Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

655. Dergah Sohbeti — Radikal Kararlar, Nefis Mücadelesi, Gönül Birlikteliği ve Hakikat Perdeleri (İstanbul)

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 655. Dergah Sohbeti — Radikal Kararlar, Nefis Mücadelesi,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Eyvah eyvah. Âmîn. Bunları ziyaret ediyoruz ve cümle yeteneklerde sohbetler ediyoruz. Bizim için özel bir bağ kurmak, ne bileyim işte, özel bir çavur ve davranış seçmek, girmeye gerek yoksa, bunların bu açık olduğundan kapattım. Bağ kurmak için veyahut da yakın olmak için herhangi bir arkadaşın özel bir çaba sarılmasına gerek yok. Tam rica etse, bir çocuk bile bizi vurur, bir çocuk bile bizi vurur. O yüzden meydandayız, açıkdayız. Haftanın içindeyiz, buksalara ders ediyoruz. Haftanın bir günü veya iki günü, oradan üç günü, böyle ama yeni yerlere ama eski yerlere gidiyoruz. O yüzden kapatmamız, gönlümüz herkese açık. Bilmiyorum özel bir şey. Ölüm gönlünü inşâAllah, özel bağ kurmak için özel bir gayret, sahten ölümünü duyuyorsak, döndüğünde böyle halde.

Bizim için acil gavlarında olan beynimizin ortasında çok acil kesen bir şey. Ben sizden biraz kendinizi, biraz kendinize anlatırım. Vallahi insan kendini nasıl anlatır bilmiyorum ki. Ben genelde yeni gittim yerlere, tam kendimi tanıdığım, benim adım Mustafa İzban. Doğum gelişimden bey de kazansın. Bala tarafından, Konya tarafından, Yunanistan tarafından geçecek dede acı. Dede acıdan tekrar bize aradı. dedem, evlenmeye filan geldi. Çünkü devlet onu tekrar göndermiş dede acı. Dede acının zenginliğinden eşrafındaymış. Sonra babam otuz beş doğumlu, altı yedi yaşındayken gelmiş. kırk bir Türk ileride Türkiye’ye gelmişler. Dedeme, devlet demiş ki, Selçuk’ta bir ova dağın tepsesine kadar sizin altın geçmiş.

Çünkü dede acı da biraz, yaklaşık beş bin dört bin yüzde, yirmi bin yüzde böyle rivayetler var, yerler varmış. O yüzden karşılık olarak biraz giden varmış. Dedem almış, tekrar kendi evlenmeye. Anne tarafından, yaklaşık dört yüz, beş yüz yıllık hızlı rivayetler varmış. Onları denizli’den göçmüşler. Annesi de denizli tarafından göçmüş, filanesi. Annenin iki dayısı var, Yunan’ı koruyanlardan herhalde. Annenin babası var, Yunan’ı koruyanlardan herhalde. Ondan sonra, başka ne diyeyim? İlk okulu, orta okulu, bayrağımda dokunurum. Liseyi, tırayımlis, meslek lisesinde meta işlemekten. Sonra on iki evliliğinden önceydi okumadan atıldım, kovuldum, kaldım. Her şeyi diyebilirsiniz. On iki evli oldum da bayrağımda dokunmaktadır, derneğimde dokunmaktadır.

Rahmetin Muhsin Başkanı’ndır. Ondan sonra, on iki evliliğinden sonra 86’da dervişlik de tanıştım. 86’da Şehir Efendiden ters saldım, giysi saldırdım. 86’dan Şehir Efendiden vefat edinceye kadar 2004’de kadar Şehir Efendinin yanında kaldım. 2004’de Şehir Efendiden vefat ettikten sonra. Arkadaşlar rüya gördüler. Şehir Efendinin de Şehir Efendinin başka bir arkadaşa çıkartmıştım. İlan edildi. Onlar ilan etmişlerdi. Sonra 2005’de, herhalde 2005’de on insanlarla dokunurum. Arkadaşlar daha salmak başladı. İçeri geldim. Köpeği girip kanı çalıştırdım. Kapalı çarşıları ortağını çalıştırdım. Sonra destile girdim. Bunları yaparken de bir şey yaptım. Sonra tekstil de yükselen baktım. Üçüncüsü bakışın muhteşemdi.


2. Bölüm

Elimde 1 milyon dolar olmalı. Baktım 1 milyon dolar ne yapamadı. Ama 1 milyon dolar borç kaldı. Cenab-ı Hakk’ın yanındaki yine ticarete devam etti. Cenab-ı Hakk’a anlıyordu borçlarında. Hâlâ da küçük çapırda olsa kendince albalik satıyorum. Ama ticarete devam ediyorlar. Ve bu zaman içerisinde de İslami çalışmalar, tasarruflarla kavuşur. Çalışmalar devam ediyor. Başka ne derler, görüşmeler var mı? Görüşmek istedikleri yolda olmanlara gerek yok herhalde. O zaman bazen soruyorlar, kaç çocuklar bile saymalar diyorum. Bu noktayı hafif karıştırıyorlar sayılabilmeyeceğim. Sonra diyorum, baba diyen biri o yüzden. Ben diyorum, 5 milyon. Hayırlıyorum. Durum bu. Başka özel sorumlar istemiyorum. İçeriden alçakalım.

Açıkız bu konuda. İçeriden alçakalım diyorum. Çatımın tuzun üzerinde. Allâh bize affetsin inşâAllah. Şşşşşşşşşşşşşş! Sizden özel bir konudan dolayı dua isterim. Evleneceğim kişiden dolaşmak isterim. Bugün şimdi arayacaksınız. Seyir, ben şimdiden küs küs zannettim. Evlendim dedik, küs zik dörü. Tüm kusursa büyünüyoruz. Küslemli adam, küslemli hatun evlilik soruluyoruz. O yüzden küsmeyenler yapabiliyoruz. Küslerse iki dede küsler ve Allâh muhafaza etmesinler. Maneli his, kalbini şerit aralmasın yansımlılığında istiyorlar. İnsan zaman açında kendi kendini, eski kendini düşünüyor. Zaman içinde biraz da böyle alışkanlık haline gelir. Namazları, oruçları, zikirdir. Alışkanlık haline gelince heyecanını kaybeder.

Şevkin kaybolması bu. Böyle insan giydiği veya sunubiliği her sabah tazecik fırına ekmiş ekmek ve zekiyle çıtır çıtır yemek. Şimdi bir kimse fırında bir ekmek alır. Bir ekmek alır, ekmek çöker. Önceden bu ekmekler çöker alır. Ses kesilir ve sen onları bir kaldır. Tamam, gelmiş. Şimdi böyle olunca o sıcak ekmeği çıtır çıtır yansıdı kimse, lezzetli. Hele onun içerisinde tereyağını, peyniri yatır, bir de balığı yatır. Lezzetli olur değil mi? Şimdi annem benim şeker hasısındır. ilk telefon geliyor, annen ağırlaştır, koşa koşa geliyor. Biz koşa koşa gidiyoruz bayan kadar. Annem kat, haydi hastaneye götürüyoruz işte. Bir bakıyorlar, şeker 630, 680. Bir gün annede dedim, anne dedim ya Allâh’ın izni için söylerim, ne yapıyorsun dedim ya.

Bak böyle dedim, gelin koşalım öğrencilerim. Ne yapıyorsun? Dinleyin ben kızmayacağım dedim, kızmayacağım anne. Ne kızıyorsun? Kız kardeşim onu bakmaya gidiyor, diyor ki bana. Mustafa diyor, sabahleyin diyor, erkenden diyor, ekmeğin ortasını diyor, bir güzel görüyor musun? Gözleri görmüyor kadını. Tereyağını diyor, içine yatırıyorsun diyor, gözü görmüyor dinlen, ne kadar yatırır mı böyle değil. İçine diyor, peyniri de yatırıyorsun diyor, üzerinde bir bal döküyorlar diyor, dinliyor musun diyor. Ondan sonra diyor, Ayşe diyor, saat 11 gibi geliyor diyor, kahvaltısı diyor, bir de onunla yatıyor. Ondan sonra, bazen diyor, canım istiyor diyor, yasın. Karpusu diyor, oradan alıyorum diyor, ayağımdan kaldığı gücü yok, elinle kaldıracak.


3. Bölüm

Ayağımdan diyor, süreye süre çeşmenin başını getiriyorum diyor, kaldırıyorum diyor karpusu. Bir yere bırakıyorum diyor, çatır çatır, yarılıyor. O karpusu da yiyor mu diyor, bir de su tutuyor mu şekerlerine diyor, Ayşe anlamadım diyor. Mustafa diyor, dayanamıyor mu, olur mu diyor. Bunu da dayanamıyor. Ben kendime dedim, hangi bu kadının bu sabah gibi organizasyonu, bizi Bursa’ya getirip, Bursa’dan getirip götürüyor. Şimdi dayanamaz bir lezzet onun için. Şeker hastası, böyle bir şey yemek ister. Oranacak, oranacak daha önce diyor ki, şimdi tepsi taklıyor mu, şey, meyve yiyor mu, tabak değil. Tepsinin büyüdüğü neden? Tepsinin büyüdüğü neden? Doktor, karemin ne yapsın, hiç olmasın, yarısını yer.

Şimdi şeker hastalarının böyle bir durumu var, ben onlardan değilim. Ben disiplinliyim. Şimdi nasıl böyle bir tatlı geliyorsa, insanı heyecanlandırıyorsa, sûfîlik de öyle insanı heyecanlandırmalar. Derse gelip, derse gelip, şekerini yaparken, böyle bir derslik yaparken, o heyecanını kaybetmemeli. Rabbim kaybettirmesin. Nefis, sûfîlik yolunda eklat edince, nefis kuvvetli. Nefis zaten kuvvetli. Sufiliğe adım atınca, nefis kuvvetini giydirir. Ama böyle can havliyle bir şeye saldırır ya hayvan. hayvan kesilecek ama can havliyle bir daha böyle debelenir ya, nefis öyle bir şeydir. Nefis, Allâh der ki, bu eskisi bu olmayacak artık, can havliyle debelenmeye başlar. Bu insanda ne der ki, nefis kuvvetleniyor, değil.

O son demlerini yaşıyor, can havliyle direniyor. Eğer o direnci kılarsanız, nefsinizle mücadele de ineri doğru gidersiniz. Bir adım fazla ibadet sikirden sonra, Allâh’a muhtesem razı olur derken, içerisinden rahat yiysin bu konuşması. Rahatsız ediyor, hoşça kalın, konuşmasın diyorum. Zaten amacı sana yatırmıyor. O yüzden konuşuyor. Sen yapmayasın diye yapıyor. Yapacak olduğunu, bir şeyini yapacağız. Yüzlerinizle mücadele devam edeceğiz. Yüzlerinizle mücadele devam edeceğiz. Haramlardan uzak duracağız. Haram ibadetlerinizle mücadele yapacağız. Nafilerlerle Allâh’a yapacağız. Burada emrenin bir şey şu. Biz Allâh’ı seveceğiz, Allâh’ı. Nefsi kutlan, geri adım atılan Allâh sevgisidir. Resûlullâh sevgisi.

Nefis severseniz, nefis bu manada pusat. Yoksa nefis çok ibadetle dizginlenmez. Çok sevmek de dizginlenir. Allâh bizleri kendi sevgisini kattırsın inşâAllah. Âmîn. Normalde herkesin bir dersi vardır. Onun için dersi İsm-i Azam’dır. Üstad ayrıca bir esma verdiyse, o esma da onu çek, İsm-i Azam mütevizmindir. Normalde önce verilmiş olan dersleri çekecek. Ondan sonra diğer zikirler, esmaları çekecek. Mehir miktarı unutulduysa nasıl verilenmesi lazım. Neye göre mehir nikahın fazlalığından değildir. Eğer unutulursa nikah nikahdır. Ama mehir o zaman unutulduğu için, sorulur yine de kadına, ne kadar mehir verilenmemizi istersin diye, makul bir şeyse kabul edilir. Yok, hiç verilenmediyse, hanediler bir koyun parası demişler.


4. Bölüm

O zaman bir koyun parası yapmış olur, mehir. Alınan oradikal kararların sonunda beklenen yenik sürümler ve krizler, her zaman yükselilir ve bunu unutabiliyor. Panik umut arkasından, hayal kırıklığı da getirilebilir diye korkuyorlar. Geçmişte yaşanan buluşuluklar, yeni başlamışlar, yana çıkmıyor. Umutlarımı yaşatmanın içinden sevdiğimde ilk yana doğanlarımı beklerim. Bugün bayan sohbetinde bir sohbet vardı da, insanlar böyle başlarımdaki herhangi bir iyi gitmeyen, olumsuz giden bir şeyden yerinden hayata başlamak veya yerinden meseleyen yeni baştan başlamakla alakalıydı. Bir insanın kendi üzerindeki alacağı veya almış olduğu radikal kararlı anlayabiliyordu, bu sohbet yapmıştı. Ben biraz örneklemiştim.

Bir şey gitmiyor. Gitmiyorsa, böyle iyi gitmesi için, çaba göstermesi için, yine gitmiyor. Yol yakınken kestirip atmak lazım demiştim. Hatta ben bunu söylerken, benim terasta bitkiler var, mavi. Bir tane liman var, hep biraz hastalık üretiyor. Ama yapraklarımda hep böyle böceklerim yok, hep böyle böceklerim yok, kurçuklanıyor. Bizim iğderiler geliyorlar, ilaçlıyorlar. Bir hafta, iki hafta ilaç etkisini sömtürüyor. İki hafta sonra bakıyorum, gene beyaz beyaz böyle bitkide turklar var, böcekler var. Dedim ki, insanların böyle olmayacak. Bitkinin komple köfte, böyle damların kesimi hiç yaprak bırakmıyor. Dedim, olacaksa bunun dostu olsun, olmayacaksa da kurusun gitsin dedi. Radikal karar almayın, oradan.

Ölmek dedim. Sonra arkadan çok güzel azet hitizler geldi, mis gibi bir lüna okutuyor. Dedim, ben dergahta da radikalımdır. Kesilmesi gerekeni keserim, atılması gerekeni atarım. Bir şey hazırlaması gerekiyorsa yaparım. Şimdi konuda yeniden bir şey oluşmasına, oluşturulmasına, oluşmasından korkmamdır. Hiçse iş değiştirin. Dergahsa dergâh yeniden kurarım diye. Bu manada böyle radikal fikirlerden örnekler var. Hatta burada şimdi Şeyh Efendi’den önce dergisalan sevmezsin. Başka bir Şeyh Efendi’den daha sıkkın var burada. Başka yok. Hepsi de yeri celik. O da zaten Bursa’dan geldi. O da buralı değil. Buradan örnek var. Dedim ki, Şeyh Efendi burada tabirinca ise toplumun dervişi arkadaşlar var. Şeyh Efendi vefat ettikten sonra hiçbirisinin kapısını daha çalmıyor.

Hiç gitmedim de. Dedim, Allâh bana verecek Şeyh’im. O zamanlar Barbaros’un Bursa’ya göçme meselesi oldu. Dedim, göç. Ardından Ertan’ın göçme meselesi oldu. Dedim, göç. Ama İstanbul’da yeniden sıfırdan bu dergâh duruyor. Bu radikal bir kararlı. Eskiyi bırakıp yeniden sıfırdan dergâh kurmak radikal bir kararlı. Cenâb-ı Hak bahşetti. Cenâb-ı Hak’a hamd olsun, sıfırdan bir dergâh kurdu. Allâh’ın izniyi bekleyelim diye mutluydu. O yüzden bu konuda örnekleme yaptık. Şimdi yeniden bir şey kurmayan bir kimse gözü almıyorsa ev, iş, ağaç, eş o kimse bunu beceremez. ismi kalmış ya Cebel-i Tarık ne yapmış İspanya’ya bütün askerleri ve geçince yaptığı çok en önemli şey şu bütün gemileri yaptırmış. Gemileri yapma tavrı orhan tavrı. askere şunu vermiş.


5. Bölüm

Demiş ki başarısız olursak komple bu da şehit oluruz. Başarı olmaktan başka şansımız yok. Ve İspanya komple İslam olur. Tabii İspanya komple İslam olur. Ama o büyük komutan, o büyük asker, o büyük ucahir askerin gözünde geri dönüşü olmayan yolda olduğunu ifade etmiyor. Oradan geri dönüşü yok. eğer bir şeyde kestirip atacaksanız geri dönüş diye bir şey düşünmeyeceksiniz. Bileceksiniz ki buradan geri dönüş yok. Radikal karar almak. Ben İslam öncesi de radikaldim. Dedim tebrikçeyi İslam’la tanıştığa tanışmaktan önce bundan sonra bunu yapmayacağım. Dedim yapmam. Radikal bir karardı benim için. Çevren değiştiğinde ürteceksen ben bir konumu kaydeterim diye korkacaksan ben şu hale gelemem, bu hale gelemem diye kendince çok özür dilerim.

Hayvanlar yürürken ürteceksen o zaman sen hayatın boyunca radikal bir kararlar alıp yeni başlamışlar yapamazsın. Ama yok, ben gayret ederim. Her şey sırtından yeniden kurarım diyorsan ben mücadele ederim. Ben üzerime düşen vazifeyi yerine getiririm. Bu konuda Allâh bana yardım eder diye inanıp güveniyorsanız radikal kararlar alırsınız ve gerçeklerde arkadan gelen bu tazeciksinizler harika olur. Şimdi bir âyet-i kerime bak. Âyet-i kerime diyor ki eğer siz gelişen dinlerinizden geri dönerseniz Allâh öyle bir kavimler atır. Kavimi Allâh sever, Allâh bunları sever. Allâh onlarla da dinini ayakta tutar. Sen zannetme ki son derviş benim, son şeyh benim sen zannetme ki ne diğisi benim. Cenab-ı Hakk’ın hazinesinde ne derviş biter, ne şeyh biter.

Ne bilir biter, ne rüşid-i kamil biter, ne abim biter. Sen eğer gevşer, sen eğer yolunda kendince gevşeklikler ve sapkınlıklar yaparsan merak etme, senin yerine de birisi gelir. Ama sen radikal bir karar alır da sık sık yapışırsan yeni hayatına Cenâb-ı Hak başarıyı verecektir muhakkak. Soğuğun çok yüksek sesle konuştuğu için ben bir hafta sohbetlerle yollanıyorum. Ben rahat edecek ve ağlarımı uygun yetiştirebilmek için sıkıntı var istiyorum. Ona yardımcını dursun. Ya normalde çocuklara padişahlar söz geçirememiş bir bir söz geçireceğiz. Çocuk çocuktur, yapacak bir şey yok. Tebliğ usulü nasıl olmalıdır? Önce tebliğ edecek olan, tebliğ edecek olduğu şeyi kendi nefsinde yaşatır. Kendi nefsinde yaşamayan bir kimse kalkıp da bir şey tebliğ etmez.

Hazreti Peygambere diyor ya yaşamadıklarını anlatma, söyleme. Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Bir kimse bir şeyi yaşamıyorsa onu tebliğ etmesin. Yaşasın da tebliğ etsin. Suçlular en güzel tebliği yaşayarak tanıyacak. O mesaj yaşayarak vermesin. Ben şimdi yalan söylesem, gelip sizin önünde yalan söylemeyin desem bu tebliğinin hiçbir anlamı yok. Yalanı ben söyletiyorum. Ben gıbet etsem, size desem ki gıbet etmeyin. Siz dersiniz ki ağzınca gıbet ediyordum da bize gıbet etmez diye ne oldu? Bu onun gibi bir şey. Biz önce doğruların hakkı ve hakikati kendi nefsimizde yaşayalım. Etrafımız, biz de o doğruyu görünce merak etmeyin. Ne güzel tebliğ alalım. Bir kişinin mizacını göremiyor diyor, o temizlenmeleri demiş.


6. Bölüm

Şimdi her o kimsenin her mizacı ve din yok. Dil belli, Kur’ân Sünnetleri mi? Evet, anlatırken bizim dilimiz önemli. Anlatırken bizim karşıya olan hal ve hareketlerimiz önemli. Başka olduğum zaman derslerimi çekemiyorum. İyi olunca iki günü çekiyorum. Çıkıntı olurum, hasta iken namaz farz kiliyorum. Namaz farz, zikirde farz. Sen hasta imdiyip bırakma. İnşâAllah gayret et. Tersini de çeyrek namazında kır. İnşâAllah. Allâh yaratanların en güzeli bölümü, en iyi sorusu bunda zülce âyet. Allâh’tan başka yaratıcı yoktur. Fatır sorusu üçüncü âyet. Dikkat et ayette yaratanlar dertlerine kasıt etmiştir. Cenâb-ı Hak yaratanların dediyetiyle, insanın Allâh’ın sıfatlarıyla her şeyi belirli. Ne failli illallah.

Allâh’tan başka failli yoktur. Fiyatın üzerinde iki kuvvet var. Bunu şimdi böyle, ne diyorlar bunu? Kuruşturma. Bu kuruşturmaktan tanıdık. Kuruşturdum. Ben şimdi bunu Ahmet Açıra atıyorum. Attım. Kuruşturdum ve attım. Kuru üzerinde iki kuvvet var. Birinci kuvvet Allâh’a ait. Kuruşturma hidayatını yarattı. Burada Allâh’ı ortaklı kabul etmiyor. Kuruşturma ve atma hidayatında iki kuvvet var. Ve attım ben onu değil mi? Kim attı? Kim attı? Ben attım. Ben attım değil mi? Doğru mu? Doğru. Yanlış. Allâh’ım ben attım dedi. Dedi ki sen attın. Evet. Ama Azze ki Peygamber’e dedi ki, sen atmadın, ben attım. Sen öldürmedin, ben öldürdüm dedi. Ayetlerimizde. Doğru mu? Doğru. Şimdi Hanefiler demişler ki, yaratımanın üzerinde iki fiiliyat var.

İki kuvvet var. Bir, Allâh’a ait, yaratıma. İki, kuma ait. Kes, istemem. Eğer onu buluşturmayı istememiş olsaydın, buluşturmayacaktın, atmayı istememiş olsaydın, atmayacaktın. O kağıt kendiliğinden Ahmet’in kafasına gider miydi? Giderdi. Ama benim elimde değil. Ahmet’in diyecekti, bir kağıt Cenâb-ı Hak uçurdu, getirdi, benim kafama kondurdu veya kafama gerdi. Bakın, burada ben yokum. Ama ben buluşturdum, attım. Hacame şunu diyecekti, üst kat dönün, kafama buluşturulmuş bir kağıt attım. Beni ne görecekti? O konunun faili görecekti. Öyle değil mi? Cenâb-ı Hak diyor ki, ona buna bakma. Yaratanların en güzeli Allâh’tır. Allâh yarattır çünkü. Orada siz çoğruluk var zannediyorsun değil. bir şey yaratılıyor böyle komple, onu yaratan Allâh’tır.

Onu da çoğruluk beklemeyin. Ama o yaratılanların üzerinde kullara ait olan varlık, o kullara ait olan şeyde istemen kuvveti, insana ait o deyitanı sarılır. Narsist bir kişiye olan çocuğuma nasıl darılabilirim? Hiçbir çocuk narsist değildir. Terbiye edilirken biz onu doğru terbiye etmemişizdir. O yüzden narsist bir kimliğe bölünmüştür çocuk. Allâh güzel yaratmıştır. Hiçbir kimseyi narsist yaratmaz. Çocuk anne baba terbiyesi alırken doğru ahlak üzerine, doğru terbiye üzerine yaşamazsa narsist olur. Çocuk paylaşımcılığı bilmez. Çocuk egosunun üzerinde büyümüştür. Ben merkezi büyümüştür. Anne baba büyümüştür. Çocuk sonra narsist olur. Normal. Çocuklarımızı Kur’ân sünnet tarihine yürütürsek, çocuklarımızın her dediğini yerine getirmezsek, mahpul malum ölçülerde çocuğumuzu büyütürsek, o zaman çocuk ne narsist olur, ne ben merkezi egosu yüksek kimse olur, ne de etrafa zarar veren bir kimse olur.


7. Bölüm

Bu ne yazık ki anne babayla alakalı. Eşim alkol içiyor. Bunun için ne yapmam lazım? Allâh dün, haram işlerin haramlarını terk etmesinler. Âmîn. Biz alkol içeni çok büyütüyoruz da, vekbet edeni büyütmüyoruz. Alkol içeni çok büyütüyoruz da, vekbet edeni büyütmüyoruz da, iftira edenleri büyütmüyoruz. Alkol içeni büyütüyoruz da, namaz kılmayanları büyütmüyoruz. Alkol çünkü bir kimse kodanıza sarhoşluğunu görüyoruz onun. Sarhoşluğunu gördüğümüz için gözümüzde çok büyütüyoruz. Günah mı? Evet. Haram mı? Evet. Ama gıybet etmek, zina etmekten 33 derece daha fazla alır günah. Bir kimse içki iste, şurada görsek onun içki içtiğini, ve sonradan desek yaparak sarhoşluğun tekini o, biz onun hakkında gıybet etmiş oluyoruz.

Ama bir kimse, meyhaneciliği de meşhur, o kimsenin meyhaneci olarak tanınmasında bir değiş yok. Ama velakin, böyle bir yanlışlık bir hata yapmış. O yanlışlık o hata yaptı diye, biz onun üzerinde neler konuşuyoruz, neler söylüyoruz, aslında böyle yaparak gıybet ediyoruz. Rabbim inşâAllah cümlemizi gıybetten, tekikodundan, israrından muhafaza eylesin. Âmîn. Erkeğin çoklu evlenmesinin doğal şartlarına rağzısın. Üzerine tamam etmeler kadın, eşinin kurtarılışını kabul etmek zorunda mıdır? Bu normalde nikah kıyılırken, kadınlar ve erkekler bildirilerinden haklarını istemeli, bunu nikah kıyılırken söylemeli. Mesela kadın nikah kıyılırken şunu diyebilirim, benim üzerime bir davranışını alırsan ben boş olurum diyelim.

Erkek de bunu kabul ettiyse nikah kıyılırken, erkek başka bir kadının nikahını aldığı anda, birinci nikah otomatikman boş olmuş olur. Örneğin. Ama bir türlü böyle bir şey söylenmediyse, nikahda özel hukuklar var. Özel hukuk denir buna. Bir kadın nikah kıyılmadan önce, böyle istemiş olduğu özel hukukları belirler. Özel hukukları belirleyince, normalde erkek de o özel hukukları kabul ettiyse, nikah böyle kıyılır. Bu sefer o özel hukuklar, Nolunca’ya kadar geçerli olmuş olur. Ama böyle bir özel hukuk yok ise, taraflar arasında, o zaman Kur’ân Sünnet Tavyesi neyi emrediyorsa, o icra edilir. Bu kadınların en yakın tanrı burasıdır. Bir erkek dese ki kadına, bak ben, İslam’ın emrettiği gibi dört kadına kadar, nikahlarım, evleniyorum dese, hiçbir kadına onunla evlenmez.

Erkekler de bunu bildiğinde, bunu böyle söyleyemezler, böyle bir düşünceleri varsa. Üzerinizdeki kâhvet riskini, kalbi nasıl verir? Zorba, Allâh’ın zikir ve disiplin, eşlerin arasındaki soğukluk nasıl geçer? Eşlerin arasında soğukluk olurmuş ya. Esse soğukluk olmaz. Birisi bir yanlışlık yaptıysa, bir hata yaptıysa, gönül dönülmez hatalarla yanlışlıklar olabilir mi? Tam birisi taraflardan birisi bir hata yaptıysa, bir yanlışlık yaptıysa, özür diler, helallaşır. Daha da ağır bir vakaysa, özür dilemek yetmez, ağlar, yalvarır, olabilir mi hepsinden? Evet, soğukluğun gideriz. Hata olan, olmazsa gidecek kapısına, yatacak başlığa, ağlamadan hata bilmiyor. Yazılılar bitmiş, sözlüler serbest. Efendim, sofistizm de, sofastiyada inkâr var.


8. Bölüm

İnsan öyle bir varlık ki, hakikati, hamalansıyla avrulaması, bu derne zor mu ki bu inkâr, çok sert bir şekilde bu inkârı ortaya koyuyor? Ya da buna sebep olacak bu, şunlar helal. İslam, hakikat noktasında, hakikatin anlaşılması noktasında, veya hakikatin ulaşılması noktasında, sonsuzluk var. Her ulaştığımız hakikat perdesi, hakikatin sonu değildir. Onu inkâr etmezseniz, yeni bir hakikat perdesine ulaşamazsınız. Bu şuna benziyor. Ticaret yapıyorsunuz, yıllık cüro ne kadar koydunuz önünüze? Örnek veriyorum. Üç trilyon koydunuz. O yıl üç trilyonluk cüro yaptınız, üç trilyonluk cüro yaptıktan sonra, bir dahaki yıla siz, altı trilyonluk cüro koymadınız artık önünüze. Sadece ekonomik olarak, ticare olarak, kendinizi bizim ülkelerde, sermayenizi korumak için, para kazanmak için değil, sermayenizi korumak için.

Ülkede %100’ün üzerinde emtasyon var, o zaman sizin bir dahaki sene, %100 para kazanmanız gerekiyor ki, sermayenizi koruyasınız. Hadîs-i şerifi, günlü günlü müsaade olan, denk olan zarardadır dedi. O zaman siz hakikat noktasında da, ulaşmış olduğunuz yeri, kendinize bu yeterli dediğinizde zararlısınız. Orada köreldiniz. Günlü günlü müsaade olduğundan dolayı, siz zarar ettiniz hakikatte. Çünkü, Cenâb-ı Hak sonsuzdur, sıfatları da sonsuzdur, bilinmesi de sonsuzdur. Öyle olunca, hakikat noktasında, gelmiş olduğunuz perdeyi, gelmiş olduğunuz perdeyi, inkar etmezseniz, gelecek perdeyi, bekleyemezsiniz. Geldiğiniz noktayı, hani, Yûnus’a ne zaman sordularsa, ben derviş olamadım demiş ya, ben derviş olamadım, ben derviş olamadım.

Derviş oldum dese, dervişlik bir makam, makamda kalacak. Ben derviş olamadım, dedikçe Yûnus olmuş. Bakın, ben derviş olamadım, dedikçe Yûnus olmuş. Hazreti Peygamber, Savullar ve Selam adetleri, hakkıyla sana kulluk edemedin, Ya Mağrut diyen bir Peygamber. Hazreti Muhammed Mustafa, hakkıyla ben kulluk edemedim diyorsa, hiç kimsenin, hakikat perdesinin soru olamaz. O zaman, Peygamberin adımlarını takip edecekse, Savullar ve Selam’ın, diyecek ki, ben hakkıyla kulluk edemedim. Yani, sen hakikatin zirvesine gelemedin. Sen hakikatin zirvesine geldin dediğin an, senin nefsine uyduğun andır. Bu manada, o zaman, senin hakikat noktasında, hayrete geçip, perdeden perdeye geçmen gerekir, her geçtiğin perdeyi de, inkar etmen gerekir.

Inkar edersen, ancak o zaman, yeni bir perdeye geçersin. Öbür türlü, nuflis tüccarlardan olursun. Nuflis tüccar ne demek? Sen bu sene üç duruyorsun, cıvı ettin, senin bir dakika seneye, üç duruyordun, cıvı ettiysem, senin sermayen gitti. Sen öyle durmayacaksın. Bir gün de müsaade olan zararda. O zaman, sen de hakikat yolunda, koştukça koşacaksın. Hakikat yolunda, içtikçe içeceksin. Hakikat yolunda, durup dinlenmek yok. Sen devamlı Allâh’ı zikredeceksin, ve devamlı Allâh’ı daha da fazla, daha da fazla, daha da fazla sevme yolunda geçer. Ne kadar sevgini artırırsan, senin maneviyatın o kadar artacak, ve hakikate açılan, pencereler ve perdeler, başlayacak açılmaya sende. Yok, sen sevemezsen, sen dünkü sevgide kalıyorsan, sen dünkü zikirde kalıyorsan, dünkü tecelliyette kalıyorsan, senin o zaman, hakikat perdelerin açılmayacak.


9. Bölüm

Hatta, günden güne, günden güne, geriye doğru gideceksin. O yüzden, Sufiler, asla oldum demezler. Sufiler, asla varım demezler. Sufiler, asla hiç kendince, ben kemale erdim, gerçek manada. Sufiler söylemezler. Çünkü, kemalin de kemalin, hayretin de hayretin, hakikatin de hakikatin her daim var. Efendim, hadislerde, kimden martedildi, önemli miydi? Bir de, hadîs olup, bombaların nasıl ayrılabiliriz, daim hadiste amel ediliriz. Ben hadîs âlimi değil. Ben, hadîs şeriflere bakarken, Muharrem-i Sünnet’e, Ebu Davud-i İbni Mace, Suyyet’in, yaklaşık, otuz üç tane hadîs âlimi var. Ama, kütübüsünde daha otuz tanesi var. Rudani’de on dört tane hadisten, derlerine toplam var, Rudani. Herhangi bir hadîs kitabında, geçmiş olan hadisi, ben sahir olarak kabul ediyorum.

Hadîs alimleri otururlar, bu sahir, bu işte, hadisin, geldisinde şu var, rabisinde bu var, şurasında bu var, demek onların hakkı. Ben, bu manada, hadîs şeriflerin, kitablarda geçen hadîs şeriflerin, sahi olanlarda sahi, mevzu dediklerine mevzu, haberi vayet dediklerine, haberi vayet, dert geçer. Ama, benim bir kendimce, bu benim kendimce, arkadaşları da bunu ilan ediyor. İşte, mevcut olan hadîs kitaplarına geçen, bütün hadislerimi sahir olarak kabul ediyorum. Benim onun üzerinde, tartışacak bir bilgim yok. O kapıyı da aralamak istemiyorum. Ne kendi mevsimler, ne de derdis kardeşler. Sebebi şu. Yani, eminde, rüyay, sari, üç cephteki hadîs kitabıdır, ne verim? Eminde, üç cephteki hadîs kitabı olmayan bir kimse, hadisleri sahi olup olmadığını tartışıyor.

Yani, bir gün böyle bir lise talebesi, bir çocukla karşılaştım, yıplarınca, hadislerin sahi olup olmadığına alakalı kurulmuşum. Yavrum, sen nereye gidiyorsun? Dedim, liseye gidiyorum dedim. Evinizde dedim, üç cephteki rüyay satın var mı? Yok dedi. Şu var, bu yok, bu var, bu yok. Yavrum, daha dedim, sen liseye gidiyorsun. Ve belki imamatübe git dedim. İmamatübe gidiyorum dedi. Dedim, yavrum, ben dedim, sen daha imamatübe gidiyorsun, dakika dedi, doymur. Hadisleri tartışıyorsun dedim ya. Dakka dedi, doymur. Hadisle alakalı ne bilgi var ki seninle? Ama ne yazık ki, İslam dünyasında bu hastalık var. Şimdi biz avukat beyin yanına gideceğiz. Bir davamız var. Dava açıp ona gittik. Ona, kanundan, hükülden bilgisilik taslayacağız.

Hayırdır kardeş, daha mı avukata geldin o zaman sen? Madem çok büyüyordun, otur, bilekçeni yaz mahkemeye bak. Veya doktora gideceğiz şimdi. Doktorlar beni çok kızdı şey. Gideceğiz doktora. Diyeceğiz ki, doktor bey, ee, ben kendim dönmem bekleyin, ben vücudumda sinirlendiğimde kafam karıncalaşıyor. E benim ayaklarımın damarlarında kasma var. E benim beye giden iki tane damar vardı daha önce. Birisi 80, birisi 81, birisi 52 dalaydı. E, tedavi. Ben geldim ya, kendimde derman alıyorum. Bir de ona diyeceğim ki, bak, doktor bey, ondan sonra, bu senin uyduracağın tedavi doğru mu? Sen doğru haplarını yazdın bana. Senin tedavin doğru değil. Yemin ediyorum, doktor sizi kovar mı kovmaz mı? Kovar değil mi?


10. Bölüm

Hatta de ki, doktorlar bu konuda çok hassas. Hassas, internetten okudum. Sakın söylemeyin yanlarında. Eğer sinir bir makamınız, mevkiniz varsa susar. işte validir, hakimdir, savcıdır, böyle devlet mekanizmasının içerisinde önemli bir görevi var. O gelmiş hastaneye. E şimdi, ona karşı bir şey diyemezler. Sen bir vatandaş olarak git de, bu tedavin uygun mu değil, bu böyle mi tedavi? Seni böyle tedavi et de hadi. Diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Ama, daha bir yıl, iki yıl imamatifte okuyan çocuk, muhareyi tartışabilir. İmamatif lisesindeki bir öğretmen, imametteki bir öğretmen, kon ve hadisler sahi değil diyebilir. İlahiyattaki bir profesör, bir profesör düşünün, o hadisler hakkında atar tutar.

Böyle atıp tutan birisiyle dedim ki, böyle nereden geliyor bu ses, dedim ya. Buradayım ben dedi. Ben ona bakmıyorum. Allâh Allâh. Bir ses var ama. Sen yoksun ki dedi sana. Ben buradayım dedi. Yoksun dedi. Allâh Allâh, burada izliyoruz ya dedi. Bak dedim, ben sana yoksun dediğimde, seni yok hükmünde görüyorum. Sen bana dedi, varlığını ispat edebilir mi senin? Bu kaldı şimdi. Sayesini yok gördüğüm müddetçe, sen dediğim varlığını bana ispat edemezsin. Bu da dedim, seni beliki gibi işledim. Sen dedim, 1400 yıl önce, muharinin topladığını, Müslüman topladığını, hadîs ağabeyinin topladığını, hadisleri komple, yok hükmünde görüyorsun dedi. Sen bana dedi, varlığını ispat edebilir misin? Sen bütün Kur’ân’ı da yok hükmünde görürsün.

Nasıl ispat edeceğiz sana? Bu büyük bir oyun. Bu büyük bir hastalık. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu hadislerin üzerinde tartışılır. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. Bu büyük bir hainlik. tarafından ama siyahi tarafından ama Saros tarafından desteklenmiş, taralanmış veki sahibi olmuş olan ajanlar. O yüzden hadislerin hepsini de, Rudani’de de geçse, Kütüvisi’de geçse, hiç adı duyulmamış, İbn-i Hümam’da da geçse bütün hadislerin sarı olduğuna inanıyor.

O yüzden üzerinde hiç tartışmıyorum. Bu sahi miydi, bu değil miydi? Bu haberi vahit miydi, değil miydi? Bunun kendisinde Rabbilerde şu vardı onda böyle eksiklikler vardı. Bunlar beni aşan şeyler. Benim işim değil. Ben hadislerin hepsinde sahi oldum, inanıyoruz. Ve imamların iştahat ettikleri sahi görüm, iştahat ettikleri sahi, hadislerinin üzerinde zevreci şüphem yok. Ve mezhep imamları o kadar ince düşünmüşler ki imam azamın müsnedi var, imam şafinin müsnedi var, imam Malik’in müsnedi var, imamlı hamlelinin müsnedi var. kendilerine ölçe almış oldukları hadisleri birer kitapta toplamışlar. Hadîs kitabı olarak. Koymuşlar oraya hadîs kitaplarında hangi hadisleri ölçe alarak fetval verdiklerini hepsinde sahi olarak kabul ediyorlar.


11. Bölüm

Üzerinde hiç tartışmıyor. Efendim gönül birliktenin nedir? Birlikte doğum birlik düşeceğim. Bu birlikteliğinin bir olmanın içi hakikati nedir? Bir olmanın gönül birlikteliği nesninden yola çıkarak tamamıyla biz bir olmayız, birlikte olmayız. Ticarette bir ortaklık kurarsınız. Bir hedef koyarsınız. Ortağınızla beraber o hedefe koşuyorsunuzdur. O hedefe koştuğunda ekonomik bir hedef konmuş ekonomik bir hedefe doğru gönül birliği etmişsiniz koşuyorsunuz. Bir aile düşünün. Aile kendince bir ekonomik hedef koymuş. Hep beraber gönül birliği yapmışlar. O ekonomik hedefe koşuyorlar. Bir aile düşünün. O aile kendisine manevi bir hedef koymuş. O manevi hedefe aile olarak koşuyorlar. Gönül birlikteliği kurmuşlar.

Derdahlar, tekkeler, sûfîlik yolu gönül birlikteliğinin üzerine korunur. Bu gönül birlikteliği üzerine kurulurken başında derdahanın başında bulunan üstad kendince manevi bir ona bir yol buçurmuştur. O manevi yolda yürürken aynı o hedefte koşan o hedef doğrultusunda yürüyen kimselerle gönül birlikteliği oluşmuş olur. Sufilin içerisine ııı genel olarak dünya bir metaryaller girmez. Gerçek manada sûfîlik manevi yatın üzerine kurulur. Manevi yatın üzerine kurulunca oraya dermiş olan kimseler o gönül birlikteliğini yakalayıp o ııı hayale doğru koşarlar. O hayali koşuyorlarsa o hayalin içindelerse hepsinin içerisinde gönül birlikteliği oluşmuştur. Bizim hayalimiz hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşerde Arşadağ’nın gölgesinde gölgelenmektir.

Allâh’ım. Cenâb-ı Hak hadisi kutusunda buyurur ki mahşer kurulduğunda peygamberlerin ve şehitlerin gıpta itti. Özendi. Allâh’ın gölgesinde gölgelenen bir topluluk vardı. Insanlar sorarlar. Bunlar hangi peygamberler? Oradan bir münadim melek cevap verir. Bundan peygamber değil. Yine sorar insanlar. Bunlar hangi şehitlerden? Yine bir münadim melek onu cevap verir. Bunlar şehitlerden değil. O zaman münadim melek sorar. Bakın peygamberlerin gıpta ile baktığı topluluğu. O zaman o insanlar sorar. Bunlar kim? Allâh’ın gölgesinde gölgelenmiş. Onlar nurdan öyle anlatılıyor çünkü. Nurdan ııı tahtlar üzerinde kurulmuş, nurdan elbiseler giyinmiş, nurdan taç ile taçlandırılmış bir topluluk. O zaman bunlar kim diye sorarlar?

Cenâb-ı Hak cevap verir. Bunlar dünyadayken Allâh için birbirlerini sevenler ve toplandıklarında Allâh’ı zikredenler de. Benim hayalim bu. Allâh için topladım. Allâh’ı Allâh olduğu için zikredip insanların birbirlerini Allâh için sevdikleri bir topluluğu. Paranın olmadı, makamın olmadı, insanların mahliyatına dokunulmadı, istenilmedi ve insanların Allâh için birbirlerini sevip toplandıklarında Allâh’ı zikreden bir topluluk. Gözünü mahşerde hiçbir gölgelinin olmadığı Allâh’ın gölgesinde gölgelenecek bir topluluğu. Benim yolum, maksadım, amacım benim derdim bu. Benim başka bir derdim başka bir maksadım yok. O yüzden yaklaşık otuz beş yıldır sohbet ederim. Her gittiğim yere de derim. Benim sizin paranızda, pulunuzda, malınızda, lütfünüzde derdim yok.


12. Bölüm

Ben kendi kendime yetebilmeyi öğrenmiş bir insanım. Kendi kendime yapabildiğim yere kadar yaparım. Hiçbir zaman da şunu demedim hiç kimseye. Tomu keller cemaat. Yok ben buraya sohbete gidiyorum. Benim benzinimi alın. Yok bana şu kadar para getirin. Yok bana bu kadar pul getirin. Yok bana şunu yapın. Yok zekat memuru tayin edip insanların içerisinde zekat toplayın. Yok makbuz bastırıp, makbuzu para toplayın. Yok derneğin para. Yok vakfa para. Yok tekli yaptırıyorduk para. Yok no medrese yaptırıyorduk para. Yok şuraya para. Yok bizim adam olmamız için, bizim insan olmamız için para vermemiz gerekir. Diyenlerden değiliz. Bizim derdimiz para pul değil, bizim derdimiz makam dörtü değil, bizim derdimiz Allâh için birbirimizi sevip karşılarının gölgesinde gölge vermek.

Toplandığımızda Allâh’ı zikredin. Hadîs-i şerifte toplu hadisi zikredenler oradan affolmuş değil. Oradan günahları sevaba çevrilmiş olarak kalkınız. Hadîs-i şerifinin tecelliyatını üzerimizde görmek. Başka bir derdimiz yok. Âmîn. O yüzden gönül birlikteliğimiz de bu Cenâb-ı Hak başka bir şeye gözünü dikenlerden bizlere evlenmesin. Âmîn. Ben hep söylerim. Arkadaşlar burası para toplanma merkesi değil. Burası iş bulma merkesi değil. Burası eş bulma merkesi değil. Burası borç ödeme merkesi değil. Ne bileyim burası böyle yok şu olacak, yok bu olacak, şuraya şu lazım, buraya bu lazım. Deme merkesi değil. Biz Allâh için burada toplanır, Allâh için birbirimize muhabbet verirsen, Allâh’ı zikreden, doğururuz.

Gönül birlikteliğimiz budur. Bizim günlük siyasette işimiz olmaz. Bizim siyasetimiz Kur’ân ve Sünnettir. Bizim siyasetimiz vatan ve millettir. Kısır parti çekişmelerine girmeyiz. Hiçbir zaman otuz beş yıldır otuz altı yıldır şu partiye oyunuzu atın diye ağzından bir şey duyulmamıştır. Asla da bundan sonradır. Duyulmayacak ilahi bir emir olursa rüyamda görürsem onu da Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri emrederse veya sahâbeler emrederse veya pir efendiler emrederlerse böyle bir şey söylerim açıklarım. Böyle bir şey emredilmediği müddetçe ne kadar baskıya maruz kalırsam kalayım. Ne kadar ensende boza pişirmeye kalkanlarsa karşısında asla ağzından böyle bir söz çıkmaz. Bunun denemesini yaptılar.

Çık açıkla dediler. Söyle dediler. Bunu asla söylemem dedim. Söylerse senin hayırına olur derler. Dediler. Yine söylemedim. Sonra başıma bazı çorablar övüldü. Hiç umurumda değil. Bu dünyanın sonu belli. Hepimiz oraya doğru koşuyoruz. Ölüm bir nefes sonra. O yüzden ölüm bir nefes sonraysa ben o nefesimi Kur’ân ve sünnetin dışında Dursça’ya harcama niyetim yok. Hakkınızı helal edin. Lâ ilâhe illâllah. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Kürtler ölçtü, asadiler ölçtü, asadiler ölçtü. Asadiler ölçtü, asadiler ölçtü. Ey. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve resûluhu.


13. Bölüm

Tevruzü billahi min ash-shaytânirracîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Wa l-asrih inna l-insana lafihushu. İlla allatheena amenu wa amilu s-salihati ve tevâsıl bil-Haqq. Ve tevâsıl bil-Haqq ve tevâsıl bil-Saqq. SadaqAllâhu’l-Azîm. Subhanı Rabbike Rabbi l-izneti amma yesibun ve selamun ala l-mursalin vel hamdü lillahi Rabbi l-alemîn. Subhanı Rabbi l-aliyyil ala l-vehhâd. Vel hamdü lillahi Rabbi l-alemîn. Esselatu ve selamu aleyke ya Resûlullah. Esselatu ve selamu aleyke ya Nebi Allâh. Esselatu ve selamu aleyke ya Hayra Haykullah. Esselatu ve selamu aleyke ya Nura Arşullah. Esselatu ve selamu aleyke ya Emine Vahyullah. Esselatu ve selamu aleyke ya Seyyid-e Evvelin vel ahirin. Vel hamdü lillahi Rabbi l-alemîn.

Yarabbi günahlarımızı, kusurlarımızı, hatalarımızı affeyle. Yarabbi bilerek bilerek işlediklerimizi affeyle. Yanlışlıklarımızı, eksikliklerimizi affeyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi, bizleri katından merhamet eyle. Katından bizlere maddi manevi afiyet nasip eyle. Katından bizlere maddi manevi hidayet nasip eyle. Maddi manevi lütfetliklerinden eyle. Maddi manevi ikram ettiklerinden eyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi, ümmeti Muhammed’e yardım eyle. Ümmeti Muhammed’e diril ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’i yücelt ya Rabbi. Katilleri doğut ya Rabbi. Bunları paraykenze eyle ya Rabbi. Bunları birbirine düşman eyle ya Rabbi. Bunları birbirine düşür ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’e özgürlik nasip eyle ya Rabbi.

Ümmeti Muhammed’e ferahlık nasip eyle ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’e genişlik nasip eyle ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’e kuvvet eyle ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’e kuvvet eyle ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’e kuvvet eyle ya Rabbi. Ümmeti Muhammed’e zulmedenlerden intikamlarımızı aldır ya Rabbi. Zulmedenlerden intikamlarımızı aldır ya Rabbi. Tuz medenlerden intikamlarımızı aldır Ya Rabbi. Yeryüzünü İslam’ın adaletiyle dolmasına yardım eyle Ya Rabbi. İslam’ın hükmüyle hükmedilmesine yardım eyle Ya Rabbi. Bizlerin maddi, mani ve rızıklarını bol, geniş, hayırlı eyle Ya Rabbi. Helal eyle Ya Rabbi. Maddi, mani ve rızıklarını helal, hayırlı ve bol eyle Ya Rabbi. Bizlerin amelde muhtaç eyleme Ya Rabbi. Bizleri başkasına el açanlardan eyleme Ya Rabbi.

Başkasından dilenenlerden eyleme Ya Rabbi. Ey merhametlilerinden merhametlisi. Sen bizim Allahımızsın, sen bizim ilahımızsın. Sen bize yetersin ey merhametlilerinden merhametlisi. Bizlere yardım eyle Ya Rabbi. Bizlere ikram eyle Ya Rabbi. Bizlere ihsan eyle Ya Rabbi. Dillerimize her daim senin zikrullahınla ıslak eyle Ya Rabbi. Gönüllerimize muhabbetinle muhabbetullahınla doldur Ya Rabbi. Senin sevginle doldur Ya Rabbi. Üminin sevgisiyle doldur Ya Rabbi. Üminlerin velilerin sevgisiyle doldur Ya Rabbi. Anne ve babalarımıza rahmet eyle Ya Rabbi. Bunlara merhamet eyle Ya Rabbi. Bunlara lütf eyle, ikram eyle, ihsan eyle Ya Rabbi. Biz ve çocuklarımıza merhamet eyle Ya Rabbi. Bunlara ikram eyle Ya Rabbi.

Bunlara ihsan eyle Ya Rabbi. Biz ve çocuklarımızı namaz kılan, oruç tutan, seni zikreden, sana hamd eden hayırlı kullar eyle Ya Rabbi. Hayırlı zürriyetler eyle Ya Rabbi. Hayırlı zürriyetler eyle Ya Rabbi. Hayırlı zürriyetler eyle Ya Rabbi. Zürriyetlerimizi Beytullah’a gidip hacı vazifesini ifade, Medine’yi, Münevvere’yi gidip ziyaret eden, bir tamam İslam’ın yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden evlatlardan eyle Ya Rabbi. Ey merhametlerinden merhametlisi. İslam dünyasının başında dolaşan bu kara bulutları bu zulümleri dağıt Ya Rabbi. Bu kara bulutları, kara zulümleri yapanların güçlerini yerle eksan eyle Ya Rabbi. Bunları dağıt Ya Rabbi. Bunun burunlarını sürptür Ya Rabbi. Bunların burunlarını sürptür Ya Rabbi.

Bunların burunlarını sürptür Ya Rabbi. Memleketimize yardım eyle. Memleketimize ikram eyle. Memleketimize ihsan eyle. Memleketimizi İslam eyle. Memleketimizi İslam eyle. Sokaklarımızı İslam eyle. Şabdelerimizi İslam eyle. Evlerimizi İslam eyle. İş yerlerimizi ihsan eyle. Ya Rabbi son nefesimize kadar İslam yolunda yürüyen kullarından eyle. Allâh. Âmîn. Vakti şerefler hayrola. Âmîn. Hanimler fetrola. Âmîn. Şevler vekola. Âmîn. Allâh’ın izniyle kalplerimiz sahip. Âmîn. Sahip. Âmîn. Bak ola. Âmîn. Şevler, şefalar, müjdat ola. Âmîn. Sonu başkan Bakşad-ı Handan ola. Âmîn. Emine Hazreti Mevlânâ. Âmîn. Fatiha. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed ve ala Ali Muhammed. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı