Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

49. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Sibgatullah, Allah İçin Sevmek, Lâ İlâhe İllallah ve Dergahtan Evlilik

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 49. sohbet-i şerîfinde dört ana eksen üzerinde durmuştur. İlk bölümde Sibgatullah — Allah’ın boyası — kavramını Kur’ânî zeminine oturtarak müminin içiyle dışının bir olması gerektiğini vurgulamış; Yunus Emre’nin ‘dışı Müsluman içi kafir’ sözüyle imanın renge benzetildiğini işlemiş; bir sahabenin mal vasiyetini Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in rehberliğiyle anlatıp aile sorumluluğunu ortaya koymuştur. İkinci bölümde Allah için sevmenin üç boyutunu — mürşid/veli/mümin sevgisi, Allah’ı seveni sevmek ve bu sevginin fiili göstergesi olarak namaz nasırı — somut örneklerle ele almış; eşine görev yapmayan kocaya dair bir anekdotla aile içi sorumluluk bilincini hatırlattırmıştır. Üçüncü bölümde camide lakaytlığı ve gereksiz konuşmayı eleştirmiş; Lâ İlâhe İllallah zikrini dört aşamasıyla açıklamış; Müsliman’ın diline dair hadîs-i şerîfleri hatırlattırmıştır. Son bölümde dergah kültüründe evlilik anlayışını, kadın–erkek kultür uyumunu ve sahabe örnekleri üşigenüç Hz. Ömer ve Eyyub el-Ensârî üzerinden yaşlılıkta zikrullaha bağlılığı anlattıktan sonra ‘Zikrullahta pervane dönen dede’ tablosuyla kapatım yapılmıştır.



Sibgatullah: Allah’ın Boyasıyla Boyanmak, Sahabe Vasiyeti ve Mümin Kavramının Özü

Selamun aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü hayırla eylesin. Cenab-ı Hakk’ımlıklarımıza naile eylesin. Korktuklarımıza nuhusu muhafaza eylesin. Alem-i İslam’a dirlik, birlik, beraberlik ihsan eylesin. Memleketimizi de her türlü kötülüklerden korusun inşaAllah. İyi renkler temizlik köpünden hasıl olur. Çirkinlerin rengi ise kirli karasudan meydana gelir. Bunu ders olarak yapmıştık, hatırlıyorsunuz herhalde değil mi? 767 deyince orası oluyor. O latif rengin adı Sibgatullah, Allah’ın boyası. Yani iyi rengin boyası Sibgatullah, Allah’ın boyası. Hani âyet-i kerîme’de de siz Allah’ın boyasıyla boyanınız der ya, Makara 138, Allah’ın boyasıyla boyandık. Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak sana kulluk ederiz deyin. Allah’ın boyasıyla boyanmak, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak. Sibgatullah, Allah’ın boyası. Bu Allah’ın boyası Cenab-ı Hakk’ın direkt ahlakıyla alakalı. Direkt onun Sünnetullah’ına tabi olmakla alakalı. O yüzden bu normal ahlakın üstünde bir ahlak. Biz buna ince ahlak diyebiliriz.

Mesela bir kimse zekatını verirse, ona sadaka vermek için zorlayamazsınız. Zekatın üzerine sadaka vermek, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetidir. İnsanlara tavsiye ettiği. Ama Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah’ın boyasıyla boyanmıştır. Öyle olunca Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin evinde veya elinde, ertesi güne hiçbir şey kalmaz. Bundan Müslümanlar bundan zorunu değillerdir. Siz bir Müslümanı din olarak bunu anlatamazsınız. Bu Allah’ın boyasıyla boyanmaktır. Bu Allah’ın boyasıyla boyanmanın da tabi bir ilmel yakin noktası var. Bir de hakkel yakin noktası var. Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi nefsinin üzerinde uyguladığı şey hakkel yakin noktası. Ertesi güne hiçbir şey bırakmamak. İlmel yakin noktası ne? Bu da normalde o kimsenin sadaka vermesi. sahabeden bir kimse ölümüne yakın dedi ki, ”Ya Resulallah ben malımın tamamını tasadduk etmek istiyorum.

Ölümüne yakın.” Ona dedi ki, ”Sen eşin, çoluğunun, çocuğunun arkandan dua etmesini istemez misin?” ”İsterim Ya Resulallah.” ”O zaman onlara bir şey bırak.” dedi. O sahabe dedi ki, ”O zaman ben malımın yarısını tasadduk edeyim.” Yine ona dedi ki, ”Sen eşinin ve çocuklarının senin arkandan dua etmesini istemez misin?” ”İsterim Ya Resulallah.” dedi. En son da malının dörtte birini, bazı rivayetlerde üçte bir deniliyor. Üçte bir diyelim. Üçte birini bıraktı, üçte ikisini ne yaptı? Üçte birini tasadduk etti, üçte ikisini bıraktı. Bu da ne? Bu da sünnetullah. Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti. Bu ne? Bu aynel yakin. İlmel yakin ne? İlmel yakin ne? Bir kimse farz olan zekatını verdi, vazifesini yerine getirdi. Bu da ne? Bu da ilmel yakin. Ama o kimse Allah’ın boyasıyla boyanacaksa, o zaman o iyilikte önde koşacak.

İyilikte önde koşmak, tasadduk etmek, yardım etmek sadece o değil. Allah yolunda koşmak, iyiliği icra etmek yerine getirmek, en önemlisi Cenab-ı Hak’ın ahlakıyla ahlaklanmak. Mesela bize birisi kötü davranırsa, biz ona iyilik yapmayız. Oysa Cenab-ı Hak kendisine küfredeni de rızıklandırır. Kendisine isyan edeni de rızıklandırır. Kendisine her an nemrutluk yapanı da rızıklandırır. Kendisine her an nemrutluk yapanı da rızıklandırır. Kendisine firavunluk yapanı da rızıklandırır. Hani Musa Aleyhisselâm diyor ya o kendisiyle alay eden şaklabanlara diyor ki bunları cezalandırsan, o da diyor ya Musa onlar benim sevdiğim seni taklit ediyorlardı. Onları rızıklandırıyor. bir peygamber yine bunların rızıklarını kes deyince iyi ki diyor sen Allah olmamışsın ona. O diyor bilmiyorum kaç yıldan beri bana isyan ediyor. Hadisi kutsi ben onu rızıklandırıyorum. Allah’ın boyasıyla boyanmak mevcut ahlakın üstünde bir ahlaktır. Mevcut iyiliklerin üstünde bir iyiliktir.

Hayatı en ince dairede yaşamaktır. Dini en ince dairede yaşamaktır. Kılı kırk yarmaktır tabiri caizse. Zaten böyle kimseler çok azdır. Allah’ın boyasıyla boyananlar çok azdır. Onlar imanın en kemal noktasıdır. İşte hadîs-i şerîf’e göre onlar kırk tanedir. Diğerleri de evet onlar da tam onlar bütün müminler Allah’ın boyasıyla boyanmaya çalışırlar. Ama aynı renklilikte aynı parlaklıkta değildir. O hadîs-i şerîf’te beyan edilen üçler beşler yediler kırklar bunlar Allah’ın boyasıyla boyanmakta zirve yapmış kimselerdir. Zirve yapmış kimselerdir. Sibgatullah Allah’ın boyasıyla boyanma. Onları gördüğünüzde Allah hatıra gelir. Allah’ın boyasıyla boyanmış bir kimseyi gördüğünüzde mümin iseniz. Allah hatıra gelir. Allah’ın boyasıyla boyanmış bir mümini gördüğünüzde ondan nefret ediyorsanız ya münafıksınız ya gavursunuz ikisinden biri. Mümini ancak mümin olanlar sever. Bakın mümini ancak mümin olanlar sever. Bir mümini gavur sevmez. Bir mümini münafık sevmez. Bir mümini fasık kimseler sevmez.

Bizde böyle bir algı var. Yani mümin kimse ya herkes onu sevecek değil. Herkes onu seviyorsa o Allah muhafaza eylesin. Münafık bir kimsedir. Çünkü mümin Kur’ân ve Sünnet’e iman edip Kur’ân ve Sünnet’i yaşayan bir kimsedir. O Kur’ân ve Sünnet’i söylerse, Kur’ân ve Sünnet’i kabul etmeyenler ondan nefret ederler. Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden Utbe memnun muydu? Şeybe memnun muydu? Onlar seviyorlar mıydı onu? Müşrikler Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini çok mu seviyorlardı? Ama Mekkeli müşrikler ama Mekke’nin dışındaki müşrikler. Onları çok mu seviyordu? Münafıklar çok mu seviyorlardı? Kendi kendilerine toplanıyorlardı farklı yerlerde. Ne yapacaklarını düşünüyorlardı. Komple düzenlemeye çalışıyorlardı. Kim münafık bunlar? Bunlar namazda beraber duruyorlardı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında. Bunlar sahabelerin içerisinde dolaşıyorlardı. Sahabelerin içerisinde dolaşıyorlardı. Sahabelerle beraber namaz kılıyorlar, sahabelerle beraber oruç tutuyorlardı.

Sahabelerle beraber hareket ediyorlardı. Ama münafıktı. Fırsatını bulduklarında, boşluğunu bulduklarında toplanıyorlardı gizli yerlerde. Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin aleyhine konuşuyorlardı. O yüzden bir münafık, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmış olan, Allah’ın boyasıyla boyanmış olan, inanmış erkek veya inanmış kadınları sevmez. İnanmış kadın her şeyiyle Kur’ân ve Sünnet’i üzerinde taşıyor. Her şeyiyle. Onu diğer insanlar ona baktıklarında Allah’ı hatırlıyorlar ya. Allah’ı hatırlamak istemeyen münafıklar, Allah’ı hatırlamak istemeyen gavur gönüllüler, onu gördüklerinde rahatsız olurlar. Yani bir sakallı Müslümanı görünce rahatsız oluyor ya. Kes o sakalları ya. Neden? Rahatsız olduğu sebep münafık çünkü. Eğer tam iman etmiş olsa, diyecek ki Adem’den Hz. Muhammed Mustafa’ya kadar bütün peygamberler sakallı, Sünnet olan bu rahatsız olmayacak. Veyahut da bir kimse dininin gereği gibi kıyafet seçimi yapıyor. Dininin gereği gibi kıyafet seçimi yapmayanlar ondan rahatsız oluyor.

Ondan rahatsız oluyor. Sebep münafık gönüllü çünkü. Sebep kafir gönüllü. Dışı Müslümanı içi kafir. Dışı Müslüman içi kafir. Çok olur demiş ya Yunus. Dışı Müslüman içi kafir. Allah’ın boyasıyla boyanmış bir kimseyi ancak müminler sever. Ancak müminler. Ve Allah’ın boyasıyla boyanmak, haramlardan komple uzak olmak, Allah’ın boyasıyla boyanmak, Allah’ın farz kıldığı bütün her şeyi yerine getirmeye çalışmak, Allah’ın boyasıyla boyanmak, farzların üzerine nafilelerle Allah’a yaklaşmak, Allah’ın boyasıyla boyanmak, nafilelerin üzerine Allah’ı sevmek. Ve gözünün gördü ve gözünün görmedi, aklının tespit ettiği, bildiği ve bilmediği, gönlünün tespit ettiği ve tespit etmediği her şeyden fazla Allah sevgisiyle haşır neşir olmak. Allah’ı sevmek. Sivgatullaha ulaşacaksa bir kimse Allah’ı sevecek. Allah’ı severken kendisini o sevgiye götürecek sevgilerle tanıştıracak. Davut’un ve dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa’nın Salallahu aleyhi ve sellemin Davut’un dilinden bize aktardığı o dua yolundan gidecek.

Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış kimseye soğuk şerbeti nasıl mübarek kılıyorsan bana da öyle mübarek kıl. Amin. Demek ki bize bu üç sevgi lazım. Sivgatullaha ulaşabilmemiz için. Bir, Allah’ı sevdirecek olanın sevgisi. İki, Allah’ı sevenin sevgisi. Üç, Allah sevgisi. İlmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn derecesi. İlmel yakîn derecesi. Bu ne? Allah’ı sevdirecek olanı sevmek. Yani, Sivgatullah. Allah’ın boyasıyla boyanmış bir mürşidi, bir v

Allah İçin Sevmenin Üç Boyutu: Mürşid, Veli ve Mümin Sevgisi; Namaz Nasırı

eli, bir mümini sevmek. Allah için sevmek. İkincisi, Allah’ı seveni sevmek. İnsanların içerisinde gözünüzün gördüğü görmediği, bildiği bilmediği, Allah’ı en yakın, Allah’ı en yüksek derecede seven Muhammed Mustafa’dır. O yüzden Allah’ı seveni sevmek dediğimizde Birinci derecede Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gelecek. Bakın bu bizim ikinci delilimiz. Birinci delilimiz ne? Allah’ın boyasıyla boyanmış, Sivgatullah noktasındaki bir kimseyi sevmek. Eğer Allah’ın boyasıyla boyanmış bir kimseyi seversek, Allah’ı sevme yolumuz açılacak. İkinci adım, Ey Habibim, de ki, Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyur. İkinci, o kimsenin durağı Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmek. Hadis-i şerifte diyor ki, annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan beni daha fazla sevmedikçe imanınız kemalenermez. Annenizden, babanızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan daha fazla Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmedikçe imanımız kemalenermez.

İmanımız kemalenermez. Üçüncü adım, Allah’ın sevgisi. Ben Allah’ı seviyorum, harika. Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine uyma mecburiyetindesin. Ayet-i kerimeyle sabit. Kim Allah’ı sevme iddiasında bulunuyorsa, ölçüsü, delili, tabanı, tavanı Hz. Muhammed Mustafa’da sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine. Öyle haramı işleyerek, haramın göbeğinde, Sünnet-i Resulullah’dan uzak, Kur’ân’dan uzak, Allah sevgisi yok. Kimse kendi kendini kandırmasın. Kimse Müslümanları aldatmasın. Kimse Müslümanların önünde yol kesici olmasın. Kimse. Büyük bir iddia çünkü. Harika. Herkes Allah’ı seviyordur, bu noktada bir sıkıntımız yok. Ama Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine uyduğu kadardır Allah sevgisi. Uyduğu kadar. Ne kadar uydu, o kadar seviyor. Çünkü Allah’ı seviyorum demek, soyut. Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini seviyorum demek, soyut. Bir üstadı, bir mürşidi seviyorum demek, soyut. Bir erkeği seviyorum demek, soyut. Bir kadını seviyorum demek, soyut.

Bir erkeği seviyorum demek, soyut. Bir kadını seviyorum demek, soyut. Bir çocuğu seviyorum demek, soyut. Bir arkadaşı seviyorum demek, soyut. Bunun somuta tecelliyatı olması gerekir. Arkadaş sevgisinin somutsal tecelliyatı olması lazım o kimsede. Onun somutsal tecelliyatı yok ise o kimse kendi kendisini aldatıyor. Arkadaşını seviyor, harika. E o aç yattı sen tok yattın. O taşın üstünde yattı sen yumuşak yatakta yattın. E senin akşam evinde tencere kaynadı, onunki kaynamadı. Arkadaşını çok seviyorsun. E nasıl sevmek bu? Birisi et yedi, birisi ot yedi. Biri dağda mangal yaptı, yelledi pazar günü. Öbürü kirde evde garibin bulgur pilavına talim etti evde. Ha çok seviyor birbirini. Olmadı. Olmadı. Somutsal tecelliyatı yok. Çok seviyor birbirini. Neden beraber değilsiniz? Camiye giderken beraber, tekkeye giderken beraber gidin. Neden? Yanınızda değil. Çocuğunu çok seviyor, harika. Çocuk Kur’ân Sünnet’te değil, ciğerin yanmıyor senin.

Çocuğunu çok seviyor, cehenneme koşuyor çocuk. Eşini çok seviyor, harika. Kadın veya erkek cehenneme koşarken sen neredesin? Eşini çok seviyor. Bu kalkan yumruk niye? Kocasını çok seviyor. Arkasından neden dedikodu ettin, gittin annene söyledin. Vay anne, adam bana şunu yaptı da bunu yaptı da dedin. Nerede? Adamı çok seviyor, harika. Arkasından mutfakta tabak kırıyor. Sebep? Yenisini alsın. Hiç mi vicdanın titremedi? Adam karısını çok seviyor. Akşam işten çıkarken yedi kebapları, kadın evde duruyor. O ne yiyecek evde? Boğazına dizilmedi mi kebaplar? Hiç aklına gelmedi mi kebabı götürürken? Hiç düşünmedin mi evde beni bekleyen bir karın var diye? O olmadan nasıl yedin sen? E bizim işimizin gereği, iyi o da işinin gereği, gitsin yensin o zaman sen evdeyken. Eşi sevmenin somutsal tecelliyatı lazım. Kuru kuruya ben seviyorum demek yok. E bir üstada bağlandı, harika.

Onu seviyorsan somutsal tecelliyatı olacak. E söylediklerini yerine getir. E yerine getirme yok. Nasihatlerini yerine getir. Yerine getirme yok ama çok seviyor. Ölüyor. Ama nasihatlerini yerine getirmiyor. Somutsal tecelliyatı lazım. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddettene bir seviyor bir seviyor. Harika. E çok güzel. E sünnetini işlesene. Sünnetini işlemek yok. Onun izinden yolundan peşinden gitmek yok. E nasıl seviyor? Yok olmadı. Sibgatullah. Allah’ın boyasıyla boyanacak olan kimsenin yürüyeceği yol var. Bu ne? Bu Kur’ân ve sünnete sımsık yapışmak. Bu Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmanın yolunu yürümek. Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak. Hani Hz. Ayşe annemize sordu ya sahabeler. Ya Ayşe, Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin ahlakı nasıldı? Onlara verdiği cevap müthiş. Siz Kur’ân okumuyor musunuz? Evet biz okumuyoruz şu anda. Sahabelere sordu siz Kur’ân okumuyor musunuz? Okuyoruz ya Ayşe. İşte onun ahlakı Kur’ân ahlakıydı.

Sibgatullah. Dilini haramdan koru. Gözünü haramdan koru. Kulağını haramdan koru. Elini haramdan koru. Ayağını haramdan koru. Uzuvlarını haramdan koru. Kalbini haramdan koru. Kalbini iyiliklerle donat. Kalbini zikrullah ile süsle. Zikrullah ile süsle. Kapının ağzını boşaltın sağlı sollu yanaşın. Yanaş yanaş yanaş yanaş yanaş yanaş. Şunları da sıklaştırın. İki dizinizin üstüne sıklaştırın. Öyle sufilik öyle şey değildir. Disiplin ister. İki dizinin üstüne oturacaksın. Ayaklarını unutacaksın. Bir bakacaksın ki ayaklar gitmiş. Haydi kalkın dediğinde ayağın var mı yok mu diye bir tereddüt edeceksin. Pişecek ayaklar. Namaz kılanın sol ayağının dışında nasır bağlar. Namaz kı

Camide Lakaytlık, Lâ İlâhe İllallah Zikrini Derinleştirmek ve Müsliman’ın Dili

lanların. Sufilerin ise sağ ayağının dışı nasır bağlar. Bir sufinin iki ayağının dışı nasır bağlar. Eğer iki ayağı da nasır bağlamıyorsa o sufi daha pişmemiş. Neden? O çünkü iki dizinin üzerine oturur. İki dizinin üzerine oturunca iki ayağı da ne olur? Tersinden yere gelir. O devamlı otura otura otura iki ayağının iki dışı da ne olur? Nasır bağlar. İki ayağının iki ayağının iki dışı da nasır bağlayacak. Namaz kılıyorsan secden fazlaysa namazını kılıyorsan zaman içerisinde sol ayağının dışı devamlı sol ayağının üzerine oturuyorsun ya tahiyyatta nasır bağlar. Erkeklerde. Erkek sufilerin iki ayağı da birden nasır bağlar. Ben bayan olacağım bayan olsam evleneceğim zaman hiçbir şeysine bakmam. Çıkar çoraplarını ne var bakacağım ayaklarına. Bakarım ayağına aaa ikisinde de nasır yok istediği kadar ben namaz kılıyorum desin. Allah yoluna çık etsin hadi yürü.

Bakarım iki ayağı da nasırlı mı aaa harika bu tamam. Bu oturmuş dervişlikte pişirmiş kendini. Şimdi düşünüyorsunuz değil mi nasırımız var mı yok mu diye kendi kendinize. Eve gidince bakın. Eğer yoksa o zaman sohbette zikrullah da rahat oturmayı seçmeyin. Hiç bir zaman. Bu bir nasihat bir tavsiye size. Sohbette zikrullah da namazda. Cuma hutbesinde. İki dizinizin üzerine oturun. Ellerinizi dizlerinizin üzerine koyun. Öylece sohbeti ve zikrullah’a devam edin. Öylece cuma hutbesini okuyun. Haa orman haftasıymış da kızılay haftasıymış da boş verin. Tamam eyvallah neymiş de bir cuma ne o bacalarınızı temizleyin. Öyle dedi bir cuma da. Botaş’ın bahisi sanki camiler. Botaş dünyanın parasını kazanıyor. Gitsin bütün abonelerine birer mesaj atsın. Bütün abonelerden telefon alıyor ya. İşin kolay. Git müftülüğe bir cuma vahazını cuma hutbesine. Ondan sonra botaş temizliğini koy.

Oh ne ala memleket. Allah muhafaza eylesin. Öyle olsa da iyi. Hutbenin konusu öyle olsa da iyi. Ne yapacaksınız? Hutbeyi ciddiyetle namazdaymış gibi oturarak dinleyeceksiniz. Namazdaymış gibi. Veya iki dizinizin üzerine oturarak hutbeyi dinleyeceksiniz. Ne yazık ki insanlar camilerde laqayt bir şekilde oturuyorlar. Camide laqayt herkes. Kimisi sandalelere oturmuş. Politbüro gibi her biri. Bir de sıralanıyorlar. Melemen bardağı gibi. Bu da bu çıktı şimdi. Bir de alıyor o sandalyeyi. Hop ortada bir yere koyuyor. Yok camide sandalye kültürü. Sünnet aykırı. Bakın sünnete aykırı. Bidat. Bir kimsenin ayağı arıyorsun. Oturduğu yerden kılacak. Sandalede kılmayacak. Oturduğu yerden kılacak. Oturduğun yerde kıl. Uzat ayaklarını kıbleye öyle kıl. Hanefiye göre. Belin ağrıyor. Gene öyle kıl. Sandalede oturuyor yerde oturamıyor arkadaş. Belin ağrıyor. Ayakta kıl o zaman. Ayakta ima ile kıl. Ayakta kıl ima ile.

Yok sandalede kılacak. Ankara’da gördüm. Abartmış adam. Koltuk getirmiş ya. Bildiğiniz koltuk getirmiş. Ankara’da bir camiye girdim. Bildiğiniz koltuk getirmiş adam. Bir de altına hususi. Büro koltukları gibi tekerlek koydurmuş onu. Adam caminin içerisinde gezdiriyor onu. Oturuyor. Koltuk takılıyor namazı. Dedim tamam ya Müslümanlar yakında yatağı da taşıyacak buraya. Ne oldu ben koltukta da oturamıyorum. Ee yatak takılacak orada. Bu kadar lakaytlık oldu. Lakayt. Camiye giriyor. Lakayt millet. Cami de lakayt. Orada vayıs konuşuyor. Oradakini boyuna muhabbet ediyor. Oysa orada vayıs konuşurken Müslümanın orada yanındaki kimseyle konuşması sünnete aykırı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri veda hutbesinde okuyacağı zaman, söyleyeceği zaman sahabe diyor ki bunları uyar. Bunlara sesler. Bunlar gürültü yapmasınlar. Konuşmasınlar. Beni dinlesinler. Bakın bu veda hutbesinde olan bir hadise. Orada bir vayıs var mı var. Konuşuyor mu konuşuyor.

Onlar orada vay gelini ne yaptın, damadı ne yaptın, oğlanı evlendirdin mi, işler nasıldı da, emekli parasını ne oldu da, kaç para zam yaptılar da. Cami desin ya. Caminin içindesin. Müslümanlar gün geçtikçe lakaytlaşıyorlar. Tabiri caizse dünyevileşiyoruz. Dünyayı bileşiyoruz. Burası da dünyevileşiyor. Millet neredeyse bir torba çekirdek getirecek, sohbet esnasını çekirdek çatlatacak dışarıda. Ne dedi be hoca, çat çat çat. Ne dedi be söyle, ne dedi? O hale geleceğiz. Lakaytlaşıyor. Lakaytlaşıyor. Sufiler de lakaytlaşıyor. Ben bazen anlatıyorum, millete sert geliyor. Şeyhimizin yanında telefon çalmazdı bile, sessize alırdık onu. Telefona bakamazdık biz onun yanında. Bana hususi müsaade etmişti, Mustafa Efendi, oğlum sen telefonlarına bak. Sen organizasyonu yapıyorsun, sen telefonuna bak. O kadar. Onun yanında hiç kimse telefonuna bakamazdı. Ben orada olayım, bir arkadaş orada telefonuna baksın, bir daha onun yanına yanaştırmam ben onu.

Dedim ki uzak dur. Madem telefonun var senin git. Ticaretin mi var, alacaksın mı satacaksın mı ne yapacaksan yap. Eşinle mi konuşacaksın, sevgilinle mi konuşacaksın, kimle konuşacaksan konuş. He oradayız, ben üstadın yanındayım şimdi. Ha iyi, çok iyi, harikasın ya. Konuşulmaz. Lakaytlık kaldırmaz dervişlik. Sufilik disiplin ister, müminlik disiplin ister. Müminlik disiplin ister. Disiplin ister. E biz sünnet-i resulullah’ı bilmiyoruz ki. Biz okumuyoruz. Dinlemiyoruz da. Okumuyoruz da dinlemiyoruz da. Hadi okumadık. Ya dinle. Dinlemek de yok, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, disiplin ister. Allah’ın boyasıyla boyanacak olan kimse disiplin ister o yolda. Yürürken disiplin ister. Öyle sakız çatlatmaya benzemez sohbette o. Öyle etrafındaki insanlarla gülüş ahenk yapmakla sohbette zikrullah da olmaz o. Olmaz. Sohbete kendini verirsin, ikinci kelimenin ne olacağının kalbine gelmesi lazım senin. Sohbete kendini öyle vereceksin ki konunun nereye gideceğinin kalbine gelecek senin.

Zikrullah da öyle kendini zikrullah’a vereceksin ki da la derken yok olacak her şey. Daha la da yok olacak. O üç elif miktarında uzatmanın hikmeti odur. La derken üç elif uzatır. Üç elif. Birinci elifte dünyadan geçersin. İkinci elifte ahiretten geçersin. Üçüncü elifte kendinden geçersin. Kalmaz hiçbir şey. İlahe. İllallah. Bitti. Daha birinci la ilahe. Bakın ilahe hızlı söylenir. La ilahe. İllallah üstüne bastırırsın illallah’ta. Kalmadı hiçbir şey. Ne kaldı? İllallah. İlla Allah kaldı. Yok oldu. Sıbghatullah. Bu noktada disiplin ister. Kendini verecek. Odaklanacak. Daha la derken yırtacak perdeyi. Kalmayacak hiçbir şey. Alışkanlık haline gelmiş. La ilahe illallah. Oldu. Hoş geldin 23 Nisan. Ay oldu. Tamam ya. Yok. Sıbghatullah. Allah’ın boyasıyla boyanacaksa o kimse disiplin olacak. Sımsıkı olacak. Sımsıkı olacak. Gözü şaşmayacak. Kalbi şaşmayacak. Kur’ân ve sünnete sımsık yapışacak. Dünya yıkılsa o Kur’ân ve sünneti bırakmayacak.

Yansa dünya cayır cayır gözünün önünde yansa. Gözünün önünde yıkılsa o Kur’ân ve sünnete sımsık yapışık duracak o. Annesiymiş, babasıymış, eşiymiş, çocuklarıymış, geliniymiş, damadıymış. Yok o akrabaymış, yok o patronmuş, yok işçiymiş. Yok sımsıkı tutacak o. Sımsıkı tutacak o. Taviz vermeyecek. Sıbghatullah. Allah’ın boyasıyla boyanacaksa o kimse ancak öyle duracak. Yok bir gün öyle bir gün öyle. Bir gün oradan bir gün oradan. Bir gün oradan. Yok kardeş olmadı ya. Yok. Yok. Sımsıkı dur. Sımsıkı dur ki. Sen o Allah’ın boyasıyla boyananlardan ol. Bu kirli rengin kokusu ise Allah lanetidir. Bir iyi renk vardı neydi? Sıbghatullah Allah’ın boyası. Bir de ne vardı? Kötü renk var. Kötülük var. Kötü renklerin kokusu var. Bu ne? Allah’ın laneti. İbrahim suresi ayet 26. Çirkin söz ise topraktan sökülüp atılmış kararsız kötü bir ağaca benzer.

İyi söz neye benziyordu? Meyvası ahirete. Ötelere meyva veren iyi bir ağaç. İyilik bu sıfghatullah. Kötülük ise ne? Çirkin söz, kötü söz. Dikkat edin çirkin söz. Kötü söz, kötülük. Kökü olmayan sökülüp atılmış bir ağaca benziyor. Meyvasız, kökü yok, yeşermez, kuru bir ağaç, zakkum. Kötülük düşünmek. Kötülük yapmak. Kötü söz söylemek. Çirkin sözler at etmek. Atf etmek. Karşındaki kimseyi rencideci, karşındaki kimseyi kırıcı, karşındaki kimseyi üzücü sözler söylemek. Karşındaki kimseye hakaret etmek. Müslümanların aleyhinde konuşmak. Müminlerin aleyhinde konuşmak. Müminlerin aleyhine çalışmak. Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer Müslümanlar emindir. Mümin odur ki insanlar canlarından emindir ondan. Müslümanların dilinden Müslümanlar emin olmalı. Müslümanların dilinden diğer Müslümanlar emin değiller ise o kimse imanını sorgulamalı. Müslümanın arkasından kim kıymet eder? Müslümanın kim kötülüğünü ister? Allah muhafaza eylesin. Denizden olan yine de müslümanlar emin olmalı.

Denizden olan yine denize gider nereden gelmişse yine oraya varır. Bir şeyin çıkış noktası iyilikse o iyiliğe koşar. Sizin kalbinizde iyilik var ise dilinizde iyilik olur. Ağzalarınızda iyilik olur. İyilikler neredendi? Allah’tan. Nereye döner tekrar? Allah’a döner. Onlar rahmet deryasından geldi, rahmet deryasına geri döner. Sen istediğin kadar kötü ol Allah’ın iyiliğine zarar veremezsin. Sen dünyanın en kötüsü olsan Allah’ın iyiliğine zarar veremezsin. Sen dünyanın en iyisi olsan Allah’ın iyiliğine bir katre katamazsın. Neden? O katrenin de sahibi odur. İyilikler Allah’tandır. Sen iyilik yaparaktan kendini kurtarırsın. Sen iyilik yaparaktan cennetlik olursun. Sen iyilik yaparaktan cennetlik olursun. Sen iyilik yaparak Allah’a vuslat olursun. Sen iyi söz söyle, iyilik yap. O Allah’tan geldiği için yeniden ne olacak? Allah’a dönecek. Deniz suyu buharlaşır, yağmur olur. Dağın tepesine yağar, küçücük kanallardan küçücük ırmaklar olur.

Onlar birbirleriyle buluşur, kocaman nehir olur. Nehir koşa koşa, yine deryaya, denize koşar. Denizde yine buharlaşır, yine döner, tekrar denize koşar. Ne koşar? Demek ki denize aitse denize koşacak. Havaya aitse havaya koşacak. Toprağa aitse toprağa koşacak. Sen nereye aitsin? Sen nereye aitsin? Sen bu dünyaya aitsen, aha toprak kara toprak burada. Sen ötelere aitsin. Ötelere aitsen, oraya göre yaşa, oraya göre davran. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Dağ başından hızlı hızlığa kan seller, bizim tenimizden de aşka karışık olarak akıp giden can aslında gidip kavuşur. Nasıl sular aslında kavuşuyorsa bizim onun kendi ruhundan ve nurundan üflediği şey de ona doğru koşar. Ne yaptı? Kendi ruhundan ve nurundan. Bizim aklımız ermez. Ne yaptı? Üflediği. Üfleyince ne oldu? Bizi üflediği. Ne yapacak o? Tekrar üflenen yere doğru koşacak. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah.

Buradan devam edeceğiz inşallah. Birkaç soru var, onlara da bakalım inşallah. Ya bak çok görüntü var duyamıyoruz demişler. E onu da zaten sohbetin arasında söyledik. Kocamla evlenirken dergaha bağlıydı, sohbetleri takip ediyordu. Şu anda sohbetlere ara sıra geliyor, öncelik olarak görmüyor. Benim nasıl davranmam gerekiyor. E evleninceye kadarmış demek. Öyle bu işler. Benim dilim biraz ağırdır ama hakkınızı helal edin. Ya normalde şimdi bir kimse kendince, örneğin bu dergahtan bir kızla evlenecekse kolay

Dergahtan Evlilik, Kadın–Erkek Kültür Uyuşu, Sahabe Yaşı ve Zikrullahta Pervane Olmak

kolay dergahtan olmayan bir erkekle kızlar evlenmek istemiyorlar. Neden? İşte sohbetlere rahat gidelim gelelim, zikrullah’a rahat gidelim gidelim. E ne olacak şimdi evlenenlerin bir kısmında ne yapıyorlar? Ya nasıl olsa dergahtan Allah’ı biliyor, peygamberi biliyor. E şeyhini de dinler. Bir sıkıntı çıktığında problem yaşamam. Ben dergahtan evleneyim. E ondan sonra başlıyor. İstediğinin ulaştı. Aynı şey bayanlar için de geçerli. Eğer maksat oysa maksadını ulaşınca gevşiyor. Bu işin acı tarafı tabi. Allah muhafaza eylesin. Hicret ne içinse onu bulur. hadîs-i şerîf, Mekke’den Medine’ye hicret edilirken müşriklerden bir erkek de Müslüman bir kadına aşık. O da onun için hicret ediyor. Bakın sevmenin somutsal tecelliyatı. Kadın Müslüman erkek müşrik onlar hicret edince o adam da hicret ediyor. Aşkının peşinden gidiyor. E böyle herkes hicret etti sevap aldı deyince sahabeler diyorlar ki ya Resulallah şimdi o da mı hicret sevap alacak?

Yani o kadın için hicret etti o da mı sevap alacak deyince diyor ki hicret neye yapıldı ise onu bulur. Allah için hicret eden Allah’ı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. İş, dünya için hicret eden de dünyayı bulur. hadîs-i şerîf gerçekten de dışarı mal satanlar mal satmaya gidenler böyle para kazanırlar. Enteresan bir şeydir. Dünyalık hicret ediyor. Kazanır o veyahut da biraz daha para kazanmak için bir şehirden bir şehire gidiyor. Para kazanır o. Evet hicret neyi hicret ettiyse onu bulacak. Öbür kide kadına hicret etmiş. Evlenecek ondan ama kadın diyor ki ben müşrikle evlenmem. O diyor benimle evlenir misin diyor ben müslüman olursam evet deyince o da la ilahe illallah Muhammeden Resulallah diyor müslüman oluyor. Somutsal tecelliyatı. Seviyorum diyor ya somutsal tecelliyatı. Allah muhafaza eylesin. Karı koca arasındaki muhabbet nasıl olmalıdır?

Kocam çok konuşan biri değil ben sohbet ediyorum bana da çok konuşuyorsun diyor. Ya hayır konuş ya sus. Hadis var diyor ben ne yapayım? İnsanın eşiyle konuşması da sünnettir. Eşler arasında konuşmak sohbet etmek muhabbet etmek sünnettir. Erkekler böyle eşleriyle konuşması lazım. Erkeklik evde kösköstürmek değildir. O konuşacak onunla sen de sohbet edeceksin. O soğanın faydalarından anlatacak eyvallah diyeceksin. O gün bir kitap okuduysa kitaptan bahsedecek eyvallah diyeceksin. E kadınlar da kendilerini biraz entelektüel noktaya götürsünler. Örneğin bir hadis okusun adama desin ki ya böyle böyle bir hadis okudun bunun şerhi ne acaba? Bu sefer de adam diyecek git lan sohbette der işte. Allah iyilsin inşallah. On altı yaşındayım genç olmama rağmen çoğu zaman unutkanlık yaşıyorum. Bu benim bir hatamdan mı kaynaklanıyor? Eğer öyleyse ne yapmalıyım demiş. On altı yaşındaki unutkanlık gerçekten önemli.

O yüzden o kardeş yediği besinlere dikkat etsin. Unutkanlığa sebebiyet verecek besinler yemesin. Mesela insanlar şu anda natural otantik beslenmediklerinden dolayı mesela unutkanlık oluyor. Çabuk yoruluyorlar. Ondan sonra tansiyonları çabuk değişiyor. Natural beslenmiyorlar. Natural bir hayatları yok. O telefonlarla uğraşıyorlar. Televizyondaki oyunlar, internetlik oyunlar. Tabiri caizse gencecik beyinleri mankafa yapıyor. Kafa gidiyor milletin. Şimdi bu delikanlıya desem ki interneti kapat, telefonu kapat, bilgisayarı kapat. Kitap oku. Yapmaz. Bırak kapat her şeyi. Git riyâ-i sâlin al üç cid. Onu oku kafanda açılsın, gözünde açılsın, beyninde açılsın, kalbinde açılsın. Bir de amel et onunla. Allah’a dost ol. Yapmayız ki Allah bizi affetsin. 14-15 yaşındaki erkek çocuğuna bir bayan Kur’ân-ı Kerim öğretebilir mi? Normalde 14-15 yaşında annesi yaşındaki bir kadın öğretebilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Hatta malikeye göre de öğretebilir. Problem olmaz. Rukyeyi vesvese gibi birçok şey için dinlemeyi öneriyorlar.

Bu konu hakkında görüşünün nedir? Rukye sünnet. O yüzden rukyeye karşı gelinmez. Rukye ne biliyor musunuz? Bir kimsenin herhangi bir hastalığı için bir âyet-i kerîme veya bir duayı okuması Veyahut da onun üzerinde taşıması buna rukye denir. Muska gibi ama muska değil. Bunun adı rukye. Fâtiha-i şerifeyi yazıp üzerinde taşımak gibi. Bunları batıl inanç diye bizim toplumuzdan yok ettiler. Muskacı mısın sen? Bunlara inanıyor musunuz? En enteresan şeydi. Ramazan ömresinde aynı otelde kaldığımız bir kimse, bizim arkadaşlarımızdan değil, hasta olmuş. Başımı ne ağrıyormuş, bir şey olmuş. Bunu götürüyorlar. Su’dar Havistan’da doktora, hastaneye. Doktor muayene ediyor. Reçet olarak şunu söylüyor. Dua et. Bunlar kafayı kırmış ya. Doktora bak bana dua et dedi. Ya ne güzel demiş dedim ben de. Dua et. Hastalığın sahibi o. Dua et. Biz duayı unuttuk. Biz zikri unuttuk.

Biz rukyeyi unuttuk. Çocuk sabaha kadar ağlıyor diyor. İyi. Ne yaptın? Okuduk. Ne yaptın başka? Hiçbir şey yok. Yaz bir ayet el-Külsü. Çocuğun üzerine tak. Yaz bir Fatiha-i Şerife. Çocuğun üzerine tak. Çocuklarınızın üzerine birer tane Fatiha-i Şerife yazdırın koyun. Dört kitabın anası. Ümmülkitap Fatiha-i Şerife. Berekettir. Lütuftur, ikramdır, ihsandır. Fatiha-i Şerife. Unuttuk bunları. Ver antidepresan yutsun herkes. Ver ağrı kesici herkes yutsun. Dayan antibiyotikleri. Milletin her şeyini, deniyasını bozun. Kadın 30 yaşında kadınlığı bitiyor. Adam 40 yaşında adamlığı bitiyor. Adamın 50 yaşında zaten adamlığı kalmıyor. 60 yaşında adam kendi kendine diyor ki ben dedeyim ya tamam bitti artık. At çöpe adamı. Hz. Ömer Radel-Lahu An Hazretleri 70 yaşında 12 yaşında kızla evleniyor. Şimdi ona sübyancı der bu millet. Adam 70 yaşında. 84 yaşında Eyyübel Ensar Hazretleri İstanbul surlarının dibinde. 84 yaşında. 84 yaşında.

Ve orada şehit olacağını, orada öleceğini biliyor. Vasiyet ediyor. Diyor ki benim cesedimi surlara en yakın yere gömün. Medine’yi münevvereye götürün demiyor. Cihat ruhuna bak. Ölüsü bile cihat ediyor. 84 yaşında Eyyübel Ensar-i Radel-Lahu An Hazretleri atın sırtında. Atın sırtında Bizans surlarının önünde. Sırf İstanbul’u fetheden asker ne güzel asker. Orayı fetheden komutan ne güzel komutan. Buna layık olmak için orada. Bir söze layık olmak için. Demiyor. Hazreti Muhammed Mustafa’a salallahu aleyhi ve sellem benim evimde misafir kaldı. Ben mübarek adamım canım. Ne işim var benim orada burada. Benim evimde misafir kaldı. Öyle düşünmüyor. 84 yaşında. Bosna’ya gelen kardeşler gördü. Sırrı Efendi kaç yaşında? 70’in üstünde var mı? Var. Nasıl Zikrullah alakasında pervane dönüyor? Pervane dönüyor Zikrullah alakasında. Neden? Natural dervişlik yapıyor. Sufilik yapıyor. Allah’ı zikrediyor. Adam tazecik genç delikanlı gibi Zikrullah’ta pervane dönüyor.

Pervane dönüyor. E şimdi çocuk 15 yaşında unutkan. 13 yaşındaki çocuk anlama zorluğu çekiyor. Ver bilgisayar oyunlarının hepsini biliyor. İlk kez iki dört onu bilmiyor. Koca koca adamlar oyun oynayacağım diyor uğraşıyor. Şuradan gündüz sohbete çıkarken şurada aşağıya doğru inerken sol tarafta orada bir internet kafe var. Dolu gençler orada. Dolular. Kitap okuyen yok. Her biri mankafa. Basmıyor kafaları. Yolda yürümesini unutuyor adam. Ben oradan çıkanı baktım adam böyle şaşkın şaşkın. Genccik çocuk delikanlı daha şaşkın şaşkın etrafına bakılıp da gidiyor. Bir müddet ta aşağı doğru şeye yaklaşınca kafkasa doğru yaklaşınca yürüyüşü normale girdi. Hareketleri normale girdi. İzliyorum adamı. Benim önümden gidiyor. Dedim ki ya tam sohbetlik. Allah dedim sana gösterdi bunu işte. Adamın yürüyüşü bozuk ya. Bakışı bozuk adamın. Bakışı bozuk. O hale geldik. Anne babaların da hoşuna gidiyor.

Çocuk iki de bir de soracak baba bu ne? Anne bu ne? Bu nasıl oluyor? Bu nasıl gidiyor? Bizim onunla konuşacak zamanımız yok ki. Sus sen sonra öğrenirsin. Sen çok soru soruyorsun. Bu kadar soru sorma. Tamam sonra konuşuruz. O çocuk öğrenmiyor. Sen aç bilgisayarını bilgisayarınla oyna. Git ders çalış. Ders çalışmayacağını biliyor anne babanın o saatte. Başından açacak. Git ders çalış odaya sen. O odasına gidiyor oyun oynuyor çocuk. Ondan sonra unutkan. Unutkan. 30 yaşında adam unutkan. Bir gün öncesini unutuyor adam. 15 yıl önce görmüşüm seni derste görmüştüm. Ben maşallah hocam ya diyor. Nasıl hatırladın ya diyor. Ya diyor 15 yıl geçmiş üzerinden niye hatırlamıyorum? Yok. Veya 20 yıl geçmiş. Önemli değil istersen 30 yıl geçsin 40 yıl geçsin. Ben bakıyorum öyle sen kaçkınlardansın herhalde diyorum ben. Nasıl iştep seni tanıdım seni diyorum ben.

Evet diyor biz 3-5 sohbete geldik ondan sonra gelmemiştik diyor. Kaçkın. Ama unutuyor şimdi insanlar. Allah muhafaza eylesin. Rabbim korusun inşallah. Unutanlar ezan dinleyecekler. Unutanlar Allah’ı zikredecekler bol bol. Bol bol Allah’ı zikredecekler. Unutanlar her sabah mesela Fatiha-i Şerif okuyacaklar. Şifa niyetine. Unutanlar harama bakmayacaklar. Harama bakmak insanı unutkanlık getirir. Harama bakan bir kimse unutkan olur. Harama bakmanın insan üzerindeki en önemli etkilerinden birisi budur. Fark etmez insan. Harama baka baka o kimse unutkan olur. Harama baka baka bir müddet sonra akli dengesini yitirir. Ne söylediğinin farkına varmaz. Haramla iştigal edenler, harama bakanlar, zina yapanlar, kumar oynayanlar, içki içenler, büyük günah kebar işleyenler, gıybetçiler, dedikoducular, iftiracılar. Bunların dengelerinde bozukluk olur zaman içerisinde. Bakın zaman içerisinde dengelerinde bozukluk olur. Ha bir kimse rahatsız olacak yine olmayacak değil. Ama böyle sıkıntılı şeyler, genç yaşlarda oluyorsa belli bir şey de oluyorsa problem var. Allah muhafaza eylesin. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamun aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Bakara Suresi, 138. Âyet — Sibgatullah — ‘Sibgatullah! Allah’ın boyası. Allah’ın boyası ile boyanmaktan daha güzel ne olabilir? Biz yalnızca O’na kulluk ederiz.’ — Efendi hazretleri bu âyeti temel aldı: Gerçek mümin Allah’ın rengiyle boyanmış kimsedir; dışı gibi içi de Allah’ın boyasini taşır.

Yunus Emre — ‘Dışı Müsluman İçi Kafir’ — Efendi hazretleri Yunus Emre’nin bu sözüne atıfta bulundu: Dini yalnızca dış görünüşe indirgemek, içi boş bırakmak, Kur’ân ve Sünnet’in murad ettiği iman değildir. Allah’ın boyasıyla boyanmak, içte ve dışta tutarlı olmayı gerektirir.

Hadîs-i şerîf — Sahabe Vasiyeti ve Aile Sorumluluğu — Bir sahabe olümüne yakın malının tamamını Allah yoluna vermek istediğinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: ‘Eşinin, çoluğunun, çocuğunun arkandan dua etmesini istemez misin?’ Akabinde üçte birini vermesini tavsiye etti. Efendi hazretleri bundan şu sonucu çıkardı: İbadet ve comitatlık dengesi, ailesini ihmal etmeden kurulmalıdır.

Allah İçin Sevmek — Mürşid, Veli, Mümin Sevgisi — Efendi hazretleri şu sıralamayı yaptı: Birincisi, Allah için mürşidi/veli/mümini sevmek. İkincisi, Allah’ı seveni sevmek. Üçüncüsü, Allah’ın boyasıyla boyanmış kimseyi sevmek. Bu sevgi hiyerarşisinde müminin kalbi Allah ve O’na yakın kimselere doğru açılır.

Namaz Nasırı — Sufilerin Ayak İzi — Efendi hazretleri anlattı: Namaz kılanların ayak parmaklarında nasır bağlar. Sufilerin ise sag ayagının dışında özel bir nasır oluşur; zira onlar uzun süre oturarak zikir yaparlar. Bu bir işaretleşme, pratik bir şahit nitelidir. Bedendeki bu iz, namaz ve zikrin sürdürülebilirliğinin dış görüntüsüdür.

Lâ İlâhe İllallah — Zikrini Derinleştirmek — Efendi hazretleri zikrin dört aşamasını aktardı: ‘Lâ’ derken nefsin soluğuyla perdeyi yırtarsın; ‘İlâhe’ hızlı sylenir; ‘İllallah’ın üzerine basırsın. Kalmadı hiçbir şey. Ne kaldı? İllâllah. Yok oldu. Sibgatullah. Bu disiplin ister: Kendini verecek, odaklanacak, ‘Lâ’ derken perdeyi yırtacak.

Hadîs-i şerîf — Müsliman’ın Dili ve Elü Güvenliği — ‘Müsliman, Müslimanın elinden ve dilinden emin olan kimsedir.’ Efendi hazretleri bunu camideki lakaytlık ve gıybet bağlamında derinleştirdi: Müslimanın dili diğer Müslimana zarar vermemeli; aksi durumda o kimse imanini sorgulamalıdır.

Hz. Ömer ve Eyyub el-Ensârî — Yaşlılıkta İbadet — Efendi hazretleri aktardı: Hz. Ömer Radıyallahu Anh, 70 yaşında nikah kıydı. 84 yaşındaki Eyyub el-Ensârî İstanbul kuşatmasına katıldı ve orada şehid düştü. Bu örnekler sahabenin yaşlılıkta da ibadet ve cihad aşkını kaybetmediğini gösterir; ‘adam dedéyim artık bitti’ düşüncesini çürütür.


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 49. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=9-o-iebZqUA