Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

633. Dergah Sohbeti — Halden Hale Geçmek, Sûfî Disiplini ve Tarikat Hastalıkları

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 633. Dergah Sohbeti — Halden Hale Geçmek, Sûfî Disiplini…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. İnsanın her canını çektiğini yemesi günah mıdır? Günah diyemeyiz. Yiğiniz içiniz israf etmeyiniz. Âyet-i kerime Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri israfı çok önemserdi. En normalde bir kimse helal dairede yediği müddetçe biz ona günah diyemeyiz. Ama sûfîler kendilerini disiplin etmek için, terbiye etmek için nefislerinin her istediğimi yiyeceğim, içeceğim, yapacağım, edeceğim diye uğraşmamışlar. Bu bir sûfî terbiyesi. Kur’ân Sünnet dairesinde, imamların iştahadır dairesinde bir kimse helal dairede canının istediğini yiyebilir mi, her cevap yiyebilir. Ama sûfîler meseleyi böyle bir nefis terbiyesi açısından bakaraktan canlarının her istediğini yemezler.

Sûfî bu noktada kendisine zevk edilme, yemeye zevk edilme, nefsini bu noktada o zevk alıştırma noktasında olmaz. İşin daha ileri boyutu o kimse yemek, yemek sünnet olduğu için ya ihtiyaçtan dolayı yemez. Onu da ihtiyaç görmez. Ama Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, ben iftar ederim, yerim dedi, iftar etmek oruç tutup iftar etmek aynı zamanda yemek yemek de sünnettir. Bir kimse yemek yerken ben aynı zamanda sünnet istiyorum düşüncesiyle yemek yerse yemek, yeme, eğleme onun ibadet olur çünkü o sünnet kastıyla yiyor. Siz suyu o Hz. Muhammed Mustafa su içti, ben de sünnet kastıyla su içeyim diye suyu içerseniz mesela o su içme ibadet olur. Neden biz üç yudumda içmeye gayret ediyoruz?

Aklımıza ne geliyor? Sünnet diyoruz. Bakın hem su içmek sünnettir hem de üç yudum suyu üç yudumda içmek sünnettir. Bir kimse su içmeyi de kendisine sünnet olarak kendine adepte ederse o zaman bir su içmeden iki sünnet çıkmış olur, iki ibadet çıkmış olur. O yüzden normalde biz her canımızın istediğini yiyip içmeyiz. Bu sûfî terbiyesi değildir. Her canının istediğini yiyip içebilir misin? Helal mıdır? Evet. Sûfî terbiyesi olarak her canının istediğini yemek için koşmazsın. Sûfî dünya zevklerine, dünya tatlarına koşmaz. Ama bu yemez manasında değil. Bu sorulunca önüne denk gelirse eyvallâh yapacak bir şey yok. Fazla konuşmak muhabbeti sevmek der mi kaynaklılar yoksa aşırı yemek düşkünlüğü müdür?

Fazla konuşmayı da çok uygun görmemişler. Susmak bu noktada fazilet olmuş. Bir kimse hadîs-i şerifte ya hayır söyle ya sus hadîs-i şerifi mucibince o kimse boş lakırtı yapmayacak. Bir kimse ya hayır söyle ya sus bakın Kur’ân ve sünneti tebliğ etmesi doğru yerde doğru noktada doğru insanla tebliğ etmesi Bu noktada mükemmel bir ibadettir. İkincisi o kimsenin konuşması rızkını temin etme ile alakalı. Çoluğunun çocuğunun rızkını temin etme ile alakalı. Konuşması caiz görülmüş cevaz verilmiş buna. Bunda bir sıkıntı yok. Ama normalde örneğin insanları güldürmek için konuşanlar, insanları eğlendirmek için konuşanlar bunlar caiz görülmemiş. Veyahut da insanları eğlendirmek için şarkı türkü çağıranlar.


2. Bölüm

Onların bu kazançları haram görmüş. Neden? İnsanları eğlendirmek için şarkı türkü çağırdı. O kazancı haram görmüş hanefiler. Şarkı türkü dinlemek farklı bir şeydir. Bakın dinlemek farklı bir şeydir. Oradan para kazanmak farklı bir şeydir. Oradan para kazanmayı caiz görmemiş hanefiler. Demişler ki oradan para kazanırsa kazandığı para haram olur. Bunlar şeytanın borazancılarıdır diye hadîs-i şerif var. O yüzden konuşma ile alakalı bir kimse dilini tutmayı bilecek. Bir mecliste dilini tutacak, bir toplulukta dilini tutacak. Üstadının yanında dilini tutacak. Zakirinin yanında dilini tutacak. Büyüklerinin yanında dilini tutacak. Her şeye maydan olamayacak, her şeye atlamayacak. Müsaade edilirse konuşacak. o buna titizlikle davranacak.

Allâh rahmet eylesin Şeyh Efendi yanında götürmez de. Yanında götürmez de. İkide bir de konuşan, ikide bir de bir şeyler söylemeye çalışan. Hatta ben zaman zaman kafasını dahi çevirme denebilirim. Bir sefer çeviriyor, dinliyor. O anlattı, tamam söyledi. Ona cevap verdi, tamam. İkinciyi bir daha eline tespih almış, çağırt. Zikrullah yapıyor. Veyahut da normalde normal şartlarda normalini arayacak o kimse. Mesela bir kimsenin sözünü kesmeyecek. Araya girmeyecek. Ben bunu hep Zakir kardeşlerin tavsiye ederim. Derim ki yanınızdaki derviş kardeşini sizi arkadaşı gibi görür. Bir yere sohbete gidersiniz sizin lafınızı keser. Yanınızda götürmeyin. bundan bizim evde yoktu. Deyiverin. Sizin gardınızı düşün.

Yanınızda götürmeyin. Çok yemek yiyor. Yanında götürme. Çok konuşuyor. Yanında götürme. Her şeye maydanoz oluyor. Yanında götürme. Kafasına buyruk bir şey yapıyor. Yanında götürme. Bunlar olmazsa olmazlardı. Senden fazla biliyor. Sana soran oldu mu? Yanında götürme. Kim olursa olsun. Yolculukta, sufilikte. Yolculukta, sufilikte. Yolculuğa çıktın. Ne diyor? Üç kişi olduğunuzda birisini imam seçiniz. Birini imam seçti. Ona tagi ol. Ona itaat et. Ve orada bir Zakir var. İtaat et kardeşim ona. Kur’ân Sünnet tabisinde sana bir şey söylediğimde. Yolla alakalı sana bir şey söylediğimde. Yolla alakalı sana bir şey söyledim. Yolla alakalı sana bir şey söyledim. Yolla alakalı sana bir şey söyledim. İtaat et.

İtiraz etme. Biliyorum havasına girme. Düzelteceğim diye uğraşma. Hazreti Peygamber’in bir sözü var ya. Allâh diyor. Onun evresini doğru eder de. Senin doğrunu kabul etmez diyor. Onun evresini doğru eder. Ama sen diyor senin doğru avada kalır. Sen kendini doğru bildiğini düşünür. Sen kendi kendini doğru bildiğini düşünür. O onun söylediğini hayra çevir. O onun söylediğini hayra çevir. Onun söylediğini isammet ettirir. Onun söylediğini isammet ettirir. Sen o yol kısa dersin kendi kendine. Sen o yol kısa dersin kendi kendine. Zahiren de kısadır. Ama o der ki buradan gideceğiz. Orası dağa kestirmeden. Sen dersin ki ya burası daha uzundu da daha kısa yerden gideyim. Orada bir trafik kazası olur.


3. Bölüm

Bir bir şey olur. yıkanırsın orada beş saat. Ondan sonra der sana buradan git demedim mi? Sen başlarsın artık. Abi orası daha kısaydı da. Efendim orası daha kısaydı da. Sana kısasını, uzununu mu sordular? Buradan git demişler. Yürü git oradan. Bunun gibi çok konuşuyor. Laf kesiyor. Bu yeni dervişler için caizdir. Bilmiyor çünkü. Ama o bir türlü caiz olmaz. Çok konuşmayacak o kimse. Böyle olur olmaz sorular sormayacak. Bunlar hep tecrübe. Ben Şeyh Efendi’nin yanındayım telefon açmış. Efendim Nevşehir’de havalar nasıl? İyi oğlum burada da havalar. Ya bir Şeyhat Nevşehir’de havalar nasıl diye muhabbet mi bu? Bir kimse üstadına telefon açtığında soracağını sorur. Alır cevabını kapatır. O nasıl arkadaş sanki?

Efendim Nevşehir’de havalar nasıl? Oraya kar yağdı mı sonbahar? Yok yağmadı dağılın. Yok şöyle oldu mu? Yok olmadı dağılın. Hadi selamünaleyküm, aleyküm selâm. Ben böyle kaldım. Anlayalım dedim ya Rabbi, Ya Resulallah. Ben bu adamın zahkiri olmak istemem dedi Mustafa. Duydun mu Mustafa Efendi? Duydum efendim. Söyle şuna dedi telefon aç. Bir insan bir dervişin şeyhiyle nasıl konuşacağım dedi. Anlat ona. Emredersiniz efendim dedi. Ben kalktım hemen. Telefon aç dedi. Yarın demedi. Ertesi gün demedi. Ben kalktım, müsaade edersiniz efendim. Ben yan taraftan telefona çevirdim ben. Aç o oda senin zaten. Gir içeri dedi. Oradan konuş dedi. Ben girdim selamünaleyküm, aleyküm selâm. Dedim kardeşlerden birisi aradı.

Ben kimin aradığında biliyor. Kardeşlerden birisi aradı dedim. Böyle konuştu. Şeyh Efendi de dedi ki dedim ben. Mustafa Efendi. Oğlum aç telefon. Büyük şeyh ile nasıl sohbet edineceğimi onlara anlat. Ona anlat. O dervişleri anlatmıyor mu ki? Dedi dedim. O yüzden aradım dedim. Ya Mustafa Efendi dedi ya. Kim yaptı bunu dedi. Dedim gammazlık bekleme benden. Milleti topla. Dersin olduğu gün söyle dedi. Itiraz eden olursa dedim. Onun kim olduğunu bana söyle yalnız. Ben teyit etmek istiyorum çünkü. Aynı kimse itiraz etmiş. Nefis böyle bir şeydir. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bu derviş diziplin işidir. Hem hevesine uyacaksan, nefsine uyacaksan, kendi bildiğinin diklemesine gideceksen, buranın dikine gideceksen, ders alma.

Evet. Targı olacaksan, itaat edeceksen, nefsini yerine nefisle mücadele yolunda gideceksen eyvallâh. Söylecek laf yok. Allâh bize affetsin. Âmîn. Mehdi aleyhisselâm kaderde belli midir yoksa yazı silinir mi? Hadîs-i şerifle sabit mütevatir derecede Mehdi’yle alakalı hadîs-i şerif var. O yüzden Mehdi’yle alakalı bir şey, silinir, silinmez noktası yok. Hadisle sabit çünkü. Allâh bize yesin inşâAllah. Cuma günü müminin bayramıdır mantığıyla, kandil de olsa oruç tutmak mı gerekir? Cuma günü tek gün oruç tutulmaz. Özür dilerim. Evet. O yüzden cuma kandil ya Perşembe bugün de oruçta olacaktınız. Yarın tutacaktınız. Ya da yarın tutuyorsanız cumatesi de tutacaksınız. Ergenlik çağına girdikten sonra kurslara ve dergaha gelmek istemeyen gençlerimiz için kurs hocalarının biraz daha davetkar davranmalarını istemek doğru olur mu?


4. Bölüm

Nasıl bir yol izleyebiliriz? Bu noktada evet bu ergen kardeşlere hem erkek hem bayanlara semadır, neyin kursudur? Bu tip ııı bu kursları veren arkadaşlar böyle onlardan çok sıkı ııı dervişlik disiplini beklemeleri onları o hale getirmeye çalışmaları çok uygun bir tavır değil. Sevdiğiniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Mantığıyla hareket edecekler. O yüzden onların o genç kardeşlerin hem hem bayan olarak ııı her türlü hevayı ve nefsi terk edip semaya, zikre, sohbete ııı değişik kurslara, dergan tanzim et ve değişik çalışmalara katılmalarını büyük nimet görelim ve bilelim. Öyle davranalım. Onlara sevdiririm. O yüzden bir mesela semazen eğitim alan bir kardeş oradaki eğiticinin yanlış tavırlarından dolayı semadan soğumasın.

Veyahut da değişik kurslara gelen veya sohbetlere gelmeye çalışan bütün kardeşler oradaki görevlilerin eksik davranışlarından yanlış davranışlarından etkilenip dervişlikleri ve ııı bu noktada kursları son bulmasın. Bu noktada görevli kardeşler daha fazla titiz davranacaklar. Bunu böyle görevlilerin üzerine çok yüklendiğimi düşünebilirsiniz. Ama bir ııı sûfî topluluk bizim gibi topluluklar o görevlilerin üzerinden gider işleri. O görevli herkes onları takip eder. Herkes onları izler. Bir zakiri, bir çavuşu, bir böyle oradaki eğitici, bir öğretici bütün herkes izler. Derviş olanı da izler, derviş olmayanı da izler. Şuraya iki tane içecek geliyor. onu dahi izliyor herkes. Diyor ki önünde iki üç tane neden içecek var?

Ya desen ki birisi limon suyu, birisi kekik suyu. Ya yok bu adamın rahatsızlığı vardı. Yok bu adam hastaydı. Ona bakmam. Eleştirir. Söyler. Sana özel bir çay gelmiş olsa buraya o eleştirir. Haklı. Bakın haklı. Buraya özel bir çay gelse bütün dervişlere gelmesi lazım. Haklı. Bakın haklı. Zakirmiş, çavuşmuş, şeyhmiş, nakipmiş, nükabaymış, havada uçuyormuş. Önemli değil, haklı. O yüzden hiçbir zakir kardeş, hiçbir çavuş kardeş, hiçbir kurs ları takip eder, kurs verer. Eğitimlere giden arkadaşlar kendilerine özel bir şey yaptırmayacaklar. Yapmayacaklar. Kendilerine bir özellik yaptırıyorlarsa, yaparlarsa dergahın hakkını yerine getirmemiş olur. Zaten bunu da defallarca söyledim, hakkımız helal değil diye.

O yüzden hiç kimse kendisine bir özellik yaptırtılmayacak. Hiç kimse. Çünkü o kursa gelen, oraya zikrullaha gelen, oraya derse gelen bir kimse. Bunu takip eder. Der ki vay. Bir yerde sohbete gidiyorum. Zakirlik zamanında. Şimdi katıncaz şey yapmış. Bizim o tarafta böyle işlemeli tepsiler vardır. Tepsiye koyar, tepsinin üzerindedir. Çeyizler, işlemelik tepsi örtüleri vardır eskilerde. Şimdi kaldı mı kalmadı mı bilmiyorum. Katıncaz böyle özelmiş. o işlemeli tepsisine onun olsun. O özel yeni gelin onun babasına onunla kahve götürür. kayınvalidesine, kayınpederine. Ne bileyim çok önemli oğlanın amcası geldi. Yok dayısı geldi. Onlara kahve bizim orada öyle özel giderdi önceden. Şimdi kaldı kalmadı bilmiyorum.


5. Bölüm

Arnavutlarda var mı öyle bir şey? Var mı? Devam ediyor yani. Evet. MâşâAllah. İyi. Arnavutlar adetlerine geleneklerine çok düşkündürler de. O yüzden sordum Arnavutlarda devam ediyor mu diye. Devam ediyor demek ha? Vay mâşâAllah sularına bak. Güzel şeyler bunlar. Şimdi böyle o kız yazdı böyle mi? Hazırlamış ondan sonra onunla bana kahve getirir. Ben içemedim kahveyi. Bana böyle özellik yapıldı diye. Kahve duruyor mu? Şeyde, sehpada. Tepsi de duruyor. Sohap ettik de her şey bitti. Ondan sonra ben utancımdan içemedim. Bitti her şey. Melektalini almayayım ben geçtim yanımdaya. Ondan sonra aldı. O kadıncağız oraya getirdi. Dedim hakkını helal et. Özür dilerim. Dedim orada içemedim. Herkesin önünde dedim böyle sühtü şatafatlı dedim bir şey yapamadım.

Özür dilerim senden. Hakkını helal et. Ondan sonra estağfirullâh ağabey şöyle böyle dedim olsun olsun. Dedim biz dedim böyle arkadaşların önünde cemaatın önünde böyle yapmamaya gayret ederim dedim inşâAllah dedim. Sen bir daha sohbete geldin de bana dedim herkesin içerisinde böyle kahve getirme. Ben kahveciyim ya önceden beri. Öncümde on tane kahve olsa içerim. Ya bugün çok kahve içtim değil mi? Öyle bizde ben de bir şey oturdu yerleşti yıllardan dedi. E şimdi sakın lan kahve içmeyeceğim başka. Getirmeyin. Bir tane içtim. Allâh’ın bereketi artık. Şimdi bir daha oraya gittiğimde tabii normal çay bardağına böyle tabakla herkese geldi. Çay geldi. Tabii herkese beraber içtim. Ondan sonra oradan birisi dedi.

Ağabey dedi geçen sefer dedi tepsinin içinde geldiğinden bir geldiğinden dolayı bir içmecim evet dedi. Aradan zaman geçti. O arkadaşla başka bir şehirde karşılaştık. Oranın zakirine böyle tepside özel çay getirdiler. Bir tepsiye baktı, bir bana baktı, bir o zakire baktı. Ondan sonra ben işaret ettim seslenmedi. Tam o zakire efendide bir güzel çayı içti. Tepsinin içerisinde özel tepsiden. Ondan sonra neyse kalktık şey efendi de oraya geldi. Bir başka birisi getirdi. Ağabey aranızdaki fark bu işte. Dedim estağfirullâh o arkadaşlar da dedi pişecekler, yetişecekler dedi. Şimdi o yüzden evet konuşmalarımıza dikkat edeceğiz. Çok konuşmayacağız. Tavurlarımıza dikkat edeceğiz. Dikkat edeceğiz. Hal ve hareketlerimize dikkat edeceğiz.

Helal deyip de bütün her şeyi götürmeyeceğiz. Ya ne var bunda canım? Süstü tepside içiveririm. Demeyeceğiz. Kendimize ayrı bir özellik katmayacağız. O yüzden bir şey mi yenecek? Orada kursta kaç kişiyiz? Beş kişi. Beşimiz beraber yiyeceğiz. Bir şey mi içilecek? On kişiyiz. Onumuz beraber içeceğiz. Bir şey mi ikram edilecek? Kaç kişiyiz? Yirmi kişiyiz. Yirmemize de ikram edilecek. Allâh muhafazayı versin. **** Cümlemizi bizi korusun inşâAllah. **** Bugün bir kardeş geldi. Bir şey paylaştı benimle. Kendimce niyet ettim. Onu da bunu da dedim. Akşama sohbet konusu yapayım. Bunu ııı Cumartesi inşâAllah bayanlara da anlatacağım. Bir bazı adı tarikat olan bazı topluluklarda değişik hastalıklar zuhur ediyor bu son dönemde.


6. Bölüm

Bugün bizatihi yaşayan kardeşten dinledim bunu. Bir topluluk şey yapıyormuş. Dergan yapacağız. Medrese yapacağız diye bütün derbişlerden altın topluyorlarmış. Bir de diyorlarmış ki Kazlı Hasan yapıyoruz, borç alıyoruz sizden. sizin karşılığında size mahpuz vereceğiz. Bir yıl sonra bu istediğiniz zaman bu parayı alacaksınız gibisinden. Şimdi bu hastalıklar ne yazık ki artmaya başladı ahir zaman elhamdülillah. Bir dergahın bir tepkenin içerisine bu tip şeyler girmeye başlayınca bozulmalar hızlanıyor. ben hep bunu söylüyorum tekrar söyleyeceğim. Herkes ııı FETÖ şunu yaptı FETÖ bunu böyle yaptı derken eleştirdikleri telyin ettikleri reddettikleri ne bileyim hakkında olmaması gerekir dedikleri bütün her şeyi bir kısım tarikatlar ve cemaatler kendi içlerinde yapmaya başladılar.

Bakın kendi içlerinde yapmaya başladılar. Ve o tarikat o tarikat bir de zekat memurları tayin edip zekat toplatıyorlar. Arkadaşlar sûfîlik Allâh için yaşamaktır. Sûfîlik para toplamak, insanları ütmek, insanları aldatmak, insanların parasına, puluna, malına, mülküne göz dikmek değildir. O yüzden sakın ha. Bizde böyle bir şey yok. Ama ben yine teyit edeyim. Bir aynı zamanda da söyleyeyim. Birbirlerimize borç alıp vermekten dahi sakının birbirlerinizin dervişliğinden olmasın. Birbirlerinizden borç alıp vermekten dahi sakının. Adam borcu ödeyemiyor. Ödeyemeyince ben orada nasıl yüzüne bakacağım diyor dervişliğinden o. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Bizim içimize para girmesin. Allâh muhafaza eylesin.

Âmîn. Böyle dinledim, şok oldum. Dedim ya bu böyle olmaz. Dedi ben verdim dedi. Kadıncağız. Ben kendim verdim dedim. Dedim elinden bir belge aldın mı? Hayır dedim. E dedim ahitlerinizi yazınız diyor dedim. Yazılı bir şey aldın mı? Vereceklerini söylettiler dedi. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Âmîn. Elli birinci hadise gelmişiz. İbn Abbas naklediyor. Allâh’ı Teala’nın yemin ederim ki halden hale geçersiniz. Inşikak âyet on dokuz. Ayetindeki zikredilen bu halden başka bir hale geçmek hususunda İbn Abbasın şöyle demiştir. sizin peygamberiniz böyleydi. Inşikak süresi âyet on dokuz. Normalde halden hale geçmek. Ehli tasavvuf halden hale geçmeyi pozitif anlamda.

Bu âyet-i kerimi kendisine ölçü ve Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah’ın nakletti. Bu hadîs şerifte de peygamberiniz böyleydi dediği şey. Hazreti Peygamberin salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin her daim halden hale geçmesi ve bir halde karar kılmaması bir halde saklanıp kalmaması her daim onun Allâh’a yaklaşmada Allâh’ı tanımada bilmede bir öncekinden daha ileride olması ve bu sevgisulün sonsuz olduğunu gösterir. Bu sevgisulün devam edeceğini gösterir. Bu Allâh’a yaklaşmanın devam edeceğini gösterir. Ve bir kim bir sûfî bizim sufilere ilgilendiren tarafı bu. Bir sûfî hiçbir zaman durağın değildir. O her daim iyiye doğruya güzele hakikatin hakikatine doğru halden hale geçmesi gerekir. Eğer bir sûfî iyiye doğruya güzele Allâh’a yakınlayan Allâh’ı bilme noktasında halden hale geçmiyorsa bir o sûfî zarardadır.


7. Bölüm

Bu sefer onun halden hale geçmesi negatifliğe doğru gider. esferi safiline doğru gider. Allâh bizleri en güzel surette yarattı. En güzel şekilde yarattı. Ayeti kerimedi diyor eğer siz heva hevesinize uyar, nefsinize uyar, şeytana uyarsanız aşağıların aşağısına gidersiniz. Hayvanda daha aşağı mahluk olursunuz. Bunun normalde halden hale geçmeden bir de işin negatif tarafı var. Biz pozitif tarafını anlatıyoruz şimdi. Diyoruz ki halden hale geçmek o kimsenin sensürlükünün sonsuzluğuna çünkü Allâh’ı bilmenin sınırı yoktur. Allâh’ı tanımanın sınırı yoktur. Allâh’a aşık olmanın sınırı yoktur. Allâh’ı sevmenin sınırı yoktur. O kimse sevdikçe sever, sevdikçe sever, sevdikçe sever. O daha danında daha da sıvandır.

O yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır. Günü gününe müsave olan günü gününe denk olan zarardandır dedi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. O zaman o kimse günü gününe denk ise zararda Allâh’ı tanımada Allâh’ı bilmeden daha ileriye gitmeli. Allâh’ı zikretmeden daha ileriye gitmeli. Allâh’ı sevmeden daha ileriye gitmeli. Allâh’a yakınlaşmadan daha ileriye gitmeli. Allâh’a dostluktan daha ileriye gitmeli. Ariflik bilmektir. Hadiliyet ise dostluktur. Bilmek de dostluk yan yana kol koladır. O zaman bilmekle dostluğu sonu yoktur. Arifliğin sonu yoktur. Arif bu manada Allâh’ı bilme noktasında yürüyen kimsen sonsuz bir şekilde koşmaya devam eder. Sûfîlik sonsuz bir koşudur çünkü.

O böyle belli bir zamana belli bir mekana belli bir sınıra dayalı bir koşmak değildir. Sûfîlik zamanı, mekanı bakmaksızın, sınıra bakmaksızın her daim yakınlığı isteyip yakınlaşmaya çalışmaktır. O yüzden sûfîlik için gerçek manada sûfîler için yolun kaidesi Kur’ân ve sünnettir. Başka bir kaide, başka bir oluşum sûfîler için uygun değildir. Onlar her daim kanat çıkmalılar. Onlar her daim yol almalılar. O yüzden Hazreti Mevlânâ Celaleti Rum Hazretleri balıkçöz derken sûfî bir hale bağlı kalmaz. Balıkçöz derken sûfî makama bağlı kalmaz. Balıkçöz derken sûfî bu manada kendince şunu şöyle yapmam lazımdı. Bunu böyle yapmam lazımdı. Buna bağlı kalmaz. Sûfî balıkçöz demediği için ve halden hale de geçeceği için salıya, takkeye, cübbeye, sikkeye bağlı değildir.

Sûfî makama mansıba bağlı değildir. Sûfî gösterişe bağlı değildir. Sûfî heva hevese bağlı değildir. Sûfî şana şöhrete bağlı değildir. Sûfî her daim halden hale geçip ona yaklaşma noktasındadır. Ona yakın olsun da onun hiçbir makama olmasın. Ona yakın olsun da o onun hiçbir distri olmasın. Bakın ona yakın olsun. Ona yakın olsun o. Onun hiçbir kaidesi olmasın. Ama ona yakın olsun. Bakın ona yakın olsun. O yüzden biz dolmatik kaideleri uymayız. Biz o yüzden heva ve hevesin kaideleri bizim için geçerli değildir. Biz an ve an yaklaşmakla hemhal olmakla o halde durmakla ve o hali arttırmakla mükellefiz. Sen sarını yandan bağlamışsın, önden bağlamışsın, siyah bağlamışsın, yeşil bağlamışsın, sünnet hepsi de.


8. Bölüm

Sünnete uyduğu müddetçe bizim bir kaidemiz yok. İster sarı bağla, ister yeşil bağla, ister siyah bağla, ister beyaz bağla. Sünnete uygun bağla. Ister yandan sarkıt, taylasan yap, ister arkadan sarkıt. Istersen hiç sarkıtma. Ben alimim de komple bağla. Kendini âlim göster. Sûfî yaklaşmakla derdi. Senin yaldızlı cübben olmayı versin. Sen yaklaşmanın yoluna bak. Senin yaldızlı tacın olmayı versin. Sen yaklaşmaya bak. Senin bir makamın olmayı versin. Sen yaklaşmaya bak. Üryan ol sen Allâh yolunda. Sen bir makam peşinde olma, üryan ol. Yolumuz üryan olma yoludur. Yolumuz makam yolu değildir. Yolumuz nam-i nişan yolu değildir. Yolumuz tevazu yoludur. Yolumuz şan şöhret yolu değildir. Bırakın kim şan şöhret sahibi olacaksa olsun.

Senin şanın şöhretin olmasın. Seni tanımasınlar. Seni bilmesinler. Seni alkışlamasınlar. Sana özel çay getirmesinler, özel kahve getirmesinler. Sana ayağa kalkmasınlar. Sana temanla etmesinler. Seni karşılamasınlar, seni uğurlamasınlar. Bunlar seni aldatır. Bunlar senin nefsine uydurur. Bunlar seni çökerttir. Bunlar seni Allâh ve Resulü’nden uzaklaştırır. Bunlar senin Allâh’la önüne perde getirir. Hazreti Muhammed’in Mustafa’nın izini takip edemezsin. Onun nefesiyle nefeslenemezsin. Onu göremezsin. Kabir-i Şerif’in başına gittiğimde kabirdeki kimselerle görüşemezsin. Zikrullah’ta geleni gideni göremezsin. At Şan-ı Şöhret’i. Yaklaşmaya bak. At Kisve’yi. Yaklaşmaya bak. Toprağın altında senin süsüne bakmayacaklar.

Mahşer’de seni süsün kurtarmayacak. Mahşer’de insanların tevazusu seni kurtarmayacak. Mahşer’de insanların alkışı seni kurtarmayacak. Mahşer’de senin havalın, civalın, yürüyüşün kurtarmayacak seni. Sen yaklaşmanın yolunu ara. Sen de bir çuval sakal olmuş. Yaklaşamamışsın. Yaklaşmanın yolunu ara. Senin insanın sarmışsın, sarmışsın, kukulata gibi. Yaklaşmanın yolunu ara. Senin cübben kadar yaldızlı, yıldızlı cübben olmamış yok kimse de. Sen yaklaşmanın yolunu ara. Nice cübbesizler var. Hazreti Muhammed’in Mustafa’nın dizinin dibinde oturuyor. Nice nişansızlar var. Hazreti Muhammed’in Mustafa’nın dizinin dibinde oturuyor. Nice namsızlar var. Nice şöhretsizler var. Hazreti Muhammed’in Mustafa’nın gönlünde taht kurmuş.

Sen ona bak. Sen yakın olmanın yoluna bak. Bu alemde gördüğünüz her şey bu dünyadaki her şey bizi aldatır, seni aldatır, beni aldatır. Yakın olmanın yoluna bakın. Dervişliğiniz dahi sizi aldatır. Dervişliğiniz dahi ben dervişim dersiniz, bana bir şey olmaz dersiniz. Aldanırsınız. Aldatır. Bir şeyhe intisap etmeniz dahi sizi aldatır. Bir şeyhin dizinin dibinde dahi olmaz, sizi aldatır. Sakın yakinleşmenin yolunu arayın. Halden hale geçmenin yolunu arayın. Bir halde karar kılmamanın yolunu arayın. Dahadasının yolunu arayın. Eğer böyle pozitif noktada iyilik noktasında Allâh’a yaklaşma noktasında halden hale geçmezseniz tersi olur. Tersi olur ki ümmetin bugünkü düştüğü karanlık noktaya sûfîler de düşer.


9. Bölüm

Ne dedi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem? Öyle bir hale gelirsiniz ki adım onlara uyarsınız. Onlar kerten kelenin deliğine gir deseler girmeye çalışırsınız der. Onlar kim ya Resulallah? Onlar Yahudiler ve Hristiyanlar mı? Ne an? Evet. Hadîs-i şerif bu. Eğer sizin halden hale geçmeniz Allâh’a yaklaşma halinde olmazsa nefsinizi uyarsınız. Dervişken nefsinizi uyarsınız. Şeyhin dizinin dibindeyken bile nefsinizi uyarsınız. Başlarsınız geriye doğru halden hale yürümeye. Bu geriye doğru ve hatta seyri sülük değil de esmeri safiline doğru geriye doğru yürümektir. Bir bakarsınız ki huylarınız değişir, ahlaklarınız değişir, tavırlarınız değişir, tarzlarınız değişir, Avrupai olursunuz, Hristiyan vali olursunuz, Yahudi vali olursunuz, heva hevesine uyanlar gibi davranmaya başlarsınız.

Heva hevesinize uymaya çalışırsınız. Sırtınızda dervişli kırkası, sırtınızda haydari ama ameliniz Hristiyanlara benzer. Kafanızda sanık ama ameliniz Yahudilere benzemeye başlar. Yavaş halden hale geçiş geriye doğru gider. Allâh muhafaza etsin. Âmîn. Ondan sonra ben bunları çok dinledim. Zakir bana yol vermedi. Ben ondan böyle oldum. Şeyh Efendi benim halimi değiştirmedi. Ben ondan böyle oldum. Bana yan baktı. Ondan böyle oldum. Bana düz baktı. Ben ondan böyle oldum. Bunları da çok dinledim ben. O yüzden halden hale geçiş ketüe doğru gitmesin. Sufiler gerçek manada sûfîler ben ümmetin kalbi hükmünde gördüm onları. Biz ümmetin aklı değiliz. Biz ümmetin kalbi kalp bozulursa bütün vücut bozulur der ya adi şeriften.

Ben en fazla sufilerin bozulmasına üzülürüm. En fazla sûfî topluluktan üzülmesine üzülürüm, bozulmasına üzülürüm. En fazla. Sebep çünkü o topluluklar Allâh’ın hususi özel topluluğudur. Onlar bozulursa Allâh muhafaza eylesin. Ümmet tamamıyla bozulur. O yüzden sufilerin bozulma hakları yok. Biz kendimizi disiplin edip halden halen manevi anlamda yürümeye devam edeceğiz. Birbirlerimize nasihat edeceğiz. Birbirlerimizi bu noktada kolundan tutacağız. Atmak, dökmek, kırmak yok. Birbirlerimizi kolundan tutarak tan hep beraber o mahşere doğru yürüyeceğiz. Allâh cümlemizi onlardan eylesin. Âmîn. Çünkü lisan ettiysek affola. Âmîn. Haklarınızı helal edin. En yana da helal olsun inşâAllah. Fatiha. Ilahe illallah.

Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı