1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh geceniz hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ümmet-i Muhammed’i bir ve beraber eylesin inşâAllah. Atatürk döneminde eczanların Türkçe okunması, Kur’ân-ı Kerimlerin yakılması, yapılan yanlışlar hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu dönemde anlatılanların doğruluğu tartışılıyor. Yanlış bilgiler aktarılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Biz şimdi reğeli konuşmuş olsak bütün herkes yine ne olur Atatürkçe, Şeyh diye davul çalacaklar. Bu noktada benim herhangi bir sıkıntım, bir problemim yok. İnsanlar oturuyorlar, kalkıyorlar, bu meseleleri kaşıyorlar iki tarafta. Radyoda, basında, her yere. Bir taraf Atatürk’ün küfrüne fetva verip, kafirliğine fetva verip, veriyor veriştiriyor.
Bir tarafta Atatürk’ün neredeyse ilah edecek. Hatta peygamber edenler var. Mürşid-i Kamil zamanın kutlu diyenler var. Bu iki tarafta da ifrat ve tefrit var. İki tarafta. Ben birisinin şahıs olarak kafirliğine hükmetme noktasında değilim. Dinimizin böyle bir emri yok. Şahıs olarak bir kimse sizin yanınızda inkar ederse ancak şunu dersiniz. Sen bu inkarınla küfre düştün. Herkesin hatası eksikliği, yoksanlığı vardır. Yanlışlığı vardır. Herkesin dil sürçmesi vardır. Kasıtlı, bilinçli, yanlış konuşma hakkı vardır. Konuşur adam. Kaldı ki devlet başkanı. Fakat olayların gelişinden itibaren, gelişinden itibaren İrdelenmiyor. Ta Osmanlı’dan irdelenmesi lazım. Mesela Atatürk içki fabrikası kurdu diyorlar.
Ben oturduğum yerde gülüyorum. İlk Tekirdağ’da içki fabrikasını kuran Abdülhamid Han’dır. Zamanı şeyhli İslam’ından fetva alarak kurar. İlk bire fabrikasını kuran Abdülhamid Han’dır. Bunlar tarihi gerçek. bunları şimdi kalkıp da Atatürk’ün üzerine atfetmek Atatürk’e de vicdansızlık. Hiç kimse mesela bizim ülkemizde Abdülhamid Han’dan bahsetmez. Bahsederken herkes cennet mekanında. Doğru mu? Bir sürü de menkıbeler vardır değil mi? Evliya olduğuna dair. Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk Tekirdağ’da içki fabrikasının kurulmasına müsaade eden zamanı şeyhli İslam’ıyla beraber Abdülhamid Han’dır. İlk bire fabrikasının kurulmasına müsaade eden Abdülhamid Han’dır. Bizim nazarımızda neredeyse peygamberle eşdeğer de tutacağız biz Abdülhamid Han’ı.
Bunlar tarihin kendi içerisinde. Bu konuşulur mu Türkiye’de? Konuşulmaz. Ben şimdi buradan bunu söylüyorum. Yarın tenekemi çalarlar gene. Abdülhamid Han’a da laf söyledi. Gidin açın Osmanlı arşivlerinden okusunlar, baksınlar. Tarihçiler araştırsınlar, baksınlar. Biz birisini severken zirveye oturtuyoruz. Birisini yereceğimiz zaman da alıyoruz ayağımızın altına. Tarikatları ve tekkeleri kapattı. Ben bir gün bir sohbette dedim. Ben olsaydım ben de kapatırdım belki de dedim. Neden? Kokuşmuş ortalık. Siz İngiliz mandasını kabul eden İngiliz mandasını isteyen Osmanlı’nın son dönem şeyhlerini tanıyor musunuz? Ben şimdi bir laf daha söyleyeceğim. Yine ortalık karman çorman olacak. Ve bunların büyük bir çoğunluğunun Nakşibendi olduğundan haberiniz var mı?
2. Bölüm
Doğu’da, Güneydoğu’da, İstanbul’da, Anadolu’daki Nakşibendi dergalarının %80’inin hatta %90’ının İngiliz mandasını kabul ettiğini ve İngilizlerin gelip bu ülkeyi yönetmesini istediğine dair imza atan, bu konuda çalışma yapan dergaları tanıyor mu bu ülke? Tanıyor. Neden hala da bu ülkede tekrar söylüyorum? Bayramilik, Bektaşilik, Mevlevilik, Yûnus tartışılır. Neden bunlar al aşağı edilmek istenir? Neden illaki bunların köküne Kibrit suyu dökmek isterler, belli kesinler? Bunlar biliniyor mu? Neden Kadirileri, Rufaileri Tuğ Kaka ilan ederler? Bakın, Türkiye’de Tuğ Kaka ilan edilen, büyümeyen dergahlar vardır. Bunlar başlangıç, bayramilik, Mevlevilik, Rufailik, Kadirilik, Bektaşilik, Kalenderilik.
Siz bu dergahlar Anadolu’da hiçbir zaman büyümesine müsaade edilmez. Şu anda da edilmez. Bakın şu anda da edilmez. Bakın şu anda da edilmez. Bunlar çünkü gösterişten uzaktır, gösterişten uzaktır. Bunlar halkın içindedir, kendi halindedir bunlar. Bunlar para toplamaz, pul toplamazlar. Bunlar devlette yapılanmaya çalışmazlar. Bakın devlette yapılanmaya çalışmazlar. Türkiye’de kimler devlette yapılanmaya çalışırlar? Nakşibendi kökenli olanlar. Nakşibendi standartında olanlar, standartında olanlar. Bugünkü Türkiye’deki nakşibendileri söylüyorum. Siz bu dergattan bir tane normalde ama şu kardeşi şu devlet dairesine yetiştirelim, yerleştirelim diye bir çabamızı gördünüz mü bizim? Bizim bunlarla derdimiz, işimiz olmaz.
Herkes hakkının bileğinin hakkı neyse gitsin, çalışsın, koştursun, çabalasın, ne yapıyorsa yapsın. Aha şuradaki Çanakkale’deki üniversiteler koşturuyorlar, yırtınıyorlar böyle. Bu adam polis çıktı, bir türlü hakkını alamıyor. Mahkeme mahkeme dolaşıyor. Bunlar Türkiye’de daha derinlerine doğru inmek lazım. Köklerini bulmak lazım bunların. Bu İngiliz dergahları hala da mevcut Türkiye’de. Bunları konuşmak istemiyorum. Onların yüzü kapkara, şeytani bir şekilde. Allâh hepinizi de rüyanızda göstersin. Fitne çıkar düşüncesiyle ümmet birbirine düşecek düşüncesiyle susuyorum. Susuyorum. bir böyle kendi kendinize tefekkür edin. Kendi kendinize düşünün. dergahlar, tekkeler bu noktada bizim yaptığımızı bir kenara koyun.
Böyle bir alt alta üst üste koyun. Bir de onların işleyişlerine bakın. Karşılaştırın. Akıl sahibisiniz hepinizde. Ve onların yaptığının biz %1’inin 5’ini yapacağız var ya bizi tefe koyarlar. Biz onların topladıkları derileri, onların topladıkları paraları, onların topladıkları himmetleri, onların topladıkları çekleri, senetleri, sepetleri onların topladıkları arazileri, onların topladıkları evleri, onların topladıkları iş yerlerine onların topladıkları gayrimenkullerin %10’u değil, 1000’de 1’ini yapmış olsak var ya biz ne müfettişten geçebiliriz ne savcıdan geçebiliriz. Ama onlara hiçbir şey olmaz. Sebep onlara Osmanlı’da da olmalı. Sebep onlar Osmanlı’nın kendi içerisinde İngiliz stantlı, İngiliz stantlı bugünün bakanlarından onceden onların hepsi de paşaydı.
3. Bölüm
Bugünün bakanlarından torpilliydi. Öyle yürüdüler, öyle yaşadılar. E sonuçta Kurtuluş Savaşı’ndan önce de o dergahlar o tekkeler kendi yüzlerini gösterdiler o kadar emindiler ki 15 Temmuz gibi. Emindiler yüzlerini gösterdiler e ne yapacak bu seferde savaş bitince Atatürk bütün tekke ve zavirleri kapattı. Babadan oğula, babadan oğula, babadan oğula herkes vakıfların başına oturmuş tekkelere oturmuş nemalanıyor herkes. Eğer tekkeler vazifesini yapmış olsaydı Osmanlı çöker miydi? Hepsi de birbirini tetikleyen şeyler. Amirler bozulunca âlimler bozuluyor, âlimler bozulunca amirler bozuluyor. Devlet bozulunca tekkeler de bozulmuş herkes bozulmuş. E şimdi Atatürk’le alakalı örneğin herkes bir laf söyler.
Kur’ân’ı yaktı. Bunlar Cumhuriyet’in normalde İsmet İnönü zamanındaki olan hadiselerle Atatürk’e zamanında olan hadiselerini ayırt etmekte fayda var. İsmet İnönü’nün yaptığı şeyler bunlar. Kur’ân-ı Kerim’in yasaklanması, yakılması örtünün yasaklanması, bunların başörtüsü meselesi kadınların örtünme meselesi bu. Öyle olan şeyler. Ama bunun başlangıcı Cumhuriyet değil. Bunun başlangıcı birinci beşörtiyet. İkinci beşörtiyet. Sonra kılık kıyafet sarıyı yasaklayan Osmanlı. İlk sarıklıların yedi dipçik Osmanlı’dan. Tarih. Açacak bakacak herkes okuyacak. E kılık kıyafeti değiştirdi. E Osmanlı değiştirdi önce. Önce Osmanlı’yı eleştirin. Deyin ki ya bu yanlış yapmış. Batılılaşma Osmanlı’dan başlama. Biz batılılaşacağız diyen Osmanlı’nın kendisi.
Sarı selip, üçüncü selimden itibarı. E tarih. E batılılaşmayı sen Osmanlı olarak eline almışsın, devam ettiriyor. E Türkiye Cumhuriyeti Devleti’de kurulurken tombaladan çıkmadı. Herkes aldığı bir devlet terbiyesi var. Herkesin aldığı bir devlet var. Sonuçta bir devletin devamı. O da aynı devletin politikalarını devam ettiriyor. Nasıl şimdi bir önceden Milli Güvenlik Konseyi vardı. Osmanlı’da da böyle bir konsey var orada. Karar alınıyor. Ne yapacağız? Batılılaşacağız. Ne yapmamız lazım? Batılılaşmaktan anladığımız ee bu sarıkları çıkarmamız lazım. Haydi sarık yasaklanıyor İstanbul’da. Ne olması lazım? Bu cübbeleri de yasaklamamız lazım. Haydi şalvar, cübbe, sarık hepsi de yasaklanıyor. Bu yeni değil.
Neden son iki yüz elli yıl diyorum, son iki yüz yıl diyorum Osmanlı’yı da koyuyorum içine? E şimdi Atatürk iyi desek ne olacak, kötü desek ne olacak? Elimize bir şey mi geçecek? Ya al ııı İslam hukukunu kaldırdılar. Evet kaldırdılar. Haydi getirin. Haydi referandum yapalım. Referandum konusu olabilir mi bu? Bu eğitimi almış bir başkanımız var. İslami eğitim almış bir başkanımız var. Herkes oy verirken bu niyetle oy vermedi mi? Getirin. Hala da İngilizlerin kurduğu bir devletiz biz. Özgür değiliz. Siz bir yasayı böyle isterseniz yüzde elli bir değil, yüzde yetmiş de iktidara gelin. Siz o yasayı değiştiremezsiniz. Ben diyorum ya. Aa ne o Mescidi Aksa’ya özgürlük Ayasofya’ya neden yok? İsrail sana dese ki kardeş kendine gel.
4. Bölüm
Sen oradan Mescidi Aksa’ya özgürlük diyorsun. Kendi ülkendeki Ayasofya’yı açabiliyor musun? Hadi açın Ayasofya’yı. Göstermelik ucundan açmayın. Milletin tepkisini örtmek için, tepkisini başka bir yöne çekmek için ucundan orada kenarından bir yer açmayın. Ya açın Ayasofya’yı. Millet cumayı kılsın harıl harıl. Öyle dedim, cuma kılınacak cami mi yok dedi? Mescidi Aksa’da cami mi yok? Filistin’de. Bizim ilk kıblegahımız ki bizim de Türk millet olarak fetin sembolü. Milletimizin sembolü. Milletimizin sembolü ya. E Mescidi Aksa’ysa evet hadi cihâd ordusu kursunlar bir tane. Biz Müslümanlara farz. Mescidi Aksa’nı Aksa’yı normalde Mescidi Aksa’nın hür olması lazım. Oranın normalde Mescidi Aksa olarak söylüyorum.
Mescidi Aksa’nın hür olması lazım. Cuma’nın orada kılınması lazım. Orada kısasın uygulanması lazım. Orada kısasın uygulanması lazım. Oranın hürriyeti demek kısasın uygulanması demek. Bir ülkedeki Müslümanların hür olması demek o ülkedeki Müslümanların kısaslarının uygulanması demek. Bu şu demek oradaki Müslümanların hukuku icra edilecek. Eğer bir ülkede veya bir beldede bir yerde bu neresi olursa olsun Müslümanların hürlü söz konusuysa orada kısasın uygulanması lazım. Bunu konuşmaz. Ne bir şeyhi konuşur, ne bir hocası konuşur, ne âlimi konuşur, ne diyaneti konuşur, ne ilahiyatçısı konuşur. Konuşmaz bunu. Konuşamazlar. Korkarlar, çekinirler. Maaşlarını kaybederler, makamlarını kaybederler. Devlet nezdinde, millet nezdinde saygınlıklarını kaybederler.
Etraftan kaybederler. Dervişler der ki, aman efendim böyle konuşma başına iş gelir. Konuşamazlar. Tekrar söyleyeyim mi size? Müslümanlar ne zaman ki kısaslarını uyguladılar? Orada hürriyetlerini elde etmişlerdir. Eğer yaşadıkları topraklarda kısaslarını uygulayamıyorlarsa İslam’ın hukuku yok ise orada Müslümanlar hür değildir. Hür değildir. İmam-ı Şafi’ye göre o beldedeki Müslüman, son Müslüman, son Müslüman eğer diyor bir beldede daha önce İslam hukuku uygulanır da orada İslam hukuku askıya alınır, uygulanmazsa son Müslüman şehit oluncaya kadar Müslümanların İslam hukukunu icra etmesi için cihâd etmesi farzayındır. O yüzden derim ben Şafi olan kardeşlere. Kardeşler siz Şafi akaydını bilmiyorsunuz.
Şafi akaydını bilmiş olsanız siz Şafil’i yaşamanız mümkün değil. Bu iş sadece abdest de bitmiyor. Bazen anlatırım radyoda sorulu cevaplı puji puji var. Radyoda sorulu cevaplı program yapıyoruz. Bir tane emekli müftü ben biliyorum. Şeyde oturuyor. Emir Sultan’da oturuyor. Hep böyle kasıtlı sorular soruyor. Hep böyle şey yapıyor. Darül Harp meselesi açıldı. Ben radyodan radyodan söylüyorum onu. Halka açık. Eski arkadaş. Çok eskiler bilirler. Yıl 93-94 Sancak Efen vardı o zaman. Hatırladınız mı? Terörle mücadele gece programı bastı. Bu meseleden dolayı. Şehitlik de girdi işin içerisine. Tabii müftü ya ben tanımıyorum zannediyor. Bilmiyorum zannediyor. siz dedi nasıl harp olmaz dedi. Ben de dedim ki sonraki paragrafı oku.
5. Bölüm
Nasıl dedi. Evet dedim. Darül İslam olan yer İmam Şaf öyle der. Daha önce Darül İslam olan yer asla Darül Harp olmaz. Hüküm böyledir. Sonraki paragraf devam eder ama. Şayet ki orada İslam hukuku icra edilirken, İslam hukuku icra edilmesi rafa kaldırılırsa, icra edilmez hale gelirse son Müslüman şehit oluncaya kadar İslam hukukunu icra etmek için Müslümanların savaşmaları farz ayındırlar. Savaşmak burada kıta, ölüm, mücadele değil. Savaşmak, ölüm. Doğru mu dedim radyodan söylüyor. Doğru söylüyorsun. O zaman çarpıtma dedim. Doğruyu çarpıtma. namaza yaklaşmayınız meselesi gibi. Doğruyu çarpıtma. Çarpıtıyor. o zaman siz Türkiye Darül Harp mi diyorsunuz diyor bana. Ben dedim Türkiye Darül Harp, Darül İslam demiyorum.
Bir beldede İslam hukuku yok ise İmam Muhammed’e göre orası Darül Harp’tir. Neresi olursa olsun. Hatta eski arkadaşlar bilirler. O zaman x devlet derim. Hindistan derim. O zamanlar öyle örnek veriyorum. Şimdi öyle örnek vermiyorum. Neden? Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı iken kendisi Türkiye’nin Darül Harp olduğunu beyan etti. Süleyman Demirel dedi. Kulaklarımla duydum dedi ki Türkiye Darül Harp’tir. Süleyman Demirel söyledi. Bak Mustafa Özbah söylemiyor gene. Kim? Süleyman Demirel söyledi. Süleyman Demirel’in söylediğini söylüyorum. E Süleyman Demirel de sonuçta Nurcu kardeşlere gittiğinde Nurcu kardeşleri Risale-i Nur’un önünde ondan sonra fotoğraf veren bir kimse. Tabii. Tabii. Hatta gidiyorlar heyet halinde Süleyman Demirel’e.
Diyorlar ki Süleyman Demirel’in kendi içindeki lakabı beyefendidir. Herkes ona beyefendidir. Partinin özü etrafı. Tabii beyefendiyle görüşebilir miyiz? Beyefendi gitti. Geldi. Ona gidiyorlar. Milletvekili isteyecekler. Diyorlar efendim birkaç milletvekili arkadaş bize verseniz tabii Risale-i Nur’un önünde komple külliyatın önünde o da. Demiş ya siz ne milletvekili arıyorsunuz ki? Başbakan var demiş. Milletvekili ne yapacaksın? O da öyle bir siyasetçi. Bunu da bizatihi kulağımla duydum. Bizim Bayındır’da iyi nurcular vardı yeni Asyacılar. O Risale-i Nur’un Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretlerinden siyasetin şerrinden de şeytanın şerrinden de Allâh’a sığınırım demiş ama o Bediüzzaman Hazretlerine ve ilk nurculara göre sonrakinler değil.
Sonrakinler de siyasetin göbende hiç sıkıntı yok. şimdi Türkiye’deki dergahların tekkelerin geldileri de araştırılmalı. Şimdi kafanıza şüphe sokacağım ama 12 Eylül’deki hangi dergahlara dokunulmadı? 28 Şubat’ta hangi kimlere dokunulmadı? Hangi dergahlara dokunulmadı? Hangi tekkelere dokunulmadı? 12 Eylül’de hangi cemaatlere dokunulmadı? 28 Şubat’ta hangi cemaatlere dokunulmadı? Bunlar gözden kaçan şeyler. Şeytanın sakladığı yerler bunlar. Kurtuluş hatta daha geriye dokunursunuz. Kurtuluş savaşına katılan dergahlar ve tekkeler. Kurtuluş savaşına katılmayan dergahlar ve tekkeler. Sizin içinde bulunduğunuz dergahın geldisi Gazi bir dergâh. Kurtuluş savaşına katılmış. Kurtuluş savaşına katılmış bir dergâh.
6. Bölüm
Çorum’a söylüyorum. Ben Çorum’la alakalı söylüyorum. Şeyh Efendi Hazretleri’nin son dergahı Çorum çünkü. Ondan önce Bilal Nadir Hazretleri. Bilal Nadir Hazretleri vefat ediyor. Oğlum Çorum’a gideceksin diyor. Çorum’a gidiyor. Hazreti iki tane peygamber görüyor istihare içinde. Devam ediyor. Çorum Hazretleri vefat edinceye kadar. Ve Çorum dergahı Kurtuluş Savaşı’na katılan dergahlardan. Hem dervişleriyle hem de bir teneke altın varmış. Nijerya’dan geliyor. Çünkü aklımda kaldığı kadarını söyleyeceğim. Hacı Ali Haydar Efendi Nijerya’ya bir tane nakip gönderiyor. Oğlum git orada tarikat ahaliyi anlat diye. Nijerya’ya gidiyor. Nijerya’da o tarikat ahaliyi anlatıyor. Orada dergâh kuruyor. Dergâh kurunca oradaki Müslümanlar böyle bir şeye mazhar olduk diye tüylerim diken diken oluyor.
Hakkınızı helal edin. Bir teneke altın topluyorlar. Gönderiyorlar orada fakir fukaraya şey olsun diye. Orada da altın madeni var. Fakir fukaraya diye. Bir teneke altın dergahın orada çıkış kapısında durulmuş. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi anlattı. Ta ne zamana kadar Kurtuluş Savaşı’na gelinceye kadar. Ona da Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri anlatmış. Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri demiş ki hatta evladım ben çocuktum. Ben çocuktum. Annemiz vefat etmiş. Annemiz vefat etmiş. Babam bir daha evleneceği zaman daha önce evleneceği zaman da orada zorla Hacı Ali Eder Efendi iki tane altın vermiş ona. İlk evleneceği zaman. O evlenmiş eski vefat etmiş. Vefat edince bir daha evlenecek. Bir daha zorla ona iki tane altın vermiş.
Ihtiyacı olan oradan alsın demişler. Hiç kimse bir tane altın almazmış dergahta. Hatta Şeyh Efendi Hazretleri dedi ki oğlum şimdi dergahı bir tane altın koysak dedi. Ondan sonra herhalde sabaha kalmaz dedi. herkes alır gider ihtiyacım var diye dedi. O zamanlar öyleymiş dedi. Ondan sonra ben bununla da şimdi içimdekini de söyleyeyim. Biz oraya bir tane altın koymuş olsak ben inanıyorum buradaki kardeşlerin, arkadaşların bir tanesi elini sürmeden çıkar buradan. Evet. Bunu Şeyh Efendi’ye karşı övünmek için söylemiyorum. Şimdi kardeşlere şuraya biz çünkü artık utanıyorum birisine bir şeye ihtiyacın var mı deme kime sorsam yok hamdolsun diyor. Çıkıyor işin içinden. Elhamdülillah. Böyle kardeşlerim olduğu için de çok büyük mutluluk duyuyorum.
Ihtiyacı olsa dahi ihtiyacın var demiyorum. Bakın ihtiyacı olan dahi ihtiyacın var demiyorum. Hamdolsun. Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum. Ve o bir tane ki altın kuvvay milliyeye veriliyor. O zamanki mevcut dergahlara da emirname yayınlanıyor. Herkes kuvvay milliyeye katılacak vatanın kurtuluşu için mücadele edecek diye bütün dervişler kurtuluş savaşına katılıyor. Biz o dergahın müntesibiyiz. Bunun altını çizeyim ben. Biz İngiliz soytarısı dergahlardan değiliz. Biz İngiliz gizli servisinin ayırdığı, kayırdığı, yönettiği dergahlardan da değiliz. Cemaatlerden de değiliz. Tekkelerden de değiliz. Bizi yönetecek olan bizi yönlendirecek olan adamın anını karıştırırız elhamdülillah. Ha başımıza gelir ne gelecekse gelsin.
7. Bölüm
Hiç önemli değil. Biz Kur’ân, Sünnet, vatan, millet mücadelesinde dimdik dururuz. Nasıl eskilerimiz durmuş? Yine dururuz. On iki Eylül’de de çileyi çekmiş bizim dergâh. On iki Eylül’de Tire’de basılıyorlar. Içeride tutuluyorlar Şeyh Efendi’de. O zaman Şeyh Efendi’de giriyor. Çorumun acı Mustafa Efendi’de giriyor. Günlerce Tire’de cezaevinde tutuluyor. Şikayet ediyorlar. Çorumun acı Mustafa Efendi Hazretleri Tire’ye geliyor. Öyle Allâh affetsin. Dedemin sözüdü bu da. Tire’nin fitnesi derdi. Fitneci bir yerdir. Şikayet ediyorlar orada. Çorumun acı Mustafa Efendi yaşlı yetmişin üzerinde o zaman için. Seksene dayanmış. Cezayı ehliyeti yok. Sormuş yüzbaşı. Sen şeyh misin demiş? Evet demiş. Bunlar senin dervişlerin mi demiş?
Hayır demiş. Kim derviş? Benim demiş. Ancak çünkü bir şeyh derviştir. Geri kalanı hepsi de taliptir. Sûfî manada. Sûfî manada ancak oranın şeyhi derviştir. Ona sorsan o da derviş olamadım der. Ama orada öbür günleri kurtaracak ya. Herkesi kurtarıyor. Bunlar ne demiş? Bunlar derviş değil demiş. Bunlar ne talip hepsi de demiş. Zaten dava düşmeden de vefat ediyor. Dava devam ederken vefat ediyor zaten. Ben yeni derviş olduğumda Şeyh Efendi Tire’ye mahkemeye gelir giderdi. Dava. Devam ediyor. Yaklaşık ben derviş olduktan beş altı yıl sonra düştü dava. Öyle de devam etti. Ha Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren dergahlar tekkeler incelenmesi lazım. Kimler İngiliz taraftarı olmuş? Kimler Fransız taraftarı olmuş?
İncelenmesi lazım. Kimler Kuvae Milliye’ye katılmış? Kimler katılmamış? İncelenmesi lazım. On iki Eylül hangi dergahlara baskı yapmış? Hangi dergahlara bu noktada ne yapmış? Hangilerine göz yummuş? Bakılması lazım. Devam edilmesi lazım. Yirmi sekiz Şubat’a gelinmesi lazım. Yirmi sekiz Şubat’ta yirmi sekiz Şubat’ı destekleyen tekkeler, dergahlar desteklemeyen dergahların içerisindeki zakirler, nakipler bunların incelenmesi lazım. Bazen diyorum ya yirmi sekiz Şubat’ta kim kepenk kapatmış? Yirmi sekiz Şubat’ta kim bırakıp gitmiş? Kim çekmiş gitmiş? İncelenmesi lazım. Çekip giderken kimler tavsiye etmiş onlara çekip gitmeyi? Kepenk kapatırken hangi tavsiyelerle, kimin tavsiyesiyle kepek kapatmış?
Biz kepenk kapatmadık diye başımıza gelenlere gelenler için tabii o zaten çok konuşurdu. Başına gelmesi de müstahak kimler demiş? Şeyh Efendi’nin hangi zakirleri demiş? Hangi nakipleri demiş? İncelenmesi lazım. E burada biz arkadaşlarla zikir yapacağız, ders yapacağız diye uğraşırken kimler bırakmış gitmiş? Sebebi ne bırakmasının? Kim üflemiş? Hangi polis gidip dükkanına demiş, git bırakın şunu yapacağız. Hangi polisin sözüne bakmışlar? Hangi emniyet amirinin sözüne bakmışlar? Hangi mit görevlisinin sözüne bakmışlar? Neyin sözüne bakaraktan bırakıp gitmişler? Bunlar derin şeyler. Bunlar uzun meseleler. E şimdi tabii normalde Atatürk malum istismara açık. Atatürkçüler için de istismara açık. Muhafaza karız diyenler için de istismara açık.
8. Bölüm
Herkese istismara açık. Herkesin bir Atatürkü var. Herkesin bir Atatürk var. Herkes birbirinin Atatürküne aslında birbiriyle mücadele ederken savaşırken birbirinin Atatürküne küfrederekten savaşıyor. Yok öyle savaşma kardeş. Çık meydana. Kimle savaşacaksan savaş. Bırak Atatürk’ü tartışma. Bir şey mi kazandıracak sana tartışarak da? Kafir desen bir şey mi kazanacaksın? Mümin desen bir şey mi kazanacaksın? Mümin dedin bir şey mi kaybettin? Kafir dedin bir şey mi kazandın? Bırak geç. Bir şeyin süreci var. O süreç yaşanıyor. O yüzden bu dönemde anlatılanların doğruluğu yanlıştır. Bütün herkesin bir şeysi var. Ama bunu geçmiş dönemde de anlatan kim anlattı? Örneğin. bir ara meşhurdu ya. Neyin anıları vardı?
Neydi o adamın adı? Rıza Nur’un anıları vardı. Değil değil mi? Neyi? Ne kadar doğru, nereden biliyoruz? Adama ne yazmış sadece? E Rıza Nur dediğimiz adam kim? Adına bakmayın Rıza Nur olduğunu. Ne adam? Müslüman mı? Kimse bunun tartışmıyor. Gerçek ismi ne? Bunu tartışıyorlar mı? Tartışmıyorlar. Ve bu koçun dedesi ve bu koçun babası. Biliniyor mu gerçek ismi? Kimse tartışmıyor. Kim kimin destekçisi? Biliniyor mu? Bilinmiyor. Bilinmiyor. Bu ülkede henüz daha aydınlığa kavuşmamış. Hem yakın tarih olarak hem orta tarih olarak. Çok şey var. Çok şey var. Hangi yönlendirmelere kurban gidiyor ülke? Biliniyor mu? Bilinmiyor. Ha biz kendimizce on beş Temmuz meydana çıkıyor mu? Bakın herkes çıktığını düşünüyor, öyle değil mi?
Çıkmadı daha meydana. Meydana çıkmadı daha. Açıklanmıyor. Arkasındaki ülkeleri bilmiyoruz, içerisindeki sivilleri bilmiyoruz, askerlerin içindeki komutanları bilmiyoruz, mitin içindekilerini bilmiyoruz, siyasetçileri bilmiyoruz, bilmiyoruz. Açıklanmıyor. Onlara dokunulmuyor. yirmi sekiz Şubat’a dokunuldu mu? Hayır. Kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı, arkalarında kim vardı? Dokunuldu mu? Hayır. On iki Eylül’e dokunuluyor mu? Hayır. Atmış ihtilaline dokunuluyor mu? Hayır. Aslında aldatılıyoruz. Mağdur olanların mağduriyetlerini ortadan kaldırıyor. Sonra da biz ooo tamam bitti diyoruz. Değil. Atmış bir ihtilalin gerekçeleri. Bunlar arşivlerde vardır. Atmış ihtilalin gerekçeleri. Arkasındaki devletler, arkasındaki normalde gizli servisler.
Bunlar açıklanmadıkça bu işler meydana çıkmaz. Sen üç tane şehidin ııı ne o ııı geri verdik de. Ya zaten insanlar onları seviyorlar ki. Geri versen ne olacak, vermesen ne olacak? Naaşlarını İstanbul’a taşısan ne olacak, taşımasan ne olacak? Zaten büyük bu ülke onları seviyor. Senin onların şanlarını ve şereflerini geri vermene ihtiyacı yok bu ülke insanlarının. Sen atmış ihtilalini inini cibine bir indirip de milletin önüne koyuyor musun? Hayır. Koydun mu? Hayır. E on iki Eylül’de aynı. E on iki Eylül’ün gelinceye kadar buradaki anarşi on iki Eylül’den sonra ihtilal, ihtilalden sonra kimlere kime neler verildi? Uluslararası Arhane’da ne oldu? Ekonomik noktada ne oldu? Sosyal alanda ne oldu? Askeri alanda ne oldu?
9. Bölüm
Dış işlerinde ne oldu? Hangi antlaşmalara imza attı o günkü askerler? Bunlar konuşuluyor mu? Hayır. Hayır. Ne konuşuluyor? On iki Eylül şöyle oldu da böyle oldu da, şu oldu da, bu oldu da, şu asıldı, bu asılmadı. Sağcılara şöyle oldu, solculara böyle oldu. Anlattıkları bu mu? Bu. Bakın karanlık. Karanlık. E yakın tarih yirmi sekiz Şubat arkasındaki devletler belli mi yok? Yok. Yirmi sekiz Şubat’ta neler parsellendi, neler pay edildi? Hangi devletlere ne verildi? Kimler devletten faizlerden nemalandı? Bu ülke nasıl borçlandırıldı? Kimlere borçlanıldı? Hangi şirketler bunlara borçlanıldı? Kimlere peşkeş çekildi? Uluslararası şirketler olarak. Hangi ekonomik kayıplar oldu? Hangi siyasi kayıplar oldu?
Hangi sosyal kayıplar oldu? Kimler bunun içindeydi? Biz Sûfî’yiz, Sûfî olarak düşüneceğiz. Hangi cemaatler bunun içindeydi? Hangi tarikatlar bunun içindeydi? Hangi cemaatın ileri gelen kimseleri Ankara’da karanlık mahvezlerde buluşup askerlere askerlere o günkü o günkü ihtilal yapacak olanlara arkanızdayız. Bizden bir ses çıkmaz. Geç kaldınız dedi. Hangi tarikat şeyhleri, hangi tarikat şeyhleri gece yarısından evlerinden alınıp Ankara’ya götürülüp destekleri istendiğinde biz sizin yanınızdayız dedi. Hangi Mossad hangi siyahi ajanlarıyla hangi siyasetçiler konuştu? Dikkat edin hangi siyasetçiler? O siyasetçiler sonra yeni kurulan partinin içerisinde görev aldılar mı? Görev aldılarsa hangi görevler aldılar?
Devletin hangi mahrem görevlerini ele geçirdiler? Ben biraz daha konuşursam ortalık yer yerinden oynar. Kimler hangi partinin il başkanları Mossad ajanlarıyla il başkanlık binalarında konuşup sonra yeni kurulan partinin içerisinde hangi görevleri aldılar? Hangi iş adamlarının evinde hangi siyasetçiler? Hangi gizli servis elemanlarıyla buluşup konuşup yirmi sekiz Şubat’ı destekleyip ondan sonra yeni kurulan partinin içerisinde ne vazifeler aldılar? Hangi paryalar aldılar? Neleri paylaştılar bu ülkede? Kim verecek hesabını? Yok. Koyalım sizin önünüzü Atatürk’ü. Sabahtan akşama kadar Atatürk’ü konuşur. Dindarlar adı bu lazım. şöyle yaptı. Kafir. öyle yaptı da böyle. O iyi ya. Hadi düzelt. Bunu konuşanlar var mı bunları?
Bana bir tane Allâh’ın kulunu söyleyin konuşanları. Bana kutuplarla konuştuğunu anlatma kardeşim. Benim derdim o değil. Sende hal varsa sende mana varsa bu ülkeyi peşkeş çekenleri konuş bana. Sen şey misin? Bu ülkeyi kimler peşkeş çekiyor? Bana onu konuş. Sen bu vatanını seviyor musun? Bu vatanın ekonomisini peşkeş çekenleri konuş bana. Bu ülkeyi satanları konuş bana. Bana lazım değil senin hangi pir efendiyle ne konuştun? Benim bu sabah gördüğüm rüya sizi ne bağlayacak değil mi? Ben hangi şey efendinin ne halde olduğunu ben kendim gördüm. Bu bağlar mı sizi bağlamaz. Ne olacak ki? Bunu görsem ne olacak, görmesem ne olacak? Yok kardeş, bana onu söyleme. Bana onu anlatma. Bırak o senin Allâh’la aranda ya.
10. Bölüm
Bana ne ya? Senin maneviyatın yüce olsun. Sen Arşalan’ın gölgesinde otur. Sevinirim ya. Bana şu geldileri gittileri anlat. Önünüze konuluyor bir şey. Üzülüyorum. Ülkeme üzülüyorum. Vatanıma üzülüyorum. Milletime üzülüyorum. Kendi Müslüman dindaşlarımı üzülüyorum. Üzülüyorum. Ahım gitti, vahım kaldı. Üzülüyorum. Hiç ümidimi yitirmiyorum ama çok üzülüyorum. Çok üzülüyorum. Ümitsiz değilim. Ve kendi kendime diyorum ki Mustafa Özbağız, söylesen ne olacak? Kendi kendime. Konuşsan ne olacak? Hamri zaman zaman andırıyorum. Ben şimdi böyle size bakın, ta Cumhuriyet’in başlangıcından itibarı bir resim çizdim size. Tefekkür etseniz bulacaksınız. Tefekkür etseniz bulacaksınız. Olaylar manzumesini ileri doğru yürürseniz bulacaksınız.
Söyleyecek laf yok. Söyleyecek laf yok. Bakın sakın da Bediüzzaman Sayyid-i Nursa Hazretleri’yle alakalı bir sözüm yok. Ama ondan sonraki Risale-i Nur hareketini incelemek lazım. Öyle ya. Ya bütün dergahlar, tekkeler ölüm vaziyetteyken ne oldu da? Kim üfledi? Siyasete karışmayacağız diyen bu topluluk neden gitti Süleyman Demirel’in peşine takıldı? Kim dedi bunlara Süleyman Demirel’in peşine takılın diye? Bakın. Bakın. O topluluğa nasıl Süleyman Demirel’in peşine takılın diye birisi kulağına üflediyse aslında size tiyoları veriyorum ben. Yetmiş yedi seçimlerinde Turgut Özal’a İzmir bölgesinde Fethullah Gülen cemaatına destekledi Fethullah Gülen cemaatını Turgut Özal’a destekleyen? Nefes aynı nefes.
Anladınız mı? Aynı yer üflüyor. Diyor ki siz Süleyman Demirel’i destekleyeceksiniz. Tamam. Süleyman Demirel’in günü bitecek, devri bitecek. Yeni birinin devri başlayacak. Kim? Turgut Özal. Ondan sonra diyorlar ki Turgut Özal’ı destekleyeceksiniz. Ondan sonra da dediler AK Parti’yi destekleyeceksiniz. Aynı cemaata. E ne dedi? Mezardan dedi, kaldırır oyuverdirirdi. Demedi mi? Ne o? Pensilvanya mı diyorlar oraya? Pensilvanya. Ne oldu da yollar ayrıldı? Aynı üflenti. Birileri üflüyor. Diyor ki buraya destekleyeceksiniz. Oraya destekliyorlar. Buraya oy atacaksınız. Oraya oy atıyorlar. Kimler yapıyor bunu? Nasıl? Daha büyük bir resim çizeyim, bırakayım bu işi. Ne oldu da ülkedeki bütün kesimler hatta Refah Partisi’nin içindeki belli gruplarda bir noktada toplandı.
Üfleye ne güzel üflüyor ya. Evet o yüzden bizim önümüze Atatürk’ü koyuyorlar. Biz hala da Atatürk’ü konuşacağız diye uğraşıyoruz. Koca koca adamlar çıkıyorlar Atatürk’le yatıyorlar Atatürk’le kalkıyorlar. Yok onu bir kimisi kafir edeceğim diye uğraşıyor. Kimisi peygamber edeceğim diye uğraşıyor. Kimisi cennete koyacağım diye uğraşıyor. Kimisi cehenneme koyacağım diye uğraşıyor. Bırakın kardeş ya. Burnumuzun ucunu göstermiyorlar bize. Olan dönen dolapları dönen olayları bize göstermiyorlar. Biz böyle kısır çekişmelerinin içerisinde birbirimizi yiyoruz. Bu cemaatleri bu tarikatları birbirine düşüren ne? Insanlar neden birbirlerine laf söylüyorlar? Bunları konuşmuyoruz biz. Ümmeti Muhammed’in parçalanmışlığının sebebi ne?
11. Bölüm
Bunları konuşmuyoruz. Kim parçaladı bu ümmeti? Bu Vehhâbî selefi zihniyetini kim çıkardı? Temelinde kim var? Bu şia zihniyetini kim çıkardı? Bunun temelinde kim var? Biz hala daha Müslüman olarak gördüğümüz bu İran şiası. Ne yapıyor? Daha da doğumuzda ne yapıyor? Neymar’da ııı şeydeki ne o? Arakan’daki Müslümanların zulmünün arkasında İsrail mi var? İran mı var? Yoksa Arakan’daki Budistlerin yapmış olduğu zulmün arkasında İsrail, İran ittifakı olabilir mi? Buna bakmıyoruz biz. Onun arkasında bir Rusya, Çin, İsrail, İran ittifakı olabilir mi? Bu ittifak oradaki Müslümanları sıyırıp atacak mı? Bu ittifak böyle yaparaktan oradaki petrol ve gaz yataklarına konmak mı istiyor? Bu ittifakın içerisinde Amerika’da var mı?
İngiltere’de var mı? Orayı neden Bangladeş’ten ayırdılar? Bangladeş Hindistan’dan ayrıldı. Bangladeş’ten bunlar ayrıldı. O önceden Bangladeş diye bir ülke yoktu. Orada komple o Burma mıydı? Neydi o? Eski ismi. Burma değil mi? Evet. Orada bir İslam devleti vardı. Bu İslam devletini kim yıttı? Bu İslam devleti yıkılırken Müslümanlar neredeydi? Ne yapıyorlardı? Kim onları aldattı? Kim oraya işgal etti? İşgal ettikten sonra o keşmekeşiği kim bıraktı? Müslümanlar bunlarla uğraşmıyorlar. uğraşması gereken işler bunlar. Türkiye’deki tarihçiler. Oturun kardeşim. Kimler İngiliz soytarısı? Bakın araştırın. Kimler Amerikan soytarısı oldu sonradan? Amerikalılar Osmanlı’nın zamanında nerelere lise kurdular?
Nerelere okul kurdular? O okullarda kimler okudu? O okullarda çıkan öğrenciler nereye gitti? Devletin hangi kademelerinde iş yaptılar? Yurt dışında hangi görevlerle gittiler? Bunların dinleri neydi? Uyurukları neydi? Adamın ne işi var? Malatya’da lise kuruyor. İstanbul varken. Bakın araştırın. Tarihçiler bunlarla araştırsınlar. Araştırmıyorlar. Önümüze koymuşlar bizi. Siyasetçilerin de bu konuda desteği var. Oturuyorlar kalkıyorlar atatürkler iyi ya tamam senin dediğin olsun. Sen kafir diyorum. Kafirdir. Ya iyi tamam. Biz de onu cennete katmakla veya cehenneme katmakla memur değiliz. Bırak kardeş. Şimdi olayları anlat bize ya. Biz bunları bölelim. Anlatın. Bunları araştırın. Yok. Biz onunla uğraşacağız hala da.
Bak yirmi dakikamızı aldık. Uğraşıyoruz gene bak. Allâh iyiyesin inşâAllah. Ebu Leheb olayı. Biri geldi kötü kelimeler etti. Peygamber efendimiz salallahu aleyhi ve sellem ona haklısın dedi. Birisi dövdü ona da haklısın dedi. Lütfen bu hadiseyi anlatabilir misiniz? Mekke’de oldu. Mekke’de güç kuvvet elinde değilsiniz daha. Mekke’de Ebu Leheb geldi dedi ki ne kadar çirkinsin doğru söylüyorsun dedi. Hazreti Ebu Bekir radıllahu hasretleri dedi ki ne kadar güzelsin doğru söylüyorsun dedi. Medine’de Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin aleyhine konuşan Yahudi’yi de dedi ki Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bunu dedi. Kim katlederse Allâh ondan razı olacak.
12. Bölüm
Bakın Medine’de iş değişti. Mehmet’e Medine’de aleyhine konuşanı ne kadar güzel konuşuyorsun demedi. Medine’de dedi ki kim katledersin onu Allâh ondan razı olacak dedi. Sahabenin içerisinden angels birisi çıktı ben ya Resulallah dedi. Öbürkü de çıktı dedi ki ben de yardımcı olurum. Ben onu tanıyorum dedi. Benim sesime dışarı çıkar o dedi. Her olay kendi yerinde doğrudur. Kendi zamanında doğrudur. Ondan sonra gitti öbür o onu tanıyan kimse ona seslendi o seslenince dışarı çıkar çıkarmaz öbürkü de hançerinden vurdu onu. Bırak Medine’de olay değişti. Bunu kimse konuşmuyor değil mi? Neden Müslümanlar sevdikleri için can almayı unuttular? Müslümanlar sevdikleri için can vermeyi unuttular. Müslümanlar sevdikleri için mücadele etmeyi unuttular.
Unutturdular. Bak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri Medine’yi münevvere de okudunuz mu hadislerde okuyan elini kaldırsın. Bak cemaatın içerisinde bir iki üç dört beş altı kişi var koca cemaatın içerisinde bu meseleyi okuyan. Ya Medine’yi münevvere de böyle iki tane olay var. İki tane pis Yahudi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin aleyhinde konuşuyor. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri zaman içerisinde ilk konuşanı böyle vurduruyor ardından öbür gün de vurduruyor. O ne kadar doğru söylüyor demiyor. E bu lehep çünkü ancası. Müşrik iman etme iman eder ümidi var. E ondan sonra amcası da olsa Medine’yi münevvere de devlet kurulunca ne oldu? Gebertirdi gitti.
Denmedi doğru söylüyorsun diye. Mekke hadiseleriyle Medine hadiselerini ayrıştırmayı bilelim inşâAllah. Mesnevide olan benim o yüksekliklere çıkmaya gücüm yok deme. Kerim olanın eteğine yapış seni çıkartacaktır derken Kerim olan nedir? Mesnevî mi? Kur’ân-ı Kerim mi? Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sünnetleri mi? Dinyi okumak lazım. Kerim olanın eteğine kavuş. Eteğine tut. Bir mürşide intisap et. Benim öyle yükseklere çıkamam diye düşünme. Bir mürşide intisap eder onun eğitimine tabi olursan sen de yükseklere çıkarsın inşâAllah. Abdullah bin Amrur Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Bir kimsenin izin almadan iki kişinin arasına oturması helal olmaz.
Evet. Burada camide insanlar yayılarak oturuyordu. Cami için geçerli değil bu. Bir yerde oturuluyor mesela. Bir yerde oturulurken iki kişi sohbet ediyor. İki kişi sohbet ederken onun arasına oturmak. Onun gibi. Biriniz oturduğu yerden kalkıp geri geldiği zaman o yere öncelikle hak sahibidir. Bir yerde oturuyorsunuz dört beş tane arkadaş dört beş arkadaş sohbet ederken birisi örneğin lavaboya gitti. Hemen onun koltuğuna birisi geçip oturmaz. O kimse lavabadan gelir aynı yerine oturur. Bu mana. Ben çok alıngan bir insanım. Bu nedenle çok çabuk sinirleniyorum. Alınganlar sinirlenmez. Yanlışlık var bu işin içinde. Yok. Alınganlık sinirliliği getirmez. Alınganlık çekilirken alıngan. Bir laf söylemez.
13. Bölüm
Alıngan odur. Bu yüzden çevremle de aranbozuk bana nasihat eder misiniz? Çevrenle aran bozuksa kötü ahlaklısın. Bir kimsenin eşiyle, çocuklarıyla, etrafıyla arası bozuksa ahlakı kötüdür. Bir kimse kayınvalide, kayınpeder, eş, anne, baba, kardeşler, aram iyi değil, bunlarla geçinemiyorum. Diyorsa o kimse kötü ahlaklıdır. Alınganlık sinirlilik getirmez. Yok. Öfkelenmek Kur’ân sünnet tarihisinde caizdir. Kafire öfkelenmek, yanlışlığa öfkelenmek, müşriklere öfkelenmek, Kur’ân ve sünnetin dışında bir şeye öfkelenmek farzdır. Biz sakın abi öfkeden kurtulacağız diye bir uğraşımız yok. Biz öfkemizi kanalize ederiz. Ne? Biz Allâh düşmanlarına kanaliz ederiz. Biz Kur’ân ve sünnet düşmanlarına kanaliz ederiz.
Biz onlara öfkeleniriz. Biz mümin kardeşlerimize öfkelenmeyiz. Biz eşimize, çocuklarımıza, annemize, babamıza, dayımıza, amcamıza, bunlara öfkelenmeyiz. Bir kimsenin eşine öfkelenmesi şeytandan. Olur olmaz çocuklarına öfkelenmesi şeytandan. Mümin kardeşlerine, arkadaşlarına öfkelenmesi şeytandan. Şeytandan. Müslümanların düştüğü çukura düşüyor. Müslümanlar birbirleriyle uğraşıyorlar ya. Aslında uğraşması gereken yerle uğraşmıyorlar. dayış çıktı ya. Dedim ki ben ilk o zaman eğer gerçekten bu kimseler mümin iseler cihâd etmek için meydana çıktılarsa neden İsrail’e saldırmıyorlar da Müslümanlara saldırıyorlar, müminlere saldırıyorlar, müminleri kesiyorlar, müminleri katlediyorlar, camilere saldırıyorlar.
Ya git İsrail’e saldır. Yok. Bakın birisi bu siz daha iyisiniz. Bir şahıs, bir topluluk, bir topluluk. Şahıs. Sen mümin kardeşlerinle uğraşıyorsan bil ki şeytana uydun. Sen eğer topluluk halinde başka bir mümin toplulukla mücadele ediyorsan senin arkanda kafir, senin arkanda gavur, senin arkanda Deccâl gücü var. Sen onların nefesine gittin. Bir topluluk. Biz şimdi oturacağız, örneğin komple dergâh olarak bir Müslüman toplulukla mücadele edeceğiz. Bilin ki birisi nefeslemiştir bize. Satılmışızdır biz. Satılmışızdır. Yok kardeş. Biz müminleri ağzımızda dalamayız biz. Uğraşmayız. Önce konuşuruz. Bunun gibi bir şey bu. Müslümanlar birbirleriyle uğraşıyorlar. Allâh muhafaza eylesin. Allâh Allâh. O yüzden bir adam evinin adamı, evin kadının.
Ya sen etrafında neden öfkeleniyorsun, öfke saçıyorsun? Bu şeytandan. Eşine, annene, babana, çocuğuna öfkeleniyorsan şeytandan. Ister kadın ister erkek. Arkadaşlarına öfkeleniyorsan şeytandan. Sen derviş kardeşine ne ama öfkeleniyorsun, bağırıyorsun, çağırıyorsun, kızıyorsun ona. Şeytandan. Yok. Birbirlerinizi hürmet edeceksiniz, hizmet edeceksiniz, hizmet edeceksiniz, seveceksiniz. Birbirlerinize yardımcı olacaksınız. E bir ev düşünün. Eş. İki eş. Birbirine destek çıkacak. Birbirine yardımcı olacak. Kadın kadınlığını bilecek. Adam adamlığını bilecek. Çocuk çocukluğunu bilecek. Anne baba anne babalığını bilecek. Çocuklarını eğitecek. E anne anneliğini bilmiyor. Çocuklara patküt, bağrış, çağrış, sinir, stres.
14. Bölüm
Kim bu anne? Ne annesi ya? Vampir gibisin evde. E baba, baba da ev gelmiş, bağrış, çağrış, sertlik kadına. Bu ne ya? Bu nasıl babalık? E ben öfkeliyim. E ben de senin gözüne bir yumruk vurayım. Ben de öfkeliyim. Ben senden daha öfkeliyim. Bunların hepsi de kötü ahlak. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Hele alın kal. Ne alakası var ya sinirlenecek? Allâh muhafaza eylesin. Eşler arasında telefonla mesaj da üç kez boş ol dese boşamış mı oluyor? Evet. Bir erkek ayrı ayrı zamanlarda eşine üç kez boş boş ol dese boşamış olur. Allâh celle celaluhu biz seviyoruz. Peki Allâh da bizi seviyor. Hadisi kutsi. Allâh’ın sizi ne kadar sevdiğini merak ediyorsanız sizin Allâh’ı ne kadar sevdiğinize bakın. Hazreti Peyrimiz Sema’yla ilgili kendinden geçmek, hakka vasıl olmak suretiyle bekah sesini işitmektir.
Sema Yusuf’un kokusunu gömlekten alıp Yakup’un derdine deva olmaktır. Sema benim Allâh’la öyle bir zamanım olur ki o an içinde bana ne bir melek meleki mukarreb ne de nebi mürsel ulaşabilir. Hadisinin sırrıdır. İbn-i Maca ikame yetmiş dokuz demektir. Ben bu soru biraz daha anlatmanızı istiyorum inşâAllah. Teşekkür ederim. Ah canım kardeşim. Sen bana kuru fasulyenin tadını soruyorsun. Yemeyen kimseye anlat. Ne olacak ki? Yemedikten sonra Allâh hepinize de sundursun. Âmîn. Bak bil ki domuzların önüne inciler serilmez. Mücevherden sarraflar anlar. Sarraflar anlar ancak. Başkası bilmez. Ne fark eder ki kör insan için elmas da bir camda. Sana bakan bir kör ise sakın kendini camdan sanma. Hazreti Mevlânâ.
Bunu nasıl tevil etmeliyiz? Sarraf burada Mürşid-i Kamil kör de nefis midir? meşhurdur ya sûfîler anlatırlar. Bir elmas varmış ikiye bölünecek. Almış o kimse elması. Bütün kuyumcuları dolaşmış. Herkes demiş ki ben bölemem. En sonunda en büyük ustaya götürmüşler. Demişler ki hiç kimse bu elması bölemedi. Siz böler misiniz demiş ben de bölemem ama demiş bu çocuk böler. Çırak. Çağırmış ona evladım demiş. Şunu ortadan bölüver. Olur usta demiş. Almış çocuk koymuş şişeye. Bölecek olduğu yere bir çekiş olmuş. Küt tek ikiye bölmüş onu. Demişler ki efendi sen neden çocuğa verdin? Demiş ki ben onun kıymetini biliyorum. Onu demiş benim bölmeye elim titrer. Kıymetinden dolayı. Demiş çocuğun eline verdim ki demiş.
O kıymet bilmez. O yüzden bir çekişte demiş. O böler onu. Onu kıymet bilmiyor çünkü. Şimdi kıymet bilmez bir kimsenin önüne elmas koysanız camdan bir fark yoktur onu. Kıymet bilmiyor. Kör. Iyiyle doğruyu ayırt edebilecek bir kimse değil. Kemal ehli olanla olmayanı ayırt edebilecek bir noktada değil. müşrikler dediler ya. bu da bizim gibi yiyo içiyor. Bizim gibi insan. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için. Neden? Onlar müşrik gözlü. Müşrik gözlü olunca onlar bir peygamberi tanıyabilecek bir kimse değil. Aynı şeyi Hazreti Mevlânâ Cerrahatul Rûmî’de yaşadı. Onu da tanıyamadılar. Onun hakkında da bir sürü kıymet dedi kodu iftira ettiler. Hala daha ediyorlar bakınız. Sekiz yüz elli yıl geçmiş vefatından.
15. Bölüm
Sekiz yüz elli yıl geçmiş. Sekiz yüz elli yıl geçmiş hala da arkasından iftira var, dedikodu var, kıymet var. Hala daha. Tanımayanlar da olacak, tanıyanlar da olacak. Ifrat da olacak, tefrit de olacak. E birisi de öyle bir noktaya gelmiş ki demiş ki peygamber değil ama kitabı var demiş. O kendisini demiş ben Kur’ân ve sünnetin hizmetkarıyım. Bunun dışında söylenen sözlerden uzağım. Bir başka birisi de demiş ki peygamber değil ama kitabı var demiş. E şimdi bu sözü de şey Evranos oğlunun talebeleri kullanıyor. Ya dedim bu Hazreti Mevlânâ’nın kendi sözü değil ki. Hazreti Mevlânâ’yı seven bir kimse haddi aşmış böyle bir şey söylemiş. Velev ki haddi aşmış olsun. E dedim siz resul diyorsunuz. Bu sıkıntılı.
Yok adam onu görmek istemiyor. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Bir hadîs okuyalım inşâAllah. Saatı geçirdik bugün. Bak Atatürk oyaladı bizi. Atatürk muhabbeti. Hayırlısı. Enes radıyallâhu anh hazretlerine Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. Allâh’ı Teala’nın zikir meclislerini arayan bir takım gezici melekleri vardır. Zikredenlere geldiklerinde onları kuşatırlar. Sonra Allâh ellerini semaya Allâh’ı Teala’yı kaldırarak kaldırarak dururlar ve ey Rabbimiz kullarından bir kısım insanların yanına geldik. Onlar senin nimetlerini tazim ediyorlar. Kitabını okuyorlar. Peygamberin Muhammed salallahu aleyhi ve selleme salavat getiriyorlar. Ve senden ahiretleri ve dünyalar için dilekte bulunuyorlar derler.
Bunun üzerine Allâh’ı Teala onları rahmetimle kuşatınız. Onlar iyi arkadaşlardır. Arkadaşlardır ki kendileriyle arkadaşlık yapan da kötü olamaz. Toplanıp salatu selam eden, tövbe eden, Allâh’ı zikredenler toplanıp da neymiş? Kötü arkadaşlar değillermiş. Onlarla da arkadaşlık edenler neymiş? Kötü değilmiş. Anladınız mı şimdi başınızdaki kimseye kötü bakmayın diye işime? Anladınız mı şimdi birbirlerinizin arkasından konuşmayınız, gıybet etmeyiniz, birbirlerinizin arkasından birbirlerinizin aleyhine bir şey demeyiniz diye? Neden? Zikrullah halakasına oturan kimse iyi insan. Anlamadım. İyi insan demek hatası kusur olmayan insan demek değildir. Herkesin atası kusur olur. Ama iyi insandır o. Bir kimse bir şeyhe intisap ettiği orada zikrullah devam ediyorsa kendi dersine devam ediyorsa o iyi insandır.
Onun arkasından atıp tutma. Onun arkasından laf söyleyeceğim, laf yetiştireceğim de, uğraşma, kendi ipini çekersin. Neden? Çünkü o zikrullah’a devam eden kimse iyi insan. Oradaki kardeşler birbirlerine buğz etmeyecekler. Buz etmeyin birbirinize. Zakirlerinizle, çavuşlarınızla buğz etmeyin. Başınızdaki ders yaptıran kimselere buğz etmeyin. Bu sizin dergahtaki sonunuz olur. Tekrar söylüyorum. Başınızda ders yaptıran, koşuşturan arkadaşlara buğz etmeyin. Onların onların aleyhine konuşmayın. Birbirlerinizin aleyhine konuşmayın. Bu sizin dergahta sonunuz olur. Ya gidip helallaşacaksınız? Diyeceksiniz ki kardeş, özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Siz abilik yapıyorsunuz bize. Allâh razı olsun. Ben senin aleyhine konuştum.
16. Bölüm
Senin arkandan attım tuttum. Abla ben senin hakkında konuştum. Özür dilerim senden. Ben senden helallık istiyorum. Af dilemeye geleni affetmek de erdemliliktir. Adam özür diliyor. Af diliyor senden. Sen ne erdemlilik yap. Özrünü kabul et, onu affet. O yüzden zikir meclislerine devam eder. Hasbel kader bu kim olursa olsun. Bir şey he intisap etmiş o kimse. Bir şey he intisap etmiş. Ya kamildi de değildi de şöyle. Bırak seni ilgilendirmez kardeşim. Herkesin şeyhi kendine kamildir. Herkesin şeyhi kendine iyidir bırak. Nasıl seninki sana iyiyse bir başkasınınki de bir başkası ona iyi. Uğraşma. Seni ilgilendiren bir şey değil. Sen yol almana bak. Sen tövbeyle, zikirle, hizmetle, koşuşturmakla kendini toplamaya çalış.
Sen kendini affedip temizletip Cenâb-ı Hak’a vasıl olmaya çalış. Senin işin bu. Sen bu dergaha Allâh’a dostluk peyda etmeye geldin. Niyetin bu olsun. Senin niyetin Allâh’a dostluk peyda etmek olsun. Niyetlerinizi temizleyin. Niyetlerinizi düzeltin. Niyetlerinizi sağlam kazığa bağlayın. Buraya evlenmek için, iş bulmak için, geçinmek için, makam mevki sahip olmak için değil. Biz buraya Allâh’ın rızasını kazanmak için geldik. Allâh’a yakin olmak için geldik. Biz Habibi’nin sünnet ismini öğrenip onu yaşamak için geldik. Biz Ahmetçi, Mehmetçi değiliz. Biz Mustafa Özbahacı da değiliz. Bu dergâh Mustafa Özbah’ın dergahı da değil. Bu tekke Mustafa Özbah’ın tekkesi değil. Mustafa Özbah’ın bir yolu yok.
Mustafa Özbah ilah değil, Rab değil. Mustafa Özbah da Allâh’a kulluk yapmaya çalışan bir kimse. Bu bizim niyetimiz ya onun için geliyorum değil kardeşim benim için gelme. Bırak. Sen Allâh için gel. Mustafa Özbah için Allâh’ı zikredilmez. Mustafa Özbah için yol gidilmez. Böyle derdimiz yok bizim. Benim böyle bir derdim yok. Benim insanlar beni sevsin, beni kabul etsin, beni benim sesin. Böyle bir derdim yok. Ben olduğum gibiyim. Ben dışarıda farklı konuşup burada farklı konuşan bir kimse değilim. Olduğum gibiyim ben. Ben biraz arabeskim, biraz melankolikim, biraz alınganım. Böyleyim ben. Ne görüyorsanız oyun. Sakın ha. Allâh için toplanacağız. Allâh için Allâh’ı zikredeceğiz. Allâh için birbirimizi seveceğiz.
Allâh için ve Allâh için birbirimizin arkasından konuşmayacağız. Allâh için tek yumak olacağız, yürüceğiz. Biz Allâh için yaşamaya çalışacağız. Niyetimiz bu bizim. Benim niyetim şan şöhret değil. Benim niyetim makam mevki değil. Benim niyetim hiçbir zaman şunu olayım, bunu olayım değil benim niyetim. Hiç olmadı. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden bir günden bir gün ağzımdan çıkmamıştır. Ben şeyhim, ben pirim, ben mürşidim, ben şunu oldum, ben bunu oldum, ben yok ya. Kim ne görüyorsa oyuz biz. O kadar. Onun gördüğü güzel. Ne görüyorsa sen gördün doğrudur kardeşim. Kötü gördün, kötüyüm. İyi gördün, iyi gördün. Bak işine, Allâh yoluna açık etsin. Hiçbir iddiamız yok. Bizim bir tek iddiamız var.
17. Bölüm
Bizim derdimiz, davamız Kur’ân Sünnet vatan millet. Başka bir derdimiz yok bizim. Bizim derdimiz ümmet. Bizim derdimiz memleketimiz. Bizim derdimiz bu zahir tarafı. Bizim derdimiz Allâh’a yakın olmak. Bizim derdimiz Allâh’a dost olmak. Bizim derdimiz Habibi’nin peşinden gitmek. Bizim derdimiz Habibi’nin kokusuyla kokulanmak. Bizim derdimiz Allâh’ın boyasından boyanmak. Bizim derdimiz kimsenin malı, parası, pulu, makamı, mevkisi değil, bizi ilgilendirmiyor, beni ilgilendirmiyor. Hiç ilgilendirmedi zaten. Ben bazen zaman zaman derim ya beş kuruş veren elini kaldırsın derim. Bu kadar. Bizim derdimiz bu değil çünkü. Hiç olmadı. O yüzden içimize makam sokmayız. O yüzden içimize mevki sokmayız. O yüzden içimize para sokmayız.
O yüzden şeye illa herkes verecek demeyiz. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden de çıldırıyorlar zaten. Herkes yok ya. Nasıl oluyor? Allâh’ı unutmuş insanlar. Allâh’ın yardımını unutmuş. Allâh’ın keremini unutmuş. Allâh’ın kolaylaştırmasını unutmuş. Allâh’ın muhafazasını unutmuş. Allâh’ı unutmuş. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler buraya gelip, burada derslere devam edenler. Bu hangi topluluk olursa olsun ama adam gitmiş bir şeyhin elinden tutmuş, orada derse devam ediyor. Bu kolay bir şey değil. Bu nefis mücadelesi. insan annesini dinlemiyor, babasını dinlemiyor, kocasını dinlemiyor, karısını dinlemiyor, çocuğunu dinlemiyor. O kimse gidiyor, o şeyhi dinliyor. Bu kolay bir nefis muhasebesi değil.
Buradaki arkadaşların hepsi de gözleri çakmak çakmak. Her biri akıllı akıllı insanlar, şuurlu insanlar. Öyle eleştirmeyecek öyle bedavaya gidecek olan bir tane bir kimse yok. Her biri meslek sahibi, her biri kariyer sahibi insanlar. Kimsenin karakaşına karagözüne gidecek bir insan değil. Biz neden diyoruz iş olmayan hiç kimse olmayacak diye? Affedersiniz saf, aptal, geri zekalı olan insanların işi gücü yoktur. Sorumluluğunu bilmez onlar. Sorumluluk da yüklenmezler. Öyle insanlardan derviş de olmaz. Ben o yüzden derim bir adamın işi olacak. Git çalış kardeşim bir yerde. Hiçbir yerde başarılı değilsin. Sen nerede derviş olacaksın? Olamazsın sen. Sorumluluk almazsın. O kimse sorumluluk alacak çünkü.
Bir söz verecek. Diyecek ki kardeş ben Allâh’a yakın olmak için geldim buraya. Ben peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden yürümek için geldim. Bana iz öğreteceksin. Bana yol öğreteceksin. Bana distir öğreteceksin. Edeb öğreteceksin. Adab öğreteceksin. Bana yolu anlatacaksın. Ben nerede ne yapmam lazım? Onu göstereceksin bana diyecek. Eğer bunu demiyorsa, bunu aramıyorsa zaten biz de zaten o zaman dervişlik yaşamıyoruz demektir. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden arkadaşlar burada birbirlerimizin arkasından konuşmayalım. Hiçbir dervişlerin arkasından konuşmayın. Bir başka bir dergahda konuşmayın. Onlarda pazartesi perşembe toplanıyorlar veya haftanın birkaç günü toplanıp onlar da Allâh’ı zikrediyorlar.
Onlar da Allâh zikrediyor. Onlar da Allâh’a yakınlık peydah peydah etmeye çalışıyorlar. Kimseyi kınamayalım. O yüzden zikrullah alakalarına devam eden insanlar kıymetli insanlardır. İyi insanlardır. Sen kötü görme. Hatasını gördün. Ört gözünü. Kusurunu gördün. Görme kardeş. De ki o benden iyidir. De ki o benden daha fazla derslerini takip ediyordur. Allâh onu daha fazla seviyordur. Öyle düşün. Inşallah. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Âmîn. Aklıma gelmişken söyleyeyim. Öyle bir zuhurat oldu. Önümüzdeki hafta inşâAllah kaderi hatmesi yapacağız. Haberiniz olsun.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Rızâ, Salavât, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı