1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır eylesin inşâAllah, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde mescidde dua sonrası imam cemaate dönüp ey cemaat bir derdi sıkıntısı ihtiyacı olan var mı diye sorar, cemaat arasında ihtiyaçlar karşılanırdı. Bu olay var mıdır, var ise şu an bu uygulamanın eline yapılmıyor. O zaman için ihtiyaçlar Beytülmal’den karşılanırdı. Müslümanların ihtiyaçları camide sorulur, ihtiyacı olan var ise onlar da söylerler. Beytülmal, devletin parasından onların ihtiyaçları görülürdü. Şimdi normalde İslam hukuku ve İslam devleti olmadığı için böyle bir şeyin yapılması mümkün değil.
İnsanlar kendilerince zekatlarını verirler, sadakalarını, dur Cevdet. Tamam. İnsanlar kendilerince zekatlarını verirler, sadakalarını verirler, fitrelerini verirler, nereye istiyorlarsa oraya verirler. O yüzden İslam devleti olmadığı için bunun böyle uygulanması mümkün değil. Aslında bu tartışılmıyor. Zekatı normalde Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali zamanında zekatı devlet toplardı. Evet, Müslümanlara farz. Zekatı kim toplar? Buranın normalde İslam dünyasında toplamakla alakalı. İslam dünyasında tartışılması lazım. Şunu bir kere bir yerli yerine koyalım. Din kendi dairesinde hukuksuz, hukuksuz yaşanması çok güç. Dinin tamamının yaşanabilmesi için dinin hukuksal kısmının da olması lazım. Dinin hukuksal kısmı yok ise ne yazık ki bu sadece ibadet ve ahlak kısmı kalıyor.
İbadetin de tamamı değil. İbadetin de tamamı değil. Sıkıntı fazla. o yasak olan şey var. Mustafa Çelik’in Darül Harp hukuku var. Daha önce yasaktı 28 Şubat döneminde. Şimdi hala da yasak mı değil mi bilmiyorum da 28 Şubat döneminde yasaktı. İnternette filan var. Artık internette yasakların arasına giriyor mu girmiyor mu bilmiyorum da normalde o Darül Harp fıkhını insanlar öğrenmiş olsalar çok farklı bir Türkiye’de, çok farklı bir dünyada yaşarlar. İş yerinde çalışanlar arasındaki muhabbetin ölçüsü ne olmalı? Mesai dışında konuşulması, hâl hatır sorulması doğru mudur? Eş buna razı değilse hakkı var mıdır? Arkadaşlarıyla, bayan arkadaşlarıyla konuşmaya bu sıkıntılı bir durum bayanlar için de erkekler içinde.
Erkekler de, erkek çalışanlar da, bayan çalışanlar da haddini, hududunu, hukukunu bilmeli. Bu meselede bayanlar da erkekler de mesai dışında fazla o mesai arkadaşlarıyla haşır neşir olmamalı. Mesai içerisinde de mesai arkadaşlarıyla, bay bayan noktasında, birbirlerine haram olan, mahrem olanlarla fazla haşır neşir olmamalı. Evliliğinin saadetini, evliliğinin huzurunu düşünen insan, bay da erkekte her ikisi, bay da bayan da her ikisi de evde eşlerini rahatsız edecek. Veyahut da kadın erkek birbirini rahatsız edecek. Karşılıklı konuşmalardan, dışarıdaki karşılıklı konuşmalardan, arkadaşlıklardaki o gevşeklikten kendilerini koracaklar. Erkek de koracak, kadın da koracak. Bu gün geçtikçe gevşiyor bu ortam.
2. Bölüm
Bakın gün geçtikçe gevşiyor. normalde bir erkek mesela iş yapıyor ya mesai arkadaşı ya, dair eden veya hatta çalıştığı iş yerinden arkadaşı, onunla rahat konuşmayı kendine hak görüyor. onlarla böyle beraber zaman geçirme. Yok kahveye gitme, yok kahveye gitme, yok oraya buraya gitme. Evde hanımı bekliyor. o arkadaş bizim rahat bir şekilde, özgür bir şekilde iş arkadaşlarıyla dolaşacak. Aynı şey çalışan bayanlar için de geçerli. Çalışan bayanlar da, yok arkadaşlarla kahveye gittik, yok kahveye gittik, yok parka gittik, yok şuraya buraya gittik. Evde adam bekliyor ve hatta adam soruyor saat kaç, neredeydin? Arkadaşlarla kahve içmeye gittik. Arkadaşlarla kahve içmeye gidiyorsun, telefon aç adama, adam da gelsin.
Arkadaşlarına gidiyorsa, gel filancı yere kahve içmeye gidiyoruz de, sen de oradadur de. Veya hatta aynı şey, erkek için de geçerli. Arkadaşlarına gidiyorsun, eşine telefon aç, gel sen de filancı yerde kahve içeceğiz de. Örneğin, bunlar gün geçtikçe bu işlerin gevşeklikte trendi artıyor. Kadınlar da, erkekler de bu hukuka riayet etmiyorlar. Bunlara dikkat etmiyorlar. Veya hatta aynı iş yerinde daha luabali davranabiliyorlar, daha böyle gevşek davranabiliyorlar, daha sınırsız, daha fitursuz davranabiliyorlar. Bunu o esnada o kadının, örneğin kocası iş yerine gelmiş olsa, o hali görse, adam boşamayacaksa boşar. Veya hatta aynı şey erkekler için de geçerli. Erkek iş yerindeki bayanlarla pür neşe, kakara kukara. evde yüzünden düşen bin parça iş yerindeki kadınlarla kakara kukara.
Bunlar aile saadetini, huzurunu bozan şeyler. Buna erkekler de, kadınlar da buna dikkat edecek. Ya iş çevresinde böyle şeyler normal. Ya canım kardeşim iyi, erkeksin sana normal, bayan olsa çalışsa ona da normal olacak mı? Veya bir erkek hak görüyor kendine. Kadınlarla böyle gayet samimi bir muhabbete, ne bileyim işte. Hatta bu dergâh içinde de geçerli. o ağabeymiş de ağabeyle, ya ne ağabeyse ya bırak. Ne olmuş ya, ne ne olmamış ya? Yok. Veya hatta kadınlar, erkekler gerek yok. Evli baklı kadınsın, evli baklı adamsın. Evde şüphe uyandıracak, evin içerisine ateş düşürecek. Her şeyden uzak dur. Her şeyden. O filanca ağabeymiş. Kim ağabey olursa olsun. Uzak dur. Bütün herkes için geçerli bu. Mesafeyi koruyun, mesafeyi muhafaza edin.
Hele dergahın içerisinde kendilerince büyük görünen kimseler veya insanların büyük gördükleri, mesafeyi koruyun. Karşıdaki korumazsa siz koruyun. Karşıdaki korumazsa siz koruyun. Allâh muhafaza eylesin. Ölçü bırakacaksınız arkaya çünkü. Ölçü kalacak. Bu böyle umumi gevşeklikten ümmet nasibini alıyor. Umumi bir gevşeklik var. Bu hepimizde var. Bütün ailelerde var. Ben de yok diyen yalan söyler. Bu umumi gevşeklikten kendimizi alabildiğince kurtarmaya çalışalım. Allâh muhafaza eylesin. Bu böyle biraz da şeyden kaynaklanıyor. sizler adım onlara benzemedikçe kıyamet kopmaz. Onlara benzemedikçe kıyamet kopmaz. Onlar kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Bizim dervişimizde, sufimizde, zakirimizde, şeyhimizde, uçanımızda, kaçanımızda ufak benziyoruz.
3. Bölüm
Herhalde gönlümüz istiyor. İçimiz kayıyor galiba. Bundan dervişler de nasibini alıyor. Bütün herkes nasibini alıyor. Mesafeni koru kardeşim sen. İş yerlerinde mesafesiz ben herhalde çok fazla dolaşmıyorum. Herhangi bir yere böyle bir resmi bir yere oraya buraya gidiyorum mesela. Diyorum ki kendi kendime benim resmi dairelerde çalıştığım zamandan daha da ileri gitmiş. kadınlar, erkekler birbirlerinden geçmişler. Fısıldaşıyorlar iş yerinde. Resmi gitmişim bir yere, bir işim var. kadın, erkek, evli olmadığı belli birbiriyle. Yaklaşıyorlar, fısıldaşıyorlar kendi kendime dedim ki ya. Bu kadının dedim kocası görse alnı çatından kurşunluk dedim ya. Veyahut da bu adamın karısı görse bunu. Ben utandım kendi kendime.
Çalışan bayanlar, bayanlarla çalışan erkekler, gerçekten muhafaza edin kendinizi. Bu işin bir haddi hududu hukuku olmalı. İş arkadaşı ise iş arkadaşı veya öğrenciler. Ne sınıf arkadaşıymış. Nasıl sınıf arkadaşıymış? Ne sınıf arkadaşıymış? Nasıl sınıf arkadaşı ya? Ne işin var senin adamın evinde? Genç delikanlı, onun evinde ne işin var senin? Veyahut onlar arkadaşlarmış ya. Bak kendi kendime düşünüyorum bu adam bu erkek değil mi? Erkek, bu kız değil mi? Kız. Ben diyorum ya bir adamın yanında bir kız var. bu adam hiç mi aklına bir şey gelmeyecek? Ulan aklına bir şey gelmiyorsa adam değil zaten. Aklına bir şey gelmiyorsa adam değil zaten. Adamın erkekliğinde problem var o zaman. Genç 17, 18 yaşında, 20 yaşındaki genç çocuğun aklına bir şey gelmez mi?
Ya bamba yindırlı gibi düşünüyor. Bizim kafa farklı çalışıyor. Öyle ya. Benim bildiğim adam ateşli, genç 17, 18 yaşında, 20 yaşında bir erkek o kıza dokunsa, gidip adamın dokunsa adamın gidip kusletmesi lazım ya. Neresine dokunursa dokunsun, parmağına dokunsa adam kusleder. Kusluk erektiren hal olur onda. Bizim Seyyidtaş’ın dediği gibi adamlar da naylon oldu herhalde. Bizim Seyyidtaş Allâh rahmet eylesin öyle derdi. Kurban olayım bu adamlar naylon oldu. Kadınlar da naylon, adamlar da naylon. Ulan bu naylon, kadın, adam ne demek lan? Yeni literatüre yeni şeyler katıyorsun. Hacı tebrik ediyorum seni diyordum. Bak adamın literatüre kattığı kelimeleri kullanıyorsun. Allâh rahmet eylesin inşâAllah.
Ruhu şad olsun. Ya bu, bu işin bir haddi hududu olmalı. Bu işin bir hukuku olmalı. Olmaz, yanlış. Bayanlar çalışabilir mi? Ya çalışabilir de haddinin hududunu hukukunu bilsin. Erkekler de haddinin hududunu hukukunu bilsin. E gece yarısı mesajlaşmalar ne oldu? İş arkadaşı. Ulan gece saat ikide iş arkadaşından kimin mesajı gelir? Müşteriden mi geliyor? Kimden geliyor? Laf? Erkeğe de kadına da. E ne daireden arkadaşlar? Ne iş yerinden arkadaşlar? Ulan gece saat bir buçukta iki de evli bir bayana veya evli bir erkeğe ne mesajı geliyor ya? Kimisi de tebliğ memuru sanki. Tebliğ ediyormuş oradan. Ne tebliğ ediyorsun kardeşim? Önce sen yaşasana. Sen desene hanım kardeşim, bacım kardeşim. Gece saat ikide mesaj çekilmez.
4. Bölüm
Duyanı var, duymayanı var, göreni var, görmeyeni var. Ölçü, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri eşiyle beraber giderken gece karanlıkta sahâbeler görüyorlar. Gece Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanında eşi. Ona sesleniyor, aklında kaldığını söylüyorum. Bu Ebu Bekir’in kızıdır diyor. Bu Ebu Bekir’in kızıdır, şüpheyi kaldırıyor ortadan. Gece karanlıkta şüpheyi kaldırıyor. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bunu söyleme gereği hissediyorsa karşı taraftan şüpheyi izale etme. Karşı tarafın kalbine şeytanın fitne indirmesini müsaade etmemek için. Böyle bir şey söylüyorsa arkadaşlar, kardeşler, karşı tarafın kalbine şüphe düşürecek hal ve hareketlerden uzak durmak zorunda.
Herkes, kadını da erkeği de. Ben bir şey yapmıyorum. Vallahi billahi yapmıyorum. Bırak telefonu o zaman. Gecenin yarısında ne işin var telefondan? Telefonla mı evlisin? Ahmak kadın veya erkek! Telefon mu senin evliliğini yürütecek? Bırak. Alın bütün ailenin telefonlarını, koyun oraya kitaplıyor. Bak ne oluyor. Herkes çıplak meydanda kalmış gibi hissedecek kendini. Bağımlı insanlar. Bağımlı. Eve girdiğinizde bütün çocuk, çocuk, çombalak, kadın, erkek, alın telefonların hepsini de koyun kitaplıyor. Alın koyun. Bağımlı herkes. Yemin ediyorum bağımlı. Yemin ediyorum bağımlı. Ama şüphe ediyor insanlar birbirlerinden. Dostları git evine. Arkadaşlarla kahve içtik. Allâh Allâh. Kadın seni bekliyor evde.
Belli kaçta çıkıyorsun beş buçuk. Hadi yarım saat, hadi kırk beş dakika, hadi bir saat. Eee altı buçukta evde olman lazım. Eee altı buçukta evde olman lazım. Eee üç buçukta buçukta evde olman lazım. Eee üç buçukta buçukta evde olman lazım. Eee üç buçukta buçukta evde olman lazım. Dostları git evine. Dostları git evine. olman lazım. Arkadaş dokuz buçuk teyve geliyor. Telefon aç. Söyle. Bu akıllı telefonlarını ama elinizde taşıyorsunuz. Bir haber verin. Yok. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Ehlinar amellerinden bir amel işledin mi onun sonunu tevhid ile hatmet. Mühürle çünkü tevhid kıyamet günü elinden tutar. Cezadan sonra bile olsa tevhid her amele üstün gelir. Allâh’ın için anıyoruz. Ehlinar amel nasıl ameldir?
Ehlinar cehennemlik amel. bir cehennemlik amel işlediysen ama günah-i kebâri umut günah etse gayrı. Küçük günah veya büyük günah. Muhakkak arkasından Allâh’ı zikret. en azından. Bu senin o günahına kefaret olur inşâAllah. Şaban ayında hangi nafile ibadetlere ığıllık vermeliyiz. Önce ahlakınızı çok düzgün tutun. Ondan sonra da salatu selam getirin, namaz kılın. Müslüm’de bahsedilen Kahtani kimdir? Harikasınız ya. Ben meydan loros değilim ya. Evet bir zat çıkacak ahir zamanında. Ama o zat herhalde tahmin ediyorum. CPE Seman prumunu sadece cemaatimize müntesif kardeşlerimizin haricinde akraba ve yakınlarımızdan gelmek isteyenler de yazdırabilmeyi yazdırabilir miyiz? Yolcu ücreti alacak mıyız? Bu konudaki son çalışmalar ne halde bilmiyorum.
5. Bölüm
Yarın akşam istişare var efendim. Ücret toplamıyor. Namut ayında çok bir yere yayılmıyor. Çünkü otobüs sayısı Bursa’da yeterli gelmiyor. Otobüs bulamıyor mu? Hem de işin sonu gelmiyor. elli otobüse, altı otobüse kadar çıkıyor. Ücretsiz. Herkes yazılabilir deniyoruz da herkes yazılıyor. Ücret yok, bir şey yok. O zaman da ne otobüse yetişebiliyoruz ne de otobüs bulabiliyoruz. Evet normalde Hacı Cafer’in söylediği şey şu. Diyor ki Bursa’da fazlacık otobüs yok. Belli bir otobüs sayısı ancak bulabiliyoruz. Hatta geçen yıllarda biz dışarıdan otobüs getirttirmek zorunda kaldıydık. Bursa’dan tedarik edilemedi. işte diyelim ki elli otobüs lazımsa elli otobüsü tedarik edemedik. Çünkü yaz geldiğinden otobüsler bir yerlere kiralanıyor, bir yerlere gidiliyor.
O yüzden normalde bir iki yıl mıydı? Biz iki sefer dışarıdan tedarik ettik değil mi? Biz iki sefer böyle dışarıdan tedarik etmek zorunda kaldık. Bizim malum genelde bu tip meselelerde ücret toplamak bizim ayıbımıza gidiyor. Utanıyoruz. Yıllardan beri böyle sürmüş gelmiş bir şey. Biz o yüzden ücret toplamaya intikaf ediyoruz. Utanıyoruz. Ücretsiz yeni otobüsler ama herhalde dışarı çok açılılmayacak. Sadece bizim kardeşlerimiz için. Millet gelmek istiyorsa gelsin. Dışarıdan katılmak istiyorsa. Ama tekrar onların gelmesinden rahatsızlık duyacağımız değil. Rahatsızlık duyacağımızdan değil. Ama velakin otobüs bulamıyoruz. Sıkıntı buymuş. Geçen yıl kaç otobüstü? Otuz beş otobüs. Otuz beş otobüsü temin edemedik de minibüslere denk geliyor.
Hatta geçen sene otuz beş otobüsü temin edememişler. O yüzden küçük minibüslere dönmüşler. Evet geçen sene küçük minibüslerle gidin dedi. O yüzden tabii kendi araçlarıyla herkes kendi arabalarıyla gelir. Bunda bir sıkıntı yok. Gelsin zaten. Herkes kendi araçlarına gelebiliyorsa gelsin. Ama otobüs bulmakta sıkıntı yaşıyormuşuz. Problemimiz o. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Hadisi okuduk. Bir türlü dersini yapamadık değil mi? Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o baktığında Allâh’ın nuru ile bakar. Tırmızı hadîs-i şerif. Feraset Allâh’ın mümin kullarının kuluna vermiş olduğu bir lütuf, bir ikram feraset nuru. Bu mümin kulu doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden hak ve hakikati hak ve hakikat olmayandan ayıran bir insanın takvayla zikrullahla ulaşabileceği takva ve zikrullahın karşılığında Allâh’ın bir lütfu.
Bu feraset nuru. Bu tabii normalde genelde sûfîler bu meselenin üzerine çok düşmüşler. Sufiler kalbi tenvir etme, temizleme. Nefisle mücadelede ileriye doğru gitme. Nefisle tam bir şekilde mücadele ederekten hakkı batıldan ayırma, eşyanın hakikatine vakıf olma, iyi, doğruyu, güzeli bulma, yapacak olduğu bir şeyde en iyisine ulaşma noktasında sûfîler kalbi temizleme, o nura ulaşmak için kalbi temizlemede ileriye gitmişler. Ama normalde tabii bu feraset herkese açık bir nokta mı? Evet. Biz feraseti bu manada ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına bakmış olsak farklı bir feraset noktası çıkmış olur. Mesela bir usta, mesleğinde çok böyle ileri doğru gittiyse, dikkatli olduysa o mesleğiyle alakalı feraset sahip olur. bu ister kaportacı olsun, ister boyacı olsun, örneğin isterse motor işi yapsın, isterse ne bileyim bir şeyin ustası marangoz olsun, demirci olsun, bir şeyin ustası o.
6. Bölüm
O bir şeyin ustasıysa o konuda bilgi birikimi onu zirveye gitti. Bilgi birikimi zirveye gidince o feraset, onun feraset nuru, o feraset bilgisi onda yerleşti. O bir bakışta nerede hatanın olduğunu görür. Bu da bir ferasettir. Ilmel yakin noktasında. Veyahut o çok mükemmel bir aşçı. bir kaşık ondan içtiğinde o yemeğin nerede neresinde hata olmuş, nerede neresi eksik olmuş, ona gurme diyorlar ya. O bu da bir ferasettir. Bir kimsenin yapmış olduğu çok bilgili olması, öngörüsünün kuvvetli olması, analizinin kuvvetli olması, ilmel yakin ferasettir. Mesela bir kimsenin iyi koku alması o koku almada üstün özelliğe sahip olması. Bu da bir ferasettir. Ilmel yakin noktasında. Veyahut da bir kimsenin çok ııı keskin işitmesi.
Onun keskin bir işitmeye sahip olması. Bu konuda antrenman etmesi. Onda da bir feraset vardır. Veyahut da böyle uzak doğu filmlerinde izlersiniz ya adam amadır. Ya da gece karanlıktır. Ya da gözlerine bir şey çekmişlerdir. O böyle esen yelden, ondan sonra çıtırtıdan o kimse nereden kendisine ne geldiğini hisseder ya. Daha bir de onların bir çıtı üstü var. Ne? Görmeye başlıyor. Uzak doğuda. O filmlerde seyrediyorsunuz ya. O da görmeye başlıyor. Ha evet tamam. Onun kalbi açıldı. Ama ilmel yakin noktasında bir şeyin normalde o işin ilmini bilen. Mesela bir iş sürücü. Osmanlı’da bunlar müthişti. Türkler Orta Asya’dan itibaren kulakları duymada gözlerini görüp ezberlemede, iş sürmede feraset sahibidirler.
Türkler gibi iş süren hiç kimse yoktur. İş sürerler. O kadar çok keskin duyarlar ki üç kilometre öteden bir çıtırtıyı duyabilme imkanına sahipler. Kendilerine o kadar adarlar. Bu savaş sanatlarının içerisindedir bunlar. Veyahut da çobanlar feraset sahibidir. Öğlesine keskin dinlerler ki kayıp koyunun çıtırtısının nereden geldiğini, melemesinin nereden geldiğini görür o kimse. Kendince duyar ve duyduğu noktayı görür. Bunların hepsi de ferasettir. normalde ilmel, yakin noktasında bir kafir de bir şeye odaklanırsa Allâh ona da o feraseti verir. Odaklandığı şeyin hakikatini ona gösterir. Odaklandığı şeyde bilgi sahibi olur, ilim sahibi olur. Bu ilmel, yakin noktadaki feraset. Bu sanat dalları için geçerli, o kimsenin yaptığı yapmış olduğu işlerle geçerli, günlük hayatında yapmış olduğu işlerle alakalı ııı geçerli, tecrübesiyle alakalı geçerli hava böyle olduysa böyle olur.
Bu don yapar. Bu bulutlar böyle dolaşırsa hava açar, don yapmaz. burada bu mevsimde kargalar böyle uçtu. Böyle uçtuğu için yağmur az yağacak. Yok bu mevsimde böyle böyle olduğu için şöyle olacak. Bunlar eskiler anlatırlardı. Muhtar var mı hala da sizde böyle bir bilgi? Var değil mi? Tarımla uğraşanlar bunları hala da biliyorlar. Siz bir senenin yağışlı mı, yağışsız mı gideceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyorsunuz. Bakın bunlar da feraset. Bunlar aslında ne yazık ki biz şehirleştikçe bizim terk ettiğimiz şeyler. Bizleri köyden şehirlere sürdüler. Biz sürgün yemiş topluluğumuz. Bize şehirleşmeniz lazım, şehirlere göçmeniz lazım, şehirlere göçmeniz lazım değil ki diyerekten biz şehirlere göçtük.
7. Bölüm
Köleleştik. Sağırlaştık, körleştik. Körler ve sağırlar olduk. Ne tarafa yönlendirirlerse o tarafa gidiyoruz şimdi. Üç gün patates bulamazsak patatesi bulamadık diye öleceğiz şimdi. Biz ölmeyelim diye patates ithal ediyorlar. Kışın göbeğinde domates alıştırdılar. Biz Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretinin izini bıraktık. Yazın yazlık yiyin, kışın kışlık yiyin, turfanda bir şey yemeyin dedi. Biz yazın kışlık yemeğe, kışın yazlık yemeğe başladık. Tersini yaptık. Dedi ya siz adım adım uymadıkça kıyamet kopmaz diye. Biz adım adım uyuyoruz biz. diyor ya ahir zamanda Müslüman’ın diyor kulağına üflenecek denecek ki keler deliğine gir, Müslüman keler deliğine girmeye çalışacak diyor.
Keler deliği. Keler ne biliyor musunuz? Kertenkele. Bir insanın kertenkelenin deliğine girmesi mümkün mü? Mümkün değil. Şeytan, Deccâl bizim kulağımızı üflecek, bize seslenecek. Cep telefonlarımızdan seslendiği gibi televizyonlardan seslendiği gibi, sosyal medyadan seslendiği gibi. Seslenecek bize. Diyecek ki şunu yapın, biz hep beraber onu yapacağız. Diyecek ki buradan gidin, biz hep beraber oradan gideceğiz. Diyecek ki bu kötü, biz hep beraber onu kötü bileceğiz. Diyecek ki bu iyi, biz hep beraber onu iyi bileceğiz. Neden? Çünkü kalbimizde zikrullah oturmayacak. Biz feraset sahibi olmayacağız. Ilmel yakin feraset. Bir kimsenin mesleğinde dikkatli olması, ölçülü olması, tahmininin kuvvetli olması mesleğinde.
Tarımla iştigal ediyor, onda feraseti kuvvetli olacak. Meteorolojiye bakmayacak sadece. O kendi yerel olarak bulutların hareketinden, çiçeklerin açmasından, kuşların ötmesinden, uçmasından, yerdeki solucanların durumundan, yer hayvanlarının, gök hayvanlarının hareketlerinden yağmurun yağıp yağmayacağını, o kuşun kuvvetli geçip geçmeyeceğini, o yazın çok kurak geçip geçmeyeceğini tahmin edecek, feraset. Adam Amerika’dan Hazreti Gogul’un şalterini indirirse hepimiz apaçık meydanda kalacağız çünkü. Evet. Adam şalteri indirilse bütün Türkiye aç kalacak çünkü. Bütün Türkiye aç kalacak, feraset. Ferasetin ilmel yakin noktası. Aynen yakin noktası feraset. O kimsenin görmesi bir çıtüstü. O kimse ilim ile ne yaptığı yükselmeye başladı.
Mesela bir kimsenin yüzüne bakaraktan karakterini biçme. Aynen yakin. Gözlerine bakıp, kaşlarına bakıp, dudak hareketlerine bakıp onun aynen yakin noktasında, ayn görmek çünkü, aynı aynen yakin noktasında o kimsenin karakterini analiz etmek. Konuşurken gözlerinin işaretini, dudaklarının işaretini, yüz ve mimiklerinin ellerinin işaretlerine bakaraktan söylediğinde samimi olup olmadığını görme. Bir çıt daha ilerisi, o konuşurken onun tavır ve davranışlarından yalan söyleyip söylemediğine bakma. Aynen yakin görmek, ayn gördü. O kimsenin ilmel yakinden aynen yakin feraseti doğru gitmesi. Bu da âlim bir kimseye lazım olan bir şeydir. Ilmiyle amil olan alimlere lazım bir ferasettir bu. Seni aldatabilir, seni kandırabilir, seni ütebilir, sen birisinin hakkını, hukukunu koruyamayabilirsin.
8. Bölüm
Feraset sahibi olacaksın. Ve kalbine senin tatlı tatlı artık o feraset nurunun tecelliyatları olacak. Bir üstü. Feraset ehli olma. Bu da ne? O kimsenin kalbinde meselenin doğrusu yanlışı, eksiği fazlası kalbine tecelli etmesi. Müminin ferasetinden sakının çünkü Allâh’ı nuruyla görür dediği hale gelme. Bu hale gelmek nasıl? Ayeti kerime ey iman edenler, Allâh’tan korkun ve peygamberine inanın ki size rahmetini iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz nur lütfetsin. Ve sizi bağışlasın. Allâh gafur, doğur, rahimdir. Hadid yirmi sekiz. Allâh’ta Allâh’a iman edenler, Allâh’tan korkun. Allâh’tan korkmanın tecelliyatı ne? Canım kardeşim, haramlardan uzak dur. Harama gözünü kaydırma, harama dilini kaydırma, harama kulağını kaydırma, elini harama kaydırma, ayaklarını harama kaydırma.
Haramlarla irtibatını kes. Allâh’tan kork. Şu namazını dost doğru kıl. Allâh’tan kork. Şu dersini dost doğru çek. Allâh’tan kork. Tövbemde samimi ol. Allâh’tan kork. Yalana ona buna hileye, hurdaya karışma. Allâh’tan kork. Yetimin hakkını koru. Kimsesizin hakkını koru. Allâh’tan kork. Kamunun hakkını koru. Allâh’tan kork. Adaletli davran. Bütün sistemler, bütün düzenler adalet üzerine ayakta durur. Allâh’tan kork. Evinde adaletli ol babalar. Evlerinize adaletli olun. Çocuklarınıza adaletli davranın. Çocuklarınızın birini kayırıp öbürkünü kayırmamazlık etmeyin. Adaletli olun. Eşlerinize adaletli davranın. Kendinize adaletli davranın. Allâh’tan korkun. Bir yanlışlık yapmayı Allâh korkusuyla sevgisiyle önce yanlışlık yapmaktan seni bu korusun.
O zaman ancak Allâh’tan korkarsan sen kalbine Cenâb-ı Hak senin vahyeder. Kalbine seni ilham eder. Allâh’tan korkarsan O yüzden hileye, hurdaya karışmak, ailenin içerisinde adaletsiz davranmak, iş yerinde adaletsiz davranmak, çalışanlarına adaletsiz davranmak müminlik sıfatı değildir. Adaletsiz davranmak müminlik sıfatı değildir. Adaletli davranmak nerede olursa olsun mümin sıfatıdır. Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Habeş Kralı’nın Necasi için, Necasi için dedi ki o adaletli bir kraldır. Hristiyan ama o adaletli bir kraldır dedi. Adaletli. Müşrikler gittiler onu. Müslümanları, müminleri kötülemek için adaletli dinledi hepsini de. Ve müminlere dokunmadı. Adaletli. O yüzden Allâh’tan korkmanın işaretidir adaletli davranmak.
Allâh’tan korkmanın işaretidir. Haramlardan uzak durmak. Allâh’tan korkmanın işaretidir. Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışmak. Allâh’tan korkmanın işaretidir. Insanları dinle, imanla, dergahla, tekkeyle kandırmamak, aldatmamak. Allâh muhafaza eylesin. Ey iman edenler, Allâh’tan korkarsanız o size iyiyle kötüyü ayır edecek güç verir. Suçlarınızı öter ve sizi bağışlar. Allâh büyük lütuf sahibidir. Enfal âyet yirmi dokuz. Demek ki Allâh’tan korkarsanız Cenâb-ı Hak iyi ve kötüyü ayırt edecek size bir güç, size bir nur verir. Siz iyi ve kötüyü ayırt edersiniz. Önemli olan bazı derslerde diyorum ya çok okumak değil. Allâh’tan korkup iyi yaşamaktır önemli olan. Sen okursun. Okuduğun halde tüm melaneti istiyorsan senin okumanın bir faydası olmadı.
Okudun. Gittin mümin kardeşinden faiz edin. Okudun. Gittin orada burada üçkağıtçılık, beşkağıtçılık yaptın. Okudun. Adaletli davranmadın. Ne anlamı kaldı okumanın? Bilmenin ne anlamı kaldı? Bilmenin bir anlamı kalmadı. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Bunda görebilenler için âyetler vardır. Görebilenler için. Görebilenler için. Göremeyenler için yok. O feraset nuru olmazsa sen görenlerden olmazsın. Allâh bizi görenlerden eylesin. Âmîn. O nurla nurlananlardan eylesin. Âmîn. Bakın feraset yine münafıklar için söylüyoruz. Sen onları simalarından tanırsın. Bu da feraset. Münafığı sen simasından tanırsın. Bu da ne? Bu da dediğim gibi az önceki aynal yakin ferasete örnek ayeti kerime. Allâh muhafaza eylesin.
Bak yine anda olsun ki sen onları münafıkları konuşma tarzlarından da tanırsın. Demek ki münafıkların bir konuşma tarzı var. Bir simaları var. Bu aynal yakin derecede olanlar için. Münafıkların bir simaları var, birbirlerine benziyorlar. Münafıkların bir de konuşmaları var. Konuşmaları da birbirine benziyor. Bunlar muhteşem ayeti kerimeler. Aynal yakin noktasında. O zaman simalarını gördüğünde tanıyorsun. Bu diyorsun münafık içinden. Hele bir de onu dinlediysen diyorsun ki bu tam münafık. Bunlar itikatla alakalı yalnız ama elle alakalı değil. Allâh muhafaza eylesin. Hadisi şerif muhakkak Allâh’ın öyle kulları vardır ki insanları ferasetle tanırlar. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. O yüzden ferasetin kuvvetli olması o kimsenin iman edip iyi ameller işlemesiyle alakalıdır.
Bir kimsenin ferasetli olması o kimsenin kendi işinde titiz ve ince davranmasıyla alakalıdır. Allâh cümlemizi feraset nuruyla nurlandırdı. Kullarından eylesin inşâAllah. Namazda daha önceden işlemiş olduğum günahlar aklıma vesvesi oluyor. Namazda şaşırırım. Ne yapmam lazım? Öyle bir dua öyle bir tövbe et ki Allâh hepsini de kalbinden silsin atsın. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Âmîn.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Kalb, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı