Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

470. Dergah Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 470. Dergah Sohbeti. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Bunduklarınızdan hayır eylesin. Korktuklarınızdan hımsı muhafaza eylesin inşâAllah. Zekat tekgeye, medrese, ana para kasasına katılabilir mi? Zekat alan kişi veya hoca zekatını medreseye kullanmak için Hoca zekatı öğrencisine veriyor. Öğrencisine zekat almak düşüyor. Maddi durumu gereğince öğrencisi de zekat parasını hocasına veriyor. Böylelikle zekat parasını medresenin ana kasasına geçiriyorlar. Kullanıyorlar yetimin yoksulun ihtiyaç sahibinin hakkını. İslam’da böyle bir şey var mı? Peygamber efendimiz böyle bir şey yapmış mı? Zekat âyet-i kerime mucibince birinci derecede fakirlere, ondan sonra miskinlere, ondan sonra borçlulara, Allâh yolunda cihâd eden fukaralara, ondan sonra yolda kalmışlara diye sıralar.

Bunu Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu sıralamaya karışmadan birinci derecede akrabalarına, insanların kendi mahallesinde, kendi etrafındaki arkadaşlarına, ondan sonra o şehirdeki kimselere diye bunun nasıl tecelli etmesi gerektiğini öğretir. O yüzden bu yapılan şey Kur’ân ve Sünnet’te yok. Zekat almaya muhtedir olan kimse. Bu ne demektir? Nisap miktarı kadar elinde para yok. Bu fakirdir. Çalışıyor, çabalıyor, koşturuyor, kendince bir şey yapıyor. Ama nisap miktarı kadar para onda bir yıl boyunca durmuyor. O kimse fakir hükmündedir, o zekat alabilir. Okuyan talebeler bu noktada evet. Çünkü okuyan bir kimsenin annesinin parasının, babasının zengin olması bir şey değiştirmez.

Okuyan kimsenin bir parası malı mülkü var mı? Yok. O kimseye zekat geçer mi? Evet. Ama o kimseye aittir. Onu böyle hulle yapıp, sen bu parayı senin adına aldın mı, sen tekrar bana ver, bu uygun değil. Sufiler böyle şeylere girmezler. Allâh muhafaza eylesin. Bu çok böyle iç açıcı bir şey değil. Bunu yapanlar var mı? Evet. Bu tehlikeli bir şeydir. Zekat parası tehlikeli bir şeydir. Bunu böyle yerli yerine bulmazsa bu, bunu yerli yerine vermeyen de sorumludur. Bunu böyle bir kimsede ütmeye kalkarsa ortalığı, bu da çok sorumludur. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden bunu münasip kime uygunsa, hesap miktarı kadar parası olmayan, veya hatta borçluğu, biliyor o kimse borçlu olduğu kimseyi, borçlanan, onu usulüne uygun bir şekilde ona verirler.

Uygun olanı bu. Cenab-ı Allâh, biz Müslümanlardan razı olsun, benim eşimle sorunum var. Eşim İslam’a uygun giyinmiyor, namaz kılmıyor derken, bu konuda beni dinlemiyor, bu durum beni üzüyor, sizce ne yapmam lazım? Bu konuda yavaş yavaş, anlata anlata, sevdire sevdire, yumuşak yumuşak anlatacaksınız. Biz tam anlamıyla İslam’ı yaşayan bir ülkede yaşamıyoruz. O yüzden hepimizin, hepimizde, bizler de, tam Kur’ân ve Sünnet’e uygun olmayan hal ve davranışta, hepimizde de vardır. O yüzden birbirlerimize nasihat edeceğiz. Kırmadan, dökmeden, üzmeden, incitmeden, itmeden, nasihat edeceğiz. bu bir tek böyle işte, beni dinleyin, beni dinlemiyor da, pantolon giyiyor da, beni dinlemiyor da, daracık bir şeyler giyiyor da, kendi kendimize diyeceğiz ki, biz onunla evlenirken çarşaflı mı aldık biz bunu?


2. Bölüm

Biz evlenirken çok mu İslam’ın kaedeleri biliyorduk da evlendik? E ne olacak şimdi? Ona da İslam’ı tebliğ edeceğiz, anlatacağız, öğreteceğiz, yaşaması için mücadele edeceğiz, gayret edeceğiz, sevdireceğiz. Ama bunun için önce biz kendi nefsimizle mücadele edip, kendi kendimize bunu yeneceğiz, inşâAllah. Bu da bir şey. Ama bunun için önce biz kendi nefsimizle mücadele edip, kendi kendimize bunu yeneceğiz, inşâAllah. Öyle bir zaman gelecek ki insanlar daracık elbise giyecek, vücut hatları belli olacak, elbise giydiği zaman put gibi vücut hatlarına yapışmış. Bunlar cennetin kokusunu dahi alamayacak bir takım kadınlar veya erkekler siz ne dersiniz hocam? Vallahi bunu nereden buldunuz, çıkardınız, yazdınız?

Bunun hakkında altına bir not da düşürmemiş. Pesettürle alakalı, kıyafetlerle alakalı okuduğum hadislerde böyle bir hadîs okumadım. Biliyorsunuz ben yok deyip atamıyorum kenara. O yüzden Allâh bizi affetsin. Kaderle alakalı bir, uzun bir hadîs-i şerif var. en sonunda Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. diyor ki cennetlik olanlar cennetlik ameleşlerler, cehennemlik olanlar da cehennemlik ameleşlerler. Bu hadisten anlayacağımız kader algısı ne demiş? Arkadaşlar kaderle alakalı çok hadisler var. İmamlar bunları tasnif etmişler. Bu hadîs-i şeriflerinin içerisinde İmam-ı Maturidi, İmam-ı Maturiden önce İmam-ı Azam, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Nesef’i Hanefi ve Maturidi ekolinin kaderle alakalı hadislerini tasnif etmişler.

O yüzden bizim için kader iman etmemiz gereken bir oldu. Biz kaderin varlığına iman ediyoruz. Hayme Ahmet Hazretleri’nin dediği gibi bir karanlık bir oda burası. Bu karanlık odada kim yol bulmaya çalışırsa yolunu şaşırır. Bunun üzerine çok düşünmeye, çok konuşmaya, bunun üzerinde çok böyle fikir yürütmek bizim işimiz değil. Biz kader var mı? Nedir kader? Benim yaratılmamdır. Benim doğumumdur. Benim ölümümdür. Bu dünya ile alakalı. Ya cennete gidecek olanlar cennetlik amel işleyecekler. Bundan da gayet daha doğal bir şey yok mu? Cehennemlik amelle cennete girilir mi? Yok. Cennetlik olanlar cennetlik amel işleyecekler. Oturun cennetlik amel işleyin, cennetlik olun. Cehennemlik amel işleyenler de cehenneme gidecekler.

Kim cehennemlik amel işleyecekse, işliyorsa cehenneme gidecek. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle delirtilirsiniz. Cennetlik amel işleyen bir kimse cehenneme gider mi? Var cennetlik amel işledi son nefesinde cehenneme gitti. Öyle bir şey yaptı ki cehenneme gitti. Öyle bir şey yaptı ama. Ne yaptı? İnkar etti. Etme sen. Sen etme. Sen kendini hep disipline et. Hep Allâh’ı zikret. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh onu zikreder. Sen dost doğru yaşa. Buradan makinallaşmayı çıkarmayın. Cennetliksek biz cennetlik amel işleyeceğiz. Otur bakalım işleniyor mu? Biz cehennemliksek cehennemlik amel işleyeceğiz. İyi otur bakalım cehennemlik amel işleniyor mu oturduğun yerde? Kader algısının üzerinde çok böyle fikir üretmeye, fikir yürütmeye, kendi kendimize böyle miydi öyle miydi demek gerek yok.


3. Bölüm

Biz üzerimize düşen vazifeleri yerine getirelim. Farzları eda etmek. Farzların önünde sonunda farz ibadetlerin sünnetlerini yerine getirmek. Nahilelerle ona yaklaşmak, Allâh’a yaklaşmak ve Allâh’ı sevmek. Müslümanın işi bu. Müslümanın işi bu. Deseler ki yarın son nefesinizi vereceksiniz ne yapacaksınız? O zaman yarın son nefesinizi verecekmişiz gibi iyi ameller işleyin. Sabaha çıkmayacakmışsınız gibi yaşayın. Her gün aklınıza gelse sabaha çıkmayabilirim deseniz içki içmeye devam edebilir misiniz? Kumara oynamaya devam edebilir misiniz? Haram işlemeye devam edebilir misiniz? Günah kebalilerin içerisinde yaşayabilir misiniz? O zaman her gün sabaha çıkmayabilirim diye düşünün, tefekkür edin. Gününüzde öyle yaşayın.

Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Seçim sonuçlarının tahmininizin tuttuğuna inanıyorum. Seçim sonuçlarından memnun musunuz? Türkiye’de ve İslam dünyasında milli iradenin coşkusu ve bayram olmalı. Türkiye’de ve İslam dünyasında milli iradenin coşkusu ve bayram olmalı. Bu enerji ve coşkusu Türkiye’yi ileri ufuklara nasıl taşır bilgi ve görüşlerinizi lütfeder misiniz? seçim sonuçları 3 aşağı 5 yukarı tahmin ettiğim gibi oldu. Ama bu böyle şımarıklığa AK Parti için söylüyorum. Gevşekliğe, aimazlığa bazı şeyleri görmemezlikten gelmeye sebep olursa Allâh muhafaza eylesin. Bu büyük bir sıkıntı olur. Bununla alakalı daha geniş bir zamanda daha geniş bir şekilde konuşmak isterim. Biz sûfîler kendimizce bizim için birinci ehemmiyet Kur’ân Sünnet vatan millettir.

Biz bu manada Kur’ân ve Sünnet’in ne kadar yaşanıp yaşanmadığına, ne kadar yaşanabilir olduğuna, vatan millet noktasında yaşadığımız topraklarda nasıl olması gerektiğine ve ne olduğuna bakarız. Ben böyle çok hizipçiliğe uygun bir kimse değilim. İnsanlar çok tarafgirlik noktasındalar. Bu tarafgirlikten herkes nemalanıyor tabi. Şimdi bir de bu tarafı var. Böyle fazla tarafgirlik hoş değil. Ama gerçekten Türkiye’nin reformlara ihtiyacı var. Bugün eğitim batmış durumda. Bunları görmemezlikten gelmek mümkün değil. Türkiye henüz daha eğitimini halledebilmiş değil. Bununla alakalı çok büyük çalışma ve yatırma ihtiyaç var. Türkiye’nin bu noktada kendi iş dinamikler olarak Kur’ân ve Sünnet dairesinde din özgürlüğü, akıl özgürlüğü, oturtulabilmiş yerleştirilebilmiş değil, namus emniyeti alınabilmiş değil, can emniyeti alınabilmiş değil, terörle alakalı problem var.

Terör hallolmuş değil. Ekonomi olur. Onda bir sıkıntı yok. Herkes ekonomiyi çok önemsiyor. Ben çok ekonomi muhakkak önemli ama daha önemli şeyler var. Devletin İslam’la barışması, devletin dindarlarla barışması, bu anayasal ve hukuk düzleminde barışması. Devlet henüz daha İslam’la anayasal ve hukuk düzleminde barışmış değil. Siz Kur’ân’ın hükümlerini apaçık konuşamıyorsunuz. Konuşursanız, devletin düzenini teyaküratik düzenine çevirmekten paldır küldür gidiyorsunuz. Bunlar şu anda hükümetin ismi yatifinde. Böyle hukuki kanuni noktada değil. O yüzden mevcut anayasayla bunların hallolması mümkün değil. Öyle pembe görmüyorum her şeyi. Hiç pembe görmüyorum hem. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bu mesele böyle 49 nokta bilmem kaç aldı.


4. Bölüm

Mesele bitti gözüyle bakarlarsa ki herkes bu gevşeklikte görüyorum. Bu Türkiye için hayırlı bir sonuç oldu. O milletvekilliğini alan partinin üzerine daha fazla hükümlülük düşüyor. Daha önce bundan daha fazla hükümlülük düşüyor. Türkiye için hayırlı bir sonuç olmaz. O milletvekilliğini alan partinin üzerine daha fazla yükümlülük düşüyor. Daha önce bundan daha fazla milletvekili seçildi. O zaman için. Yapılması gerekenler yapılmadı. Bunu görmediğimi düşünmeyin. Hızla. Hızla hem yapılması gereken o kadar çok şey var ki. Bunların yapılması lazım. Hızla düzeltilmesi gereken o kadar çok şey var ki. Düzeltilmesi gereken. Belediyelerde, kamuda, valiliklerde, bakanlıklarda düzeltilmesi gereken, düzenlenmesi gereken o kadar çok şey var ki.

Şurada bir zekat sorusu vardı. Öyle değil mi? Bakın bu kokuşmuşluğu gösteriyor. Burada medrese deniliyorsa medrese yazıyor bak burada. Tekke ve medrese yazıyor. Biz tekke olarak zekat toplamıyoruz. Veriliyorysa da anında dağıtılıyor. Doğru mu? Evet. Burada? Evet, tamam. Ama bu bir kokuşmuşluk emaresi. Demek ki bir kısım tekkeler ve medreseler var, zekat topluyorlar. Ve bu zekatı kendilerine devşiriyorlar. Nasıl böyle kokuşmuşluk var ise bazı yerlerde de kokuşmuşluk var. Şimdi al arkasından Fethullah Gülen’le alakalı bir okumadığım daha geri kalanını. Kim nasıl zekatla alakalı bir şeyde göz göre göre fakir fukaranın hakkına hukukuna giriyorsa Cenâb-ı Hak onu silkeliyor. Bu tekke, medreseymiş, şeyhmiş, dervişmiş, lakirmiş, silkeleniyor.

Onu kendi nefsine devşirdi mi? O silkeleniyor. Neden? Cenâb-ı Hak diyor ki bu benim tayin ettim hukuk. Sen bu hukuku, fukaranın hukukunu sen devşiremezsin bir yere diyor. Kamuya hizmet veren, belediyelerden hizmet alan hizmet veren, devletle iş yapan, silkelenir. Bunlara göz yuman siyasiler, bunları göz yuman belediye başkanları, şube müdürleri, bunları göz yuman bürokratlar, silkelenir. Bunlara göz yuman partiler silkelenir. Silkelenir. Allâh’tan dua ediyorum silkelensinler. Her yerde bu kokuşmuşluk var. Bu kokuşmuşluğu, bu ayrımcılığı bu düzensizlikleri düzeltmez derse eğer acı sonu onları da bulur. Ben bunu şöyle görüyorum. Cenâb-ı Hak bu ümmeti Muhammed’in bu memleketteki insanların yüzü suyu hürmetine, duası hürmetine bunlara kredi açtı.

Evet. Kendinize gelin. Kendinizi toparlayın, dizayn edin. Düzeltin. Bu insanlar iki yüz yıldan beri perişanlar. Iki yüz yıldan beri Müslüman dünyası perişan. Iki yüz yıldan beri aldatılıyorlar, kandırılıyorlar. Iki yüz yıldan beri istismara uğruyorlar. Bunu tarikatlar, medreseler, siyasi oluşumlar, cemaatler, değişik devletler, değişik kurum ve kuruluşlar, bunun içerisinde hepsi de var, hepimiz de varız. Ama aldatıyoruz, ama aldanıyoruz, ama kandırıyoruz, ama kandırılıyoruz. Hepimiz bunun içindeyiz. Hepimiz de bunun içindeyiz. Bu çok önemli bir nokta. Eğer Türkiye’deki İslami gelişme, İslami faaliyet, İslami diriliş, İslami uyanış herhangi bir takım cemaat, tarikat, siyasetçiler tarafından inkıtaya uğratılırsa bu inkıtaya uğratılmaya bile bile sebep olanlar mahşerde hesabını veremezler.


5. Bölüm

Veremezler. Çünkü bu insanlar yüz elli iki yüz yıldan beri çile çekiyor, horlanıyor. Üniversite kapılarında horlanan biziz. Devlet dairelerinde horlanan biziz. Toplumda horlanan, aşağılanan biziz. Orada burada Kur’ân-ı Kerim okuyacağız, okutacağız. İslami mücadele edeceğiz diye kaçak kucak işler yapan biziz. Devletle mücadele eden savaşan biziz. Tuttuğu yerde öpülen biziz. Bizim üzerimizden eğer bir takım şeyhler, dervişler, hocalar, medreseler, tekkeler, siyasiler kendilerine herhangi bir şey sağlıyorlarsa ki sağlayanlar var. Allâh’ın hesabı çok müthiştir, müthiştir. Bu hesabın altından kalkamaz kimse. ben bazen yönetimde yönetimde bulunan kardeşlere bazen Allâh affetsin beni de. Ben böyle sert davranırım biraz.

Onun Normandii diğer derviş kardeşler buna bakarak kendilerini ölçe alsınlar. Onlara sert davranmanın sebebi şudur. Sizin yüzünüzden bir kişinin burnu kanamasın. Sizin yüzünüzden bir kişi dergahı bırakıp gitmesin. Sizin yüzünüzden bir sıkıntı çekilmesin. Millet nefsini on sefer hesaba çekiyorsa sen yüz sefer hesaba çekeceksin. Senin arkanda çünkü arkadaşlar var, kardeşler var. Sen onları göz göre göre bile bile yanlışlığa götürmeye hakkın yok. Senin gevşek davranmaya hakkın yok. Senin eksik davranmaya hakkın yok. Elbiseyi çıkaracaksın. Ne halt işleyeceksen işleyeceksin. O elbiseyle onu yapmayacaksın. Bunun gibi. Neden? O çünkü bir bir misyonu temsil ediyor. Misyon temsil ediyor. Haydari’yi sırtına giydin mi bir misyon temsil ediyorsun.

Kafana sarığı bağladın mı misyon temsil ediyorsun. Sırtına semazen elbisesini giydin mi bir misyon temsil ediyorsun. Sırtına cübbeyi giyip de orada bendir vuruyorsan ilahi söylüyorsan bir şey yapıyorsan bir misyon temsil ediyorsun. Senin gevşek davranmaya hakkın yok. Senin yanlış davranmaya hakkın yok. Senin kargacık burgacık davranmaya hakkın yok. Senin dilinin çatallaşmaya hakkı yok. Dilinin kötüleşmeye hakkı yok. Yanlış konuşmaya hakkın yok. Mahalle kabadayısı gibi davranmaya hakkın yok. Mahalle ağzıyla konuşmaya hakkın yok. Ben böyleyim deme. Hakkın yok. Bunlara hakkın yok. Sen öyleysen senin dilinden asarlarsın. Öyle bir şey yok. Herkes kendince intizamını, kendince düzenini, kendince disiplinini ehlaca.

Aynı şey bütün tekkeler için geçerli. Aynı şey bütün medreseler için geçerli. Aynı şey bütün cemaatler için geçerli. Sen kendi cemaatinin selametini düşünme. Sen sadece kendi tekkenin selametini düşünme. Sen sadece kendini düşünme. Bil ki senin yaptığın yanlışlık Ümmeti Muhammed’e mal olacak. Bil ki senin yaptığın yanlışlık bütün o ülkedeki İslami mücadelenin içerisinde bulunanlara sebep olacak. Bir kalkancının görüntüleri bir o neydi o şeyin adamın? Müslümün görüntüleri bütün Türkiye’deki ehl-i tasavvufun ehl-i tasavvufun belini kırdı. Demek ki bir kimse sadece kendinden sorumlu değil. Yaşayamazsın öyle. Yapamazsın. Şimdi çıkıyor şimdi teker teker. Siz zannetmeyin bizim içimizde sormuyorlar, bakmıyorlar, para topluyorsunuz mu, para toplamıyorsunuz mu, kimler para topluyor diye.


6. Bölüm

Yirmi sekiz Şubat’ta sorgudan itiraf ettiler. Dediler ki her yerde para var, her yerde pul var. Dediler ki sizde para yok. Bana dediler ki ya sen ne safmışsın ya dediler. Ne oldu dedim ben? Herkes senin borçlarını konuşuyor dedi. Bu kadar borcun var senin. Ellerinde senet verdiğim kimselerin fotokobillerini almışlar. Kime senet verdiyse onların fotokobillerini almışlar. Fotokobillerini gösterdiler bana. Elhamdülillah dedim. Böyle baktılar. Kimsenin parasını yemedim, senedini verdim, ödeyeceğim o senetleri de dedim. Bana şunu diyemiyorsunuz dedim. Filancanın parasını yemişsin, filancanın altınını yemişsin, filancanın dolarını yemişsin, filancanın parasını yemişsin. O arkadaşlar da arkadaşlar diyorum ha.

O senetlerin fotokobillerini vermişler onlara. Hiç ama hiç üzülmedim. Hiç üzülmedim. Borçlu olmak gayip değil dedim. Bak şimdi çıkarırlar. Devlet yavaş hareket eder. Ama çıkarır hesabını sorar senden. Sen zannedersin ki aa bir şey olmaz. Olur. Toplar onu yavaş yavaş. Birisi gelir bir sümenaltı yapar onu, öbür kül gelir çıkarır onu oradan. Ben bazen diyor muyum? Biz yirmi sekiz Şubat’ı gördük. Tamam bitti bizim işimiz. Görmeyenlerin işi var. Görmeyenlerin işi var. Baş köşeye oturacaksın. Benden yüz elli milyar. Oh baş köşeye oturdu adam. Yüz elli milyar verdi. Etrafa böyle baktı. Benden iki yüz milyar. Oy böyle bakıyor. Iki yüz milyar verdi ya. O büyük abi. Hey yavrum gel diyecek. Gel bakayım.

Sen orada hava atarsın iki yüz milyar ha. Hava atarsın üç yüz milyar diye ha. Gel bakalım. Nereden buldun bu parayı? Ya ben verdim. Iyi. Gösterdin mi? Senin şirketin cirusu üç milyar lira. Sen yüz elli milyar lira bağış yapmışsın. Nereye yaparsan yapın. Ne değil? Şirketin üç milyarlık şirket yüz elli milyar bağış yapmış. Hoş geldin yirmi üç sen yüz elli milyar bağış yaptıysan demek ki sen bir trilyon para kazandın. Bir trilyon kazandıysan bir hesaplayacak. Şu kadar vergi kaçırdın. Çatırdatacak sana. Evet. Evet evet. Gecikmesi, KDV’si, vergisi bir şey yapacak yüz elli milyar sana, bir trilyon ceza kesecek sana. Evet. Bunun bir başkasının sünme altını yapar. Onu sen müdür etmemişsindir. Kendi cemaatinden birisini müdür etmişsindir.

O orada şef yardımcısı olarak kalmıştır. Sen onu şef etmemişsindir. Cemaatten değil diye. Orada o düz polis olarak kalmıştır. Cemaatten değil diyor. Sen onu komiser yardımcısı yapmamışsındır. O orada kalmıştır. O böyle genel müdür yardımcısı olacaktır. Sen onu bölge müdürü olarak cemaatten değil diye tutmuşsundur. O hepsini not eder. O hepsini de not eder. Hepsinde sünme altı olanları ne yapar? Dikkat eder. Sonra bir gün eline fırsat geçti mi sünmenin altından çıkarır onları. Ben orman işletmesindeyim. Tabuk adı usta da çalışıyorum. Geçici işçi olarak katiplik yapıyorum. Biz yazıyoruz. Beğenname yazıyoruz içeride. Derinde bir tane şef var Mehmet Bey diye. Yaşlı kendisi. Ondan sonra o yaşlı kafası çok basmıyor.


7. Bölüm

O haliyle rüşvet yiyeceğim diye uğraşıyor. Bakıyor şimdi aslında beyannameye göre onu yazabilir mi o kimsenin üzerine yazıyor. Dedesinin dedesinden kalmış. Ev. Tapu yok, bir şey yok. Bir senet var ellerinde. Aslında bilir kişiler de diyor ki bu ev bu adama ait dersin. Ama o yiyecek ya. Geliyor bakıyor konuşuyor. Bu olmaz diyor. Maliye hazinesine senin yerinde. Adam da bir telaş. O adam onu Hacı Beşir Mahallesi’ne bakıyor bayında da. Ben şimdi bakıyorum tanıdıklarım var, fukaralar var. Onun dosyasını koyuyor o şeye. Onun çekmecesi var, çekmeceye koyuyor. Öğrendim, çözdüm ben. Para yenilecek olan dosyaları ayrı çekmeceye koyuyor. Para yenmeyecek olan yemesi mümkün olmayan şeyleri koyuyor benim önüme.

Yaz bunların beyannameyi ne diyor? Onların beyannameyi çünkü tapulları var. Para yemek mümkün değil. Onların tapulları var. Geldisi gittisi belli. şu tapu, şu kayıt, şu yeğenmiyor, şu nodan dolayı bundan buna geçtiğinden bunun adına kaydının teslimine diyorum ben yazıyorum beyannameleri. Ben çözdüm ya. Oradan ben tırtıklıyorum dosyaları. Uyanmadan. Şimdi alıyorum ben onun beyannamesini, yazıyorum. Öbür beyannamelerin içine koyuyorum ben şimdi. Kaç tane beyanname yazdım bugün diyor. Yirmi tane yazılıyor ben. Getir diyor şimdi o. İlk dört beş tanesini okuyor. Hepsini çözdüm bunların ben. Dört beşten sonrasını okumuyor. Bakıyor dört beş altı tane bir hata yok. Başlıyor sonra imzalamaya. Ben zaten o beyannamelerini alıp da hazineye yazacağım dediği fukara insanların her yirmi beyanname günlük on beş tane yirmi tane filan yazılıyor.

Üç dört tane onlardan koyuyorum ben. Ama o hep incelediklerin içinden oradaki dosya kendince onun eksilmiyor ya. Bakıyor. Şimdi o buradan bir şey aldın mı sen diyor. Hayır diyorum ben. Bakıyor bana ben çok samimiyim hiçbir şey yok tamam mı? Gidiyor unutuyor zaten onu. Rüşvet yiyecek ya. Ne yapıyor? Yiyecek olduklarını bir dosyaya, bir sümene saklıyor. Ben de oradan çıkarıp yazıyorum onları. Yazabildiğim kadar. Kurtarabildiğim kadar. Ne kurtardım? Kâr. Ben rüşvet vermedim diye bizim evimizi bile hazineye yazdım. Ben orada çalışıyorum ha. Yan odada. Oda Salim Bey vardı. O bakıyordu bizim mahalleye. Bana dedi ki bir kuzu yedireceksin bana dedi. Öyle dediği için ben yedirmem sana kuzu dedi. Ben şaka yapıyorum zannediyorum ama yedirmeyeceğim gene de yani.

Benim yerimi hazineye yazdı benim evim. Evet evet oradayız biz. Orada çalışıyoruz. Mesai arkadaşıyız. Hiç affı yok adam, adamlar. Bir başkası gelir o dosyayı çıkarır. Onun hesabı sorulur. Bunlar devlet çünkü. Kendince bunun hesabını yapar. Allâh muhafaza eylesin. Önemli olan kokuşmamak. Kokuşmamak. Kokuşmamak ne demek? O zaman biz Kur’ân ve sünnete iman ettik. Yaşamaya çalışıyoruz. Bir şeyler de yapmaya çalışıyoruz derken kendi nefsimize paye çıkarmamak, bir şeyler devşirmemek. Önemli olan bu. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden siyasetçiler bu konuda dikkat edecekler. Ama biz de dikkat edeceğiz. Cemaatler, tarikatlar, medreseler, herkes dikkat edecek. Herkes Herkes dikkatli davranmak zorunda. Fethullah Gülen milli iradenin zaferiyle sonuçlanmasıyla alakalı açıklamasında milli iradenin liderlerine sünnetsizler, kitapsızlar, Kur’ân bilmezler, imansızlar diye hakaretlerde bulundu.


8. Bölüm

Bu şahıs gerçekten görmemekte niye ısrar ediyor? Peşinden giden cemaat mensupları niye gerçekleri görüp bu şahsın peşini bırakıp milli iradenin safında yer almazlar? Bu tür cemaatlerin gerçekleri görmesi için görüşlerinizi lütfedermişler. Ben o böyle milli iradenin liderlerine sünnetsizler, kitapsızlar dediğini bilmiyorum. Öyle de okumadım ben. Siz bunu nereden okuduysanız? Bu yayınlananın bütün yazının bütününü yazdım, okudum. Diyor ki, kim bizim partiye oy vermezse kafirlerden olur. Diyenlere bu lafları söylemiş. Birisi der ki derse ki bizim partiye oy vermeyenler kafir oldu. Onlara söylemiş bu sözü. Fethullah Gülen’i savunup savunmamak değil derdim. Ama bir şeyi yarım yamalak okumaz sûfî.

Iyice bütününü okur, bütününü okuduktan sonra hükmeder. Aynı şeyi ben de okudum. Bazı böyle internetteki haber kanalları sadece o kısmı alıp yayınlamışlar. Onun geldiğine bakmazsa bir kimse hataya düşer. Sohbetin bütününe bakacaksın. Yazının bütününü okuyacaksın. Bütününde ne diyor? Bayağı öncesinde. Bir önceki paragrafta diyor ki birtakım insanlar çıktılar. şu hizbe oyunuzu vermeyenler kafirdir dediler diyor. Bunları duydum diyor. Buna bu minvalle. Bunun üzerine diyor ki Kur’ân bilmezler, sünnet bilmezler, hadîs bilmezler diyor. Bizim dinimizde diyor bir kimseye tekfir etmek yoktur diye devam ediyor. Evet. Biz de lâ ilâhe illâllah Muhammed’e Resûlullâh diyen bir kimseyi tekfir edemeyiz. X parti oy vermedi.

X parti oy vermeyenler kafirdir diyemeyiz. Bunu söylemek yanlış. Kim söylerse söylesin. Bir kimsenin tehdit ehli bir kimseye küfür isnaat etmek o kimsenin küfrüne sebep olur. Allâh muhafaza eylesin. Ben Şafi mezhebinden Hanefi mezhebine niyet ederekten geçtim ama hala Şafi mezhebine göre davranıyorum. Bir sakıncası var mıdır? Inşallah Hanefi mezhebinin iştahatlerinin hızla okuyup amel etmek nasip olur. Karşıma çıkan bir kısmeti değerlendirmezsem okulumu, işimi bahane ederek evlenmeye ertelersem kısmetim kapanır mı? Kısmet bağlaması diye bir şey var mı? Ya da kaderde ne varsa o mu olur? Bu noktada bir kimse kendince hayatını dizayn edebilir. Benim okulum var. Ben önce okulu bitireceğim. Sonra evlenmeyi düşünüyorum deme hakkına sahip.

Veya ben önce evleneyim diyebilir. Bu o kimsenin kısmet kapanıp kapanmamasıyla alakalı bir şey değil. Allâh’a kulluk etmek için yaratıldık. Lisenadan geçiyoruz. Bu sınavın amacı ne? Allâh’ın bu kulluğu, bir ihtiyacın var. bu sınav olmasa insan yaratılmasa yaratıcı ne kaybederdi? Özlem doğan ayın bir tanıdığı öğrencinin sorusu. Ben böyle bir sınavda olduğumuza inanmıyorum. Biz bu noktada bir sınav için gönderilmedik. Cenâb-ı Hak bilinmekliyi istedi. Bilinmekliyi istediği için bilinmekliye en uygun, bilmeye en uygun insanı yarattı. Ve insan da Cenab-ı Hakk’ı bilmekle mükellef. Eşler arasında biri eğer ben bu işi yaparsam Allâh’ın laneti üzerime olsun derse ya da karşı taraf sen bu işi yaptıysan Allâh’ın laneti üzerime olsun mu diye sorarsa bunun hükmü nedir?


9. Bölüm

Bu lanetleşme olur mu? Bu konuşmalar karşılıklı güven tahsis etmek amacıyla yapılmıştır. Normalde lanetleşme noktasına gitmeyin hiç. Eğer lanetleşme noktasına gidilirse oradan geri dönüşü yoktur. Lanetleşme de şudur. Ben bu kağıdı almadığıma lanetleşiyorum der. Öbürü ki de aldığına lanetleşiyorum derse bu kimse almadıysa aldığına lanetleşen kimsenin üzerine gelir lanet. Bu lanetleşmede haksız olan tarafın hadîs-i şeriflerle imanının kabul olunmayacağını, ibadetlerinin kabul olunmayacağı beyan edilmiş. Bununla alakalı birkaç tane bende şey var. Böyle örnek var. Adam eşinin kendince huş yaptığına inanıyor. Kadın yapmadım diyor. Adam yaptı diyor. Kadın yapmadım diyor. Adam yaptı diyor. Ben dedim ki adamın yaptı dendiğine dair senin dört tane erkek şahit lazım.

Var mı? Yok. Daha iddia ediyor. Kadın da ağlıyor. Yapmadım diyor. En sonunda kadın dedi. Lanetleşelim o zaman dedi. Adam da tamam dedi. Lanetleştiler. Kadın yapmadığına dair lanetleşti. Adam da yaptığına dair lanetleşti. Ondan sonra boşanlı kadın. Sonradan adamın bu bütün tezleri çürüdü. Adam geldi benim yanıma. Dedi ki ben ne yapacağım? Yapacak hiçbir şeyin yok dedim. Çok tövbe et dedim. Sana dedim adı şerifleri de söyledim. Bak adı şerif var. Bu lanetleşme yoluna girer de eğer bu konuda haksız olursan imanının kabul olunmayacağını söyledim. Hadîs de söyledim. Önemli değil dedim. boşanırsın, boşanmazsın, bir daha evlenirsin, bir daha boşanırsın. Hayat bu. Ama şimdi dedim imanla baş başasın.

Ben imansızlık kalacağım. Dedim ben sana hadîs okudum. Ben hüküm vermiyorum. Beni ilgilendirdin. O yüzden lanetleşmeyle alakalı, iyi düşünün. Bir kadın hoşunuza gitmeyebilir. Ondan şüphelenebilirsiniz. Elinizde bir delil yok, herhangi bir şey yok. Oturun usulünle. Deyin ki ben bu şüpheyle yaşamak istemiyorum. Ben senden boşanmak istiyorum. Ayrılmak istiyorum. Eyvallâh. Veya kadın adamın üzerinde böyle bir kendince komplolar kurmuş. Lanetleşmeye gitmeyin. Oturun, anlaşın. Deyin ki bu komploların üzerinde ben böyle bir komplo kurmuş ya. Ben bu evliliği devam ettirmek istemiyorum. Eyvallâh. Oturun anlaşarak tan ayrılın. Ama iftira atmayın. Iftira atmayın. Gözünüzle görmemişsiniz. Dört tane de şahit yok.

Gözünle gördüysen senin kendine. Kendine bu değil. Gördüm kazamam kardeş. Sen gördüysen sana söyleyecek bir sözüm yok. Sana söyleyecek bir sözüm yok. Lanetleşme yoluna gitmeyin. Kadınlar da erkekler de o yola giriyorlarsa o zaman bu meselenin doğru olmadığına doğru olmadığını bildiği bir şeyde lanetleşme yolunu seçerse iman gider. Allâh muhafaza eylesin. Aşıklık bir seçim midir? Evet. Insan aşık olayım deyip de aşık olabilir mi? Evet. Aşıklık seçimdir. Bunu normalde aşıklar kendilerince seçim olmadığını düşünürler. Ama bir kimse yol belli. Kul farzları yerine getirmekle Allâh’a en sevgili işi yapar. Nafilelerle Allâh’a yaklaşır. Ve Allâh’ı sever. Bakın adım alır. Ondan sonra da aşık olur. Buradan rüya okumuyorum.

Ama böyle bir şimdi buraya göndermişler hemen okuyayım geçeyim. Rüyamda peygamber efendimiz için geliyor dediler sadece. Bir seferinde de sadece sesini duydum. Bir şey anlatacağınız zaman vücut dilini kullan dedi. Abdullah Hoca Efendi’yi de gördü. Ikimiz etayiyati de diz çöküşü oturuyorduk. Onun suratı bana dönüştü. Iki eliyle suratıma yüzüme dokundu. Yavrum diyerek severcesine şefkatle. Allâh’ım mübarek eylesin inşâAllah. Fala manna hum.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Sünnet, Çile, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı