanında Türkiye’de hiç kimse soyunmaz zaten kadınların büyük birçoğunu. Ama kadın kadına da olsa, kadın kendi çocuğuna da olsa göbek deliğiyle diz kapağının arası zaten mahrem. Ama normalde erkek çocuğunun yanında da kadınlar zaten soyunup giymezler, edep ederler. Tesettüre riayet ettiğini söyleyen bir kimse için çok ışıltılı makyajda mantosuz topuklu ayakkabı ile bulunması durumunda çok dikkat çekici olması onun kalbinin temizliği ile günah olmasını değiştirir. Kızım ve yeğenlerim bu halde onları nasıl anlatabilirim?
Bu tabi İslam tesettürü gün geçtikçe normal çizgisinden bu moda denilen illet ile normal çizgisinden ayrılıyor. Bu moda denilen illet ne yazık ki Müslüman bayanları daha fazla vurdu. Erkekleri de vuruyor, erkekler de darıcık pantolonlarla dolaşıyor, dükkalı pantolonlarla dolaşıyor. Erkekler için de sıkıntılı. E bayanlar için de var. Bayanlar normalde bu noktada ben hanefiye göre bir kadının nasıl tesettürlü olması gerektiğini söyleyeyim yetsin. Kadının yüzü, elleri ve ayakları müstesna geri kalan her yeri örtülü olacak. İçi görünmeyecek vücut hatları belli olmayacak. İçi görünmeyecek vücut hatları belli olmayacak. Bir bayanın makyajlı bir şekilde dışarı çıkması da caiz değil. Hanefiye göre söylüyorum.
Bu renke takılmıyorum. Yok böyle şu renkte giyse, bu renkte giyse, şimdi zaten tekstil öyle bir hale geldi ki rengaren. Bunda bir sıkıntı yok ama öbür türlü içi görünmeyecek, vücut hatları belli olmayacak, el, yüz, ayak müstesna örtülü olmuş olacak. Günümüz gençliği için karakter, duruşunda ev, aile, okul sistemi ve dış çevreyle beraber bulunan bu düzende edep ve ahlak eğitimi nasıl verilir, nasıl verilir, niye yapılmalı. Kur’ân Sünnet dairesinde.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Sünnet, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı