Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

659. Dergah Sohbeti — Eşyanın Hakikati, Tevekkül ve Ehli Tasavvufun Konumu

Mustafa Özbaş Efendi, Hz. Peygamber'in "eşyanın hakikatini göster" duasının sufi perspektiften açıklamasını, tevekkülün çalışmadan olmayacağını, ehli tasavvufun neden zan altında bırakıldığını, dergâhın yaşadığı sıkıntıları ve mücadelenin önemini anlatıyor.


1. Bölüm

Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihadeden kullarından eylesin. Rabbim nerede ümmeti Muhammed’e zulmeden, ümmeti Muhammed’in kanını, canını orta yere döken, ümmeti Muhammed’i zor duruma düşüren, adaletsiz, hukuksuz, haksız davranışlarda kim bulunuyorsa hepsinde intikamını alsın. İsrail’i kahreperişan eylesin. Destekçilerini kahreperişan eylesin. Doğu Türkistan’a yardım etsin. Onların özgürlüklerini nasip eylesin. Âmin. Bütün ümmeti Muhammed’i bir ve beraber eylesin.

Âmin. Bir ve beraber ehliyip kâfirlere karşı gâlib eylesin. Âmin. Ecme. Kişi dersini çekerken ya da zikrullah esnasında içine düşen korku durumunda nereden yardım istemeli? Kur’ân ve sünnet olarak ölçü nedir? Yardım eden Allâh’tır. اِيَّا كَنَ عَبْدُ وَاِيَّا كَنَ اَسْتَٰٓائِينَ Ancak O’na ibadet eder, ancak O’ndan yardım dileriz. Hazret-i Nuh’un gemisinin gökkuşağında korunduğunu söylemiştiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız? Miras’ta Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem sağ ayak baş parmağına, sol ayak baş parmağının üzerine koymasının sebebini uzun bir mevzu deyip gece sohbetinde başlamamıştınız. Bu konuyu anlatabilir misiniz? Uzun, onların hepsi de. Zikri, üstadı, dergahı ve kardeşleri seven yıllardır düzenli bir şekilde dersi gelen biri ders almak istiyorsa, rüya üzerine ders alması şart mıdır?

Hayır. Rüya görmeden ders alınır mı? Evet. Erkeğin parası olduğunda ümreye ilk annesini mi, eşini mi götürmesi gerekir? Allâh’ı huşnat edeceğim diyorsa annesini götürecek, şu hatunu huşnat edeyim de evin huzuru bozulmasın diyorsa önce hatunu götürecek. Allâh iyisi inşâAllah. Hadi bir soru sorun da kafamız yerine gelsin. Söyle Salim. Peygamber aleyhisselatü vesselam hazretleri bir hadîs-i şerifte diyor ki, Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster. Biz sûfîler olarak bu hadîs-i şerifi nasıl algılamalıyız? bu da normalde on altı ciltlik bir sohbet. Biz kafayı toplayalım derken kafayı kıracağız şimdi burada. Eşyanın hakikati varlıkla alakalı, varlığın hakikati. Mesela ona çok kısa örnek verirsek, Cibril hadisinde sahabelerin hepsi de dhıyye olarak gördü soruyu soranı.

Ama o soruyu sordu gitti. Ondan sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, Bu gelen kimdi tanıdınız mı? Dediler ki dhıyyeydi dedi ki hayır, o Cebrail kardeşimdi. Size dininizi öğretmeye geldi dedi. Böyle olunca o normalde demek ki dhıyye gibi görünen hakikati Cibril aleyhisselammış. Eşyanın hakikati denildiğinde varlığın hakikati, bir görüneni var. O görünen bizim aklımıza hitap ediyor. Bir de onun kalbî hakikati var. Ayrıca onun sırrî hakikati var. Bir de onun ruhî hakikati var. Veya hatta ilmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn hakikatleri ayrı onların. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bana eşyanın hakikatini öğret deyince, Hakkel yakîn olan hakikati söylüyor. biz bunu varlık olarak, masa olarak görüyoruz.


2. Bölüm

Ama bunun hakikati ne? Hakikati, onun Kur’ân-ı Deyimi ile bakarsak, yerinde, göğünde nur-u Allâh’tır. O zaman yerinde, göğünde nur-u Allâh’tır deyince bütün varlık âlemi, varlık âlemi, aslında Âyet-i Kerîm’e bunu açıklıyor, varlık âlemi nurdan ibarettir. Ama tabi bu nurun da tecelliyatının derecesi var. Nurun tecelliyatının derecesi var. Varlığa tecelli ederken, o normalde, o yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hakikatini göster diyor. Bu dördüncü makamın hâlidir. Yavaş yavaş o kimse dördüncü makamda o hakikatleri görmeye başlar. Beşte, altıda iyice görür. Yedide o hakikati görmek kemâlâ eder. O yüzden birisi cennetlik ameli işlerken cehennemlik olduğunu görür. Cehennemlik ameli işleyenin sonunda cennetlik olacağını görür.

Hakikati onun nedir? Cennetliktir. Öbürkünün hakikati nedir? Cehennemliktir. Ama normalde o hakikati bilmeyen, görmeyen bir kimse bunu anlamaz. O yüzden Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bana eşyanın hakikatini göster diyor. Cennetin hakikati, cehennemin hakikati. Aslında bunu hadîs-i şerîflerde kendisi de bazı şeylerin hakikatini gösteriyor. Mesela diyor ki bir avuç toprak alıyor, savuruyor. Cehennem sonunda bu olur diyor. O hakikati görüyor çünkü. Oysa başka hadîs-i şerîflerde cehennem bütün vahşetiyle insanları cezalandırmak için beklerken, o diyor ki bir avuç toprak savuruyor, diyor ki cehennem sonunda böyle olur diyor. Sonra bir çamur karıştırıyor, diyor ki cehennem sonunda buna benzer, çamur oluyor.

Şimdi böyle olunca onun hakikati bu. Gerçek mânâda çamur veyahut da çöl tozu gibi. Ama öbür günler sıraladığımızda biz onu cehenneme ilk etapta ne görüyoruz? Cezalandırıcı var. Gerçekten de cezalandırıcı mı? Cezalandırıcı. Ama sonuç olarak o da toprak oluyor. Şimdi o yüzden eşyanın hakikatini göster dediğimizde bütün her şeyin hakikati bu da o kimsenin görüşüne göre, bakışına göre, mânevî konumuna göre değişir. Efendim, bir hadîs-i şerifte Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem hazretleri, siz Allâh’a gerektiği gibi tevekkül etseydiniz, sabahları kursakları aç bir şekilde giden kuşlar gibi, geri döndüklerinde kursakları dolu bir şekilde Allâh sizi rızıklandırırdı. Diyor, bu hadîs-i şerifteki gerektiği gibi tevekkül etmek, bu tevekkül ne demek?

Allâh’a teslim olmak. Bu, o kimsenin normalde sebepler dairesini terk etmesi değil. Ama bütün o sebepleri işlerken her hâlinde Allâh’a teslim et, ona güven, ona itaat içerisinde olması. o kimsenin Allâh’la olan bağını asla koparmaması. Bak, asla koparmaması. Allâh’la olan bağını koparıyorsa o kimse, o zaman teslimiyeti de kaybediyor. Veyahut da, az önce diyor ya, korku geldiğinde ne yapalım? Şimdi bunun bir kısmı, ehl-i sûfî buna şöyle cevap verir. Sen korku geldiğinde şeyhinden himmet iste. Şimdi bu soruyu soran bunu duymuştur etraftan. sana korku geldiğinde şeyhinden himmet iste. Şimdi o kimse, oysa âyet-i kerîmede Fâtiha şerifte, Fâtiha’da ne diyoruz? Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz.


3. Bölüm

Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dua ederken korkaklığın şerrinden, şeytanın şerrinden, kabrin fitnesinden, dünyanın fitnesinden açlığın ve tokluğun fitnesinden değişik dualarda sana sığınırım diyor. Böyle olunca o zaman korkaklığın fitnesinden de kime sığınacakmış o kimse? Allâh’a sığınacak. Zikrullah yaparken o kimsenin gönlüne düşen korku şeytanın vesvesesi. Şeytan onun kalbine vesvese diyor, zikrullah’ta kendini. Korku veriyor ona. O da bir imtihan. o vesvesenin üzerinde zikrullahı bırakacak mı, bırakmayacak mı? Aslında o esnada bırakmamış olsa, yürüse onun normalde belki de perdesi değişecek. Ama şeytan o esnada ona vesvese veriyor. O esnada vesvese vererekten onu o perdeye geçirmiyor, o makama geçirmiyor.

Veya gece namaz kılıyor o kimse. Gece namaz kılarken, secdedeyken korku geliyor. Veya hatta kıyamda korku geliyor. Veya hatta oturuşta korku geliyor. Veya sonra selam veriyor, birini görüyormuş gibi hissediyor. Korku veriyor. Bu şeytanın vesvesesi. O esnada o kimse normalde o şeytanın vesvesesine bakmadan yürürse, eğer yürürse o zaman perdesi değişecek, makamı değişecek, hali değişecek. Ama onu yürümüyor o esnada. Korku hakim kılıyor onu. Korku hakim olunca kalıyor. Şimdi desen ki ona bu cevabı neden önceden vermedin, vermedim. o da neden o perdede kalacaksa kalacak. Onun için demek ki o korku onun önüne engel olacak. O korkuyu aşması aşamayacak. O da yürüyemeyecek, orada kalacak. Bu da ayrı bir tecelliyat.

Çünkü o şeytana müsaade edendir o. Onu imtihan eden de o. O yüzden orada normalde o kimse kendince bunu kendi dairesinde aşacak inşâAllah. Bu örnek verdiğiniz mücadeleye devam edecek zikre devam edecek. Bu gerektiği gibi tevekkül bu mu oluyor? Evet. Durmamak mı oluyor? O normalde bir kimsenin bir şeyi normalde benimki tevekkül böyle davranmam. Ben diyorum ki Cenâb-ı Hak onu isteseydi o hâli atlatırdı. o kimse ama tevekkül bu manada her şeyini Allâh’a teslim etmek. Her şeyini Allâh’la yürümek. Her şeyinde. sonuçta sen dünyaları yıkacaksın. Allâh isterse olacak. Allâh müsaade etmedikçe bir şey olmaz. Ona yaslanacak o kimse. Ona dayanacak. o izin verirse o. Bize düşen gayret etmektir, çalışmaktır, mücadele etmektir.

Bize düşen bu sonuç Allâh’a ait. Bizde şöyle bir kolaycılık var. Çalıştım olmadı. Ben dedim hayır çalışmadın o yüzden olmalı. Gayret ettim olmadı. Hayır gayret etmedin. Sen gereği gibi gayret etmiş olsaydı Allâh onun karşılığını verir. Kimin gayretine cevapsız bırakmış? Kimin tövbesine cevapsız bırakmış? Kimin zikrini cevapsız bırakmış? Kim ya Rabbi demiş de buyur kulum dememiş? Kim çalışmış da karşılığını almamış? Bu o zaman Allâh’ın üzerinde suizam besliyor o kimse. Ben gayret ettim olmadı. Allâh vermedi. Suizam besliyor. Sen gayret edersen Allâh verir. Ben bazen eskiyi söyleyeyim, örnekliyim de millet üzerine fazla alınmasın, gömmesin kendini. Ama gömerse de gömsün. Önemli değil burada. sen kapı kapı dolaştın da derviş mi olmadı?


4. Bölüm

Bizim burada olmuyor Mustafa Efendi değil. Burası Bayındır gibi değil. Bir gün dayanamadım ben. Bayındır’daki içki tüketimi dedim Türkiye’nin birincisi. Nüfus oranına göre. Nasıl? Bak sen bana. Bayındır da benim genişliğimde içki tüketimi nüfus oranına göre Türkiye birincisiydi. Gazetelere çıktı. Nüfus oranına göre en fazla içki tüketilen yer diye. Hatta kafa yapıyordu bütün herkes. Tekirdağ neymiş ya? Tekirdağlılar gelsin burada öğrensinler nasıl içiliyormuş. Birader koliyi hazırladık. Koli. Buradaki eskiler belki de bunu bilirler. Bir traktör kasası. Rakık. Aklınıza hayalinize geliyor mu? Adam bir düğün yapıyor. Traktör kasası. Bir traktör kasası. Tepeleme. Rakık olileri. İçiyorlar üç gün.

Uykusu geleni götürüyorlar oraya. Yazmışlar halıları, yatakları, yorganları. Uykusu geleni götürüyorlar yatırıyorlar. Gıygıdı gıygıdı devam ediyor. Üç gün. Çalgıcılar yoruluyor yerine başkası duruyor. Ama şey bu. Laf bu. Burası Bayındır gibi değil. Ben ödemişe görüştüm. Burası ödemiş gibi değil. Ben Bursa’ya görüştüm. Burası Bursa. Ben Bursa’ya görüştüm. Burası Bursa gibi değil. Ne alakası var? Koş. Sen kapı kapı gittin de senin kapına gelen mi olmadı? Bizim tevekkül anlayışımız çalışmadan olacak. Bizim tevekkül anlayışımız gayret etmeyecek. Koşturmayacak. Mücadele etmeyecek. Sorsam şimdi buradaki ben esnaflara kaçta dükkan açıyorsunuz? Desem herkes diyecek ki dokuz açıyoruz, dokuz buçuk, sekiz açıyoruz, sekiz buçuk.

Hele söyleyecek. En arkanı açacaksın, dokuz açıyoruz diyecek. Kaçta açıyorsunuz Hüseyin? Dokuz. Adından kaçta açıyorsunuz? Dokuz. Ben hatırlamıyorum dokuzda acarın dükkanını çalışırken ben dokuzda dükkan açıldığını. Ben gözümü açamıyordum, ben bakıyordum kaçta açtılar diye. Ben namazı kılıyordum, giriyordum içeri, kapatıyordum kepenkleri, başlıyordum rafları fotoğraflamaya. Ben yeri sattım diye en fazla acarın eylemanları sevindi. Kurtuldular benden. Benim parakende dükkanım olsa, Vallada, Billada, Tilla’da, dokuzda ben o dükkanı açmaya utanırım. Kendi nefsim için söyleyeyim. Ben utanırım. Ben dokuzda dükkana gidemem. Açamam ben dokuzda dükkanı. Benim hiçbir işim yok, ben büroyum. Ben sabah namazını kılıyorum, büroya açıyorum ben.

Açıyorum kapıyı, komple kepengi. Diyorum içeri sabah şeyi, o berekete girsin diyorum. Sabahleyin çünkü melekler bereket dağıtır. Allâh onlara ömreder. Der ki git sabah namazından sonra kim dükkana çıksa oraya dua edin, oraya bereket verin. Ben açıyorum sabah namazından sonra. Bir Allâh’ın kulu diyorum, bir dervişin birisi gelir de sabahleyin diyorum. Bu adam dükkanı açıktır. Bir soru sorar mı? Hiç kimse gelmiyor. Bir zikrullah paylaşıyorum. On kişi cevap yazıyor. Uyuyor herkes. Bu adam dükkanı açıyor. Bu adam dükkanı açıyor. Bu adam dükkanı açıyor. Bu adam dükkanı açıyor. Ne olsa her vakti zikrullah kimde? Uykuda herkes. İyi uyumaları da güzel. Haram işlemiyorlar ya. Haram işlemiyorlar. O yüzden bizim tevekkül anlayışımız şu.


5. Bölüm

Biz çalışmadan bize gelsin. Cep telefonundan oynayalım, biz para kazanalım. Tabii. Elimizde cep telefonu. Çalışan bir kimsenin değil ki çalışan bir elemanı. Cep telefonu açmak yasaktayız. İşi bırakıyorlar şimdi. Kimse çalışmak istemiyor. Tutturmuşlar bir Z şeyi. Ne o? Ne diyorlar? Z kuşağı. Ulan ne Z kuşağı ya? 16 yaşından beri ev bakıyoruz biz. Çalışmadığımız iş kalmadı. Biz gittik, pamuk da topladık. Pamuk çapasına da gittik, pamuk sulamağa da gittik. Zeytin toplamaya gittik, zeytin siltmeye gittik. Çalıştık. Kahvede garsonluk yaptık, meyhanede garsonluk yaptık. Çalıştık. Ayakkabıcı da çalıştık. Ayakkabıda kalp alık yaptık, orada çıraklık yaptık. Ayakkabı satışında. Bizdeki tevekkül şu. Oturacak bu arkadaş.

Ona gelecek. Yok öyle bir şey. Öyle bir hayat da yok. Tevekkülle öyle anlıyor. Yok kardeş. Sabahleyin erkenden kalkacaksın, işine bakacaksın. Sabah namazından sonra yatan adamdan hayır gelmez. Adam dediğin sabah namazında kalkar, sabah namazından sonra bir daha yatmaz. Sabah namazından sonra gider, sabah namazında kalkar, kahvaltısını yapar, ne yapacaksa yapar. Hanımını da kaldırır. Kalk der, kalk. Hayırlı adam odur sabah namazında hanımını da kaldıracak. Kaldırır. Adamın adam odur sabah namazında hanımını da kaldıracak. Çalışacak adam sabah namazından sonra hareket halinde olacak. Sabah namazında adam yatıyor, kadın yatıyor, çocuklar yatıyor, hâne, komple yatıyor. Adam sabah namazından sonra burada kahvaltı yapan hiç kimse yoktur evinde.

Sonra iş yerine gidiyorlar. İçerisinde iki tane poğaça poşeti sallaya sallaya iş yerine gidiyor. İki tane poğaça elinde veyahut da simit. Her gün bir de değiştiriyor bir poğaça, bir simit, bir açma. Ne var bazı şey Bursa’da? Bir tahinli. Tabi bir bakıyorsun, Abdal’ın önünde kuyruk var. Kuyrukta kadın yok, sırf adam. İşe no, kapalı çarşıya. Yürüyecek olan Abdal’ın önünde kuyruk, oradan simit alacak, poğaça alacak, bir şey alacak, gidecek, iş yerine açacak. Eee, hanım nerede? Hanım uyuyor. Hanım da yorganın altından böyle bir parmağını çıkaracak, elini çıkarırsa üşütür. Parmağında güle güle diyecek ona, o da gidecek. Hayat böyle. Fırınların önü, simitçilerin önü, ne bileyim, poğaçacıların önü sabahleyin doluysa.

Adamların adamlıkları kalmamış, kadınların da kadınlıkları kalmamış. وَلَدَّ عَلِ النَّامِينَ Mevzu başka o aradan başka yere geçti. Bir ara o arkadaş içimizde şimdi, onun hanımı böyle şikayet ediyordu. Bu arkadaşa dedim ki, bunu sabahleyin dedim, götür bir tane dedim, besaş ekmeğin önünde kışın, beklet dedim, değil mi? Ona dedim ki git, burada şimdi o arkadaş da. Bunu dedim sabah namazında götür, besaş ekmeğin kuyruğunda beklet dedim. Orada arabanın içerisinde görsün bir dedim. İki gün, üç gün götür dedim. Sabahın o soğuğunda, insanlar yokluktan besaş kuyruğunda bir kuruş ucuz ekmek alacağım diye. Şimdi hem yatıyor o sıcacık yatakta, hem parmağınla böyle güle güle diyor adama, hem bir de şikayetçi nankör kadın.


6. Bölüm

Sabahleyin erkenden işe giden kocasına aç gönderen kadın, kocasını işe aç gönderen kadın, sonra kocasına sıcak poğaça yapan bir kadın olunca, kocasına bir sıcak börek yapan olunca telefon atıyor. Mustafa Hoca ile görüşüyorum, estağfirullâh ben hoca değilim buyurun, eşim beni aldatıyor. Ben soruyorum, gördün mü zina ettiğini diyorum ben, hayır diyor, dört tane şahit var mı diyorum adamın zina ettiğine dair, hayır iftira ettin diyorum kocana. Hele birisini hiç unutmuyorum, ben soracağım sen cevap ver dedim, evet dedi, Allâh’ını dinle imanına söyle dedim, adam kaçta gidiyor işe dedim, ben yedi buçukta dedi, sen kaçta kalkıyorsun dedim, on on bir gibi dedi. Adama kahvaltı yaptırıyor musun dedim ben, hayır dedi, erken gidiyor çünkü dedi, adamın suçu erken gitmek.

Gitmesin erken ya, tabii otursun ya kahvaltı yapacak adam, kim gidiyorsa işe gitsin. E dedim veki akşama geliyor dedim, akşam geldiği zaman dedim ben, akşam geldiği zaman, yemeğin hazır mutfakta, masan hazır, her şeyin hazır, sen dedim kokulanmışsın, süslenmişsin, giyinmişsin, öyle mi karşılıyorsun adamı dedim ben, hayır dedi. Dedim, mutfakta dedim, yemek kaynıyor, kızartma oluyor, bilmem ne oluyor, senin de üzerinde dedim ben, senin de üzerinde çamaşır suyu dökülmüş eşofmanlar var değil mi dedim ben, ne var bunda dedi, evet dedi, tabii. Ben dedim, vallahi de billahi de aldatmasın o kadını, adamın hakkı dedim ya. Adam para kazanacak, normalde evin bütün iâşesini sağlayacak, yiyeceğini, giyeceğini, içeceğini alacak, elektriğinin, suyunu, doğal gazını ödeyecek, bütün parasını, pulunu, her şeyini karşılayacak, sen adamı sabahleyin uğurlamayacaksın, kahvaltı da hazırlamayacaksın.

Ondan sonra normalde adam akşama gelecek, sen akşama geldiğinde çamaşır sulu, ondan sonra paçoz bir eşofmanla adamı karşılayacaksın. Orada yemek kaynıyor daha, yok şu olacaktı, yok bu olacaktı, kaçta yiyorsunuz yemeğe, dokuz buçuk onda mı yiyorsunuz dedim ben, anca hazırlanıyor dedi. Allâh bizi affetsin. Tevekkülü yanlış anlıyoruz. Biz yapmamız gerekeni yapacağız, sonuç Allâh’a ait, biz yapmamız gerekeni yapmıyoruz. Biz işin matematiği nedir ona bakmıyoruz. Ondan sonra kendimizce tevekkül ehliyiz ama. Değil, tevekkül o değil, benim anladığım o değil herhalde. Allâh bizi affetsin. Efendim peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellemin zamanından günümüze kadar tasavvuf ve tarikatlar neden hep zan altında kalmıştır?

Neden? Zan altında kalmıştır. Yok zan altında kalmıyorlar. Bu son 200 yıldır öyle. zan altında kalınacak bir şey yok ama bu son 200 yıldır Batı’nın ve içerideki Batı uşaklarının kendilerince Batı’nın emriyle uyguladıkları bir strateji bu. Yoksa zaman zaman belirli zamanlarda bu tip yanlış anlaşılmalar olmuş ama zan altında kalmamışlar yani. dört mezheb imamının dördü de hatta normalde desek ki dörtten fazla normalde bazılarını göre 16 bazılarını göre 30’un üzerinde mezheb var ama hadi diyelim ki ayakta kalan dört mezheb imamının dördünün de bu konuda aleyhine bir fetvası yok. din, Kur’ân, Sünnet imamların iştahadı ise o zaman normalde Kur’ân’da belli, Sünnet’te belli, imamların iştahadında belli.


7. Bölüm

Ehli Tasavvuf’un bir kısım böyle uçuk söz söyleyenler ve hatta çizgi dışı söz söyleyenlerin üzerinden böyle şeyler yürütmüşler. Bu son 200-250 yıldır İngiliz stratejisi ve siyasetidir bu İngiliz oyunudur çünkü normalde İslam’ın kalbi hükmünde olan ehli tasavvufu, İslam’ın aklı hükmünde olan fıkıh alemleri mezhebi ikisini çökertmiştir İngiliz soytarıları. Bakın İslam’ın kalbi vardır, ehli tasavvuftur, sufilerdir, İslam’ın aklı vardır, imamlardır mezheb sahipleridir. Ama ne yazık ki herkesin içerisine koydukları İngiliz ajanları, sonra da siyahi ajanları, masot ajanları bu İslam’ın hem aklını bozdular hem de kalbini bozdular. Bunda da başarıya ulaştılar. Ben bangır bangır bağırıyordum yıllardan beri bu Mossad’ın kurduğu tarikatlar var, CIA’nın kurduğu, desteklediği tarikatlar var, İngiliz M16’ının desteklediği kurduğu tarikatlar var diye insanlar böyle ben böyle kendimce uyduruyor olmuşum gibi geldi insanlara.

Tekrar söylüyorum. Bakın Türkiye’de öyle bir tehlikeli yapılanma var ki CIA’nın Mossad’ın desteklediği sünnîmiş gibi duran tarikatlar var. Bunları normalde Mossad, CIA, bunları M16 destekliyor. Bunların hepsini bir çatı altında destekliyor. Bu tarikatların, bu tarikatların terörle ilgili olanları var. Suriye’de ve Irak’ta silahlandırılıyor bunlar. Bunların içeride odakları var. Bildiğiniz onlar da tarikat. CIA’nin desteklediği, Mossad’ın desteklediği, bilhassa Mossad’ın Bilare çok özel ekiplerle, ekiplerle donattığı Türkiye’de Masonik tarikatlar var. Bunları kimse görmüyor. Bunların adı Türk. Adı Türk bunların. Bunlar özel ülkede yetiştiriliyor, özel okullarda yetiştiriliyor. Bunlar götürülüyor İsrail’e, İsrail’in Mossad’ın özel servislerinde yetiştiriliyor.

Tekrar Türkiye’ye getiriliyor. Bunlar genel müdür oluyor, bakan oluyor bunlar. Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bunlar bakan oluyor. Bunlar genel müdür oluyor. Bunlar yüksek bürokrat oluyor. Seninle beraber namaz kılıyor bunlar. Şimdi belki de gelse birisi buraya, bizle beraber zikrullah yapar. Bunlar Kur’ân-ı Kerîm’i de okuyorlar. Aldanıyor bu millet. CIA’nin desteklediği cemaatler var, tarikatlar var. CIA’ya destekliyor. CIA’ya destekliyor. Parasını, pulunu CIA’ya veriyor. Evet. Bunlar o yüzden büyüyorlar. Bunlar geliyorlar filanca yayın evine gidin, sizin kitabınızı bastıracaklar, bastırıyorlar. Filanca gidin şunu yapacakları yapıyorlar. Bunların burunları kısık zaten. Tutmuşlar bunları.

O yüzden hepsi de var. Bizden aldılar, kime verdiler? Merkezi Londra’da olan Uluslar Arası Mevlânâ, bilmem ne vakfına verdiler. Merkezi nerede? Londra’da. Bitti. Kime verdiler? Şarkıcıya verdiler. Kim vakfın adı ne? Türk musikisi, bilmem ne, bilmem nesi. Bunu ben konuşunca tabi bana da kızıyor herkes. Diyorlar nasıl böyle söyler, hadi ona bir şey bulalım arkasından bir şeyler yapalım onu. Araştırıyorlar, karıştırıyorlar. Oradan bir şey buluyorlar, hadi veriyorlar mahkemeye. Olmadı birisi, İstanbul’dan birisi şikayet ediyor, filan pişman. Neden yapıyorlar onu? Evet tekrar söylüyorum. Bu ülkede, bu ülkede, bu topraklarda CIA’nin, Mossad’ın, M-16’ının kurduğu, işlettiği, yürüttüğü, desteklediği tarikatlar var.


8. Bölüm

Diyeceksiniz ki devlet ne yapıyor? Devletin içinde de bunların odakları var, elemanları var. Bunların mitin içinde de adamları var. Askeriyenin içinde de adamları var. Bütün bakanlıklarda bunların adamları var. Adliyenin içinde de, hukuk sistemin içinde de var bunların elemanları, adamları her yerde var. Şimdi tarikatlar deyince zannediyor, herkes şunu zannediyor. bir tek bu Kadir’i, Rufa’yı, Bedevidûs’u, Kişâzeli bunlar var. Değil kardeşim Alevi tarikatları var, dinsiz her biri. Dinsiz olan Alevi tarikatları var. Hadi gidin araştırın hadi. Bu memleketin unsuru, bu memleketin unsuru iyi. Tarikatı kapatacaksan onlar da kapat hadi. Onlar ne kapatılmadı? Tekke ve zaviyeleri kapattın, kapattın. İyi hadi o normalde Alevi zaviyeleri neden kapatmadı?

İyi tekke ve zaviyeleri kapattın, kapattın. Mason tarikatları neden kapatmadı? Çünkü Cumhuriyet döneminde normalde üç aşağı beş yukarı Mason olmayan başbakan veya hatta Mason olmayan bakan yoktur. Bakın Mason olmayanı bulmak zor. Osmanlı’da koca Şeyhülislam Mason. Osmanlı’da koca Şeyhülislam Mason. İslam dünyasının alkışladığı ayakta tuttu. Hatta onun görüş ve düşüncelerini böyle kamikaza gibi savunan kim? Afghani var. Mason. Abduh var Mason. Bildiğiniz Mason. Abduh’un Afghani’nin görüşlerini benimseyen siyasi partiler var. Milli görüş var, adı milli görüş. Bunu şimdi böyle söyleyince de kızıyorlar bana. Afghani’yi kim tanırdı? Siz tanıttınız. Abduh’u kim tanırdı? Siz tanıttınız. Gelin. E şimdi milli görüşünün içinden çıkan, Refah Partisi’nin içinden çıkan, AK Parti’nin içinde yok mu sanki?

Afghanici var. AK Parti’nin içinde hadîs inkarcıları var. AK Parti’nin içerisinde mezhep inkarcıları var. Oldu molası var. Var. CHP zaten son dönem gitti. Alevi Partisi oldu. Var. E ne olacak şey Süleymancılar Meydan’da, Nurcular Meydan’da. Birisi diyebiliyor mu cesaretle, bizim hiçbir siyasi klimiz yok, bizim hiçbir siyasi partiyle bir bağımız yok, biz Kur’ân ve Sünnet vatan millet noktasındayız diyenini duydunuz mu? Diyemezler. Sebeb, hepsinin de yularları, hepsinin de ensesinden tutmuş birileri. Yarın AK Parti gider, B Parti gelir, hepsi de B Partinin arkasında dizilir. Neden dizilir biliyor musunuz? Ağababaları der ki bu partiyi destekleyeceksiniz. Ağababaları der ki bu partiyi destekleyeceksiniz, hepsi gider tıpış tıpış o partiyi destekler.

Ağababaları der ki böyle İslami cemaattir değil mi orası? Ağababaları der ki bu seçimlerde CHP’ye oy veriyorsun, herkes CHP oy verir. Ağababaları der ki AK Parti’ye vereceğiz, hepsi de AK Parti’ye verir. Verir. Şimdi o cemaatlere, o tarikatlara müntesip olanlar hop oturup kalkıyorlar ben böyle söyleyince. Ne oturup kalkıyorsun kardeşim? Sana CHP oy ver dediler de vermedin mi? Vermedinse dahi çıkıp orada bağıraydın. Hop kardeş ya biz 40 yıldan beri neyin mücadelesini veriyoruz? Şimdi gidip CHP’ye mi oy vereceğiz? Deseydin. Diyemezsiniz. Diyemezsiniz, diyemezler. Neden? Kökleri dışarıda. Kökü içeride olan da böyle bizim Kur’ân Sünnet dairesinde durursa, durursa onu daha rahat vermezler. Bu işin en garip kısmı da efendim şimdi siz deyince fark ettim. 15 Temmuz’da bizden başka kısıklı meydana gelen yoktu. ben orada görevliydim, düşündüm az önce siz derken hiçbir grup, hiçbir tarikat kısıklığa, o meydana bizden başka gelen kimse olmadı.


9. Bölüm

Yularını kim tutuyorsa göndermediler şimdi siz onu deyince. Bir kimse Kur’ân Sünnet vatan millet diyorsa onun bu ülkede Allâh’tan başka yardımcısı yoktur. Bu ülkede Allâh’tan başka yardımcısı ve desteği olan yoktur. O yüzden parti imiş, purti imiş, cemaatmiş, tarikatmış. At bir tarafa gitsin hepsinden. At bir tarafa gitsin hepsinden. Umurumda değil. bu böyle fitursuzluk gibi oluyor, umurumda değil. sonuç itibarıyla ben kendi özümü biliyorum. Ben kendi bağlı bulunduğum dergahımın özünü de biliyorum. Ben kendi özümü de biliyorum. O yüzden umurumda değil. Kimden nemalanırsan onun kılıcını sallarsın. O yüzden millet tabi cemaat bir topluluk onu bilmez. O devasa binalar nereden oluyor? Benim kafam basmıyor buna.

O şatafat, o lüks nereden oluyor buna kafam basmıyor benim. Biz şuraya başımızı soktuk Allâh’a hamdettekin. Senede birkaç sefer patlıyor, çatlıyor. Her taraf rutubet. Biz şuraya kafamızı soktuk. böyle konuşmak istemiyorum. Ahmet Hacer’den Allâh razı olsun. gerçekten adam fiisebillillah verdi, alın kullanın dedi. Kullanıyoruz burayı. Sormuyor bile. Diyorum tapusunu al benim üzerimde kalmasın. Ne oldu baba rahatsız mı oldun diyor. Bir oğlum rahatsızlık yok diyor. Ölüm var kalın var diyor. Başlar babaya diyor. İyi başlar yalnızlar. Şimdi Allâh’a hamd ediyoruz. Diyoruz ki bir yer oldu. Cenab-ı Hakk’a muhtesem. Çık diyen yok. 2500 lira kira öderken 7500 liraya isteyen yok. 7500 lira isteyen yok. Sonra 7500 lira isteyip bir daha sonra geriye torun istan edip bir de kaç yıldır böyle ödediniz şu kadar ödemeniz lazım.

Şu kadar borcum var diyen yok. Şimdi bu yaşananları kimse bilmiyor. bunları yaşarken biz Allâh razı olsun Allâh için yol devam etsin. Zikrullah devam etsin diye mücadele veriyoruz. Yok çıkın haydi eşya toplanıyor çıkıyor. Haydi yok girin. Ben öyle deme dedim yanlış anladık. Tiyansın haydi bir daha toplanılıyor. Kolay değil bizim işlerimiz. Hiç unutamadığım şeylerden birisi bizim Adnan’ın babası. Kulakları çinlesin. Allâh şifa versin inşâAllah. Benim Bursa’ya geldiğimde ilk beni fethedenlerden birisidir. Biz böyle yine bir Bodrum’da ders yapıyoruz. İlk defa geldiler böyle baktı ortalığa. Dedi ki bir tane daire var paylaşmadık dedi. Geçin orada ders yapın dedi. Orayı verdim size dedi. Hiç unutmuyorum bunu ben.

Biz sevindik bir sevindik gittik daireye. Cennet bahçesi geldi bize. Haydi zikrullah’a başladık orada. Kira istemiyor, para istemiyor, pul istemiyor. Ders yapıyoruz orada. Nereye kadar? Mal paylaşıncaya kadar. Malları bir paylaşıma girdiler. Ulan ertesi gün duyduk ki dergahın bütün eşyalarını sokakta. Bunları yaşadık biz. Dediler ki dergahın eşyalarını sokakta. Ne? Sokakta. Ne oldu? Ondan sonra orası filanca kardeşe düştü. Kardeşe düştü. Dergahın eşyalarını sokağa attılar. Biz dergahın eşyalarını sokaktan topladık. Kaldık. Hiçbir şey demedik. Ağzımızı açmadık. Tabi bunu biliyorum ya ben. Bir de o paylaşım esnasında haksızlığa dedim ki burada haksızlık var. Adnan’a söyledim. Adnan burada sizi ütüyorlar dedim.

Haksızlık var. Dedim git babana konuş. Haksızlık var burada dedim. Tabi bu böyle konuşulunca bana düşman oldular. Ya haksızlığa haksızlık diyeceğim. Biz bunları yaşıyoruz. Şikayetimiz yok. Cenâb-ı Hak hamdolsun. Hiç şikayetim yok. Lütfediyor. Bakın geçen hafta Çanakkale’ye gittim. Cenâb-ı Hak öyle bir yer nasip etmiş. Sıkıntılar yaşandı Çanakkale’de. Yaşanmadı değil. Ama sabır, mücadele, gayret, tevekkül. Anlatabildim mi? O sabır, o gayret, o mücadele Allâh senin önünü açıyor. Harika bir yer çok hoşuma gitti. böyle bizim dergamıza yakışacak bir yer oldu. Hamdolsun Cenâb-ı Hak veriyor. Gayret lazım, mücadele lazım. tevekkül dediğimizde buna güzel örnek. E nelerde ders yaptık öyle değil mi? Yok yukarıda park gibi bir yerde ders yap.

Yok orada bir yerde ders yap. Yok orada bir yerde ders yap. Kolay değil bu işler. Nefis de kaldırmaz her şeyi. Nefis de kaldırmaz her şeyi. Tabii. Orada bir başkasının yanında sığıntı gibi ders yap. Doğru mu? Ya. Mücadele. Diyorsun ki bu Çanakkale’de gün gelecek. O yaşanacak. O mücadele de o sıkıntı da yaşanacak. O sıkıntı yaşamazsan çünkü onun kıymetini bilemezsin. Kıymetini bilemezsin. O sıkıntı da yaşanacak. E Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Kolay olmuyor bizim işler. O yüzden ehli tasavvuf zan altında değil. Ehli tasavvuf. Kimlerin zan altında? Mossad yetiştirmesi, CIA’ya yosması, M16 faişelerinin zan altındayız. Bildiğiniz onlar faişedir. Çünkü ehli zikre laf söyleyen, ehli zikre eleştiren, ehli zikre karşı olan kimse küfür ehlidir.

Küfür ehlidir. Direkt. E kimler karşı meydanda? Türkiye’de. O yüzden umurumuzda da değil. Eftali zikir falemennehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammed’e Resûlullâh, cemiyen enbiya-i ve-l mursalin vel hamdurillahi rabbil alimin. el-Fâtiha ma salawat. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed’in ve ala âlim Muhammed. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Kalb, Sünnet, Yakîn, Tevekkül, Sabır, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı