Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

711. Dergah Sohbeti | Rabbini Zikreden Kurtuluşa Erdi — Âlâ Suresi 14-15

46. Nasihat: Âlâ 14-15 — Nefsini temizleyen ve Rabbini zikreden kurtuluşa erer; "fesallâ" kelimesinin Mekke bağlamında anlamı ve tezkiye ile zikrullahın birlikteliği.


Açılış Duası

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ağabeyn. Aynızı yılınızı ömrümüzü hayırlı eylesin. Ağabeyn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Ağabeyn. Hakkı, hak bilip hakkı yaşayan ve hakkı nasihat eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Ağabeyn. Nerede Müslümanlara zulmeden, nerede Müslümanların hakkına, hukukuna tecavüz eden, namusuna, şerefine, haysiyetine, tecavüz eden, topraklarına tecavüz eden her kim ve her ne sistem var ise, Rabbim hepsini de helak eylesin. Ağabeyn. Güçlerini yerle eksan eylesin. Ağabeyn. Dağıtsın, birbirlerine düşürsün. Ağabeyn. Filistin’e ve bütün Müslümanları zulmedenlere kahriperişan eylesin. Ağabeyn. İsrail’i dağıtsın. Ağabeyn. Destekçilerini dağıtsın. Ağabeyn. Güçlerini yerle eksan eylesin. Ağabeyn. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Ağabeyn. Tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Ağabeyn. Tüm Müslümanları Kur’an ve Sünnet bayrağının altında toplamayı nasip eylesin. Ağabeyn. Kâfirleri yerle eksan eylesin. Ağabeyn. Kâfirleri dağıtsın. Ağabeyn. Müslümanları zulmedenlere Cenab-ı Hak hepsini de dağıtsın. Ağabeyn. Bu bütün dağıtmalar da yerle eksan etmelerde de bizleri inşallah kullansın. Ağabeyn. Ejmâin. 46. Nasihat. Âlâ Sûresi ayet 14 ve 15. Âlâ Sûresi ayet 14 ve 15. Âmin. Âlâ Sûresi ayet 14 ve 15.


711. Nasihat — Dergah Sohbeti

Temizlenen, Rabbini zikredip O’na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Şimdi bu ayet-i kerimeye baktığınızda hemen hemen mealilerin hepsinde de şunu göreceksiniz. Rabbini zikredip O’na kulluk eden kimse bölümünü Rabbini zikreden ve namaz kılan ardından kurtuluşa ermiştir diye. Bunun mealinini büyük büyük çoğunlukta öyle okacaksınız. Öyle mealciler öyle yazmışlar. Böyle küçük bir çalışma var şu anda. Böyle hani zikir kökenli ayetlerin üzerinde. Bu zikir kökenli ayetlerden birisi bu da. Bu Âlâ Sûresi 19 ayet toplam ve Mekke’de inzal olunan ayetlerden birisi. Şimdi Mekke’de inzal olunca Mekke’de henüz daha Ümmet-i Muhammed’e namaz farz değil. Ama burada ayet-i kerime de fesellâ. Bu fesellâ’yı namaza çeviriyorlar kök olarak. Rabbini anan zikreder ve namaz kılan olarak. Bunu normalde mealciler öyle yazmışlar. Tefsirciler bir kısmı da öyle yazmış. Baktığımızda önümüze çıkan tablo bu. Ama ayet-i kerime de fesellâ kelimesi kulluk etmek aslında. Yani fesellâ’ya baktığımızda böyle onun hani ben çok bu işin erbabı değilim ama kelime kelime yürüdüğümüzde fesellâ ayakta tutan demek asıl önemli. Ve Kur’an-ı Kerim’de salât kelimesinin geçtiği ilk ayetlerden birisi. bundan sonra başka salât kelimeleri de var ama bu Mekke döneminde inzal olunca ilk salât kelimesiyle karşı karşıyayız.

Ama salât kelimesiyle karşı karşıyayız ama Mekke’de henüz daha iman edenlere namaz farz kılınmadı. Öyle olunca normalde salât kelimesi baktığımız zaman buraya not almışım. Otururken dik durduğu için oyluk kemiğine deniyormuş. Yani oyluk kemiği dik tutan bir kemik insanda. Ve es-salâ yine insan dik durduğu için omurgaya deniyor. Dik durduran, dik tutan, destek veren, destek manasına geliyor. Ve Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık 17-18 yerde böyle bir sallü veya fesallü olarak geçiyor. 17-18 yerde geçiyor bu. Ama önemli olan şu, normalde burada Mekke döneminde inzal olduğu için direkt namaza bağlayamıyoruz. O zaman fesallâ’yı burada anlayacağımız, bizim için anlayacağımız dik durmak, heybetli durmak, mücadeleci durmak, cihat ehli gibi durmak ve bir şeyde kemikli durmak. Ve davanda samimi olmak ve dik durmak, yalpalanmamak, sallanmamak. O zaman Ayet-i Kerim’e bakış açığımız değişecek. Şimdi öyle olunca hani biz bunu fesallâ’, dua niyetine bakabiliriz, namaz manasında bakabiliriz, zikir manasında bakabiliriz, davat manasında bakabiliriz. Normalde işte Allah yolunda hizmet manasına bakabiliriz. bunların hepsine bakmamız ve hepsinde bu manaya gelmesi mümkün.

Ama Ayet Mekke döneminde ve Ayet-i Kerim’e şunu diyor bize, temizlenen yani tövbe eden, o kendisini bu noktada temizleyen kimse Rabbini zikredip, Rabbini zikredip ona kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Yani temizlenen tövbe eden ve Allah’ı zikreden ve o yolda yani zikrullah yolunda dik duran, sağlam duran, Allah’a tabir-i rica etse yardımcı olan, kim Allah’a yardım ederse Allah da ona yardım eder. Destek olan ve işte omurgasının üzerinde dukturmak. burada omurgane insanın imanı, İslam’ı, omurgane Allah yolunda mücadelesi. O zaman Ayet-i Kerim’e de mana çok farklı yere gitti. Yani orada namaz kılan olarak dediğimizde bu meseleyi tam kavramadı. O zaman temizlenen tövbe eden kimse yani günahlarından arınan kimse ve Allah’ı Rabbini zikreden, Allah’ı zikreden kimse Allah yolunda dimdik durur. Eğer onda temizlenme tövbe ile onda zikir yok ise o zaman o kimse Allah yolunda dimdik durması mümkün değil. Burada iki unsur var. İki unsur ne? Tövbe birincisi. Yani temizlenen o zaman temizlenen tezkiye eden yani kendisini arıtan. Hani Ayet-i Kerim’i de Şems Suresinde dedi yok Ayet 15.

Nefsini arındıran, temizlenen kurtuluşa ermiştir. O zaman bizim günlük virtlerimiz var. Günlük virtlerimiz ne? O gün 100 tane subhanallahi ve bi hamdihi, subhanallahil azim ve bi hamdihi, estağfurullahil azim. O kimse temizlendi. Kim bunu 100 sefer söylerse deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Veya Hadis-i Şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki ben günde 100 kez Allah’a tövbe derim. Başka bir Hadis-i Şerifte 70 kez tövbe derim. Başka bir Hadis-i Şerifte kim tövbe ettiyse hiç günah işlememiş gibidir. O zaman o temizlenmek ne? Tövbe etmek ve tövbe kapısına sımsıkı yapışmak ve Allah’tan ümidi kesmemek. Allah’tan ümidi kesmemek. bugünkü ümmetin en büyük problemlerinden birisi Allah’tan ümidi kesmesi. Ve bir kısım, bir kısım, ümmetin içerisinde çıkan alim kisvesindeki kimseler insanların ümitlerini kesiyor. Allah’ın kapısını kapatıyorlar sanki kapı kendilerinmiş gibi. Kim tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder. Kim tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. O zaman normalde ümmet-i Muhammed bu meseleye bakarken evet günah işledi, evet hata yaptı, evet yanlış yaptı, hatta hâlâ da yapıyor.

Hepimiz yapıyoruz biz. Var mı yapmıyoruz diyen? Sizin adınızda da böyle söyledim ama ben kendim gibi görüyorum ya herkesi o yüzden hepimiz günahkarız diyorum ben. Varsa günahkar olmayan kimse elini kaldırsın. Yok bakıyorum görüyorum evet biz günahkar bir topluluğuz. Bizim hatamız kusurumuz var hepimiz aykırı insanlarız biz. Normal bir insan değiliz biz yürüyün normal değil. normal bir insan olsanız burada olmazsınız açık açık söylüyorum. Yani tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş deli deliyi dakikada buluyor. Hacı Hacı Mekke’de buluyor. Biz burada buluşuyoruz. O yüzden hepimiz günahkarız günahkarız evet ama Allah’tan ümidimizi kesmiyoruz. Tövbe edenlerdeniz Allah’ı zikredenlerdeniz ve Cenab-ı Hak kim tövbeyle gelirse affedici bir Allah bulur diyor. O zaman biz kendi kendimizi temize çıkarmadığımızdan dolayı biz günah kirlerinden arınacağız. Bakın birinci adım bu. O yüzden sufiler tövbe etmeyi derslerinin başına koymuşlar. Önce tövbeyle başlıyorsun. Önce bir temizleniyorsun. Önce bir piymi pak oluyorsun. Ondan sonra Allah’ı zikrediyorsun. Çünkü Allah yolunda cihadda, Allah yolunda koşuşturmada, namazda, oruçta, Allah yolunda tebliğ etmede, Allah yolunda mücadele etmede senin sağlam durmanı sağlayacak olan iki tane çok önemli vazifen var.

İki tane çok önemli fiiliyat var. Birisi ne? Tövbe. İkincisi ne? Allah’ı zikir. O yüzden bir kimsede Allah’ı zikir yoksa namazı gevşek, Allah’ı zikir yoksa orucu gevşek, Allah’ı zikir yoksa o kimsede İslami hayatı gevşek, küçücük bir rüşvete bozulması mümkün, bir kadına bozulması mümkün, bir paraya bozulması mümkün, bir pulam bozulması mümkün, bir makama bozulması mümkün ki görüyoruz şu anda. mücahit olarak yola çıkanlar sonra müteahhit, sonra it, sonra müşrik olup çıkıyorlar. Münafık olup çıkıyorlar. Neden? Allah’ı zikir yok çünkü. Allah’ı zikretseler bir Üstadlar olmuş olsa, Allah’ı zikretseler bir de Üstadlar olmuş olsa ama Üstad öyle koftiden Üstad değil. İngilizlerin Üstadı değil, CIA’nın Üstadı değil, Mossad’ın Üstadı değil. Evet. Böyle karanlık tehlizlerin Üstadı değil. Öyle üç kişi beş kişi toplamış. Sen de bizim Şeyhimiz ol demişler. Koy Tırık’tan birisini koymuşlar oraya. Öyle Üstad değil. Allah yolunda cihatta, Allah yolunda koşuşturmada, Allah yolunda mücadelede seyri sülükünü tamamlamış, bir Üstad’dan ders almış, o Üstad’dan seyri sülükünü tamamlamış. Varsa öyle bir kimse, öyle bir kimseye intisap edecek.

Öyle bir kimseyi intisap edersen intisabı da tam olursa evet o Allah yolunda sıra dağlar gibi mücadele edecek. Üç beş kuruş rüşrete bozmayacak kendini. Üç beş tane makama bozmayacak kendini. Aman beni şuraya atasınlar diye kendini bozmayacak. İmanını bozmayacak. İslamını bozmayacak. Takvasını bozmayacak. Bu nasıl mümkün? Allah’ı zikrederse Allah’a aşık olacak. Allah’ı zikrederse Kur’an ve Sünnete sık sık yapışacak. Allah’ı zikrederse ümidini kesmeyecek Allah’tan. Allah’ı zikrederse Allah’a bağlı olacak başka bir yere değil. Onun emir komuta merkezi Allah ve Resulü olacak. O kakıp da dinde reformist olmayacak öyle bir şey olursa. O kakıp da taağuta boyun eğmeyecek. O kakıp da firavuni bir iş hareket yapmayacak. Firavunlaşmayacak. O kimse Allah’ı zikrederse Allah yolunda dimdik duracak. Eğer Allah’ı zikretmezse o kimse Allah yolunda dimdik durmayacak. Çünkü Ayet-i Kerimede diyor ki temizlenenler yani tövbe edenler ve Allah’ı zikredenler fesalli onlar omurgaları sağlam dimdik dururlar. Ama tövbesi yoksa zikrullahı yoksa onun omurgası bozuk. Onun uyluk kemiği kaçmış. Dağılmış. Yani bir kimsenin omurgası bozuksa o dik duramaz.

Zahir olarak düşündüğümüzde. Bunun maneviyatı var. Manevi olarak omurga nedir? Kur’an, Sünnet, imanların iştahı. Sen iman ettiysen Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı bağlıysan sen taağuta boyun eğmezsin. Sen Kur’an ve Sünnet’e seni sımsıkı bağlıysan sen rüşvete boyun eğmezsin. Sen haksız kazanca boyun eğmezsin. Sen hırsızlık, arsızlık, uğursuzluktan gelecek olan bir paraya, metaya boyun eğmezsin. Makama boyun eğmezsin. Sen böyle işimi halledivereyim götürüvereyim deyip de sen vatandaşın hakkına, hukukuna giremezsin. Ancak o zaman fesalli olursun. dimdik duranlardan olursun. O zaman namazın namaz olur, o zaman orucun oruç olur, o zaman haccın hac olur. Ama fesalli. Sen Kur’an ve Sünnet’te dimdik durmuyorsan, inançta dimdik durmuyorsan, akayitte dimdik durmuyorsan ve oranı buranı oynatıyorsan, kalbini oynatıyorsan, kalbin fesadın içerisine girdiyse kendince münafıkça, ayet-i kelleri melleri eğip bükçek kendince bir yer arıyorsan, evet senin zikrin dilde kalmış, tövben dilde kalmış. Ne yazık ki sen dimdik omurgası sağlam olanlardan değil, münafıkta kendisisin. Münafıkta kendisisin. E şimdi ahir zaman, ahir zamanda münafıklık elametleri çok. Ne diyor münafıklarla alakalı?

Onlar sizin yanınıza geldiklerinde biz sizdeniz derler. Başlarına bir tane beyaz takke geçirler, bir de Kur’an-ı Kerim okurlar, bir de namaz kılarlar. Ama öbür tarafa ağa babalarına giderler, paşa babalarına giderler. Kendi komuta merkezleri, masonik, sionist neyse, sebateist neyse oraya gittiklerinde derler ki biz sizde beraberiz. Kur’an ve sünnet-i seneyi kendi üzerlerinde elbise olarak tutamazlar. Günün münafıklarıyla dünün münafıklarının arasında bir fark yoktur. Dünün münafıkları da mal korkusu vardı, can korkusu vardı. Kafirlerle aralarının bozulmasını istemiyorlardı. Dünün münafıkları öyleydi. Adem zamanından itibaren münafıkların hâlet-i rûhîyesi değişmez. Karakterleri değişmez onların. Onlar çünkü münafıklar cemiyetindendir, onlar münafıklar milletindendir, onlar münafık bir topluluktur. O yüzden insanoğlu değişmiyor. Adem’den itibaren münafıklar bir topluluktur. Adem’den itibaren müminler bir topluluktur. Adem’den itibaren Allah’a aşık olanlar bir topluluktur. Adem’den itibaren kafirler bir topluluktur. Değişmezler bir şey. Hal ve hareketleri de değişmez. İnsan aynı insandır çünkü. Nasıl peygamberler Adem’den itibaren Kur’ân ve Sünnet’i yani İslam’ı tebliğ ettilerse, münafıklar da Adem’den itibaren münafıklıklarını tescil ettirirler, gösterirler kendilerini. Kafirler kafirliklerini yaparlar, münafıklar münafıklıklarını yaparlar, müminler müminliklerini yaparlar, aşıklar aşıklığını yapar.

O yüzden kafirler kafirleri sever ve onlara benzemeye çalışırlar. Münafıklar münafıkları severler, birbirlerinin büzük deşi olurlar. Müminler müminleri sever, aşıklar aşıkları sever, dervişler dervişleri sever, zikir ehli zikir ehlini sever. O yüzden birbirlerine değişmez bunlar. Bunlar böyledir tarih boyunca. Siz dünyayı sevenle Allah’ı seveni yan yana buluşturamazsınız. Buluşturduklarını söylerler. Ya dünyayı seven münafıktır da zikreden münafıktır. Zikreden kimse çünkü dünyayı seven aşık olmaz, onunla arkadaş olmaz, onunla yol gitmez mümkün değil. Sebep yolda çünkü bir sıkıntı çıkar. O dünyayı seven çünkü bir dünyalık elde etmek isteyecek, dünyalık bakacak meseleye. Onunla dünyalık bakınca yolu bozacak o. Beraber yürüyemezsin. Yürünmez zaten mümkün değil. Aynı şey. O yüzden bizim için lazım olan ne? Tövbe edip Allah’ı zikreden. Tövbe edip Allah’ı zikredenler Allah yolunda sıradağlar gibi dururlar. Eğer o kimse tövbe edip Allah’ı zikretmiyorsa o zaman o kimse fesalli omurgası sağlam bir kimse olmaz. Omurgası bozuk olur. Omurgası dağılır onun. Onun omurga falan kalmaz. Kalmayınca onun akidesi de bozulur. Akade bozulur. Akade bozulunca o kimsenin ne yazık ki namazı namaz olmaz, orucu oruç olmaz.

Akade bozuk çünkü. O kimse bakarsın ayetlerde eksiklik görür, hadislerde eksiklik görür. Bu hadisler bu zamanda yaşanmazlar. Kur’an’ın hukuku hükmü bu zamanda olmazlar. Akade bozuk. Çünkü onun kalbi münafık oldu. Kalbine kurt girdi onun. O yüzden gider celaletin afganinin fetvasında yapışacağım diye uğraşır. Şu kadar miktarda faiz caiz olur der. Şu kadar miktarda içki helal olur veya uygundur diyenle şu kadar miktarda caiz normaldir diyenin arasında bir fark yoktur. Bir fark yoktur. Hiçbir fark yoktur. O yüzden normalde o akade bozukluğunu yaşar. Bizi Kur’an ve Sünnet yolunda dimdik tutacak olan iki önemli ibadet. O zaman bir, Allah’a tövbe etmek. Günahlarını, günahlarını Allah’ın önünde, Allah’ın önünde. Tabiri caizse ben bu günahkarım, ben günahı işledim. Ben nefsimi temize çıkaranlardan değilim. Ya Rabbi beni affeyle. Allah’ı zikredenler. İkincisi, ikinci ayak ne? Allah’ı zikir. Rabbim bizi daim zikredenlerden eylesin. O zaman üçüncü ayak bizi bekleyen, biz Allah yolunda omurgası sağlam duranlardan olacağız. Rabbim bizi onlardan eylesin. Önemli olan akahit noktasında, akahit noktasında omurganın sağlam olması.

Yani Kur’an ve Sünnet seniye tabi olmak, imamların iştahadına tabi olmak, sufilik yolunda ilk sufilerin yoluna tabi olmak. Allah bizi onlardan eylesin. Rabbim cümlemizi affeylesin. Cümlemizi kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Cümlemizi iki cihanda da aziz eylesin. Cümlemize afiyet nasip eylesin. Kur’an ve Sünnet seniye yolunda mücadele etme azmi nasip eylesin. O uğurda, o yolda yürüyenlerden, koşanlardan eylesin. Üç İhlas, bir Fatiha-ı Şerife. Amin. Cikar Yar-ı Güzin Efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddıy, Kömur-u Faruk, Osman-ı Zin-i Nureyn, Ali-el-Murtazar, Diyalluluk Hazretleri’nin ruhlarına. Amin. Aşere-i Mübeşşere’nin evladı Resulullah, zevce-i Resulullah, imam-ı Hasan, imam-ı Hüseyin, 72 şahidanın, şehid-i Kerbelan’ın, bütün şahidanın, tüm ashabı Resulullah Hazretleri’nin ruhlarına. Amin. Amin. Üç İhlas, bir Fatiha-ı Şerife.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı