1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Malum önümüzde seçimler var. Siyaset iki kutuplu hale geldi. Bahçeli birlikteliğimiz pazara kadar değil mezara kadar söylüyor. Bu kütüplaşma çatışmaya neden olur mu? Yoksa memleketin hayırına mı olur? Ben öyle çok keskin kütüplaşma görmüyorum. Öyle iki kutuplu da görmüyorum. Elmayla armudu bir sepete koysanız elma elmadır, armut armuttur. İçine bir sürü daha meyve koyabilirsiniz. O meyvaların hepsi de bir sepetin içine girse hiçbir meyvanın hiçbir özelliği değişmez. Ancak Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri dediği gibi onları eritir ezer, hepsini un ufak eder bir potaya katarsanız o zaman elmayla armudu ayırt edemezsiniz.
Böyle bir şey olmadığına göre elma elmadır, armut da armuttur. O yüzden normalde öyle iki kutuplu filan değil. Bir de Türkiye gibi ülkelerde, Orta Doğu ülkelerinde yönetilmeye yönlendirmeye müsait ülkelerde hiçbir şey göründüğü gibi değildir. O yüzden sakin olun bir sıkıntı olmaz Allâh’ın izniyle. Amerika Golan tepelerine İsrail’i dünyaya rağmen boğuşladı. Bu durum Orta Doğu ve Türkiye’yi nasıl dünya savaşına neden olur mu? Hiçbir savaşa neden olmaz. Golan tepelerine Amerika İsrail’e boğuşlamadı ki İslam dünyası o toprakların sahipleri onu İsrail’e boğuşladı önce. Başka bir şey değil. o topraklarda bulunan insanlar ona boğuşladı. Normalde onca yıldan beri İsrail orada işgalci. İsrail orada işgalci olmasına rağmen Suriye bu işgale karşı herhangi bir girişimde bulunmadı.
Herhangi bir girişimde bulunmadığı için bunda bir şey değil, bir herhangi bir mesele değil bu. Suriye ile alakalı. Hiçbir savaşta çıkmaz. Çünkü Müslümanlar o noktada değil, savaşabilecek noktada değiller. Müslümanlar cihâd ruhlarını kaybettiler. Savaşma ruhlarını kaybettiler. Müslümanlar kendi içlerinde mücadele ediyorlar. Kendilerine birbirlerini vuruyorlar. Birbirlerini vuruyorlar. Bütün enerjilerini, bütün güçlerini, kuvvetlerini birbirlerine saklamışlar. Aralarında bir anlaşmazlık çıkıyor, bir problem çıkıyor. Birbirleriyle savaşıyorlar. Aynı şey fikri planda da aynı, siyasi planda da aynı, askeri planda da aynı, devletler planında da aynı. Türkiye’deki İslami yelpaziye baktığınızda cemaatler, tarikatlar hepsi de birbirleriyle mücadele etmiyorlar mı?
Herkes birbirine laf söylüyor. Herkes birbirini eleştiriyor. Herkes birbirinin arkasından gıybetini ediyor. Herkes birbiriyle uğraşıyor. Karşısında Kur’ân ve Sünnet düşmanlarını almıyor. Kimi alıyor? Müslüman kardeşini alıyor. O tarikattan, bu tarikattan, o cemaattan, o cemaat böyle kaka, o tarikat böyle kuka, o böyle, o şöyle birbirlerini yiyorlar. Aynı şekilde İslam dünyası da birbirini yiyor. Üç tane kutuplaşma var şimdi. Bir tarafta Selefi, Vahabilik düşüncesi var. Bir tarafta Şia var. Bir tarafta da Sünni taraf var. Bunlar da üçü de bir araya gelmiyor. Üçünü de bir araya getirmiyorlar zaten. Bu böyle devam ediyor. Önceden İslam dünyasında iki kutuf vardı. Bir Şia kutuf vardı. Bir de Sünni kutuf vardı.
2. Bölüm
İngilizler bir kutupta çıkardılar. Selefi, Vahabilik kutbu. Onlar da Suudi Arabistan’a başına tayin ettiler. Dediler bunun da savunucusu sen o. Bir kutbun da savunucusu o. Normalde hangi güçlüyse, kim güçlüyse, hangi güçler kimi destekliyorsa onlar daha güçlü duruyor. Şu anda mesela Selefi, Vahabilik kutbunu daha da güçlendirmek istiyorlar. Neye karşı? Şia’ya ve Sünni kesime karşı. O zaman kimle kimi savaştıracaklar? O zaman Selefi, Vahabilik kutbunu Sünnilerle ve Şia’yla savaştıracaklar. Bunca silah satıyorlar Ortadoğu’ya. Amerika’sı, Fransa’sı, Almanya’sı, İtalya’sı, Çin’i, bütün herkes Rusya’sı. Bütün hepsi de sıraya girmiş. Ortadoğu’nun Petrodolarlarını eski silahları doldurup oraya şişirip satıyorlar.
On yıl sonra satmış oldukları silahların hiçbir işi yaramayacak. Sıfır silah satmıyorlar hiçbirisine. Kendi ordularının demade olmuş iş görmez silahlarını yağlayıp, pullayıp, parlatıp önceden bize de yapıyorlardı. Önceden bize de yapıyorlardı. Şimdi onlara yapıyorlar. Dolduruyorlar silahları. Kime karşı? Bir Ortadoğu ülkesi kime karşı silahlanır ki? Suudi Arabistan kime silahlanır? Yanında Ürdün var amcasının oğlu. Bakın Ürdün var amcasının oğlu. Yemen var öbür amcasının oğlu. Bir tarafı Deniz. Denizin karşısında Mısır var. Kime bunca silah? İran’a karşı. İran tek başına bir yere savaşır mı? Irak’ta boyunun ölçüsünü aldı. Irak’la savaşa tutuştular. Yıllarca bitmedi. İran’ında, Irak’ında ekonomisi de askeriyesi de pert oldu.
Ondan sonra geldi Irak’ı işgal etti. Amerika, İngiltere. Beraber ortaklaştığı işgal ettiler. İngiltere görünmeyen ortak. Geldiler, işgal ettiler. Şimdi Suriye’de de bir şey kalmadı. Suriye’de de Amerika geldi, işgal etti. Rusya’yla beraber. Öbür taraftan da Golan Tepe’leri zaten işgal altında. Birbirimizle çatışırız biz. Bu bizim heva ve hevesi umumuzdan, bizim kendi kendimizi yönetemememizden kaynaklanır. Osmanlı’dan kalan ülkelerin hiçbirisi de kendi kendisini yönetemez haldeler. Çünkü sınırlarını İngilizler çizdi. Başlarındaki hükümet modellerini, devlet başkanlarını İngilizler atadı. Hepsinin de varlığı İngiliz Kraliyet Ailesi’ne bağlı. Hepsinin gizli veya açık İngiliz Kraliyet Ailesi’ne bağlı valileri var.
Yeni Zelanda da açık, Suudi Arabistan da kapalı veya orada da açık, bellidir. Onlar bilirler. Onlar atarlar oraya. Bir tane genel valisi vardır. Ben Türkiye’de dahi olduğuna inanıyorum. Atamışlardır oraya. Bir, o örneğin devletin bir tarafında dış işlerinde bir şey yerde görünebilir. Bir şirketin başı olabilir. Herhangi bir şey olabilir. Sorunludur o. Adam gelmiş buraya, elini kolunu sallaya sallaya çıkar mı? O yüzden Müslümanlar birbirleriyle savaşmayı ne zaman sonlandırırlar? Ne zaman bir ve beraber olmanın yolunu bulurlarsa, o zaman zaten gavurun yenildiği zamandır. Bunu tesis edemediği müddetçe Ümmet-i Muhammed bu mümkün değil. Artı bunu normalde daha küçüğüne alın. Biz küçücük bir topluluğumuz.
3. Bölüm
Bizim kendi küçücük topluluğumuzda dahi. Biz tek sesliliği yakalayamıyorsak, birbirimizin arkasından konuşuyorsak, birbirimizin arkasından tatlı acı eleştiriyorsak, o zaman biz o kardeşlikten uzağız. Kim burada? Bizim kendi topluluğumuz için söylüyorum. Sözlerim bazen ağır geliyor. Sözlerim ağır geliyor. ağır gelmesinin sebebi insanların o halden uzak olmaları. Burada bir kardeşinizin arkasından iş çeviriyorsanız, onun arkasından laf dolaştırıyorsanız, ihanet ediyorsunuz. İhanet ediyorsunuz. Bu topluluğa değil, ümmeti Muhammed’e ihanet ediyorsunuz. Biz o hastalığı içimizde barındırıyoruz demektir. O hastalığı içimizde barındırdığımız müddetçe ümmetin kardeş olmasını beklemeyin. Bir yerde herhangi bir Müslüman hangi tarikattan olursa olsun, hangi cemaatten olursa olsun, ona zulüm dokunduysa, sen ona bizim cemaatten değil, bizim tarikattan değil, bizim partiden değil, bizim ırkımızdan değildi, o zulmü alkışlıyorsan, susuyorsan, sen Müslüman kardeşini düşünmüyorsun.
Sen kardeşlik hukukunu ezdin. Bir Müslümanın canı yanıyorsa haksız yere ve sen mümkünse elinle, o da mümkün değilse dilinle, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten, o zulme baş kaldırmıyorsan, senin İslam kardeşliğinle alakalı sıkıntın var. Bu kim olursa olsun, hadîs-i şerif var ya, kim bir mümin kardeşinin gıyabında namusunu, şerefini, haysiyetini korursa, Allâh da onun namusunu, şerefini, haysiyetini korur. Hadîs-i şerif, kim bir mümin kardeşinin gıyabında namusunu, şerefini, haysiyetini korursa, Allâh da o kimsenin namusunu, şerefini, haysiyetini korur. Bunun zıttı ne? Kim bir mümin kardeşinin gıyabında namusunu, şerefini, haysiyetini korumazsa, Allâh da onun namusunu, şerefini, haysiyetini korumaz.
Zıttı bu bunun. Ee, Müslümanlar nerede? O bizim cemaattan değil, o bizim tarikattan değil, o bizim partiden değil. Ya ne yapayım, o benim şey değil ki, ben kendi kardeşime bakarım. O dayımın oğlu, o teyzemin çocuğu, o bilmem kimin bilmem kimi. ben mi savunacağım onu? Ya adamın namusu değil mi, o kadının namusu değil mi, o insanın şerefi değil mi? Bunu Müslümanlar göz yumuyor artık. Bunu Müslümanlar göz yumduğu müddetçe kardeşlik hukuku tesis edilmiyor. Konuşma kardeşim. Konuşma. Konuştururuz ki. Oturur biz de konuşuruz. Oturur biz de söyleriz. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden, bırakın şey, Golan tepelerini, Golan tepelerini bırakın. Ben zaman zaman söylüyorum ya, bu kadar uçak, bu kadar noh gemi, bu kadar gemilerin üzerinde normalde uçak filosu olan gemiler, uçak gemileri, hepsi de Kaakdeniz’de bunların.
Hepsi de Akdeniz’de. Ben her an Türkiye’de darbe olabilir, her an Türkiye’ye karışabilir, her an beş on tane uçak kalkıp ülkeyi bombalayabilir diye düşünüyorum. Bırakın kolunu. Bunu ciddi ciddi düşünüyorum bunu. Bunu ciddi ciddi düşünüyorum. Bunu böyle siyasetle, seçimle filan bağlamayın. Bunu siyasete, seçime bağlamayın. Bu topraklarda güçlü bir Türkiye istemez, hiç kimse istemez. Bunların içeride satılmış ajanları var, dışarıda var, şirketlerden var, bankalardan var, bizim her şeyimiz meydanda, açıktayız biz. Biz her türlü operasyona açık bir ülkeyiz. Neden? Biz kendi kültürümüzü, kendi inancımızı, kendi kardeşliğimizi, kendi değerlerimizi, kendimiz boğazını sıkıp kendimiz gömüyoruz yere. Biz kendi kendimize yapıyoruz.
4. Bölüm
Biz yemek yedik, beraber çay içtik, sohbet ettik, üç adım sonra biz satıyoruz. Ya sorma ya, onun böyle halleri var, seviyoruz kendisini ama bitti, sattı adamı. Sattı adamı anında. Bizde delikanlılık, yiğitlik kabalık oldu, konuşma lan ne konuşuyorsun adamın arkasından demek kabalık oldu. Onun gıybetçiliği, onun şerefsizliği, onun hadsizliği, onun oynaklığı, onun sütünün bozukluğu, onun kanının bozukluğu, şeref yerine geçti. Biz bir sütü bozulun ağzını kapatmayı bilmiyoruz, bir kanı bozulun ağzını kapatmayı bilmiyoruz biz. Pısırı kız, biz dinleyeceğiz, ah ne olmuş ya, bir şey mi olmuş ya, konuşma lan diyemiyoruz biz, bu kaba geliyor. Ondan sonra diyorlar ki bu nasıl bir şey, ben şeyh filan değilim kardeşim.
Sen dervişmiştin ki benim şeyhliğimi konuşacaksın. Nasıl şeyhmişim? Sen önce sütü bozukluğuna bak, önce kanı bozukluğuna bak, önce kendi cibilliyetsizliğine bak. Önce kendi şerefsizliğine, hadsizliğine, şeytan diline baksan. Bırak onun dervişliğinin şeyhliğini. Bunu biz yapıyoruz bunu. Biz kendimiz yapıyoruz, Müslümanlar olarak yapıyoruz biz bunu. Biz bir haksızlığa karşı duramıyoruz ki, biz uğursuzluğa, namussuzluğa, şerefsizliğe karşı duramıyoruz ki. Kim yapmış kardeşim bunu? Benim dergam yaptıysa gel benden hesabını sor. Ben mi yaptım? Gel benden hesabını sor. Ben mi yedim paranı? Gel benden hesabını sor. Gel sor. Ben mi harcadım senin? Gel benden hesabını sor. Zaten bu ümmet birilerinden bu ne oluyor deme noktasına gelmezse olmaz.
Yanlışlık var mı var? Gel kardeşim ne oldu de. Sor. Soramayız ki. Soramayız. Konuşamayız. Böyle bir İslam var böyle. Hiçbir şeysine karışma, seslenme. Git camiye namazını kıl evine gel, hiçbir şeyle uğraşma. Aman başına dert alırsın. Başına dert alırsın. Öyle. Öyle. Haksızlık olmuş, hırsızlık olmuş, hırsızlık olmuş. Karışma hiç. Allâh muhafaza eylesin. Yine aynı şey. Pazar günü yerel seçim için oy kullanacağız. İki kutuplu bir seçim var. Partisel mi bakacağız, kişisel mi? Manevi bir işaret var mı? Görülenlerinizi, ne oldu? Görüşlerinizi lütfedermesiniz. Arkadaşlar kendilerine, kendi dairelerine kimisi istihare yaptı, kimisi münacaat etti. Ben de rüyaları bana atabilirsiniz diye dedim. Bana atılan rüyaların hepsini topladım bugün.
Hem bayanların hem erkeklerin, görevli zakirlerin bulunduğu hesaplardan paylaştım. Oradan onları okuyabilirsiniz. Arkadaşlar, kardeşler birbirleriyle onları paylaşsınlar. Sonra hırsınız, tekrar söylüyorum. Ben tekrar tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Kıymetli kardeşler, ben 30 yıldan beri ehli tarikatın içindeyim kendimce. Ben normalde 12 Eylül’ün eski ülkücüsüyüm. Sonra ben kendimce dedim ki ben aktif siyasetin içerisinde olmayacağım dedim. Aktif siyaseti bıraktım. Aktif siyaseti bıraktım. Aktif siyaseti bıraktığımdan beri bir daha tekrar aktif siyasetin içerisine girmek istemiyorum. O yüzden ben 30 yıldan beri Hasbel kadar sohbet eder, Allâh’ı zikrederiz. 30 yıldan beri de kardeşlere derim ki arkadaşlar ben size oyunuzu şuraya atın demeyeceğim.
5. Bölüm
Bunu hiç söylemeyeceğim derim. Demem de. Tekrar bunun altını çiziyorum. Ancak Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir emir buyurursa, geçmiş peygamberler, sahâbeler, pir efendiler, geçmiş şey efendiler, bana bir işaretle bulunurlarsa şuraya bunun desteklemesi lazım. Buraya oy atılması lazım. Bana bizatihi bir şey derlerse ben de onu arkadaşlara paylaş derlerse ben de arkadaşlarla paylaşırım. Benim bu tarafta hiçbir bezim olmadığından benim bu konuda herhangi bir gördüğüm bir şey yok. İşin doğrusu ben görmek de istemiyorum. Ondan sonra arkadaşlara dedim ki arkadaşlar merak eden istihara yapsın. İstiharasını gördüğü rüyaları bana atsın. Ben de dedim sorumlu kardeşlere atayım.
Bu noktada kim nereye kullanılıyorsa kullansın. Kullanmayan kullanmasın, atmayan atmasın, atan nereye atıyorsa atsın. Benim işim bildiğim kadarıyla insanlara Kur’ân ve Sünnet’i anlatmak, doğru sufiliyi aktarmak. Ben kendimi burada istihdam ediyorum. Siyasetçilerin, siyasetin tabiri caizse basamağı olma noktasında değilim. Onların peşinden gitme noktasında da değilim. Zaten öyle bir şey yapacak olursam bazen şaka yaptığımı zannediyor arkadaşlar. Gider bir parti kurar, o partide kendimce koştururum. Eğer inanırsam siyasetle bir şey olacağına gider parti kurarım. Benim kafam Ahmet’ten Mehmet’ten az çalışmıyor. Benim hitabetim Ahmet’ten Mehmet’ten az değil. Ben zekama da kendime de güveniyorum, özgüvenli bir insanım ben.
Ben ha başarılı olurum olmam o ayrı mesele. Millet beni seçer seçmez o ayrı mesele. Ama benim kendimce çizgim bu, o yüzden. Allâh bizi affetsin. O gün hep sohbeti keseyim bari, seçimle alakalı hep ya. Bu seçim beka seçimi midir? Kardeşler, Türkiye’nin beka problemi vardır, yeni değildir, 250 yıllık problemdir. Bu problemi yeni görenlere günaydın deriz biz. Türkiye’nin 250 yıllık bir beka problemi vardır, bu problem devam etmektedir. Bu beka problemini kısa dairede görürseniz, günaydın deriz biz insanlara. Üç kıtada şehit kanı dökmüşüz. Üç kıtada şehit kanı döken bir ecdadın torunları, bu kadarcık bir metrekareye, kilometrekareye ne derseniz dediğim, bu topraklara sıkıştırılmış. Bunu da çok görüyorlar.
Türkiye’deki eli silahlı sol kesimi ben üretmedim. Türkiye’de eli silahlı sağ kesimi de ben üretmedim. Türkiye’de eli silahlı PKK’yı ben üretmedim. Bu ülkeye çok sıkıştırılmış. Türkiye’de eli silahlı PKK’yı ben üretmedim. Türkiye’de eli silahlı Hizbullah’ı da ben üretmedim. Ortadoğu’da DAİŞ denilen eli silahlı örgütü ben üretmedim. El Kaide’yi ben üretmedim. YPG bilmem ne, şeyde Türkçe’de harf kalmadı. Bunları ben üretmedim. Bunlar benim ülkeme saldırıyorlarsa, bu topraklarda terör işliyorlarsa, sivil insanları katlediyorlarsa, çocukları katlediyorlarsa, askeri polisi katlediyorlarsa, Ankara’nın göbeği katlediyorlarsa, Ankara’nın göbeğinde, İstanbul’un göbeğinde, bombalar patlatıp kırkar, elişer, yüzer kişi öldürüyorlarsa, şehit ediyorlarsa, bu ülkede bekah problemi hep vardı zaten.
6. Bölüm
Bu yeni değildi. Bu vardı zaten. Benim gençliğimde de vardı. Hala da var, benden önce de vardı, hala da var. Kıbrıs’ta Rumların, Kıbrıs’ta Müslüman Türkler’e yattıklarını, şimdi gençler unuttular. An meselesidir. Kıbrıs’ta bir gecede katliam olduğunu görürsünüz. Bosna’ya gidenler bilir, Bosna’da kurşunlanmamış ev yok. Siz Bosna’dan bana ne diyemezsiniz. Düşünsenize, Orta Doğu’da iki tane ülke yok şu anda. Irak resmiyette var, kendisi yok. Suriye resmiyette var, kendisi yok. Yemen ona kaza. Lübnan karışık ona kaza. Filistin diye bir bölge kalmadı. Bunca bu ateş çemberin içerisinde seni rahat mı bırakırlar? Bu yeni değil ki. Biz günlük siyasi malzeme olarak yaptık bunu. Sen bu ülkede hür olmuş olsan, hadi git Ayasofya’da, Cuma kıl.
Kıbrıs’a, Kıbrıs’a, Kıbrıs’a, Kıbrıs’a, Kıbrıs’a, Cuma kıl. Senin ecdadın kılıç hakkıyla almış, fethetmiş, camiye çevirmiş. Hadi git Cuma kıl. Kılamazsın. Kıldırmazlar. Ama seni bağırırlar. Ne için? Filistin’de, Mescid-i Aksa için. İyi, Mescid-i Aksa için bağıranlar, Ayasofya için neden bağırmıyorlar hiç? Evet, beka problemi var. Türkiye’de 28 Şubat bitmedi dediniz, ekonomik kur oyunları bunun bir parçası mıdır? Her noktada Türkiye’de 28 Şubat bitmedi ki zaten. Türkiye’de daha geriye dönün, 12 Eylül bitmedi ki 28 Şubat bitsin. Geç daha geriye git. Adnan Menderes, daha onun hesabı sorulmadı ki. Bunların hesabını soramaz bu ülkeye insanı. Bunların hesabını soramaz bu ülkeye insanı. Bunların hesabını soramaz bu ülkeye insanı.
Bunların hesabı sorulmadığından, bunun kaynaklarına inilmediğinden, inildiği halde, bilindiği halde susulduğundan, tabiri caizse tecavüzcümüz de değil, hem tecavüzcümüz hem de katilimiz de dost olduğumuz müddetçe bunların hesabı sorulmaz. Bunların hesabı sorulmaz, bitmez. 28 Şubat biter mi? Bitmez. 12 Eylül bitmemiş. 28 Şubat mı bitecek? Bitmez. Aha bizim daha yeni anayasa 12 Eylülün anayasası. Nesini değiştirebiliyorsunuz? Değiştiremezsiniz. 12 Eylülcüler ekonomi ile alakalı ekonomik kur oyunları, değil mi? Ekonomi ile alakalı anayasada madde var. Twitter’da paylaştım. Hükümet, ekonomi ile alakalı herhangi bir dışarıdaki dış ülkelerle olan herhangi bir ekonomi kararını, vermiş olduğu bir kararı meclisten geçirmek zorunda değil.
Eni 12 Eylül anayasası bu. oturur hükümet, örneğin şuradan şuraya kadar ben buraya ondan sonra bir milyon dolar hibe ettim dese, örnekliyorum bunu. Bunu sen nasıl hibe edersin diye meclisin hesap sormaya hakkı yok. Sen milletvekili seçiyorsun. Ne alakası var ya? Senin seçtiğin milletvekili senin hakkını mı koruyor? Oturun anayasanın, bunları tabi bizim Twitter’da oynamaktan, akılsız telefonlarda oyun oynamaktan, ona buna laf yetiştirmekten bizim bir şey okumaya zamanımız yok ki bizim. Biz magazine bakacağız. Kim kimin bilmem nesini neresini görmüş, kim kimden çıkmış, kim kimden boşanmış, kim bugün ne yemek yapıyor, kim ne yemek yiyor. Oturun 12 Eylül anayasasının ekonomi ile alakalı maddelerini okuyun.
7. Bölüm
Yeter bu. Kafası çalışan bir insana. Hükümet ekonomik olarak 12 Eylül anayasası, hükümet ekonomik olarak meclise sorumlu değil. Her şey de sorumlu, ekonomide sorumlu değil. Bu ne demek biliyor musunuz? Hükümet isterse ülkenin ekonomik kaynaklarını istediği ülkeye peşkeş çekebilir. Ne dolar kurulundan biz konuşuyoruz ki? Ekonomik kuşatma altındayken nasıl davranmalıyız? Ha kuşatma yok muydu önceden? Mübarek insanlarsınız siz ya. Ben mi çıkardım üç buçuktan beş buçuktan? Vallahi çok mübareksiniz ya. Siz çok haber dinliyorsunuz, ondan kaynaklanıyorum. Meşr lafı da söyleyim ya, içimde kalmasın. Herhalde haber çok dinliyorsunuz galiba. Nerede bizim Mutaf ya? Mutaf’a ne gül dedim ya. Mutaf neredesin?
Ne diyor haberciler sana? Gel ya gel Allâh rızası için gel ya. Mikrofondan konuşalım. Bir mikrofon verin Mutaf’a ya. Diyorlarmış ki bu kış hangi aydaydı? Ekim miydi? Ben şimdi Ekim ayında gel. Ekim ayında ben şey gittim. İzmit’e sohbete gittim. Mutaf’ın dükkanının önüne gittim. Bir baktım canlı yayın arabası böyle toparlanıyorlar ama. Mutaf’a sordum oğlum neden bu dedim ben. Ah haberden canlı yayına gelmişler dedi. Eee dedim hayırdır? Bana diyorlar ki dedi. Unutsun kışlık lastik satışları yüzde 275 arttı. Canlı yayına çıkacaksın bunu söyleyeceksin diyorlarmış. Bunu söyleyeceksin diyorlarmış. Mutaf da diyormuş ki abicim benim yakamı bırakın. Ben yeni tövbe ettim. Ben yalan söyleyemem. Anlat Mutaf be.
Bana anlattığın gibi anlat. Benim aynı şekilde geldiler hoş geldin. Mikrofonu anlat. Dediler yüzde 400 şey, yüzde 400, yüzde 300 satışları artmış kış lastikleri dediler. Biz de dedim bunu dediler canlı yayında canlı yayın haber yapacağız dediler. Nereden aldınız bilgiyi dedim. böyle bir satış vardı biz mi bilmiyoruz falan. Dediler onlar da internet kanallarına düşmüş de bilgi. Dediler abi dedim sen çekimi yap. Sen kendin de yüzde 400 arttığını söyle. O şekilde olur. Söyledik ondan sonra kendileri geldiler. yaptılar yayını. Yüzde 400, yüzde 300 satışları artmış dediler. O şekilde yayın gerçekleşti. Mutaf ne diyor? Ben diyor çıkacağım diyor. Bana söyledikleri. Canlı yayında diyor. Canlı yayında diyor.
Diyeceğim ki de yüzde 300, yüzde 400 lastikler arttı. Toplancıların hepsi telefon açacaklar bana. Bizim paramızı gönder. Madem sattın hepsini diyecekler diyor. Ne güldük ya. Yüzde 300 arttı mı satışlar şimdi? He? Piyasada yüzde 35 daralma varmış. Mutafın tespiti bu. Allâh iyi etsin inşâAllah. Bazı kesimler oy vermemek için ümreye gidiyor. Bu doğru mu? Türkiye’nin yarısı mı gidecek o zaman? Neden Türkiye’de sivil toplum kuruluşları cemaatler kur oyununa karşı net bir duruş sergilemiyor? Onlar zekat topluyorlar. İşleri çok. Bazıları dolar stokluyor. Ne yapsın? Stoklamasın mı? Ya. Gönül sevene değil, çektirene gider. Her gönül oyuna değildir ya. Benim kaşların çok ince olduğu için kaş kontürü yaptırmak istiyorum.
8. Bölüm
Abdest olur mu, uygun mu? Vallahi bildiğin bir şey değil. Hakkınızı helal edin. Nasıl bir şey oluyor bunu? İlhan’a soralım. İlhan bu nasıl bir şey? Sahte kaş mı yapıyorlar? Lazerle dövme. Dövme mi? Bildiğin dövme mi? Dövme yapana da yaptırana da lanet olsun hadîs-i şerif. Saça saç ekleyen, saçına saç ekleyen, dişlerini güzellik için törpüleyen, dövme yaptırana Allâh lanet etsin. Allâh razı olsun. Bir evlilikte kadınla koca arasında hak hukuk ve ölçü ne olmalı? Bunun bir kriteri var mı? Var. Evliliğin selayeti açısından nasıl kriterler, kurallar konulabilenir? Her eve, kişiye, yaşantıya göre bu kriterler değişebilir mi? Şimdi normalde evlilikle alakalı Kur’ân Sünnet imamların iştahat ölçüsü var.
Bu işin genel, geniş hukuku. Bu geniş hukukun içerisinde insanların kendilerince özel hukukları olabilir. O özel hukukları tarafların kendi antlaşmalarına bağlan. Taraflar kendi antlaşmalarına bağlı kalacaklar. Bağlı kaldıkları müddetçe bir sıkıntı olmaz. Ama bir şey konuşulmadı. bir kriter adı konulmadı, bir kriter konuşulmadı. Orada Kur’ân Sünnet dairesinde adet, gelenek, görenek, örfe bakılır. Bir şey konuşulmadıysa. Ama bir şey konuşulduysa o zaman o mesele konuşulduk. yine Kur’ân Sünnet dairesindeyse konuşulan şey o özel hukuka bakılır. Ama genel olarak toplum Kur’ân Sünnet dairesinde kaldığında bir sıkıntı olmaz. Bir de erkekler eşlerine karşı hayır-hah olmalı. Erkekler eşlerine karşı müşfik, şefkatli, anlayışlı olmalı.
Burada evliliği yürütecek, götürecek olan, evliliği sevgiye idare edecek olan erkektir. Erkek bu noktada kadının hakkına, hukukuna riayet etmeli. Hatta hakkının hukukunun üzerinde ona davranmalı. Pozitif ayrımcılık yapmalı ki evin huzuru olsun, geçim olsun, tatlılık olsun, muhabbet olsun. Adamın hakkıdır belki de. şuraya seni göndermeyeceğim. Bunu böyle etmeyeceğim demek. Ama evin huzurunu bozmanın bir anlamı yok. Bu noktada biraz böyle erkekler daha anlayışlı, daha müşfik olurlarsa ölçü daha düzgün olur. Ama erkekler bu anlayışlı göstermezlerse evde sıkıntı olur. Allâh muhafaza eylesin. Şimdi bir de evlenen insanlar, evlendikleri eşlerin ailesi, o ailenin kriterleri, o ailenin durumu, hali, ahvali, bunu da gözetmeliler.
Çünkü normalde o evlendiği zaman o kızın kendi ailesinden ayrılıp, oradaki kriterlerden ve ortamdan ayrılıp, başka bir kritere, başka bir ortama adaptasyonu zor olabilir. Bunu anlayışla karşılayıp, bunu normalde telore ederekten yürümeli insanlar. Bir de benim her zaman söylediğim şey var. iş böyle, bu senin hakkın, bu benim hakkıma geldiyse, iş baya sıkıntılı mecraya kalmıştır. insanlar evlilikte boşanmanın bir çıt üstüdür hukuk. O noktaya gelmemeleri lazım. hukuk, ben öyle görüyorum, boşanmanın bir çıt üstüdür. hukuk, ben öyle görüyorum, boşanmanın bir çıt üstüdür. benim hakkım ne, senin hakkın ne noktasına gelindiyse, bir çıt sonrası boşanmaktır onun. Erkekler bunu bu noktaya getirmeyecekler.
9. Bölüm
Erkekler getirmeyecek. Erkek, kadın erkeğe şunu söylemeyecek. Bu benim hakkım mı değil mi? Bu noktaya getirmeyecek erkek bunu. Onu ona göre tolere edecek. Ona göre ona belli bir noktada tutacak eşini ve ailesini. Allâh muhafaza eylesin. Eşlerin birbirlerinin eksik ve yanlışlarını görmesi, eleştirmesi, söylemesi, sevgi ve saygıyı düşünüyor diye, düşürüyor diye hissediyorum. Buna nasıl engel olabiliriz? Din nasihattır. Din nasihattır, din nasihattır. Eşler birbirlerini eleştirmemeli. Birbirlerine nasihat etmeli. Birbirlerinin eksikliklerini yüzlerine söylememeli. O eksiklikleri eşler tamamlamalı güçleri yetiyorsa. Birbirlerinin eksikliklerini yüzüne söylemek haram. Bir Müslümanın, bir Müslümanın eksikliğini yüzüne söylemesi haram.
Sen bunu böyle yapıyorsun, bunu yanlış yapıyorsun demek haram. Ona nasihat edecek. Sen bunu böyle yapıyorsun demek amir, âlim ve hakim hükmündeki kimselere cevaz vardır. Bunu sen böyle yapıyorsun, yapma demek mesela sûfî bir topluluğun içerisinde şeyha aittir sadece. Bu hukuki dairede mesela hakime aittir. Veya da amir bir kimseye aittir. Neden bunu böyle yapıyorsun? Böyle yapamazsın. Emniyet kuvveti. Ancak o yapabilir. Eşler ancak birbirlerine nasihat ederler. Birbirlerine tavsiyede bulunurlar. Birbirlerine merhametle, şefkatle, yumuşaklıkla anlatırlar. Bir daha anlat, bir daha anlat, bir daha anlat. Anlat, olmadı. Bir daha anlat kardeşim ya. Senin eşin, bunu erkeklere söylüyorum. Senin eşin evde çizginin dışında bir şey varsa sorumlusu erkektir.
Sorumlusu erkektir. Bir yerde bir sıkıntı var mı bir evde? Sorumlusu erkektir onun. Bir yerde bir sıkıntı mı var? Oranın sorumlusu, oranın sorumlusu zakirdir. Zakirde sıkıntı vardır. Orada bir yerde bir sıkıntı var değil mi herhangi bir yer? Zakirdedir sıkıntı. Zakir oradaki derviş kardeşleriyle kardeşlik hukukunu kurup geçinememiştir. Zakirdedir sıkıntı. Küçücük bir yer bir problem mi var orada çavuştadır sıkıntı. Kim ne derse desin bir dergatta problem var mı? Şeyhtedir sıkıntı. Şeyhin yönetimi adaletli değildir. Şeyh Efendi adaleti, şefkati, merhameti, yumuşaklığı, tatlılığı, sertliği, dirayeti kuramamıştır orada. Orada Şeyh Efendiye rağmen bir şeyler oluyorsa şeyhtedir sıkıntı. Açık açık konuşuyorum bakın.
Yok. O zaman normalde ne olacak? Bu bakın aile küçücük bir değil mi üç kişilik, dört kişilik. Erkektedir problem. Adamdır. Adam adamlık yapsın dostu oğlum. Erkekler eşlerinizi koruyun. Evlerinizi koruyun. Çocuklarınızı koruyun. Onlara şefkatle, merhametle, müşriklikle davranın. O kadın sana ait. Ölünceye kadar seninle beraber hayat paylaşacak. Beş yıl sonra bir daha yüz yüze bakacaksın. Sana çocuk doğuracak, çocuklarının anası olacak. Sana çocuk doğuracak veya çocuk doğurdu. Senin torunlarının nenesi olacak. Eşlerinizi üzmeyin, kırmayın, incitmeyin, ezmeyin. Onları eleştirmekle bir yol gidemezsiniz. Adamın akılsızı evde hatunla geçinemez. Adamın akılsızı köyde muhtarla geçinemez. Evde hanımı ile geçinemeyen adam akılsız adamdır.
10. Bölüm
Ciddi ciddi. Hanımı ondan memnun olmalı, hanımı ondan razı olmalı. Hanımı ondan razı olmalı. Akıllı adam, şefkatli, merhametli, dürüst, müşrik adam eşinin helallığını alır. Ciddi ciddi söylüyorum bunları. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Âmîn. Başta ailem, eş ve çocuklar derviş kardeşler ve etrafıma merhametli ve yumuşak huylu olmaya gayret ediyorum. Bu bazen yanlış anlaşılıyor ve zarar görüyorum. Hissine kapılıyorum. Bunda bir ölçü var mıdır, nasıl yapmalıyız? Adaleti koruyacağız, haramı helalı koruyacağız ve bunun içerisinde de müşriklik yumuşak huylu olmak zarar değildir. Farzlar ve ibadetler konusunda kendimizi disipline ederken nelerden faydalanabiliriz, hangi yol ve yöntemi kullanabiliriz kalıcı olmasadına.
Farzlar belli, zekat miskinlere verilebilir deniyor, buradaki miskini tarif edebilirsiniz. Siz önce fakirlere verin. Miskinler, evi, çoluğu, çocuğu, herhangi bir sorumluluğu olmayan, köprü altında, sokakta yaşayan insanlar, onlar ikinci sıradadır, birinci sırada fakirler vardır. Fakirler, evi, çoluğu, çocuğu sorumluluğu olup da bu noktada çalışıp gayret edip yetiştiremeyen kimselerdir. Kıymetli kardeşler, burada bir rüya var, rüyayı okumuyorum. Üzerimde olan bir şeyi söyleyeceğim, o yüzden bunu bilhassa Zakir kardeşler, Çavuş kardeşler, hem Bursa’dakiler hem dışarıdakiler iyi dinlesinler. Bunu burada duyanlar, duymayanlara aktarsın. Bu çünkü üzerime vacip bir şey. Hiçbir kimse, hiçbir kimsenin dersini almasın.
Aldıysa, iade etsin. Kim aldıysa, bundan önce böyle bir şey yapıldıysa, bundan önce böyle bir şey yapıldıysa, bu Bursa, Bursa dışı nerede varsa, Zakir kardeşlerden, Çavuş kardeşlerden birisi böyle bir ders aldıysa, bunu hızla iade etsin. Dersi tekrar geri versin. Bir daha da hiç kimse, tekrar söylüyorum, böyle bir şey yapmasın, tevessül de etmesin. Bunu daha önce arkadaşlara kardeşlere alabilirsiniz dersi dediğim kardeşler var, o yüzden bu kardeşlere de bu vermiş olduğum hüküm bu saatten sonra geçersiz. O yüzden dergahta kardeşlerinin arasında hiç kimsenin bu saatten sonra dersi geri almaya, birinin dersini geri almaya yetkisi kalmamıştır. Bunu tekrar tekrar söylememe gerek yok. Daha önce böyle bir şey yapan var ise bu benim müsaademle de olmuş olabilir.
Benden müsaadesiz de olabilir. Buradan rüce edecek, herkes geri dönecek. O yüzden benim haberli de olsam, habersiz de olsam bu meseleyi telafi edecek arkadaşlar. Ve bundan sonra da hiç kimse, hiçbir zakir, hiçbir çavuş böyle bir şey yapmayacaklar. Kendi başlarına haberli veya habersiz. Bu mesele bu fakire gelecek. Bundan sonra özellikle bana gelecek, özellikle bu mesele sadece benim uhtemde olacak. Hakkınızı helal edin. İkincisi, bu da özel bir ikaz. Bütün kardeşler bunu da duyanlar, duymayanlara aktarsınlar. Günaha dalma, günahlarla alakalı hassasiyet gösterecekler. Tövbe ile alakalı kendilerini disiplin edecekler. Söylenen sözü söylüyorum, aktarıyorum. Hz. Muhammed’i Mustafa’yı vesile ederekten, onun nurunu vesile ederekten tövbe edecekler.
11. Bölüm
Tövbe edecekler ve tövbelerinde sadık kalacaklar. Bu iki şeyi ilan ettirdiler. Açık açık daha da konuşayım. Dediler ilan et, böyle büyük kalabalık kardeşler de var, bayanlar da var, erkekler de var. Bu iki şeyi ilan ettirdiler, büyük bir kalabalığa. İlan ettiren de beni sağına aldı. Mustafa Efendi ilan et dedi. Bekledim, ne ilan edeceğim diye. Dedim herhalde kalben söyleyecek. Zahiren söyledi. Hiç kimse ders almayacak bundan sonra dedi, senden hariç. Ben de bağırdım herkese. Dedim dinleyin, hiç kimse bundan sonra ders almayacak dedi, dersi geri almayacak. Ders almayacak derken, kelimeyi eksik söylemeyeyim. Hiç kimse dersi geri almayacak dedim, boğura boğura. İkinciyi söyledi. Dedi ki, herkes Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini ve nuraniyetini vesile ederekten tövbe edecek ve tövbesinde samimi kalacaklar. Denilen bu kardeşler. Ben de perşembe dersine kendimi beklettim. Dedim ki, herkese orada tebliğ edeyim. Herkes bu tebliğ dedim, alsın. Net anlaşıldı herhalde mesela. O yüzden burada duyanlar, duymayanlara, bilenler, bilmeyenlere aktaracak. Bir, hiçbir beldede, hiçbir yerde, hiçbir kardeş verilmiş olan dersi benden izinsiz geri almayacak. Alanlar var ise derslerini geri verecekler. İki, bütün kardeşler bu dakikadan sonra tövbelerinde Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetini ve nuraniyetini vesile ederekten tövbe edip, tövbelerinde sabit kalacaklar. Bu ikinciyi söylerken şu âyet-i kerime kalbime geldi.
Bu ikinci emri söylediklerinde, ey Habibim, eğer sana seni gelip vesile etselerdi, tövbe etselerdi, kendilerini affedecek olan bir Rab bulurlardı. Âyet-i kerimesi kalbime geldi. Dedim ki bu âyet-i kerime bu, bunun manası bu dedim içimden. Tabii bu tip meselelerde akıl yürütmek, akıl yürütülmüyor ya, o yüzden bu iki şeyi özellikle üzerinde durarak söylüyorum. Arkadaşlar, zaten bu ders alınma meselesini böyle açıktan konuştum, olur mu olur bir kardeş böyle hata yapar, kusur işler veya o esnada celallenir bir şey olur, birinin dersini alır. Kardeşler bilsinler, arkadaş sen bu konuda bir yasak geldi, bunu bil desinler, o kardeşin de başı yanmasın. Bu mesele ciddi. İkincisi de ciddi, bütün arkadaşları bunda ilgilendiriyor.
Arkadaşlar, tövbelerinizde samimi olun ve kalın. Yapmayın. Bunun arkası fırtına. Bu böyle, o hal böyle şeye alınacak bir şey değildi. Ürkütücü bir nokta. Bütün kardeşler o yüzden topyökün, tövbemize dikkat edelim. Ona göre derslerimizi yapalım, derslerimizi çekelim. Tövbemize dikkat edelim. Ona göre derslerimizi yapalım, derslerimizi çekelim. Dersi çekemeyenler var ise tövbe etsinler, derslerini bir güzel toparlasınlar, kendilerini toparlasınlar, Allâh muhafaza eylesin. Sıkıntılı günler olabilir, problemli günler olabilir, gelecek Allâh’a ait. Biz bize söylenileni, eğer yapılacak bir şeyse yapmaya, tebliğ edilecek bir şeyse tebliğ etmeye memuruz. Ben kendi nefsimi öyle söylüyorum, kendi nefsimce.
Bana bir şey tebliğ edildi, bana böyle açıktan bir de bağır, seslen, tebliğ et gibisinden baya kalabalığa bunu konuştum, söyledim. Bir de böyle geniş bir arazi de değil, aynı zamanda kat kattı, bütün katlara sesim duyuldu. O ayrı bir tabir tabi de. dedim ki bu iş ciddi, bu böyle basite alınacak bir şey değil. Sağdan söyleyen de çok ciddi, o zaten bunu tebliğ ettiren de basite alınacak asla asla değil zaten. Başım gözüm üstüne ne söylerse. bu konuda arkadaşlar, kardeşler dikkatli davransınlar. Bu Suizana, Gıybete dedik o diye. Biz düştük herhalde hep beraber. Bu siyasettir, oydu, buydu, şuydu, buydu derken bizim dilimiz, gönlümüz kaydı galiba. Ben bunu yine kendi nefşimin üzerine alayım. Herhalde benim ağzım, dilim yumuldu galiba biraz.
Allâh muhafaza eylesin. O yüzden hep beraber inşâAllah kendimizi derleyelim, toparlayalım. Hakkınızı helal edin inşâAllah. Elimizden başka bir şey gelmez. Biz bunu tebliğ edeceğiz. Bütün kardeşler, arkadaşlara. Biz tebliğde memuruz. Biz birisinin boğazını sıkıp veya birisinin üzerine cebelleştik yapıp bir şey yaptırma noktasında değiliz. Söylediklerim üç aşağı beş yukarı anlaşıldı. Buna inşâAllah kardeşler birbirlerine tebliğ etsinler, birbirlerine anlatsınlar. Bu biraz sarsıcı bir haldi. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun ve muhafaza eylesin. Lâ ilâhe illâllah el-Fâtiha ve Selamun Aleyhi ve Selam. Altyazı M.K.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı