Mustafa Özbağ Efendi hazretleri ve Tasavvuf Vakfı Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tasavvuf Topluluğu, 2018 yılında Gelibolu Mevlevîhânesi’nde akdolunan “7. Balkan Coğrafyası Çanakkale’de Buluşuyor” projesi kapsamında Hz. Mevlânâ’nın 745. Vuslat Yıldönümü (Şeb-i Arûs) münâsebetiyle bir muhteşem umûmî programa ev sahipliği etmiştir. Bu programda Çanakkale Valisi Sayın Orhan Tavlı’nın himâyelerinde, Karadağ Diyânet İşleri Başkanı Rıfat Feyziç hocanın, Bosna-Hersek Saraybosna Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Saraybosna Mesûdiyye Tekkesi Üstâdı Prof. Dr. Kazım Hacımeyliç’in ve Bosnalı meşhur ilâhî sanatçısı Armin Muzafferija’nın konuşmaları/okuyuşları icrâ edilmiş; Macaristan Müftüsü, Batı Trakya Müslümanları ve diğer Balkan heyetleri programa şeref vermiştir. AK Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu’nun gönderdiği tebrik telgrafları okunmuştur. Programda Gelibolu Mevlevîhânesi’nin dünyanın en büyük Mevlevîhânesi olduğu, 10 yılın üstünde aylık Semâ-Mesnevî-Şerîf okumalarıyla aktif faaliyet gösterdiği, 1473’te Saraybosna’ya Mevlevîhâne kuran İsa Bey Zaviyesi’nin hikâyesi, 1957’de Eski Yugoslavya döneminde yıkılması ve bugün maketinin bir tepeye konulması, Hz. Mevlânâ’nın “gel ne olursan ol gel” çağrısının Balkanlara uzanan rûhu, Anadolu’dan Trakya’ya ve Trakya’dan Balkanlara giden “sevgi medeniyeti”nin dört büyük mimarı (Mevlânâ, Yûnus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî, Ahmed Yesevî), Hz. Peygamber’e nisbet edilen “iman Yemen’dendir” hadîs-i şerîfinin mukabilinde “hikmet Balkanlar’dandır” beyânı ve Mevlevîhâne’nin duvarlarını süsleyen Hattat İsmail Öztürk’ün geleneksel Türk sanatları hat sergisi gibi zengin muhtevâlar sunulmuştur. Karadağ heyetinden Rıfat Feyziç hoca’nın “Türkiye bizim anavatanımızdır, 100 yıl hep bekledik, son yıllarda Türkiye tekrar bize sahip çıktı” samimi beyânı ve Bediüzzaman Said Nursi’nin “İslâmiyyet güneş gibidir, üflemekle sönmez” sözünün hatırlatılması sohbetin zirvesini oluşturmuştur.
Gelibolu Mevlevîhânesi: Dünyanın En Büyük Mevlevîhânesi
Bu sohbet-i şerîf, dünyanın en büyük Mevlevîhânesi olarak tanınan Gelibolu Mevlevîhânesi’nde akdolunmuştur. Gelibolu Mevlevîhânesi, Osmanlı döneminin en büyük Mevlevî dergâhlarından biri olarak Trakya’nın mânevî merkezlerinden biri idi. Programda belirtildiği gibi: “Bu ay 126. program. Yâni içinde bulunduğunuz Mevlevîhâne 10 senenin üstünde her ay düzenli olarak Semâ, Mesnevî-i Şerîf okumaları ve çeşitli kültürel etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.” Bu manada Tasavvuf Vakfı’nın Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tasavvuf Topluluğu, Mevlânâ Öğretisi ve Gelibolu Mevlevîhânesi Tanıtma ve Yaşatma Derneği aktif olarak bu mekânı yaşatmaktadırlar. 2018 Şeb-i Arûs programı, bu 126 programın en ihtişâmlılarından biridir, zira “7. Balkan Coğrafyası Çanakkale’de Buluşuyor” projesi kapsamında Karadağ, Bosna-Hersek, Macaristan, Batı Trakya’dan pek çok değerli misâfir ağırlanmıştır.
Hattat İsmail Öztürk Hoca’nın Hat Sergisi
Program öncesi cemaate bir özel dâvette bulunulmuştur: Çanakkale’nin değerlerinden olan Hattat İsmail Öztürk Hocanın “geleneksel Türk sanatları hat sergisi” Mevlevîhâne’nin 450 yıllık duvarlarını süslemektedir. “Lütfen değerli Hattat Hocamızın bu güzel eserlerini görmeden Mevlevîhânemiz’den ayrılmayın.” Bu sergilenen hattlar, İslâm sanatının gelenekten devir aldığı en kıymetli mîraslardan biridir ve Mevlevîhâne’nin duvarlarında sergilenmesi bu mekânın mânevî-sanatsal atmosferini zenginleştirmiştir. Hattatlık (güzel yazı sanatı), Kur’ân-ı Kerîm’in en estetik takdîminden biri olarak ümmetin ilk yüzyıllarından itibâren geliştirilmiş ve Osmanlı döneminde altın çağını yaşamıştır. Bir Mevlevîhâne’nin duvarlarına asılan hattat eseri, “Kur’ân-ı Kerîm ile tasavvufun buluşması”nı sembolize eder.
AK Parti Milletvekillerinin Telgraf Mesajları
Programın açılışında iki telgraf mesajı okunmuştur. Birinci mesaj AK Parti Grup Başkan Vekili ve Çanakkale Milletvekili Sayın Avukat Bülent Turan’dan gelmiştir: “Yüzyıllar öncesinden hayâtı, düşünceleri ve hoşgörüyü temel alan felsefesiyle insanlığa sevgi aşılayan büyük Türk-İslâm şairi ve mütesavvıfı Hz. Mevlânâ’nın 745. Vuslat Yıldönümü anma törenlerine, meclisteki bütçe görüşmelerimiz ve görevlerimiz nedeniyle katılamamanın üzüntüsü içerisindeyim. Dünyanın en büyük Mevlevîhânesi olan Gelibolu Mevlevîhânemiz’de bu güzel, nâdide programın hazırlanması daha bir kıymetli, daha da bir değerlidir. Emeği geçen herkesi ayrı ayrı tebrik ediyor, tüm misâfirlerimize en kalbî selâm ve saygılarımı sunuyorum.” İkinci mesaj ise AK Parti Çanakkale Milletvekili Sayın Jülide İskenderoğlu’ndan: “Anadolu kültür ve medeniyetimizin mimarlarından Hz. Mevlânâ, ‘ne olursan ol yine gel’ diyerek dünyanın her zamankinden çok daha fazla bugün ihtiyâç duyduğu iklîmin mesajını yıllar öncesinden îlân etmiştir. Âlemlerin sırrını çözmüş bir değerin bizlere bir mîrâs olarak bıraktığı felsefeleri, sâdece Müslüman Türk milletine değil, tüm dünyâya, tüm insanlığa ışık tutmaktadır. Hayâtı ‘hamdım, piştim, yandım’ sözleriyle özetleyen Hz. Mevlânâ’nın tüm özlü sözleri yaşamamızda bizlere her zaman doğruluğu, mütevâzılığı, samîmî olmayı, erdemliliği, kısaca Allâh’ın istediği bir kul olmayı öğretmektedir.” Bu iki telgraf, Türkiye’de siyâsîlerin Hz. Mevlânâ’yı ve Şeb-i Arûs’u kendi siyâsî kimliklerinin temelinde gördüklerinin bir ifâdesidir.
Karadağ Diyânet İşleri Başkanı Rıfat Feyziç Hoca’nın Konuşması
Programın ilk sözcüsü Karadağ’dan gelen Rıfat Feyziç hoca olmuştur. Rıfat Feyziç Hoca kendisini şöyle tanıtmıştır: “Ben Karadağ’dan geliyorum. Türkiye’yi, bu devleti çok seven bir insanım. Türk değilim. Ben Boşnâk’ım. Ama bu devlet nasıl bizim yaşlılarımız, dedelerimiz gördüyse, ben de onlar gibi görüyorum. Bu bizim anavatanımızdır. Karadağ’da ben atama ile gelen bir insan değilim — ben Müslümanlar tarafından seçilen bir adamım.” Bu samîmî giriş, Efendi hazretleri’nin çalışmalarının sâdece Türkiye’de değil, Balkanlar’da da nasıl yankı bulduğunun bir göstergesidir. Rıfat Feyziç hoca ardından çok mühim bir târihî-manevî tesbît yapmıştır: “Biz bu hasreti çok bekledik. Biz bunu 100 yıl bekledik. Ayrı kaldığımız 100 yıl hep düşünüyorduk: Türkiye’de ne var ne yok, Türkiye ile ne oluyor, Türkiye tekrar bize sahip çıkar mı? Hep bu düşüncelerle yaşadık. Bizim yaşlılarımız, dedelerimiz anlatırdı: Osmanlı zamânı nasıldı vesâire. Çok şükür son yıllarda Türkiye tekrar Balkanlardaki Müslümanlara kapıları açtı. Tekrar bize sahip çıktı. Tekrar bizim arkamızda durmaya başladı. Onun için Allâh’a çok şükür ediyorum.” Bu söz, Osmanlı sonrası 100 yıllık Balkan Müslümanlarının “yetimlik” hissini ve son 15-20 yılda Türkiye Cumhûriyeti’nin Balkan’a açılım politikasının mânevî karşılığını anlatmaktadır.
“Türkiye’ye Sahip Çıkın” — Rıfat Feyziç’in Samîmi Nasîhati
Rıfat Feyziç hoca konuşmasının sonunda Türkiyeli Müslümanlara son derece samîmî bir nasîhat yapmıştır: “Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynandı. Siz de bunu biliyorsunuz. 15 Temmuz. Hep Temmuzlar olacak. Ama bu devlete sahip çıkmanız gerekiyor diye düşünüyorum ben. Sahip çıkmanız gerekiyor. Hem sizin için hem bizim için. Karadağ’ı Müslümanlar ve Karadağ’ı ziyâret eden — son yılda, son yıllarda — 130 yıldan sonra ilk defâ bu son zamanlarda oldu. Yâni 130 yıldan sonra Türkiye’den bir başbakan geldi ve oradaki Müslümanlarla ilgilendi, oradaki devlete de mesaj gönderdi, bize sahip çıktı.” Bu tespit, Karadağ’a Osmanlı sonrası ilk Türk başbakanının ziyâretinin 130 yıl sonra olduğunun çarpıcı bir ifâdesidir. Rıfat Feyziç hoca ardından çok değerli bir üslûpla sözünü sonlandırmıştır: “İşte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kurduğu parti — açık ve net söylüyorum — o partideki o ampul ışık aydınlatıyor her tarafını. Hani Said Nursî’nin bir söyleyişi aklıma geldi. O diyor ki: ‘İslâmiyyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir — gözünü kapatan gündüzü değiştirmez, gece olmaz, gözünü kapatan sâdece kendine karanlık yapar.’ Biz bu aydınlığı görüyoruz, Balkan Müslümanları olarak görüyoruz. Siz de bunu görün, buna sahip çıkın. Türkiye’yi koruyun. Allâh bu milleti, bu devleti korusun ve dâim kılsın.” Bu samîmî konuşma, Balkan Müslümanlarının Türkiye’ye olan sevgisinin ve Türkiye’nin Balkanlar için mânevî önemini tescîl eden bir şahâdettir.
Bosna-Hersek Saraybosna Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Kazım Hacımeyliç
Programın ikinci ana sözcüsü Bosna-Hersek’ten gelen Prof. Dr. Kazım Hacımeyliç olmuştur. Kendisi Saraybosna Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve aynı zamanda Bosna’da bulunan 600 yıllık Mesudiye Tekkesi’nin üstâdıdır. Kazım Hoca Türkçe konuşarak cemaate seslenmiş, Hz. Mevlânâ’nın o meşhûr beyânıyla başlamıştır: “Hz. Mevlânâ diyor ki: ‘Beni toprağın altında aramayınız. Beni âşıkların gönüllerinden arayınız.’ Ben de size geldim. Siz âşıksınız. İnşallâh sizin gül önünüzden Hz. Mevlânâ’yı bulacağım. Ve buldum.” Sonra târihî bir bilgi vermiştir: “Böyle güzel bir mekanda, bu mekândan Saraybosna’ya İsa Bey Zaviyesi Mevlevîhânesi’ni kurdurur. 1473’te. Maalesef o eski Yugoslavya döneminden 1957’de yıkılmış ve bugün de maket olarak bir yüksek tepede tekrar yapılmış. Mevlevî buradan gitmiş ve şehir bu Mevlevîhâne’nin üzerine kurulan olan bir şehir — nâdir olan şehirlerden. Saraybosna.” Bu tesbît son derece değerlidir: Saraybosna şehrinin ana kurucu merkezi bir Mevlevî zâviyesidir ve şehir o zâviyenin etrafında gelişmiştir. Eski Yugoslavya’nın komünist rejimi döneminde 1957’de bu tarihî Mevlevîhâne yıkılmış — bu, komünist rejimlerin mânevî değerlere karşı duruşunun bir örneğidir. Bugün maketi bir tepeye konulmuş olmakla beraber, aslı gitmiştir. Kazım Hoca’nın bu bilgiyi vermesi, programın tarihsel derinliğine çok mühim bir katkıdır: Gelibolu Mevlevîhânesi ile Saraybosna İsa Bey Mevlevîhânesi arasındaki mânevî köprü, 500+ yıldır devâm eden bir halkadır.
Bosnalı İlâhî Sanatçısı Armin Muzafferija
Kazım Hoca yanında Bosna’da çok ünlü bir müzik sanatçısı olan Armin Muzafferija’yı da getirmiştir. Armin Bey, programda Türk-Balkan ortak ilâhîleri okuyarak cemaatle bir “gönül köprüsü” kurmuştur. “Türk Balkan Ortak İlâhîleri” projesi, Anadolu ve Balkanlardaki ortak mânevî mirasın canlandırılması için son derece kıymetli bir gayrettir. Çünkü Osmanlı zamânında bütün Balkanlar’da Türkçe ilâhîler okunmuş, Mevlânâ’nın Farsça beyitleri Türkçeye ve yerel dillere tercüme edilmiş ve bir ortak Müslüman ses kültürü oluşmuştur. Bu kültür, Osmanlı’nın çekilmesiyle birlikte büyük ölçüde kaybolmuş, ama hâlâ bazı Bosnalı sanatçılar (Armin Muzafferija gibi) bu mirası yaşatmaktadırlar. Cemaate iki ilâhî okuması, programın mânevî atmosferini derinleştirmiş ve Türk-Balkan kardeşliğinin sesli bir beyânı olmuştur.
Macaristan, Batı Trakya ve Diğer Balkan Heyetleri
Programda ayrıca Macaristan Müftüsü ve Macaristan’dan gelen dostlar, Batı Trakya’dan misâfirler, ve “tüm Balkanlardan gelen konuklar” ağırlanmıştır. Efendi hazretleri tek tek hoş geldiniz diyerek her heyete saygı ifâde etmiştir: “Macaristan’da İslâm’ı, Macaristan’da bizleri temsîl ediyorlar. Kendilerine de hoş geldin diyoruz. Batı Trakya’dan misâfirlerimiz var. Kendilerine de hoş geldiniz diyoruz. Ve Balkanlardan gelen tüm konuklarımıza tekrar tekrar hoş geldiniz diyoruz.” Macaristan Müftülüğü Avrupa’daki en eski ve köklü İslâm mûessesinlerinden biridir; Osmanlı döneminden kalma Müslüman cemaatin temsîlcisidir. Batı Trakya’daki Müslümanlar ise Lozan Antlaşması ile bugünkü Yunanistan sınırları içinde kalmış olan Türk-Müslüman nüfusudur. Bu geniş Balkan temsîliyyeti, Gelibolu Mevlevîhânesi’nin sâdece Türkiye için değil, bütün Balkan Müslümanları için bir mânevî merkez olduğunu göstermektedir.
Efendi Hazretleri’nin Müjdesi: Saraybosna Mesûdiyye’den Semâzen
Efendi hazretleri bu programda çok değerli bir müjdeyi duyurmuştur: “Kazım Hocamızın bâzen mesajları olur. En son gönderdiği mesajlardan birinde, Bosna Mesûdiyye Tekkesi’nde Semâzen yetiştirdiğini ve artık Bosna Mesûdiyye Tekkesi’nden de — doğru mu hocam, değil mi? — Semâzen yetiştiğini Gelibolu Mevlevîhânesi’nden hepinize müjdelemek istiyorum.” Bu muhteşem bir haberdir: Saraybosna’daki 600 yıllık Mesûdiyye Tekkesi’nde Semâzen yetiştirilmeye başlanması, Balkan Müslümanları arasında tasavvufun canlandırılmasının fiilî bir delîlidir. Komünist rejimin yıllarca bastırdığı mânevî hayat, son 30 yılda yavaş yavaş canlanmaktadır. Efendi hazretleri kendine has esprili üslubuyla eklemiştir: “Tabîi sûfîler bir yapar bir yürür, tavşan — özür dilerim — kaplumbağa misâli. Ama devlet erkânı bir yapar, bin alır, on bin alır.” Yâni sûfîler yavaş ama sâbit adımlarla ilerlerken, devletlerin dînî kurumları daha hızlı sonuç almaktadır. Bu, tasavvufun “tavşan-kaplumbağa” metaforunda tasvîr ettiği sabır ve tevekkül prensibinin günümüzde nasıl yaşandığının bir ifâdesidir.
Çanakkale Valisi Orhan Tavlı’nın Konuşması
Programın şeref konuşmasını Çanakkale Valisi Sayın Orhan Tavlı Beyefendi yapmıştır. Vali Tavlı cemaati şöyle selamlamıştır: “Saygıdeğer Mevlânâ dostları, Balkan coğrafyasından ilimizde teşrif eden saygıdeğer misâfirlerimiz, saygıdeğer hanımefendiler, beyefendiler — hem Gelibolu ilçemizin hem de Balkanların mânevî kalbi olan dünyanın en büyük Mevlevîhânesine hoş geldiniz, şerefler verdiniz.” Sonra Mevlânâ hakkında derin bir beyânda bulunmuştur: “Mesnevîsi ile gönülleri fetheden, Anadolu ve Trakya topraklarını ilmiyle, sözleriyle, öğütleriyle yoğuran, 7 asır önce ektiği kardeşlik tohumlarıyla millet olma şuurunu inşâ eden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi, en yüce dost-avuslatının 745. seney-i devriyesinde bir kez daha yâd ediyor ve rahmetle anıyorum.” Vali Tavlı’nın en çarpıcı sözü şu olmuştur: “Toprağın üstünde nasıl göklere yükselen kubbelerimiz, minarelerimizin Mimar Sinanları varsa, toprağın altında da var olan kalplerimizi, rûhlarımızı onaran Mevlânâ gibi, Yûnus Emre gibi, Hacı Bektâş-ı Velî gibi ulu gönül mimarlarımız sâyesinde bugün vatanımız, bayrağımız, kardeşliğimiz ve istiklâlimiz de vardır.” Bu beyân, Türk milletinin maddî ve mânevî iki büyük mimarlar ordusunun olduğunu — bir yanda Mimar Sinan gibi müşahhas mimarlar, öbür yanda Mevlânâ gibi mânevî mimarlar — ve istiklâlimizin her iki temel üzerinde durduğunu ifâde eder.
Anadolu’nun Dört Mânevî Mimarı: Mevlânâ, Yûnus, Hacı Bektâş-ı Velî, Ahmed Yesevî
Vali Tavlı konuşmasında Anadolu’nun mânevî mimarlarını üç yerine dört olarak saymıştır: “Eğer bugün tek millet olarak kardeşçe hür ve bağımsız yaşama imkânına sahipsek, Hz. Mevlânâ’nın, Ahmed Yesevî’nin, Yûnus Emre’nin aşk ile yoğurdukları eserlerinin netîcesidir.” Efendi hazretleri’nin sohbetlerinde genellikle “Mevlânâ, Hacı Bektâş-ı Velî, Yûnus Emre, Muhyiddîn İbn Arabî” olarak zikrolunan dörtlünün bir varyantıdır bu — Vali İbn Arabî yerine Ahmed Yesevî’yi koymuştur, çünkü Ahmed Yesevî Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türk tasavvufunun pîri olarak bilinir ve Anadolu’nun Türkleşmesinin mânevî kaynağıdır. Hakîkatte Anadolu’nun manevî mimarları bir beş kişilik silsile olarak da düşünülebilir:
- Hoca Ahmed Yesevî (ö. 562/1166): Orta Asya’dan başlayan Türk tasavvufunun pîri. “Dîvân-ı Hikmet” müellifi. Onun talebeleri Anadolu’ya taşınmıştır.
- Muhyiddîn İbn Arabî (ö. 638/1240): Endülüs’ten Anadolu’ya gelmiş nazarî tasavvufun zirvesi. Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsü’l-Hikem müellifi.
- Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 672/1273): Belh’ten Konya’ya gelen, Mesnevî-yi Şerîf’in müellifi, Mevleviyye yolunun pîri.
- Hacı Bektâş-ı Velî (ö. 669/1271): Horasan’dan Anadolu’ya gelen, Bektâşiyye yolunun pîri.
- Yûnus Emre (ö. 720/1320): Sivrihisar/Eskişehir’den çıkan, halk diline tevhîdi ve muhabbeti tercüme eden en lirik şâir.
Bu beş büyük isim, Anadolu’nun mânen kurulmasının gerçek mimarlarıdır. Osmanlı’nın Batı’ya açılması (Balkanlar’a, Avrupa’ya), bu mânevî mimarinin taşıdığı sevgi-kardeşlik-hoşgörü değerleri ile olmuştur. Aksi hâlde 600 yıl Balkanlar’da birlikte yaşama mümkün olmazdı.
“Toprağın Altındaki Kalp Onarıcıları”
Vali Tavlı’nın bu metaforu son derece derin bir tasavvufî hakîkate işâret eder. Toprağın üstünde kubbeler ve minareler vardır — bunlar fiziksel eserlerdir ve mimar Sinanlar tarafından yapılır. Toprağın altında ise “kalp onarıcıları” vardır — bunlar mânevî eserlerdir ve Mevlânâ, Yûnus, Hacı Bektâş-ı Velî gibi “gönül mimarları” tarafından yapılır. Bir milletin istiklâli sâdece fiziksel savunma gücüne değil, aynı zamanda “kalplerin ve rûhların onarılmış olmasına” bağlıdır. Bir milletin gönlü bozulmuşsa, en büyük orduları bile onu kurtaramaz. Bir milletin gönlü sağlam ise, en büyük düşmanlara bile direnebilir. Bu yüzden Vali Tavlı’nın “istiklâlimiz de bu mânevî mimarlara bağlıdır” beyânı sâdece bir kültürel saygı değil, bir güncel siyâsî-askerî analizdir: Türkiye’nin bekası, mânevî mirasının canlı tutulmasına doğrudan bağlıdır.
Mevlânâ’nın Dil-Din-Irk Ayrımı Yapmayan Mesajı
Vali Tavlı konuşmasının sonunda Hz. Mevlânâ’nın asıl çağrısının ne olduğunu özetlemiştir: “Dil, din ve ırk ayrımı yapmadan gönüllerimize birlik, beraberlik, sevgi ve hoşgörü tohumlarını eken Hz. Mevlânâ, çağlar ötesine geçerek günümüzde değerinden hiçbir şey kaybetmemiş evrensel öğretileriyle dünyamızı aydınlatmaya devâm etmektedir. Hz. Mevlânâ insanlara sürekli sevgi ve saygıyı, birbirlerine karşı hoşgörülü olmalarını telkin etmiş, kardeşlik ve dostluk içinde yaşamaları için çağrılarda bulunmuştur. Verdiği sevgi ve hoşgörü mesajlarıyla insanların kalplerini birbirine yaklaştırmış, onları birbirleriyle kaynaştırmıştır.” Bu beyân, Hz. Mevlânâ’nın modern çağdaki önemini ortaya koyar: Çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir dünyada yaşıyoruz ve bu yaşam ancak sevgi-hoşgörü-kardeşlik eksenine oturursa sürdürülebilir. Mevlânâ’nın çağrısı tam bu ekseni işâret etmektedir ve 745 yıl sonra hâlâ taptâzedir.
Programın Sonu ve Kurumsal Teşekkürler
Efendi hazretleri Çanakkale Valiliği ve bütün kurumlara teşekkür ederek programı sonlandırmıştır: “Kurumsal mânâda valiliğimizle beraber bizlerden hiçbir zaman desteklerini eksik etmeyen Kol Ordu Komutanlığımız ve askerî kurumlarımıza, Sayın Alan Başkanlığımıza — ki Çanakkale şehîdlerinin ve onların dünyaya tanıtılmasında son yıllarda çok iyi bir ivme yakalamışlardır — ve onun başkanı Sayın İsmail Kaşdemir’e, Kültür-Turizm Müdürlüğümüz ve müdürümüze, ve kurumsal anlamda bizlere destek olan bütün kurumlarımıza da ayrıca ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.” Bu teşekkürler, Tasavvuf Vakfı’nın Türkiye devleti ile kurduğu sağlıklı ilişkinin bir yansımasıdır: Dînî hizmetleri yaparken devlet kurumları ile beraber çalışmak, çatışmaya girmemek, mevcut nimetlerden istifâde ederek ümmet hizmetini sürdürmek. Bu, Efendi hazretleri’nin daha önceki sohbetlerinde de vurguladığı “devlete sahip çıkma, dinî söylemlerle devleti yıkmamaya çalışma” prensibinin fiilî tatbîkidir.
Balkan Türk-İslâm Medeniyetinin Dirilişi
Bu program, Balkanlar’ın Türk-İslâm medeniyetinin bir canlanmasını temsîl etmektedir. 100 yılı aşkın bir süredir Osmanlı’nın çekilmesiyle zayıflayan Balkan Müslümanları, bugün Türkiye’nin hem devlet seviyesinde hem sivil toplum seviyesinde kendilerine uzanan eline ümitle bakmaktadırlar. Karadağ Diyânet Başkanı’nın “Bu bizim anavatanımızdır” beyânı, Saraybosna Dekanı’nın İsa Bey Zaviyesi’nden Gelibolu Mevlevîhânesi’ne uzanan mânevî köprüyü hatırlatması, Macaristan-Batı Trakya heyetlerinin varlığı — bunların hepsi Balkan-Türk-İslâm kardeşliğinin yeniden inşâsının delîlleridir. Bu kardeşlik siyâsî bir proje değil, mânevî bir hakîkattir — Hz. Mevlânâ, Hacı Bektâş-ı Velî, Yûnus Emre ve Ahmed Yesevî’nin eserleri bu kardeşliği mümkün kılmıştır. Ve bugün Gelibolu’daki bu program, o eserlerin canlı bir devâmıdır.
Âmelî Dersler
Efendi hazretlerinin bu 6. sohbet-i şerîfinden (umûmî programdan) çıkarılacak âmelî dersler şunlardır:
- Mevlevîhâneleri ziyâret et: Gelibolu, Konya, Afyon gibi büyük Mevlevî merkezlerini ziyâret et ve aylık programlarına katıl.
- Balkan Müslümanlarına kardeşlik elini uzat: Karadağ, Bosna, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Batı Trakya’daki Müslümanlar bizim kardeşlerimizdir.
- Said Nursî’nin “İslâmiyyet güneş gibidir” sözünü hatırla: Üflemekle sönmez — sâdece kendine karanlık yaparsın.
- Saraybosna İsa Bey Zaviyesi’ni unutma: Bosna’ya gidenler bu mekânın tarihçesini öğrenmeli ve maketini ziyâret etmelidir.
- Mevlânâ’nın “beni âşıkların gönlünden arayın” beyânını tatbîk et: Onu türbelerde değil, yaşayan âşıkların kalplerinde bul.
- Türk-Balkan ortak ilâhîlerini öğren: Armin Muzafferija gibi sanatçıların eserlerini dinle, bu mânevî mirâsı canlı tut.
- Hat sanatını destekle: İsmail Öztürk gibi hattatların sergilerini gez, Kur’ân estetiğinin en güzel tezâhürlerini öğren.
- Anadolu’nun beş mimarını tanı: Ahmed Yesevî, İbn Arabî, Mevlânâ, Hacı Bektâş-ı Velî, Yûnus Emre.
- “Toprağın altındaki kalp onarıcıları”nı önemse: Toprağın üstündeki kubbeler kadar mânevî mimarlar da mühimdir.
- Devlet-dîn ilişkisinde dengeli ol: Devletin meşrû otoritesine hürmet, ama dînin özünden tâviz verme.
- Dînî söylemlerle devleti yıkma: Emperyalist oyunlara âlet olma; devletin eksikliklerini tenkit ama meşrûiyyetini tanı.
- Balkan tarîkatlarını ziyâret et: Mesûdiyye Tekkesi gibi 600 yıllık tekkeler kardeşlerimizin yurdudur.
- “İman Yemen’dendir” hadîsini unutma: Ama “hikmet Balkanlar’dandır” beyânını da zihninde tut.
- Hâdis-i şerîf “bu ev Mevlevîhânenin üzerine kurulmuş şehirdir”: Saraybosna’nın bu bilgisini öğren.
Referanslar ve Kaynaklar
Bu programda zikrolunan âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler ve tasavvufî kaynaklar:
- Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — “Beni toprağın altında aramayınız, beni âşıkların gönlünden arayınız” beyânı
- Hz. Mevlânâ — “Gel ne olursan ol gel” çağrısı
- Hz. Mevlânâ — Mesnevî-yi Şerîf (altı ciltlik büyük eser)
- Hoca Ahmed Yesevî — Dîvân-ı Hikmet, Yeseviyye yolunun pîri
- Hacı Bektâş-ı Velî — Bektâşiyye yolunun pîri, Makâlât müellifi
- Yûnus Emre — Dîvân-ı İlâhiyyât
- Muhyiddîn İbn Arabî — Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsü’l-Hikem
- Gelibolu Mevlevîhânesi — Dünyanın en büyük Mevlevîhânesi (Osmanlı dönemi)
- Saraybosna İsa Bey Zaviyesi Mevlevîhânesi — 1473’te kurulmuş, 1957’de yıkılmış
- Mesûdiyye Tekkesi — Saraybosna’da 600 yıllık tekke, bugün hâlâ faal
- Bediüzzaman Said Nursî — “İslâmiyyet güneş gibidir, üflemekle sönmez” beyânı
- Medîne Vesîkası — Yahudi ve Hristiyanları “ümmet” kapsamına alan ilk İslâm anayasası
- Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi — “Arab’ın Acem’e üstünlüğü yoktur, üstünlük takvâdadır”
- Çanakkale Valisi Orhan Tavlı — “Toprağın altındaki kalp onarıcıları” metaforu
- Karadağ Diyânet İşleri Başkanı Rıfat Feyziç Hoca — Karadağ temsili
- Prof. Dr. Kazım Hacımeyliç — Saraybosna Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Mesûdiyye Tekkesi Üstâdı
- Armin Muzafferija — Bosna’nın meşhur ilâhî sanatçısı
- Hattat İsmail Öztürk — Çanakkale’li hattat, geleneksel Türk sanatları hat sergisi
Programın Özeti
Mustafa Özbağ Efendi hazretleri’nin ev sahipliğinde, 2018 yılında Gelibolu Mevlevîhânesi’nde akdolunan bu 6. sohbet-i şerîfi — aslında “umûmî bir program” — Hz. Mevlânâ’nın 745. Vuslat Yıldönümü münâsebetiyle “7. Balkan Coğrafyası Çanakkale’de Buluşuyor” projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir. Program, Çanakkale Valisi Orhan Tavlı’nın himâyelerinde, Karadağ Diyânet İşleri Başkanı Rıfat Feyziç, Bosna-Hersek Saraybosna Dekanı Prof. Dr. Kazım Hacımeyliç, Bosnalı ilâhî sanatçısı Armin Muzafferija, Macaristan-Batı Trakya-Balkanlardan gelen diğer misâfirlerin iştirâkiyle icrâ edilmiştir. AK Parti milletvekillerinin telgraf mesajları okunmuş, Gelibolu Mevlevîhânesi’nin dünyanın en büyük Mevlevîhânesi olduğu, 126 ay içinde 126 aylık program icrâ edildiği, duvarlarında Hattat İsmail Öztürk’ün hat sergisinin sergilendiği zikredilmiştir. Karadağ Diyânet Başkanı “Türkiye bizim anavatanımız, 100 yıl hasretle bekledik” samîmî beyânında bulunmuş; Bediüzzaman Said Nursî’nin “İslâmiyyet güneş gibidir, üflemekle sönmez” sözünü hatırlatmıştır. Bosnalı dekan İsa Bey Zaviyesi Mevlevîhânesi’nin (1473-1957) Saraybosna’nın kurucu merkezi olduğunu, eski Yugoslavya döneminde yıkılıp bugün makedasının bir tepede bulunduğunu, Saraybosna’nın “Mevlevîhâne’nin üzerine kurulmuş nâdir şehirlerden” olduğunu açıklamıştır. Efendi hazretleri Kazım Hoca’nın en son Mesûdiyye Tekkesi’nde Semâzen yetiştirdiği haberini müjdelemiştir. Vali Orhan Tavlı Mevlânâ-Yûnus-Hacı Bektâş-Ahmed Yesevî dörtlüsünü “Anadolu’nun mânevî mimarları” ve “toprağın altındaki kalp onarıcıları” olarak tarif etmiş; istiklâlimizin bu mânevî mimarların eserlerine bağlı olduğunu beyan etmiştir. Bu program, Balkan Türk-İslâm medeniyetinin canlanmasının fiilî bir delîli ve Türkiye-Balkan kardeşliğinin mânevî temellerinin yeniden güçlenmesinin bir şahâdetidir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu kardeşlik medeniyetinin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.