1. Bölüm
Selamun aleyküm. Hakkınızı helal edin. Biz böyle bir heyecana kapıldık bu önümüzdeki Şeba Rus programları için. O yüzden yurt dışından misafirlerimiz var ya onların organizasyonuyla böyle hemen aklımıza takıldı mı mini istişareler yapıyoruz. İnşâAllah ne bileyim gene bir heyecan kısırgası oldu demek ki bende. O yüzden kendimi alamıyorum heyecanlanmaktan. İnşâAllah Allâh hepinize de benden fazla heyecan nasip eylesin. Çalışmak ve koşturmak nasip eylesin. İnşâAllah. Bir derviş günlük virdini kaç tane çekebilir nasıl niyet eder? İstediği kadar çeksin. Bir dersini bitirecek günlük virdini ikinciye bitirecek üçüncüye, bitirecek dördüncüye bitirecek beş, altı, yedi çekebildiği yere kadar çeksin. Bir sıkıntı yok.
Evet hadîs-i şerifi okumuştuk. Şaşırıyorum o kimseye ki hem ölüme inanıyor hem de ölüm yokmuş gibi neşeleniyor. Yine şaşırıyorum o kimseye ki hem cehenneme inanıyor hem de gülüyor. Dünyamın ve dünya ehlinin neler yaptığını görüp ve bu sebeple dünyadan hoşnut olan kimseye şaşarım. Kadere inanıp sonra dünya için gece gündüz iyice yorulan kimseye şaşarım. Hesaba inanıp amel etmeyene de şaşarım. Malum Ebu Zerigifari Hazretleri soruyor ya İbrahim Aleyhisselâm ama Musa’nın sahiplerinde ne vardı diye Hazreti Peygamber Salonu Aleyhi ve Selam Hazretleri de o normalde nasihat vardı deyip bu hadîs-i şerif iratı oluyor. Bunu diyeceksiniz ki sufilerle alantısı ne? Sûfî her anını murakebe ile geçirir. Herkesin kahkayla güldüğü yerde cehennem aklına gelir.
Herkesin dünyaya aşık olup dünyayı sevip, dünya için birbirine kırıp fattığı yerde sûfî murakebe eder. Der ki bu dünyada durucu değilim geçip gideceğim. Bu dünyada kim kalmış ki? Ne demek bu dünyayı biz terk etme noktasında bir öğüt vermiyoruz. Ama dünya için Harun’e hoş geldin. Hay mâşâAllah subhanallah. İyisin. Allâh daha iyisin inşâAllah. Allâh razı olsun. Dünya için insanları kırmanın, insanları üzmenin, insanlara haksızlık yapmanın anlamsız olduğunu düşünür. Sûfî bu manada gününü, hayatını murakebeli geçirir. Neyi seveceğini, neyi sevmeyeceğini, niye kapılıp gideceğini, niye kapılıp gitmemesi gerektiğini murakebe eder. O kimsenin murakebe edebilmesi için bilmesi gerekir. Neyi bilmesi gerekir?
Dini bilmesi gerekir. O kimsenin dini bilgisinin olması gerekir. O kimsenin sohbetleri takip etmesi gerekir. O kimsenin iyi, kötü, doğru, eğri, güzeli, çirkini bilmesi gerekir. O kimsenin dünyaya ne kadar değer verilir, ne kadar değeri verilmez bilmesi gerekir. O kimsenin ahiret hayatı nasıldır, ne değildir bilmesi gerekir. O kimsenin hesapla, kitapla alakalı bilgisi olması gerekir. Hesaba çekileceğine tam anlamıyla iman etmesi gerekir. O kimsenin dünya hayatının bir gün son bulacağına tam anlamıyla iman etmesi gerekir. O kimsenin dünyanın zevkinin, sefasının, eğlencesinin gelip geçeceği olacağına inanıp iman etmesi gerekir. O kimsenin dünyanın gamının, kasavetinin, derdinin, çilesinin, sıkıntısının biteceğini bilmesi gerekir.
2. Bölüm
Onu normalde ilmel yakın bildiği gibi bu hallerin hepsinde aynel yakın noktasında bilmesi gerekir. Aynel yakın noktasında bilirse, o zaman onun murakabesi, o zaman onun meselelere bakış açısı değişir. Aynel yakın noktasında görürse, bilirse, üzüntüsü, gamı, kederi, sevinci hepsinde bu dünyada gelip geçici olduğunu, her şeyin bu dünyada kalacağını, ama öteye doğru iyi amelin gideceğini, güzelliklerin, iyiliklerin, doğrulukların gideceğini, ötede lazım olan şeyin, normalde dünyalık malın mülkün değil, lazım olanın cömertlik olduğunu. Dünya hayatını yaşarken öbür tarafta zevki, eğlencenin değil, normalde burada Allâh ve Kur’ân yolunda, sünnet yolunda çalışıp çabalamasının fayda vereceğini o kimsenin bilmesi gerekir.
O yüzden murakabe etmek, düşünmek, murakabe etmek, hisse almak, pay almak, ondan bir ölçü çıkarmak birinci derecede ilimle olur. İlimsiz insanın murakabe etmesi mümkün değildir. İlimsiz bir derviş murakabe edemez. O yüzden sufilikte sohbet takip etmek, sohbeti dinlemek, sohbette bulunmak önemli bir şeydir. Bir sûfî kendisine lazım olan, bu zamandaki kendisine lazım olan bilgiyi, kendisine lazım olan ilmi, kendisinin üstadından öğrenir. Her zamanın kendine göre hastalıkları, her zamanın kendine göre sıkıntıları, her zamanın kendine göre bir nefis terbiyesi, her zamanın kendine göre bir şeytanla mücadelesi, her zamanın kendince bir firavunla mücadelesi ve her zamanın firavunu, her zamanın Ebu Cehil’i, her zamanın Nemrut’u farklıdır çünkü.
Bunlar da kendi içlerinde. Tabiri caizse dönüşür. Geçmişteki firavuna baksanız şimdi siz bu zamanda olmuş olsaydı, siz o firavunu kendinizce firavun olarak nitelendirmezdiniz. Çünkü günün firavunları o kadar şedid ki, günün firavunları o kadar aldatıcı ki, günün firavunları o kadar kandırmacı ki, günün firavunlarını kendinden zannediyorsun sen. Geçmişin firavunu karşıda duruyordu. Ebu Cehil’in, Ebu Cehil’i belliydi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin karşısındaydı. Nemrut’un Nemrutluğu belliydi, Nemrut Nemrutluğunu yapıyordu İbrahim aleyhisselama karşıya. Belliydi, karşı cephedeydi. Karşıdaydı yani. Ama şu anda gizli firavunlar içimizde. Ümmetin içerisinde gizli firavunlar var.
Ümmetin içerisinde gizli Nemrutlar var. Ümmetin içerisinde gizli Ebu Cehiller var. Bunlar bizdenmiş gibi görünüyor. Bunlar bizim yanımızdaymış gibi görünüyor. Bunlar bizim dilimizden konuşuyor. Bunlar bizle beraber namaz kılıyor. bunu kim uyarıyor bize? Hz. Muhammed Mustafa uyarıyor. sallallâhu aleyhi ve sellem. Diyor ki onlar sizin dilinizden konuşurlar. Buhari, Bağbul Fiten. Onlar sizin dilinizden konuşur. Onlar sizin gibi konuşurlar. Sizin gibi namaz kılarlar. Onlar sizdenmiş gibi görünürler. Zamanın, bu çağın firavunları bizden görünüyor. Bizim başımızda duruyor. Zamanın, çağın Nemrutları ümmetin içerisinde dolaşıyor. Ümmetle beraber hareket ediyormuş gibi davranıyor. Ümmetin faydasınaymış gibi görünüyor.
3. Bölüm
Ama gerçekte İngilizlerin valisi, gerçekte Amerikan soytarısı, gerçekte Mossad bozması, gerçekte Rus yosması. Gerçekte bu. Gerçekte küfür eyle. Hadisleri inkar ediyor. Gerçekte fahasının önde gideni bütün mezhepleri inkar ediyor. Ama bizim dilimizden konuşuyor. Sanki bizdenmiş gibi konuşuyor. Firavunları, Nemrutları, Ebu Cehilleri bizdenmiş gibi konuşuyor. Sarhoş bizi aldatmıyor. Sarhoş bizi kandırmıyor. Ben bazen sohbetlerde sarhoşların gözünün yağını yiyeyim diyorum ya, kızıyorlar bana. Sarhoş bizi aldatmıyor. Bizi aldatan sakallı, bizi aldatan cübbeli, bizi aldatan Müslüman görünümlü münafıklar. Bizleri aldatan, bizle beraber namazda saf tutan firavunlar. Bizleri aldatan, bizle beraber namazda, camide, orada, burada saf tutan Ebu Cehiller.
Bu zamanın korkunç varlıkları bunlar. Bunlar İngiliz ile ortak işler yapıyorlar. Bunlar Amerikalılar ile ortak işler yapıyorlar. Bunlar Ruslar ile ortak işler yapıyorlar. Bunlar Mossad ile ortak anlaşıyorlar. CIA ile ortak anlaşıyorlar. Bizdenmiş gibi görünüyor. Kafasında kocaman sarık cübbe, bir çuva, sakal yürüyor. Arkasında binlerce kişi var. Bunlar bizdenmiş gibi oluyor. Bunlar gidiyorlar Mossad bunları ayarlıyor, gizlendiriyor, götürüyor. İsrail de bunları eğitiyor. Amerika CIA’yı alıyor götürüyor. Bunları adı sanım bilinmemiş adalarda eğitiyor. KGB alıyor bunları adı sanım belli olmayan yerlerde eğitiyor. Bunlar ya kah bizim önümüze din âlimi gibi çıkıyor. Bunlar kah bizim önümüze bir Şeyh Efendi gibi çıkıyor.
Bunlar kah bizim önümüze bir dini, gider gibi çıkıyor önümüze. Bunlar kah önümüzde böyle siyasi bir partinin içerisinde mücahit gibi çıkıyor önümüze. Bunlar bir İslami gazetenin, İslami gazete denilen bir yerde köşe başını tutmuş, orada köşe başında bir köşe yazarı çıkıyor önümüze. Biz diyoruz ki ya ne kadar mücahit insan. Ama bir bakıyoruz ondan sonra CNN’de soluklanıyor. Ondan sonra oradan ahkam kesiyor bize. Bir bakıyoruz biz hürriyet de soluklanıyor. Oradan ahkam kesiyor bize. Bir bakıyoruz biz o gitmiş İngiliz sermayesinin başında bir müdürlük kapmış. Oradan ahkam kesiyor bize. Bir bakmışsın adam gitmiş Amerika’da CIA’nin herhangi bir yan örgütünde çalışıyor. Bir şirketinde çalışıyor. Ama onlar bizde berabermiş gibi davranıyorlar.
O yüzden murakebe etmek için. Murakebe etmek için. Birinci derecede o kimse ilmel-yakin noktasında ilim ehli olacak bu zahir. İkincisi aynel-yakin noktasında. Buna ben tarikat ilmi derim ya. Tarikat ilmi. Rüyası olacak o kimsenin. Hali olacak o kimsenin. Ancak o zaman tanımlayabilir bunu aynel-yakin noktasında. Üçüncüsünde murakebe ehli hakkel-yakin olur ki Allâh onun gönlüne ilham eder. onun murakabesi daha kuvvetli olur. Onun murakabesinde bir şaşırmacı olmaz. Onun murakabesinde bir aldatmacı olmaz. Onun murakabesi ok gibi dimdik gider. Ama sûfî murakebe eder. Dünyayı da ahireti de, iyi de, kötü de, doğruyu da, yanlışı da murakebe eder. Allâh Adem’den itibaren bütün peygamberlerine ve peygamberlerinin üzerinden insanlara iyi, doğruyu, güzeli öğütlemiştir.
4. Bölüm
Ve insanlara iyi, doğruyu, güzelin peşinden gitmesini emretmiştir. İyi aranır. İyinin iyisi aranır. Doğru aranır. Doğrunun doğrusu aranır. Hikmet aranır. Hikmet aranır. Hikmete raham olunur, tabi olunur. Hikmete teslim olunur. Hikmete teslim olunur. O yüzden Allâh bütün peygamberlere kitap verirken Âyet-i Kerime’de der ki biz onlara hikmet de verdik. Ve hikmet bu manada Allâh’ın yeryüzünde Allâh’ın mirasıdır. Allâh’ın yeryüzünde bir lütfu, ikramı, ihsanıdır. Allâh peygamberlerini hikmetle donattığı gibi peygamberlerin izinden giden velilere, evliyalara, müminlere de ne yapar? Bu hikmetle donatır. O hikmetle insanlar murakabe ederler. O hikmetle insanlar iyiyi, doğruyu, güzeli anlarlar. Bunun normalde ilim yolu sufiliktir.
Bunun ilim yolu sufiliktir. Bunun ilim yolu zikir halakalarıdır. Bunun ilim yolu bir üstadın dizinin dibinde oturmaktır. Onun sohbetiyle bereketlenmek, onun açmış olduğu o yolda yürümektir. Başka türlü insan hayır bilirken şerre gider. Şer diye düşündüğü şeyde hayrı bulur. Biz doğruyu bilemeyiz. Doğruyu ancak Allâh bilir. O yüzden biz beş vakit namazda Cenâb-ı Hak bize bir kapı aralamış. Biz deriz ki ya Rabbi bizleri o sıratı müstakimde eyle. O peygamberleri, velileri, o seyyidleri, o şerifleri, o büyük Allâh dostlarını sıratı müstakimde tuttuğunu eylediğin gibi bizleri de onlarla beraber eyle diye günde beş vakit dua ederiz. Allâh cümlenizi ve cümlemizi hikmet ehle eylesin, murakabe ehle eylesin.
O yüzden dünyaya, ahirete, hesaba, kitaba murakabe ederekten bakanlardan eylesin inşâAllah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşâAllah. Nâfile uruç tuttuğumu söyledim ortamda. Bir ağabeyimiz ortamını söylediğin için senin orucun kabul olmadı dedi. Ben de kendisine söylediğinin doğru olmadığını belirttim. Nâfile ibadetler ifşa edilirse kabul olmaz diye bir hüküm var mı? Normalde sûfîler nâfile ibadetlerini toplumun içerisinde ifşa etmezler. Bunun ölçüsü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleridir. Hz. Peygamber, Hz. Ömer o Efendimizin oğlu Abdullah naklediyor bunu. Ben diyor Hz. Peygamberin evinde otururken çünkü Esma onun kız kardeşiydi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kayın birader oluyordu.
Ben diyor Hz. Peygamberin evinde otururken Bilal hezan okudu. Öyleyle alakalı. Ezan okuyunca diyor biz evde 4 rekat namaz kıldık. Ondan sonra diyor mescide geçtik. Mescitte Bilal tekrar kahmet getirdi. Orada diyor 4 rekat farzını kıldık. Sonra diyor tekrar biz eve geçtik. Tekrar eve geçince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri 2 rekat daha namaz kıldı diyor. Şimdi bu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nâfilesini saklamış. Ne yapmış? Evinde kılmış. Nâfiler, nâfile ibadetlerini saklarlar. Yanındaki kimselere söylemezler. Nâfileleri tavsiye ederler, nasihat ederler. Nâfile ibadetleri yaptığı ibadetleri söylemeyi bir tek üstadlara müsaade etmişler. Sebebi de şu, ölçü olsun.
5. Bölüm
İnsanlar öğrensinler. O kimse üstad seviyesine geldiyse onun söylemesinde bir beis yoktur. O böyle nâfilesini de söyleyebilir demişler. Onlara müsaade etmişler. Ama onlar da çok eşkare söylememesi gerekir. Sebep? Çünkü mürid onu kendine ölçe edilmeye kalkar, güç yetiremeyeceği bir şeyle karşılaşır. O gecede, örneğin atıyorum, 10.000 tevhid çekiyordur, 20.000 tevhid çekiyordur veyahut da iş çekmiyordur, başka bir şey yapıyordur veyahut da başka bir ibadet ediyordur, başka bir şey vardır. Bunu dışarıda söylemesi müridlere ağır gelebilir. Kardeşlere ağır gelebilir. Birisi diyebilir ki, ya üstad bu kadar çekiyormuş, ben de çekeyim. Yok, bu doğru ölçü olmaz. O yüzden nâfilelerin bu noktada saklanmasında fayda vardır.
Bir kimse pasartesi, perşembe, oruç normalde tavsiye edilir, evet. Sünnet midir, nâfile midir, evet. 14-15-16 tavsiye edilir, evet. Ayın başı, ortası, sonu, oruç tavsiye edilir, evet. Bir yerlerde oruçlu musun diye sorulmaz, bakın. Bir kimseye Ramazan orucu dahil. Oruçlu musun diye sorulmaz. Bu edebe mugayir bir şeydir. Şeker hastasıdır, kalp rahatsızlığı vardır, böbrek rahatsızlığı vardır, günde iki litre su içmesi lazımdır. Ramazandır ama o kimse günde üç litre su içecektir. Bir rahatsızlığından dolayı oruç tutamıyordur. Sen ona desen ki oruçlu musun? Adamı utandırırsın. Sana ne? Sormak senin haddin değil. Sufiler bunlara çok iyi dikkat ederler. Bir kimseye oruçlu musun? Namaz kıldın mı? Dersini çektin mi?
Sûfî bunu söylemez. Bazen derviş kardeşler, bayan kardeşler de geliyorlar. Bizim eksiğimizi söyler. Canım kardeşim. Biz insanların eksik arayıcısı mıyız ya? Filanca ne yapıyor biliyor musun? Sana ne kardeşim ya? Sana derviş olursan sen tut kulağından at dışarı. Sen bir dergâh şey olursan kim ne yapıyorsa tut kulağından at dışarı sen. At. Sana ne? Filanca ağabey şöyle. Sana ne kardeşim? Sana dokunan bir şey var mı? Seni ilgilendiren bir şey var mı? Yok. Namaz soruyorsun. Bu dergâh günahkarlar dergahı. Sen kendini günahsız görüyorsan al dersini git. Biz hepimiz günahkarız. Var mı günah olmayan bir kimse içinizde? Tehdit var ya söylemiyorum. Öyle inanabilir. Alayım dersini gitsin. Burada işi yok.
Burası günahkarlar dergahı. Bir de neydik biz? Deli. Deliler dergahıydık biz. Deliler dergahız biz. Bizden uğraşma. Bizim en akıllımız dünyayı 118 sefer ters çeviriyor. Uğraşma bizden. Ya siz nasıl bir topluluksunuz? Böyleyiz kardeşimiz. Hem günahkarız hem deliyiz. Var mı diyeceğiniz? O yüzden bizde sorulmaz. Bu edep dışı. Oruçlu musun? Sana ne? Sana mı düştü? Sen Rabbimiz misin bizim? Bizi sigaya çekeceksin. Biz Allâh’a hesap vereceğiz. Kullarına hesap verici değiliz. Ne aman soruyorsun oruçlu musun değil misin? Sen bir şey ikram et. Biz orucu bozmasını biliriz. Sen kuzu çevirdin de orucu bozmayan gelsin. Bozarız orucu biz. Kuzu demektense kuzuyu deviririz biz. Oruçluyum diyeceğim ben. Yerim ben kardeşim oruçluyum demem.
Değil mi Gürcan? Yeriz değil mi? Elhamdülillah bak. Ne aman soruyorsun oruçlu musun değil misin? Sen kuzu çevirdin de mi getirdin de oruçluyuz biz yemeyeceğiz mi dedik? Yok yeriz kardeşim. Allâh Allâh. Bizim bu noktada sıkıntımız yok. O yüzden sormayın oruçlu musun değil misin? Birisi de sordu. Bak tekrar söylüyorum. Birisi sordu. Oruçluyum demektense yemeği tercih ederim. Oruçluyum demektense yemeği tercih ederim. Bir gün oruç tuttum. Pazartesi günü daha doğrusu akşamdan niyetlendim. O zamanlar öyleydi. İftarı ettim, iftar ettikten sonra akşam onda iftar ayranla ediyor. Kendime ceza kestim dedim. Kendime ceza kesince akşamdan niyetlendim. Akşam namazından sonra niyetlendim. Pazartesi gün oruç tutacağım ama İslam’da gün akşam namazından akşam namazına değişir.
Çünkü günlük ibadetler İslam’da güneşe göredir. Aylık ibadetler ise aya göredir. Günlükler güneşe göredir. Gün battı, gün bitti. O gün bitti, gün batınca. Neyse niyetlendim ben şimdi. Size de ders olsun. O zaman Şeyh Efendi geliyorum, gidiyorum öyle haber, telefon, telefon öyle bir şey yok. Şimdi var. Rüyanda göreceksin, gideceksin karşılayacaksın öyle bir şey yok. Tabi. Gidip karşılayan kahraman zaten. Bir de herkes birbirinden saklıyor. Dervişlik yarışma gibi. Allâh’ım geldiğini gördüm. Güldür. Ben sabahleyin tabi gittim şeyde bekliyorum Terminalde. daha Terminalin değil girişini İzmir’e girişinden itibaren seyretcen otobüsü. Terminalden içeriye girdi araba ben terminalin orada duruyorum. Şeyh Efendi geldi o hep derim ya o otobüsün sağ koridor koltukta en öndedir.
Filarasan lambası gibi yanar en önde. Ondan sonra neyse yanaştı yanaşınca tabi hoş geldin hemen valizini aldım ben. Ondan sonra neyse o zaman ayakkabı almaya geliyor İzmir’e. Biz yürüdük tabi o gelince gittiğimiz bir çorbacı var. Oraya gittik. Adam daha çorbayı hazırlamamış tabi de biz dışarıda biraz eğlendik o da hazırladı. Derviş çorbacı da. Ah Mustafa Efendi ah dedi görüyor musun dedi tabi bu çorba hazırlayacak diyor şimdi Şeyh Efendi neyse çorbalar geldi ben zaten oruçlu oldum unutmuşum çorbalar geldi ben çopur içtik biz çorbayı bana böyle baktı bitirdikten sonra afiyet olsun dedi Allâh razı olsun efendim dedi sen oruçlu değil miydin dedi kaldım sen pazartesiler oruçlu değil mi dedi bana kaldım bugün değilim efendim dedim gerçekten içince çorbayı değilsin artık bugün değilim efendim dedi ah la dedi sanki ben de akşamdan niyetlenmemişim gibi iyi neyse pazartesi işleri bitirdik biz şeyde İzmir’de ondan sonra neyse akşam son otobüste Tire’ye gittik tabi o öğleninden sonra artık telefon açtırdı bana trenin zakirine dedi telefon aç dedi geliyor dedi peki dedi ben öğleninden sonra telefon açtı geliyor diye neyse ben onu aldım götürdüm dedi ki sen yarın gelme Mustafa Efendi pek efendim dedi kendi kendime yarın gitmeyeceğim ya salı gün ben salı gün doğruca niyet ettim gene bir telefon öğleninden sonra tabi o zaman böyle Şeyh Efendi filan kelimesi kullanılmıyor ben orman işletmesinde çalışıyorum telefon misafir seni bekliyor küt bekliyor korkudan çok korkuyor herkes hadi koşa koşa ben gittim köfteci de oturuyor ondan sonra ben direkt oraya gittim tabi gel Mustafa Efendi gel oğlum dedi sensiz boğazımızdan geçmedi dedi dedi dedim tamam hiç sıkıntı yok tereyağlı köfteyi götürdük ondan sonra kendi kendime tövbe ettim bundan sonra dedim Şeyh Efendi geldiğinde bir daha asla dedim orca niyet etme Mustafa Özgür bu sana ders olsun dedim öyle ders kaldı şimdi sûfîler nafile ibadetlerini söylemezler saklarlar saklarlar deyip de biz saklıyoruz filan deyip de nafileyi terk etmeyin öyle bir tembellik de yapmayın söyleyiveririz oruç bozulur filan tutmayalım öyle yapmayın inşâAllah sûfîler pazar siperşem bu oruçlarına dikkat etsinler tutmaya gayret etsinler hiç olmasa 14 15 16 hiç olmasa ayın başında ortasında sonunda oruç tutmaya gayret etsinler ama oruçluyum demesinler inşâAllah böyle bir tür karşılaşılır ben şöyle söyleyeyim oruçluyum dediğim zaman şöyle anlaşıldı bak hala oruçlar var Hazreti Peygamber Efendimiz’in sünnetinin yaşadığına onlar da böyle bir umut haline geldiği anlar oluştu ve ben o bazı hadiselerden sonra onu açık olarak söylemeye başladım hatta üzerime de gitmeye başladım evet bak kalplerin oruç tutuyor ortasında bunu keskin bir şekilde söylemeye başladım yanlış mı yaptım? inşâAllah Lâ ilâhe illâllah Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyen enbiya vel mursaleen vel hamdü lillahi rabbil alemin Fatiha
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı