1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Malum bir Bosna seyahatimiz oldu. Zaman zaman belki de sohbet sırası gelince bahsederiz. Oradaki bütün kardeşlerin, Ümmet-i Muhammed’in oradakilerinin hepsinde selamı var. Böyle bir Sırbistan sınırından, Bosna her şeyin içerisinde o Sırp sınırında ardından yine Sırpların yoğun olduğu yerlerde. Hamdolsun sohbetler oldu, programlar oldu, güzel oldu. Tabii en sıkıntılı program ilk üç programdı. O ilk üç programın üçü de Sırp bölgesindeydi hamdolsun. Faydalı olduğuna inanıyorum inşâAllah. En önemlisi de oradaki Müslümanlara bir nefes oldu. Oradaki Müslümanlara bir tabiri caizse destek oldu.
Başımızda bir devlet olmanın iyi kötü. Başımızda bir devlet var. Devletli olmanın nimet olduğunu bir daha gördüm orada. Ve gerçekten Müslümanlar ağır bir baskı altında. Örneğin kırk kusur tane cami olan yerde, komünist sistemden sonra, komünist sistemden önce seksen doksan taneymiş, komünist sistem gelmiş. kırk kırk bir tane cami kalmış. Bu son savaşta onlar da normalde komple yıkmışlar bu dozerlerle. Taş taş üstüne bırakmamışlar. Üzerlerine mucir döküp, kimisini otopark yapmışlar, kimisini bahçe yapmışlar, park yapmışlar. Oradaki Müslümanlar yine canına başla. Tabii Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çok büyük bir desteğiyle oradaki camileri ayaklandırmaya çalışıyorlar. Ayaklandırmışlar bir kısmını.
Tabii oradan Türkiye’ye bakmak farklı bir şey. Oradaki Müslümanlar Türkiye’yi bir ağabey, bir baba gibi biliyorlar. Hatta Tayyip Erdoğan, Bosna’dan adaylığını koysa Türkiye’den fazla oy alır gibi geliyor bana. Oradakiler Türkiye’ye öylesine ağabey ve babalığı oturtmuşlar ki Türkiye onlar için babaları. Niyonlerini Türkiye’ye çevirmişler. Her şeylerini Türkiye’ye bağlamışlar. Türkiye’nin desteğiyle, himmetiyle, duasıyla ayakta durmaya çalışıyorlar. İşin en acı tarafı zaman zaman derim ya Osmanlı’nı, Osmanlı’yı o zaman için Bediüzzaman Said-i Nursi gibi ne bileyim bir kısım âlim zevat, şeriat adına Osmanlı’yı eleştiriyorlardı. Şeriat yok İslami hükümler tam olarak uygulanmıyor deyip, Osmanlı’ya bayrak kaldırmışlardı bir kısım İslami entellik tel takımı.
Ve Osmanlı’nın yıkılışını seyrettiler sonra. Tabii Osmanlı’nın yıkılışını seyredince, Osmanlı yıkılınca normalde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Olmadığını da gördüler. Ondan sonra Bediüzzaman Said-i Nursi bu noktada çok açık bir şekilde eski Said der. Ondan sonra çok açık bir şekilde Osmanlı yıkılınca o zaman neyin ne olduğunu gördüler. Neyin ne olduğu görüldü ama çok pahalıya mal oldu. Ümmet-i Muhammed’e mal oldu çünkü. Bakın tekrar söylüyorum Ümmet-i Muhammed’e mal oldu. belki de Osmanlı’yı yıkmak için bütün herkes ayağa kalkmıştı. Ama dışarıdaki bir kimse ayağa kalksa ona karşı sen gardını alırsın. Ama başındaki seni hançerleyince veya arkandaki kimse hançerleyince ona gardını almazsın. İnsanlar kendinden gördüklerini dost gördüklerine karşı gard almazlar.
2. Bölüm
Kendi akrabasına, kendi kardeşine, kendi annesine, babasına, kendi can dostum dediği kimselere, kendi dergahına, kendi dergahındaki kardeşlerine bir kimse gard almaz. Sebep ondan kendisine bir zarar geleceğini düşünmez çünkü. İhtimal vermez. Bir kimse kendi zakirine gard almaz, kendi şeyhine gard almaz. Neden? Çünkü der ki benim zakirimden bana kötülük gelmez. Benim şeyhimden bana kötülük gelmez. Benim derviş kardeşimden bana kötülük gelmez diye düşünür. O yüzden onlara karşı gardını almaz. Kendi babasına gard almaz. Babamdan bana kötülük gelmez der. Kendi kardeşine, abisine, oğlan kardeşine gardını almaz. Bundan bana kötülük gelmez der. Kendi hısım akrabasına gard almaz. Sebep bundan bana bir kötülük gelmez diye düşünür.
O benim iyiliğimi düşünür diye düşünür. Ama bunlardan insan gafil avlanır. Sebep beklemezsin çünkü oradan bir şey. Osmanlı’da da aynı şekilde oldu. Osmanlı’da da Osmanlı beklemediği bir şekilde kendi içinden vuruldu. Satılmış kalemler, satılmış beyinler, satılmış komutanlar, satılmış milletvekilleri, satılmış tarikatlar, cemaatler. Osmanlı’yı içinden vurdu. Tabi o yıkıntının altında bütün herkes kaldı. Ümmet-i Muhammed kaldı. Ve Osmanlı yıkıldığından beri Ümmet-i Muhammed gün yüzü görmüyor. Bakın Osmanlı yıkıldığından beri Ümmet-i Muhammed gün yüzü görmüyor. Afrika komple gün yüzü görmüyor. Orta Doğu ve aşağıya doğru gün yüzü görmüyor. Orta Doğu’dan Doğu’ya doğru gün yüzü görmüyor. Tabi bize Orta Doğu dediler böyle oraya.
Orta Doğu değil, Yemen bölgesi bizim için. Hicaz bölgesi bizim için. İsmi oranın o, Şam bölgesi. Bizim için orası Şam bölgesi. Bizim için Güney Doğu değil, bizim için orası Diyarbakır bölgesi. Çünkü Diyarbakır sancak beyli. bugünkü manada vilayet, Şam vilayet. Hicaz bölgesi, vilayet. Mısır, Kahire, vilayet. Fas, Tunus, Cezayir, vilayet her biri. Sudan, vilayet. Bunların hepsi de Osmanlı’nın vilayetleri. Bölge bölge. Sonra Batılılar bize oraya Orta Doğu dedi. Orta Doğu dedi bize, biz de Orta Doğu dedik. Öbür tarafı Orta Asya dedi, biz de Orta Asya dedik. Orta Asya. Diyemedik, Türk illeri diye. Onların dilini konuştuk. Nereden Orta Asya’ymış, kime göre Orta Asya’ymış, kime göre Orta Doğu’muş? Batılılara göre.
Kime göre Orta Doğu’muş? Batılılara göre. Bize göre bizim yerimiz. Bizim için normalde ne Sancak beyliği var, ne Bosna beyliği var. Bizim için oraları öyle bir şey. Ne Sancak beyliği, ne Bosna beyliği. Mesela Bosna’yla Sancağın arasında tatlı bir sürtüşme vardır. Neden? İkisi de beyliktir. Sancak der ki biz Bosna’ya bağlı değiliz. Bosna der ki Sancak kim oluyor, bize bağlasın. Bu Osmanlı’dan kalmadır. O yüzden Sancaklılar Bosna’ya bağlanmak istemezler. Örnek. İkisi de çünkü vilayet. İkisi de beylik. Bunun gibi normalde Osmanlı yıkılınca sadece İstanbul yıkılmadı. İslam dünyası komple yıkıldı. İslam dünyası komple dağıldı. Ve iki yakası bir araya gelmiyor. Ve İslam dünyası o gündür bu gündür emperyalistlerin elinde, emperyalizmin elinde her tarafı.
3. Bölüm
Her tarafı. Bakın her tarafı. Türkiye orada bir hareket yaptı. New York’a ayağa kalktı, Londra’sa ayağa kalktı, Berlin’e ayağa kalktı, Paris’e ayağa kalktı, Brussels’e ayağa kalktı. Beyazlara hiç ışıklarını söndürmedi. Arap birliği ayağa kalktı. Komple. Mısır’ı, Tunus’u, Fas’ı, Cezayir’i ayağa kalktı. Küçücük bir ülke. Küçücük bir şey yaptı. düşünebiliyor musunuz? normalde 30 kilometre dalı verdiler, bir anda iki üç gün içerisinde, dünya ayağa kalktı. Demek ki bazı şeyler küçük ama, sesi büyük. ona müsaade ederlerse çünkü arkadan gelecek daha. Çünkü damarlarında var bu insanların. Durduğu yerde durmuyor muhakkak bir olay çıkaracaklar. Şimdi oradan bakınca bir devlet olmanın, bir devletinin var olduğunu görmenin ayrı bir pencereden baktığında farklı bir mutluluk, farklı bir güven.
O yüzden bir kısım Selefi, Vahabiler devlete karşı böyle hareket çekmeye çalışıyorlardı ya Türkiye’de. Veyahut bir kısım cemaat, tarikat, oluşumlar, din adına mevcut olan devlete düşmanlık yapıp, devleti yıkmaya çalışıyorlar ya, bir gidip oradan görmeleri lazım buralara. Oradakileri bir dinlemeleri lazım. Orada neler yaşıyor insanlar bir görmeleri lazım. Neler yaşıyorlar? Bir görmeleri lazım. Adam bakın Banı Luka, bir onceden Osmanlı şehri, Müslüman şehri, Osmanlı oradan çekilirken 90’ın üzerinde, 100’ün üzerinde cami olan bir yer. Şimdi oradaki bir Müslüman şunu söylüyor, İstanbul’da okumuş, hukuk fakültesini bitirmiş, avukat, camide imamlık yapıyor. Diyor ki, ben burada bir dükkan açsam ne olacak ki?
Ben burada diyor bir dükkan açsam, zabıtası beni rahat bırakmaz diyor. Polisi beni rahat bırakmaz, bakın başta zabıtası beni rahat bırakmaz, polisi beni rahat bırakmaz, ve benden alışveriş etmezler diyor. Sırplar benden alışveriş etmezler. Burada diyor benim ticaret yapmam mümkün değil. Ben burada diyor iş bulamam, bana iş vermezler ki diyor. Bana kim iş verecek diyor Müslümana diyor. Oturup kalıyorsun, boğazına diziliyor yiyeceğim birkaç lokma yemek. Boğazına diziliyor. Ve onlar o haldeyken böyle gözleri dolu dolu, hizmet etmeye çalışıyorlar. bir eksiğiniz var mı, bir gediniz var mı diye, yapmamız gereken bir şey var mı, eziliyorlar. işte daha fazla bir şey yapmak isterdik size diye. Ve düşünün Müslümanlar, o bölgelerde gittiğimiz bölgelerde üçüncü sınıf vatandaş olmuşlar. 60 kusur bin Müslüman olan Banüluka’da 6 bin Müslüman kalmış.
Savaş görmemişler, ama hepsi de toplama kamplarına sürülmüşler, toplanmışlar. Ve orayı terk etmek zorunda kalmışlar. Ve terk etmişler. 25 bin Müslüman olan yerde 3 bin Müslüman kalmış. Gittiğimiz şehirler böyleydi. 30 bin Müslüman olan yerde 4 bin tane Müslüman kalmış. Gittiğimiz üç şehrin ilk üç şehrin üçü de böyleydi. Hele ikinci şehir neydi, Cafer orası? Biyelina. Biyelina. Biyelina’da program yaptık bir salonda. Bitti, son fasıl orada ayakta konuşuyorlar. Biz de giyindik, Cafer de yanımdaydı, sen de yanımdaydın değil mi? Boşnak bir yaşlı kadın, 60-65 yaşlarında, boşnakça söylüyor, yanımızda da Mustafa var. Diyor ki Allâh sizden razı olsun. Eğer diyor siz olmasaydınız, bu yer diyor, bu bulunduğunuz bina, kanunu Sultan Süleyman’ın vakfiyesinin üzerine kurulu diyor.
4. Bölüm
Bu kanunu Sultan Süleyman’ın vakfiyesinin üzerine kurulu, bu salonda diyor, asla diyor biz Kur’ân-ı Kerim okuyamazdık. Asla biz burada diyor, Fatiha, Şerife okuyamazdık. Tekrar söylüyor, eğer dedi siz buraya gelmeseydiniz, eğer dedi siz buraya gelmeseydiniz, siz burada olmasaydınız, bu kanunu Sultan Süleyman’ın vakfiyesinin üzerine kurulu olan bu salonda, bu salonda, asla dedi biz Kur’ân-ı Kerim okuyamaz, okutamazdık. Ve asla dedi biz burada Fatiha, Şerife okuyamazdık. Yüz yıl önce Mevlevi Haneyi yıkmışlar orada. Orada bir edebiyat öğretmeniydi bizimle ilgilenen, Türkçe öğretmeni, edebiyat öğretmeni, onların edebiyat öğretmeni, bizim buradaki Türkçe öğretmeni gibi bir karşılığı, yerini de gösterdi burada dedi yukarıdaydı.
Yüz yıl önce Mevlevi Haneyi yıkmışlar orada. Yüz yıl önce. Yüz yıl sonra biz o şehirde sema ettik. Yüz yıl. İçimden bir medeniyetin veya bir ülkenin yıkılması 100 yıl sürermiş. Yıkılırmış. Yeniden onun ayağa kalkması için 100 yıl gerekirmiş. Yüz yıl. Dedim ki kendi kendime 100 yıl olmuş dedim burada sema edilmemiş. Mevlevi Haneyi yıkmışlar. Yüz yıl sonra dedim Cenâb-ı Hak’a hamdü sena ettim. Dedim ki Mevlevi Haneyi yıkıldığı yerde, Sırpların tam orta göbeğinde Cenâb-ı Hak bizim gibi fukara insanları çark attırdı orada. Yüz yıl. Yüz yıl. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena ediyorum tabi. Bu da ayrı bir mutluluk, ayrı bir aşk, ayrı bir perde. Yüz yıl sonra orada sema etmek. Yüz yıl sonra orada Fatiha okunmayan yerde Fatiha okumak, Kur’ân-ı Kerim okumak, dua etmek.
Oradaki Müslümanlara bir nefes olmak. Yanınızdayız demek. Ve onlar normalde o sırf ve hırvatlara karşı da onların alınlarını ağartmak, onların ellerini kuvvetlendirmek. Bu da ayrı bir mutluluk. O yüzden Cenâb-ı Hak’a hamdü sena ediyorum. Allâh hepinizden de razı olsun. Bu noktada kardeşlerin duaları, himmetleri, bu noktada gayretleri azımsanacak şeyler değil. Bütün otobüste beraber yolculuk ettiğimiz arkadaşlar Allâh razı olsun. Hep beraber normalde bitti. Ben dönüşte ayrıldım. Burada Gelibolu’ya yetişmek için pazar sabahına uçak bileti bulamadım. O yüzden cumartesi dönmek zorunda kaldım. O zaman zarfında kardeşlerle beraberdik hep otellerde falan yolculuklarda. Kardeşler Allâh razı olsun. Gerçekten Allâh nefislerini uydurmasın.
Harika bir yolculuk yaptılar. Çıt yok. Böyle bağırış çağırış yok. Ne bileyim kaba sözler yok. Çünkü böyle otelde inerken, binerken, bir yerlere giderken Allâh razı olsun. Arkadaşlar gerçekten çok disiplinle hareket ettiler. Çok disiplinle davrandılar. Hamdolsun. Muhakkak ki eksikimiz, kusurumuz hepimizin olmuştur. Ama güzel birer disiplin örneği gösterdiler. Hamdolsun vakarlarıyla, davranış biçimleriyle, tabi olmaları ile, laf dinlemeleri ile hepsi de gerçekten saygıyı hak edecek, ayakta alkışlanmayı hak edecek davranış biçimleri gösterdiler. Hepsi de sonuçta ekip genç, normalde o kadar genç olmalarına rağmen Hamdolsun disiplinlerinden, gayretlerinden, çalışmalarından, tabi olmalarından hiçbir şekilde taviz vermediler.
5. Bölüm
Hepsini de ayrı ayrı tebrik ediyorum. Hepsini de ayrı ayrı alındığından öpüyorum. Hepsini de anne ve babalarına, Cenâb-ı Hak merhamet etsin, rahmet etsin. Çünkü bu sadece dergâh terbiyesiyle olacak bir şey değil. Onların anne babaları evlerinde muhakkak ki kardeşleri, o kardeşlerin, o arkadaşların, o genç delikanlıların terbiyelerine muhakkak katkıda bulunmuşlardır. O yüzden hepsini de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrı ayrı hepsine de bu noktada Cenâb-ı Hak’tan rahmet, bereket, lütuf diliyorum inşâAllah. Ben sohbet hazırlamıştım ama böyle bir giriş olunca sohbette tam yetişmeyecek. Sorulara üstün körü bakalım inşâAllah. Zaman zaman inşâAllah tabiri caizse, Bosna’ca geziyle alakalı notlar düşeriz inşâAllah.
Muhakkak Bosna gezileri bizde bende bilhassa ayrı bir etki bırakıyor. Bu sefer böyle herhalde sınır boylarına gittiğimizden daha fazla etkilendim. Oradaki Müslümanların halini görünce daha fazla etkilendim. Oradaki Müslümanlar, oralarda yaşayan Müslümanlar gerçekten zorluk içindeler. Gerçekten sıkıntı içindeler. o manevi zorluk, o psikolojik sıkıntı, o psikolojik baskı onlara yetiyor. kolay şey değil. normalde mesela pazar günü akşamdı. Sohbet bitti, program bitti. Orada bir dergâh varmış ondan sonra yeni tamir etmişler. Oraya gittik ziyarete. böyle pervane dönüyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlar. dergâh harika. Ama bir şey diyeyim mi böyle mahzun, mahcup koca dergâh. İçimden dedim ki şu garipliğe bak dedim.
Şu garipliğe bak, gerçekten garipler. Allâh garipliklerini halletsin inşâAllah. Âmîn. Yapılan bir alışverişten sonra alan kişi, ceyarsa vermiş olduğu kapara ne olur? Bu noktada özel anlaşmaya girer bunlar. Özel anlaşma, mesela eğer bir özel bir anlaşma yoksa bir kimse alışverişten üç gün içerisinde ceyabilir. Eğer akar kokar mal değilse. Mesela araba aldı. Arabayı alan kimse eğer normalde özel bir anlaşma olmadıysa üç gün içerisinde, örneğin ceyabilir. Veya ev aldı bir kimse, üç gün içerisinde ceyabilir. Eğer böyle bir üç gün içerisinde, eğer özel bir anlaşma yok ise tekrar söylüyorum. O zaman bu tür şeyler olabilir. Ama bir kimse mesela anlaşma alışveriş yapıyor. Diyor ki cayan kimse 100 lira örneğin ceza ödeyecek.
O zaman o 100 lira cezayı ödeyecek cayan. bak ceyarsan kaparını yakarım. Dediyse caydında kaparasını yakacak o zaman. O zaman bir sıkıntı yok. Ben 42 yaşındayım. Çeşitli dendenlerden dolayı evlenemedim. Birçok bayanla görüştüm. Çoğu beni kabul etmedi. Şimdi bir bayanla görüşüyoruz. Bayan namazında niyazında helala harama çok dikkat eden biri. Ahlakı çok güzel ama yüz olarak güzel bir bayan değil. Bir türlü bu bayana kanım ısınmadı. Kendimi zorluyorum ama olmuyor bana ne tavsiye edersiniz? Zorlama kendini. İçin ısınmadıysa normalde konuşmayı keseceksin. Normalde şimdi hadîs-i şerif var ya, hadîs-i şeriften nikah dört şey için yapılır. Bir dini için, iki malı için, güzelliği için, soyu sopu için.
6. Bölüm
Siz dindar olanı seçiniz diyor. Bir erkek için mesela bunlar öncelik birincisinde dindar olmak. Öbür üç tanesi tarafların kendi önceliğine bırakılmış. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ikincisi şunu seçin dememiş. Kadınlar da erkekler de birbirlerini seçerlerken dindarlığına dikkat edecek. Dindar ne güzel ahlaklı. Dindar çok namaz kılan değil bugün için. Veya sakalını bırakmış bir kimse değil. Ya dindar ne? İyi ahlaklı. Muhakkak namazını kılacak farzları yerine getirecek ama iyi ahlaklı olacak. sadece ibadet de yeterli değil. Bu tecrübe ile alakalı benimkisi. Erkekler de kadınlar da birbirlerini seçim yaparlarken namaz abdesti yeterli değil. Muamelesine bakınız diyor ya hadîs-i şeriften.
Onun ahlakına bakın iyi ahlaklı olsun evlendiğiniz. Kadınlar içinde erkekler içinde. İkincisi normalde kadınlar yakışıklı erkek isterler ben de onlara şart düşüyorum. Diyorum adam yakışıklıysa önde duran bir adamsa normalde diyorum onun arkasından bir ömür boyu koşsanız neden? Yakışıklı adam. Asılanı çok olur ona yazılanı çok olur. Sen artık boyuna evde telefon karıştırırsın. Psikolojiyi bozarsın evde. Adama bugün kim mesaj çekti kimden mesaj geldi hangi sayfalara girmiş uyusada şu geberesici adam bir telefonuna baksan neden kilitledi telefonu neden kilit koydu? Bunlardan geliyorlar millet ben oradan biliyorum. Kadın diyor efendim telefona şifre koymuş neden şifre koymuş? Ya ne olmuş diyorum şifre koyduysa bir şeysi yoksa neden şifre koyuyor?
Ben şifre koyuyor muyum telefonu diyor. Atıyor kadın orta yere telefonu diyor benim telefonum burada o da atsın diyor telefonu orta yere. Adam atamıyor. Lan Mustafa Özman yanına geliyorsun şimdi Tio vereyim hiç olmazsa sil her şeyi bari. Bakıyorum adam atamıyor benden tutsuyorum şimdi. Bakıyor gözümün içine melül melül attırma bana telefonu ortaya diye. Ne olmaz silmedin. E silse yazıştı kimseler bozuşacak. O diyecek göster benim mesajlarımı ne? Göster benim mesajlarımı. E ne oldu? Sildiydim neden sildin? Haydi bir daha kıyamet kimden? Öbürkünden. E boşuna mı diyorum size yapmayın bir şey diye. Oturun oturdunuz yerde. Tena bak bir nimet vermiş bir eşiniz var. Ne o tarafa bu tarafı yayılıyorsunuz sonra yakalanıyorsunuz.
Sonra valladı billadı tilladı ben bir daha bir şey yapmayacağım geçmiş olsun artık. Geçmiş olsun. Hep gözler dikik kimde onda ne oldu acaba diye. Yapmayın bangır bangır bağırıyor mu burada erkeklere yapmayın bir şey. Oturun oturdunuz yere. E kadınlara da diyorum iyi önde adamla evlenmek iyi güzel hoş. Oh yakışıklılığı yerinde boyu posu yerinde ay güzel ee hep koşacaksın arkasından. Serbest bırakmayacaksın bir de işin bu tarafı var. E erkekler de bakıyorlar şimdi ee dindar olsun ama güzel de olsun. E hakkı eyvallâh. Neden bir daha gözü kaymasın başka bir tarafa. Bir erkek için normalde ikinci derecede bakacak olduğu şey kadının güzelliği eyvallâh. Söyleyecek laf yok. E sıralama o yüzden bazılarına göre değişir mi değişir.
7. Bölüm
Allâh yesin inşâAllah daha fazla bu mevzuyu kurcalamayayım. Herkesin aleyhine delil olacak sonra. O yüzden şimdi kimisi yalvaran gözlerle bakıyor bana ne olursun yapma. Diye o yüzden sustum. Tabi kıyamet kopacak eve gidince yalvaran gözlerle bakan sen miydin. Söyle şu telefonu koy orta yere. Telefonunda şifre olanlar yandı. Ne varsa temizleyin eve giderken. Bir temizlikten geçirin. Ben 12 yaşında arkadaşımı özenerek kapandım. Ama şimdi 14 yaşındayım ve kapalılığımı. Ne yüreğimden ne de kalbimden geçerek yapıyorum. Ben 12 yaşında arkadaşımı özenerek kapandım. Ama şimdi 14 yaşındayım ve kapalılığımı. Ne yüreğimden ne de kalbimden geçerek yapıyorum. Ne de kalbimden geçerek yapıyorum ve açılmak çok istiyorum.
Evlendikten sonra dinimi en güzel şekilde yerine getirmek istiyorum. Bu konuda düşünceniz nedir öğrenmek istiyorum. Şeytan aldatır böyle. Şeytan der ki evlendiğinde çok iyi yaşarsın. Şeytan der ki yarın muhakkak sabah namazını kılarsın. Şeytan der ki namazı bir gün sonra başlarsın. Şeytan der ki önümüzdeki sene orucu çok böyle mükemmel bir şekilde tutarsın. Şeytan der ki bir dahaki derse gidersin. Her perşembe gitmek zorunda mısın canım? Şeytan der ki ne olacak? Virdini arabada giderken çekersin. Yolda giderken çekersin. Yolda olmadı dönerken çekersin. Dönerken olmadı evde çekersin. Evde olmadı yatacağın zaman canım herkes elini ayağını çeksin. Ondan sonra dersini çek. Hav ne kadar güzel. Aldı tespihini gitti.
Ondan sonra soru. Efendim ben derse başladığımda hep uykum geliyor. Uyuya kalıyorum. E uyursun tabi. Bütün sabahtan kalkmışsın gece saat 1’e 2’ye kadar gafletle geçirmişsin gününü. Saat 1’de 2’de bütün günün yorgunluğunu çökmüş üstüne. Ders çekeceğim diye uğraşıyorsun. Tabi uyuyacağım. E ne oldu 24 saat yetmedi mi? 20 saat yetmedi mi ders çekmeye? Kimisi de şey biz yıllardan beri çekiyoruz ya yani. Tamam ya çekeceğiz ya. Eskilerde var bu. Melamice ezan okundu hadi seni çağırıyorlar. Sen size farz ya bize değil. Eskilerde böyle şimdi biraz böyle hani. gençliğinde harol harol çekmiş derse belli bir zaman çekmiş. Mustafa abinin yanındaydı o. Canında ciğerindeydi. Şeyh efendinin dizinin dibindeydi.
Hala da ders mi çektirsin canım? Hadi siz çekin. Gençler yeni gelenler. Haa eskiler onlar baba derviş ya. Onlara lazım değil fazla. Neden onlar neler gördü neler. Ha abicim siz daha yoktunuz. şöyleydi. Aa tabi ya onlar eski. O yüzden biraz böyle arada kaçırsalar da olur. Ha İsmail. Olmazmış. İsmail’den şey çıkmadı. Misade çıkmadı. Olmazmış. Olmasın o zaman inşâAllah. Şeytan aldatır böyle. O kızcağızı da aldatıyor. Allâh muhafaza eylesin. Açılma yavrum. Örtünmüşün ne kadar güzel. Örtünü tekrar açılan bir daha örtülmekte çok zorluk çekiyor. Bayanlarda mesela bir kimse bir bayan bir kızcağız örtünsün sonra açılsın tekrar kapanmakta çok zorluk çekiyor. Dersi bıraksın mesela tembellik yapsın bir daha çekmek zor gelir insanın nefsine.
8. Bölüm
Zikrullah’a geliyor gidiyor biraz böyle zikrullah’tan geri kalsın tekrar geri dönmek çok zor gelir insan. Ben hiç öyle yaşamadım bilmiyorum ama tecrübe onlardan biliyorum. Utanır şeytan onu böyle bak gitmiyorsun aylardan beri şimdi gidiyorsun. Bırak canım biraz daha toparla kendini öyle git filan. nasıl bakacaksın yüzüne şimdi gözünün içine. bak sen gitmedin bunlar şeytanın aldatması. Ne yaşadıysan yaşadın geleceğine oturacaksın zikrullah’a. Dersini çekememişsin çek kardeşim. Derslere gelememişsin gel kardeşim. Kurtarın kendinizi ehlinizi çolunuzu çocuğunuzu. Birbirinizi. Bir şeyden doğruya doğru geri dönmeyi doğruya doğru yönelmeyi nefsinize ağır gelmesin. Birbirinize. Bir şeyden doğruya doğru geri dönmeyi doğruya doğru yönelmeyi nefsinize ağır gelmesin.
Sadece kendinizi kurtarmakla kalmazsınız. Etrafınızı da kurtarırsınız. Eşinle problem yaşadın dön geri özür dilerim de. Git öp yanaklarından, bitir işi. Erkeklere söylüyorum. Evi dağıtan adamdır. Tekrar söylüyorum, evi dağıtan adamdır. Cenâb-ı Hak yükümlülüğü erkeğe vermiş. Evin reisi’ni de erkeğe vermiş. Evde oluyorsa birinci derecede erkek sorumlu. Eşinin gönlünü yap. Geri dönmesini bil. Özür dilerim, hakkını helal et. Böyle davranmamalıydım sana. Sana kaba davranmamalıydım. Sana sesimi yükseltmemeliydim. Seni bu kadar boş dememeliydim. Seni evde yok görmemeliydim. Senin saygınlığına bir söz, bir laf, bir hareket yapmamalıydım. Eşiniz, çocuklarınızın annesi. Çocuklarınızın annesi. Bir erkek evinden sorumludur.
Eşinden ve çocuklarından sorumludur. Sorumluluğunu yerine getirecek bir erkek. Erkeklik, dövmek, sövmek, hakaret etmek, tepeden bakmak demek değil. Erkeklik, Kur’ân Sünnet dairesinde evini yürütmektir. Kur’ân Sünnet dairesinde evini devam ettirmektir. Kur’ân Sünnet dairesinde aileni yaşatmaktır. Erkeklik bu. Çarpıveririm, vuruveririm, öldürüveririm, ezerim seni. Sen kimsin? Sen nesin? Bu erkeklik değil. Bu düpe düz ahlaksızlık. Hele derviş kardeşlerden duymayın böyle eşini döven kimse. Eşine küfreden, eşine hakaret eden. Duymayın. Kimsenin böyle bir şeye hakkı yok. Dergamıza laf getirmeye kimsenin hakkı yok. Kimsenin hakkı yok. Hiçbir derviş kardeşinin hakkı yok. Benim şeyhim dedi ki oğlum ben daha elimi kaldırmadım dedi.
Ben ona söz verdim. Ben de elimi kaldırmayacağım dedim. Ben ne eşime ne çocuklarıma daha elimi kaldırmış değilim. Böyle bir şey yok. Dervişlik. Demirden leblevi gibidir. Bir erkek sen misin? Bir tek senin elin ağır mı? Dövmesini biliyorsan git gücünün yettiğini döv. Çocuğu dövmek herkesin işi. Kadını dövmek herkesin işi. Gel beni döv hadi. Gel efelik bana yap hadi. O yüzden arkadaşlar güzel ahlak. Dervişlik adam gelecek dersini bırakacak hakkınızı helal edin. Ben eşimi döveceğim diyecek dersini bırakacak gidecek dövecek. Bir daha da geri gelmeyecek. Allâh yoluna açık etsin diyeceğiz. O yüzden kimse eşini dövmeyecek. Hayır böyle bir şey yok. Kötü söz söylemeyecek hakaret etmeyecek. Tepeden davranmayacak.
9. Bölüm
Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak korusun inşâAllah. Gelenek veya törenizde adetimizde olan bazı davranışlar dindenmiş gibi günah veya farzmış gibi algılanıyor. Kırk uçurmak gibi gece tırnak kesmek gibi bunların kimisi faydalı kimisi gereksiz şeyler bunları İslam’ın bir gereği gibi görmek davranmak günah mıdır? Normalde günah görmemiş. Geleneği Kur’ân Sünnet dairesinde ise reddetmez. İslam. Oradaki örf, Kur’ân Sünnet’in dışında değilse İslam onu reddetmez. Şimdi insanlarda örf ve gelenek düşmanlığı başladı. Doğru değil. Örf bazen İslam’ın serbest bıraktığı yerlerde hukuktur. Siz örfü reddedemezsiniz. Zaman zaman örnekliyorum ya bizim orada zeytin toplandıktan sonra başağa çıkmak vardır. Örf.
Bir bahçe bir tarla toplandı mı toplandı. Adam masa bir çıktı mı? Bahçeden çıktı. Zeytinlerin serpme zeytinler vardır böyle orada burada böyle silkelerken toplanırken kalanlar. Bizde örftür o başağa çıkmak derler. Başak toplar millet. Onu kimseye saklamaz. Önceden pamuk vardı mesela pamuk üç kat dört kat toplandı mı ondan sonra başağa giderdi millet. Başak pamuk toplardı. Bu örf buna kimse bir şey demez. Mesela bizim orada önceden benim çocukluğumda hatta gençliğimde adam domates ekmiş bahçeye. Biz kargı deriz bu saz diyorlar kargı asıl bu ne yapılan şeyler var ya kargılar. Onlardan önceden bizim tarla kenarlarında çok vardı. Adam oradan bir tane keser bir sıraya kargıyı diker. O sıraya kargıyı dikti mi eşi dostu arkadaşı yoldan gelen geçen o sıradan yiyeceği kadar koparır.
Onu götürüp satmaz. Satmak ört de yok. Ne kargı dikmiş? Karpuz bir tane karpuz götürür. Alır oradan. Ne domates iki üç tane üç beş tane domates koparır oradan. Bunlar bir örf bakın bu. Veya meyve dalı mesela yola yola meyvanın dalı yola eğilmiş değil mi? O daldan millet gelir geçerken göz akıymış gibi bir tane iki tane yer örf bu. Bu haram değildir. Hatta bizim orada eskiler böyle tam sınıra dikerler meyve dallarını. Dalla normalde yola denk gelenler gelen geçen yisin içsin ki ondan sevap alsın diye tam sınıra ekerler. Örftür bu. Şimdi bu selefi vahabiler bizim içimize girdiğinden beri biz böyle adet, gelenek, görenek, örf bunların hepsinin din adına karşı çıkıyoruz. Doğru değil. Bir geleneksel geleneği olmayan bir toplum olur mu?
Gelenek demek kültür demek. Örfü olmayan bir toplum olur mu? Örf demek o toplumun kültürü demek, medeniyeti demek. O yüzden örfünüzü kaybetmeyin. Geleneğinizi kaybetmeyin. Benim sülalemin örfü bu. Onu kaybetmeyin. Benim sülalemin geleneği bu. Onu kaybetmeyin. Bunu dinmiş gibi sarılmana da gerek yok. Dine karşı bir şeyse terk et. bizim sülalede gelenek. Bayramda kız erkek, haram helal dinlenmez herkes birbirinden sarmaşır, çapçup yanağından öper ama yok kardeşim. Bu din en haram. Bunu bizim önümüze koyma. Ama mesela biz din böyle emrediyor demiyorduk ki biz önce yemeğe büyük başlar, sonradan hadîs olduğunu öğrendik. Bakın sonradan hadîs olduğunu öğrendik. Söze önce büyük başlar, sonradan hadîs olduğunu öğrendik.
10. Bölüm
Büyük başlar, sonradan hadîs olduğunu öğrendik. Bunlar ailenin içerisinde örf. Bir saygı. Bu o yemeğe ailenin büyüğü. Kimse babaysa baba, anneyse anne o esnada. Dedeyse dede, ninneyse ninne. O esnada büyük o. O yemeğe başlamadan kimse başlamaz. Şimdi yeni yeni çıktı, mutfağa gelen yemeğe, mutfakta tek başına yiyor bakıyor işine. Tencere orada, tava orada. Geldi selamünaleyküm katıyor ve mutfakta yiyor gidiyor. Geliyor selamünaleyküm mutfakta yiyor gidiyor. Bizim örfümüzde yok. Mümkün değil. Ben babamdan öyle görmedim. Örnek. Doğru olan ne? Herkes sofraya oturacak. Veya kadın hizmet ediyor. yemeğe getiriyor, masayı tamamlıyor, masayı düzelteceğim diye uğraşıyor. E yemekleri de koyuyor, hadi başlıyor millet.
Kadın çalışıyor ama bir yerde gördüm onu. Ben başlamadım şimdi, herkes duruyor. Tamam yiyecekler. Dedim evin hanımı da otursun. Adam başlayacak hemen yemeğe. Siz dedim böyle mi yiyorsunuz? E ses yok. Olmaz. Kadın sofra kuruyor, sofrasını kursun tamamlasın tamam mı tamam. Hatta kalk yardım et sende. Sende iki tabak koy tabağın masaya. Eşine yardım et. Çocuklarına örnek ol. Adam kenarda oturuyor, kadın tek başına masa kuruyor. Çocuklar da evde hizmetçi ya anaları. Kimse dokunmuyor. Biz bulaşık yıkıyorduk evde. Biz babamın sağlığında evde bulaşık yıkıyorduk. Biz babamın sağlığında evde bulaşık yıkıyorduk. Ciddi ciddi. Kız yok bizde ilk etapta bulaşık yıkıyorduk biz. Zaten benim kız kardeşim babamı hatırlamaz bile.
Bildiğimiz bulaşık yıkıyorduk biz. İstersen itiraz et annene. Annem bize bir şey diyecek biz yapmayacağız. Sen sayfa sayfa edebiyattan seç beğen al. Nasıl küfür edilecek nasıl küfür canını istiyorsa sayfa sayfa. Seçme özgürlüğünde yok. Şansına ne gelirse o esnada onun kalbine ne geldiyse. Bir döşendi mi sana? Nerede nefes alacağını bilemezsin. Edebiyat geniş. Böyle bir huble söylenecek gibi değil. buradan bir en hafifinden böyle bir cümle alayım diye böyle edebiyatı kafamdan geçiriyorsun. Yok. Mümkün değil. O yüzden çocuklarınıza örnek olun. Erkekler. Eşinize yardım edin. Çocuk baksın ki baba yardım ediyor çocuk da başlasın. Tabak kaşık çatal getirmeye. Evet. Allâh bizi affetsin. O yüzden öyle geleneği reddetmek yok.
Zina yapmak suçunun cezası İslam’da rejmedilmek. Bu uygulanamadığı için insanlar rahatlıkla zina yapabiliyor. Caydırıcı bir şey olmadığında. E biz yapmıyoruz. Neden bütün insanları böyle kattın ki işin içine? Bazı kimselerde. Bütün insanları zinacı yaptın mübarek adam veya kimse. Allâh muhafaza eylesin. Öyle olmaz. Ya biz dergahı adım attığımızdan beri öyle bir hamd olsun durumumuz yok. Soruları sorarken konuşurlarken konuşurken dikkatli olacaksınız. Ya bütün herkes zina yapıyor. Bütün herkesle nasıl elallaşacaksın? Bütün herkes zaten hırsızlık yapıyor. Bütün herkesle nasıl elallaşacaksın? Kul tam cennete girecektir. Bir adım kalır. Söylediği bir sözden dolayı cehenneme gider. Dikkat edin. Bütün bu dervişler böyle zaten.
11. Bölüm
Bütün bu dervişler böyle zaten. Bütün derdinde, oh. Abdülkadir Geylani Ahmet’e, Rufay Ahmet’e, Bedevi Şeyh’ine, Şeyh’ine, Şeyh’ine, Şeyh’ine, Şeyh’ine. Ta gittin Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar. 1400 yıllık bütün dervişler. Hatta Hazreti Muhammed Mustafa’dan Adem’e kadar. Ne kadar sûfîler, dervişler, ehli tarikat var ise. Çünkü bütün dinlerde vardı. Hepsi de girdi işin içine. Ve kardeş sözüne dikkat et. Bütün hacılar böyle, bütün hacılar böyle dediğinde. Ashabı da kattın işin içerisine. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemi de kattın. İbrahim aleyhisselama kadar bütün peygamberleri ve müminleri kattın içine. Bütün hacılar deyince. Söz nereye gidiyor?
Nereye gidiyor? Bütün tarikatçılar, bütün cemaatçılar, bütün namaz kılanlar, bütün oruç tutanlar, bütün Müslümanlar. Sözlerimize dikkat edeceğiz. Aman ha! Bütün dervişler, bütün dergâh böyle canım. Aman ha! Yapmayın, Allâh muhafaza eylesin. Bu uygulanamadığı için insanlar rahatlıkla zina yapabiliyor. Bir kısım insanlar. Haramı helalı tanımayan, haramı helalide gevşek olanlar. Bir zina yapan evli bir kimsenin nikahı düşer mi? Bununla üzer üzerinde tartışma var. Bakın, bunun üzerine sebep, sebep. Çünkü zina yapan bir kimse, normalde kadın erkek ikisi de zani, evliyse. E şimdi İslam hukuku olmuş olsa, ikisini de rejme edecek kim yaptıysa. Ama yok, İslam hukuku yok o zaman rejme demiyor. Rejmedince o kimse nikahı düşecek eyvallâh.
Öldü çünkü karşıdaki ölüm sebebiyle nikahı düşecek. Zinadan dolayı değil. Ama zinadan dolayı nikahı düşer diyenler var mı? Var. Düşmez diyenler de var mı? Var. Burada tartışma var. İyi, onun nikahının düştüğüne kim hükmedecek? Onun nikahının düşeceğine hükmedecek bir organ da yok. Bakın, onun nikahının düştüğünü hükmedecek bir hakim lazım. Bir âlim lazım. O da yok. Bunu Diyanet’e sorduklarında Diyanet’in verdiği cevap şu. zina etmiş bir kimse, zina etti, etti. Kaç kişiyle yaparsa yaptı. Resmi nikahı kiminle? İlk kimseyle. Tövbe et diyorsan onunla nikahına devam et. Çünkü bu konuyla alakalı bana birkaç kişi gelmişti. Ben onları Diyanet’e yönlendirdim. Dedim gidin Diyanet bu konuda ne fetva veriyor?
Bana onu getirin dedim. Hatta birisi gitmiş ses kaydını almış orada. Bayanın birisi. Oraya gidip soruyor. Kendisi anlatıyor bir de. Ben böyle yaptım, böyle yaptım, böyle yaptım. Bunun hükmü ne diyor? O Diyanet görevlisi de diyor ki, sen resmi nikahlın kimse senin, senin onunla nikahın devam ediyor dedi. Aldı getirdi bana dinletti ses kaydını kadıncağız. Ben kadını dedim, kadına dedim tebrik ediyorum seni. Sen dedim dinini öğrenmek istiyorsun. Dinini yaşamak istiyorsun. Dedim normalde işte, beyi de, o esnada resmi nikahlı beyi de devam etmek istiyor evliliğine. Yapmış bir hata diyor. Ben diyor onun herkes hata yapar diyor, ben onun hatasını kabulleniyorum diyor. Burun bükmeyin, hayat standartları farklı insanların.
12. Bölüm
Hatta adamın birisi öyle dedi, 10 tane adam dolaşsa dedi, yine kabulüm dedi. Sonra bir de ders istedi benden. Tekkeye falan geldiler bir cumartesi, bir buraya geldi. Sonra benden ders istedi dedim, ben rüyamda görürsem sana ders vereyim dedim. İnşâAllah dedim. Veya sen görürsen dedim, yine veririm dedim. Tövbe kapısın. Veya sen görürsen dedim, yine veririm dedim. Tövbe kapısı açık herkese dedim, sıkıntı değil. normalde çünkü bilemeyiz insanların standardlarını. Burada tartışma var. İslam dünyası bu noktada gerçekten, hanefilerde de var, şafilerde de var. bunun hükmünü veremiyor. Çünkü hiç kimse şu anda veya net bir şekilde buna hükmedemiyor. Tecdedi, iman tecdi nikah yapsa olur mu? Çocuklarımızı, arkadaşlarımızı zinadan korumak için tavsiyelerinizi lütfedermisiniz?
Kardeşler, haramdan uzak durun. Kadınlar, haramdan uzak durun. Erkekler, haramdan uzak durun. Yapmayın. Bu sözüm erkeklere boş bazlık da yapmayın. Yok ben bir daha evleneceğim. Yok ben şunu yapacağım, boş bazlık yapmayın. Aile huzurunuzu bozmayın. Yapamayacağınız şeyleri dilinize dolamayın. Boşu boşuna kadınlarınızı, evde çoluğunuzu, çocuğunuzu rahatsız etmeyin. Boşu boşuna kendinizi perişan etmeyin. Aile huzurunuzu kaçırmayın. Birbirlerine erkekler, birbirlerinin arasında dahi bunun şakasını dahi yapmasınlar. Utanırsınız. Birisi böyle şakadan konuşuyor, benim yanımda da böyle konuşuyor, ben de sazanım ya, atlayacağım. Döndüm, hadi evlen senin bütün masrafını ben çekeceğim dedim. Kaldı. Kımıldanamıyor bu.
Mümin yapamayacağı bir şeyin şakasını dahi yapmaz. Otur oturduğun yere. Dümdüzgün bir hayat yaşa. Bir tanesini ağzını yüzüne gözüne bulaştırıyorsun. Birine söz geçiremiyorsun. Ağır olacak ama övürmesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirirmiş. Yapmayın. Şakası dahi yanlış. Şakasını dahi yapmayın. Eşlerinize de yapmayın. Bunu bir tehdit unsuru olarak kullanmayın. Kadın deyiverdi benim yanımda, aha evlen dedi, kimle evleneceksen dedi, hadi çık meydana evlen dedi. Adam kaldı. Bitti adam, kadın tası tarağı toplamış evde. Demiş ya git evlen bak işine dedim. Kaldı. Demiş ya git evlen bak işine demiş. Benden işin yok senin. Demiş bir çıt daha aha demiş bu çocukları da alacaksın gideceksin. Efendim ne yapacağım ben?
Ne yapmaya konuştun dedim başka tehdit unsuru bulamadın mı? Dedim size sohbet ettiğim gibi ben onlara da sohbet ediyorum. Size sohbet ettiğim gibi bayanlara da sohbet ediyorum. Ben de sohbet ediyorum Cumartesi günleri. Hepsine de TO veriyorum. Yanıma geliyorlar diyorum, ya kızım ne korkuyorsun sen? Böyle yapıver. Öyle mi yapayım? Böyle yap diyorum ben. Bir hafta sonra geliyor kadın dimdik. Allâh razı olsun baba diyor. Ne oldu diyorum ben? Galibim evde diyor. E diyorum bizimkinde ahmaklık. Ne ahmak konuştun? Ne ahmak söyledin? Burada diyorum söylemeyin diye. Şeyhini dinle şeyhinsem. Abinsem abini dinle. Neinsem neyinim? Dinle konuşma. E ondan sonra pert evde. Ayakkabılarını dosdoğru ayakkabılığa koy diyormuş.
Dedim böyle yapmasaydın hak etti dedi. Kapının önünde çıkarma ayakkabılarını. Koy diyormuş ayakkabılığa. Bizim ayakkabılarını alıp koyuyormuş. E bitti. Deme kardeşim otur oturdu. Allâh muhafaza eylesin. Bir arkadaş çocuğunun sağlığa kavuşması halinde bir kurban adak adamı. Bu adayı yerine getirmesi mecbur mu? Keserse bu adaktan kendisi yiyebilir mi? Sağlığa kavuştuysa mecbur. Keserse de adaktan yemeyecek yediği kadarını da tasadduk edecek eğer yerse. Nasıl olsa yapmış ya bu şimdi. Bir hadîs var. Adamakla alakalı. Diyor ki bu konuda Allâh affetsin. Neyse siz atacaksanız atayım gene de. Diyor ki adamakla diyor. Allâh’ın hükmü değişmez. Ama diyor cimrilerden para çıkar. Allâh iyilsin inşâAllah.
Âmîn. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. Allâh’ın hükmü değişmez. amin Destûr
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Sünnet, Şeyh, Aşk, Hamd, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı