1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Vesveselerden nasıl kurtulunur? Vesvesenin bir sürü hâli var. Ama hadîs-i şerifte Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri namazı 2 mi mesela 4 rekatlık namazda üçüncü rekatta mısın? Üçüncü rekattasın der. abdestimi aldın mı, almadın mı, almamışsındır, al der. abdestin bozuldu mu, bozulmadı mı, bozulmamıştır der, namazını kıldar. Şimdi bu noktada vesvesede işin kolay tarafını bulacak bir kimse. Ama mesela aldı mı, almadı mı, alacak. örneğin kolumu yıkadın mı, yıkamadın mı, git bir daha yıka. Bunun gibi. Ve hatta başka vesveseler geliyorsa, kelime-i şahadete eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu.
Ondan sonra tevhide devam, zikrullah’a devam. Çünkü vesvese şeytanla alakalı, çaylarınızda için hem. Vesvese şeytanla alakalı. O kimsenin gaflete düşmesiyle alakalı. Gaflete düştüğünde şeytanın o kimsenin kalbine galebe çalması ile alakalı. Hadîs-i şerifte şeytan kalbin odaya benzetin, eve benzetin kapıda bekler. İçinde zikrullah olduğu müddetçe içeri giremez. Zikrullah’tan gafil olunca, zikrullah’tan kesilince şeytan içeri girer der. O yüzden vesvesenin kaynağı şeytandır. Tekrar söylüyorum. Vesvesenin kaynağı şeytandır. Şeytanın kalbi oturması da gaflettendir. Derviş bir, abdestsiz dolaşmayacak. İki, devamlı zikir üzerinde duracak. Abdestsiz dolaşma zikir üzerinde durursa ona şeytan kalbine vesvese vermez.
Haramlara bakmayacak, gözünü haramdan koruyacak. Haram konuşmayacak, dilini haramdan koruyacak. Uzuvlarını haramdan koruyacak, elini haramdan koruyacak. Etrafına merhametli davranacak. Eşine, çocuklarına, yanında çalışanlara zulmetmeyecek. Siz bilemezsiniz. Bir yerde zulmedersiniz, Cenâb-ı Hak sizi başka bir yerden alt eder size. Siz dersiniz ki, bu ne oldu? Şimdi bununla ne alakası var? Evet, sen bir yerde zulmetmişsindir. Bir yerde haksızlık yapmışsındır. Bir yerde bir ahalmışsındır. Bir yerde birisinin canını yakmışsındır. Başka bir yerden senden çıkar o, çıkmaz diye düşünme. Çıkmasına da sevin. Sebeb, Cenâb-ı Hak bu dünyada sana bir sıkıntı vererekten, bir problem vererekten seni temizledi.
Sana vermesinin de sebebi dervişliğinin yüzüsü hürmetine. Sen bir üstadına intisap etmişsin, bir yola girmişsin. O yolun yüzüsü hürmetine senin başına bir sıkıntı geldi, bir dert geldi ki yaptığın zalimli, yaptığın hainli, yaptığın günah-ı kebairli, yaptığın edepsizli, yaptığın terbiyesizli, oradan çıkarıyor. Buna sevin yine. Benim başıma sıkıntı geldi, şuradan dert geldi diye, kendi kendine böyle şey yapma. De ki ben bir yerde bir şey yaptım, kime yaptıysam, o yüzden benim muhallebi yerken dişim kırıldı de. Ben kime bir dert yaptıysam, kime sıkıntı verdiysem, o yüzden şimdi insanların şikayetleri nedir? İnsanlar işinden şikayet eder. İnsanlar eşinden şikayet eder. İnsanlar etrafından şikayet eder.
2. Bölüm
İmtihan, anne, baba, eş, mal, çocuklar. Bunlardan bir sıkıntı geliyorsa sana bil ki başka yerlerde sıkıntı yaptın sen. Tövbe et. Git helallık al. Git babandan helallaş. Git annenle helallaş. Git eşinle helallaş. Git çocuklarınla helallaş. Bu benim çocuğum, onunla nasıl helallaşacağım deme. Çocuğunla helallaş. Git zâkirinle helallaş. Git çavuşunla helallaş. Git şeyhinle helallaş. Efendim hakkını helal et ben, bana. Neden? Helallaş. De ki ben böyle yaptım. Helallaş. O zaman işin düzelir. Allâh düzelsin inşâAllah. O yüzden vesvesenin sebebi şeytan. Şeytan da o kalbe tecelli ediyorsa sebebi gaflet, günahı kebahir, zulmetmek. Allâh muhafaza eylesin. Eğer insan tövbe etmez, kendini tamir etmezse şeytan oraya yerleşir.
Şeytan oraya yerleşirse, oto çöpe sinirlenir, kavga edersin. Şeytan oraya yerleşirse, duan havada kalır. Şeytan oraya yerleşince, zikrullah dilinde kalır. Şeytan oraya yerleşince namaz isteksiz olur. Oruç isteksiz olur. İbadetler isteksiz olur. Ölün gider ona. Böyle sürüne sürüne gidersin. Derse giderken sürüne sürüne gidersin. Şeytan senin üzerinde tecelli etmiş artık. Şuraya zikrullah sürüne sürüne geliyorsan, bil ki şeytanın üzerine abanmış seni. Hızla tövbe et. Hızla helallık al. Kendini topla. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Şeba aruzda ne giymeliyiz? Geceniz hayır olsun. Bizim bir kıyafet zorunluluğumuz yok. Ama ve lakin şeyde malum Çanakkale’de, cepheye, semada bütün herkes kendi kültür kıyafetlerini giymesini istiyoruz.
Eyvallâh. Şeba aruzla alakalı böyle bir zorunluluğumuz yok arkadaşlar. Serbest ama birisi kendisi kültür kıyafeti giyiyorsa ona da kimse bir şey demez. Bir okula gizlice girer eşya gibi bir şey çalarsa helal mı haram mı? Kendinizin, kendinizin bir eşyasıysa neredeyse alabilirsiniz. Kendinizin değil mi? Ne olursa olsun haram olur. Allâh muhafaza eylesin. Ezan okunurken ilahi çalıyorsa günah mıdır? Günah diyemeyiz ama ezanı dinlemek sünnet. Kusul abdesti almasak melekler yanımızda mıdır? Normalde abdesti olduğunuz müddetçe bir sıkıntı yok. Kusul abdesti olabilir de bu noktadan gerekmiyorsa, olmayabilirdi ama gerekiyorsa zaten fars alacak o kimse. Kimse kimsenin halini bilmiyor. Boş konuşanlar yıllardır hep ağlarım.
Üç beş damla yaşa, hakka hakikata doğruya doğruya, Dosta dostlara çok görülmesin. Seven sevdirene helal olsun, akan gözyaş helal olsun. Aşkı olmayanın yaşı olmaz. Aşktan söz veren sözünden dönmez. O kadar iyilik, o kadar ikram anlatılmaz. Nankörlük kabul edilmez. Allâh razı olsun ya. Bizi de buradan böyle senin yazdığın bu düzenlemeyi okuttun. Senin mikrofonun olduk. Allâh senden de razı olsun. Sen böyle yaz, biz burada okuyalım basın yayın bürosu gibi. Tabi bu da bir hastalıktır ha. Bu da nefistendir. Neydi? Yandan ne yapıyordu? Konferans veriyordu, ne diyordu? Kaçak konferansı, evet. Bu da kaçak sohbet bu. Ben nasıl olsa okuyorum ya burada. O yüzden ben nasıl olsa okuduğum için yaz getir ben buradan okuyayım.
3. Bölüm
Hatta şiir de gönderiyorlar bana. Ben diyorlar bu şiiri yazdım, bunu okuman lazım. Tabi. Bir de yazmış, ne olursun oku. Kimisi yazmış, Allâh’ını Peygamberini seversen oku. Ben okuyorum ama içimden okuyorum. Şimdi bunu söyledim ya, uyandılar. Şimdi bir dakika derler ki Allâh’ını Peygamberini seviyorsan dışından oku. Arkadaşlar burada soru sorulacak. Söylem değil. Böyle bir şiirsel bir şey yazacaksa, söyleyecekse o kimse çıkacaksa ölecek. Bir gün de şebaruse gelmiş birisi. Bir tane yazmış. Bir cafer sana gelmiş değil mi? Benim okumam lazım diyor adam. Benim burada bunu okumam lazım. Tabi ya. Biz de okutacağız onu. Orada 5000 kişi. Onun için topladık tabi. O gelecek orada şiirini okuyacak gidecek alkışlanacak.
Tabi. Var böyleleri. Bunlarda rahatsızlık. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler buradaki şey şu. Ana amaç şu. İnsanların kafasına takılan işin içinden çıkamadı. Öyle ya. İşin içinden çıkamadı. Aslında bir fıkıhi meseleyse gidecek fıkıh kitabına bakacak. Kendini geliştirecek. Bir hadisse gidecek hadîs kitabına bakacak. Kendini geliştirecek. E tefsirle alakalıysa evinde tefsir olsun. Derviş adamın evinde bir tefsir kitabı, bir fıkıh kitabı, bir hadîs kitabı olması lazım zaten. Eyvallâh. Hadi oldu ki olmadı. Bunları soracak burada o kimse. Ama öbür türlü Allâh muhafaza eylesin. Doğru değil. Bayan sohbetinizde ilahilere verdiğiniz önemi belirtmenize istinaden bayanların Cumartesi zikrinde neredeyse iki hafta üst üste aynı ilahiller dinlemiştiğimiz yoktur.
Ama Perşembe zikrinde on senedir aynı ilahiller söyleniyor. Biz de zikrullaha kendimizi ilahiler yardımıyla odaklamaya çalışıyoruz. Fakat bu şartlarda dikkatimiz iyice dağılıyor. Buna bir çözüm bulunabilir mi? Hakkınızı helal edin. Evet bayanlarda gerçekten o ilahicilerin başında bir kardeşimiz var. Her hafta Allâh nazardan saklasın. Her Cumartesi ilahilerini bana atar haberleşme platformundan. Bu haftaki ilahiller bunlar der. Hep değişik. Ben de özenle bakıyorum okuyorum. Her hafta onlar değişik ilahiler tanzim ediyorlar. Çok disiplinliler bu konuda. Allâh onlardan razı olsun. Ama bizim bu disiplinimiz tam oturmadı. Ne yaptıysak olmadı. bir kan değişikliği yapalım dedik. İdirden getirdik İdirliler de dayanamadı.
Nerede muhtar? Gelmedi mi muhtar? Bugün nöbetçi mi? Şey burada ya İdirli. İsmail ekip de dayanamadı değil mi fazla? Onların da işleri var haklı çocuklar. Olmadı. Bazen zaman zaman ben de daralıyorum ilahilerden. tempo tutmuyor ne bileyim istediğim kıvam da olmuyor. ben de daralmıyor desem yeri var. Bu son Bosna seyahatinde artık bıraktım. Şöyle bıraktım. Gündüz tutmuyor. Ne akord tutuyor ne ses tutuyor. Hiçbir şey tutmuyor talimlerde. Yağını yatırıyoruz olmuyor çamuru batırıyoruz olmuyor. Dil problemi var. Mustafa ağabeyi anlatıyoruz. bir sayfa anlatıyoruz o bir cümle bile kurmuyor. Ondan sonra beş kelime söylüyor. Diyor mu bir sayfa konuştum beş kelime söyledi diyor. Ondan sonra oradaki o görevler ha diyor geçiyor.
4. Bölüm
Bir curcuna çıkıyor. Yok böyle karnımızdan çatlayacağız. Allâh akşam oldu. Tabi böyle yakın dairede olanlar benim stresimi heyecanımı iyi bilirler. Ben bir Cenâb-ı Hak ben Allâh’a hem hamd ediyorum hem dua ediyorum. Allâh benim heyecanımı kesmesin. Ben çünkü her derse her zikrullah’a gelirken her programa giderken böyle stres heyecan bende. Doruktadır ben buraya gelirken dahi. Ben böyle tam tekmil hazırlanacağım diye uğraşırım böyle benim heyecanım üstündedir. Öyle ben rahat gelmem karınım ağrır benim böyle stresten heyecandan. Sonunda ders biter zikrullah biter bende boşalır her şey. Ondan sonra artık böyle gitmeliyim bir denizin kenarına mı atmalıyım kendimi böyle bir huzur içerisinde durmalıyım.
Bir dağın tepesine çıkıp bakacağımı çıkmalıyım böyle bir boşalma oluyor bende. İyi. Bosna’da uğraştık birinci gün o kadar hiç dedim Allâh’ım bize yardım etsen. Dedim bu böldelere geldik bu insanlar iyi bir program görmek moral olsun istiyorlar. Sen gece oldu bir ilahi Allâh’ım ya Rabbi bir sema Bosna ne ya bütün Avrupa’yı ayağa kaldır dünyayı cebine kat evrenin içerisinde sema et. Öyle bir şey oldu. İyi birinci gün dedim ya hamdolsun. Tabii döndüm arkadaşlara dedim arkadaşlar Allâh hepinizden de razı olsun. Harika oldu dedim. Öyle olmadı mı Caferi? Tabii o Hırvatlar ayrı mesele zaten. biz bir de sadece Müslümanlara yapmıyoruz oradaki programı. İlk gittiğimiz yer Sırp bölgesi. Bir de Hırvatları, Sırpları, Müslümanları topladık oraya Allâh’ın izniyle toplandılar.
Bir de hep beraber program yapıldı. Ertesi gün de zaten Sırpların kilisesi ayrı Hırvatların kilisesi ayrı. Ondan sonra hepsini bir ziyaret ettik. Çok memnun kaldılar tabii. Bir de el ele tutuşturdum onları. Ortak yaşayacağınız burada bu topraklar Osmanlı’dan kaldı. Osmanlı’da nasıl ortak yaşadılarsa inşâAllah Osmanlı tekrar oraya gelince kadar ortak yaşamaya devam edecekler. İnşâAllah. Osmanlı da inşâAllah oraya gidecek tekrar inşâAllah. Vela asıl kelam. İkinci gün oldu. İkinci gün de aynı. İkinci gün de yine Sırpların. Ondan sonra bir de bir kısmı onların ortodoks, bir kısmı da katolik. Onlar da fraksiyon fraksiyon. hepsi de ortodoks değil, hepsi katolik değil. Birbirlerini de onlar kafir diyor zaten.
Ondan sonra ben de dedim zaten onlar size kafir diyor dedim. Fitneye attım gene ortaya. Bırakır mıyım? Valla gene bir attım onlar birleşmesinler. Dedim böyle böyle diyorlar. Böyle bizim yanımızda bozulmadı ama kendini tuttu. Yoksa o da koyuvercek onlar kafir asıl diyecek ama. Ondan sonra başladı zaten kendi katolik şeyinin özelliklerini anlatmaya başladı. Ondan sonra anlattı. Vela asıl kelam ikinci gün, akşam gene aynı. Gene ses tutmuyor. Akor tutmuyor hiçbir şey. Allâh’ım gene stres, gene stres, gene stres. Gece oldu. Harika. Program on numara gene. Arkadaşlar hepinizden Allâh razı olsun. Teşekkür ederim. Ben şimdi gene hakkınızı helal edin. Helallaşıyoruz çünkü benim stresten karnım ağrıyor benim.
5. Bölüm
Tabi bitiyor her şey. Tamam benim keyfimi diyecek yok. Ooof. Her yer ıhlamur. Her yer. O kadar keyfim yerine geliyor. Çok güzel oluyor Allâh’ın izniyle. Böyle istediğimiz sonucu da alıyoruz bir de. Üçüncü gün gece şey banyoluk adı. Banyoluk’a gittik. Deme stres. İçimden gittim en arkaya oturdum. İki gün stres yaptın kendine dedim. Karnın ağrıdı. Kimseye de bir şey diyemedin dedim. Bugün dedim stres yapma. Otur şuraya kenara. Oturduk. Gene olmadı ha. Olan bir şey yok gene. Ben olmadı demedim. Tamam arkadaşlar tamam. Geçtik biz kulise. Muhteşem bir program. Ayakta orası Sırp ağırlıkta. Sırpların değil mi? Bir de Bosna’da da öyle şey var. Her yer başkent. Her başkentin başbakanı var. Kültür bakanı var.
Her şey var. Tabi. biz altı tane mi başbakan gördük? Altı tane şey. Üç başkent de birkaç tane başbakan geldi ya. Emekli başbakan mı geçmiş mi ne. Değil mi onlar tanıştırdın ya başbakan diye. Şu anda hala görünce Trabnik kanton başbakanı. Kanton başkanı. Bir de isimlerin hepsi de ezberinde. Mustafa ağabeyi. Ben bir tane ismi ezberleyemiyorum. Bütün isimler ezberinde. Bosnalı, Kosovalı ne varsa isimler ezberinde ünvanlarıyla beraber. Bu bir dönem önceki başbakan. Bu bir dönem önceki kanton bilmem nesi. Bu bir dönem önceki buranın belediye başkanı. Bu iki dönem önce belediye başkanı bilmem kim isimleriyle beraber. Mustafa ağabey o konuda tam bir gazeteci. Gazeteci değil gazeteci. Gazeteciler ayrı biliyorsun.
O gazeteci. Öyle asıl kelam. Biz orada da program on numara oldu mu? İlahiler, sema, dua, salon yıkıldı mı ortalıkta? Bundan sonra dedim hiçbir şey demem Mustafa Özbah dedim. Sonra banyolukadan sonra Tuzda’ya gittik. Tuzda artık bir felaket senaryosu. Dinliyorum bir taraftan böyle cazurtu geliyor. Yok burada sıkıntı var. Bağırış çağırış. En sonunda geldi adam baktı. Bozuk. Apolyo bozuk. Patlak Apolyo. Bir tane kocaman Apolyo patlak. Dedim yapacak bir şey yok ya. Adam iptal etti Apolyo’yu. İptal olmuş Apolyo’yla öyle bir program oldu. Allâh yardım edecek ya. Son program şey. Bahşeyde, Sarayova’da milli kütüphanede. Milli kütüphane en elit işin en zirve programı. dokunur muyum artık? Harif olan anlasın.
Allâh yardım ediyor artık. Onlara mı yardım ediyor? Bana mı yardım ediyor? Ondan sonra bir yerlere yardım ediyor Allâh. Onlara derken ilacılar burada oturuyorlar ya genelde. Tamam ben derim Mustafa Özbah keyfini çıkar. Çalışmaya başladılar orada. Dur dedim ya ben de bir çalışmaya katılayım. Bir ilahi hep beraber okuduk. Neydi ilahi? Allâh Allâh. Dedim işin keyfini çıkaralım. Stres yeter. O gündür bugündür karışmıyorum artık. Bakın karışmıyorum. Ne yapayım dedim Allâh Allâh bir şey. Bir yere kadar. Bundan sonra da çok kolay kolay karışacağımı zannetmiyorum. Hakkınızı helal edin. Ne yapayım? Herkes Allâh rızası için burada. Herkes severekten bir şeyler yapmaya çalışıyor. Kimsenin kastı yok. Ben hüsnü zan besliyorum.
6. Bölüm
Gerçekten de bütün hizmet eden semazeni, mutlubanı bütün kardeşlerin buraya gelen kapıdan içeri giren kim varsa. Erkeği, kadını, çocuğu, yaşçısı, genci. Hiç kimsenin ben art niyetli olduğunu düşünmüyorum. Herkes elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyor. Allâh hepsinden de razı olsun. Ne yapalım bizim de bu kardeşlerin de kusuru bu olsun. Birisi öyle dedi. Ben dedi bunlar yıllar önce. Ben dergaha gelmek istemiyorum bir daha dedi Şeyh Efendi zamanında. Neden dedim ben? Ya dedi hep aynı ilahiler var dedi. Ondan sonra o şey var ya yeşil kundak içinde Muhammed diye o doğumla alakalı. Ya dedi Allâh affetsin. Doğmadı gitti peygamber dedi sallallâhu aleyhi ve sellem ya dedi. Böyle durdum. Sen abicim dedim nefsin kayyina değil şeytanın kayyina binmiş.
Sana söyleyecek sözüm yok dedim. Allâh tez zamanda kalbine ilham eylesin, hidayet eylesin dedim. Bu arkadaşların hepsi dedim. Fi sebilillah zikrullah’a gelen kardeşler. Hasbelkaber kendileri de ilahi söylüyorlar. Dedim bunlar Türk tasavvuf, musiki, sanatçısı değil ki dedim. Atar ezberleyip de gelsinler. Allâh için buradayız. O yüzden bazen eleştiri dozuna dikkat edeceksiniz. Herkes için. Bana bakmayın. Ben bir kardeşi yatırın üzerinde çiğnerim. Başkasına çiğnetmem. Çiğneme kalkanı çiğnerim o zaman. Allâh muhafaza eylesin. Biz kardeşiz burada. Herkes birbirinin kardeşi. Dozu ona göre tutar olur. Bu dozu kaçırmış manasında değil şey olsun. Söyleyiver şunu. Ölçü olsun aramızda diye. Allâh muhafaza eylesin.
Evren hakkında İslamiyet’in dedikleri var mıdır? Varsa hangi yerlerde bize anlatılır? Bununla alakalı varlıkla alakalı. Evren değil ama varlıkla alakalı. Gelibolu’da Çanakkale’de Arabi sohbetlerinin başlarında varlıkla alakalı. Varlığın dereceleriyle alakalı. Öyle hatırlıyorum. Bir hayli sohbet oldu değil mi? Varlık ve dereceleriyle alakalı Arabi’de. Oradan dinleyebilirsiniz arkadaşlar. Bir yerde derse başlayan biri nasıl davranmalı? Normalde bir kimse normalde bir yere derse başladıysa orada ders varsa gider derse devam eder. Ne günlerse orada tabi olur. Orada bir yapabileceği bir şey varsa hizmetle alakalı bir şey yapmaya çalışır. Etrafını anlatır. Etrafındaki insanları derse getirmeye çalışır.
Onun yapabileceği şey bu. Şehir dışında Bursa nasıl anlatılmalı? Burada ne görüyorsa insan onu anlatacak. Abartmasına gerek yok. Olduğumuzdan fazla göstermesine gerek yok. Biz normalde herkes gibi dervişlik yapmaya çalışan topluluğumuz. Size bu para nereden geliyor? diyenlere ne cevap verilmeli, silsilemiz nedir? Ya normalde parayla işimiz mi var ki? Parayla işimiz yok ki bize para nereden geliyor diye sorsunlar. Devasa parasal işler yapmıyoruz ki biz. Uzak duruyoruz para harcayacaksak bir şeyden. Cimri insanlarız. Biz o kadar çok böyle cömert insanlar değiliz. O yüzden para harcanacak bir şey yok. içilen çaya çorbaya bakıyorlarsa o da para değil zaten. Millet sanki devasa paralar dönüyormuş.
7. Bölüm
Öyle işler oluyormuş gibi zannediyor. Herhalde dışardan öyle görünüyor. Şimdi konuşmak istemiyorum. Arkadaşlar buranın mülki Ahmet Acara et. Tapusu da onun üstünde değil ha. Ama burası ona ait. Kira mira verdiğimiz yok herhangi bir şey verdiğimiz yok. Daha doğrusu almıyor. Daha doğrusu hiç konuşmadık bile. Bizim o ikili hukukumuzla alakalı. Baba al ne yapıyorsan yap dedi tamam bitti o kadar. Bizim parayla işimiz yok. o kadar devasa paralarla işimiz yok. Biz mümkün olduğunca parasal işlerden uzak durmaya çalışıyoruz. İnsanlardan bir şey istemeyelim. İnsanlara biz etrafa el açmayalım diye. Benim bu hayatım boyunca benim kendi disturumdur. Ben bir işe kalkışırken ben bunu yapabilir miyim yapamaz mıyım diye bakarım.
Bunu dervişlikten önce de ben böyle davranırdım. Dervişlikten sonra daha doğrusu dini öğrenince doğrunun bu olduğunu öğrendim. Hadîs-i şerif var bu konuyla alakalı. Bir şeye güç yetiremeyeceksen o işe kalkışmayacaksın bu manada. Güç yetirebileceğin bir işe kalkışacaksın. Bir şeye güç yetiremiyorsan kalkışmayacaksın o işe. Ben Allâh beni affetsin kibirlenmek ve öbürlenmek değil. İnsanlar tek başına bir şey yapamaz. Ama ben Allâh’tan başka kimseye güvenmem bu manada. Kendimce de hiç kimseye şeyhanillah demem. Bir şey yapılacaksa kendi kendime yetebileceksem yaparım. Kendi kendime yetemeyeceksem hiç hareket etmem. Kimse de hareket ettiremez. Mesela biz bu sene dışarıda şebaruz programlarını yapmama kararı almamın sebebi bu başka bir şey değil.
Zafer’e dedim ki Zafer yapamayacağız ağabeyciğim. Bütün arkadaşlara söyle. Bitti. Yapacağımız program dedim iki tane. Bir dedim Bursa bir de dedim Gelibolu. Başka bir program dedim kaldıramayacağız. O yüzden bu para meselelerini fazla büyütmenize gerek yok. Bizim devasa paralarla işimiz yok. Biz okul yaptırmıyoruz, yurt yaptırmıyoruz, Kur’ân kursu yaptırmıyoruz. Bizim böyle bir işlerimiz yok. Bunu hep böyle dergâh hayatın boyunca etraftan bize bunları tavsiye ettiler. Ben hep şunu dedim. Ben hiç kimseden para dilenemem. Gelin şurada şu iş var bu işe bir el atın buraya para verin diyemem kimseye dedim. Ben hala daha diyemem. Bakın ben hala daha diyemem. Allâh da zaten benim dilimi bu konuda korusun.
Kimseye hiç bir ihtiyaç belirtmeden bu dünyadan göçüp gideyim. İnşâAllah. Benim derdim bu başka bir şey değil. Silsilemiz nedir demiş bu kardeş? Hangisini anlatalım şimdi? Şimdi Bizde zahir olarak üç tane silsile var. Bir silsile Şeyh Efendi’nin üzerinden, Abdullah Gürbüz Efendi’nin üzerinden. Zahir olanları söylüyorum. Bir silsile Bosna Kaçınlı Dergâh’ın üzerinden. Bir silsile de Su’dan Hasan Kapaşı üzerinde. Zahir olarak. Bunlarla alakalı da icazetler astınız mı onu da oraya? Ha burada asılı. Ha o bir tanesi orada. Onu da bu tarafa asın. Veya da o üçünü o tarafa alın. İcazetler buralarda asılı arkadaşlar. Bunlarla övünmek istemiyoruz böyle bir derdimiz yok. Ama isteyen alsın, fotoğrafını çeksin, okutsun, okutsun.
8. Bölüm
Ne yapıyorsa yapsın. o yüzden dergahın bu manada zahiri olarak icazeti var mı? El cevap var. O yüzden Hasan Kapaşı sırf kadiri kendisi. O kadiri silsilesi olarak onunki. Bosna’daki Kaçınlı Dergâh’ı kadiri nakşi. O silsile oradan. Şeyh Efendi’ninki yedi ders üzerinden o silsile oradan. Şeyh Efendi’nin bana şeyhlik icazeti yok. Onu da varmış gibi kimseye aldatmaca, kandırmaca yapmayalım. Şeyh Efendi’den bana söylediklerini, ben bir kimsenin baş başa, bu tip mevzularda baş başa söylediklerini bir kimsenin kendi şahsına ölçüdür. Bu cemaati bağlamaz. Onu da unutmayın. Cemaati bağlayacak olan, çok özür dilerim ama zahir noktasıdır. Bir tanesi oradan, geri kalan burada. Cemaati bağlayan, zahir olarak budur.
Bir kimsenin kendi rüya gördüğü kendisini bağlar, bir başkasını bağlamaz. Bu da işin başka bir boyutudur. Bir kimse rüyasında, eks kimseye şeyh gördü değil mi? O kimsenin kendisini bağlar. On kişi gördü, harika bir şey. O delildir, ayrı mesele. Ama o kimsenin kendi şahsını bağlar. Bu işin manevi tarafıdır, içsel boyudur. Ama bir dergâh sadece bununla olsa olur mu? Ben şimdi olmaz desem laf Şeyh Efendi’ye gidecek. Ondan sonra diyecekler ki, Şeyh’ine laf söylüyor. Bu böyle olur mu? Olur. Yine şahısların kendilerini bağlar. Zahir olarak başka bir yeri bağlamaz. Şeyh’imin şeyhliği beni bağlar. Bir de rüyasında görenleri bağlar. Zahiren başka bir yeri bağlar mı bağlamaz. Şimdi bu icazetler, zahiren de bağlar herkesi ve her şeyi.
Bu dergahın, ben kendi nefsim için düşünmüyorum bunu. Bu dergahın zahiren de, batının da icazeti var. Rüyasında gören gelir dersini alır. Rüyasında görmediği adam. Dedi ki kendi kendine ben bir icazetle bir dergâh arıyorum. İcazetle dergâh arıyorum. Al icazetlik dergâh arıyorsan var. silsile olarak da bu noktada söylenecek bir laf yok. Bak üst üste gelsin. Ben buradan rüya okumuyorum ama. Şimdi birisi yazmış buraya. Rüyamda yolun kadirlik yaşayan mürşid-i kâmil ise siz olarak gösterildiniz. Şu an Bursa’da değil Ayvalık’ta yaşıyorum. Size Allâh için bağlanmak istiyorum. Her fırsatta sizin zikir ve sohbetlerinize geleceğim. Lütfen yol gösterin ve beni kabul edin demiş. Örneğin bu kimsenin rüyasında görmüş onu bağlar mı?
Evet. Ders alması gerekir mi? Evet. Dergaha gelirken yolda ölen şehit olur demiştiniz. Peki yolda yaralanıp vücudunda hasar kalan gazi olur mu? Evet. Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emreder, kötülükten nehy ederler. Namazı dosdoğru kılarlar. Zekatı verirler ve her konuda Allâh’a ve Resulüne uyarlar. Allâh’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Tevbe etmiştir. Bu gibi ayetlerde tarif edilen kişiler kendiliğinden mi böyle davranış? Yoksa böyle tarif edildiği için mi biz oradaki protipe uymaya çalışırız? Biz normalde Cenab-ı Hakk’ın bize çizmiş olduğu protipi kendi üzerimizde oturtturmaya çalışırız. Hayatta olan bir kimsenin çocuklarından bazılarına mal verip diğerlerine vermemesi caiz midir?
9. Bölüm
Bu normalde hanefilerce caiz görülmüş ama caiz olsa da çok uygun görülmemiş. Bakın hanefilerce caiz olmasına rağmen çok uygun görmemiş. Osmanlılar kız çocuklarına pozitif ayrımcılık yapmışlar. Kız çocuklarına. Mesela anne babalar sağlıklarında kız çocuklarına mal taksim etmiş. Öldükten sonra devlet bu mal taksimini reddetmemiş, kabul etmiş. Mesela ölmezden önce adam kızına bir ev vermiş. Öldükten sonra İslam’a göre mallar bölünecek ya o zaman da kıza az kalacak tabi. Mesela Osmanlıda hanefiler ve Osmanlı uleması bu sağlığında bir kimsenin malını istediği yere tasadduk eder. Disturunca çocuklarının arasında böyle bir ayrımı kız çocuklarına pozitif ayrımcılığı kabul etmişler, reddetmemişler. O yüzden bir anne baba istediği çocuğuna istediği kadar verebilir buradan hareket ederekten.
Ama böyle adaleti gözetmekte fayda var. Ve evlat ayrımı yapması dinimizce bunların hangisinin hoşgörlü olmadığını biliyoruz. Ama sizden tavsiye ne yapmalıyız? Bu durumda Allâh razı olsun. normalde anne baba muhakkak kendince evlatların arasında ayrımı yapmamaya gayret etmeli. Ama anne baba bu konuda bir yere pozitif ayrımcılık yapıyorsa da evlatların buna söyleyecek bir sözü olmaz. Evlatlar tabi olsunlar anne babalarına. Bunu böyle söylüyorum mesela annem de kendince malları böyle kendi üzerinde olan malları şey yapmıştı, vasiyet etmişti. Bana da dedi oğlum dedi sakın ha benim vasiyetimi bozdurma dedi. Bozdurma ama anne sen merak etme dedi. bu normalde çünkü kadının hakkı kendi malı. İstediği gibi vasiyet edebilir, istediği gibi söyleyebilir.
Bu noktada bir sıkıntı yok. Teheccüh namazı imsak vaktine kadar kılınabilir mi? Evet. Teheccüh namazı imsak vaktine kadar kılınır. Uzun soru sormayın demiştiniz, özür diliyorum ancak bu kadar kısaltabildim. Bir de kaç, altı punta mı bu? Evet. Sekiz punta mı bu? Sekiz punta. Ben sohbet hazırlarken ben on sekiz punta hazırlıyorum. Bu sekiz punta ile hazırlamış. Hakkınızı helal edin. Söyledim okumayacağım bir daha dedi. Bunu şimdi okursam kendi verdiğim sözü kendi verdiğim kararı delmiş olurum. O yüzden yok. Hakkınızı helal edin inşâAllah. Bu arkadaş sorusunu alabilir, ziyan etmeyelim yine bir çalışma yapmış çünkü. Bu bizim Hakan’dan sonra oldu bunlar. Hakan sayfalar dolusu hazırlıyor ya. Normalde böyle günlerce onun hazırladığı soruları devam ediyoruz.
Söyledim bunu. Bu sadece Hakan’a ait bir ayrıcalık. O yüzden başka kardeşler böyle bir şey tevessül etmesinler. Hakan’la alakalı. Hakan çünkü bu konuda gerçekten çok ince detaylı soru hazırlıyor. buna sorulara gerçekten şapka çıkarılır. Öyle bir noktada o yüzden onun ki normal. Bir hadîs-i şerif okuyalım. Kendimizce kendi girdimizi de yerine getirmiş olalım çünkü. 53. hadisteyiz. İbn-i Ömer radıyallâhu anh anlatıyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ashabından bazı kimseler rüyalarında Kadir gecesini Ramazan’ın son 7 gecesinde olduğunu görmüşlerdi. Bunun üzerine Resûlullâh da sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Ramazan’ın son 7 gecesi olduğu hususunda rüyalarınızda bir tevafuk görmekteyim.
10. Bölüm
Kadir gecesini arayan kimse artık onu Ramazan’ın son 7 gecesinde arasın. Buhari, Müslüm. Buhari ve Müslüm de geçiyor bu hadîs-i şerif. Şimdi az önce insanların rüyalarını da görmesi hüccet olur dedim ya. Manevi işaretler. Bir topluluğun içerisinde herkes hemen hemen aynı rüyayı görürse o topluluğa bir işaret olur, bir hüccet olur, bir delil olur. bir topluluk bir konuda sahih rüyalarla uyarılıyor. Sahih rüyalarla onlara bir pencer açılıyor, bir kapı açılıyor. Sahih rüyalarla topluluğun çoğu bir yerde toplanıyor. Hadîs-i şerif ümmetim yanlışta toplanmaz. O zaman o manevi bir yol açılıyor. ezanla da alakalı oldu ya, mesela ezan-ı şerif bir kişinin rüyası değil. Birkaç kişinin görmüş olduğu rüyalarla alakalı. o normalde ezan okunduğunda oradan mesela Hz.
Ömer Efendimiz dedi ki ben aynı ezanı bende görmüştüm rüyamda ama utancımdan söyleyemedim. Ezanı Hz. Ömer Efendimiz de gördü aynı şekilde okunmuş şekliyle, tarzıyla, tavrıyla. Ama dedi ben utancımdan söyleyemedim. Yine ezanı başka bir kimse rüyasında gördüydü, onun da sesi yoktu. Sesi kesilmişti rüyayı gören. O da sesi kesildiği için ezan okuyamadı. Ezanı Bilal-i Habeş’i okudu, o da okumakla nam saldı. Aslında rüyayı gören Bilal-i Habeş’i değil. Herkes normalde Bilal-i Habeş’i rüyasında gördü zanneder değil. Ezanı rüyasında gören Bilal-i Habeş’i değil. Bunun gibi sahâbeler bir mesele de mesela 3-4 kişi aynı rüyayı gördü, görünce ezan-ı şerif oturdu. Aynı şey bu Kadir gecesiyle alakalı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bakıyorum ki dedi Kadir gecesiyle alakalı rüyalarınız başka bir hadîs-i şerifte son 10 günde.
Başka bir hadîs-i şerifte son 7 günde diye. 7 gün normalde 21. gün, 23. gün, 25. gün, 27. ve 29. günler olarak tek günlerde gördü herkes. Ve bu normalde bir sene örneğin 21. günde gördüler. Bir öbür sene 23. gün gördüler. Bir dahaki sene 25. gün gördüler. Bir dahaki sene 27. gün gördüler. Kadir gecesi yıllar içerisinde 21, 23, 25, 27, 29 diye ayrı ayrı günlerde görüldü. Bakın o Kadir gecesi normalde şey olmadı. Son dönem Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin vefatına yakın 3-4 yıl artık böyle son 10 günde oturdu. Bakın son 10 günde oturdu. Son 10 günün içerisinde 27. gece olarak oturdu. Bununla da alakalı hadîs-i şerif var. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki Görüyorum ki diyor 27. gün olarak herkes rüyasında gördü.
Ve 27. gün rüyalar daha fazla olunca daha fazla sahâbe birkaç yıl üst üste 27. gün olarak görünce Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında Kadir gecesi 27. güne daha fazla ehemmiyet gösterdiler. Ama asıl geniş platformda son 10 gün, Kadir gecesini son 10 gün içerisinde arayınız. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ilk önce ilk 10’da aradı. Bir dahaki sene 2. ortadaki 10’da aradı. Oruç farz olduktan sonra. Üçüncü sene sondaki 10’da aradı ve kaldı. Şimdi bu hadîs-i şeriflere bakaraktan bazı ulema fetva verir. Kadir gecesi Ramazan ayının içinde saklıdır. İlk 10’da mı, ortası 10’da mı, sondaki 10’da mı belli değildir derler. Doğrudur. Çünkü bu aramadan dolayı.
11. Bölüm
Ama Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diğer yıllarda artık hep son 10 gün itikafa girdi. Bakın son 10 gün devamlı itikafa girdi. Ve son 10 gün itikafa girmek sünnet olarak kaldı Ramazan’da. O zaman Kadir gecesini arayacaksak Ramazan’ın son 10 gününde arayacağız. Son 10 gününde her gece mümkünse zikirle, namazla, tövbe ile ne yapacağız? İstigal edeceğiz. Gücü yerinde olanlar. burada ibadet edemiyor, şey oluyor, bu oluyor bizim böyle gaflete dalıyor. bunun için son 10 gün ümreye gitmek. Mesela Türkiye’deki Müslümanlar için bu oturmuş ibadetlerden birisi. Bütün Müslümanlar için. Son 10 gün mesela herkes Beytullah’a gider, Medine-i Münevvere’ye gider. Son 10 gün orada ibadetlerini sıkı bir şekilde yapar.
Çünkü kim Kadir gecesinin gündüzünü oruçlu gecesini de ibadetle geçirirse 80 yıllık normalde ibadet etmiş gibi sevabı vardır. Bu hadîs inkarcıları bunları reddetse de, bu hadîs inkarcıları bunları reddediyorlar. Böyle bir müjdeli hadîs-i şerifler var. O yüzden bir topluluğun, manevi bir topluluğun ortak olarak bir rüya görüyorlarsa, bir yerde toplandılarsa rüya noktasında onlara bir delildir bu. O yüzden o kimseler o delile tabi olabilirler mi? Evet. O sûfî topluluklar bunlara dikkat ederler mi? Evet. Bir sûfî topluluk bir meselede şüpheye düştü. Bir meselede şüpheye düştüğünde oradaki topluluğun büyük bir çoğunluğu veyahut da topluluğun içerisinde maneviyatı böyle açık olan, rüyası açık olan, hali açık olan kimseler vardır.
Bir sûfî toplulukta bunların olması gerekir. Bunlar o sûfî topluluğun elinde delildir. Delil. O sûfî topluluk şeyhini rüyasında görmesi lazım. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında görmesi lazım. O sûfî topluluğun zikrullahda hali içinde açık olanların olması lazım. Zikrullahda şeyhini, pirefendileri, Hazret-i Peygamber efendilerimizi görmeleri lazım. O topluluğun manevi bir delilidir bu. O insanın, o kimselerin çok ibadet ettiğinden, çok yol gittiğinden değildir bu. Cenâb-ı Hak onlara içinden, o topluluğun içerisinden delil gösterir. O insanlar da ben rüyamda görüyorum, ben halimde görüyorum diye cartınmasın. Kendisini de fasulye gibi bir nimetten saymasın kimse.
Bunu böyle saklamak da büyük sıkıntıdır. Ve kimse mesela böyle bir manevi işarete saklarsa, Allâh’ın ona vermiş olduğu ilmi saklamış olur. Bunu saklamak da caiz değil. O rüyasını gider şeyhine anlatır, şeyhine anlattıktan sonra o rüya şeyhine müsaade isteyebilir. Ben bu rüyayı arkadaşlara delil olsun diye anlatabilir miyim? Onun için anlatabilirsin. O nefsine uymadan arkadaşlarına o rüyayı delil olarak anlatır mı? Evet. Ama o nefsine uymayacak, kendine bir paye beklemeyecek. Ben rüya görüyorum, baş köşeye oturayım, ben hal görüyorum, benim elimi öp. Yok ben hal görüyorum, ben oraya baş köşeye oturayım. İçinden dahi geçirmeyecek, kapanır hali. Bir kimse görmüş olduğu rüyadan, yaşamış olduğu halden kendine pay çıkarırsa o hal onda kalmaz.
12. Bölüm
Ona verilen esmadan, mesela rüyasında hay Allâh çek demişler veya hay esmasını çek demişler. Sen biliyor musun ben hangi esmadayım? Gitti, ne esması kaldı senin? Düştün gittin, bu söylenmez. Bu dervişlerin arasında muhabbeti olmaz bunun. O kimse bunu saklar. Sûfîlik böyle bir şeydir. Bu eşkare söylenmez öyle. Ben filancı yerin zâkiriyim, böyle söylenmez. Ben filancı yerin çavuşuyum, sen ne diyorsun ona? Böyle şeyler söylenmez. Ben zâkirim, kalk bakayım oradan. Böyle şeyler söylenmez. Doğru değil bunlar. Tevazu her şeyin başıdır. Yıkılır gidersin. Yıkılır gidersin. Bir de ben hep böyle uyarım çavuş arkadaşları, zâkir arkadaşları. Normal bir derviş kardeş, yıkılır onun toplanması kolay olur. Onun çünkü bir makamı yok ya, perde olmaz ondan.
O gelir ağlar, sızlar, sarılır şeyhine. Ben yaptım ne yaptıysam da. Hakkını helal etler. Biter mesele. Zâkirin zâkirliği perde olur. Nasıl helalleşeyim şimdi? Çavuşun çavuştuğu perde olur. Ben nasıl edeyim şimdi? Ona desen ki neden böyle yaptın? O böyle bozulur. bana böyle yap, böyle dedi. Ondan sonra yıkılır. Birisi için öyle dedim ben. Mustafa yetti sana dedim. Bak Mustafa şimdi karşımda oturuyor. O yok. Bak dedim sen koca zâkirdin, koca derviştin dedim. Mustafa yetti sana dedim. Mustafa’yı küçük gördü. Hâkir gördü. Adam yetti ona. Evet. Şimdi Mustafa’yı görünce orada karşımda otururken aklıma o geldi. Tabi. Beğenmedin derviş yıkar seni. O gene oturur, bak orada keyif ediyor. Gene karşımda benim.
Geçen hafta biz sarma açtık değil mi Mustafa? Elhamdülillah. Allâh razı olsun. Bitti. Sen ona tepeden bakarsın. Sen onu bir şeye benzetmezsin. Yıkar seni o. Ben çok korkarım. Ben dervişi incitmekten, dervişe laf söylemekten gerçekten ben çekinirim. Haksızlık yapmaktan çekinirim. Ben nice yıkılanlar görmüşüm ben. Yıkılanları göre göre büyümüşüm. Bakın ben nice zâkirlerin, çavuşların, nâkiplerin, nükabbanın halife adayıydı birisi. Şeyh Efendi anlattı halifeydi bir başkası birisi. Mustafa Efendi’nin zamanında. Ben o hikayeleri dinleye dinleye büyüdüm arkadaşlar. Bunları göre göre büyüdüm. Ve hep ben kenara not aldım. Dedim ki makam yıkıyor insana. Evet. Ben görevli arkadaşları sıkıştırırım çok.
Onlara bir şey olmasını istemedimden dolayı. Ben onlara bir şey olmasını istemem. O yüzden sıkıştırırım onları. O yüzden normalde ben her zaman derim bizim dergâhın çavuşunu zâkir değil bizim dergâhın çavuşunu al götür başka bir dergâhı şeyhlik yapar orada. Sıkıdır bizim işimiz. Bakın dergâhın çavuşunu götür başka bir dergâhı şeyhlik yapar orada. Dergâhın zâkirini mesela bizim zâkir kardeşleri götür on tane dergâhı ona bağla. Onu da idare eder onlar. Ciddi ciddi. On tane değil elli tane şeyhi getirin buraya buraya idare edemez. Bakın on tane değil elli tane şeyhi buraya getirin buraya idare edemez. Sebebi ne biliyor musunuz? Burada herkes çılgın. Burada herkes deli. Burada ahal dervişi de var rüya göreni de var kalbi çalışanı da var.
İster istemez yoklar karşıdakini. İster istemez yoklar. Yokladığında karşıdakinin onu anlamadığını o meselede zayıf kaldığını anlasın bir müddet sonra onunla oynamaya başlar. Öyle bir oynarken senin rüyamda gördüm der o da benim rüyasımda gördü der onu yidirip içirmeye başlar. Pohpohlamaya başlar oynatır onu Allâh muhafaza eylesin. O yüzden yapamazlar. Yapamaz hiç kimse Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler insanların ortak rüyada görmesi. Bir meselede herkesin o meselede aynı rüyayı ona yakın rüyalar görmesi manevi birer delildir. Sufiler bununla hareket ederler kendilerince delildir. Delili de bu hadîs-i şeriflerdir. Kadir gecesiyle alakalı, ezanla alakalı Hz. Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin içkinin haram olacağını öncesinden ayetlerin geldiğini görmesi rüyasında.
Hz. Ömer efendimizin içkinin haricinde başka âyet-i kerimeleri de henüz daha Cebrail aleyhisselâm Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine âyet-i kerimeleri tebliğ etmemesine rağmen Hz. Ömer gibi ve hatta Hz. Abbas gibi sahabenin içerisinden büyüklerin o âyet-i kerimeleri öncesinden bilmesi gibi rüyalarını da görüyorlardı çünkü. Bunlar birer manevi işaret, birer manevi delildir. Bu rüyalar bu haller insanlarda çoğunluk olarak görünüyorsa bir konuyla alakalı o delil olur. Allâh bizi hepimizi de maddi manevi delillendirsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak cümlemizi kendi sırat-ı mustakiminde tutsun. Cenâb-ı Hak cümlemizi sırat-ı mustakimde son nefesine kadar yürüttüklerinden eylesin inşâAllah. lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı