Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

631. Dergah Sohbeti — Sûfî Adâbı, Davete İcâbet ve Millî Duruş

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 631. Dergah Sohbeti — Sûfî Adâbı, Davete İcâbet ve Millî…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Dünyaya lanet okumak günah mı? Hiçbir şeye lanet okumayın. Hadîs-i şerte siz lanet edicilerden olmayınız diyor. O yüzden bir kimse lanet edicilerden olmamaya gayret edecek. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zaman zaman birkaç tane var öyle müşriklerle alakalı. Ama yine de müminin lanet okuması hoş değil. Malına lanet okumayacak, çoluğuna, çocuğuna lanet okumayacak, eşine lanet okumayacak. Lanete dilini alıştırmayacak. Lanete dilini alıştıranlar Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Sekantılılar. Abimin hanımı, kardeşimin hanımı ve ben evde oturup sohbet etmek veya konuşmakta dinen bir sakınca var mıdır?

Bunların aynı ortamda bulunmaları haram deniliyor. Doğru mudur? İnsanın abisi, abisinin hanımıyla veya oğlan kardeşi, oğlan kardeşinin hanımıyla hep beraber ailecek oturmalarında. Hiç bir beyiş yok. Benim okuduğum eserlerde bununla alakalı haramiyetle alakalı herhangi bir şey yok. Kadınlar bu noktada tesettürlerine riayet ettikleri müddetçe bir problem yok. Bu son dönem çıktı bunlar. Normalde bunlar sonradan sonradan böyle fetva vermeye başladılar. Ama benim okuduğum hanefi fıkhına göre bunlarla alakalı bir fetva okumadım. Kur’ân’ı dinlerken ezberimde olanları içimden tekrar ediyorum. O zaman ben de okumuş mu oluyorum? Sünnet mi işlemiş oluyorum? Peygamber Efendimiz nasıl dinlerdi Kur’ân’ı? Normalde Kur’ân-ı Kerim okurken bir kimse ezberinde olanları kendisinin de okumasında bir beyiş yok, bir sıkıntı yok.

Okursa sevap işlemiş olur. Dergaha gelen ikram kimin getirdiği sorulup ona göre o ki ikramdan yemek uygun mudur? Sormak doğru değil. Çünkü buraya gelen ikram veya zikir yapılan yerlere gelen ikram bunu kim yapmış kim göndermiş? Allâh gönderdi. Orada şahsı mı görüyorsunuz? Burada şimdi çay var. Bana bir şey koyma. Su kalsın sadece. Burada normalde çay dağıtılıyor. Bu çay kimin diye soracak mıyız şimdi? Bu çayı kim getirdi mi diyeceğiz? Veya bir arkadaş burada akşam yemeği verdi diyelim. Kim verdi bu akşam yemeğini mi diyeceğiz? Veya hatta sûfî terbiyesinde bu yemek bana ait, bu çay bana ait demek de yok ki. Sûfî terbiyesinde o kimsenin kendisini orta yere koyması yok. Siz bir hayır hasenat işlediyseniz onu saklayacaksınız, onu gizleyeceksiniz, onu meydana çıkarmak yok.

Veya orada yemek veriliyorsa bugün akşam yemeğini ben veriyorum. Bu yok. Sûfî terbiyesinde. Şahsın kimliği belli olmayacak. Sûfî terbiyesinde bir hayır hasenat yapıyorsa bir kimse kendi kimliğini, kişiliğini orta yere çıkarmayacak ki. Sufilikte isimsizlik var. eğer bir kimse hayır hasenat ederken ben orada yemek veriyorum. Yok ben orada su veriyorum. Yok ben orada hizmet ediyorum. Yok ben oranın dervişiyim. Yok ben oranın zakiriyim. Yok çavuşuyum. Yok nakibiyim. Yok ben oranın filancasıyım. Ben oranın şeyhim. Bunlar sûfî dili değil. Bunlar sonradan oluşan şeyler. Sûfî ben dervişim bile demez. Söylemez. Ya senin hatanı gördü ise o kimse? Olmaz. Hayırını gizlemek şerrini meydana çıkarmak vardır.


2. Bölüm

İslam terbiyesinde bir kimse hayır hasenat yaparken isminin öne çıkmasını istemez. Öne çıkarmaması lazım. Bir kimse hayır hasenat ederken ismini öne çıkarıyorsa bu caiz değil. Sağ elinizin verdiğinden sol elinizin haberi olmayacak. Hadîs-i şerif bu. Hazret-i Hasan radıyallâhu anh hazretleri gece yarısından sonra küfeyle sırtına küfeyi alır. Fakir fukaraya yiyecek içecek ihtiyaç dağıtırdı. Gündüz bile dağıtmazdı. O yüzden burada birisi yemek veriyor, bir ikram veriyor. Bunu kim yaptı, bunu kim getirdi? Küslahlık bu. Kim getirdi ise getirdi. Almış getirmiş. Bir kimse bunu ben yaptım da demez. Bir kimse dergaha bir şey getiriyorsa yeme, içme, çay, şeker. Çok bizde olmaz bunlar da. Erkeklerde çok olmaz da kadınların kendi aralarında oluyorlardır bunlar. o kimse sormaz.

Bir de getiren kimse de bunu ben getirdim demez. Dememeli. Diyorsa nefsin oymuş. Allâh muhafaza eylesin. Dergahlarda bir şey olur gider kendiliğinden. Sen bir işin ucundan tutacaksan tutarsın. O işi kim yapıyor? X kimse yapıyor. Ben burada kenarda bulaşıkları yıkayıvereyim dersin. Geçer bulaşığı yıkarsın. Ben de şurada tuvaletleri temizleyeyim dersin. Geçer tuvaletleri temizlersin. Tuvaletleri de temizledikten sonra ben tuvaletleri temizledim demezsin. Veya tuvaleti temizledin ya düzgün tuvalete girin. Aa hoş geldin. Aa hoş geldin. O temizledi ya. Tuvalete girenleri de dizayn edecek. Yoktur böyle bir şey. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar hep böyle sonradan unutulan şeyler. Ortadan kalkan şeyler.

Olmaz. Bir dergâh kültüründe yapan kimse bunu ben yaptım demez. Bunu bir şeyi icra eden kimse bunu ben icra ettim demez. Bu sûfî kültüründe bir tek üstadlara bu alan açılmış. Sebebi de şu. Örnek olacak ya. Protip olacak ya. Bir tek üstad yaptığı ibadeti söyler yaptığını ettiğini söyler. Bu sebebi ne? O örnek olsun. Bu noktada ne yapıldı ne edildi. Bu noktada insanlara protip olarak örnek olsun diye. Yoksa o kimse üstad oluncaya kadar yaptığını ettiğini çattığını hiç kimse söylemez. Yok biz on kişiye yemek yediriyoruz. Yok biz üç tane fakire bakıyoruz. Yok biz gelen gidene şunu yapıyoruz. Bunlar denmez. Bir ikincisi bir dervişin de oradaki ikramın sahibini sorması caiz değil. İkram oraya gelmiş.

Buraya da çok affedersiniz bilemeyiz kimin kazancı haram kimin kazancı helal. Ama burası normalde herkesin geldiği bir yer. Bir davete gidecek kimse öyle değil mi? Davete giderken birisi bir yere davet etti. Davete gidecek olan kimsenin davet edilen yeri kendince sorgulaması kendince onun niyetini kazancını sorgulaması hakkıdır. Mesela birisi davet etti yemeğe davet etti bir yere davet etti. Beni neden davet etti bu o kimse kendi kendisine sorgulayabilir bunu. Beni iftara davet etti bu gösteriş yapmak için beni iftara davet etti diye kendince kendi dairesine fetva verebilir. Veyahut da bunun kazancında problem var. Bu kazancında problemli bir kazanca sahip. Ne yapıyor faizcilikten para kazanıyor.


3. Bölüm

Ne yapıyor direkt haramdan para kazanıyor. Bu direkt haramdan para kazandığı halde kendi haramını dervişlerle örtmek istiyor. Kendi haramını şeyhini böyle oraya davet etmekle örtmeye çalışıyor. kendince kendi haramını helallaştırmaya kendi haramını mubahlaştırmaya çalışıyor. Veyahut da gösterişe düşmüş kendi gösterişini mubahlaştıracak. Şatıata düşmüş kendi şatıatını mubahlaştıracak. Çünkü sûfîler şatıattan, gösterişten uzak durulan, şatıata düşmüş, gösterişe düşmüş kimselerden de uzak durulan, uzak durmak zorundalardır. Sebep ölçü olur çünkü. Bir kimse davete icabet edecekse bunları sorgulayabilir. o düğüne davet ediyor illaki. Nerede düğün? X otelde. Nasıl? Kur’ân ve sünnet uygun mu? Değil.

A, sünnete uygun olmayan bir düğün töreni. Ya böyle mecburiyetten hızla gideceksin, mübarekleyip çıkacaksın. Ya da diyeceksin ki ya açıktan haram işlenen bir yere benim gidemem. Veya bilmiyorsun öyle ya. Aynı şey dervişler içinde geçerli oluyor. Çağırıyorlar illaki düğüne gel. Gidiyorsun bir bakıyorsun Allâh. Haram işleniyor açıktan. Hızla çıkacaksın orada. Durmak, durmak yok. Durmak yok. Baktın a, dedin ki ya açıktan haram işleniyor. Orada senin bulunman meseleyi mübahlaştırır çünkü. Avam şöyle der. Ne? Şeyhi bile oradaydı ya. Ne? Zakiri bile oradaydı ya. Ne? haramdı bütün dervişler oradaydı? haram olmuş olsa onlar gelir miydi? Bak nasıl mübahlaştırdı anında. Dışarıdaki avam ona laf söyler.

O yüzden Kur’ân Sünnet’in açıkça alenen ezildiği, alenen inkar edildiği, alenen hiçe sayıldığı bir yerde dervişini, sufinin işi yok. Hızlı uzaklaşacak oradan. Bunun gibi davete gideceğin yeri sorgulayabilirsin. Ha soramadın, utandın veya Kur’ân Sünnet’e uygun dur dedin, gittin a baktın değil. Hızla çıkıp gideceksin. Aynı şekilde bir yere yemeğe davet ettiler seni veya iftara davet ettiler veya bir yere davet ettiler. o davete gittiğin yerde senin kimliğin, kişiliğin kullanılacaksa, basamak olacaksa, gittiğin yer Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir yerse. Örneğin iftar var nerede? Hilton’da. Ulan ne işimiz var bizim orada? Hem Müslümanların her yerde olması lazım. Böyle bir şey mi var Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. müşriklerin yemeğini mi yedi?

Müşriklerin davetine mi gitti? Müşriklerin düğünde mi gitti? Müşriklerin bir törenine mi gitti? Gitmedi. Veya Mekke’de müşrikler vardı, Medine-i Münevvere’de Hristiyanlar vardı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hristiyan adetleri üzerine olan bir düğüne mi gitti? Hristiyan adetleri üzerine olan bir toplantıya mı gitti? Ve Yahudi adetlerinin olduğu bir düğün dernek var mı hadislerde? Yok. Ama yapıyorlar. Yapıyorsa Allâh kendi kendine yapsın, bana ne? Bize mi sordu yaptı? Ya gitmeyecek miyiz? Gitme kardeşim bile bile gitme. Göz göre göre gitme. Senin adetine, geleneğine, göreneğine ne oldu? Senin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. sünnetine ne oldu? Ve şimdi herkes böyle yapıyor.


4. Bölüm

Herkes kafir olduysa ben de mi olacağım? Herkes müşrik olduysa ben de mi olacağım? Herkes bilmem nesini açtıysa ben de mi açacağım? Herkes delalete gidiyorsa ben de mi gideceğim? E ne yapalım şimdi durduramıyoruz. Kalsın. Durduramıyorsan kalsın. Durdur. E sözümüz geçmiyor. Sen de gitme o zaman. Sözün geçmiyorsa senin ne işin var orada? Derviş adamsın. Sûfî adamsın. Zikrullah da sûfî. Düğünde vur, patlasın, çalınasın. Hatunlar, erkekler orta yerde. Burada sûfî. Ya kız evleniyor, ya düğün evleniyor. Herkes çıplak. Bu nasıl ya? De ki ben kardeş sufiyim, gelemem. Ya nasıl basmaya? Yapın düğününüzü. Al kız da burada. Allâh yolunu açık etsin. Yap. Sen, ben gelemem. Allâh yolunu açık etsin. Oğlan burada, kız burada.

İşiniz gücünüz rast gelsin. Allâh yolunuzu açık etsin. Ben her perşembe zikrullah’a gideceğim. Nerede sohbet? Oraya koşacağım. Kızımı, oğlumu evlendirirken, hatunlar, adamlar, karbon çorman orada. Düğün yapacak, dernek yapacak. Ben de oturacağım orada bir çuva sakalımla. Yirmi yıllık dervişliğini bir gecede koy oraya masaya. Aa ne oldu ya? Yok kardeşim ya. E gittin, aa dandini başladı. Çık git. Öyle ya, bilmiyorsun nasıl olacağına. Başladı işin gücün rast gelsin. Selâmün aleyküm. Düğün eğlencesi var mı? Var. Adam adama çıksınlar, oynasınlar. Düğün eğlencesi var mı? Var. Kadın kadına geçsinler. Kına mı yapıyorlar, zıplıyorlar mı, hopluyorlar mı? Oynasınlar. Millet orta yerde, düğün salonda, herkesin karısı yarı çıplak, adamlar meydanda.

Ha ne derviş düğünü, böyle derviş düğünü mü var ya? Yok böyle bir şey. E gittin, aa gittin bilemedin. Yürü git, çık git. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bir kimse davete gideceği bir yeri sorgulayabilir. Bu noktada davete gidecek olduğu yerde açıkça haram işleniyorsa o kimse davete icabet etmez. O davete icabet etmesi için üç hal olması lazım. Bir, ya amir hükmünde olacak, ya âlim hükmünde olacak, ya hakim hükmünde olacak. Amirse gidecek yasaklayacak, böyle bir eğlence yapamazsınız siz diyecek, karılı kızla hep beraber orta yerde oynayamazsınız. Ya saklıyorum diyecek, ya da hakim hükmündedir gidecek, hükmedecek, diyecek ki bu yaptığınız haram. Ya da âlim hükmünde, hop durun bakalım. Bu yaptığınız haram diyecek, nasihat edecek orada.

Âlim değilsin, amir değilsin, hakim değilsin veya hem amirsin hem alimsin hem hakimsin ama onlar çilbirinden boşanmış salma develer gibi seni dinleyecek kimse yok. Selamünaleyküm de yürü. Durma hiç. Hadîs-i şerifi hiç unutmayın. Siz adım onlara uymadıkça kıyamet kopmaz. Onlardan kasıt Hristiyanlar ve Yahudiler mi ya Resulallah? Evet. Siz onlara adım adım uymadıkça kıyamet kopmaz. Başka bir hadîs-i şerif. Onlar diyor kertenkelenin girdiği deliye girseler sizler de diyor girmek istersiniz. Hadîs-i şerif onlardan kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Biz şimdi çağdaşlık adı altında adım adım her şeyimizi onlara uyduruyoruz. Hiç kimsenin bu konuda kimseyi suçlayacak bir hali yok.


5. Bölüm

Hepimizde de bu haller var. Ben de dahilim buna. Bakın hepimizde bu haller var. Biz bunun uyanıklığını yaşayalım adım adım uzaklaşmaya gayret edelim. Davet edecek olan kimseler düşünsünler. Dervişlik adabına, erkanına uygun değilse açık ve net söylüyorum. Buradan kalkıp da şurada düğünümüz var buyurun gelin demesinler. Açık ve net. Kur’ân ve sünnet uygun değilse kadınlar da erkekler de. Dervişleri günaha katmayın. Millet utanıyor. Utancından gidiyor. Ne bileyim ya kaç yıllık hatırı var diyor gidiyor. Bir bakıyor ki ooo ortalık dandini. Allâh muhafaza eylesin. Yapmayın. Yapıyorlar sözünüz geçmiyor nazınız geçmiyor erkekler de kadınlar da. Görüşünüz geçmiyor geçmiyor mu geçmiyor. Bir garip olarak sen o düğüne gidiyorsan git.

Bir garip olarak o toplantıya gidiyorsan git. Gelip de burada insanları davet etme. Söyleme. Üzme insanları da. Allâh muhafaza eylesin. Ha ayrı ayrı herkes eğlencesini yapıyor. Yapıyor. Geçen Onur nerede? Onur’un düğünü oldu. Sokakta erkek erkeği orada oynadı zıpladı mahallenin gençleri kendileri. Hiç sıkıntı yok. Bakın hiçbir sıkıntı yok. Cahiz mi? Evet. Nerede Sinan çocuğuna sünnet yaptırdı? Sinan çocuğuna Demirtaş’ta sünnet yaptırdı. Demirtaş’ın adeti çok güzel hoşuma gidiyor. Adamlar orada sokakta kendi oyunları var kendi oyunlarını oynuyorlar. Öleye kadar Demirtaş’ta öğleninden sonra kadınları bırakıyorlar. Kadınlar yemeklerini yiyorlar mübarekliyorlar gidiyorlar. Güzel. ona söylenecek bir söz yok.

Tabi oradan bakıyorsun ama İdililer daha bir şeye davet etmedi bize. Tabi biz muhtarın sünnetine gel dedik. Tamam muhtarın sünnetinde de öyle sıkıntı yoktu. Orada sıkıntı haber ateş ediyor millet güldür. Şey yok kasalar dolusu. Yok. O gün öyleydi değil mi muhtar? Hoş o gün az olmuş galiba değil mi? Biraz az olmuş evet. Onların hepsini göndereceksin Suriye’ye. Sınır’a. Diyeceksin ki gelin burada ateş edin. Hiç olmazsa ateş ettiniz yer boşa gitmesin. Hiç olmazsa teröristlere gideceksin. Değil mi? Sizin Türkiye birincisi değil mi sizin oranın şey? Tırapta değil mi? Birinci değil mi onlar? Aslında götüreceksin. Siz Türkiye birincisiniz. Tırapta hadi bakalım. Biraz PKK’lı YPK’lı PKK’lı bir sürü alfabete harf kalmadı ya onları vurduracaksın.

O zaman tamam bir sıkıntı yok. Allâh bizi yesin inşâAllah. Hicenlik ve kibir arasındaki fark nedir? Bazen ben hijyeniyim deyip kimsenin yaptığını beğenmemek hali oluşuyor. Bunu biraz açıklar mısınız? Bu normalde hijyenlik değil kibir bu. Bu kibirlilik bu. Ay ben kimsenin yaptığını yiyemiyorum. Ay yesinler seni. Sen kibirlinin en önde gidenisine bir yere gitmişsin ikram ediyorlar. Bir bardak çayını iç orada. Bir eve gitmişsin. Misafirliğe gitmişsin. Sağlığı olarak bir sıkıntın yok ise ye. işte nasıl yapıldığı bilmiyorum ya o yüzden yiyemem. Gitme o zaman bir yere. O zaman gitme. Ben şimdi Halit’in oraya gidiyorum. Halit bir şeyler hazırlıyor orada. Aaa ben hijyenikim. Hiç eldiven görmedim elinde Halit.


6. Bölüm

Ama neydi o yaptığın tavada? Onun bir muhteşem bir şeyi var. Tavada yapıyor onu. Adını söylemeyeyim şimdi. Ağzını sulanacak. Yusuf Hoca güzel yapmıyor mu şimdi Allâh’a hiç? Hiç elinde eldiven görmedik ama. Ama başka bir yerde de balık yemeği hiç düşünmüyorum mesela işte. Bir de o yaptığı şeyi de söylemeyeyim şimdi adını. On da hiç diyor. İsmail bakma tarifi onda bende değil. Ne vermez o tarifi. Bak hareket bu. Şimdi ne diyeceksin ona? Aaa ben hijyenim yemeyeceğim mi diyeceksin? Ne işin var orada o zaman? Yok doğru değil. Arkadaşlar derviş kardeşlerinizin normal ölçülerde ikram ettiği şey misafirle gitmişsin. Adabından, er kanından az da olsa yersin. Bir rahatsızlığım varsa. Öyle ya bende şeker hastalığı var.

Ben normalde şeker hastalığıma göre yemek zorundayım. Bu ayrı bir mesele. Ama ben yine de kırılmasınlar, üzülmesinler diye bazen eğer bozulmayacaksa bir şey bir kaşık yerim ama ben ondan bir kaşık aldım. Ondan kimse yemeyecekse ben kendi kendime düşünürüm bitiririm onu. Ama öbür türlü bir kaşık ondan iki kaşık ondan tamam mesele bitti ama bir kimse aa ben hijyenim. O kibirlilik başka bir şey değil. Ben hiç kimsenin yaptığını yiyemiyorum. O kibirlilik kardeşim ya o zaman hiç kim hiçbir yere çıkmasan Allâh muhafaza eylesin. Evet bütün kardeşler bu noktada Suriye’deki güvenlik alanıyla alakalı yapılmış olan yapılmakta olan bu barış pınarlarıydı değil mi adı? Barış pınarı hareketine duasıyla zikrullahıyla bütün kardeşler bu noktada tek vücut olup dün geceden itibaren tevhid hatimleriyle Kur’ân-ı Kerim hatimleriyle Fetih suresinin ilk ayetleriyle onların hatimleriyle devam ediyor arkadaşlar inşâAllah baylar bayanlar hepsiyle.

Yalnız dün gece herhalde bir tek Çanakkale toplandı bu konuda erkekler özel ders yaptılar. Başka bir yerden öyle özel olarak toplanıp ders yapan yoktu. Onlar saat 11’de toplandılar camideydiniz herhalde değil mi? Cami miydi oranın foto? Dergâh mı? Dergahta toplanmışlar orada ondan sonra orada toplandılar orada ders yaptılar zikir yaptılar dün gece. Allâh razı olsun hepsinden de. O yüzden bayanlar toplandılar tevhid hatimleri paylaştılar Kur’ân-ı Kerim hatimleri paylaştılar. Buna devam edeceğiz inşâAllah. Bu Osmanlı’da Osmanlı’dan önce Suhalci kullarda ondan önce sahabelerden itibaren Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden itibaren bir sünnettir. Ordu savaşa çıktığında ordu cihada çıktığında arkada kalanlar dualarla, zikirlerle, hatimlerle onlara manevi destek olurlar.

Hatta Osmanlı’da ordu cihada çıktığında şey efendiler dervişleriyle beraber cihada katılırlar ve gazi şeyh ünvanını alırlar. Cihada bir fil katılırlar. Ölürlerse şehit olurlar. Bu Osmanlı’da uzun müddet uygulana gelen bir bu manada şeydir ölçüdür. Bir sûfî geleneğidir. O yüzden Osmanlı’da sûfîler askere alınmazlardı. Ama velakin sûfîler cihâd ilan edildiğinde dergahlarıyla beraber giderler, müracaat ederler. Biz de katılmak istiyoruz derlerdi. Bu ta gerileme devrine kadar böyle devam etti. Gerileme devrinde dahi zaman zaman bazı dergahlar bu tip böyle cihatlara katılmışlardır. Bizim dergahımız da Kurtuluş Savaşı’na katılmış bizatihi dergahlardan birisidir Çorum’dan. O yüzden bizim dergahımız İngilizlerin kurduğu, Yahudilerin beslediği, CIA’nin dizayn ettiği bir dergâh değildir.


7. Bölüm

Bizim dergahımızın aslı hastaları geldiği yer, gittiği yer bellidir. O yüzden vatan savunmasında her daim hassasiyetini muhafaza etmiş, korumuş bir dergahtır. Diyeceksiniz ki İngilizlerin kurduğu dergahlar var mı? Var Türkiye’de İngilizlerin kurduğu dergahlar. CIA’nin kurduğu dergahlar, cemaatler var mı? Var. Bunları yönettiği, yönlendirdiği, dergahlar yönlendirdiği cemaatler var mı? Evet. Bunları zaman zaman görüyoruz. O yüzden hamdolsun. Bizim geldiğimiz, benim geldiğim siyasi köken belli. Ben ülkücü camiadan gelmiş bir insanım. O yüzden benim geldiğim siyasi kökeni ben hiçbir zaman reddetmiyorum, saklamıyorum da bizim dergâh olarak da kökenimiz bu noktada Çorum’dan malum. O dergâh da Çorum’daki dergâh da Kurtuluş Savaşı’nda bizatihi dervişleriyle beraber Kurtuluş Savaşı’na katılan dergahlardanız.

O yüzden ben kendimi bu noktada milli bir dergâh olarak nitelendiriyorum. Kendimizi nitelendirirken biz kendimizi gayrimilli olarak görmüyorum. Kökü dışarıda, ucu dışarıda, dışarıdan yönlendirilerek yönetilen CIA’nin bozması, Yahudi’nin oynatması değiliz elhamdülillah. O yüzden bizim bu noktada duruşumuz belli. Kur’ân ve Sünnet, vatan ve millet geri kalan havasını alır, civasını götürür. Hiç umurumuzda değildir. Söyleyeceğimizden de vazgeçmeyiz, yapacağımızdan da vazgeçmeyiz. Kimsenin emrinde, yönlendirmesinde değiliz. O yüzden ordu bizim ordumuz, millet bizim milletimiz, devlet bizim devletimiz. Eksikli noksanlığın varsa eleştiririz, kendimiz eleştiririz. Düzeltmek için eleştiririz, yıkmak için değil.

Kendilerini düzelsinler diye eleştiririz, kendilerini düzelsinler diye nasihat ederiz. Ama ne devlet düşmanlığına, ne millet düşmanlığına, ne ordu düşmanlığına fırsat vermeyiz. Bu noktada da böyle düşmanlık yapacak olanlara da elimizden geldiğince ama hukuku ama dua ile ama nasihat ile karşı çıkarız. O yüzden biz ucuz partici de değiliz. Bir partinin peşine takılalım, o partiye kendimizi kitleyelim, o partinin izinde gidelim. Böyle bir derdimiz de yok bizim. Arkadaşlar nereye oy atarlarsa atarlar, bizi ilgilendirmez. Biz onları Kur’ân Sünnet dairesinde nasihat ederiz. Kur’ân ve Sünnet’e uymayan bir iş yapacaklarını da tahmin etmeyiz. O yüzden şuraya oyunu atın demeyiz. Ama milli meselelerde, devletimizi milletimizi ilgilendiren meselelerde sıra dağlar gibi ayakta durmasını da biliriz.

O yüzden bu milli bir meseledir. Bunu muhakkak bugün için olması gerekir. Suriye’deki bu harekatın desteklenmesi gerekir ve bu harekatın başarıyla bitmesi gerekir. Bunun arkasından değişik laflar söyleyen, yok bunu böyle zayıflatmaya çalışan, bunu böyle arkasında farklı bir şeyler varmış gibi göstermeye çalışanlar, kasıtlı ve kasti bir şekilde bu milletin bekasına, bu devletin bekasına, Anadolu’nun bekasına çomak sokan ama bilerek ama bilmeyerek bu noktada hainlik yapan insanlardır. O yüzden bu Anadolu’nun bekası, Anadolu’nun bekası için ve terörün ve oradaki Suriye’deki normalde yapılanmanın Türkiye’ye bir gün silah çevirmesini önlemek için bunun olması lazım. Muhakkak. İster içimizdeki Suriyelilere oraya yerleştirsinler, ister yerleştirmesinler.


8. Bölüm

İster bizim içimizdeki Suriyeli kardeşler oraya kendi topraklarını ister gitsinler, ister gitmesinler. Hatta ben arzu ediyorum Halep’e kadar gitsinler. Halep’i de oradan böyle dolaştırsınlar, oradan Kerkük Musul’a da bir oradan ta ileriden böyle bir aralansın oradan. İnşâAllah. Çünkü başka türlü bu İsrail’in, Amerika’nın, Batı’nın oyunu bozulmayacak oradan. Türkiye’nin bu noktada hem ekonomik olarak hem siyasi olarak hem askeri olarak kuvvetli olması lazım. O kuvvetle orada olması lazım. İçimizdeki NATO artıntıları, CIA artıntıları, Mossad artıntıları, İngiliz artıntıları, artıntı, kılıç artığı gibi bunlar. Bunlar debelenecek. Bunlar böyle kendi kendilerine bu harekatı veya Türkiye’yi zayıflatma, bu harekatın sulandırma, bu harekatla alakalı yok onun arkasında şu var, yok onun önünde bu var deyip kendilerince ama hükümetin ama devletin değişik stratejilerini, değişik davranış biçimlerinden değişik şeyler çıkararak da normalde bu işi sulandırmaya çalışacaklar.

Bakıyorum ben öyle ondan sonra haberlere falan böyle sosyal medyada yazılanlara devlet dik dursa neden dik durdunuz diyorlar. Bu kadar dik durulur mu? Dik durmasa neden taviz verdiniz diyorlar. Bunlar ne yaparsan yap, hora geçmez. Neden? Bunlar kılıç artığı. Bunlar CIA’ya bozması, Mossad yosması bunlar. Başka bir şey değiller. Takip edin bunları. Bunların hepsi de kılıç artıklarından başka bir şey değil. Vatanını, milletini seven dinine imanına sahip kimseler değil. Akıllarını satmışlar bir yere. Akıllarını bir yerlere satmışlar. Üzülüyorum bir de onlara. Üzülüyorum gerçekten üzülüyorum. hadi dinsizi imansızı dönmesini onu anladım da namaz kıldığımız beraber insanlar bunu yapınca insan üzülüyor.

Allâh muhafaza eylesin. O yüzden durduğumuz nokta bellidir. Biz devletimizi, milletimizi, ordumuzu destekleriz bu noktada. Kur’anımızı, sünnetimizi sever. Kur’ân ve sünnetimize sımsık yapışırız. O yüzden devlet varsa biz varızdır. Devlet yoksa biz yokuzdur. Ne kadar yanlışlıkları ve eksiklikleri olsa dahi. Onları görmeyecek kadar kör değiliz. Onları anlamayacak kadar dini bilgimiz yok değil. En az herkes kadar Türkiye’nin devlet sisteminin layık demokratik hukuk sistemi denilen herhangi bir dine dayanmayan, dinsiz bir sistemin olduğunu bilinmeyiz. Bunu bilmeyen bir kimse değilim. Ama benim devlet düşmanı olmamı gerektirmiyor bu. İnşâAllah Cenâb-ı Hak o günleri de gösterecek. İnşâAllah iyi günleri, güzel günleri hep beraber görür, yaşarız.

Şu anda bu günleri gösteren Rabbim inşâAllah o günleri de cümlemize gösterir. Âmîn. Hazırlan sebaplar evvel emr-i zât, fari kâinatü, lasâ-i mevcudât, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ve gelimi iş geçmiş. Bütün Peygamber zişan efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı hedir edip vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Hicr-i yâri, Hicr-i yâri, kuzun Ebû Bekir, Sıddık, Ömer-i Farık, Osman-ı Zünnür, Ali-el Murtaza radıyallâhu anh, Ashab-ı Resûlullah, Şoheday Resûlullah, Zevcâtı Resûlullah, İmam-ı Asam, Ebu Hanifi, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli hazretlerinin ruhlarına hedir edip vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi.

Haberdar eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas, bir Fatiha. Âmîn. El Azim, Ya Malike, Mülkül Kadim Estağfirullah, El Azim, Ya Malike, Mülkül Kadim Estağfirullah, El Azim, Ya Malike, Mülkül Kadim Estağfirullah, El Azim, Estağfirullah, Aman Ya Rabbi Mülkül zembin, tövbe Ya Rabbi Estağfirullah, Aman Ya Rabbi Mülkül zembin, tövbe Ya Rabbi Estağfirullah, Aman Ya Rabbi Mülkül zembin, tövbe Ya Rabbi Estağfirullah, Aman Ya Rabbi Mülkül zembin, tövbe Ya Rabbi Estağfirullah, Tübtül Allâh El heytu kalbi, amma sivallah Estağfirullah, Tübtül Allâh El heytu kalbi, amma sivallah Estağfirullah, Tübtül Allâh El heytu kalbi, amma sivallah Estağfirullah, Tübtül Allâh El heytu kalbi, amma sivallah Ya Rabbi bütün tövbelerin, tövbelerinin dergâh-u luhiyetinde ahsan-ı makbulu kabul eyle Ya Rabbi Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Rahmân ya Rahîm, Ya Allâh Ya Sultan, ya Burhan, ya Allâh Ya Sultan, ya Burhan, ya Allâh Ya Sultan, ya Burhan, ya Allâh Ya Sultan, ya Burhan, ya Allâh Ya deyan, ya Burhan, ya Allâh Ya deyan, ya Burhan, ya Allâh Ya deyan, ya Burhan, ya Allâh Ya dey Ya, Ya Kur’ân, Ya Allâh.

Ya dey Ya, Ya Kur’ân, Ya Allâh. Ya Aziz, Ya Latif, Ya Allâh. Ya Aziz, Ya Latif, Ya Allâh. Ya Aziz, Ya Latif, Ya Allâh. Ya Aziz, Ya Latif, Ya Allâh. Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh. Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh. Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh. Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh. Ya Rabbi Settar ismi şerifinin hürmetine, hatalarımızı, kusurlarımızı, ayıplarımızı, günahlarımızı setreyle. Ya Rab, Gaffar ismi şerifinin hürmetine, günahlarımızı affı mafret eyle. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftal zikir falemennehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak ma’madur Rasulullah, cemiyye el-enbiye ve’l-mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. el-Fâtiha ma salavatuhu. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala alimuhammed.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

Ek kaynaklar:

  • Kur’ân bağlamı: Hucurât 49/1-5 (Allah ve Resûlü huzurunda edep); Nûr 24/61 (davet/sofra ve selam adabı bağlamı); Enfâl 8/60 (toplumsal hazırlık ve caydırıcılık); Âl-i İmrân 3/103 (birlik ve toplumsal duruş).
  • Hadis bağlamı: Buhârî, Nikâh, 71; Müslim, Nikâh, Hadis No: 1429 (davete icabet); Buhârî, Edeb, 73; Müslim, Selâm, Hadis No: 2162 (selam ve meclis adabı); Tirmizî, Birr, Hadis No: 2002 (güzel ahlâk).
  • Tasavvufî-toplumsal bağlam: Kuşeyrî, er-Risâle, edep, sohbet ve hizmet bahisleri; Sühreverdî, Avârifü’l-maârif, sûfî adabı ve topluluk düzeni bölümleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı