Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

665. Dergah Sohbeti — Zuhruf Sûresi 36-39: Zikrullahtan Yüz Çevirene Şeytan Musallat Edilmesi

Mustafa Özbaş Efendi, Zuhruf Sûresi 36-39 ayetlerini tefsir ederek kim Rahman'ı zikretmekten yüz çevirirse ona şeytan musallat edileceğini, şeytanın arkadaşlığını, kendini hidayette sanma tehlikesini, hadis inkârcılarının durumunu ve Hz. Ali Efendimizin sözüyle zikrullahın önemini anlatıyor.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmin. Cenâb-ı Hak ayınızı, yılınızı, gününüzü hayırlı eylesin. Âmin. Rabbim cümlemizi ve cümlemizi, ümmet-i Muhammed’i hakka, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Âmin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmin. Rabbim nerede müslümanlara zulmedenler varsa, zalimlerden Cenâb-ı Hak intikamını alsın. Âmin. Müslümanların kanını, canını, namusunu, şerefini heder edenleri, Cenâb-ı Hak yeryüzünde burunlarını sürtsün. Âmin. Ahirette burunlarını sürtsün. Âmin. Onları yerle yeksan eylesin. Âmin. Bu siyonistleri yerle yeksan eylesin. Âmin. Bu siyonistleri destek çeken gayrimüslim, Müslüman ne var ise, hepsini de yerle yeksan eylesin.

Âmin. Onların kuvvetlerini yerle yeksan eylesin. Âmin. Rabbim bizleri de Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışanlardan eylesin. Âmin. Ejmeyin. Birkaç soru var, onu aldıktan sonra derse geçelim. Peygamber efendimiz bana dünyanızdan üç şey sevdirildi derken dünyanız diyor, burada ne demek istiyor? Dünyanız dediği, yaşadığı bu dünya ile alakalı. O yüzden bu dünyaya ait görmemiş kendisini. Çünkü bu dünyaya ait değil hiç kimse. Bu dünyada oluşmadı çünkü. Ruhlar aleminden öteden geldi, burada yaşadı. başka bir hadislerde de gölgelenmek kadar diyor ya, gölgelendi, buradan da göçtü gitti. Dünya hayatı böyle göz açıp kapatıncaya kadar. Horosani töreninden sonra dünyaya dönmekte zorlandık. Hikmeti nedir?

Sonuçta dünyada yaşıyoruz. Burada ne kadar yaşanacaksak Allâh hayır versin inşâAllah. Âmin. Kılıç, asa ve zırh kıydınız. Bundan sonra bizi neler bekliyor? Rabbim ne takdir ettiyse o yaşanacak. Normalde bir dönüm vardır böyle. Bir daireyi tamamlar insan. İnsanoğlu böyledir. Kendi dairesini tamamlar, bu dünyadan göçer gider. Ne bekliyor deyince herhalde ben daireyi tamamlıyorum. Bundan sonra da öbür tarafa doğru göç başlayacak herhalde. Allâh iyilsin inşâAllah. Bundan öncekiler fragman mıydı? Bundan önce neydi ki fragman olsun? Soru kimi? Fragman ne? Bundan önce yaşadıklarımız, her yaşa yaşadıklarımız, savaştığımız, mücadele verdiğimiz şeyler fragman mıydı? Bundan sonra daha mı daha çok mücadele verdiler anlamında?

Fragman bir şey olmuyor mu? Bir film var, filmden içinden kesitler alınıp ön bir izlem oluyor öyle değil mi? Özet. Özet. O zaman bundan öncekiler fragman da olsa özet mi olmuş oluyor ya? Soruyla bu tam uyuşuyor inşâAllah. Özet değil mi fragmanın karşılığı? Sence uyumuş mu öndeki cümleyle arkadaki? Ben mi anlamda güçlük çektim? Yusuf uyumuş mu? Yok, ciddi ciddi soruyor. Evet. Bir daha açıkla soruyor. kılıç, asa ve zırh giydiniz. Bundan sonra bizi neler bekliyor? Bundan öncekiler fragman mıydı? Yok, ben senin sormak istediğini anlamak istiyorum ki cevaplandırabileyim diye. Bundan önce yaşadığımız, belli bir süreçte yaşadığımız şeyler, bundan sonra yaşayacaklarımızı fragmanı mıydı? Öngözleri mi bir şey miydi?


2. Bölüm

Bundan sonra daha mı çok mücadele verdiler, daha mı daha çok sabahçalı? Evet. Benim durduğum nokta itibarıyla anladığım kadarıyla benim için çok fazla bir değişkenlik olmadı. Ben hayatıma devam edeceğim yine. Cenâb-ı Hak nasip ederse koşuşturmaya devam edeceğim. Benim için başka bir şeyi yok. Biz Müslümanlar olarak darül harpte devlete vergi vermezsek hükmü nedir? O normalde yaşamış olur. O sorunun önü var. Hocam hayırlı akşamlar. Kur’ân’da geçen mucizevi âyetler. Örneğin evrenin sonu, evrenin genişlemesi. Anne karnındaki katmanlar, demirin inmesi ayetleri ve bu zamanda öğretilip keşfedilirken âyetler indiğinde o zaman Peygamberimiz sahabeye nasıl anlatırdı, sahâbe nasıl anlardı? Biraz uzun oldu.

Sahabeye normalde anlattı, sahâbe de anladı. Sahâbe en iyi anlayanlardan. O yüzden normalde hadîs-i şerifler ve hatta sahabenin âyet-i kerimeleri bakış açısı normalde onların en iyi anladıklarına inanıyorum ben. O yüzden âyet-i kerimelerin tefsirlerine baktığımızda ilk tefsirlerde sonrakinlerden daha iyi anladıklarını görüyorum. Sonrakinler çünkü belli şeylerin etkisinde kalarak tam bakmışlar. örneğin zaman zaman hastalıklar olmuş, fikri hastalıklar. O fikri hastalıklardan etkilenenler olmuş. O fikri hastalıklardan etkilenenler meselelere farklı yorumlamaya çalışmışlar. Ama Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle bir hastalıklardan etkilenmesi yok. Sahabelerin de yok. Sahabeler de hastalıklardan etkilenmemişler.

O yüzden onlar altın çağ diyoruz. normalde onların herhangi bir şeyden etkilenmeleri yok. Sahâbe tabiin, haditebay tabiin aslında onlarda tabiinden itibaren etkilenmeler var. dört cihariyar güzünden sonra Ümmet-i Muhammed’in içerisindeki siyasi çalkantılar, askeri çalkantılar, Ümmet-i Muhammed’in içerisindeki fikri çalkantılar. Sonuçta sahabelerin bir kısmını, sonra tabiini, sonra tabiini etkilemiş. Mesela bunların içerisinden sahabelerin böyle ilk dönemde, son dönem sahabelerin de etkilendiği söylene bilinir. Ama normalde o ilk dönem sahâbeler, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tedirisatında yetişmiş olanlar etkilenmemişler. Akılları berrak, kalpleri berrak, bakışları berrak, duyuşları berrak, hayatları, yaşantıları berrak.

O yüzden o ilklerin yolunu tutun Hadîs-i Şerif mucibince bakılacak olan şey Kur’ân, sonra Sünnet-i Seniyye, sonra o cihar yer, güzin ve ashabın önemli zatlarının baktıkları ve durdukları yer. Ben kendimce buna bakıyorum. Bir başkasının dini anlayışı nasıldır bilemem. Ben bu silsilenin, Kur’ân Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin hem fiili, hem fikri sünnetleri Hadîs-i Şerifler. Sonra o çok önemli ashabın, ashabın büyüklerinin, o ilk Müslüman olanlar, ilk sıkıntıyı çekenler, o ilk cihatlara katılanlar Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin sağlığında o mücadeleyi, o böyle dinin ahkamını ayakta tutma, yaşama, yaşatma mücadelesi verenlerin bu meselede çok berrak olduklarını, akıllarının, fikirlerinin, kalplerinin çok berrak olduğunu, görüşlerinin berrak olduğuna inanıyorum.


3. Bölüm

Ve bence Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin de vasiyetinin, tavsiyesinin bu olduğu kendisi de söylüyor ve ben ona da inanıyorum. size iki şey bıraktım, kim sımsık yapışırsa delalete uğramaz. Birisi Kur’ân, birisi de benim sünnet seniye. Size iki şey bırakıyorum, kim sımsık yapışırsa sapkınlığa, sapıklığa uğramaz. Birisi Kur’ân-ı Kerim, birisi de ehli beytimin yoludur. Böyle olunca bence ümmet-i Muhammed’in kurtuluşunu da, hem dinin fikri noktada kurtuluşu, insanların dinlerinin, insanın dini, kendi dini. Allâh bir din indirmiş, bu Allâh’ın dini. Sen ona ne kadar uydun, uydun nokta senin dinin oluyor. Sen Allâh’ın dinine ne kadar uydun, ne kadar uymadın. Bu senin kendi çabanla alakalı.

Ve hatta sen kendinden oraya bir fikir sokuşturmaya çalışıyorsun, bu senin dinin oluyor. Sen oraya kendinden bir şey sokuşturuyorsun çünkü. Bence bu böyle olmalı diyorsun, bence bu böyle olmalı deyince kendinden bir şey sokuşturdun oraya. O zaman normalde bu senin dinin oluyor. Burada bütün insanların kurtuluşunun, bilhassa Müslümanların kurtuluşunun, Müslümanların bakışının, duyuşunun, görüşünün, yürüyüşünün berraklığı bu Kur’ân ve Sünnet’te. Eğer sen dini olarak bakışını berrak, duyuşunu berrak, kalbi olarak inanışının berrak olmasını istiyorsan, Kur’ân ve Sünnet’e uyacaksın. Bu sarsılmaz bir şey. bakacaksın Kur’ân’da yeri var, Sünnet-i Seniyye’de yeri var, harika. Hayır, evet ben Hanef’iyim, ben Hanef’i iştahadına uymaya gayret ediyorum.

Öbür kuşafi olabilir, malik olabilir, hanbeli olabilir, suiyeti olabilir o kimsenin fıkıhi mezhebi. İmam Züfer olabilir, İmam Muhammed olabilir, İmam Yusuf olabilir. bunlar da sonuçta Hanef’i fıkıhçısı. Ama bir kimse kendince şunu diyebilir, ben İmam Muhammed’in fıkkına uyacağım. İmam-ı Azam’a da değil, talebesi İmam Muhammed. Eyvallâh, bu da onun kendi görüşüdür, düşüncesidir, yoludur, bunda bir sıkıntı yok. Ama bir kimse kendine berrak bir yol seçecekse, o zaman Kur’ân ve Sünnet’e bakacak. Benim bu kendi durduğum nokta, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam-ı Züfer, Kastelani örneğim. Fıkıhi olarak bu yol, bu birisinin veya tamamının bu noktada işin içinden çıkamayınca, bu fakirin yaptığı o Hanefi’ye bakarım, bulamasam, Maliki’ye bakarım, bulamasam, Hanbeli’ye bakarım, bulamasam Şafi’ye bakarım, bulamasam Serahsi’ye bakarım, Mepsud’dan.

Ben de Allâh razı olsun bir kardeş hediye etti Mepsud’u, Türkçesini. Oradan bakarım örneğim. İbn-i Abidin’den bakarım. Kendimce, ben bunu bu noktada kendimce ölçü olarak görürüm. Çünkü normalde din berrak bir şekilde, berrak bir şekilde orada. Ha bu noktada bir kimse kendince de yolunu böylece şey yapmış olur, düzeltmiş olur. Çünkü Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bugün din tamam oldu, din olarak sizi İslam’ı seçtim, Âyet-i Kerim’e indi. Allâh Resulü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri dinde anlatma, tebliğ etme noktasında eksik ve noksan bir şey bırakmadı. Bize lazım olanı komple anlattı ve aktardı. Sahabeler de ondan duyduklarını yazıya döktüler. Ondan sonra hadîs-i şerif olarak herkesin elinde yazılı hadîs-i şerifler vardı.


4. Bölüm

Vardı sahabelerin elinde. Çünkü sahabeden bir kimseye dedi ki ben ezberlektirme zorluk çekiyorum. Dedi ki sağ elinden kuvvet al, yaz. Ha bu sonradan çıkan batıcı, emperyalist, İslammış gibi görünen âlim müsvetteleri hadîs-i şerifleri inkar ettiler. Sahabelerin dakillerini inkar ettiler. Örnekliyorum, Ebu Hureyre en büyük yalancı dediler. Hâlâ da diyorlar ya böyle, bunlar bakışları kirli, kalpleri kirli, görüşleri kirli, kendileri kirli, paslı. Bunların hakikati görmeleri mümkün değil, bunların doğruyu görmeleri de mümkün değil. Bunlar sonradan İslam ümmetinin içerisine yetiştirilmiş ajan bunlar. Bakın ajan, ümmet-i Muhammed’in içerisine sokulmuş ajan bunlar. Hadisleri inkar ediyorsa bir kimse, bilin ki ya Mossad ajanıdır, ya CIA ajanıdır, ya da Fransa’nın ajanıdır.

Bilin ki o ya Mason’dur, ya Sebataisttir, ya Ermeni dönmesidir, ya Yahudi dönmesidir, ya Rum dönmesidir. Ama içimizde Müslüman gibi geziyordur. Çok açık ve net söylüyorum. Bakın çok açık ve net söylüyorum. Korkum yok bu konuda. Bir kimse isterse İlahiyat fakültesinin dekanı olsun. İsterse bu kimse Diyanet İşleri Başkanı olsun. Bu isterse bilmem hangi medresenin âlimi olsun. Eğer ki hadisleri reddediyorsa, bakın hadisleri reddediyorsa ya Mason bozuntusu beslemesidir, ya İngiltere emanatı beslemesidir, ya CIA beslemesidir, ya Mossad yosmasıdır, ya da Fransız fahişesidir. Ya onun Ermenidir kendini saklıyordur, ya Rum’dur kendini saklıyordur, ya da kendisi Yahudidir, saklıyordur kendini. O böyle bozuntekidir.

O bozuntekidir. Bu ister siyasetçi olsun, ister kendini din âlimi, ister şeyh görsün, ister profesör görsün, kendisini ne görürse görsün. Hadisleri reddeden kimse kâfirdir. Tekrar söylüyorum bunu. Hadisleri reddeden kâfirdir. O resmen gizli servis ajanıdır içimizde. Bir kimse hadisleri reddediyor mu? Hadislerle alay ediyor mu? Kimisi bir de alay ediyor hadislerle. Bildiğiniz hadislerle alay ediyor. Hadislerle alay ediyorsa o kimse, yemin ediyorum buraya el basaraktan söylüyorum. Vallahi de kâfirdir, billahi de kâfirdir. Tövbe etmediği müddetçe o küfür üzerine ölür. Allâh hepsinin de burunlarını sürttürsün. Hepsinin de akıllarını alsın. Hepsinde delirmiş kendi necasetini yiyerekten bu dünyadan göçürsün.

İbret-i âlem için tek gözlerini kör eylesin. Çünkü bunlar kadar, bunlar kadar İslam dünyasına zarar veren başka mahluklar yok. Kâfiri kâfir olarak biliyorsun. Ona defans yapıyorsun. Ama bu bizdenmiş gibi görünüyor. Bunlar normalde Kur’ân Sünnet dairesindeki bir sufiliğe karşılar. Kur’ân Sünnet dairesindeki bir zikir toplantısına bir zikre karşılar. Bunlar zikre düşmanlar. Bunlar velilere düşman, evliyalara düşman. Bunlar mezheplere düşman. Bunlar İmam-ı Azam’a düşman, İmam-ı Şafiye, İmam-ı Malike, İmam-ı Hanbeliye düşman. Bunlar ilk tefsircilere düşman. Onları kafasız akılsız görüyor. Bunlar böyle bir mahlukat. Bunlar Osmanlı’yı zayıflayınca Osmanlı’nın içerisine girdiler, yerleştiler. Bunda Osmanlı’nın suçu var.


5. Bölüm

Bunda Osmanlı’nın suçu var. Osmanlı’da batırlaşma hareketini başlatan zihniyette bu suç. Ve sonuçta da zaten Osmanlı’nın dibine de bunlar Kibrit suyu döktüler. Bunlar Osmanlı’yı da yıkan içeriden bunlar. Bir ülke, bir aile, bir dergâh içeriden yıkılır. Dışarıdan yıkılmaz. Küçük bir aile içeriden yıkılır. Dışarıdan yıkılmaz o. İçeridekinlerin saflığından, aptallığından, cahilliğinden, içeridekinlerin kibrinden, içeridekinden heva hevesine uymasından, nefsine uymasından yıkılır. Karı koca çocuk örneğin. Birisi nefsine uyar, birisi nefsine uydu mu, öbürkü de nefsine uydu mu aile yıkılır. Dergâh içeriden yıkılır dışarıdan değil. Dedikodu, gıybet bilir bilmez insanlar konuşur, dergâh içeriden yıkılır.

Dışarıdan yıkılmaz. Dışarıdan birisi gelip yıkamaz orayı. Zaten birisi gelse dışarıdan, burası sağlamsa defans yapar. Konuşma lan, otur otur den yere. Bitti, adam bir daha konuşamaz. Adam benim şeyhimle alakalı konuşacak. Otobüsteyiz. Hayırlı yolculuklar kardeşim, teşekkür ederim. Sakallı, ne güzel. Ama ondan önce böyle bakıyorum ben şimdi, gözümün önünde. Turistlerle Almanca konuşuyor, İngilizce konuşuyor, turistlerin koluna elliyor, çıplak kollarına böyle dokunuyor onlara. Konuşuyor onlara, ne konuştuğunu bilmiyorum. İçimden diyorum ki, bir çuva sakalından, turistlerin her tarafını elledi diyorum. Sonra geldi benim yanımda oturdu, selâmün aleyküm aleyküm selâm, hayırlı yolculuklar canım kardeşim.

Allâh razı olsun, nereye gidiyorsun? Nevşehir’e gidiyorum. Bu kadar. Hayırdır? Şeyhim var orada, onu ziyarete gidiyorum. Kim dedi şeyhin? Kuppasanoğullarına Abdullah dedim. Abdullah Efendi’ye gidiyorum. Vah, ona mı bağlandın dedi? Ha ona bağlandım, ne oldu dedim? Bu durdu işte, Abdullah Efendi filan böyle. Böyle döndüm ona. Dedim, Şeyh Efendi hakkında bir kelime daha konuşursan, vallahi billahi bir kafayla seni burada dağıtırım dedim. Sen önce dedim, onun ağzını almazdan önce, bütün karıları ellendin lan dedim. Edepsiz adam dedim. Bir kadına dokunmak, ellemek haram değil mi dedim? Bu kaldı şimdi. Kalk lan buradan dedim. Terbiyesiz adam dedim, bir de benim şeyhimin aleyhine konuşan. Kalk lan buradan dedim ben buna.

Bu yavaş, şamp kalktı. Bu gitti, gözümde görmesin seni. Yakın yerde durma, giden arkaya otur dedim. Vallahi billahi de gelir, oturduğun yerde kafayı vururum sana dedim. Benim kafam meşhur o zamanlar. Bir daha denemedim artık sonraki derviş olunca kimseden. Bu gitti, en arkaya pustu orada. Hiç kımıldamıyor. Ben ne şehirde? İndim, orada birisi bağırıyor. Bayındırlı Mustafa Efendi, Bayındırlı Mustafa Efendi. Ettim, hayırdır birader dedim. Baba seni almam için gönderdi dedi. Böyle baktım, tamam dedim. Binme arabeye gittik. Bakın, bunlar bir insanın yolda benim kendimce dama taşları. İşaretler. Ben içeri girdim böyle 5-6 kişi böyle oturmuşlar. Şeyh Efendi gel Mustafa Efendi gel evladım dedi. Ben içeri girdim dedi.


6. Bölüm

Şuraya yanıma otur dedi, yanına oturdum. Ne oldu yolda dedi? Dedim efendim sakallı bir kimseydi dedim. Bütün turistlerin kollarından dedim. Orasını, burasını elledi. Geldi sonra dedim. Ha şimdi geldi. İnsan sevdi mi böyle yiğitçe sevmeli dedi. Özü sözü bir olmalı dedi. Bir insan sevince dedi. Tam sevmeli dedi. Ha ben şimdi kendi kendim diyorum bu nereden çıktı? Gel dedi otur bakayım şuraya yanıma dedi oturdu. Ne oldu yolda dedi araba da anlat dedi. Ben olayı anlattım. Böyle böyle oldu dedim efendim. Ben kendimi suçluyorum neden kafa vurmadım diye. Şeyh Efendi’den özür diliyorum efendim. Hakkınızı helal edin özür dilerim. Ben ona bir kafa vuramadım. Buna yanıyorum dedim. Allâh beni affetsin. Şeyh Efendi döndü gel bakayım dedi.

Anından bir öpeyim seni dedi. Yiğit insan böyle olur sevdi mi tam sever dedi. Anlımdan öptü. İkinci bir kimse benim anlımdan öpemez. Benim iki gözümden öptü. İkinci bir insan benim iki gözümden öpemez. Sevdi mi insan böyle sevmeli dedi. Bir dergâh içeriden yıkılır. Dışarıdan değil. Dışarıdaki düşman zaten. İçeriden birisi de ya sorma bu zamanlarda böyle yapmaya başladı. Deme ya ben de fark ettim ya. Şeyh Efendi bu ara böyle yapıyor. Onu o esnada o kimse içerideki kimse dur kardeş. Sen tövbe et ağzını yüzünü topla yoksa ben senin ağzını yüzünü toplamasını bilirim. Bitti muhabbet kesilir. Varsa Allâh’ım götüreyim seni ne söyleyeceksen söyle. Burada dışarıdan laf konuşma dedikodu etme gıybet etme.

Hatta daha ağır. Ben derim ya İbn-i Mübarek Hazretleri ne demiş. Soyu belli olmayan insanlar laf gezdirirler demiş. Soyu belli olmayan. Onların diyor anneleri babaları belli olsa da onlar soysuzdur onlar laf gezdirirler diyor insanların arkasından. İçeriden yıkılır. Dışarıdan değil. Şimdi Ümmeti Muhammed’in de içine kattılar bunları. İçinde bunlar Ümmeti Muhammed’e de Müslümanın böyle gevşek Müslümanlara tatlı geliyor. 15 yaşındaki çocuk hatta ister sahi mi? Kimden öğreniyor onu? Hastalığı bulaştırdılar. Siyasetçisine de bulaştı. İlahiyatçısına da bulaştı. Diyanetçisine de dolaştı. Bulaştı. O yüzden öz Kur’ân ve sünnettir. Ehlibeytin yoludur. İlklerin yoludur. Onların görüşleri de düşünceleri de pırıl pırıl parlaktır.

Benim nazarımda lekesizdir. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Müslümanlar olarak Dârül Harp’te devlete vergi vermezsek hükmü nedir? Gidiyorsunuz Almanya’da yaşıyorsunuz. Mesela Alman pasaportu var cebinizde. Almanya pasaportunu taşıyorsanız, Almanya hükümetin bütün kanun ve maddelerini kabul etmiş sayılıyorsunuz. Gidiyorsunuz bir Alman kimliğiniz var. Alman kimliğiniz oldu mu? Oradaki kanun ve maddeleri kabul ettiniz. Bunları değiştirmek için mücadele edebilirsiniz. Bu ayrı bir mesele. Ama bazı oradaki onu kabul ettin sonuçta. Oranın Dârül Harp hukukudur bu. Siz oradaki o hukuka göre riayet etmek yaşamak zorundasınız. Hanefi’ye göre söylüyorum bunu. Böyle zaman zaman birileri çıkar. Dârül Harp’te şu olmaz, bu olmaz.


7. Bölüm

Bunlar böyle çok ipe sapak gelmeyen görüşler. Allâh bizi affetsin. Bu akşamki 26. nasihatımız inşâAllah. Zuhruh Sûresi âyet 36, 37, 38, 39. Nû qayyû lahu shaydânan fâ huwa lahu qarîn Ve innahum le yasuddûnahum anissabeeli ve yahsabûn anna hum muhdudûn Hattâ iza jâna gâle ya leyte beyni ve beynek buğda l-meshrigayn, fe bi’sel qarîn Ve ley enfâ kumul yâmeyû ve lem tümmenne kum fil ʿazâb Enne kum fil ʿazâbi muşterikûn Sadakallâhu’l-Razîm Zuhruh âyet 36 Kim Rahman olan Allâh’ı zikretmekten yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. Ayeti kerimeyi tekrar okuyorum. 37. Âyet Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar.

Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Âyet 38 Kıyamet günü bize geldiği zaman arkadaşı şeytana Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü arkadaşmışsın der. Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü arkadaşmışsın der. Âyet 39 O gün onlara şöyle denecektir. Bugünkü pişmanlık size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmedenler oldunuz. Bu sebeple azapta ortaksınız. şeytanla o kizim kimse azapta ortak. Burada ders konusu asıl zikrullah’tan yüz çevirenler. Tabi normalde bu ayeti kerimenin okunuşunda zikir olarak geçiyor. Fark ettiniz fark etmediniz. Özellikle zikir olarak geçiyor bakın zikir. Tabi geçen hep derslerde söylüyorum zikrullah geniş bir alan.

Ama mesela bunun ilk taberi tefsirine baktığımızda bu ayeti kerimeyi. Taberi bu ayeti kerimeyi bakın ibaret şu tefsimde. Kim Allâh’ı zikretmekten yüz çevirir ve onun gazap ve azabından korkmayacak olursa biz ona şeytanı musallat kılarız da şeytan ona devamlı vesvese veren bir arkadaşı olur. Bakın bu ilk tefsirde taberi tefsirinde meşhurdur. tefsirlerin anası babası gibidir taberi tefsiri. Meşhurdur tefsiri taberi normalde ilk tefsirlerden birisi denilebilecek bir tefsirdir. Orada direkt zikrullah olarak geçer. kim Allâh’ı zikretmekten yüz çevirirse sen Allâh’ı zikretmekten vazgeçersen Allâh’ın zikrine sırtını dönersen sen Allâh’ı unutursan sen zikrullah yapmazsan senin kalbine zikrullah oturmazsa kalbinde Allâh sevgisi yok ise kalbinde Allâh ile alışveriş yok ise o zaman sen şeytanla dost oldun.

Şeytanın vesvesesi seni yendi. Çünkü zikrullahdan yüz çevireni şeytan onu avucuna alır. Onu avucuna alınca şeytan ona vesvese vermeye başlar. Çünkü o zikrullahı terk etti çünkü o zikre sırtını döndü. Zikri unuttu hatta daha ilerisini söylersek zikirle alay etmeye başladı. derler ya gidiyorsunuz orada kafanızı sallıyorsunuz alay ediyor. birisi bana öyle dedi. dedi çok kafanızı sallamayın o atlara yem şey ne deniyor? Yok yem torbası. Hey be atın sırtına vur ulan. Atçı sen söyle en arkadan. Yem torbası mı diyorsunuz onu evet öyle bir şey söyledi. kafanızı çok sallıyorsunuz torbayı düşüreceğiniz gibisinden oradan. Ben yakasından tuttum onu. Sen ne demek istiyorsun ulan dedim sen böyle söylemekle kafir oldun.


8. Bölüm

Siz de kafirleri tuttunuz yerde öldürün diyor dedim âyet-i kerimede. Bunun rengi mingi gitti. Ulan şerefsiz dedim. Ulan haksiyetsiz adam dedim. Ulan südü kanı bozuk adam dedim bilmeden ne konuşuyorsun? Ben beygir miyim lan dedim edepsiz adam. Bunda tık yok. Sen dedim bunu söylemekle zikrullah yapanla zikrullahla alay ettin. Kim zikrullahla alay ederse dedim zikirden dolayı küfre düşer. Küfre düşünce de dedim âyet-i kerime kafirleri gördüğünüz yerde öldürün der dedim. Bu kaldı. Bu da böyle zikre karşı Vehhâbî takılanlardan. Böyle kaldı bu tek kelime konuşamadı. Defol git ulan karşımdan dedim yıkıl. Şimdi bakın âyet-i kerime diyor ki şeytanı onlara musallat kılarız. Ve şeytan diyor onları doğru yoldan alıkoyarlar.

Ama onlar kendilerini hidayette zannederler. Âyet-i kerime açık. sen zikrullah’a karşı geldin. Sen zikrullah’ı terk ettin. Zikrullah’tan yüz çevirdin. Allâh sana bir tane şeytanım. Sen şeytanı kendine davet ettin. Şeytanla arkadaşlık ediyorsun. Ve şeytan seni yoldan çıkarıyor. Ama sen kendini hala da hidayette zannediyorsun. Oturuyorsun bir mikrofon koyuyorlar önüne. Diyorsun orada bu sûfîler dağlara çekilirler. Dağlarda Allâh’a yakınlaşmak için uğraşırlar. Nerede gördün o sufileri de bunu? Bu yalanı söylüyorsun. Bu sûfîler dağlara çekilirler. Devleti yönetmekten milleti yönetmekten siyasetten uzak dururlar. Nerede gördün o sufileri de bu yalanı söylüyorsun? Nerede o sûfîler? Sen Hristiyanlarla karıştırıyorsun Müslümanları.

Bu da ayrı bir karabet. O zamanki Hristiyanlar neden dağlara çekildiler? Yahudilerin zulmünden dolayı dağlara çekildiler. Çünkü Yahudiler gördükleri her Hristiyan’ı öldürüyorlardı. Katlediyorlardı, bunlar sapık diyorlardı. O yüzden onlar gittiler dağlara çekildiler. Yerin altında şehirler kurdular. Paganlardan ve Yahudilerden çektiklerinden dolayı. Şimdi de Müslümanlar zaten Paganlardan ve Yahudilerden ve Avangalistlerden çekiyor. Şimdi de Müslümanlar zaten bunlardan çekiyor. Siz Yahudi artığısınız, Zikrullah’a karşı geliyorsunuz. Siz Ermeni artığısınız, Zikrullah’a karşı geliyorsunuz. Siz Mason’sunuz, Zikrullah’a karşı geliyorsunuz. Siz Rumsunuz, Zikrullah’a karşı geliyorsunuz. Siz kafirsiniz, Zikrullah’a karşı geliyorsunuz.

Şeytan dostusunuz siz, başka bir şey değil. Neden? Çünkü Zikrullah’a karşısınız, düşmansınız. Oturmuşlar Allâh’ı zikrediyorlar. Sen o Zikrullah’a karşısın, sen kendinde bir bozukluk ara. Akayit olarak bozukluk ara, süt olarak bozukluk ara. Sen bütün her şeyinde bozukluk ara. Neden? Sen çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikrer eder. Akayit-i kerimelerini sen üzerinde tecelli ettirmeye çalışan bir Müslümanla alay ediyorsun, amelle de alay ediyorsun. Ve şeytanın arkadaşısın. Sen şeytanla dost oldun. Çünkü bir de kendini hidayette zannediyorsun. En büyük zaten ölüm bu. sen hem Zikrullah’a karşısın, hem Allâh’ı unutmuşsun, Allâh’ın zikrine sırtını dönmüşsün. Sen zikir yapanlarla alay edeceksin veya düşmanlık yapacaksın.


9. Bölüm

Ama kendini bir de hidayette sayacaksın. Ya Allâh cevaplandırıyor seni. Mustafa Özbah değil. Cenâb-ı Hak’ın cevabı 2. âyet-i kerimede geliyor. Onlar ne diyor? Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Adam halakayı Zikrullah’a düşman, zikredene düşman, zikre düşman kendisini ama hidayette sayıyor. Ya oradaki zikirden kasıt o değil. Ne kardeşim? Ne? Zikirden kasıt ne? Zikir, zikir ne? Rahmanı, Rahman olan Allâh’ı anmaktan, zikretmekten, zikretmekten yüz çevirirse. Yetti. Daha ne arıyorsun buradan sen? Âyet-i Kerim açık. Hadi Kur’ân’a uyalım. Uyun hadi Allâh’ı zikretmekten kim yüz çevirirse. Buyurun Kur’ân’a uyun kardeşim. Sizi başka bir yere davet etmiyorum.

Kur’ân’a davet ediyorum. Ey zikrullah düşmanları! Ey zikrullahla ağlay eden hainler! Sizi Kur’ân’a davet ediyorum. Kim Rahman olan Allâh’ı zikretmekten yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. Her zaman onun arkadaşıdır. Bakın her zaman. Gece gündüz. Ne oldu? Kalbini mühürledi çünkü kendi kendine. Ne oldu? O sapıklığı seçti. Çünkü Nisa 115. Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir. Mü’minlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası. Nisa âyet 115. Sen zikrullah’a yüz çevirdin. Şeytan ne yaptı? Şeytanla dost oldun, arkadaş oldun. Âyet-i Kerime diyor kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra sana doğru yolu göstermişler.

Kur’ân var kardeş. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri meydanda. Sen peygambere karşı geliyorsun. Peygamber birçok hadîs-i şerif var habire. Her gün, her gün ya bir âyet-i kerime ya da bir hadîs-i şerif. Sosyal medya denilen o bozuk yolda kullanılırsa insanı bozan, toplumu bozan, doğru yolda kullanılırsa insanı doğru bir noktaya götüren o yerde her gün bakın, her gün kendime mutat olarak. buna inkar ediyor insanlar. Bilmeden de inkar ediyor. Kardeş bilmeden inkar ediyorsan âyet-i kerime, bilmeden inkar ediyorsan hadîs-i şerif. Ama yok. Neden? O fikri bozuk, kalbi bozuk, kanı bozuk, sütü bozuk, damarı bozuk. O bozuk. O kasıtlı çünkü. Kasıtlı. Buna başka bir kelime bulamıyorum ben.

Normal. Cahilse öğrenir. Aaa böyle bir âyet-i kerime varmış ya. Özür dilerim hakkını helal et. Bu âyet-i kerimeyi bilmiyordum. Eyvallâh cahilliğinden söyledin. Ya böyle bir hadîs-i şerif olduğunu bilmiyordum. Özür dilerim hakkını helal et. Bilmiyordum cahilliğinden. Bunlar öyle değil. Bunlar neyin ne olduğunu biliyor. Yetiştirilmiş ajan bunlar. Yetiştirilmiş ajan. Bunlar kapitalistlerin, emperyalistlerin emrinde, güdümünde olanlar. Bunlar normalde başka bir şey değil. Artık hüsnü zanım kalmadı bu konuda. Bu konuda hiç hüsnü zanım kalmadı. Bir kimse zikre ve zikrullaha düşman mı? Ona hüsnü zanım kalmadı. Bir tanesi demedi ya özür dilerim böyle bir âyet-i kerime varmış diye. Yayınla istediğin kadar ne önüne koyarsan koy.


10. Bölüm

Hüsnü zanım kalmadı. Hiçbirisi de kabul etmiyorlar. Bunlar Nisa 115. Bunlar Nisa 115. Bunlar Allâh’a, Resulüne, Peygambere, mü’minlerin yoluna karşı çıkan insanlar. Kendileri karşı çıktıkları için kalpleri mühürlendi. Biz onlara bir takım yoldaşlar kattık da önlerindekini ve arkalarındakini onlara süslü gösterdiler. Gerek cinlerden gerekse insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler içinde aleyhlerine söz hak olmuştur. Doğrusu onlar hüsrana uğrayanlardı. Demek ki önlerine arkalarını süslü gösteren, onların yaptıkları Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki söz ve davranışları süslü gösteren arkadaşları var. Onlar şeytanlaşmış. Şeytani. Süslü gösteriyor ona. Heva hevesi süslü gösteriyor. Nefsaniyeti süslü gösteriyor.

Haramın süslü gösteriyor. Allâh bizi muhafaza eylesin. Ve bu Allâh’ın zikrinden uzak duranlar, en önemlisi de bu. Bugün bu güne işaret etmiş. Allâh’ın zikrinden uzak duranlar ve Allâh’ın zikrine karşı olanlar kendilerini hidayette görüyorlar. En önemli noktası bu. kendisini hidayette gören bir kimseyle mücadele ediyoruz. En acısı bu. Adam zikrullah halakasına bidat bu diyor. Kardeş âyet-i kerime var. Ayakta zikredin, oturaktan zikredin, yanlarınızın üzerine yatarak zikretin. Bir de namazı kıldıktan hemen sonra. Şimdi orada diyemiyor namaz zikirdir diye. Kardeş namazı kıldıktan hemen sonra diyor âyet-i kerimede. Ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Buradan ne anlayacağız?

Onun dediğini anlayacağız o peygamber ya. O İbn-i Abbas’tan daha fazla ya. O İbn-i Abbas’tan daha fazla ya. İbn-i Abbas şerh ediyor bunu. Diyor ki ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Bu diyor Allâh’ı çokça zikredin âyet-i kerimesinin açılımı gibi diyor. O ondan daha fazla biliyor. Bunlar Hazret-i Abbas’tan fazla biliyor, İbn-i Abbas’tan fazla biliyor. Bunlar dört Abdullah’tan fazla biliyor. Bunlar böyle çok bilgililer bunlar. Bunlar İmam-ı Azam’dan, İmam-ı Şafi’den, İmam-ı Malik’i’den çok fazla biliyor. Meslep imamları kim ki? Zaten Geylani, Ahmed el-Rufay, Ahmed el-Bedev hepsi de müşrik bunlara göre. Küfür ehli. Tabi küfür ehlilerinin başında bunlara göre Muhyiddin, İbni Arabi, Hazret-i Mevlânâ.

Bunların hepsi de müşrik, kafir. Bunlara göre. Bunlara göre zaten kendilerinin ayrıcısında hepsi de kafir zaten. Çünkü şeytan onların kalbine oturmuş, onları hidayette gösteriyor. Saf âyet 5. Ama onlar yoldan sapınca Allâh da onların kalplerini saptırmıştı. Onlar kendileri yoldan saptılar, yoldan sapınca Allâh da onların yollarını saptırdı. Kimseye suç yok. Kendileri yoldan saptılar. Rabbim bizi bu sapkınlardan eylemesin. Onlara inananlardan da eylemesin. Ve ahiret günü ne denecek onlara? Ey dünyada Allâh’ı zikretmekten yüz çevirenler! Bugün hepinizin beraberce ateşte olmanız size hiçbir menfaat sağlamayacaktır. Zira herkes ateşten kendisi için ayrılan bölümde yanacaktır. Çünkü siz dünyadayken Allâh’ı zikretmekten uzak durarak kendinize zulmedenlerden oldunuz.

Verilecek olan cevap bu. Bu cevap nerede geçiyor? Taberi tefsirinde geçiyor. Bakın size kaynak veriyorum. Taberi tefsirinde geçiyor. İmam Taberi bu âyet-i kerimin sonunu böyle tefsir etmiş. İsra 97. Allâh’ın doğru yola sevk ettiği kimse hidayettedir. Kimi de saptırırsa sen Allâh’tan başka onlar için dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet gününde yüzü koyun körler, dilsizler ve sahırlar olarak toplayacağız. Hz. Ali efendimizin sözüyle sohbeti sonlandırıyorum. Hz. Ali efendimiz der ki, dünyada Allâh’ı tanımayanı Allâh da ahirette tanımaz. Sen dünyada Allâh’ı zikretmezsen, zikrullahdan yüz çevirirsen, ahirette de Allâh senden yüz çevirir. Rabbim cümlemizi yüz çevirilenlerden eylemesin. Ey cümleyim.

Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber efendilerimizin ruhlarına. Cihari, Yâri, Güzzin efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali el-Murtaza r.a. hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Aşere-i Mübeşşere’nin evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin 72 şühedanın, Şehid-i Kerbelan’ın bütün şühedanın, tüm ashabı Resûlullâh hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Allâh’a emanet olun. Allâh’a emanet olun. Allâh’a emanet olun. Âmîn, heyecim verin.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş, Dergâh, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı