1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak nefesinizi ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak dilinizi, kalbinizi, vücudunuzu, yolunuzu nur eylesin. Son nefesinizi nur eylesin. Kabrinizi nur eylesin. Mahşerinizi nur eylesin. Hesabınızı, kitabınızı nur eylesin inşâAllah. Söze nereden başlayayım bilmiyorum. 56 yaşındayım. 30 yıldan beri dervişlerin içindeyim. Hasbel kadar Allâh diyenlerin içindeyim. Kendime bir paye vermek, bir şey benzetmek istemiyorum. 30 yılın sonunda herhalde böyle bir şey olması gerekiyormuş. Herhalde ben kendimce sizlere layık bir arkadaş, bir kardeş olamadım. İnsanın zikir halakasından uzaklığı kadar, derviş kardeşlerinden uzaklığı kadar daha acı bir şey herhalde yok sanırım.
Çünkü kendi nefsimce, benim eşimden, çocuklarımdan, işimden, kendi nefesimden, kendi hayatımdan, benim yolum, benim kardeşlerim daha kıymetliydi. Hiçbirinizin bir saçının teline, bir tüğüne zarar gelmesini istemezdim, hiç istemedim. İnşaAllah Cenâb-ı Hak bu duyguyla, bir düşünceyle nefesimi alır benim inşâAllah. Yine sizlerle beraber olmak, yine aynı halakada buluşmak, sizinle Allâh deyip coşu uruş içerisinde nice senelere yaşamak, ümidimiz, umudumuz olacak inşâAllah. Bu arada sizin birlik ve beraberliğiniz, kardeşliğinize devam etmeniz, derslerinize, zikirlerinize devam etmeniz muhakkak ki benim için büyük bir mutluluk, büyük bir tat. İnsanın her şeyi aklına gelir de, benim kendimce böyle bir hayırlık aklımıza gelmezdi.
Ama böyleymiş. Benim meşhur kendimce replim vardır ya, bir insan bir kaderiyle, iki fıtratıyla savaşta yenilmesi mutlaktır. Bir kimse kaderi aşamaz. Takdir edildiyse, ta ötelerin ötelerin ötesinden o takdiri bozacak olan Allâh’tan başka bir kimse değildir. Bir kimse fıtratıyla mücadele ne kadar ederse etsin, fıtratını değiştirmesi mümkün değildir. Buna da örnek gösteririm ya, bin bir tane ameliyat geçirse bir erkek doğuramaz. Bin bir tane ameliyat geçirse bir kadın ne olursa olsun erkek olamaz. Dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın der. Örnek veririm ya, insanın ensesinde gözü olmaz hiç. Veyahut da kula kafasının tepesinde olmaz. Fıtrat değişmez çünkü. O yüzden bilmiyoruz bu noktada kendimizce de Cenâb-ı Hak’ın külli iradesinin neyi takdir ettiğini.
Ben mücadeleci bir insanımdır. Kendimce derim nefes varsa ümit vardır. Mücadeleye devam ederim. Benim işim odur. Biz ne kadar olumsuzluk gördüyse de yaşadıysak da hiçbir zaman eğilip bükülmeden pes etmeden mücadeleye devam ettik. Gene mücadeleye devam edeceğiz. Gene itiraz edeceğiz. Gene haklılığımızı beyan etmek için koşturacağız. Yine telefonlar açacağız. Cafer’di, Halit’di, Yusuf Hoca’ydı, Savaş’tı. Bunlara diyeceğiz şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Mücadeleye inşâAllah devam edeceğiz gene. Yılmak yok, yenilgiyi kabul etmek yok, pes etmek yok. İnşâAllah koşuşturacağız. O yüzden kendi aranızda böyle o öyle olsaydı bu böyle olsaydı diye düşünmeyin. Geçen gün takip edenler bilir bununla alakalı hem âyet hem hadîs hem de Hz.
2. Bölüm
Mevlânâ’dan nakiller yaptık. O yüzden öyle olsaydı böyle olsaydı sufilerin işi değildir. Biz mücadele ederiz, biz gayret ederiz, biz koşuştururuz. Biz önümüze bir menzil koyarız veya Cenab-ı Hakk’ın işaret ettiği menzile doğru koşarız. Bizim işimiz bizim elimizden gelecek olan şey koşmaktır, mücadele etmektir. Biz yerle yeksan olsak dahi toprağın altına da girsek mücadele azmimizden bir şey kaybetmeden mücadele etmeye devam edeceğiz. O yüzden mücadeleyi bıraktığımı düşünmeyin. Bu da böyleymiş bizim ciğerimizi yakan, dağılayan zikir halakasından uzak olmak. Derviş kardeşlerden bu noktada uzak olmak. Onların dertleriyle, sıkıntılarıyla, problemleriyle, onların bu noktada gözlerinin yaşıyla, dudaklarının titremesiyle, ilgilenememek.
Bu ilgilenememek bana acı geliyor, başka bir şey değil. O yüzden hem sizlerle tam teşekkülü ilgilenemedimden dolayı hem bayan kardeşler hem sizlerden hakkınızı helal edin. İnşâAllah bundan hepimiz birer ders çıkarırız. Deriz ki var ya biraz arabeskede vuralım biz nerede yanlış yaptım deyip biz kendi kendimize tövbe etmek, nefsimizi bu noktada aşağı vurup inşâAllah devam edeceğiz. Tabii bunun yanında cezaevinde de güzel arkadaşlıklar kurduk, kardeşlikler kurduk. Orada da samimi dostluklarımız oldu, iyi kardeşliklerimiz oldu. Herhalde böyle giderse bir bölükte ceza eden, diyeceğiz ki bunlar da ceza eder bir şey. Onlar da biraz tabii farklı kimisi diyor baba emret nereye ateş edilecekse ateş edelim.
Yok kim dövülecekse dövelim, kim indirilecekse inelim. Diyoruz yok bizim dövmekle sövmekle ateş etmekle işimiz yok. Biz diyorum güzellikle, neşeyle, mutlulukla, sevgiyle bu işleri halledeceğiz. Ama onların içine de işlemiş biraz. Onlar da bu işleri ateş etmekle, dövüp kırmakla halledeceğimi düşünüyorlar. Ama ilk etapta öyle düşünüyorlar sonra yavaş yavaş o düşüncelerinden vazgeçiyorlar elhamdülillah. Orada da böyle ama burada arkadaşlıklar kardeşlikler kurduk elhamdülillah. Bu noktada Allâh onların da gönüllerine hidayet eylesin. Onların da tövbelerini kabul etsin. Onlara da tövbe etmeyi nasip eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i korusun. Cümle ümmet-i Muhammed’i muhafaza eylesin. Allâh hiçbir kardeşimizi de, ben biraz da öyle niyet ediyorum içeride.
Diyorum ki Ya Rabbi ben buraya geldim gördüm. Bunu diyorum bütün dervişlerin başına bu tip şey bir gelecekse onlara kefaret olsun diyorum. Cenâb-ı Hak birini sayısız edendir. O yüzden bizim de orada üç beş gün duruşumuzu sayısız kendi katından nimetlendirip, derviş kardeşlerin başına böyle bir şey gelecekse onu oradan düşürsün inşâAllah. Kardeşlerimiz böyle şeyler yaşamasınlar inşâAllah. Yaşatacak amellerden yaşatacak problemlerden kardeşleri uzun uzak eylesin. Tabii oradan size anı anlatacak değilim. Günler orada bir şekilde geçiyor. Ama bunu böyle ya içeri girdi de böyle düşünüyor diye düşünmeyin. Dışarıda yaşayanlar Allâh’ın lütfuyla keremiyle dışarıda yaşıyorlar. Öyle çok akıllı olmanızla veya da çok böyle bir şeyden sakınmanızla alakalı değil.
3. Bölüm
Öyle içeride hikayeler dinliyorum ki adalet sistemi Kur’ân ve sünnetin emrettiği şekilde olmazsa bilin ki hiçbir zaman adalet sistemi olmayacaktır. Öyle şeyler dinliyorum, öyle şeyler dinliyorum diyorum ki bu benim başıma çok normal gelebilirdi. Bir şey örnekliyim, birisi hırsızlık yapmış, hırsızlık yapan kimse bir başkasını aramış. Telefonuna bakmışlar, kimi aramış en son Mustafa Özbağı, gel Mustafa Özbağı sen de buna ortaksın küldürt içeride. Siz şimdi buna inanmayacaksınız mesela ben deyince inanacaksınız da ama normalde dışarıda bunu bir kimseye söylesen olur mu ya der oluyor. Bakın oluyor, adam ağlıyor içeride ya diyor telefonu açtı ben nereden bileyim bu adamı suç işledi. Veyahut da adamın yeğeni Diyarbakır’a gitmiş, Diyarbakır’dan arıyor amcasını, amcası ona diyor ki oğlum bunlar iki kız kardeşi iki oğlan kardeşi almışlar.
Aynı zamanda da teyze kızları mı ne böyle akraba, diyormuş ki oğlum anneannene gittin mi gideceğim amca, oğlum giderken simit al anneannen simidi sever. şuna uğradın mı, uğrayacaksın buna uğradın mı, uğrayacaksın o çocuk da uyuşturucuyla ilgileniyormuş. Gel bakalım sen de, sen de ortaksın ne oldu bu simit uyuşturucu demek, simit aldın mı demek, uyuşturucu aldın mı demek, anneannene uğradın mı demek, anneanne şu manaya geliyor, simit şu manaya geliyor, amca çocuğu bu manaya geliyor, amcaya bu manaya geliyor. Ee yedi yıl. Adamın evinde uyuşturucu yok, elinde uyuşturucu yok, sigara dahi içmiyor adam. Adam bildiğiniz teleferi katında minibüs şoförü, bildiğiniz minibüs şoförü, teleferi katında. Çocuğun birisi soru sordu, çocuk dediğim gelecek o da inşâAllah derse, İngilizce öğretmeni, İngilizce öğretmeni, kafası çalışmıyor mu büyük kimse değil.
Bunun altını çiziyorum, hep size derim kimseye kefil olmayın, kimseye imza atmayın diye, artık böyle çocuklarınızı bunu böyle şey olarak öğretin. Kefil olmuş, kayınço’suna 28 milyar, 28 milyar mı ne? Kayınço’su ödeyememiş, bu kefil diye buna icra gelmişler, buna icra gelince bu da tahet imzalamış, evden eşya kaldırıp perişan olmasın ortalık, öderiz diye ödeyememiş. Tahet imzaladığı için 3 ay tazzih kapsi deniyor ona, kanuni terimleri de ezberledik, oradan baş gardiyan dedi ki, hocam dedi, cezaevine girerdi bir kimse dedi, bir sene ceza yatardı dedi, TCK’yı dedi, öğrenmezse o ceza yatmamıştır dedi. Şükür hamd olsun başladık dilekçe yazmaya millet ha. Neyse çocuğun sorduğu soru şu, hocam ben bu 28 milyar lirayı hırsızlık yapıp da ödeseydim, içeri girebilirdim.
İçeri girdiğimde çıkmam bir olacaktı, hırsızları serbest bırakıyorlar ya. Hırsızlık serbest, cezası var, içeri giriyorsun 2 gün sonra çıkıyor. 2 gün, 3 gün en fazla dosyası gelmezse 3 gün, eğer dosyası hızlı gelirse 1 günde çıkıyor hırsızlar. Tabi, dedi ki, hocam ben hırsızlık yapsaydım, gelecektim 2 günde çıkacaktım. Ben namuslu, dürüst, vatandaş olarak borcumu ödeyeceğimi taahhüt ettim, ödeyemedim, şimdi 3 ay yatacağım. Ben dedi 1 ay sonra izne çıkacağım. İzine çıktığımda hırsızlık yapsam, bu parayı ödesem, çıksam caiz mi diye sordum. Adalet mekanizmasındaki çarpıklıkla, hele yakinen büro’nun oradan tanıdığım bir kimse vardı, 27 tane hırsızlık dosyası vardı, 27 tane. 3 klasör. Çıktı gitti.
4. Bölüm
Bir de bana dedi, hocam yapılacak bir şey var mı dedi dışarıda. Dedim Allâh razı olsun, teşekkür ederim. 27 dosyası vardı. Erkekler sakın eşlerinize bir tokat dahi vurmayın. Sakın ha. Adam 5 yaşını geçmişti, hanımına tokat da vurmamış. Ağlıyor, tokat vursaydım keşke diyor. Hanımı şikayet etmiş, evet içeride yatıyor. Memur iktirmiş eşini. Iktirince kadının kafası masaya vurmuş. Masaya vurunca yarılmış. Yarılınca hastaneye gitmişler beraber. Bu adam gardiyan. Hastanede 4 dikiş atmışlar. Polis gelmiş, 4 dikiş ne oldu demiş. Bu da gardiyan ya, o da polis ya. anlaşırız, ikimiz de devlet memuruyuz. Ya itekledim de demiş az bir şey. Dengesini kaybetti, masaya vurdu, başı yarıldı. Geldik demiş. İçeride şu anda.
Hala da içeride. Kadınlar sakın kocalarınızı şikayet etmeyin. Geri dönülmez bir yol. Çocuklarınıza sakın bir tokat vurayım demeyin. Gazetede oku duydum o an. Olmaz diyordum. Evet. Peç şişe atmış içeride. Çocuğuna peç şişe atmış. Bursa’daydı. Gençler sakın anne babalarınızı şikayet etmeyin. Sakın. Cenâb-ı Hak hiç kimseyi nefsine uydurmasın. Âmîn. O yüzden sakın ha böyle böyle de ceza yapma öyle bir şey yok. Ve bunları dinledikçe her gün yeni hikayeler dinliyorum ben orada. Her gün. Bursa Otogarı gibi otuz kişi geliyor yirmi kişi gidiyor. Her gün dinliyorum. Fırsat buldukça zamanım oldukça. Nerede bizim Hasan? Hasan nasılsın iyi misin? Allâh razı olsun inşâAllah. Hasan da misafir oldu ya bize.
Her gün dinliyorum yeni hikayeler her gün. Ve o hikayeleri dinledikçe şunu düşünüyorum. bugüne kadar bizim gelmememiz Cenâb-ı Hak’ın lütfuymuş. Ya da Cenâb-ı Hak bizi bir lütuftan eksik bırakmış. Bilemeyiz ki. sizin hakkınızda neyin hayır neyin şer olduğunu bilemeyiz. Sizin hayır bildiğinizde şer şer bildiğinizde hayır vardır. Bilmiyoruz. Bize şimdi şermiş gibi görünüyor. Zahire bilemeyiz ki. Belki de hayırdır. Veya size şermiş gibi görünüyor. Belki de hayırdır. Biz kendimizce Kur’ân Sünnet noktasında zahire bize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Neyin hayır neyin şer olduğunu Allâh’tan başka bilecek olan kimse yok. Biz kul olarak bizim vazifemiz Kur’ân Sünnet tarihinde yaşamaya gayret etmek. Cenâb-ı Hak o gayrette bizleri inşâAllah devamlı eylesin.
Âmîn. O gayretten bizleri ayırmasın inşâAllah. Âmîn. Şimdi buranın da bir adabı var ya bu soruları da es geçmeyeyim inşâAllah. Hızlı geçeyim hakkınızı helal edin. Allâh kaderleri mekadir salkı yaratmazdan şu kadar sene önce belirtmiştir. Kalem olacak olan şeyleri yazıp kurumuştur. Dört iş bitirilmiştir. Ömür, rızık, yaratma ve ahlak, tirmizi. Hadislerde geçen konularda duanı ve gayret etmenin yeri nerededir? Ahlakımız değiştirilemez mi? Çevir konusunda kafam karıştı açıklar mısınız? Allâh razı olsun. Evet tirmizi de veya değişik hadîs eserlerinde bununla alakalı vardır. kalem kurumuştur sözü. Ama bir hadîs-i şerif daha var. Miraj da söyler. Miraca çıktığında bakar ki bir cızırtı var der ki Cebrail aleyhisselâm’a bu nedir?
5. Bölüm
Bu cızırtı nedir? O da der ki bu kalemin cızırtısıdır. Cenâb-ı Hak kalem hala da yazıp bozmaya devam eder der. Bir mutlak olan kader noktası vardır. Biz onu bilemeyiz. O mutlak kader değişecek, değiştirilecek bir kader değildir. Allâh’ın bu noktada değişmez kaderidir. Fakat burası bizim konuşacağımız yer değildir. Burası Cenâb-ı Hak’ın kendi zat-ı ulhiyetinde olan şeydir. Kendi zat-ı ulhiyetinde olan şeydir. Altını çiziyorum. Cenâb-ı Hak’ın kader dediği ve değişmez dediği nokta benim kendi inancımla burasıdır. Burayı bilen, gören, anlayan, duyan varsa da oradan bir şey aktarması mümkün değildir. Bu direk Cenâb-ı Hak’ın zat-ı ulhiyetinde saklı gizli olandır. Bu bilinmezlikle alakalı kader olarak bunu görün.
Bir de bunu kader olarak, az önce insanların değişmez dediğim fıtratı olarak görün. Bir kimsenin fıtratı kaderdir. Fıtratı kaderdir. O yüzden bunu değişmez olarak görün. Ama bizim cüzzi irademize bağlı olan, cüzzi irademize bağlı olan amel ve fiillerimiz bu manada bizim için bize emredilmiş yerlerdir. Cebredilmiş bir şey değildir. Çünkü biz onlardan sorumluyuz. Cenâb-ı Hak bizim elimizden sudur eden, bizim gözümüzden sudur eden, bizim burnumuzdan, kulağımızdan, elimizden, ayağımızdan sudur eden her şeyden ya cezalandıracak ya mükafatlandıracaktır. Bize bu noktada insan olarak cüzzi irade noktasında biz bu irademizden sorumluyuz. Bu irademizi biz külli kader noktasında görürsek, yapmış olduğumuz günahları cebri noktada külli iradeye tabi tutarız.
O zaman bizim bunda bir suçumuz olmaz. Biz deriz ki o zaman külli irade istedi, zina yaptık. Bunda bizim kalmadı ki sorumluluğumuz. Veya külli irade istedi, biz içki içtik deriz. O zaman bunda sorumluluğumuz kalmadı. Bu sünnet düşüncesi değil. Ehli sünnet bunu böyle düşünmez. Bununla alakalı İslam dünyasında yıllardır tartışma olmuş ve bu tartışma devam eder gider. Bir tarafta cebriyeciler vardır. O cebriyeciler kendilerince derler ki bizim üzerimizden, bizim elimizden, sudur eden hiçbir şeyde bizim dahlimiz yoktur. Cenâb-ı Hak onu bize öyle takdir ettiği için biz onu öyle yaşadık, yaptık deriz. Bu ehli sünnet düşüncesi değildir. Çünkü Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede zerrece hayır işleyenin hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz der.
Hayırı işleyenin de, şerri işleyenin de insan olduğunu söyler. Biz hayır işlemekte de, şer işlemekte de bu noktada serbestiz. Bize zorla hayır işleten, zorla şer işleten bir Allâh inancı yok bizde. O yüzden o değişmez kaderi fıtrat olarak algılayın. Değişmez kaderi Cenâb-ı Hak’ın kendi, kendi zat-ı uluhiyetindeki, zat-ı uluhiyetindeki bütün yaratılacak olan her şeyin fıtratı olarak görün. Kedinin bu noktada aslan olması mümkün değildir. Siz onun fıtratını bu manada değiştiremezsiniz. Siz onun bu noktada fıtratını değiştiremeyeceğiniz, bu değişmez olan mutlak kader noktasındadır. Bizim kendi cüzzi irademizle işleyecek olduğumuz, işlediğimiz fiiliyatlar bu manada mutlak kader değildir inşâAllah.
6. Bölüm
Referandum var, bütün Avrupa Koro halinde hayır diyor. Bizler Avrupa’ya yaranmak için hayır mı demeliyiz? Yoksa vatan için evet mi demeliyiz? Türkiye ve Avrupa ilişkileri nereye gidiyor olup biterlerle alakalı görüşlerinizi lütfeder misiniz? Normalde bu referandum Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin. Referandumunun devamı. O Cumhurbaşkanı’nı halk seçmesi, halkın seçmesi bizim için, ülkemiz için çok önemli bir adımdı. Bakın en büyük kırılma noktası buydu. Tarih boyunca, yaklaşık demokrasi kavramı ta Helenistik çağdan başlar. Helenlerden itibaren bir demokrasi düşüncesi vardır. Bu demokrasi düşüncesini Batılılar zaman içerisinde kendi ihtiyaçlarına göre geliştirmişler, değiştirmişler. Zaman içerisinde olgunlaştırmışlar kendilerince ve her devlet kendince bir demokrasi anlayışı kendince bir yol çizmiş.
Fakat demokrasinin bu noktada o yüzden de tam olarak tarifi mümkün değil. Bu kutsal kitap ayeti değil çünkü. Öyle olunca zaman içerisinde değişken bir şey olduğundan kendisini değiştirdiğinden veya değişik bu noktada kafayı yoran bilim adamları, siyasetçiler, toplum sosyologları demokrasi tarifini kendi yaşadıkları ülkeye ve kendi yaşadıkları problemlere ve sorunlara göre yeni açılımlar getirerekten belli bir noktaya getirmişler. Mesela cumhuriyetin ilk kurulduğu zamanlarda da demokrasi vardı. Cumhuriyet ilk kurulduğunda tek parti vardı, tek parti dönemde de demokrasi vardı. Kendilerince de demokrasiyi savunuyorlardı ama ikinci bir parti yoktu örnek. Veyahut da demokrasi dedikleri şeyde seçim söz konusu ise sadece Mısır’da da seçim oldu, Mısır’da seçilen cumhurbaşkanı şu anda içeride.
Demek ki Batılılar bu demokrasi anlayışlarını veya kültürlerini işlerine geldiği gibi icra ettirmek, işlerine geldiği gibi yerine getiriyorlar. Bizde Batı’dan gelen bir düşünce olduğundan dolayı, Batı standlı olduğundan dolayı bir kısmımız bunu otomatikman reddetti. Ben demokrasi denilen şeyi reddedenlerdenim. Ben demokrat değilim. Bakın ben bugünkü manada Batılılar’ın anladığı hatta son dönem Batılı sosyologların ve siyasetçilerin anladığı manada demokrat değilim. Ben Kur’ân ve Sünnet’e iman etmiş Müslüman bir kimsenim. İslam’ın kendi içerisindeki disturlarını kabul etmiş, ona iman etmiş bir kimseyim. Bu noktada İslami inanç, kültür ve gelenek noktasında cumhurbaşkanının seçimle iş başına gelmesi doğru mu?
Doğru. Çünkü Hazreti Ebu Bekir Radıyallâhu Anh Hazretleri seçimle geldi. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osmân, Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh Hazretleri seçimle devletin başına geldi. Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh Hazretlerinden sonra Muaviye ile beraber babadan oğula saltanat devam etti. Saltanat devam etti. Bu İslam mıydı? İlk Müslümanların ve ilk halifelerin yolu değildi. Bakın ilk halifelerin yolu değildi. Hadîs-i şerifte Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyuruyor ki siz ashabımın yolundan gidiniz. Emir, Kur’ân’da yoksa, Sünnet-i Resûlullâh’da bir şey yoksa ashabın yolundan gidilir. Normalde dini, literatür de budur. Bize lazım olan, bize gerekli olan değerler manzumesi, bize lazım ve gerekli olan yol statüsü Kur’ân ve Sünnet’te mevcuttur.
7. Bölüm
Eğer arar, araştırırsa, insan onun üzerinde kafa yorarsa, bu noktada Kur’ân ve Sünnet’in ve ilk halifelerin ve ondan sonra gelen iştahat ulemasının bu noktada iştahatleri mevcuttur. Ya bak burada da seçim var. bu seçim olduğuna göre bu demokrasidir. O bizi ilgilendirmiyor. Mesela İslam statüsünde siz içki helal mi olsun, serbest mi olsun, yasak mı olsun referanduma götürüp içkiyi serbest edemezsiniz. Örnek, siz referandum yapıp eşcinselliği referanduma götüremezsiniz İslam’da. batı felsefesinde seçimdir söz konusu olan. Hatta derler ya bir kimsenin kendince özel hayatıdır, özel seçimidir. Biz karışamayız derler. İslam karışır. İslam bir kimsenin özel hayatına da karışır. İslam bir kimsenin seçimlerine de karışır.
Ona nasihat eder, ona söyler, eğer suç istiyorsa onu cezalandırır. Kur’ân ve sünnet ve imamların iştahatı dairesinde suç olan bir şey cezayı gerektiriyorsa cezalandırır. Siz demokratik bir hak olarak o cezayı ortadan kaldıramazsınız. Ben o yüzden bugün batılı manada, batı demokrasileri manasında demokrat değilim. Demokrasi denilen şeye inanmıyorum dememin sebebi bu. O yüzden biz Cumhurbaşkanlığı halk mı seçsin halk oylamasında biz evet halk seçsin dedik. Arkadaşlar hatırlarla ve Cumhurbaşkanlığı halkın seçmesi gerekir. Halk seçsin. Her ne kadar Kur’ân ve sünnetin beyan ettiği iyilikte, güzellikte, çerçevede olmasa dahi bu atılmış çok güzel bir adımdı. Bakın atılmış çok güzel bir adımdı. Bunda değişik normlar getirdiler.
Değişik normlar getirmelerine gerek yok. Getirmiş oldukları normlar, batılı normlar çünkü. Bu halk medreseden çıkmış, medrese de yetişmiş ama hiç üniversite okumamış bir Cumhurbaşkanı da seçebilmeli. Altını çiziyorum. Bir tekkeden yetişmiş bir kimseyi de Cumhurbaşkanı seçebilmeli. Bu kriterler doğru kriterler değil. Ama halkın mı seçmesi lazım? Evet. Daha ileri şeyler düşünüyorum ben. Valiyi de halk seçsin. Belediye başkanını seçtiği gibi valileri de seçsin. Emniyet müdürlerini de seçsin. İl Milliyetin Müdürünü de seçsin. Veyahut da bir vali seçsin. Valiyle beraber valinin yanında belediye başkanı, il milliyetin müdürü, ondan sonra oradaki güvenlik komutanı, güvenlik kurunun başındaki kimse, valiler de ekipleriyle gelsinler.
Bir ekip olarak gelsin, vali olsun. Seçimle olsun. Hizmet etsin, koşsun. Atanmış valilerle idare olunuyoruz. Atanmış memurlarla idare olunuyoruz. Adam örneğin emniyet müdürü. Birilerinin ulüfe dağıtmasıyla emniyet müdürü olmuş. Birilerinin ulüfe dağıtmasıyla örneğin baş savcı olmuş. Örneğin. 20 tane baş savcı adayı olsun, insanlar seçim yapsınlar. Veyahut da bir hakim heyeti kurulsun illerde. Çünkü Diyarbakır’ın problemiyle, geleneğiyle, göreneğiyle, Edirne’nin problemi geleneği, göreneği aynı değil. Antalya’nın geleneği, göreneği kültürüyle Sinop’un geleneği, göreneği kültürü aynı değil. Öyle valiler çalışsınlar ki örneğin. o bölge emniyet açısından çok ileride olsun, emniyeti düşünenler oraya gitsin örneğin.
8. Bölüm
Bir vali düşünün kendi bölgesinde bütün içkili yerleri yasaklamış. İnsanlar gider oraya yerleşir. Ben valilik olarak burada içkinin satılmasını, içilmesini, üretilmesini yasakladım. Temiz bir beldeyim. Bu beldeye gelip yerleşecek olanlar örneğin valiliğe 10 milyon lira bedel ödeyecekler. Örnek. Bunlar inşâAllah zaman içerisinde olgunlaşır. Ve biz bu manada Cumhurbaşkanı’nı, Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin oylamasında açıktan biz evet oyu kullandık. Bu bunun devamı. Bu bunun, bu birinci halk oylamasının devamı statüsünde olan bir halk oylaması. O yüzden kardeşlerimizin, bir halk oylaması. O yüzden kardeşler de bu noktada evet oyu verebilirler. Biz çünkü bu noktada kendimiz konum itibariyle, dergahın stratejisi konumu itibariyle illaki bir kimseye, kardeşlere şu oyu verin, buraya oy verin.
Bizim böyle bir anlayışımız yok. Benim hiç olmadı. Hiç olmadı. Bugüne kadar da hiçbir kardeş bana şunu diyemez 30 yıldan beri. Sen bize şuraya oyunuzu atın dedin diyemez. O yüzden ama ben daha bir önceki halk oylamasında evet bayrağını açmıştım. Dedim ki halk oylamasında biz evet oyunu versez. Neden? Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin. Şimdi yine aynı şey oluyor. Şimdi Cumhurbaşkanı’nı aynı zamanda da hükümetin de zaten hükümetin başı. Şimdi hepsi de tek merkezde toplanacak, seçimle olacak. O yüzden seçimle olması gereken bir şey, İslam, Kur’ân ve Sünnet tarihisinde ve İslam kültürü içerisinde var olan bir şey. o bir kısım kardeşler arkadaşlar diyorlar seçim olmaz. seçimle bir kimse başa gelmez. bilhassa Selefi, Vahabi takılanlar seçim hakkında değişik fetva veriyorlar.
Onların bu noktada değişik fetva vermelerinin sebebi, Suudi Arabistan’da seçimlerin olmayışı ve hepsini de atan araktan icra etmesi. Bazen kendi kendime düşünüyorum, hayal ediyorum. Acaba diyorum şey, Suudi Arabistan yönetimi, belediye başkanları seçimle iş başına gelsin derse, o zaman bu Selefi Vahabi kardeşler acaba o zaman ne savunacaklar diye kendi kendime düşünüyorum. Bakın, devlet başkanının seçimle gelmesi Hz. Ebû Bekir Ömer Osman Ali Radıyallahu An Hazretleri zamanında gerçekleşmiş bir şeydi. Onlar bunu bu noktada Hz. Ali Efendimize kadar geldiler. Hz. Ali Efendimiz’den sonra Muaviye, Muaviye, Hz. Hasan Efendimiz ona bu noktada halife yapmak istediler etrafındakiler. O hatta yaptılar da o halifelikten feragat etti Muaviye’ye.
Dedi ki sen halife ol ve böylece Muaviye’ye halifelik geçti. Hz. Hüseyin Efendimiz’in Yezid’le savaşma sebebi Muaviye’nin ölmezden önce Yezid’e halifeliği bırakmasından dolayıdır. Der ki bu yapılan halifelik Kur’ân ve Sünnet’e uygun değildir. Seçimle, istişareyle, şuurayla olması gerekir der. Ona karşı çıkmıştır. Bakın yapılan sisteme yapılan atamaya karşı çıkmıştır. Yapılan sisteme yapılan atamaya karşı çıkmıştır. Bununla bu meseleden dolayı mücadele çıkmıştır. O yüzden Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi doğru mu? Evet. Seçimle hükümetin gelmesi doğru mu? Evet. Kur’ân Sünnet açısından söylüyorum. Bu referandumda da arkadaşlar bu noktada Kur’ân ve Sünnet noktasında seçimle olmasında bir beis yok. O yüzden üzerinde bu kardeşlerimiz arkadaşlarımız bu noktada böyle bir şeyde öngörüyorlarsa evet biz bu Cumhurbaşkanı’nın bu noktada artık sistem olur.
9. Bölüm
Cumhurbaşkanlığı sistem olarak geçecek ya seçimle olmasını bu noktada tek kişiye de toplanılması uygundur deniliyorsa arkadaşlar da bu noktada görüşlerini evet diyerekten belirtirler. Türkiye ve Avrupa ilişkileri nereye gidiyor? Nereye gidecek? Bir yere gittiği yok. Yıllardan beri durduğu yerde duruyor. Bu yeni değil. Bu Osmanlı’dan Osmanlı’nın son 200 yılıyla beraber 100 yılda Cumhuriyet’i koyun 300 yıldan beri biz Avrupa’nın kapısında bekletiliyoruz. 300 yıldan beri. Ve Avrupa’ya da beyan ediyoruz. Bütün ülke bütün dünyaya da beyan ediyoruz. Biz Avrupa değerlerini ülkemize getireceğiz diye çırpınıyoruz. Çırpındık. Çırpındık. Hala da çırpınacağız diye uğraşıyorduk. Mesela İngiltere referandum yaptı Avrupa’ya hayır çıktı.
Hem bize referandum yaptılar mı Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye? Yapmadılar. Yapsalar evet çıkar mı? Çıkmaz. Diyeceksiniz ki bu hükümet bu iktidar veya bunların yerine bir başkası gelen de şimdi Avrupa’yla ortadan köprüleri yıkar mı? Hayır. Yıkabilir mi? Hayır. Yıkmaya kalksa derin devlet buna müsaade eder mi? Hayır. Hayır. Böyle bir şey olursa bilin ki Türkiye’yi işgal edilir savaşa katılır. Direk söylüyorum. Çok rahat bir gün içerisinde Suriye, Irak herhangi bir savaş ülkesi haline gelebiliriz. Çok rahat diyorum bakın. Biz çünkü bu noktada batıya hala da haraç ödüyoruz. Biz Avrupa Birliği’ne haraç ödüyoruz, biz Amerika’ya haraç ödüyoruz, biz İngiltere’ye haraç ödüyoruz, haraç ödüyoruz, bildiğiniz haraç ödüyoruz.
Ve öyle biz batıyla köprüleri birden atabilecek silaha, ekonomiye, askeriye, teknolojiye sahip değiliz. Bu size tuhaf gelebilir. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken bir batının piyonu olarak kuruldu. Batı geldi, buradan batılılardan oluşan Osmanlı’dan kalmış, Osmanlı’nın içerisindeki batılılarla böyle işli dışlı olan, gayrimüslim dönmelerle işli dışlı olan bir ekiple Ankara denilen köyde Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdu. Ya nasıl kurar, böyle şey olur mu demeyin, nasıl İsrail’i kurdular orda miköyde, nasıl Suud’u kurdularse, Yemen’i kurdularse, Kuwait Bahrain kurdularse, Irak kurdularse, cetveli koyup çizdilerse, bu da öyle bir şey. Ama bu öyle kurulurken, Türklerin 5000 yıllık geleneği olan derin devlet bunu uygun gördü.
Bunun normalde ölüm kalım mücadelesiydi, yaşaması için bu nefese ihtiyacı vardı. Derin devlet, o ak sakarlılar, bunun böyle kurulmasına müsaade ettiler. Ve dediler ki, dedirttirdiler ki kendi içlerinden, öndeki o batıcı kimlikleri, batıcı şahsiyetleri öne koyup, dediler ki gidin ne taviz istiyorlarsa verin. Neden? O esnada bir devletin olması gerekiyordu. Devletsiz olmaktansa, batının piyonu statüsünde görünen bir devletin kurulması, kötünün iyisiydi. İki tane kötü var, bunun ehven olanını seçmek dinen caizdir. İkisi de içki içiyor. Biri akşamdan akşam içiyor, birisi sabahtan başlıyor, hiç ayılmıyor. İkisi de içki içiyor. Siz akşamdan akşam içeni tercih edersiniz. Bakın, kötünün iyisini tercih etmek budur.
10. Bölüm
Bunu dışarıdan böyle kızarlar, bağırırlar. Kızıp bağırma. Sen kötünün iyisini seç. Kötü ama iki kötünün içerisinden iyisini seçmekle mükellefsin. O zaman içinde devletin kalmayacak. Devletin kalmaması mı iyi? Yoksa iyi kötü bir devletin olup, onun bayrağının, onun çatısının altında toplanmak mı iyi? Onun bayrağının, onun çatısının altında toplanmak iyi. Bu devlet, dini İslam değildir dedi, kaldırdı, şerii kanunları kaldırdı. Atatürk bunların hepsini yaptı mı, yaptı. Ve herkes bu noktada bunları yapanları edenleri kafirle nitelendirdi mi, nitelendirdi. Bunları nitelendirenler, bir ev yapmayı bilmeyenler, bir ev geçindirmeyi bilmeyenler, bir topluluğu, bir cemaatı idare etmekten uzak olanlar. Bunları yapanlar on kişiyi yanına koyacaksın, işçi olarak çalıştıracaksın.
Bunları çalıştıramayacak kapasitede olan insanlar. Kapasitesi yok adamın. Hiç çiçek büyütmemiş, hiçbir kimse yetiştirmemiş o. Hemen atar, karalar onu. Kötünün iyisi ne yaşandığını bilmez. Aynı şeyi Bosna’da dinledim. Bosna’da İzzet Begovici kınayanlar var, neden barış anlaşmasını imzaladı diye. Sebep? Ya barış anlaşması yaptı. Ya dedim tehdit ettilerse adamı içeride. Dedilerse ki anlaşma masasında. Buradan sen kalkarsan, Boşnak namına, Müslüman namına hiçbir şey bırakmayacağız. Sibrenizka. Toplucaz hepsini toplum mezarlığının içerisinde gömeceğiz dediyse. Ne cevap verebilirsiniz? Ne diyebilirsiniz? Aynı şey Hazreti Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem hazretleri anlaşmaya imzalanınca Hazret-i Ömer radıllahu aleyhi ve sellem hazretleri anlaşmaya imzalanınca Hazret-i Ömer radıllahu aleyhi ve sellem hazretleri anlaşmaya imzalanınca Hazret-i Ömer radıllahu aleyhi ve sellem hazretleri anlaşmaya imzalanınca Bu vahiy mi ya Resulallah?
Değil. Bunda Müslümanların aleyhine maddeler var. Bu olmaması gerekir demedi mi? Müslümanların aleyhine maddeler var çünkü. Böyle bir şey yaşanmış olabilir. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken de böyle bir şey yaşanmış olabilir. Tavizler alarak böyle bir devlet kurdurmuş olabilirler. Hala açıklanmıyor zaten Cumhuriyet’in ilk yıllarının millet meclis tutanakları. Açıklanmıyor. Devletin normalde ilk kuruluş aşamasındaki hiçbir şeyi Arşivlerde açıklanmıyor. Ben bunu derin ak sakallılara bağlıyorum. Diyorum ki o ak sakallılar o gün için bir devletin olmasını elzem gördüler. Ve bunca tavizlere rağmen devleti kurdurdular. Dikkat edin şimdi. Zaman içerisinde batılı kültürü batı kültürünü takip edeceklerini bunları kabul ettiler.
Ve devletin sağlıklı bir şekilde ayakta durması lazımdı. Zaman içerisinde yavaş bu değişmeye başladı. Çünkü o ak sakallılar bu değişimi istiyorlar. Ve bu değişim devam edecek. Bu değişim devam ederken bu dönüşüm devam ederken Yine bu topraklar Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Arnavutuyla, Boşnağıyla, Dağlısıyla, Ovalısıyla, Manavıyla, Arabıyla, Farisisiyle Kardeşliğini tesis ederekten büyüyecek. Dönüşüme ve değişime devam edecek. Ve o dönüşüm ve değişim devam ederken zaman içerisinde kendi yolunu, kendi kültürünü, kendi inancını yaşayacak. Dikkat edin. Benim İslam’la ve dergâh’la tanışmam 30 yıl. 30. yıl. Oktay orada duruyor. Biz dedemin köşedeki evde gaz lambası bile yoktu bazıları.
11. Bölüm
İkimiz zikrederdik biz. İkimiz zikrederdik. İki kişi. Yasaktır. Biz 302 otobüsün içerisinde zikir yapıp, otobüste dolaşıp, ondan sonra otobüs milleti dolaşıp, otobüs milleti dağıttığı zamanlardan geliyoruz. Mezarlıklarda, mezarlıkların musallasında zikir yaparak gelmiş bir kimseyiz. Basılıyoruz. Götürülüyoruz. Yanlış anlaşılıyoruz. Herkes bizde ilgi ve alakayı kesiyor. Millet sanki bizde kolere varmış gibi kaçıyor. Biz böyle saklı, gizli zikir yapacağız diyerekten büyüdük geldik. Basıla basıla, dövüle dövüle, ötelene ötelene, itelene itelene geldik. Ben o zaman da Okta’y hemen hemen arşiv gibidir. Ben o zaman da diyordum, öyle zaman gelecek ki bulunduğumuz yerde insanlar almayacak, öyle zaman gelecek ki biz meydanlarda zikredeceğiz.
Öyle zaman gelecek ki biz kapalı spor salonundan da zikredeceğiz. Bu hayaldi. Bakın bu hayaldi. Şimdi kapı açık, dileyen zikrullah alakasına gelir, dileyen gider. Bu sadece hayalden ibaretti. İnsanlar bize kiralık yer vermezlerdi, korkarlardı, ürkerlerdi. Kiralık hiç tutulmayacak. Hiç böyle tutulması mümkün olmayan yerleri biz gittik, dergâh yaptık, oralarda zikrullah yapacağız diye uğraştık. Adamın yerini tamir ettik, güzelleştirdik. Ondan sonra dedik ki çıkın çıktık. İnsanlar kendilerini muhtaç zannettiler. 1500 liralık kiralık yeri bizden 3000 lira istediler, 3000 lira verdik, 5000 lira istediler. 5000 lira vermeye kalktık, 10.000 lira istediler. Mecbur gördüler bizi kendilerine. İnsanlar enteresan çünkü.
Bunları yaşaya yaşaya geliyoruz hala daha. E Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Şimdi burada. Ben. Kalbimde hiç böyle soru işareti olmadan, zerreci bir çizik olmadan kendi yerimizdeyiz. Bakın kendi yerimizdeyiz. Çık diyecek olan yok, girecek olan yok. Bilemeyiz. İnsanlar kendi kendine düşündüğünde bir şeyin ne tarafa doğru gittiğini göremiyor. Ama Cenâb-ı Hak bizim şer gördüğümüz şeyden hayır çıkardı. Ötelenmiyoruz, itelenmiyoruz şimdi. O yüzden bu süreç nasıl 30 yıldan itibarı, bizim yaşadığımız 30 yıl. Ben dergâh girdiğinde ilk camide zikrullah yaptırılmasına sebep olan kimseyim. Camide zikrullah yapacak mümkün mü? Millet birbirinin kulağına fısıldayarak şeyhinin geldiğini söylüyordu. Şeyhinin geldiğini açıkça ilan eden birisiyim ilk.
Bursa’da dahi Şeyh Efendi Bursa’ya geldiğinde. Ulu Camide Şeyh Efendi’nin yanında görünmemek için insanlar..karşıdan selam verir giderdi. Yok kimisi kuyumcu, yok kimisi esnaf, yok kimisi tüccar. Onunla beraber görünmeyelim diye uzaktan bakarlardı. Benden fazla sevdiklerini söylerlerdi ama..Ulu Camide çarşıda şeyhimin yanında görünmekten imtina ederlerdi. Haklı haksız. Bakın haklı haksız. Bu aynı zamanda Tire’de de yaşanırdı. Tire ki tarikatın kol gezdiği yer. Orada da çarşıda Şeyh Efendi ile dolaşmak için..mangal gibi yürek lazımdı. Dolaşamazdı hiç kimse. Bakın dolaşamazdı. Biz bayındırılılık var ya biz de biraz çizgi dışıyız. Kırıkız biz, bizim için önemli değil. Ben telefonu açtıklarında orman işletmesine..Mustafa kardeş beklenen misafir geldi deyince..işletme de ben muhasebe servisinde 10 kişiden fazla çalışıyor.
12. Bölüm
Şeyh Efendi mi geldi dedim ben. Sus öyle deme, sus öyle deme diyor bana. Korku humbasına kapılıydı herkes. Bakın oradan..biz şimdi kapalı spor salonlarında zikrullah yapıyoruz. Bizim şimdi benim hiç saklanma, gizlenme derdim yoktur. Hiç. Allâh yolunda saklanacak, gizlenecek bir derdim yok. Meydandayım. Benim özel hayatım mahremdir. Birisi özel hayatımı araştırmaya kalkarsa canımı sıkar. Benim kendi işim mahremdir. Adam benim işimi incelemeye kalkar, araştırmaya kalkarsa..canımı sıkar benim. Dergahın kendi iç meseleleri mahremdir. Bakın buradayım. 30 yıl boyunca devmiş kardeşlerimle diz dizeyim. Varsa problemin gel anlat burada. Geri kalan buradayız kardeşim, meydandayız. Her şeyimizde meydandayız.
Her şeyimizde. Bunlar uzun bir mücadelenin ürünü. Uzun bir mücadelenin ürünü. Ve bu sadece biz böyle değiliz. Bizim gibi bütün dergahlar, tarikatlar..bir kısmı bizden bir gömlek aşağı davranmıştır. Korkmuşlardır, hiçbir şey çekilmişlerdir. Bizim gibi fitursuz davranmamışlardır. Beklemişlerdir ne olacak diye 15 Temmuz’da olduğu gibi. Ne tarafa doğru seyredecek diye bakmışlardır. 28 Şubat’ta pusmuşlardır, geriye çekilmişlerdir. Dersleri iptal etmişlerdir. Ama muhakkak bir Cengaver ekip çıkar. O Cengaver ekip insanlara cesaret verir. İnsanları bu noktada, Cenâb-ı Hak onların üzerinden mesaj verir. İçinde bulunduğum kardeşlerimden o yüzden Allâh hepsinden de razı olsun. 28 Şubat’ta direne direne geldik.
İçimizden fire verenler oldu mu? Oldu. Adam işini düşündü, aşını düşündü, eşini düşündü..çekini düşündü, senedini düşündü, altını düşündü..dolarını, markını düşündü, geri çekildi, geri çekildi. Biz hiç kimseye kızgınlığımız, kırgınlığımız yok. Biz yürüyeceğiz dedik, Cenâb-ı Hak’a umdolsun yürüdük. Allâh insana hayır kapısını açar. Allâh insana cesaret verir. Adam cesaretlenmek isterse Allâh ona cesaret bahçeder. Bir kimsenin kalbine küçücük bir korku şeytan ona vesvese verirse..o korku hummasına kapılır. Türkiye buralardan geliyor, dergahla beraber. O yüzden buradan geri dönüşü olmaz. Bu pişerekten, olgunlaşaktan, oturaktan, yerleşerekten devam edecek inşâAllah. Çünkü içerideki ak sakalılarda, dışarıdaki ak sakalılarda..hepsinin ortak görüşü ve düşüncesi bu.
Aynı frekansla birleşiliyor. Aynı frekansla, ülke insanı da aynı frekansla birleşiyor. Ülke insanı da aynı frekansla birleşiyor. Hatalar var, kusurlar var, eksiklikler var, yanlışlıklar var, çarpık giden şeyler var, var. Böyle söylerken bunları görmediğimi düşünmeyin. Adalet mekanizması düzgün değil, eğitim mekanizması düzgün değil, düzgün değil. Yolsuzluklarla, usulsüzlüklerle, insan ayırmalarıyla alakalı düzensizlikler var. Bunları görmüyor değilim. Bakın bunları görmüyor değilim. Adalet mekanizmasının bozuk olduğu, bu dönemde bozuk olduğu kadar bozuk bir dönem yaşanmadı. Eğitim mekanizması hâlâ da bozuk. Ayağı kayırmalar var mı? Var. Hem bürokraside, hem siyasette, hem ticarette var mı? Var.
13. Bölüm
Bunları görmediğimi düşünmeyin. Veya bunları örtbas edeceğimizi düşünmeyin. Ben içi dışı meydanda bir insanım. İçi dışı meydanda bir insanım. Benim derdim ülkem. Benim derdim Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet. Benim derdim bu. İnşâAllah bunlar da düzelecek. O yüzden inşâAllah önümüzdeki süreçte siz de aklınızı, vicdanınızı bir merkezde toplayıp Cenab-ı Hakk’ın Kur’ân ve Sünnet’e ve Vatan ve Millet’e hayırlı olacak düşünceyi size ilham etmesini Allâh’tan niyaz ederim. Âmîn. Namazlarımıza her zammı sürenin başında besmele çekelim mi? Hayır. Sohbete gelemediğim zamanlar oldu. İnternetten sizin sohbetlerinizi dinlemek istiyorum. Yanılıyorsam en eski sohbet 2004 yılında başlıyor. 2004 yılından mı, 2017 yılından mı başlayıp dinleyin?
Not olarak dinlemek istiyorum. Nereden isterseniz dinleyin. Benim İslam dinimiz konusunda çok eksiğim var ama öğrenmeye niyet ediyorum. Önce ne işle başlamam gerekiyor? Hangi kitapları önerirsiniz? Bu noktada bütün herkes evine bir İslam ilmali, kuduri alabilir. Geçen ben cezaevine de getirttirdim. Yeni basın böyle docent birkaç tane toplanmışlar, gözden geçirmişler. Çok hoşuma gitti o. Bir tek böyle bazı açıklamaları kitabın sonuna bırakmışlar. Güzel bir baskısıydı. Onu alabilirsiniz. Benim hoşuma gitti. Hatta uzun bir bölümünü tekrar gözden geçirdim. Ondan sonra. Benim çok hoşuma gitti. Hatta böyle bir soruyu kendi kendime niyet ettiydim. Bu kitabı herkese önericem diye. İnşâAllah Allâh’ın izniyle bir ne olacak ne gidecek belli değil.
Mücadele devam ediyoruz. Ama en kötü ihtimalle 65-70 günümüz var. En kötü ihtimalle 65-70 gün sonra tekrar burada olacağız inşâAllah. O zaman da kitabı size tekrar burada tanıtırım. Riyal Salih’in İmam-ı Nevel’in kitabını almak istiyorum. Piyasada çok çeşit var. Bana hangisini tavsiye edersiniz? Bende Diyanetin baskısı var. Çok hoşuma gidiyor. Diyanetin baskısını alabilirsiniz. Kefir mayarlamakta ve içmekte herhangi bir sıkıntı var mı? Hanefiler sıkıntı olmadığını söylemişler. Ben camiye Kur’ân-ı Kerim öğrenmeye gidiyorum. Üzerini çok karaladım. Hep tevcid kurallarını yazdım. Camideki bayan hocada diyor ki bunun ileride sil böyle kalmasın diyor. Silince de tam okuyamıyorum. Yanlışlarım çıkıyor.
Birkaç yerde tükenmezliği çizmiştim. Oraları da daksille diyor. Kur’ân-ı Kerim’deki tüm yazdıklarını sileyim mi silmeyeyim mi? Bir Kur’ân-ı Kerim alın camiye bırakın eğer o Kur’ân-ı Kerim sizin değilse karşılık olarak. Yanılmıyorsam yedinci düze kadar yazdım. Camide öğrendiğimiz bazı sürelerin üzerinde tecrübe yazdım. Oraya gelen bazı kadınlar da çizilmez günahtır diyor. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde kendilerinden yazılı tecrübe kurallar. Kitaplar çıkmış böyle bir şey alsam olur. Ben öğrenmek için yazdım diyor. Olabilir. Kenara not alabilirsin. Kendi Kur’ân’ınsa bunda bir sıkıntı yok. Gece uyanıp kalkıp teheccüd namazı kılıyorum. Namazın arkasından Yasin Vakı’a duaan surelerini okuyorum. Sonra tekrar yatıp sabah namazına kalkıyorum.
Ama sabah kalkmak zor oluyor teheccüdü bırakmak istemiyorum. Alışkanlık haline getirdim. Teheccüdü kıldıktan sonra uyumasam surelerimi okusam o vakit girince sabah namazını kılıp girdiğimin kazasını yapsam uyusam olur mu? Olur. Nasıl isterseniz. Gençliğimde bilerek çekmediğim günlük yürütlerim çok var. Günlük yürütlerimi çekmediğim için çok pişmanım ve Rabbime tövbe ettim. Ben bu geçmişteki günlük yürütlerimi sabahları kazaya niyet edip akşamlarda sadece normal günlük yürütümü çekmek istiyorum. Olur mu? Olur. Kaza, günlük yürütlerimi nasıl niyet edebilirim? Size layık derviş olamadım. Ne olur beni affedin herkes. Tüm kardeşler ve siz de hakkınızı helal edin. Helal olsun bizden yana. Benim düğünümden kalma bir miktar altınlarım var.
Bunun zekatını bir akrabam var. İki çocuğu işitme engelli ve evleri var ama ev borcu ediyordular. Zekatımı bu akrabamı verebilir miyim? Evet. Kocaların, karılarının altın ve yamalının zekatını vermek zorunda mı? Hayır. Zekat ve fitre parası verirken o kişilere bu zekat veya fitre parası diye söylememiz gerekiyor mu? Hayır. İçinizden niyet etseniz. Annemin zekat verdiği akrabamıza ben de aynı kişiye zekat versem sıkıntı olur mu? Olmaz. Benim gençim kiliste askerlik yapıyor. Askerliği biraz sıkıntılı geçiyor. Dua eder misiniz? Allâh yardımcınız olsun inşâAllah. Ben gençliğimde bazı şeyler için yemin ettim yapmayacağım diye sonra bozdum. Yine bir şey için yemin ettim ama bu sefer bir kardeşin hayırlı bir iş evlilik için yeminimi bozdum.
Ve evlilikler olumlu gibi olacak inşâAllah. Bu yettiğim tüm yeminlerim için çok pişmanım ve Rabbime tövbe ettim. Ben bunların yemin kefareti oruçlarını tutmak istiyorum. Bu oruçları ne şekilde nasıl tutmalıyım ve ne şekilde niyet etmeliyim? Bunun için 30 gün 40 gün fazlasıyla oruç tutsam sıkıntı olur mu? Bana yol gösterin. Yemin kefareti 3 gün oruç. Allâh’a emanet olun.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Şükür, Hamd, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı