1. Bölüm
Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Günde Allâhumme salli ala Muhammed ve ala Ali Muhammed diyerek iki bin tevhid çekiyorum. Ve bu bir buçuk saatim oluyor yaklaşık dediğiniz gibi on bin çekmek isteriz. Yedi saat. İnternette bir sürü salavat var. Soru hangi salavatı çekmeliyim ki sizin dediğiniz gibi üç dört saatte on bin salavat olsun. Allâhumme salli ala Seyyidina Muhammed ve sahbihî ve sellim. Allâhumme salli ala Seyyidina Muhammed ve sahbihî ve sellim. Akşam sabah gününe basmak günah mı? Allâh yardımcınız olsun inşâAllah. Anne-babaya laf desen öbür dünyada ne görür gecen hayır olsun. Anne-babaya üf bile demeyiniz.
Yemek yerken yerde oturabiliyor fakat namaz kılarken sandalyede namaz kılıyor bazıları uygun olur mu? Sünnet üzere bırakılan sakalı kesmek günah mı? bir kimse eğer oturabilecek halde namaz kılabiliyorsa oturduğu yerden namazını kılması lazım eğer mümkünse. Eğer oturduğu yerden namazını kılamıyorsa o zaman bir sandalyeye oturup namazını kılabilir. Ama normalde hep oturduğu yerden kılmakta fayda var. Ama oturduğu yerden kılmıyorlar. Ayaklarını uzatıp böyle kılmaları lazım. Veya hatta iki dizinin üzerine durup kılmaları lazım. Ama böyle sandalye yeni moda çıktı şimdi. Hele camilerde böyle polit büro gibi böyle sıralı sandaleler o sıralı yerlere oturuyorlar. Veya sıralı değilse onların özel yeri hele bir otur oraya istersen.
Hele oraya bir yanaş Allâh muhafaza eylesin. Ama bu hale geldi yapacak bir şey yok vidat işliyoruz. Bu bidat. Böyle şeyler olunca hemen hadîs-i şerif aklıma geliyor. öyle bir zaman gelecek ki siz adım adım onlara uyacaksınız. Onlar kertenkelenin deliğine girin deseler siz oraya girmeye çalışacaksınız. Onlar kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet diyor. Evet diyor. Ve biz şimdi adım her şeyde onları uygulamaya başladık. Bu önce bütün Osmanlı ve İslam dünyası olarak İslam dünyasının içerisinde de Osmanlı bunun öncülüğünü yaptı. Osmanlı kendince kendi içerisinde frenklenşme hareketini başlattı. Bu Avrupa’ya dil öğrensinler, eğitim alsınlar diye gönderilenler orada Jöntürk oldu, frenkleştiler.
Frenkleşince bizim dilimizi, bu noktada frenkleşince kıyafetimizi, frenkleşince bizim normalde adet gelenek görenek kültürümüzü, normalde Osmanlı’dan itibaren başladı bu frenkleşme, Avrupalılaşma hastalığı. Bu zaman içerisinde bir ivme kazandı Osmanlı. Osmanlı’ya akıl verenler böyle frenkleşerekten kendilerince toparlanacağını, frenkleşerekten yine güçleneceğini söylediler. Böyle bir frenkleşme başladı, her frenkleşmenin sonucunda Osmanlı dağılışı gördü, dağıldı. Oysa Osmanlı kendi geleneğine, göreniğine, kültürüne bakıp ben nerede yanlışlık yapıyorum diyerekten eksik ve yanlışlıklarını toparlasaydı, o yeniden güçlü dönemine kendisini yenileyerekten, kendi dininden, örfünden, geleneğinden bunu alabilirdi.
2. Bölüm
Bu iş şimdi Cumhuriyet ile beraber bizde de bu hastalık devam etti. Direkt böyle Cumhuriyet’in ilk yıllarını kötülemek bu işin şeyini kurtarmaz. Bu Osmanlı’dan itibaren devam eden bir şey. Cumhuriyet de bu hız kazandı. Atatürk ilke ve inkılaplarıyla bu hız kazandı. Hız kazanınca bu sefer daha radikal işlemler yaptılar. Kıyafetle alakalı, kıyafet devrimi diye bize anlatılan şey daha radikal oldu. Aslında bu İstanbul’da başlamıştı zaten. İstanbul sokaklarında sarıklı, cübbeli, ondan sonra çarşaflı, ondan sonra kimselerin şalvarlı insanların İstanbul’da dolaşmaları yasaklanmıştı zaten. İstanbul sokaklarında, İstanbul caddelerinde o tip insanlar zaten dolaşamıyordu. Bu sonra Türkiye Cumhuriyeti devletiyle beraber genelleşti.
Daha şeditleşti. şapka için astılar, sarık için astılar. bu ibadetlere yansıdı. Türkçe Kur’ân-ı Kerimler, Türkçe namaz kılmak, Türkçe ezan okutmak gibi. O kimselerin kıyafetlerine de karıştılar. Bu daha da ileri gitti. Adet, gelenek, örf bunlar koptu. İnsanları dinlerinden koparmaya çalıştılar. Müslümanlar da buna hazır zaten. bir kimse heva hevesine uyunca, heva hevesine uymaya muktedir, razı, devam ediyor. bir şey kabullenecekse bir kimse onu iyileştiriyor kendince. Onu masumlaştırıyor. bir günah işleyecekse bir kimse o günahı masumlaştırıyor. Tehlike bu zaten. onu masumlaştırmak tehlike. O küfre götürüyor insanı. o kimse faiz alacak ya arkadaşından, masumlaştırıyor. Mecburum canım kardeşim. ticarette ayakta durabiliyorum için benim senden faiz almam lazım.
Masumlaştırıyor kendini. Veyahut da bir suç işleyecek o kimse. O suçu masumlaştırıyor. Bunu yapmak zorundayım. Bunu etmek zorundayım. Bunu takmak zorundayım. Bunu yemek zorundayım. Nasıl yapabiliriz yoksa? Bu günahları masumlaştırma. Aslında heva hevesi şeytana uymayı, nefsine uymaya bu masumlaştırma. Mecburum. hiç ben mecburum. Bunu duydunuz mu hiç? Ben zina etmeye mecburum diye. Böyle söylüyor. Ben zina etmeye mecburum diyor masumlaştırıyor. Ben mecbur olduğum için yapıyorum hocam benim günahım var mı yine diyor. Masumlaştırıyoruz biz. Müslümanların en büyük handikapı bu. Yapmış oldukları günahı, yapmış oldukları hatayı, eksikliği, yanlışlığı. Kur’ân Sünnet’in dışındaki herhangi bir şeyi masumlaştırıyor.
Biz çok affedersiniz o haltı yiyeceğiz ama masumlaştırıyoruz biz. Vicdanımızı rahatlatmak için Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde şimdi camilerde de masumlaştırdık biz. Masumlaştırdık biz. Cami adabı erkanı kalmadı. Dergâh adabı erkanı kalmadı. Ev adabı erkanı kalmadı. Aile adabı erkanı kalmadı. Masumlaştırıyoruz. akşam olunca çocuklar bir yere çekiliyor, sen bir yere çekiliyorsun. Herkesin televizyonu ayrı, interneti ayrı, cep telefonu ayrı, bilgisayarı ayrı. ne bileyim tableti ayrı. Herkesin ayrı ayrı işleri var, ayrı ayrı şeyleri var. Ailenin bir arada oturması mümkün değil. Birisinin dizisi var, birisinin maçı var, birisinin haber programı var. Böyle biz yatak odasına, tuvalete, banyoya, odalara, her tarafa birer tane televizyon.
3. Bölüm
Herkesin ya da eline birer tane tablet. Tuvalete giderken tabletle, banyoya giderken tabletle. Herkesin elinde bir şey olması lazım. Herkes bireysel bir hayat yaşaması lazım. Ve bunu da masumlaştırmamız lazım. Lazım çünkü. Neden? Neden? Hepimizin eşleri, devasa şirketler çalıştırıyorlar. Onlar bakmaları lazım, tweetlerine, whatsapplarına, haber akışlarına muhakkak. Neden? O dolardan, eurodan, ondan sonra haberlerden, her şeyden haberdar olması lazım. Müslüman bir şeyden haberli olmayacak mı? Her şeyden haberi olsun. Aynı şey çocuklar için geçerli. Okula gidenler, gitmeyenler. Masumlaştırıyoruz biz her şeyi. O yüzden camilerde de sandalye de oturmayı masumlaştırıyoruz. Diyoruz ya sandalye de otursunlar politbüro gibi. bunu normalde Cumhuriyet’in ilk yıllarında tartışmışlar bunu.
Camilerden halıları kaldıralım. Avrupa’daki kiliseler gibi camilere birer tane sıra ve sandalye koyalım. Böylece ancak gelişiriz. Namaz vakitlerinde de ezan okunsun, Türkçe ezan. Herkes gelsin gene oraya. Kiliseler gibi orada bir şeyler anlatalım. salat demek illaki namaz demek değil. Orada bir şeyler konuşalım onlara. Günlük meselelerle. Sonra da ısınar. Bakın bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin millet meclisinde tartışılan şeyler. Ve bunlar böyle pilot bölgelerde uygulanmaya çalışan şeyler. Uygulanan şeyler. Bunlar insanlardan halktan, halkın gazabından korktukları için açıkça konuşulamayan şeyler. Hala daha ilk meclisin zabıtları, bunlar açılmaz. Bunlar hala daha 100 yıl geçmiş üzerinden, 80 yıl geçmiş.
Bunları açamazlar, konuşamazlar. Bunları nereden öğreniyorsunuz biliyor musunuz? İngilizlerden öğreniyorsunuz. İngilizlerin dahi ilk kuruluşla alakalı kendi onlarda mutattır. 30 yıl geçti mi bütün her şeyi açıklıyorlar onlar. İngilizler dahi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk kuruluş aşamasındaki neler konuşulmuş, Türkiye ile alakalı, ne anlaşmalar yapılmış onlar bile açıklamıyorlar. Türkiye ile alakalı kendi resmi bütün her şeyi resmi evraklarını açıklıyorlar. Türkiye ile alakalı olanlar açıklanmıyor. O yüzden camilerde de biz ne yazık ki kiliseleştiriyoruz. Bakın hiçbir hadîs kitabında yoktur camilerde yardım toplanmasıyla alakalı. Hiçbir hadîs kitabında yoktur. Gidin İmam Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Hanbeli de caminin hutbesinden, hutbe makamından oradan yukardan yardım toplanmak olmaz hutbenin içine.
Camilerde yardım sandığı, yardım kasası yok. Nerede var biliyor musunuz? Kiliselerde var. Hele Bursa’da birkaç tane cami var, devasa para kasası koymuşlar böyle tam girişe. Kör gözün görsün, burada kocaman bir kasa var, yukarısını da kesmişler böyle kumbara gibi. Kör gözün görsün camiye girer girmez o kasaya para at. Nerede var caminin önünde para toplamak? Kiliselerde var. Kilise para toplar kendine. Kilisenin para toplamasının sebebi şudur. Kilise devletten yardım almaz. Çünkü kendi devleti vardır. Vatikan devleti vardır. Vatikan devletine para insanlar toplarlar. Vatikan devleti de hemen hemen dünyanın hiç borcu olmayan insanları toplarlar. Vatikan devleti de hemen hemen dünyanın hiç borcu olmayan ve dünya ülkelerine faizle para satan tek devlettir.
4. Bölüm
Vatikan devleti faizle para satar. IMF’ye para satar, Vatikan devleti. Uluslararası para kuruluşlarına para satar. Uluslararası faiz kuruluşlarına para satar Vatikan devleti. Ve her hristiyan orada kumbaraya para atarak, kiliseye yardım ederekten o devlete yardım etmiş olur. Ve papazların maaşları o devletten ödenir, oradan ödenir. Bu bize hristiyanlıktan gelmedi. Camilerin önünde para toplamak. Hutbeden para istemek. Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiçbir hutbesi yoktur ki hutbeden, cemaattan para toplasın cami yapımı için. Yok. Cihâd için ilan edilir. Cihâd’ı ilan edilir. Cihâd için ne herkes yapması gerekiyorsa yapar. Bu ayrı. Allâh bizi affetsin. Sünnet üzere bırakılan sakalı kesmek günah mıdır?
Sünnet üzere kesilen, bırakılan sakalı günah olduğu gibi sünneti terk etmek de günahtır. hiç sakal bırakmamak da günahtır. Mihrimi eşime bağışlayabilir miyim? Evet. Evet. Her abdest alışımda dişlerim kanıyor ama namaz kılıyorum namazım kabul oluyor mu? İnşâAllah. İlahiyet bölümü okuyan bazı öğrenciler dünyadaki cennet bahçelerinin zikir meclisleri olduğu hadîs-i şerifi kabul etmiyor. Garip hadîs hükmüne sokuyorlar. Ayrıca tasavvufa inanmayın. Tapduk Emre ve Yûnus Emre’nin hallerini sofra kurulma meselesini hayal ürünü olarak adlandırıyor. Sebebi de Âyet-i Kerime’de. Mucizler sadece bazı peygamberlere verilmiştir denildiği içinmiş. Bizim bunlara karşı nasıl bir yol izlememiz lazım? Dersli olmayan kardeşler bu düşünce zikirden uzaklaştırıyor.
Ne cevap vermeli? Nasıl bir tutum içinde olmalıyız? Normalde bu zikir bahçeleriyle alakalı bir tane hadîs-i şerif olsa bununla alakalı diyeceksiniz ki böyle bir şey var, sıkıntı var. Bununla alakalı hem hadîs-i kutsu var hem de birden fazla hadîs-i şerif var. Hem hadîs-i kutsu var hem de birden fazla hadîs-i şerif var. O yüzden bu hadîs-i şerif mevzu deyip garip deyip inkar etmek herkesin işi olabilir. Onlar inkar edebilirler. Birisi bir şeyi inkar etti diyor. O yok hükmünde olmaz. Bir kimse gözlerini kapatmış güneş yok diyor. Siz ona o güneşi görmek istemiyorsa istediği kadar siz onun güneşin varlığını ispat edin. İspat etmeye çalışın. Yok diyecek o. Ben böyle diyen kimselere evet diyorum güneş de yok zaten diyor.
Nasıl diyor? Basmaya diyorum ya. Var ya diyor. Sen var görüyorsan var diyorum ben. Sen var görmüyorsan yok. bir şeyi yok görmek mümkün. Bir kimse görmüyor. Adam neden ateist oluyor, inkar ediyor? Dini görmüyor. Şimdi o görmüyor deyince yok mu oluyor? Bu onun gibi bir şey. Ben kapatıyorum gözümü, yoksun sen diyorum ben şimdi ona. Böyle inkar edenlere diyorum ki yoksun sen. Ben varım diyor. Ya ben görmüyorum. Sen varlığını nasıl ispat edeceksin bana diyorum. Ben görmüyorum. Neyle ispat edeceksin bana varlığını sen? Birisi öyle dedi. Dokunurum dedi. Hislerim yok benim dedim. Dokunma duyum da yok. Tatma duyum da yok. Görme duyum da yok. Duyma duyum da yok. Dokunma duyum da yok. Nasıl dedim sen varlığını kabul ettireceksin bana?
5. Bölüm
E kabul ettiremem dedi. Oh hoş geldin aramıza dedim. Ne oldu dedim. E dedim âyet-i kerime var. Onların gözleri kördür görmezler. Onların kulakları vardır. Duymazlar. Âyet-i kerime. Onların kalpleri vardır. Hissetmezler. Sebep? Mühürlenmiştir çünkü diyor. Mühürlenen bir kimse. O neden mühürlendi? Yaptıklarından dolayı mühürlendi. İşlediklerinden dolayı mühürlendi. Allâh zulmetmez kullarına. Yaptıklarından ve işlediklerinden dolayı mühürlendi. E görmüyor görmeyecek. Allâh bizi affetsin inşâAllah. 54. hadîs-i şerif. İbn Abbas radıyallâhu anh naklediyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Şeytan Ademoğlunun kalbinin üzerinde devamlı durur. Kul Allâh’ı zikrettiği zaman siner, kaçar.
Kul Allâh’ı zikrettiği zaman siner, kaçar. Gafil olduğunda ise vesvese verir. Bu haride geçiyor bu hadîs-i şerif. Başka hadîs-i şerifte de şeytan kulun kalbinin kapısında bekler. Zikrullah kesilince kapıdan içeri girer der. Burada da kalbinin üzerinde durur diye söylemiş. Zikrullah’ı bırakınca kalbine vesvese veriyor. Bırakınca içine girmiyor, vesvese veriyor. Demek ki bu bir anlık gaflet, bir anlık heva heves tam içine oturmuyor. Bir an böyle o kimse zikrullahdan kesilince şeytan ona vesvese vermeye başlıyor. O zaman vesveseyle alakalı çok soru sorarlar ya veya hep etrafımızda vardır. Veya zaman zaman bu noktada biz de vesvese ederiz ya biz de normalde vesvese ederiz. Vesvesenin bir ihtiyari olanı vardır. biz kendi kendimize onu düşündüğümüz için o böyle o vesvese bizde oturur yerleşir, şüphe.
Vesvese böyle kendi kendimize biz eğer bunun vesveseyi düştüysek o bizi şüpheye götürür. Bir de vesvesenin gayri ihtiyari olanı vardır. Hiçbir şey aklına gelmedi, küt tek düştü. Bu gaflettendir, bu zikirsizliktendir. Bu hemen böyle insanı çok tehlikeye götürmez. Hemen o kimse zikrullah ile hemhal olursa bu tedavi olur hemen. Bunda çünkü normalde o kimsenin ihtiyarı yok. O kimseye böyle kalbine birden geliverdi. O normalde kalbine birden geliveren bazen yeni dervişler de onu kendilerinde bir hal zannederler. Kalbine birden böyle gayri ihtiyarı gelen bir şey ya hal görürler ya hal zannederler. Onu hal olarak görürler ya keramet olarak görürler ve onu Allâh’ın bir ilhamı olarak görürler. Burası hatalı bir yerdir.
O yüzden o kimse onun hemen o hastalıktan kurtulmanın yolu hemen Allâh’ı zikirdir. Eğer dervişin kendi esması var ise bir esma verildi ise ona o sûfî hemen o esmayı çekerekten kalbini tenvir eder, düzeltir. Eğer bir esması yoksa onun o zaman hemen tevhide başlar. Eğer mümkünse eşşedü en lâ ilâhe illâllah ve eşşedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu deyip hemen zikrullah’a başlaması lazım. Bu vesvesenin bir tek ilacı vardır, zikirdir. Kalbe gelen gafletin, kasvetin, kalbe gelen bütün olumsuzlukların bir tek ilacı vardır. Başka hiçbir ilacı yoktur. O zikirdir. Zikirden başka kalbe gelen vesvesenin, gafletin, kalbe gelen her türlü, her türlü sıkıntılı işlerin ilacı direkt zikirdir. Zikrullah’ın haricinde hiçbir ilaç yoktur.
6. Bölüm
Hiçbir ilaç. Zikrullah’tan uzak oldukları için kadınlar, erkekler, çocuklar vesvesenin içerisinde dalmışlar gitmişler. Zikrullah’tan uzak oldukları için onlar da böyle gayri ihtiyari vesvese değil ihtiyari vesveseye dalıp gitmişler. İhtiyari vesvese insanı suizanla, suizan insanı şüpheye, şüphe insanı günah-i kebaire götürür. Direkt bir kimsenin kendi ihtiyariyle yapmış olduğu vesvesenin sonucu günah-i kebairdir. O yüzden günah-i kebaire düşmezden önce Allâh’ı zikretmeye başla. İster ihtiyari olsun, ister gayri ihtiyari olsun. Nasıl bir vesvese gelirse gelsin gönlüne hemen Allâh’ı zikretmeye başla. Bu dersli sufilerin esma almış olanlar için yeterlidir. Ona dedi ki üstadı örneğin hu esmasını çekeceksin sayısız.
Onun ilacı hu esmasıdır. Kalbine böyle bir ihtiyari veya gayri ihtiyari bir vesvese geldiğinde başlar. Allâh nasıl üstadı ona tarif ettiyse, üstadının tarifinin dışında da bana hu esması çek dedi. Ondan sonra ben ama arkasına Allâh esmasında ilave edeyim ya Allâh demek suç mu? Be küstah, be cahil. Madem kendi kafandan zikrullah yapacaktın ne ama geldin buraya. Ne işin var burada? Git bak işine. Ben kendi kendime tercilik öğrenirim dediysem bir tercinin yanına ne ama gittin ki? Git kendi kendine milletin kumaşını helal et. Az tabeli oraya ben terziyim de bilen bilmeyen de gelsin kumaşını getirsin sana. Kumaşını getirdiğinde ben güzel pantolon dikerim, güzel takım elbise dikerim de ben ustayım de.
Ondan sonra kendin başla kesmeye kumaşı ayı maymuna çevir milletin kumaşını. Adı ne terzi? Millet tamire getirip götürmekten bıksın ondan sonra lanet olsun desin böyle terziye olacağına olmaz olsun desin. Sonuç bu. Bir farkı yok. Bir kimsede eğer bir mürşid olmayan bir üstade gidip bağlandıysa ehil terziye gitmedi. He git gel Konya 6 saat. Kestir biştir boynu. Heder et kendine işin yoksa. Kardeşim sen rüyanda sahip bir şekilde gördün mü bu kimseyi? Bunun şeriatına baktın mı? Bunun tarikatına baktın mı? Bunu inceledin mi sen? Rüyanda görmedin hiç olmazsa incele. Git otur orada bak ne yapıyorlar ne yiyorlar ne içiyorlar neyi nasıl yapıyorlar? Öğrendin tamam sağlam mı? Dur teslim ol. Madem teslim olmayacaksın ne işin var?
Bu da öbür küsü. Efendim siz bana hu çek dediniz ama kalbime geldi. Ben hu illallah desem olur mu? Allâh’ım ne kalp varmış sende ya. Senin madem bütün esmalar kalbine geliyordu da ne ama gittin sen ders aldın geldin. Madem her şey senin kalbine geliyor kalbine geldiği gibi yürü git. Nasıl olsa yeniden çıktı ne üveysi. Allâh kim veriyor bu zikrullahı? E bir abimiz var Allâh Allâh abinin şeyh mi? O nereden almış? Bir üveysi annemiz vardı o derslerde Allâh Allâh. O nereden çıktı ya? O üveysi anneyi kim vazifelendirmiş? Onun şeyhi kim? Şeyhinin şeyhi kim? Onun şeyhi kim? Onun şeyhi kim? Bir hacı annemiz vardı o derslerde. Hacı annenizin şeyhi kim? bir şeyhi varmış vefat etmiş ölmüş. Ölmüş aaa iyi.
7. Bölüm
Bir de var ya öyle diyorlar ölünce kılından çıkmış gibi oluyormuş. Madem ölünce kılından çıkıyor onun şeyhi yetmez miydi? Bir önceki şeyhinin kını mı bozulmuş paslanmış da çıkmıyor mu kılıcı? Ondan öncekinin kılıcı mı yokmuş kınında onun kını neden çıkmıyormuş? Bir de bunlar çıktı şimdi. Yayılıyorlar. Bir şeyhe intisap etmeye nefsi yetmeyen, bir şeyhi bulmaktan aciz olan, maneviyatı kapalı olan, maneviyatı kapalı bunların, maneviyatı kapalı olan, bir şeyhe intisap etmeyi nefsine yediremeyen, bir şeyhin dediklerini yapmaya güç yetiremeyecek, nefis yetiremeyecek, tabi olamayacak. Bunların yolu bunların. Bunların yolu bunların. Bunlar kılıç artığı gibi. Bunlar yol sapkını. Bunlar yollarını bozmuşlar.
Bu gidip bir şeyhi intisap edemiyor. Bu kim olursa olsun. Bir şeyhin dizinin dibinde oturamıyor. Bir şeyh aramıyor kendine. Kendisini şeyh çünkü. Bunlar yol kaçkını bunlar. Bunlar yol sapkını. Ben yeni derviş olduğumda Şeyh Efendi’ye bunlardan dolu vardı. Piyasa bunlarla doludur. Piyasa bunlarla doludur. Bunlar dervişliği çok iyi bilirler, şeyhliği çok iyi bilirler. Hepsi de pirdir bunların. Onlar neler görmüşlerdir, neler. Ne dervişler görmüşlerdir, ne şeyhler görmüşlerdir. Ha yavruma, sen nesin ki? Onlar neler gördüler? Onların görmediği şeyh mi kaldı? Birine öyle dedim. Kaç tane gördün dedim ben. Şeyh kaç tane gördün hayatında? Böyle baktı şimdi. ben şeyhimi gördüm ya dedi. He tamam dedim.
Sen başka bir şeyh görmedin çünkü dedim. Görmedim dedi. Görmezsin zaten dedi. Böyle baktı. böyle küstahçasına soracak. Kaç tane gördün dedi. Saymadım dedim. Saymadım dedim kaç tane gördü mü? Bunlar yol kaçkını. Bakın yol kaçkını. Bunlar bir şeyhe intisap edecek kalbe, akla, fikre, cesarete sahip olamayan, korkak, pısırık, maneviyatları kapalı. Evet ciddi ciddi söylüyorum. Maneviyatları kapalı. Yol yürüyebilecek cesarete sahip olmayan kimseler. Bunlar da ayrı kategoride. Bunlar da kendi kendilerine ders değiştiriyorlar. Bunlara gece geliyorlar. şu kadar tevhid çekcen diyorlar. Çekiyor musun diyorum bakıyor yüzüme. Bak bir tane sayan çıkar diyorum. Kafası kırıktır. Çekiyorum deme diyorum ben. Duruyor şimdi.
E diyorum ne oldu? Bunlar kendi kendilerine rüya tevhid ediyorlar. Kendi kendilerine derslerini arttırıyorlar. Kendi kendilerine zâkir oluyorlar. Kendi kendilerine halif oluyorlar. Tabii kendi kendilerine şeyh oluyorlar. Kendi kendilerine şeyh oluyor. Şeyhi vefat etmiş. Ondan sonra şeyh oluyor. Diyor mu senin rüyanda gören oldu mu? Bakıyor bana. Birisi onca yol gelmiş. Ben olmuşum sen şeyhsin desem gidecek şeyhlik yapacak. Ben dedi şu kadar kilometreden geldim. Hoş geldin kardeşim. Sana geldiğin oldu mu dedim ya. Al bakalım. Ne dedin bunu benim önüme koyuyorsun? Kaç kilometre geldin sen dedim ben. 400 kilometre geldin dedim. Ben dedim 450 gidiyorum 450 dönüyorum dedim ya. Orada iki tane derviş var dedim.
8. Bölüm
Sen buraya gelmişsin ne olacak dedim. Söyle derdini. biz şu tarikata müntesiptik. Şeyh efendi vefat etti. Ondan sonra şeyh efendi bana dedi ki. Oğlum sohbetlere devam edin. Devam edin sohbetlere dedim. Bana dedi diyor. Sana demiş ne olmuş? Devam et sohbetlere. Ben şeyh değil miyim şimdi diyor. Böyle baktım. Valla sen istersen perşembeye kal dedim. Ben seni götüreyim dedim bir sohbete. Oradakilerden birisini kaldır götür dedim. Senden daha iyi şeyhlik yaparlar dedim. Nasıl dedi? Basme dedim ya. Oradan birini kaldır götür. Dedim bizim şeyhimiz vefat etti. Gel bize şeyhlik yap de dedim. Senden iyi şeyhlik yapar. Hiç olmazsa dedim. Edepli olur dedim. Sonra ki dedim ya ben şeyh değilim. Ama beni gönderdi der buraya.
Ben burada sizi zikrullah yaptırayım der dedim. Gene demez şeyhim diye dedim. Ben sizin sohbetlerinizi izledim siz de demiyorsunuz. Hoş geldin sen nasıl diyeceksin şimdi dedim. Böyleler de var. Adam yurt dışından mail çekiyor, mesaj çekiyor. Telefon numaramı buluyor. Ben geleceğim sizi ziyaret edeceğim bana icazet verir misiniz? Böyleler de var. Benim de bir şey zannediyorlar. Ondan sonra gelecekler icazet alacaklar. Böyleler de var. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar da kendi kafalarından gidiyorlar öyle. Bunlar da kendileri şeyhlik yapıyorlar. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kalbe gelen her ne geldiyse onun doğru ve yanlış olduğunu heva heves veya şüpheli veya şüphesiz olduğunun övçüsü zikirdir.
Kalbe geldi. Sen zikrullah’a devam ediyorsun o da gelmeye devam ediyor. Sen zikrullah’a devam ediyorsun o gelmeye devam ediyor. Harika. Gelen şey Kur’ân Sünnet’e uygun. Harika. Eyvallâh söyleyecek bir laf yok. Ama sen daha la ilahe derken kalpte bir şey kalmadı. Heva hevesmiş kardeş o. O bir vesveseymiş. O bir vesvese dalgası. O öyle ilham dalgası değil. O böyle bir rüzgarmış. Üflemiş geçmiş seni. Allâh muhafaza eylesin. Derviş, sûfî, uyanık kimsedir. Ey Dağut uyanık ol. Uyanık ol. Her gelen dalgayı ilahi ilham olarak görme. Zikrullah’a devam et. Allâh’a devam et. Sen sırat-ı mustakime devam et. Sen namazına, abdestine, orucuna devam et. Sen kendini disiplin etmeye devam et. Ben işini, disiplini bir şekilde devam et.
Ne işin var? Günlük işin ne senin? Bir fabrikada çalışıyorsun. Fabrikanın, patronun senin kalbine ilham geldi mi gelmedi mi umurunda değil. O işine bakıyor. İşine devam et. bu adam öğretim görevlisi. İşine devam edecek. O tüccar işine devam edecek. O ahşi işine devam edecek. O fabrikada çalışıyor. İşine devam edecek. O marketçi işine devam edecek. O normalde köyde meyveci işine devam edecek. O kumaşçı kumaş satıyor. İşine devam edecek. Bakın gündüz işine devam et. Zikrullah’a da devam et. Zikrullah’a da devam et. İşinde disiplin, derganda disiplin, ibadette disiplin, ibadette disiplin, üsdada itaatte disiplin, kardeşlikte disiplin. Hayatı dolu dolu yaşa. Lâ ilâhe illâllah geçirme. Gafletle geçirme.
9. Bölüm
İşini yap. Bir vazife aldın. Vazifeni yerine getir. Vazifeyi yerine getirmemek de gaflettir. Dergahta, işinde, evinde, aşında, işinde nerede olursan ol. Vazifeyi yerine getirmemek gaflettir. Günah kebairdir. Evine bakmakla mükellefsin. Adamsın, erkeksin. Evine bakacaksın. Bak evine. Kadınsın. Evinin işinden, aşından, eşinden sorumlusun. Bak evine, aşına, işine. İnternette surf yapacağım deyip de akşama gelince adama bir makarna açıp koyma önüne. Ondan sonra türlü bahaneler orta yere koyup yalan söyleme. Bak eşine dikkat et. Adam orada oturmuş. Sen orada surf yapacağım diye uğraşma. Git adamın yanına otur. Çay mı istiyor, çorba mı istiyor, kahve mi istiyor? Canı kadın mı istiyor? Otur adamın yanında.
O adam da, al cep telefonu elinde. Kadın orada oturuyor, o da cep telefonunda dolaşıyor. Sen de oraya otur. Adam kadın orada oturuyor, o da cep telefonunda dolaşıyor. Sen de eşinle ilgilen. Çocuklarınla ilgilen. Herkes işini yapacak. Herkes disiplin olacak. Herkes ne yapması gerektiğini yapacak. Tüccarsın, malına dikkat et. Alışverişine dikkat et. Kendini tehlikeye atma. Çok büyük borçların içine girme. İşine dikkat et. Aldatma, aldanma. Kandırma, kanma. İşine dikkat et. Müşterine dikkat et. Gelene gidene dikkat et. Yoldan geçene dikkat et. Evet, disiplinli ol. Dergahtasın, diline dikkat et. Hareketlerine dikkat et. Tavır ve davranışlarına dikkat et. Tevazu elden bırakma. Kardeşliği elden bırakma.
Dervişliği elden bırakma. Hiç kimseye tepeden bakma. Herkese hizmet etmeye çalış. Aslını, üstünü, büyüğünü, küçüğünü bil. Vay bu adam bana nasıl söyler ya. Efelik yeri değil. Efelikse efeliğine. Ağa babalığını yaparım burada. Efelik değil, efendilik. Efendilik. Efelik lazım. Lazım olduğunda yapılır. Hiç merak edilmesin hiç kimse. Dergâh da efendilik. Efendilini yap. Allâh muhafaza eylesin. Geri kalan gafleti yap. Efendiliğini yap. Allâh muhafaza eylesin. Geri kalan gaflettir. Heva hevestir. Allâh muhafaza eylesin. Şeytanın vesvesesine uymaktır. Şeytan seni kandırır. Namazı kıldırtırır. Kıldırtırmaz. Vazifeni yaptırtırmaz. Gaflet sokar sana. Dersini çektirtmez. Ha şimdi dersi çekeyim. Ha şimdi dersi çekeyim.
Ha şimdi dersi çekeyim. Gece saat 3 oldu. Eee şu diziyi de bitireyim. Dersi çekeyim. Şu oyunu da oynayayım. Dersi çekeyim. Ulan ders mi kaldı? Ne dersi? E onun adı dervişlik. Yok öyle bir şey. Ondan sonra yaz. Efendim bizim manevi halimiz neden açılmıyor? Neden açılsın? Sen internette orada burada oyun oynuyorsun. Ne manevi halin açılsın senin? Sen zikirle hemhal olmuyorsun ki. Manevi halin açılsın. Sen kendini disiplin etmiyorsun ki. Manevi halin açılsın. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Vesvesenin, gafletin, kalbe gelen yanlışlıkların hepsinin ilacı Allâh’ı zikir. Herkes dersini bir tamam çekecek. Allâh’ı devamlı zikredecek. Allâh’ı devamlı zikrederse Allâh’ın izniyle kalbine ilahi varidatlar o zaman tecelli eder.
10. Bölüm
Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin inşâAllah. Cümlemizi korusun inşâAllah. Âmîn. Şimdi önümüzdeki hafta onu diyorum kapıdan girerken bizim arkadaşlara dedim ki bir misafirimiz dedim Avrupa’dan geliyor. Perşembe burada oluyor değil mi Cağfurullah? Evet. Bizim Sırrı Efendi geliyor. Bosna Şeyhler Birliği Başkanı. Bir misafir de Sudan’dan geliyor. Hasan Kabbasi. O da Sudan’ın böyle ikisi en büyük dergahmış bir tane daha varmış bir şey efendi. Onunla bu Sudan’ın en büyükleriymiş. Değil mi Erdan öyle demişlerdi orada. Bir de önümüzdeki Perşembe’ye de inşâAllah onlar geliyor. Erken gelmeye gayret edin önümüzdeki Perşembe derse. Mümkün olduğunca herkes sarığını haydaresini anonsona takarak gelsin.
Bunlar önemli şeyler. Onlar böyle bizi çok önemsiyorlar. Dışarıdan nasıl görünüyoruz bilmiyorum biz. Onlar böyle bizi çok önemli, çok kıymetli, çok değerli görüyorlar. Allâh razı olsun hepsinden de. İnsanların normalde izlenimleri çok önemlidir. Hz. Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri diyor ya insan kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır. Biz inşâAllah adabımıza, erkanımıza, zikrimizle, zikirdeki edef ve adabımıza onları karşılamakla inşâAllah güzel bir örnek görelim. Biz belki de dışarıdan bunu göremiyoruz. Dışarıdakiler bizi bir ağabey, bir büyük olarak görüyorlar. Türkiye olarak. Diyorlar ki siz bizim ağabeyimizsiniz, büyümüşsünüz. Bu noktada onlar bizi böyle daha hem Türkiye devleti olarak öyle görüyorlar hem de dergâh tarikat olarak öyle görüyorlar.
O yüzden bu önümüzdeki çarşambadan itibaren misafirler gelmeye başlayacak. Salıdan itibaren. Salıdan itibaren misafirler gelmeye başlayacak. Salı, çarşamba, perşembe, cumartesi, pazar böyle ardı ardına programlar yoğun. Ben bir ricada bulunayım. O yüzden bu yarından itibaren bay ve bayan arkadaşlar bir oda beni fazla rahatsız etmez derse memnun olurum. Çünkü benim de kendimce hazırlıklarım var. Zaten salı günden itibaren misafirler var. Misafirlerle ilgileneceğim. Ağırlayacağım. Onlarla vakit geçireceğim. Önümüzdeki perşembe burada ders var. Dersi de arkadaşlar vaktinde gelirlerse böyle daha derli toplu disiplin olursak inşâAllah bir sıkıntı olmaz. Onlar böyle bilhassa Hasan Kapaş, Sudan’da özellikle o şeyleri ne o?
Oradaki karşılama törenlerini Yûnus’a attırdım. Yûnus nerede? Gelmedi mi Yûnus? Yayınlandı. Mustafa Özbağı da mı yayınlandı? YouTube’da da yayınlandı. Karabaş ve de yayınlandı. Evet. Orada normalde yayınladık onları. Normalde ki onu arkadaşlar görsünler orada ne kadar böyle üst seviyede ağırlandık, karşılandık. Arkadaşlar da bu konuda ihtimam göstersinler diye şey yaptım. İnşâAllah biz de onları da elimizden geldiğince gücümüzün nispetinde üst seviyede karşılamaya, misafir etmeye gayret edeceğiz. Bu zaman zarfında burada bunu da bütün arkadaşlara rica ediyorum. İlk ayak Bursa’da. Bursa’daki arkadaşlar, kardeşler vazifelerine dikkatli olsunlar. Vazife alacak olanlar eğer yetersiz kalırsa bu noktada gerekli olan arkadaşlar bu noktada bir vazife irade edecek olurlarsa herkes vazifeye bir tamam koşsun.
11. Bölüm
Cumartesi günü akşamına kadar vazife Bursa’da fazla ağırlıkta. Ondan sonra herkes Bursa’da bu konuda gerekli olan ne yapması gerekiyorsa yapsın. Pazar günü de Çanakkale’de. Bütün misafirler. O yüzden pazar günü sabah kahvaltısından sonra Çanakkale Merkezi’de 12’de inşâAllah Allâh izin verirse Halit Hoca program hazırlardı Çanakkale ile alakalı. 12’de Çanakkale’de olacağız. Çanakkale’deki arkadaşlar bilhassa bu konuda Halit Hoca’ya gerekli olan itaati, gerekli olan çalışmayı göstersinler. Biz de eğer bir eksik kedik olursa Bursa’dan bu noktada ne yapmamız gerekirse yapmaya çalışırız. Ama bütün arkadaşlar, bunu önümüzdeki hafta çünkü ilan edemeyebilirim. Herkes birbirine ilan etsin. Herkes birbirini teşvik etsin.
Cumartesi Bursa’daki programla alakalı çok iyi çalışalım. İki, pazar günü Geli Bolu’da ben hastaydım, ben gelemeyecektim yok. Herkes kendi araçlarıyla otobüs tutarak her seneki gibi Geli Bolu’da normalde bu noktada şevarusla alakalı yeterli değil, gerekli olan, gereğinden fazla arkadaşlar inşâAllah bu konuda oraya gelmekle alakalı gayret sarf etsinler. Tabi bu pazar günü Tekirdağ’da var. Tekirdağ’a her ne kadar biz bu sene program koymayacağız hiçbir yere desek de Erdoğan maşallahı var böyle direndi Tekirdağ’da olsun diye Allâh’ın izniyle pazar günü de Tekirdağ’da olacağım. Gelebilecek olan arkadaşlar Şevarus hoş oradaki salon 600 kişilik ama gelebilenler gelsinler şevaruslara. Çünkü yılda bir sefer olan bir şey başka bir şey değil ama bir de işin güzel tarafı var.
Geli Bolu’daki Tekirdağ’daki şevarus İzmit semazenleri, İstanbul bir de şey mi? Tekirdağ. Üçü semazen mıtırban böyle bir karma yapacaklar. Onun da sorumlusunu sevmeyi söyledik sevmeni. Şimdi böyle bir çalışma var. Bunlar güzel şeyler aslında. Hem de böyle arkadaşlar kardeşliklerini perçinleyerekten ortak hareket etmenin, ortak mücadele etmenin yollarını da tespit ediyorlar, yapıyorlar. İnşâAllah tabi zaman geçince benim hayalim bu. Ben bir müddet sonra Çanakkale’de kaç tane semazen lazım Geli Bolu’ya? 30 tane. Örneğin Geli Bolu’da Çanakkale’de 60 tane 70 tane 100 tane semazen yetişmesi. Tekirdağ’da oraya yetişenden fazlası İzmit’te fazlası mesela İzmit’e program ayın 27’sine mi koyduk Cemil nerede? 27’sine İzmit’e koyduk mesela İzmit kendi programının kendini yapacağını dedim ben.
İzmit kendi programını semazen mıtırban olarak kendisi yapacak. İnşâAllah. Bunlar böyle benim için de övünç kaynağı. Güzel şeyler. Bunlar böyle mesela Çanakkale’de eski adı Ermeni Kilisesi yeni adı Mevlânâ Kültür Merkezi olan yerde Mesela Çanakkale’deki arkadaşlar haftada bir her cuma orada sema var. Cumaları dedi mi? Yanlış hatırlamıyorum. Her cuma orada sema var. Kendileri dizayn ediyorlar. Kendileri, kendileri yetiştirirler kendileri devam ediyorlar. Bunlar güzel şeyler. O yüzden böyle bunlar benim mutlu olduğum, bunlar benim böyle kalbimi kıpır kıpır eden şeyler. Ben arkadaşların yetişmesinden yanayım. Her yerde dervişler yetişsin, Allâh’ı zikretsinler. Her yerdeki zakirler yetişsinler gelişsinler, derinleşsinler her biri birer şeyh kıvamında olsun.
12. Bölüm
Her bir yerdeki dervişler yetişsinler, birer şeyh kıvamında olsunlar. Bunu çok önemsiyorum. Kadınlar erkekler. Bunu çok önemsiyorum. diyorum ki bunu böyle dünya gözüyle göreyim. Kendi içimden. Diyorum, yetişsin her yer. Her yer kendi kendine yürüyebilecek noktaya gelsin. İsterim ki bütün kardeşler şeyh kıvamına gelsin. Gerçekten şeyh olsunlar. Gerçekten. Bütün kardeşler için isterim. Ve bunu hep beyan ediyorum. Bir anda birisini gördüğüm anda açıklayacağım diyorum. Hiç hiç. Bakın gördüğüm anda açıklayacağım diyorum. Mesela gördüğümü de açıklıyorum zaten şeyim yok. Kısmıyorum. Mesela Kaçınide Hacı Kazım Efendi’yi rüyamda gördüm. Böyle kocaman bir ırmak. Irmağın kenarında böyle bir kadiri ağacıymış.
Kökü filan kalmamış böyle. Onu aldım ben. Kökünü ona verdim. Rüyamda. Dedim ki al bunu. Bunu dedim uygun bir yere dik. Köklü olan yer sende kalsın yani. Ben dedim öbürkünü kökleştiririm dedim üstünü. Ben dedim üstünü kökleştiririm. Onu ben yeniden kök Allâh’ın izniyle dikerim onu ben kökleştiririm. Köklü tarafını ona verdim. Gittim kendisine de söyledim. oraya gittim de dedim rüyamda böyle böyle gördüm dedim. köklü tarafını da sana verdim. Hacı Cafer de yanındaydı. Öyle mi Hacı Cafer? Rüyamda göreyim hiç sıkıntı değil. Bu konuda bütün bay bayan kardeşlerin hepsi de müsterih olsunlar. Hiç kimsenin hakkını zayi etmem Allâh’ın izniyle. Birinin zakirliğini rüyamda göreyim veririm. Birisinin zakirliğinin alındığını rüyamda göreyim alırım.
Birinin çavuştuğunu rüyamda göreyim veririm. Birinin çavuştuğunun rüyamda alındığını göreyim alırım. Hiç böyle şek şüphe etmem. Onun sorumluluğunu alamam üzerine. Birinin çavuştuğunun alınması gerekiyor. Zahiren önümde bir şey oldu. Alırım. Birinin zakirliğinin alınması gerekiyor. Alırım. Önümde gözümün önünde alırım. Birine de verilmesi gerekiyor. Veririm. Hiç şekim şüphem olmaz. O yüzden arkadaşlara da söylüyorum. Şekiniz şüpheniz olmasın. Benden neden alındı? Hiç kimsem böyle. Alınması gerekiyordur. Almışımdır. Söylerse bir şey neden diye nedenini de söylerim. Dersi alınması gerekiyordur. Alırım. Hiç şekim şüphem olmaz. Dersi verilmesi gerekiyormuş. Veririm. Hiç şekim şüphem olmaz. Hiç. Yol açık.
Ay karanlık değil. Ay aydınlık. Gece de yol görünür. Gündüz aya ihtiyaç yok. Gece aya ihtiyaç var. O yüzden ay aydınlık, yol belli. Ay karanlık değil. Hamdolsun. Güneşimiz de ayımız da var. O yüzden yolumuzu gösteren de var. Bu noktada şekim şüphem yok. O yüzden kardeşler arkadaşlar hep beraber. Yol Allâh’ın yolu. Hep beraber koşuşturacağız, koşacağız. Devam edeceğiz. Allâh’ın izniyle. Şeytan kalbimize vesvese vermesin. Şeytan kalbimize işemesin. Şeytan kalbimize oturmasın. Şeytan kalbimize yer bulmasın. Cenâb-ı Hak zikrullahıyla kalbimizi ihata etti. Kalplerden eylesin. Muhabbetullahını yerleştirdi. Nurunu saçtı. Kalplerden eylesin inşâAllah. Fa’lemennahu lâ ilâhe illâllah Fatiha. Âmîn.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı