Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

663. Dergah Sohbeti — Dergâhta Halifelik, Şeyhlik ve Makam Meselesi

Mustafa Özbaş Efendi, dergâhta halifelik ve şeyhlik icazetinin mahiyetini, halifeye nasıl hitap edileceğini, mutlak ve mukayyet halifelik ayrımını, dergâh içindeki hiyerarşik düzeni, makam sevdasından kaçınmayı ve manevî işlerin Allah'ın takdiriyle gerçekleşeceğini anlatıyor.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim nerede bir Müslümanın burnu kanıyorsa, zulme uğuyorsa, zulmeden zalimlerden Cenâb-ı Hak intikamlarını alsın. Âmîn. Zulmeden zalimlerin burunlarını sürtsün. Âmîn. Güçlerini ellerinden alsın. Âmîn. Kuvvetlerini dağıtsın. Âmîn. Birlik ve beraberliklerini dağıtsın. Âmîn. Mağlub eylesin. Filistin’e yardım eylesin. Âmîn. Doğu Türkistan’a yardım eylesin. Âmîn. Tüm Müslümanlara yardım eylesin.

Âmîn. Ejmeyin. Hem çayınız için hem sorusu olan varsa sorsun. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Sorum. Malum bu haftaki misafirimizle alakalıydı. Hem bizlere ölçü olması babında hem de bilmemiz açından sormak istedim. Malum siz daha önce dergiyamızda üç kişiye yurtdışından halifelik icazeti vermiştiniz. Bu haftada onlardan bir tanesi misafirimizdi. Bu yurtdışından gelen halife misafirlerimize bizim hitap şeklimiz ne olmalıdır? Davranışımız şekil olarak ne olmalıdır? Ne şekilde görmemiz gerekmektedir? Bunda böyle bir zaman zaman sıkıntı demeyelim ama nasıl bir hitap şekli nasıl bir davranış şekli sergileceğimizde bir çekimsellik hal olmuştu. Hem bunu öğrenmek hem arkadaşlar da bu konuda bilgilenmek için sormuştum.

İkincisi siz icazetleri verdiğinizde de böyle birkaç soru gelmişti. efendim halifelik icazeti verdi ama dergâhımızı bağlıyo mu bağlamıyo mu onlar yurtdışında onların dergâhları var. Bizim silsiliğimizde de böyle geçmişte olmuş mudur? Ya da bundan sonra halifelik verdiğiniz bu kişiler dergâhımızın silsilesinde de halife olarak yer alacaklar mıdır? Almışlar mıdır? Özür dileyerek soruyorum. Büyüge edinmek babından hakkınızı helal edin inşâAllah. Eyvallâh. Bu birincisi Normade Kaçıni Kazım Efendi zaten orada şeyh. Normade Kazım Efendi şeyhlik yapıyor. O yüzden Kazım Efendi’ye hatırladığım kadarıyla şeyhlik icazeti verildi. O yüzden Kazım Efendi’nin icazeti halifelik değil, onun ki şeyhlik icazeti.

Bir kimseye şeyhsiniz dediği zaman o kimsenin Normade kendince bağımsız bir dergâhı kendince bağımsız bir işlevi olur. Öbür küsü şeyde Murtazan Üsküp’te Murtazan evet halife ama orada halife. Burada dergahın iç işlerine, dergahın işlerine karışma noktasında değil. Zaten onu da ilan ederken orada Üsküp halifesi olarak ilan ettik. Burada dergahın iç işleriyle alakalı, dergahın işleyişiyle alakalı bir hükmü olmaz. O da şeyhlik yapıyor orada. Biz ona halifelik verdik ama kendisi orada şeyhlik yapıyor çünkü babası şeyh dedesi şeyh dayısı Üsküp Komple Makadünya Meclisi Meşayih başkanı orada. normalde onun zaten tabiri caizse babası onun şeyhliğini verecekmiş ama ömrü vefa etmemiş öyle söyleyelim. Normalde babasının halifesi ona zaten halifelik vermiş orada.


2. Bölüm

Orada dersleri yaptırıyordu. Ondan sonra dersleri yaptırıyordu halifeliğini vermemişler daha doğrusu. O burada bir rüya anlattı. O rüya anlatınca hem ders aldı hem de ona halifelik verdik. O Üsküplü alakalı azimi halife. Normalde gelse buraya otursa halifeliğini icra eder. Şimdi böyle sorulunca dergahla alakalı ben Türkiye’de de var onu da yakın arkadaşlar biliyorlar. Bu konuda Kappaşi bir halifelik verdi de gitti geldiğinde. Onun için normalde onu çok dillendirmek istemiyorum ben. Ama bir kimse halife halifedir. Halife olunca ona şeyhe hürmet edilir gibi hürmet edilir şeyhe itaat edilir gibi itaat edilir. Aslında şeyh değildir ama en yakın şeyh adayıdır. O yüzden normalde halife denilince bir şeyhiye nasıl davranılıyorsa nasıl ona hürmet ediliyorsa ona da öyle davranılır, hürmet edilir.

Ama kendisi şeyh değildir, rabuta edilmez ona. Ne bileyim şeyh böyle noktasında görülmez, tutulmaz. Onun da nereden ölçüsü Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi benden için bazı arkadaşlara bana hizmet hizmet ettiğiniz gibi hizmet edin. Bana yaptığınız gibi bana davrandığınız gibi davranın. Bizim halifemizdir derdi benden için. E bunu böyle çok herkese açıklamazdı. Ben de susardım imtihan bu işler derdim. Bir şey demezdim ama normalde öyle davrandırıldı. Ama hiçbir zaman bir halife şeyh değildir. Öyle olunca da ona edep, adab açısından yaklaşım açısından bir kimse şeyhe göstermiş olduğu edebi, adabı ona da gösterir. Bu Türkiye ile alakalı veya dergahla alakalı olanı çok konuşmamamızın bir sebebi de bu. herkes ona şimdi böyle farklı bir davranış içerisine girer.

Nefis taşıyor bütün herkes. O yüzden nefis olmasın diye o konuda biraz daha kötüm duruyoruz. bu noktada biraz daha bu meselenin pişmesini istiyoruz inşâAllah. O yüzden Cenâb-ı Hak’a da hamd ediyorum. Ben azimi üstüne üstüne koya koya yürüyor. Bazıları vardır üstüne koymaz. Bir adamı çavuştur, üstüne koymaz zakirtir, üstüne koymaz nakiptir, üstüne koymaz bunun gibi üstüne koymayan bir kimse olsa durur. Ama şu anda azimi yürüyor. Allâh yardımcısı olsun inşâAllah. Bu benim için şey mutluluk verici bir şey. Çünkü her bir üstad kendince böyle bir yetişmiş insan ister, arar. Ama sonuçta bu işler sonuç itibariyle Allâh’ın bileceği bir iş. Cenâb-ı Hak ne ne yapar, ne eder, kimi koyar, kimi getirir, kimi götürür, kim bozulur, kim düzgün gider.

Bu Rabbimin işi bizim işimiz değil. Ben her zaman için açık açık konuşuyorum bunu. Rüyamda görürsem şakkadana veririm derim ben. Çıkarım işin içinden. Rüyamda bir şey görürsem hiç tereddüt etmem, veririm giderim. Çünkü bunlar benim nazarımda manevi emanet. O manevi emaneti bir kimsenin saklaması, gizlemesi, onun üzerinde akıl yürütmesi, o emanet, manevi emaneti üzerinde bulunduran kimseye de bir manevi sorumluluk getirir. Şimdi o manevi sorumluluktan kurtulmak için o kimsenin onu açıklaması gerekir. Açıklamazsa bu bunun bir de şeyi var. Ne o? Öbür alemde de bunun bir ceremesi var. Bazen Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi derim ben, açıkladı, attı yükü üstünden. normalde kaynıyormuş ortalık, kaynadı zıplıyormuş, zıpladı dinleyen dinledi, dinlemeyen dinlemedi.


3. Bölüm

Herkes işine geldi gibi baktı, gibi ama sonuçta Şeyh Efendi bizim Adnan Hoca’ya de telefon açmış açıklayın diye. Normalde kendince açıklattı, o manevi tabircisi, sorumluluğu üzerinden attı. Yoksa bizim İsmail’e çok rahvut ettirdi kendi oğluyla alakalı. Değil mi İsmail? Bir de İsmail’e diyordu Mustafa Efendi’ye sakın söyleme diye. Ben de İsmail’e her gün rahvut ediyordu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin başında. Diyordu akşam iftardan sonra Şeyh Efendi’nin yanına benim gözümün içine bakıyordu İsmail. Ben diyordum ki Şeyhine tabi ol kimseye söyleme gördüğünü orada söylenileni diye. İsmail de eli ayağı titriyordu İsmail bir şeyi çok böyle saklayıp gizleyemez. Eli ayağı titriyordu.

Tamam abi diyordu. Ondan sonra diyordum koş Şeyh Efendi’nin yanına gidiyordu o şimdi Şeyh Efendi’ye titriyordu. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dedi, böyle dedi, şunu dedi, bunu dedi. Yaklaşık İsmail o sene 6 gün mü, 7 gün mü, ne Medine mi ne öyle de kaldık. O her gün Ashabı sultanın orada rahvuta etti. Her gün. Her günde rahvutanın cevabı 3 aşağı, 5 yukarı değişik hallerle aynı oldu. Tabi bana söyle, ben hala daha sormuyorum İsmail’i ne gördün diye. Ama bu Rabbimin işi. Bu senin beğenmenle, benim beğenmemle, onun beğenmesiyle olacak bir iş değil. Cenâb-ı Hak kime lütfetti, kime ikram etti. Bu kulun çalışmasına bağlıdır ama Allâh’ın ikramında reddetmemek gerekir.

Cenâb-ı Hak hikmeti dilediğine verir. Ayette sabittir. O yüzden seni sevmediğin insan gelir olaya Şeyh olur. Cenâb-ı Hak ona verir Allâh’ını seversen. Verince de o kimsede ilim dediğiniz şey bir an bile değildir. Bir an uzundur manevi ilimlerde. O kimse böyle Allâh affetsin. Adam cahil yatar, âlim kalkar. Adam normalde yatar hiçbir şey bilmez, kalkar. Çok şey bilir, kendisi de çok şey bildiğini bilmez. Bakın, yatar hiçbir şey bilmez. Kalkar. Aslında çok şey biliyordur ama bildiğini de bilmez. O zaman soru soruldukça gelir ona. Rüya anlatıldıkça gelir ona. Onun işin içinden çıkamayacağı bir hal kalmaz. Bu Cenâb-ı Hak’ın Allâh dilediğine hikmeti verir hükmüdür bu. O yüzden Allâh dilediğine verir.

Cahil insanlar, kör insanlar bu Allâh dilediğine hikmeti verir hükmünü görmezler. Ondan olmaz, bundan olmaz derler, derler. Nasipleri olmayan ondan da olmaz, bundan da olmaz der. Bir ömür boyu öyle ondan olmaz, bundan olmaz da ömrünü geçirir, bitirir. Ama bu işler iddia işi de değildir. Bu işler beklenti işi de değildir. Bakın iddia işi de değildir, beklenti işi de değildir. Hiç ummadığınız bir anda, ummadığınız bir kimseye bir şey veriliyor. Bakıyorsun hiç ummadığın anda ummadığım bir şey oluyor. sufilikte, bu yolda, bu böyle olmaz, bu böyle şey, havada kalıyor. bu nasıl havada kalıyor? şey, Süleyman Demirel’in bir sözü vardı siyasette bir gün çok uzun bir gündür diyordu. Bir gün değil, bu maneviyatta bir an çok uzun bir zaman birimidir.


4. Bölüm

Bir anda bir bakmışsınız, her şey değişir. Geylana Hazretleri gelir, bir söz söyler, bütün her şey değişir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gelir, bunu böyle yapılacak der. Kökten değişir her şey. Bakın kökten değişir. O yüzden bu işlerin benim nazarımda matematiği yok. Meseleyi toparlayalım. Dergahın vermiş olduğu bir şeyhlik var. Ondan sonra iki tane halifelik var. Ama Kappahşi’nin vermiş olduğu bir halifelik daha var. O da dergahın içerisinde. Durum bu. Âmîn inşâAllah. Var mı başka bir şey? Eyvallâh. Şimdi normalde şöyle söyleyeyim, bunu da söyleyeyim. Ben bunu hep yıllardan beri iddia ederim. Şerh olarak düşerim. Cafer, Adnan, Hüseyin başka bir dergahın, başka bir dergahın şeyhlerinin üstündedir.

Tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim. herhangi bir dergaha gidin. Herhangi bir dergahtaki bir şeyhi alın. Cafer, Adnan, Hüseyin o şeyhin üstündedir. Hizmet olarak, maneviyat olarak, bağlılık olarak. Ondan sonra bak hizmet olarak, maneviyat olarak, bağlılık olarak üstündedir. Ama üçünün de bugüne kadar benden makam, mevki şu bu hiçbir talepler olmamıştır. Tabiri caizse Cafer en son noktada bile ben olmayayım buranın içerisinde dedi. Öyle normalde halleri var, tavırları var. Allâh nefislerini uydurmasın inşâAllah. O yüzden arkadaşlar, kardeşler bu kardeşlerin bu arkadaşların halifelikleri açıklanmadı. teknik olarak bu arkadaşlar halife değil düşüncesinde olabilirler. Ama tekrar bunun altını çiziyorum.

Teknik olarak icazetleri yok. Ama başka bir dergahın şeyhinden daha fazla bağlıldırlar. Daha fazla hizmet ehlilerdir, daha fazla maneviyatları vardır. Teknik olarak böyle bir şeyleri yok. Böyle bir dertleri de yok onların. Böyle bir istekleri, arzuları, böyle bir duruşları da yok. Bizim dergahımızın içerisindeki hemen hemen arkadaşı zakirlik yapan arkadaşların büyük bir çoğunluğu başka bir dergahdaki halife kadar hizmetleri bağlılıkları vardır. Bunlar sadece Cafer ondan Hüseyin Üçücüsü değil bir Cemil olsun, bir Hacı Erkan olsun, bir Ertan olsun, hatta daha ileri iki Yusuflar olsun Çanakkale’dekiler İsmail olsun. Bunlar böyle maneviyat olarak bağlılık olarak öyle geride insanlar değildir. bizim Sinan olsun.

Bunlar böyle şey değillerdir. Semazenbaşı Ali olsun. Bunlar böyle kale alınmayacak hafife alınmayacak noktada değillerdir. Böyle bir şey oluştu Türkiye’de. Bilhassa Cafer bunun üzerinde titizlikte duruyor. Diyor ki bizim içimize makam girmesin. burada diyor makam söz konusu olmasın, konuşulmasın diyor. Eyvallâh bu da bir istişare sonuçta. Cafer üzerinde basa basa durur. Makam girmesin aramıza der. İçimizde makamla alakalı bir sıkıntı olmasın der. Çünkü gerçekten bu nefis mücadelesi kolay bir şey değildir. O yüzden Cafer onun üzerinde çok fazla sık duruyor, sıkı duruyor tabiri caizse. Ben de anlayış gösteriyorum. Diyorum tamam hatta onların nakipliklerini Şeyh Efendi kendisi kendi zamanında verdiydi.


5. Bölüm

Üçünü de. Törenlerini sen yap dedi bana. Töreni sen yap deyince bir kimsenin halife hükmünde olması lazım ki töreni yapsın. O zaman benim nakibim ne kabbalığım açıklanık halifeli mi o bana söylüyor ama cemaat açıklanık değil. Şimdi tören yapsan dergan içi kaynayacak. Diyecekler ki halifeliğini mi ilan ediyor, ne yapıyor? Ben çok yumuşak tatlı bir şekilde Şeyh Efendi Hazretlerine diyordum ki efendim hakkınızı helal edin siz geldiğinizde bir tören yapalım. Tamam Mustafa Efendi diyordu yok o zaman bastırsa yap töreni dese yapacağım ben sıkıntı yok. Ben öyle laftan küftan korkacak bir insan değilim ben. Kaynıyorsa kaynasın zıplıyorsa zıplasın der çıkarım ben işin içinden. Kalan sağlam bizimdir derim yürürüm.

Dökülmesin yıkılmasın. Ben Şeyh’imden habersiz bir şey yapmadığım müddetçe bir sıkıntı yok. Neyse Şeyh Efendi dedim geldiğinizde efendim yapalım. Tamam geldik ben hazırım yapacağım ama Şeyh Efendi’den bir sese daha çıkmadı bir şey demedi. Haydi Nevşehir’e gidildi. Sonra bir daha söyledi bana yapalım törenlerini dedi. Ver icazetlerini dedi. Efendim geldiğinizde verelim tamam. Peki o zaman geldiğimizde yapalım dedi. Geldiğinde yine olmadı. Tabi bu benim uhtemde kaldı. Ondan sonra Cafer’e dedim. Cafer öleceğim gideceğim Şeyh Efendi bunu birkaç sefer söyledi. Kendisi yapmadı sonuçta artık biz tören yaptık. Onların nagipliklerini ondan sonra açıkladık söyledik hoş açıkladık herkese dedik de bizim şeyde bizim Türkiye’de bu tip şeyler bizim aramızda daha doğrusu böyle çok ehemmiyetli görülüp de gündemde tutulacak bir şeyler değil ama dergahın geleceği söz konusu dergahın geleceği söz konusu olunca böyle açıklanması gereken bir şey olursa da hiç tereddütsüz açıklarız.

Bunda bir sıkıntı olmaz inşâAllah. Var mı bu konuda başka sorusu olan bu konuda? Yok şimdiki soruyla alakalı. Bu Muhammed Azim’i kardeş biz önce ona İran Halifesi olarak açıkladık orada öyle duruyor. Ama bu demek değildir ki burada dergahın halifesi değil hükmü çıkmaz burada. Allâh razı olsun inşâAllah. Bu şey normalde derlerse ki komple dergahın deriz ki komple dergahın. Evet. Halifeye hitap ederken ağabey mi diyecektin efendim diye hitap etmemiz lazım. Ağabey denilir. Bunda bir sıkıntı yok. Cafer ağabey, Cafer ağabey, Adnan ağabey, Adnan ağabey. Evet başka bu konuyla alakalı sormak istediler. Bu konu. Kafanızda bir şey kalmasın diye bu konuda sabitliyorum yani. Efendim oradaki halifeye bunu nasıl yapıyorsunuz dediğinizde üstadımız bunu böyle yapıyor demekte bir beis var mıdır?

Yok. bunu böyle yapalım dediğinde ağabey üstadımız bunu böyle yapıyor dergahta üstadımızdan bunu böyle öğrendik demekte bir sakınca var mıdır? Yok. Bir sıkıntı yok. moda moda tabi olmak gerekir mi üstada tabi olunduğu gibi? Yok. Normalde şimdi ben ayırıştırmayı güzel yaparım dedim ya şimdi örneğin buranın kendine göre bir stili sistemi var bir gidişatı var. O sistem gidişat devam ediyor. Tabi o da azimi de şu anda iyi bir durumda. Birkaç çıtı var böyle konuşmak istemem bazı şeylerde. Ama normalde o da böyle bir şey mesela gelip oluyor gelirken bütün her şeyi o yapacak meydan ona ait dedim ben orada ona tabi olunur. Sıkıntı olmaz. Bunu böyle yapacağız arkadaşlar dediğinde yapılır. Veya hatta diyelim ki Adnan geldi oraya herkes Adnan’a tabi olacak orada dediğimde Adnan bunu böyle yapacağız dediğinde herkes onu öyle yapar.


6. Bölüm

Şeyh Efendi bunu böyle yapıyordu denmez ona Adnan oranın o gün hem Şeyhi hem Piri hem Velisi orada bir vazife var çünkü. Ben çok böyle ayrıştırırım karışmam da mesela örneğin İstanbul’un zakiri Ertan ben karışmam Ertan’ın işine. Ama normalde Ertan’ı oraya İstanbul zakiri olarak tayin etmişim atamışım onu oraya Ertan dese ki şu ders burada olacak bu ders burada olacak şurası şöyle olacak burası böyle olacak öyle olur. Ben oraya ben illere ilçelere bir yere birisini atadıysam orada çok işine karışmak istemem. Çünkü her tarafın kendine göre bir adabı Ertan’ı verdir. Her tarafın açarı açması vardır. Bir başka zakirin de oraya karışmasını istemem. sebep örnekliyorum İstanbul’un işe işe ayrıdır. Çanakkale’nin işe işe ayrıdır.

İstanbul Çanakkale’ye karışmaya başladı mı Çanakkale’nin işe işi bozulabilir. Veya da İzmit Sakarya, İzmit Cemil orada işe işe ayrıdır. Oranın karakteristik özelliği vardır. Bak her yerin karakteristik özelliği oradaki zakir, çavuş oradaki koşanlarla oluşur. Şeyhin karakteri vardır orada. Ama orada şeyhin karakteriyle zakirin karakteri harmanlanır orada. Bu reddedilmez bir şeydir. Öyle olunca tabi bu şeyhin adabına Ertan’ına riayet etmemek, reddetmek karşı gelmek değildir bu. Ama örneğin Çanakkale’de şimdi bir yer orada tesis oldu, bir yer açıldı. Şimdi mahalleye orası tanıyor evleri onlar tanıyor oradaki gelenin gideni onlar tanıyorlar. Oradaki dervişlerin tamamını onlar tanıyorlar. Kim derviş, kim derviş değil onlar tanıyorlar.

Şimdi öyle olunca normalde oranın işe işine sen şeyh de olsan manevi bir işaret olmadığı müddetçe karışmamayı eğlerim ben. Derim ki ben karışmam dersi yaparım zikrullah yaparım çıkarım. Çünkü örneğin bir kimse vardır yeni geliyordur daha onlar ona göre davranıyorlardır ona. Ona göre farklı bir ona çizgi koymuşlardır. Oranın işe işidir o. O yüzden onu normalde müdahalede bulunmak çok hoş bir şey değildir. oradaki işe işi baltalayabilirsin, köreltebilirsin, işe işi farklı bir noktaya götürebilirsin. biz burada yarım saat kırk beş dakika zikrullah yapıyoruz iyi. bir arkadaş geldi şimdi Çanankale’de örneğin illaki kırk beş dakika burada ders yapacağım diye uğraştı. Ama oranın dervişleri on beş dakika yirmi dakikaya alıştı.

On beş yirmi dakikada ders yapıp dağılıyorlar. Orada kırk beş dakika ders yapacağım dersen oranın işe işini bozuyorsun. veya hatta bir yerde mesela ben genel dışarı çıktığımda on birde dersi bitiririm. En geç. Kendimce derim ki herkesin işi var, gücü var, evi var, çoluğu var, çocuğu var, bekleyeni var. Ben on birden önce bitiririm dersi kalkarım. herkesin bir ev hayatı var, iş hayatı var. Onları etkilememek. O kendi düzenini tuttururum. Orada ama başka bir kimse geldi orada iki saat ders yapacağım diye uğraşıyor. Oranın düzenini bozar. O yüzden böyle müdahalede bulunmamak daha hoş ama üstad bir şeye şer düşer, emreder bunu böyle yapacaksınız der. O zaman akan sular durur keskin bir çak gibi her şey biter.


7. Bölüm

Bunda yapılacak bir şey kalmaz. Ama mesela Azimi gelse şimdi burada herkese, her şeye örneğin bir şey yapar bütün programı ona bıraktım ben mesela. Dedim ki gelip bulduk bütün her şey sana ait. Orada herkes ona şeyhe tabi olur gibi tabi olur. Örneğin geldi Cafer’e dedim ki, Cafer git gelip bulduk ki bütün her şeye bak et orası sana ait dedim. Cafer gelir orada her şeye karışır örneği. Bu normalde o zaman yerarşik olarak da kimse ona bir şey demez. Bunun gibi. yaptığımız horosani tören şey dedim ki ben Azimi’ye dedim ki baştan sona sana ait dedim. o da öyle yapıp da nefsine uyup da havalara uçmadı şimdi Allâh için. çok güzel bir tevazu örneği gösterdi herkese. Bakın herkese çok güzel bir tevazu örneği gösterdi.

Rabbim cümlemize edeb-i adab nasip eyleyin inşâAllah. Malumunuz üzere halifelik eserlerde mutlak halifelik ve mukayyet halifelik diye ayrılıyor. Tasavv tarihinde böyle. Evet. Mukayyet halifelik şeyhin kaydı hayatı ile bitiyor. Evet. Böyle bir durumda dervişlerin o mukayyet halifeye bakışı ne olacak? Bunu genelde bizim dergamızda bu böyle teknik olarak, mukayyet olarak görünen, görünmeyen olarak hiç ayrılmamış. Çorumlacı Mustafa Efendi zamanında da böyle mukayyet noktasında birisi tayin edilmemiş, ondan önce de edilmemiş, ondan önce de edilmemiş. Bizde mukayyetlik yok. normalde kabbaşı geldi birine halifemsin dedi. Onda mukayyetlik yok. Bitti o mesele. Oradan haber gönderiyor. Gelsin, icazetini versem diyor.

Örneğin. Şimdi onda mukayyetlik yok. Ve hatta ben Azmiye’ye dedim ki İran halifesi. Mukayyetlik yok onda. Bunu böyle söylemek istemiyorum. O bu noktada kalmaz. Örneğin. o nefsine uymazsa yola çık. Ben mutluluk duyuyorum ondan. Zaten şey Kazım Efendi zaten şeyhlik yapıyor. Onda bir sıkıntı yok. Murtazan var. Murtazan da oranın halifesi. Vefat ettik, kaldık, gitti. O öyle halifelikle kalacak örneğin. o bu nokta. Ama Cenâb-ı Hak önünü açar. Bir şey diyemez. Mesela böyle bilhassa Avrupa’dan ondan sonra Arnavutluk’tan İtalya’dan böyle halifelik yapıp da veya şeyhlik yapıp da. Benden şeyhlik, halifelik isteyenler var mesela. Onlar bu törenlere bakıyorlar, ediyorlar. hazır bir şey zannediyorlar. yazıyorlar bunu. biz gelsek, ziyaret etsek seni bize halifelik verir misin?

O mukayyetliği de biliyorlar onlar. Ben de diyorum gelin kapımız herkese açık. Ama rüyamda bir şey görmezsem, halimde bir şey görmezsem hiçbir şey vermem diyorum. E bu böyle bunun bir de manevi sorumluluğu var işin içerisinde. Öyle olunca olmamış bir kimse olmuş gibi bir şey vermekte benim işim değil. Ben dergahı benim dergâh olarak görmüyorum. Allâh’ın dergahı. Ben de hizmetçisiyim burada başka bir şey değil. O yüzden o teknik durumu bizim dergâh adavında hiç kullanmamışlar. Yok yani. Mesela Şeyh Efendi de kullanmadı hiç. Şeyh Efendi icazetleri verdi yedi sahih ders vererekten icazet verdi. mukayyetlik yok orada. bütün nakibinin gamba icazetlerinde nakib icazetlerinde yedi sahih üzerinden verdi.


8. Bölüm

Ondan sonra hani mukayyetlik noktasında görülmedi hiç. bizim dergahın oluşumundan itibaren böyle bir şey de yok. Tabi benden öncesine Ahmet Özbağ daha iyi biliyordur. Geldim Ahmet Özbağ oralarda mı? Bir mikrofon götürün ona. Buralara gelip çok meşhur olmasın. Sonra havalara giriyor. O arka bölgenin şeyhliğini yapıyor şimdi o. Soracağım soru şu. Evet. Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri zamanında mukayyet bir halifesi yoktu. Ondan önce de mukayyet bir halife yok değil mi? Yok öyle bir laf hiç duymadım. Evet. Halife halifeydi. Tabi çavuşların, nakipleri, nakibin mukabalarını hepsini biliyorum. Evet. Öyle bir ifade hiç duymadım. Hiç duymadım. İlk defa duyuyorum ben bunu. Bu teknik bir terim Hacı abi.

Evet çok teknik. Onu fark ettim evet. Allâh razı olsun. Daha önceden de yok böyle bir şey. Yok önceden de değil mi? tabi Ali Aydar Efendi olsun Hacı Bekir Baba dahil olmak üzere o sinsireyi bildiğimiz için böyle bir şey yok. Mesela Hacı Bekir Baba mukayyet bir halife de tayin etmemiş. Yok öyle bir hiç böyle bir şey duymadık yani. bir şey gelince kadar bu sizin halifenizdir geçici olarak burada derslerinizi devam ettirsin böyle bir şey de söylememiş. Vefa vefat etmezden önce dediği şey şu sabredin bekleyin şeyhiniz gelecek diyor. Evet. Tabir bu değil mi Hacı abi? Tabi nakip ve nükabalar yanında bunu söylüyor. Hepsi duymuş bunu. Evet. Ahiska’dan Ali Efendi Ahiska’dan çıkıyor geliyor. Bir sabah çıkıp geliyor derken oturuyor. bu işler manevi dediğim gibi bu işler böyle peşin hükümlülükle, istemekle bakın tekrar söylüyorum bunu.

İstemekle, peşin hükümlülükle olacak, dönecek işler değil. Tabi. Böyle ben şeyh olayım, ben çavuş olayım, ben zakir olayım. Bundan dönecek bir şey değil bu. Veya bunları hep söylerim anlatırım ya. Ben olmasam bu olmaz. Bunlar böyle dönecek şeyler değildir. Sen olmasan da ben olmasan da neler olmuş Adem’den itibaren. Bak sen de yoksun, ben de yokum. Adem’den beri bu yol var mı? Var. Cenâb-ı Hak dünyayı boş bırakmamış. Adem’den sonra şiti göndermiş. Bak Adem’in öbür oğlan var. İki oğlanın birisi zaten ölüyor. Öbürkü de var. Ama bak değil şit geliyor. Bakın şit geliyor. Zaten öbürkü Allâh affetsin katil zaten de kendi kardeşini katlediyor. Ama Cenâb-ı Hak şiti veriyor. Çok kısa dönemleri şitten sonra Nuh geliyor.

Enteresan bir şey. arada böyle çok uzun zamanlar yok. Şitten sonra da Nuh geliyor. bunlar böyle bu manevi işler. Benim kısaca tecrübem şu bu manevi meseleler böyle bir insanın şeyh olayım şu ne olayım bu ne olayım olacak bir şey değil. Bu iş Allâh rızası için koşturacaksın, çalışacaksın. Cenâb-ı Hak ne verirse verir. Şeyh olmak için, çavuş olmak için, zakir olmak için, nakip olmak için, nükabı almak için koşturursan hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey olmaz. kendimi meth etmek için söylemiyorum örneklenmesi için söylüyorum. Zakirlik nedir bilmezdik milleti toparlayıp biz derse götürüyorduk. Minibüse bindirip. Şeyh efendi dedi ki oğlum sen bindirin, zakirisin. Bindirin, zakirisin dediğimde bindirdi.

Bir tek derviş ben vardım. Başka hiç kimse yoktu. Benden de ne kadar derviş olursa. Bir tane dersi kimse yoktu. Sonra şeyh efendi kendisi nakiplimi açıkladı benim. Ben hiç zakirliğimi kendisi açıkladı, nakipliğimi kendisi açıkladı, nakibini Allâh’ımı kendisi açıkladı. Ben hiç ağzımı açmadım. Sonra şeyhliğimi kendisi açıkladı. Ağzımı açmadım ben. Bakın ağzımı açmadım. Bu işler böyle enteresan bir şey. Bu insanın aklıyla yönetebileceği bir şey değil. Bakın aklıyla yönetebilecek bir şey değil. bunca insan, bunca şehirlerde, illerde, ilçelerde, köylerde, yurt dışında, yurt içinde rüyasında gören, halinde gören şöyle olan böyle olan bunlar akılla yürütülecek bir şey değil. Almanya’dan, Kanada’dan ta Amerika’ya kadar akılla yönetilecek bir şey mi?

Amerika’ya mı gitmiştim var benim? Kanada’ya mı gitmiştim var? İngiltere’ye mi gitmiştim var? Fransa’ya mı gitmiştim var? Yok. Bunlar akılla yönetecek şeyler değil. Akılla olacak bir iş de değil. Bu fiziki güçle kuvvetle olacak bir şey değil. Fiziki akılla olacak bir şey değil bunlar. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Cenab-ı Hakk’ın âyet-i kerimisi tecelli ediyor. Allâh dilediğine hikmeti verir. Ona hikmeti verdiyse de Cenâb-ı Hak onu lütfetmiştir, ikram etmiştir, ihsan etmiştir. Bu kadar basit bu iş. Allâh cümlemizi bizim, Cenâb-ı Hak cümlemizi bu yola layık eylesin. Bu yola hizmetçi eylesin. Nefsimize uydurmasın. Şeytana uydurmasın. Heva hevesimize uydurmasın. Bize makamlı sevdasına kandırmasın.

Mevki sevdasına kandırmasın. Rabbim bizleri kendine kul eylesin. Habibine ümmet eylesin. Bu yolda bizleri derviş eylesin. Hizmetçi eylesin. Ecmayim. Üç ihlas, bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendimiz’in ruhlarına Cihari Yâri Güzîn Efendilerimiz Ebu Bekir Sıdık, Ömerül Faruk, Osman-ı Zin Nureyn, Ali al-Murtaza Radıyallahu an hazretlerinin ruhlarına Aşere-i Mübeşşer’in evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin 72 Şehid-i Kerbelan’ın, bütün Şehedan’ın, tüm ashabı Resûlullâh hazretlerinin ruhlarına İmam-ı Azam, Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli ve bütün Peygamberlerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediye eldik, vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi Haberdar eyle Ya Rabbi Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife Âmîn Fatiha Fatiha


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Şeyh, Halife, İcâzet, Hamd, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı