1. Bölüm
Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Kahve içmeyeceğim, onu göre yapmayın, şey yapmayın yani. Bir üstadada intisaplı kimse, üstadına danışmadan başka bir şehirde veya başka bir ülkede yaşamaya karar verirse, üstadının ve davasını satıp gitmiş mi olur? Hiç alâkası yok. Biz böyle şeyleri çok önemsemiyoruz. Bir kimse normalde hür iradesiyle nerede yaşamak isterse orada yaşar, nereye göçmek isterse de oraya göçer. Bunda bir sıkıntı yok, bir problem yok. Normalde bunu bazen söylerim ben, bir yerde ders yaptırıyorsa, örneğin, o kimse buna haber verir, izin değil bu. Haber vermesi lazım. demesi lazım ki ben bu şehirden göçüyorum, burada ders yaptırıyordum, burayı kimi tayin edeceksiniz?
Biz onu oraya, kimse onu tayin ederiz. Öbür türlü başka hiç kimsenin böyle izin almasına veya müsaade almasına gerek yok. İstişare sünnet, gidip sorarsa ben böyle böyle bir şey yapıyorum, dua edin gibisinden, bu ayrı bir mesele. Ama normalde böyle izne, müsaadeye ihtiyaç yok. Şimdi Dârül Harp, Dârül İslam hukuku var. Mesela Dârül İslam hukuku olursa bir kimse Dârül İslam’da yaşıyorsa, Dârül Harp’i geçerken oradaki devlet başkanına siyasi olarak siyasi devlet başkanına haber vermeli. demeli ki ben filancı yere göçüyorum, ben filancı yere gidiyorum veya oraya gidebilir miyim? Çünkü normalde değil, orada bir müslümanın canı, malı, namusu, şerefi, haysiyeti, bu nereye kadar korunur, çaylarınızda için nereye kadar korunur, nereye kadar korunmaz, onu oradaki siyasi devlet başkanı buna karar verir.
Mesela bu şimdi mevcut devletlerin uhdesinde ya, mesela Türkiye Cumhuriyeti devleti ilân ediyor. Filancı yere seyahat edecek olan kimseler, dikkatli olsunlar veyahut da oraya seyahat etmesinler. Neden? orada bir kargaşa var. Orada onun canlı mal güvenliği, mal güvenliği sağlanamayabilir. Sağlanamayacağından dolayı devlet de orayı yasaklayabilir. Buraya gitmeyin diyebilir. Veyahut da mesela Çin’de şimdi salgın var. Öyle değil mi? O ne virüsüydü? Korona virüsü. Bir virüs icat ettiler. O virüsü icat ettikten sonra oradan da patlattılar. Adamların başına bela açtılar orada, sardılar bir çorap, ördüler. Adamlar şimdi korona virüsüyle uğraşıyorlar. önceden tankla, tüfekle, uçakla vuruyorlardı ülkeleri.
Şimdi bir virüste vuruyorlar. Şimdi devletlerde ne yapıyor bu sefer? Oradan gelen bütün her şeyi ilaçlıyor veya oraya hiç kimseyi göndermiyor veya oradan bir şey getirmiyor. Böylece oranın ülke ekonomisi de batıyor mu? Evet, bir virüse bakıyor şimdi. Bu da onun gibi bir şey. normalde devlet bunları yasaklayabilir mi? Evet. bu konuda bir yol çizebilir mi? Evet. Bu Dârül-İslam, Dârül-Harb noktasında da var. Bir kimse normalde Dârül-Harb’e çıkarken Dârül-İslam’ın o noktada halifesinden izin almış olması lazım. Ama bu sufilerin içerisinde, bu benim ilk dervişlik yıllarında vardı bu. bir kimse bir yerden bir yere gideceği zaman zâkirine söylerdi, haber verir. örnekliyorum, ağabey ben Bursa’ya gidiyorum, haberin olsun.
2. Bölüm
O da Bursa’ya gidiyor ya, Bursa’nın zâkiri kim? Eks kimse. Ona diyordu ki, ona git selâm söyle. O da gidiyordu ona selâmünaleyküm, aleykümselâm. Ağabey ben Bursa’ya geldim, bir işim var, ben işimi göreceğim. ağabeyimizin de selâmı var. Böyle bir edep vardı. Bu edep aslında kendi içerisinde, kendi dâresinde çok güzel bir şey. bir bereket, bir lûtuf, bir ikram, bir ihsan. Kardeşliğin, arkadaşlığın artmasıyla alakalı. Ama bu işi sonradan hevâ-hevese döndürdü insanlar. Benim zamanımda bazı zâkir kardeşler hevâ-hevese döndürürler. Mesela adam bir yere gidecek. Ne işin var orada? Allâh Allâh! Ya adamın işini ne yapmanı soruyorsun? Özel bir işi vardır, kimseye konuşamayacaktır. Bir hastalığın vardır, bir rahatsızlığı vardır.
Veyahut da hiç kimseye açamayacağı bir problemi vardır. Bir şeysi vardır. Ne işin var orada diye ne soruyorsun? Adam şimdi işini söylese bir dert, söylemese bir dert. Böyle sıkıntılar gördük biz. Ben yeni derviş olduğumda bu tip problemler vardı. O yüzden derganın içerisinde bunu o ilk zamanlarda, ilk kaldıran da benim. insanların özel hayatlarına müdahale ediyor o zâkirler. adamın ne işi varsa var, sana neden soruyorsun? kime gidecekse gidecek, sana neden soruyorsun? Veyahut da adam İzmir’e gidecek. Ne işin var? Kimle görüşsen? Nereye gideceksin? Ya bunu söylemek zorunda değil bir kimse. Bu sefer böyle olunca ben arkadaşlara demiştim, bayındırdayken. Arkadaşlar, bana sormayın bir yere gideceğiniz zaman.
Benden izin almayın. Benden izin almak zorundasınız, değilsiniz, bana sormak zorunda değilsiniz. Ve bu mevzu sonra Şeyh Efendi’ye gitti. Şeyh Efendi dedi, Mustafa Efendi böyle yapıyormuşum dedi. Efendim, herkes dedim, özelini soruyor insanların. bu yüzden böyle doğru söylüyorsun dedi. Böylece bu edep, âdâb olarak koyulan şey, biz de çalışmaz hâle geldi. Tekrar söylüyorum. Bir kimsenin özel hayatına karışılmadığı müddetçe, diyelim ki Yusuf Bursa’ya gelecek. Ondan sonra, ne işin var Bursa’da? E gelecek adam ya, sana söylemek zorunda mı? Veyahut buradan ben Yusuf’a gideceğim, Çanakkale’ye. Burada soracağım, ben Çanakkale’ye gidiyorum. Hayırdır, kime gidiyorsun? E Yusuf’a gidiyorum diyemeyeceğim.
Desem Yusuf’a gideceğim, ne işin var Yusuf’la? Ya sana ne? Bu özel bir şeye giriyor. O yüzden normalde istişare açık. Kimse bir şey yapacak, gidip danışabilir mi? Evet, gidip sorabilir mi? Evet. ben filancı yere yerleşmeyi düşünüyorum. Bu konuda bana bir öneriniz var mı? Eyvallâh. Mesela diyelim ki o kimse orada bulunan dervişleri tanımıyordur, oradakileri tanımıyordur. Onu oranın zâkirine gönderirsin. adamın Çanakkale’de bir işi var. Gelmiş diyor ki bana Çanakkale’ye gideceğim. Hayır, Allâh yolunu açık etsin. Orada şöyle bir işim var. Aa iyi, öyle bir işim varsa açıyorum mesela zaman zaman, hâlit açıyorum ben. Böyle bir durum var. üniversiteyle alakalı veya başka bir şeyle alakalı. Veya da İzmit’te şey açıyorum, Cemil açıyorum veya Yusuf’a ciğer yiyorum.
3. Bölüm
Böyle böyle bir durum var. Bunlar normal. Bir kimsenin orada bir sıkıntısı var, bir işi var. Görüşülebilir mi? Evet. İstişare edilebilir mi? Evet. Bunda bir sıkıntı yok. Bu konuyu tamamen kadınlara bağlamak istemem. Ama daha çok kadınlar yapıyor bunu. Bu rahatlık nereden geliyor? Kadınlar büyük oranda sadece fiziksel temasıyla, cinsel olarak uyarıya geçerken, erkekler ise sadece görsellikle bile uyarılmaları yeterli olur. İnsanlar bu bilimsel verilerden habersiz oldukları için mi bu kadar rahatlar? Bizim ülkemiz demokratik layık hukuk devleti. İsteyen dilediği gibi dilediği şekilde giyinme, dilediği gibi dilediğini takma çıkarma gibi hakkı var. O yüzden biz bunu sadece insanlara nasihat ederiz Kur’ân-Sünnet dâresinde.
Kadınların giyinme tarzı meydanda ne o? içi görünmeyecek, İslami olarak söylüyorum, hanefi fıkhına göre söylüyorum. Kadınların içi görünmeyecek, ince giyinmeyecekler, vücut hatları belli olmayacak, çok dar giyinmeyecekler. Yüz, el, ayak müstesna her yerlerini örecekler. Şimdi artık bu sadece kadınları bağlayan bir şey değil. Bu şimdi tesettür erkekleri de bağlayan bir şey. Önceden kadınlar dar streç pantolon giyiyorlardı, dar streç kot giyiyorlardı. Kadınların uzuvları bu noktada görünüyordu. E şimdi erkekler farklı mı? Şimdi erkekler çok mu İslami giyiniyorlar? Şimdi erkeklerin de altında daracık streç, dar pantolonlar, dar kotlar. önceden ben böyle sohbetlerde diyordum ki o kadın o kotun içine girmek için iki kat aşağıdan birisi tutması lazım, o da yukarıdan kendini atması lazım.
Anca içine girer diyordum o kadın, daracık çünkü. Aynı şey şimdi erkekler içinde geçerli. Erkekler hatta o kadar noktaya geldiler ki kadınları geçtiler. Ben bakmaya utanıyorum bazen erkeklere. Yüzümü gözümü çeviriyorum. Hele dervişlerde görüyorum, daha da utanıyorum. Dervişlerde de görüyorum. Genç derviş arkadaşlarda ortaya açtı, derviş arkadaşlarda da görüyorum. Daracık streç pantolon giyiyorlar. Her tarafları meydanda. Derviş. Bu sadece kadınlara yönelik bir şey değil ki. Erkekler de yarışıyorlar bu konuda daha darını giyecekler. Erkeklerin de bütün alt bölümü olarak belden aşağısı vücutlarını sarıyor komple. çok özür dilerim, bütün organları belli olacak şekilde. Haram. Haram. Direkt haram.
Erkeklerin de vücut organlarını meydana çıkaracak olan kıyafetler haram. Giyiyorlar şimdi erkeklerde. Biz habire kadınları konuşuyoruz. Bundan sonra erkekleri konuşacağız artık biz. Bildiğiniz streç. erkeğin önü arkası sobelenmiş vaziyette. Belli. Bir de öyle giymiş ya. Çünkü onun üzerinde normalde bir de ya gömleği de kısa oluyor onun böyle kemerinin olduğu yerde ve hatta tişörtü kemerinin olduğu yerde. çok özür dilerim. Arkası komple meydanda. Önü de komple meydanda. Bildiğiniz streç mantolon giymiş. Streç şey giymiş. Ne o? Kot giymiş. Yapışmış vücuduna. Absürt renkler. Erkeklerde de var. bu giyim tarzı da İslami değil. Üzerlerine şey ne o? Tişört giyiyorlar. Tişörün adı oldu bluz. Erkeklerde de.
4. Bölüm
Daracık, incecik. Onların da vücut hatları meydanda. Üst tarafında. Hele bir de hafif göbekleri var. O gömleklerinin, o düğmelerinden göbekleri de fışkırıyor ya böyle. Göbeğin var bari. O kadar daracık giyme bari. Fışkırmasın göbeğini şeyden. Bu kadınlarda da var. Göbeği fışkırıyor. Daracık giyiyor onu. Göbek fışkırıyor. Düğmeler patlıyor önden. Kadınlarda da erkeklerde de. Geymeye yapma. Yakışmıyor. Rezil oluyorsun. Bu kıyafet değil. Bu cehalet, bu bağnazlık bu. Bu cehaletle bağnazlık başka bir şey değil. Allâh muhafaza eylesin. Bir de bunu derviş kardeşlerde görüyorum üzülüyorum. Özen mi? Tarkan mı olacaksınız? Özen mi? Gey mi? hadîs-i şerif var ya siz adım adım onlara benzemedikçe kıyamet kopmaz.
Onlar kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Ya adım adım benziyoruz. Amerika cezaevlerinde, çok özür dilerim, eşcinsellerin pantolon stilini Amerikan cezaevlerinden çıkmadır. Düşük bel erkeklerdeki pantolon, Amerikan cezaevlerinde eşcinsellerin. kendini kadın hisseden veya kadın gören, kadın gibi kullandıranların pantolon şeklidir. Düşük bel kemer. Amerikadan çıkmıştır bu. Bakın bunun çıkış yeri Amerikan cezaevleridir. Açın araştırın bakın. Bu Amerikan cezaevlerinde kadınlaşmış olan erkekler böyle pantolon ve kot giyiyorlar Amerikan cezaevlerinde. Bunlar eşcinsel. Bunlar dışarı çıktığında aynı şekilde devam ediyorlar. Ya moda hakkı mı yaptılar bununla? Ne yapıyorlar? Erkekleri çok özür dilerim, eşcinsel noktaya getiriyorlar. adam koskoca adam, gencecik adam neyse. hemen böyle kalçasının bittiği yerde pantolon başlıyor.
Eğiliyor, arkasının çatalı görünüyor. Bir de üzerine gömlek, memlek bir şey giymiyor, iş çamaşırı yok. Eğildiğinde çatalı görüyorsun adamın. Haram ya. Haram. Bakana da haram açana da haram. Ya açmasın bakma kardeşim bakmak da haram. Ya imam azam rivayet edilir. İmam Muhammed’in yüzüne uzun süre bakmamış. Küçücük yaşta gelmiş çünkü medreseye. Sonradan bir baktığında bakmış ki sakallı. Sen ne zaman sakalın çıktı demiş yıllardan sonra. o kadar yıl geçmiş. O gencecik imam Muhammed’in sakalı çıkmış, sakal bırakmış. İmam azam onun yüzüne bakmıyor. Neden? Genç bir erkek çocuğunun yüzüne şehvetle bakmak da haram. İmam azam kendini korumak için talebesinin yüzüne bakmıyor. Şimdi imam azama da laf söylüyor bu Müslümanlar da.
Talebesinin yüzüne bakmıyor. Neden? Genç parlak talebe daha sakalı çıkmamış. Şimdi toplumun geldiği yere bakın siz. Bugün haberlerde okuyorum tüylerim diken diken. Bir adam üç yaşındaki kızını taciz ediyor. Üç yaşındaki kızını. Bir baba beş yaşındaki, yedi yaşındaki, on yaşındaki kızıyla cinsel ilişkiye gireceğim diye uğraşıyor. Bunları söylemeye utanıyoruz biz. Haberlerde okurken tüylerimiz diken diken oluyor. Sapıklıkta sınırımız kalmadı. Sapıklıkta sınırımız yok. İslam ülkesiyiz. İslam ülkesiyiz sözler. Müslümanlar bu ülkede Müslüman çoğunluk var. Sapıklıkta sınır tanımıyoruz. Cahil Müslümanlar. Okutulmamış, eğitilmemiş, sapkın. Kendi kendime üzülmekten başka bir derdim de yok zaten. Bunları okuyorsun, medyaya bakıyorsun, gündeme bakıyorsun.
5. Bölüm
Diyorsun ki nasıl aldanıyor Müslümanlar? Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bu tesettürle alakalı mesele erkekler içinde geçerli. Erkekler de düğüm ellerini açıyorlar aşağı kadar. Şimdi İbni Abbas’ın sözünü söyleyeceğim. ortalık yıkılacak. Açın helallar haramlar. Heyteminin helallar ve haramlarını açın. Heyteminin helallar ve haramlarla alakalı eşcinsellerle alakalı bölümünü açın. Oradaki bölümde eşcinsellerin o gün için 1400 yıl önce nasıl davrandıklarına bakın. Aynı şekilde bugün de öyle davranıyorlar. Orada diyor ki eşcinselleri anlatırken, kadınlaşan erkekleri anlatırken diyor ki onlar gömleklerinin düğmelerini aşağı kadar, aşağı doğru açarlar. Ya ben bunu yeni Müslüman olduğumda okumuştum.
O zaman için bir iki tane gömlek düğmesini açardım ben önceden. Ya bunu okuyunca ben komple düğmelerimi kapattım. O gündür bu gündür kapalı. Şimdi erkekler göğüs kıllarını komple tavuk gibi yoldurup öne doğru düğmelerini açıyorlar. Tamam, fıtratın dışında çok böyle olağanüstü bir şekilde adam kıllı tüylüysen onların yoldurmasında bir beis yok. Fıtrata uygun hale getirecek. Millet kadınlar gibi ağda yapmaya başlamış artık. Komple erkekler vücutlarını ağda yaptırıyorlarmış. Kimisi de soruyor bunu, mail ile soruyorlar. Bir erkeğin komple vücudunu ağda yaptırması caiz midir, değil midir? Uğraştığımız meselelere bakın. Birisi de başka bir şey sormuş. bir kadın bunu yapabilir mi diyor soruyor. kuaförler var ya şimdi bunları yapan kimseler.
Biz de diyor tıptan karar veriyorlar. biz de tıpçı gibi olsak erkeklerin mahrem yerlerinde görmüş olacaklar. çok özür dilerim yazdım. Sen urolog musun dedim. sen urolog olsan iyi bak neresine bakacaksan adamın. Bu hale geldik. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden erkekler de kılık kıyafetlerine, tesettürlerine dikkat edecekler. Fitne zamanı evinizden ayrılmayın. Adem’in oğlu Habil gibi olun. Ebu Davud İslam devletinde olmadığımız için bu durumda nasıl hareket etmeliyiz? Bunlar bir insanın kendince kendisine verecek olduğu iştahatler. İki bağlı bulunduğu bir Darül Harp imamı varsa onun verecek olduğu bir iştahat. E Türkiye’de Darül Harp imamı yok. E öyle olunca normalde bir kimse bunu kendi kendisine iştahat edebilir mi bu hadislerden?
Evet. normalde bir kimse fitne zamanı evine kapanabilir mi? Evet. Ebu Zarif gefariye ediyor. böyle bir zaman geldiğinde ne yaparsın deyince ne yapayım ya Resulallah? Kılıcımı omuzumu almayayım mı diyor. Hayır diyor. Sen diyor kılıcını şeyde ne o pırıltısını bile sakla evinde diyor. Beni öldürmeye gelirlerse diyor Habil gibi ol diyor. onu öldürmeye gelirlerse Habil gibi ol. Bu bir hadîs-i şerif evet. Ama siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizde mümkün değilse dilinizde o da mümkün değilse kalbim buz ederekten önlemeye çalışınız. Bu da bir hadîs-i şerif. kötülüklerle mücadele etmek, kötülüklere karşı gayret sarf etmek bu da bir hadîs-i şerif. Bir kimse burada kendi ince iştahat edecek. Diyecek ki ben evimde oturmak istiyorum.
6. Bölüm
Bu mevzulara suya sabuna dokunmayayım. Hakkıdır. Ona neden sen evinde oturuyorsun neden suya sabuna dokunmuyorsun deme hürriyetimiz ve selayetimiz yok. Dinde zorlama yok. Bakara. O yüzden zorlayamayız bir kimseye. Bir kimse de şunu diyebilir. Bu ülke benim, bu memleket benim. Ben her türlü İslam dışı şeyle mücadele edeceğim. Kendimce nasihat edeceğim, gayret edeceğim. Kendimi de geliştireceğim. Etrafıma da bu noktada faydalı olmaya çalışacağım der. Bu bence daha üstünü. Bence bu daha faziletlisi. Bu yolu seçebilir. Ben bu yolu seçenlerdenim. Ben yangın var dedim, yürüdüm. Bu noktada o yolu seçtim kendimce. Bugüne kadar Cenâb-ı Hak’a hamdolsun yürümeye gayret ettik. Tabi bu kolay bir şey değil.
Bu yolda böyle yürümek. ben kötülerle, kötülüklerle mücadele edeceğim. Ben İslam’ın hem ahlaken hem hukuken hem siyaseten hakim olmasını istiyorum. Bu konuda gayret edeceğim. Hem nefsimle mücadele edeceğim. Hem içeride hem dışarıda bu mücadeleye devam edeceğim deyip de yola koyulmak gerçekten zor. bu böyle insanlara davet edilecek bir yol değil yani. O yüzden ben herkes ders alsın herkes gelsin diye bakmam. Bir kimse gidiyormuş. Serbest bırakırım. Adam katlanamıyorum. Gelmeyebilirsin kardeşim. ben aktif olmak istemiyorum. Olmayabilirsin kardeşim. Evinde oturmak istiyorum. Oturabilirsin. Ben derslere gelmesem evimde dersimi çeksem olur mu? Olur kardeşim. Ben koşuşturmasam olur mu? Olur kardeşim.
Nasıl canını istiyorsa öyle yap. Sebep? E burası Türkiye veya komple İslam dünyası aynı. Sen gerçekten Allâh diyorsan bir yerlerde başına çorap örülebilir senin. Bir yerlerde sıkıntı yaşayabilirsin. Problem yaşayabilirsin. sonuçta la lahe illallah diyorsan istersen tevhidin birinci basamağı olan la lahe illallah da ol. İstersen tevhidin ikinci basamağı olan la mevcude illallah da ol. İstersen tevhidin ikinci basamağı olan la faili illallah da ol. İstersen tevhidin üçüncü basamağı olan la mevcude illallah da ol. bu noktada senin nerede hangi dairede olursan ol. Başına sıkıntı gelir. Gelmiyorsa ben derim ya imanını sorgula diye. Bir şahsın başında, bir topluluğun başında bir problem yoksa, bir sıkıntı yoksa, bir bela yoksa, bir musibet yoksa, bir dert yoksa bir şahıs kendini sorgulasın, iki topluluk kendini sorgulasın.
Sebeb o iman üzerine değildir. Adem’den itibaren bütün peygamberler iman üzerinedir ve bütün peygamberler bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet her türlü imtihanla imtihan edilmişlerdir. Sıkıntısız, dertsiz, problemsiz hiçbir peygamber yoktur. İçinde bulunduğu sistemle, ta’uti, müşrik sistemle problem yaşamayan hiçbir peygamber yoktur. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke’den sürülmüş bir peygamberdir. Gözünün nuru, kalbinin bu noktada en mütecelli yerinde duran Beytullah da arkasına bakaraktan, selam vererekten yürümüş gitmiş bir peygamberdir. O yüzden hangi peygamberin başına bir şey gelmemiş ki? O yüzden bir kimse Lâ ilâhe illâllah Muhammedun Resûlullâh diyorsa bir şey gelir başına.
7. Bölüm
Gelmiyorsa zaten kendisini bu noktada sınasın veya bir topluluk başına bir şey gelir. Gelmiyorsa kendi kendini sınasın. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete mi gireceğini düşünüyorsunuz? Gelecek. Geçmişteki insanların başına gelenler sizin başınıza gelmeden Allâh’a vuslat mı olacağınızı zannediyorsunuz? Hayır. Bu noktada herkes bundan nasibini alır. O yüzden mücadeledir Adem’den itibaren. Bir tarafta iyiler vardır, bir tarafta kötüler vardır. Adem’den itibaren bütün peygamberlerin yoludur. Bir tarafa hak ve hakikate yönelmiştir. Hak ve hakikate yönelenler bir taraftadır, hak ve hakikatin karşısında olanlar bir taraftadır. Bu iş değişmemiş ki. Ortası yoktur bunun.
Bakın şey olarak, fikir olarak, düşünce olarak ortası yoktur. Ya sen iyi yoldasındır, iyilerle berabersindir ya da kötü yoldasındır. Fiyiliyatlar üç ayrılır. Buraya karıştırmayın. insanın fiiliyatları üç ayrılır. Bir, haram olan fiiliyatlar. İçki içmek gibi, kumar oynamak gibi, livata yapmak gibi, zina etmek gibi, yalan söylemek, haramla iştigal etmek, gıybet etmek, dedikodu etmek gibi. Bunlar nedir? Haram olan şeylerdir. Bir de helal olan şeyler vardır. Allâh’ın farzlarını yerine getirmek gibi. Bunlar helaldir. Hadîs-i şerif vardır ya, İslam’da haramlar belidir dinde. Helallar da bellidir. Şüpheliler vardır ki siz onlardan sakınınız. Bakın üçüncü kısım şüpheli kısmıdır. Şüpheli, yiyeceklerde şüpheli, içeceklerde şüpheli olanlar, giyeceklerde şüpheli olanlar veya bir fiiliyatta bir amelde şüpheli olan.
Siz de diyor, bunlardan uzak durunuz. Takva da budur diyor. Şüphelilerden uzak durmak diye. Hadîs-i şerif de. O yüzden şimdi fiiliyatlar üçe ayrılır. Helal olanlar, haram olanlar, şüpheli olanlar. Bu fiiliyatla alakalıdır. Ama düşünce, iman, o normalde akaitte alakalı şey ikiye ayrılır. Nedir? Ya sen haram yoldasındır, Kur’ân’da, Sünnet’te, ondan sonra Allâh’ın emrettiği gibi peygamberlerin yolundasındır. Ya da sen taotun yanındasındır, zulmün yanındasındır, küfrün yanındasındır. İkisinden biri. Sen nerede olduğuna bak. Bakın sen nerede olduğuna bak. O yüzden fitne zamanı bir kimse evinde oturabilir mi? El cevap oturabilir. Bu konuda kendi kendisine bu iştah adı verse hata yapmış olabilir mi?
Hayır. Hadîs-i şerif hakkında. Bir kimse hayır ben kenarda oturmayacağım, ben Kur’ân ve Sünnet mücadelesi vereceğim, yürüceğim hak ve hakikat yolunda Allâh’ın dinine yardım edeceğim diyebilir mi? Evet. Benim için bu büyük cihâd. Eyvallâh. Benim için bu büyük cihâd ama bir başkası bunu böyle görmeyip evinde oturabilir mi? Evet. Fitne zamanında oturanın fitnesi ayakta durandan hayırlı olur. Hadisini anlayamadım. Ya normalde bir kimse ortalıkta fitne var, fitneye su taşıyor. Fitneye yardımcı oluyor. Fitneye yardımcı oluyorsa onun oturması daha evla. yalan bir sözü dolaştırıyor. Elden ele dilden dile. Veyahut da haram bir toplantı var. O toplantıya iştirak ediyor. Haram bir nümayiş var. Millet çıkmış sokaklara yakıyorlar yıkıyorlar.
8. Bölüm
Sen otur evinde. Yakıp yıkmaya gitme. Ama bir yerde de Kur’ân ve Sünnet var. Kur’ân ve Sünnet yolunda koşmak var. Bu benim kendimcesi. O zaman durma durduğun yerde koş. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Diş dolgusu caiz midir? Guste etkisi nedir? Eğer caiz değilse dolgusu olanlar ne yapmalıdır? Diş dolgusu tüm mezheplere göre caizdir. Her ne kadar İmam-ı Azam’ın böyle söylemediğini iddia edenler varsa da, bunu el ihtiyarı yazan, sonradan Hanefi fıkhının hemen İmam-ı Azam’dan sonra gelenler şart düşmüşler. Bu konuda İmam-ı Azam’ın böyle demediğine dair. Ama deyip dememesi önemli değil. İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Yusuf’un bu noktada ortak fetvası var. Diş dolgusunun caiz olduğuna dair. Zaten Şafi’de, Maliki’de, Hanbeli’de caizdir.
O yüzden Hanefi’de de diş dolgusu caizdir. Diş taktırmak caizdir. Kaplama yaptırmak caizdir. Bunun da bir sıkıntı yok. yaptırırken kusur etmek zorunda mıyız? Değilsiniz. Bunu böyle nasıl söyleyeyim? İhtiyaden söylemişler. Neden değilsiniz? Çünkü dişin dış yüzeyi oluyor dolunca. Ağzımda dolgu var mesela. O üstü dişin üst yüzeyi hükmünde oluyor. O yüzden o dişin oyuk olmuş olsa, o oyuğun içerisine su değecek. Aslında çürük dişliler, çürük dişliler. Eğer çürükleri nohut tanesinden fazlaysa, onun içine su girip girmediğini bakacaklar. Ama bir diş de nohut tanesinin, büyük diş değilse bakacak ona. Öbür türlü küçücük bir çürüğü var. Şimdi şüphe edip de o küçücük çürüğü olanlar içine su değdirmek zorundayız demesinler.
Çünkü dişin üstünde veya ağzın içerisinde nohut tanesi kadar bir yere su değmezse Hanefi’ye göre kusül kusül olmaz. Öbür türlü kuslu kusüldür. E şimdi dolgusu olan üstü dişin yüzeyi olmuş oldu. Çünkü o tak çıkar değil, doldurdu, kapattı üstünü. Doldurup kapatınca ne oldu? Dişin yüzeyi hükmünde oldu. Onun içine su değecek diye bir kaydı yok. Kusül şartı da yok. Ama eskiler bunu böyle bir ihtiyaden koymuşlar. Bir kimse kusül ederse eder. Bu noktada abdest olursa olur, bunda bir sıkıntı yok. Caiz değilse dolgusu olanların ne yapmalı? Yok, bu noktada caiz. Dolgusu olmayanların, dolgusu olanların bir şey yapmalarına gerek yok. Haklarınızı helal edin. Bu ara gündem kalabalık ya. Ondan sonra tekkeyle alakalı.
O yüzden arkadaşlar sakin olsunlar. Başlarındaki vazifeli kardeşlere tâbi olsunlar. Hiç kimse kendi kafasından bir şey yapmasın. Hiç kimse kendi kafasından bir eylemde de bulunmasın. Bu kesin, ben bunu yıllardır söylerim, yine söylüyorum. Arkadaşlar, hiçbir noktada hiç kimse hakaret edip küfretmeyin. Haklı davanızı haksız yere götürmeyin. İçinizden bir tanesi, iki tanesi böyle bir şey yapıyor, yapıyorsa bütün arkadaşları ve grubu zan altında bırakıyor. Yapmayın. Bunu defalarca söylüyorum, yine söylüyorum. Mustafa Özbağ’ın kendi şahsını korumaya çalışmayın. Tekrar söylüyorum. Mustafa Özbağ’ın şahsını korumaya çalışmayın. Mustafa Özbağ’ın şahsıyla alakalı da bir mücadele etmeyin. Laflaşmayın. Eleştirmeyin.
9. Bölüm
Bırakın, kim ne söylüyorsa söylesin. Benim mücadelem Kur’ân Sünnet dairesinde. Bilebildiğim kadar, yapabildiğim kadar. Benim başka bir derdim yok. Mustafa Özbağ’ın kendi şahsıyla alakalı bir derdim yok benim. Benim derdim Kur’ân Sünnet vatan millet. Benim başka bir derdim yok. Bütün Türkiye benim aleyhimde konuşsa umurumda değil benim. Ben söylediğimin ve yaptığımın Kur’ân ve Sünnet’e uygun olup olmadığına bakıyorum. Onu analiz ediyorum. Eğer söylediklerim Kur’ân’a, Sünnet’e, imamların iştahadına, akayit imamlarının tersine bir şeyse ben oradan geri dönerim. Bu ayıp değil. Bu beni küçültmez. Bu beni büyütür daha. Benim öyle bir derdim yok. rüyayla alakalı fırtına koparıyorlar ya, rüyetullahla alakalı.
Bu konuda bir sürü ben onu yıllar önce çok özür dilerim. Zaten Allâh affetsin okumuşum zaten bunu ben. İzmir’de ilahiyet profesörleri dahi ona cevap veremedi orada. Ben sonra onlara bir risale hazırladım, gönderdim. Dedim açın okuyun, varsa itirazınız yazın dedim ben. Onlar dahi itiraz edip yazamadılar. Bu rüyetullahla alakalı konuşanlar din bilmiyorlar, tasavvuf bilmiyorlar, cahil insanlar. Bakın cahil insanlar. Din cahili bunlar. Bunlarla mücadele etmenize gerek yok. Adam din cahili. koca adam Bursa müftüsü olmuş, Bursa müftüsü kendi İslam ansiklopedisinden haberi yok. Koca Bursa müftüsü İslam ansiklopedisinde geçen hadislerin İslam ansiklopedisinde geçen, bakın fetvalardan haberi yok. Okumamış adam, okumadan bilenlerden.
Zaten bu müftüler, dosdoğru zaten okumuş ilim adamı olmuş olsalar bu toplum böyle olmaz, kızıyorlar sonra bana. Ondan sonra diyorlar ki, Diyanete taş attı. Ya kardeşim Diyanete taş atmıyoruz. Maaş aldığınız, çoluğunuzu, çocuğunuzu, beslediğiniz kuruma dosdoğru hizmet edin. Oradan maaş alıyorsun. Senin işin ne? Bu insanlara doğru dini aktarmak. Rüyetullah, ehli sünnete göre hat mıdır? Evet. Hakkında hadîs var mıdır? Evet. Ben şia değilim. Onlar kabul etmez. Ben mütezile değilim. Onlar kabul etmez. Ben cebriyeci, kaderiyci değilim. Onlar kabul etmez. Ben rafizi değilim. Onlar kabul etmez. Ben harici değilim. Onlar kabul etmez. Bakın onlar kabul etmez. Diyanet teşkilatı ehli sünnet olarak biliyoruz.
Ehli sünnet olarak bildiğimiz Diyanet teşkilatı kabul etmiyorsa, bir, Diyanet teşkilatı şianın mı eline geçti? Rafizilerin eline mi geçti? Kaderecilerin eline mi geçti? Mütezilerin eline mi geçti? Mürciyenin eline mi geçti? Cebriyecilerin eline mi geçti? Kimin eline geçti? Ya da şahsın kendi özel bir hatası. Öyle göreceğiz. E şimdi koskoca Bursa mültüsü bunu bilmiyorsa, ya bundan ne uğraşacaksın ya? Ne şikayet edeceksin ya? Adam ekmeğinden olmasın ya. Ya bunun gerek yok buna. Anlatabildim mi? hakaretle değil, ilimle. Gerek yok. Bir tane iki tane değiller. Bir tane iki tane değiller. biz Kur’ân’ı, Sünnet’i, akaidi, fıkıhı tasavvufu bilmeyen bir toplulukta yaşıyoruz. Arkadaşlar tekrar bunu tekrar ediyorum.
10. Bölüm
Bizim yaşadığımız toplum Kur’ân’ı, Sünnet’i, fıkıhı, akaidi ve tasavvufu bilmeyen bir toplumda yaşıyoruz. Biz bu topluluğa doğru Kur’ân’ı, doğru Sünnet’i, doğru fıkıhı, doğru akaidi, doğru tasavvufu anlatacağız diye uğraşıyoruz. Buna sabır lazım. Buna sabır lazım kıymetli kardeşlerim. 34 yıldır ben bununla uğraşıyorum. Buna sabır lazım. Ben yıllardan beri size de söylüyorum. Bütün herkese söylüyorum. Diyorum ki Kur’ân’a, Sünnet’e, imamların fıkıhına ve kelam alimlerin bu noktadaki iştahatlerine uymayan bir halimiz var ise, uymayan bir sözümüz varsa Allâh için önümüze getirin biz ona uyalım. Vay Atatürk’le konuşmuş. Ya Atatürk’ü rüyamda gördüm bile demedim. Ya bir insan rüyasında görmediği bir şey, gördüm der mi zaten demez.
Açın bakın. Ama onlar illa Atatürk’le rüyasında görüşmüş. İlla Atatürk’le rüyasında görüşmüş. Atatürk’le rüyasında görüşen değil, Atatürk’ün ruhunu çağıran fesli Kadir Mısırlıoğlu. Onu bir bizim Mehmet Emin verdi bana dedi ki ya bak böyle böyle dedi. Ya Kadir Mısırlıoğlu kendisi oturmuş sohbette anlatıyor. Diyor ki bir adam vardı ruhları çağırıyordu diyor cinni tayfesinden. Atatürk’ün ruhunu çağırdı diyor. Gel dedi diyor. Ve sorduruyor Kadir Mısırlıoğlu açın ben Twitter’da paylaştım. Atatürk’ü konuşturuyor. Kim? Kadir Mısırlıoğlu. Lan Kadir Mısırlıoğlu Atatürk’ü cinni tayfesiyle beraber konuşturuyor. Cahis. Mustafa Özbağ konuşturunca tuğ kakağı ilan ediliyor her yere. Kadir Mısırlıoğlu gel bakayım Atatürk’ün ruhu buraya diyor geliyor.
Sen ne yapıyorsun? Vay ben ne azablar çekiyorum diyor. Dinleyin mi? Ee bu doğru. Kimse laf söylemiyor fesliye. Öldü gitti. Kadir Mısırlıoğlu’na bir laf söyleyen yok. Mustafa Özbağ’a bir şey deyince halbuki orada edebiyat var. Bu toplum edebiyatı da bilmiyor. Yıllardan beri okuyorsunuz. Lafontaine kargayı konuşturuyor. Lafontaine tilkiyi konuşturuyor. Lafontaine aslanı konuşturuyor. Lafontaine oradaki adamları konuşturuyor. Bütün din alimleri, büyük mutasavvuflar birilerini konuşturmuşlar. Ya bırakın Mustafa Özbağ da Atatürk’ü konuştursun ya. Kötü bir şey söylemedik. Ben sordum o cevap verdi. Dedim Paşam ne diyorsun bu Atatürkçülerle alakalı? Ben bunları böyle söylemedim dedi. Ben bunu rüya diye söylemedim zaten.
Rüya diye söylesem diyeceğim ki ya ben rüyamda. Ben dedim ki rüyamda ben böyle gördüm. Üç beş tane zibidi gazeteciden mi korkacağız? Rüyamızı mı saklayacağız? Rüyamızda görürsek söyleriz. Mustafa Özbağ kimden çekinmiş? Üç beş gazeteci zibidisinden mi çekinecek? Üç beş adamdan mı çekinecek? Onlar zaten kleve kahramanı. Otururlar hakaret ederler. Müşriklerin adetidir o. Benim yerim belli, adresim belli, her şeyim belli. Gerçi bir şey yapacak olan yapsın yanımda koruma yok bir şey yok. Ben birileri gibi mahkemeye bile giderken altı yedi kişi yanımda gitmiyorum. Hem uyuz itler gibi korkacaklar. Benle karşılayacakları zaman altı yedi tane etrafına adam toplayıp gidecekler. Kilitli kapıların arkasında durup geldi mi diye ötleri kopacak.
11. Bölüm
Beni gördüklerinde iki yüz metre ileriden böyle takip edecekler. Beni gördüklerinde iki yüz metre ileriden böyle takip edecekler. Ben yavaşlıyorum gelmiyor arkamdan. Dönüyorum duruyor. Neden? Haksız çünkü. Ee Atatürk’ü gördüysem, gördüm derim rüyamda. Görsen ne olacak? Atatürk rüyada görülmez mi? Allâh görülür, peygamber görülür, veliler görülür, şeytanda görülür, cinliler de görülür, melekler de görülür. Atatürk de görünür rüyada. Görünür. Atatürk rüyada görünmez diye Atatürk bir kanun mu koydu gitti? Kanun mu koydu gitti? Atatürk halde görünmez diye bir kanun mu koydu gitti? Atatürk’ün rüyada halde görünmese Atatürkçülerin isniyatı gününe mi kaldı? Ulan bunlar bizim rüyamızı da mı karışacaklar?
Bu ne cahillik böyle? Bu millet de din bilmiyor ya. Vay Atatürk’ün rüyasını görmüş de işte. Haa görsen ne olacak? Ne yapacaksın? Ascan mı beni? Hazreti Peygamber gitmiş. Ey Utbe! Ey Şeybe! Kuyunun başında, kuyunun başında hepsini katlettirmiş Bedir’de. Kuyunun içine doldurmuş. Kuyunun başına gidiyor. Kafirlerin orada kuyunun içerisinde olanların birer birer isimlerini sayıyor. Utbe, Şeybe, felanca. Şimdi diyor anladınız mı? Şimdi gördünüz mü? Şimdi şehadet ettiniz mi? Benim hak peygamber olduğuma diyor. Neymiş de ondan sonra ölüler duymazmış. Neymiş de? Bir de kendi ağızlarıyla söylüyorlar. Müşrik ölüler duymazmış. Ulan sen Atatürk’ü müşrik ettin o zaman. Ölüler duyar. Dirim zanneden ahmak ölüler duymazlar.
Onlar sağırdır çünkü. Ağırdır çünkü. Ölüler görür. Görüyorum zanneden diri ahmaklar, kördür. Âyet de sabittir. Onların gözleri vardır görmezler. Onların kulakları vardır duymazlar. Ama öbür günler görür ve duyar. Millet cahil. Haydi. Atatürk Türkler rüyasında konuşan adam. Ölüyorum gülmekten bazen. Ne olmuş? Konuşamaz mı insan ya? Senin de maneviyatın olsun, senin de gücün olsun konuş. Senin de manevi halin olsun konuş. Sana konuşma diyen mi var? Sen Mustafa Özbağı bunu göremez diyorsan, inanma kardeşim sana inan diyen var mı? Vay kendisini Allâh gördü. Haşa ya. Adam başının sonunu bilmiyor. Riyatullah Hak kardeşim. Hz. Peygamber daha diyor sallallâhu aleyhi ve sellem. Ben diyor Allâh’ı genç delikanlı suretinde gördüm rüyamda diyor.
İmam-ı Azam gördüm diyor. Doksan dokuz sefer gördüm diyor. İmam-ı Tirmizi gördüm diyor. Hadisler var görüleceğine dair. İslam dünyasının bir kısmı kabul etmiyor. Kabul etmeyenler de sıraladım. E bu konu nerede konuşuluyor? İslam, İzmir’de ilahiyet fakültesinin, ilahiyet fakültesinde konuşuluyor. İlahiyet fakültesinde. Konuşmacılar kim? İlahiyet fakültesinde. Birisi tefsir hocası, birisi din psikolojisi profesörü, birisi hadîs hocası. Birisi tasavvuf kürsüsü başkanı, adımın kitapları var. Birisi hadisçi. Onlarla konuşuluyor. Bu işin ilmiyle iştigal eden kimselerle konuşuluyor. Gazeteci bozuntularıyla değil. Üç beş tane hergele değil. Ya? Ya bu işin ilmini yapan insanlar. Dokuz Eylül Üniversitesinde her biri kendi dallarında kürsü başkanı.
12. Bölüm
Bu mevzu orada konuşuluyor. Profesörler orada bir şey cevap veremediler. Dışarı çıktılar cennette görülecek filan dediler. Hocam dedim mesele değil önümüzdeki ayağa dedim gelin. Teyzlerinizi dedim koyun orta yere. Gazemir’de dedim sohbet devam ediyor. Gelin tezlerinizi koyun. Önüme koyun dedim tezlerinizi konuşalım. Ben önümüzdeki ay dedim tezlerimle geleceğim. O sohbetten bir ay sonraki Gazemir sohbetini açın. Gazemir sohbetine ben bütün tezleri aldım, delilleri aldım. Hiç birisi de gelmedi. Orada oturdum çatır konuyu anlattım. Bakın o sohbetten bir ay sonra Gazemir sohbeti kayıtlarda varsa çıkarın. Delilleriyle orada anlattım. Orada delilleriyle anlattıktan sonra o koca koca profesörler onlara cevap veremediler.
Hatta dedim ki bugün hiçbirisi gelmedi. Bir dakika ayağa dedim gelebiliyorlarsa buraya gelsinler. Gelmesinler, delillerini burada aktarsınlar, anlatsınlar dedim. Oraya da gelmedi. Neden? Kardeş heva hevesten konuşma. Profesör olabilirsin. Bana delille konuş. Bana Kur’ân’la, bana sünnet’le, bana akait alimlerinin fetvasıyla, bana fıkıh alimlerinin fetvasıyla konuş. Bana işkembe-i kübradan konuşma. Bana heva hevesten konuşma. Bana cehaletten konuşma. Haydi gündem oluşturacaklar ya. Gündem Mustafa Özba. Uçuruyorlar ortalığı. Hiç kimsede biri kallığın kolu üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek işleri. Ya bu mevzu ne? Sormuyor. Bakın burada ben kendim anlatıyorum şimdi. Bakın olaylar manzumesini anlatıyorum.
Tarih veriyorum size. Eee yok. Üç beş tane hergele gazeteciyi alıyor. Türkiye’yi gündem yapıyor. Eee yapın. Verilmeyecek hesabımız yok. Bakın verilmeyecek hesabımız yok. Ne yapıyorsanız yapın. Biz Kur’ân sünnetten geri dönmeyeceğiz. Bunun sözünü biz ezelde vermişiz. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Ben üflendiğinde vermişim orada söz. Oradaki aktimi mi bozayım şimdi? Üç günlük dünya için. O yüzden Kur’ân sünnete uyacak kardeşim herkes. Atatürk’le de konuşulur. Rüyada da görülür. Ne görülmesin? Konuşulur da ne konuşulmasın? Kadir mısırlı mısır? Kadir mısırlı konuşuyor da insanlar inanıyor da bir başkasının konuşmasına mı inanmayacaklar? Herkes görülür rüyada. Maneviyatı metafizi kuvvetli olanlar görür.
Daha ilerisini söyleyeyim mi? Daha ilerisini söyleyeyim size. Şu zikrullah alakasında var ya adamın maneviyatı kuvvetliyse kimi isterse görüşür konuşur onunla. Bir başkası buna inanır inanmaz. Sizler bile hayrette kalırsınız. Sizler bile hayrette kalırsınız. Şu zikrullah alakasını o yüzden önemserim ben. Arkadaşlar halakayı zikrullahı bırakmayın derim. Bizim asli işimiz bu. Asli vazifemiz. Evet. Zikrullah halakasında meleklerle de konuşulur. Cinlilerle de konuşulur. Konuşulur arkadaşlar herkesle konuşulur. Maneviyatına bağlı. Maneviyatına bağlı. Hadîs bile sorarsın maneviyatına bağlı. Ha bir başkasını bağlar mı bağlamaz. Bir başkasına delil midir? Midir değildir. Delil değildir bir başkasına.
13. Bölüm
O şahsın kendisine delildir. O şahsın kendisine delildir. Bir başkasını bağlar mı? Aa ben ona inanıyorum. Onun söylediğine ben inanırım. Beni bağlar. Örneğin Cafer bana bir rüya anlatsa ben Cafer’in rüyasını bağlarım kendime. Derim ki ya 30 yıllık benim dostum, arkadaşım, kardeşim onun rüyasına mı inanmayacağım? İnanırım. Veya Hüseyin söylese veya Barbaros söylese veya Halil söylese veya Hacı Erkan söylese veya İsmail söylese inanırım. Bakın inanırım. İnanırım. Aa Hacı Erkan da o rüyayı anlatan Hacı Erkan. Ben Allâh’ım demiyorum ki. Cenâb-ı Hak sureten beni göstermiş. Bu aslında ne biliyor musunuz? Bunun tanımı ne biliyor musunuz? O kimse Allâh’ı görmek istiyor ya Cenâb-ı Hak kendi nurundan nurlandırıyor o kimseyi.
Kim suretinde gördü? X kimse suretinde gördü. O X kimse Allâh kendi nuruyla nurlandırdığı kimse o. O kimse Allâh değil. Ama o Allâh dostu. O Allâh’a yakın. Çünkü Cenâb-ı Hak delil teşkil ettiriyor orada. Bak Allâh delil teşkil ettiriyor. O kimse Allâh’ı görmek istiyor onun suretinde. Sûfîlik de bunlar var. Tasavvuf da bunlar var. Bunlar birer delildir. O kimse Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmek için can atar. Bir bakar bir peygamber bir üstadı. Bir peygamber bir üstadı. Delildir bu. O ne peygamberdir halbuki. Peygamber mi? Değil. Ama bir peygamber bir üstadı oluyor. Cenâb-ı Hak kendi nurundan nurlandırmış onu. Kendi nurundan onu nurlandırmış, kendi nurundan onu nurlandırdığından dolayı o peygamber suretinde de görünüyor.
Cenâb-ı Hak o zatı kendi nurundan nurlandırmış. O haşa tabiri caizse Allâh’ın bir sıfatsal boyutu noktasında görünüyor. Allâh değil o haşa. Bir kimse Allâh zannıyla kimi neyi görse dahi o değildir. diyorum ya şey meselesinde tiktak kurun diyorum ben. Teşbih ve tenzih. Gördün o mu? O ama değil. Hatta bir ara Halit’le bunu böyle şeyde Çanakkale’de Mevlânâ Kültür Merkezi’nde bunu ben husisi yaptım o farkında değildi. Bütün canlı yayında yaptım. O öyle dedi ben değil dedim. O öyle dedi ben değil dedim. O değil dedi ben öyleydi dedim. Hatırladınız mı? O bir teşbih ve tenzihle alakalı bir ölçüydü o. Ama bu insanlar bunu da bilmiyorlar. Acı tarafı bu. O yüzden bunları yaşayacağız. Bunları normal görün.
Bu insanlara da saldırmayın. Bunlar rahatsız, hasta bilmiyorlar. Cahil insanlar cahil insana saldırır mı insan? Bilmiyorlar. Bu insanlar bilmiyorlar canım kardeşlerim. Nerede öğrenecekler? Bunları imam hatipte mi öğrenecekler? Küçümsemek için söylemiyorum. Bunlar imam hatip bilgisinin üstünde. Küçümsemek için söylemiyorum. Bunlar ilahiyat bilgisinin üstünde. Bunu küçümsemek için söylemiyorum bakın. İmam hatipler de bizim okulumuz. İlahiyatlar da bizim okulumuz. Diyanetçiler de bizim kardeşlerimiz. Bizden. Ama bilmiyorlar. Bilmiyorlar. Cahiller. Zaten imam hatip mevzunu bir kimse önceden öyle değil. İmam hatip mevzunu. O imam azam sanki. Değil kardeşim ya. Değil. Veya ilahiyat mevzunu. İmam azam sanki.
14. Bölüm
Veya imam maturidi sanki. Değil kardeşim ya. Adam orada bir hadîs kürsüsünde okumuş. Adam sanki tırmızı mı kesiliyor başımıza? Adam buharı kesiliyor. Değil kardeşim ya. Yapma. Ama biz bunları böyle gördükçe, bunlar da kendilerini böyle tanıttıkça bunların cahillikleri çıkmıyor orta yere. Cahil bunlar. Bakın o gün toplantıda dört tane ilahiyattan profesör vardı. İlim adına bir dakika ya hazırlanıp gelsene. Veya hatta hatalı olduğunu gördün. Bir ay sonra gel ilim adamı gibi çık. Özür dileriz hakkınızı helal edin. Bu mesele Mustafa Özbağ’ın dediği gibi mi işte? Onu da yapmıyorlar. E şimdi de aynı Bursa müftüsüne yaz boyuna adam geri adım atıyor mu? Atmıyor. İlim kibiri var. Makam kibiri var. Öbürkünde gazeteci kibiri var.
Öbürkünde siyasetçi kibiri var. Öbürkünde müftü kibiri var. Öbürkünde dianetçi. Öbürkünde ilahiyatçı kibiri var. Kibir dünyası ortalık. Kibir dünyası normal. Çünkü kibri üstün olan parayı kapıyor. Kibri üstün olan kimin kibri daha üstünse o daha meşhur oluyor. Laat uzza menat. Böyleler. O yüzden arkadaşlar sakin olun. Abilerinizi dinleyin. Ablalarınızı dinleyin. Kendi başınıza bir iş yapmayın. Serkeçlik yapmayın. Bize uymaz, yakışmaz. Tekke ne ki ya? On yıllık, on beş yıllık mesele. Biz otuz dört yıldan beri buradayız. Ben doksan yılından beri Bursa’dayım canım kardeşlerim. Biz hizmet için varız. Kimsenin siyasi oyununa, kimsenin siyasi aleveresine, daleveresine, göz göre göre oyuna gelecek bir kimse değiliz.
İtidalli olalım. Alıyorlarsa alsınlar. Tekke onların olsun. Başlarına geçirsinler, sikkiye otursunlar orada. Semazen de verelim biz. Semah ettirsinler. Yeniden yetiştirsinler. Yapsınlar. İşleri ne? Allâh Allâh. Herkes görevini yapsın. Yok belediye kalkıp da kendisi ben tekke çalıştıracağım diyorsa çalıştırsın. Veya ilahiyatçılardan birisini tasavvuf kürsüsü başkanını getirsinler. Oraya oturtursunlar, çalıştırsınlar. Gözümüz yok canım kardeşlerim ya. Allâh Allâh. Sakin olun. Burası kendi yerimiz. Kirası bin beş yüz liradan beş bin liradan dokuz bin liradan çıkaracak olan yok. Buradayız. Kendi yerimizdeyiz. Biz alışkınız bodrumlarda zikrullah yapmaya. Hacı Sefer hiç bodrum olmayan bir yer oldu mu zikrullah yaptığın yer?
Olmadı. Biz bodrumdan çıktığımız bir tek bizim Hacı Mehmet abinin Reyhan’daki evi oldu. O da uzun sürmedi zaten. Biz hep bodrumdayız. Biz hep rutubetin içindeyiz. E böyle. Biz paralı pullu insanlığa değiliz. Bakmayın siz medyada villaların varmış. Bulun diyorum ya. Gideceğim oturacağım. Nerede bu villalar diyorum ben. Kendi kendime soruyorum. Ne o? Mercedeslerim varmış. Bulun diyorum ya. Valla bineceğim villa bineceğim. Cahir cahir cahirdatacağım. Dünyanın dört bir tarafında dolaşacağım. Böyle ama. Böyle bu. Gerizekalıyım ya. Paramı da saymasını bilmiyorum. Diyorlarmış ki parasını saymasını bilmiyorum. Ben diyorum ya bazen saymıyorum ben diye. Ben saymıyorum deyince öbür taraftan adam parasını bile saymıyorum işte.
15. Bölüm
Çok yani. Saymıyorum arkadaşlar. Matematik bilmiyorum çünkü. Böyle ama bu işler. Allâh iyi etsin. O yüzden normal karşılayın. Rahat karşılayın. Besmele karşılayın. İşin keyfini çıkarın. Gerçekten. Sinirlenmeyin. Öfkelenmeyin. Deyin ki bu Cenâb-ı Hak’ın Cilve-i Rabbaniyesi. Dalgalandığında duruldun. Dalgalanır. Dalgasız deniz sıkıntılı. Problemsiz bir topluluk sıkıntılı. Biz böyleyiz. Allâh Allâh. Normal. Mustafa Özbağ doğduğundan beri problemli. Ben dört yaşında evi yakan insanım. Bir de nasıl yanacak diye yaktım. Dört buçuk beş yaşındaydım ben. Sonra geçtim karşıya seyrediyorum. Cehir cehir yanıyor ortalık. Bütün herkes su taşıyor. Hiç unutmuyorum. Babam geldi baktı. Ne yaptım ben kara bela dedi.
Ben böyle baktım. Kara bela lafı dört buçuk beş yaşındayken. Adım kara bela. Babam koydu. Ben ne yapayım ya? O yüzden bitmez benim başımdaki sıkıntı. Ben o yüzden derim derselcek olanlara kardeş bak iyi düşün. Biz sıkıntılı bir yeriz. Bizim başımızdan duman eksik olmaz. Bizde kar boran eksik olmaz. Bizde problem eksik olmaz. Uzak dur bizden diyorum. Ben herkese söylüyorum bunu. Bakın yakın daire, uzak daire, orta daire herkese söylüyorum. Arkadaşlar tekrar söylüyorum. Huzur, böyle gülüş, ahenk bir şey arıyorsanız burada yok. Burada böyle mojist olacaksınız. Bir sıkıntı var. Ondan zayıf olacaksınız. Ulan ya bugün sıkıntı var. Bir kahve sade kahve bacak bacak üstüne. Bugün derdinin en dip yaptığı gün diyeceksin.
Kahveyi içeceksin. İyi ki iç karam. Tabi. Bu sefer ne tarafa kayıyorsun? Mansur’a kayıyorsun. Öbür kür sıkıntılı ya. Mansur serbest. Şimdi çatlasın ortalık. Ondan sonra diyorsun hadi gel bakalım Mansur. Senin derdin dert miydi senin zamanında? Ne olmuş ki taşlanmışsın? Hey Mansur ne olmuş ki gözüne kaşına taş gelmiş? Gel de şimdi yüreğindeki taşları temizde. Ne olmuş ki o zaman seni çarmıha gelmişler? Gel de şimdi her gün her an çarmıhı gör. Hey Mansur seni ipe çekmişler. Bir sefer can verdin. Yürüdün gittin bu dünyadan. Bugünün aşıkları her an can vermede her an canı gitmede. Gel de gör. Kimler can veriyor bu devirde? Hey bir sefer asılmış gitmişsin. Her gün asıyor müşrikler bizi. Her gün asıyor cahiller bizi.
Her gün karanlık dehlizlerde her türlü her şeyimizi asıyorlar. Yûnus vurdum demiş namus şişesini taşa. Bizim her gün namuslarımız taştan taşa vuruluyor. Gel de şimdi Yunusluk yap. Gel de şimdi Mansurluk yap. Gel de şimdi Beyazıtlık yap. Gel de şimdi Ethemlik yap. Gel de şimdi Abdülkadir Geylanilik yap. Gel de şimdi Rufailik yap. Gel de şimdi Bedevilik yap. Gel de şimdi Mevlânâ’lık yap. Gel de şimdi Ebuzerlik yap. Gel de şimdi Hüseyin ol. Gel de şimdi Hüseyin ol. Bir sefer Yezid’in kılıcının altında canını verdin. Biz her gün Yezidlerle uğraşıyoruz şimdi. Her sabah Yezidler biçağını kılıcını bileyip ensemizde dolaştırıyorlar. O gün içinde o. Şimdi Hüseyinlik zor. Şimdi Mansurluk zor. Şimdi Yunusluk zor.
Şimdi Yusufluk zor. Sindan. Şimdi Yusufluk zor. Günün müşrikleri bugünkü müşriklerden daha evlaydı. Günün zalimleri bugünkü zalimlerden daha evlaydı. Günün kafirleri bugünkü kafirlerden daha evlaydı. O yüzden Geçcen perdeye Mansurluk yapacaksın. Geçcen perdeye Yunusluk yapacaksın. Vurdum diyeceksin namus belasını namus şişesini. Vurdum taşa diyeceksin. Haydarı haydarı çekeceksin. Bugün çekeceksin. Ondan sonra diyeceksin Yar ile iyiymişim kötümişim kimene. Yar ile iyi olmaya bakın. Boş verin. Kızmayın sinirlenmeyin. Üzülmeyin. Müşriklerin, münafıkların gavurların, mürtetlerin gevşeklerin, puştların yaptıklarından dolayı üzülmeyin. Doğru yolda olduğunuza işaret. Baktın puştun birisi laf mı söylüyor sana doğru yoldasın sen.
Baktın müşrin birisi laf mı söylüyor doğru yoldasın sen. Baktın münafığın birisi laf mı söylüyor doğru yoldasın sen. Müslümanmış gibi görünüp Dubai’nin bilmem hangi otelin terasında viskisini yudumlayan müşrikler sana laf mı söylüyor doğru yoldasın sen. Milletten rüşvet almayı milletin parasını plusunu iç etmeyi yemeği kendisine ilke edinmiş helal etmiş kimselere sana laf söylüyorsa doğru noktadasın sen. O yüzden canınızı sıkmayın. Üzülmeyin kuzularım benim. İşin tadını çıkarın. Neşesini bulun. Gerçekten. Hele birisi sinemanızı yapın. Sinemanızı yapın. Sinemanızı geçin. Neden? Şöyle görün. Bu da bir hakkın cilvesi. Fâlemellâhu lâ Fatiha Âmîn Eyvah Destûr
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Sünnet, Şeyh, Sabır, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı