1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenize hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gününüzü mübarek eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Muharrem ayınız da aşıyor ve gününüz de mübarek olsun inşâAllah. Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellemin resmi var mıdır? Hazret-i Hasan ve Hüseyin efendilerimizin çizim resimleri var. Bunların gerçeklikteği var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Teşekkürler. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin resmi yok. Hatta adi şerif var. Eğer diyor benim resmimi görürseniz ayaklarınızı altına alıp çiğneyiniz. Bu konuda Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin resim hakkında küfür bu. O yüzden Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin resmi çizilmemiş hiç.
Bazı rivayetler var geçmiş peygamberlerin, bazı iyi sevgi papazların geçmiş peygamberlerin resimlerinin var olduğu bir sandıkanın olduğu. O sandıkada Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gelmezden önce tariflerle resmini çizirdi. Ve bunları değişik bu noktada şeyler var, rivayetler var. Bunların olmasına rağmen yine de Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendi resminin çizilmesine müsaade etmemiş. Kaldı ki sahabelerin bu noktada da bir resimleri yok. Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin efendimizin de yok. Türkiye’de, sadece Türkiye’de bu, gösterilen Hazret-i Hüseyin resimlerinin hepsi de hayali, doğru değil. O yüzden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin torunlarının böyle resmedilmesi de uygun değil.
Ve resm ettikleriyle Hazret-i Hüseyin efendimizin gerçeğinin veyahut da görünenin hiç alakası yok. Hiç yok. Allâh iyiyesin. Misal alemi nasıl bir yer anlatabilir misiniz? Dünyanız misal alemine bir delildir. Alem-i misal, bu Aravinin kendinde tespiti, bütün alemleri içine alırsın. Aravi der ki, alem-i misal öyle bir alemdir ki bütün alemleri içine alırlar. Ve bütün alemler alem-i misalin içindedir der. Bu biraz böyle karmaşık gelebilir. Çünkü alem-i misalde şehadete geçecek olan, görünürlüğe geçecek olan bütün her şeyin tabiri caizse resmi vardır, çizimi vardır. Alem-i misale onun önce görüntüsü düşer, öyle değil. Sonra alem-i şehadete kendisi tecelli eder. Alem-i misal bir açıdan bakılırsa hayalim hayali gibidir.
Araviye göre bu alem hayaldir. Kendi içinde gerçekliliği vardır. Bu alem hayal ise o zaman alem-i misal de hayalim hayali denilebilir. Bu biraz karmaşık gelebilir anlatım olarak. Ama misal alemi bu noktada elle tutulmayan, gözle görülmeyen, duyu organlarıyla idrak edilmeyen, bugünkü dille metafizik alemi dediğimiz alemdir. Sonuçta bu metafizik alemi materialistler red ederler. Ama Sokrat’tan, Aristodan, Kant’a varıncaya kadar herkes bu duyu organlarıyla, duyularla fark edilmeyen, bilinmeyen o alemi kabul ederler. Hatta Sokrat ilim öğrenmeyi, rüyayı ve ilhamı da bir noktada ilim öğrenme kapısı olarak görür. O yüzden misal alemi dediğimiz alem, normalde görünürlüğe geçmeden önceki bütün varlığın resim olarak halk edildi, yaralı diye vasıflandırabilir.
2. Bölüm
Zikrullah halakasına rağmen, halakada tüm günahlarımızın affedildiğini bilmemize rağmen, önceden işlemiş olduğumuz günahları düşünüp ağlamak, üzülüp, pişmanlık duymak sıkıntı mıdır değil? Biz günahlarımızda ağlarız, tövbe ederiz, tekrar ağlarız, tekrar tövbe ederiz, tekrar ağlar, tekrar tövbe ederiz, zikrullah halakasına otururuz, yine işlediğimiz günahları yine tövbe eder, yine ağlarız. İnsan tek başına zikrullah yapmaktan neden korkar? Bu, insanın nefsi bunu korkutur. Korku verir kalbine. O yüzden korkaklığın şerrinden Allâh’a sığınırım diye dua et. Nefis ve şeytan bu noktada o kimse zikrullah yaparken, gece zikrullah yaparken, tek başına namaz kılarken, gece bir yerde karanlıkta yürürken, camiye giderken, sabah kalktığında çarşıya çıkarken, hangi noktadan olursa olsun, makul, malum yapmamız gereken, hayatın olan akışının içerisindeki bir şeyi yaparken, gelen korku nefsimizdendir. evden çıkarken kaza yapmak korkusu, evden çıkarken düşmek korkusu, yolda ayağını taş alır düşersen, yolda kaza yaparsan, muhallebi yerken boğazında kalır, tıkanır, ölürsen, korku.
Tek başına lâ ilâhe illâllah derken korkarsan. Hep bunlar böyle insanın nefsinin vesvesesidir. Günlük işlerinizi yaparken herhangi bir korkuya maruz kalsanız dahi onun üzerine yürüyerekten devam etme. Gece karanlıkta tuvalete kalkmaya korkmak gibi. Lambayı açık bırak, öylesi kalk. Bir lamba devamlı evde açık kalsın. Sebep? karanlık korkusu var. Eğer korkuya kapı ararlarsanız hayatınız boyunca sizi korkularınız yönetir. İflas etmekten korkarsanız, evlenir geçinemezden geçinememekten korkarsanız, eve bakamam deyip korkarsanız, çocuğuma bakamam, eğitemem deyip korkarsanız, ya ben evlenirsem adam beni aldatır deyip korkarsanız, evlenirsem karın beni aldatır deyip korkarsanız, ben şunu şöyle yaparsam, böyle yaparım, böyle olursa böyle olur diye korkulursa, korku o kimseyi yönetmeye başlar.
Korku bir kimseyi yönetmeye başlarsa, o kimse de etrafını korkularıyla yönetmeye başlar. O yüzden eşleriniz korkaraktan, korkutaraktan sizi yönetmeye kalkarsa, siz onların korkularına teslim olmayın. Siz eğer ki başınızdan yaşıp başınızdaki kimselerin korkularına teslim olursanız, başkalarının da korkularına teslim olursanız, o zaman bir bombayla siz korkarsınız. O zaman açlıkla korkarsınız, o zaman yoksullukla korkarsınız, o zaman dolar yükselmekten korkarsınız, dolar aşağı düşecek diye korkarsınız, borsa ne olacak diye korkarsınız. Bir korkan adama bakayım, borsada kağıdı mı var yok, cebinde doları mı var yok, markı mı var yok, buna yönelik bir iş mi yapıyorsun, hayır. Ya sana ne doları markından yükselmesinden, inmesinden çıkmasından, bu korku ne sende?
İhlacat mı yapıyorsun yok, ithalat mı yapıyorsun yok, adam kendi kendine korkuyor. Korku yönetiyor onu. Korkuların sizi yönetmesine müsaade etmeyin. Hayatınızın hiçbir alanında, hiçbir devresinde, hiçbir yerinde korkuya yer vermeyin. Bir tek korkulacak yer vardır, o da Allâh’tır. Korku düşüncesi Allâh’tan korkmak için oluşturulmuş bir düşüncedir bizde. Bu duygu Allâh’tan korkmamız içindir. Bu da nedir? Haram işlememek farzları yerine getirmektir. Bir kimsenin Allâh’tan korktuğu, Allâh’tan korktuğu işlediği günahlarla yaptığı farzlarla orantılıdır. Sizin Allâh’tan korktuğunuz, ne kadar farzları yerine getirdiğiniz ve ne kadar günahlara hütursuzca daldığınızla alakalıdır. Ama ne yazık ki bizim insanlarımız Allâh’tan korkmak yerine heva ve heveslerinin nefis ve şeytanlarını önlerine getirdiği vesveselerden ve hayali korkulardan korkarlar.
3. Bölüm
Bu işin acı tarafı. O yüzden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri korkaklığın şerrinden Allâh’a sığınmış. Dua aslında öyle diyor. Korkaklığın şerrinden, dünyanın fitnesinden, kabrin fitnesinden, ölümün fitnesinden, dünyanın fitnesinden dünyaya kanmaktan, dünyaya aldanmaktan, kabrin fitnesinden. ben kabre girdiğinde kabir azabı ve dünyanın fitnesinden dolayı kabirde çekeceğim sıkıntıdan. Allâh muhafaza etmesin. Korkulacak olan bunlar. Önceden namaz kılmazdım şimdi yalnız zikrullahdan korkuyorum. Önceden namaz kılmazdım şimdi yalnız zikrullahdan korkuyorum. Yalnız zikrullah yapmakta. Devam edecek o kimse korkar korkar, zikrullahı devam edecekten korkusunu yenecek. Kaçmak hiçbir zaman için çözüm değildir.
O günlük çözümdür. Mahallede bir çocuk var, sizi dövecek. Bir gün korktunuz, iki gün korktunuz, kaçtınız. Aynı mahalledesiniz. Üçüncüsünde karşı karşıya geleceksiniz, siz onunla dövüşseniz. Korkmanın bir anlamı yok. Onunla yüzleş. Ne zamana kadar evine kapalı kalacaksın? Ne zamana kadar sokağa çıkınca yüzleş onunla. Neyle hayatın amgi noktasıyla yüzleşecekseniz yüzleşin. Her yüzleşme sizin için bir tecrübe olacak. Ve her yüzleşme sizin korkunuzun, aklınıza bir adım olacak. Hayattan korkmuyor. Bir gün iş yerinde elemanlar kendilerince anlaşmışlar, işi bırakacaklar. Birisi geldi, ben işi bırakmayı düşünüyorum dedi. Hemen dedim ben. İkincisi geldi, üçüncüsü geldi. Baktım böyle anlaşmalı. Ben her gelenin hesabını kesiyorum, İstanbul’a muhasebe telefon açıyorum, diyorum gönderin evranı.
Hemen gönderiyorlar internetten. İmzalatıyorum, veriyorum parasını, gönderiyorum. Çıktım, herkese dedim arkadaşlar başka işi bırakacak falan var mı dediler. Bir iki kişi daha çıktı. Bildiğiniz on üç kişi çalışan, on dört kişi çalışan yerde üç kişi kaldı. Var mı başka işten çıkacak olanı dedim, üç kişi kaldı içeride. Böyle baktılar bana. Dedim benim için önemli değil, üç kişiyle ben götürürüm burayı da dedim ben. içinizden birisi daha çıkarsa, çıkacaksa yok çıkmadı. Dediler ne yapacaktın? Dedim bir kişi daha çıksaydı onu da izni ayıracaktım. İki kişiyi kepenge kapatacaktım dedim. Asacaktım oraya bir yazı, eleman alınacaktır diyecektim dedim. Yeniden eleman düzecektir dedim. Dedim içeride ki onun borcu yok ben şimdi istersen kapatırım.
Kimseye muhtaç değilim dedi. Borcu olsa da kapatırım dedi. Üç kişi kaldı bir de ben dört kişi. Birini alt kata koydum, birini üst kata koydum. Üst katta iki bölüm var. Kendimi de kaseye geçtim. O gün bitirdim ben. Yazdım Ertuş’u, hemen telefonu açtım pankart yazan bir arkadaşa. Dedim yaz kocaman bir pankart, buraya as ben gelinceye kadar çalışacak arkadaşlar alınıyorum dedi. Ertuş’un yine geleninden gidenden şeyi büzdürtmüyorum arkadaşlar. Korkarsanız eleman bırakacak, kork. Hanım gidecek, kork. Adam gidecek, kork. Çocuk gidecek, kork. O korku sizi yönetmesin. Siz Kur’ân ve Sünnet tarihinde doğru bir şekilde doğru şeyleri yerine getirin. Peygamber efendimiz size uzanan eli boş çevirmeyin buyuruyor.
4. Bölüm
Yolda karşımıza çıkan ve maddi yardım isteyen herkese kalbiniz gerçekten ihtiyacı olduğuna mutmain olmasa da yardım etmemiz gerekir mi diğer halde vebale girer mi selamını dua edin. Eğer gerçekten zaruret hali olduğu sizde muhkim ise verebilirsiniz. Eğer zaruret noktasında ihtiyacı olmadığını görüyorsanız vermezsiniz. Bundan sorumlu olmazsınız. İslam’ın hukuku belli bir kimse zekatını vermekle mükellef. Zekatını veriyorsa geri kalınla mükellef değil. Kaldı ki bu meslek haline getirilmiş. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin yaptığını da unutmayalım. Birisi geldi şeyhanillah ya emir emr-i mümin dedi. Baktı ki onun böyle çuvalında arpo buğday var. Baktı arpo buğday var neyse. O çuvalı aldı kendi devesinin önüne boce ettirdi.
Yiyecek olarak onu o zaman verdi. Şimdi dedi sen bilenmeye, istemeye, hakkın var. Bunun içerisinde dedi bir günlük yiyecek var. Çünkü başka bir hadisefte bir günlük yiyeceği olan kimsenin dilenmesi caiz değil. Eğer bir günlük yiyeceği varsa bir kimsenin onun dilenmesi caiz değil. Geliyor kadın zeytin almış poşete koymuşlar onu. O gene dileniyor. Diyorum ki bunun içerisinde bir günlük yiyecek var git sen diyorum ben. Dileniyor elinde para var. 2 lira 3 lira para var elinde. Diyorum ki bunun elinde senin bir günlük yiyecek var git. Eğer dileniyor üstündeki paraların çıkar diyorum. Benden fazlaysa benden asla benimkinleri vereceğim sana. Ama diyorum sende fazlaysa sen bana verecek misin bakıyor.
Tabi herkese diyemiyorsun bunu da böyle zaman da yok zaten. Ama normalde diyorum ki hatta çıkaralım cebimizdekileri. Kim de fazlaysa o birbirine versin. Bakıyor şimdi. Benim görüntüm düzgün. Bakıyor o takım elbisesi var iyi hali vakti yerinde görmüyor. Ama benim teklifime şüpheyle bakıyor şimdi. Neden? Elindekini kaybetmeye göze almıyor çünkü. Onun elindeki benden fazla. Onun elindeki benden fazla. Ben zaten ona bakmıyorum diyorum ki muhakkak bunun elinde. Çünkü yakalananın üzerinden 10-15 milyar para çıkıyor. Zabıtalar polisler götürüyorlar dilenenleri. Dilenen kimselerin üzerinden 3-4 milyardan aşağı para çıkanıyor. Muhakkak kimilerinin geçimi ihtiyacı buradandır. Günlük dilenerekten geçiniyordur.
Onlara söyleyecek bir sözüm yok. Ama verilmese de bir şey gerekmez. Kredi kartına taksitle kurban kestirme hakkında görüşünün nedir? bir kimsenin nisap miktarı kadar parası yoksa ona kurban vacip değil. Ama bir kimsenin nisap miktarı kadar malı mülkü vardır da nakiti yoktur. Gider borçla kurban alıp kesebilir mi? Her cevap borçla kurban alıp kesebilir. Ama borçla kurban alıp da o borca faiz ödüyorsa yine caiz. Borçla kurban kesilir mi? Nisap miktarı kadar o kimsenin malı vardır da nakiti yoktur. Ona cevaz verir. Borçla kurban keser. Borçlanmak ister kredi kartıyla olsun ister başka şeyle. Ama kredi kartına taksitle ve o taksitlerde faiz varsa uygun değil. Ama taksitlerde faiz yok. büyük alışveriş merkezleri yapıyor.
5. Bölüm
Genelde onlar başladılar bunu ve ilk önce o Karfur başlattı bunu. Değil mi? Karfur mu yapıyor yine? Evet. bizim şeyde İslam dünyası da enteresan helikat garibesi gibiyiz zaten biz. Bursa Karfur’da yapılırken arkadaşlar fotoğrafını çekip bana getirmişlerdi. Adamlar tabire asmışlardı. İmam Hatip mezunları ondan sonra müracaat etmesin diye. Açıkça. Şimdi bilmiyorum artık imam hatip mezunlarını alıyorlar mı almıyorlar mı. Bursa Karfur’sa kurulurken imam hatip mezunlarının müracaatlarını bile kabul etmiyorlardı. Giderlerdi zihinlerden. Sakallıları örtülüleri görürsünüz onlarla. Biz gayrimüslimce yaşayıp iman eden Müslümanlarız. Hatta biz oraya bir de namaz kılmak için mescidler açılsın diye alışveriş merkezlerine bir de mümayiş yaparız biz. oraya bir de mescid açtık mı biz tamam sabah ile gideceğiz gece saat 12’de çıkacağız oradan.
Sabahtan gideceğiz öyle yapan aileler var. Cumartesi pazarlarını alışveriş merkezlerine geçiriyorlar. Geçiriyorlarmış. Ta ki ben birisinin ablası bana söyleyinceye kadar. Nasıl dedim ben. Ee dedi benim kız kardeşin kocasıyla beraber dedi. Cumartesi pazarlarına dedi. Sabah 10’da bir giderler alışveriş merkezine dedi. Kapanınca çıkıyorlar dedi. Ne yapıyor o? Kapanınca çıkıyorlar dedi. Ne yapıyorlar dedim ben böyle hayrette kalarak söylemişim. Sonra da bana tarif ediyor. Sen öyle gözlerini açtın ki dedi. Ne yapıyorlar dedim dedi. Vallahi merak ettim dedim. Ne yapıyorlar alışveriş merkezinden? Sabahtan bir giriyorlarmış sinemaydı yemekti vitrili seyretmekti dolaşmaktı. Anca bitiriyorlarmış zaten büyük alışveriş merkezlerine.
Ertesi hafta başka bir alışveriş merkezine gidiyorlarmış. Bir dakika haftaya başka alışveriş merkezine bir dakika haftaya başka alışveriş merkezine böyle üç dört tane alışveriş merkezine sıraya koymuşlar. Nerede bir etkinlik var nerede bir şey var onları takip ediyorlarmış. Hafta sonlarında orada geçiriyorlarmış. Muhare geldik. Allâh bizi affetsin. Bir yerden geçiyor böyle o hamburger satan bir yer. Araba yavaşlamak zorunda kaldı da. Baktım en çok tacibime giden de o oldu. Sakallı şavvarlı bir Müslüman. Yanında çarşaflı bir bayan. Eşi kız kardeşi neyse bilmiyorum. Böyle şey almışlar yiyeceklerini almışlar. Cola da yanında bardağın içerisinde böyle yanında. Ondan sonra böyle hep beraber almışlar.
Ne güzel gidiyorlar böyle. Gözüme takılan espantene bu. Dedim ki bunun fotoğrafını çekmeli. Yüzlerini karalamalı. Karalamalı demeli ki işte. Bizim inancımız ve Müslümanlığımız ve kendimizce davamız bu kadar. Biz gidip bir köfteci de köfte ekmek yiyemiyoruz artık. Cumartesiyle de Mursa’da gündüz bayanların sohbeti oluyor. Genelde ben haştan önce arabayı bir önüne koyup. oraya kadar hem yürüyüş yapma maksadıyla. Hacca da gideceğiz ayaklar açılsın diye. Ben yürüyüş yapıyorum yere kadar. Orada sohbeti bitirdikten sonra yukarıdan aşağı salıyorum kendimi. Böyle çarşının içerisinden tekrar buraya geliyor. Oradan salar kendimi. Orada bir tane sağ tarafta eski sinemanın olduğu yerde. Bir de şey yapıyorlar.
6. Bölüm
Bir de mida değil de. Ne burger bilmem ne burger var orada. Ondan sonra o burgerinde normalde bütün tadilatlarını yapan o işin taşeronluğunu yapan benim arkadaşım. Hatta oraya açarlarken de benim yanıma sıkça geldi gitti. O firmaya taşeronluk yapıyor. O burgerlerin şeyini yapıyor. Dükkanlarını komple kendi standartlarına getiriyorlar. O zaman da gidip geliyordum yanlarına. Bakıyorum ben şimdi o. Tabi o adam kendisi Türk ama marka Amerika’dan gelme. Bakıyorum ben içeri. normalde çok böyle dindar kesim diyebileceğimiz insanlar yiyorlar içiyorlar orada vakit geçiriyorlar. Bu hale geldik. Kişi yaşadığı şehirde memleketine gitse baba evinde seferi sayılır mı? Normalde eğer burada yaşıyorsa o kimsenin burası vatani aslisi.
Burada evi var burada barkı var çoluğu çocuğu burada. Ondan sonra babasının evine de gitse burası vatani aslisi. Yaşadığı bir yer var ise. Bunu eski fıkıh kitaplarına anne baba evi vatani asli olmaz diye hükmeder. Hale gider burada ayrılmışlar. Kimisi demiş ki birisinin yaşadığı kendine ait bir yer var ise orası vatani aslisidir. Anne babasının evi vatani asli olmaktan çıkmıştır diyenler var. Ben onlara katılıyorum bu noktada. Çünkü insanların ihtiyaçları standartları eskisi gibi değil. İnsanlar şimdi kendilerince kendi dairesinde kendi evlerindeki gibi anne ve babalarının evinde rahat değil. O yüzden bir kimsenin kendine ait bir yerde evi kendine ait orada yaşadığı bir hayat var ise o ev kiralık da olsa kendine aitse vatani aslisi olsa.
Eşimle evliliğe uyum sürecinde yaşadığım düşünce yoğunluğunu normal düzeye getirmek için tavsiyelerinizi lütfedermişsiniz. Normal düzey nedir bilmiyorum. Her ailenin kendince bir normal düzey vardır. Erkek kendi yaşamış olduğu aile hayatının standartını getirir kendi evine. Kadın da kendi ailesinin standartını taşır kendi evine. Bir bireyin standartı oluşurken o kimsenin aile kültürü, ailesinin sosyal yapısı, ekonomik yapısı, siyasi yapısı, dini görüş yapısı o kimsenin o bireyin kendi yapısını oluşturur. İnsanlar bunları etrafından alırlar. Çok bireysi bir birey ailesinin olumlu yönlerini, etraftaki insanların olumlu yönlerini kendisine standart noktasını standarda olarak belirleyebilir. Ailesinin değişik standartlarının kendisine doğru gelenleri kendisi alabilir.
Mesela bir aile kendince böyle böyle davranıyor mu bu standarda alabilir. Ama bu standarda ailelerin üzerinden ve toplum yapısını üzerinden almak bazen çok doğru olmayabilir. Aileler kendilerince kendi doğrularını yaşarlar. Bu noktada kendi doğruları Kur’ân ve Sünnet tarihinde doğru olmayabilir. Bunun en temiz, en güzel, en doğru noktası o kimsenin kendisine Kur’ân ve Sünneti ölçü etmesidir. Kur’ân bu noktada bir kısmı soyut, bir kısmı somut kavramlar içeriz. Bunun en somut yaşanılabilir hali Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri üzerindirir. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin aile hayatı, eşlerinin aile hayatı, çocuklarının Hz. Fatıma’nın ve damadı Hz.
7. Bölüm
Ali radıyallâhu anh Hazretleri’nin aile hayatları, ashabının içerisinde örnekler o kimsenin kendince ama evliliğinde ama bireyin kendince kendisini kemale getirmede en önemli faktörler olmamalı. Ama bu faktörler oluşunca bu gençler bu faktörleri kendi evlerinde kendi ailelerinde kullanmaya başladıklarında kendi aileleriyle sıkıntı yaşamaya başlayacaklarız. Mesela bir aile düşünün evlilik içerisinde orada eve gelen bir gelinli kız kim olursa olsun oradaki herkesi elini öpüp erkeklerle de çapçuk yanaktan yanağa öpüşebiliyordur. Normaldir o. Behnannemin sülalesinde normaldi. Ben İzmirliyim bizim oradaki normal kültüre göre teyze kızıydı, hala kızıydı, dayı kızıydı. Herkes o nasıl iyi misin çapçuk yanandan da öper.
Değil. E İslam’la tanışınca bunun böyle olmadığını, bunun haram olduğunu öğrendik biz. Böylece bu standarda uyuma zorunluğumuz kalmadı. Benim kalmadı. Ben bu standarda uyumamaya başladım. Uymamaya başlayınca ailede çatıltı çıktı. bir bayram sabahı annemin ondan sonra bak bunlar böyle seninle tokalaşıp sarmaşıp öpüşmeye kalkarlarsa bunları geri çevirme. Yok anne geri çevirme. O zaman dönelim. Döneceksek dönelim anne dedim ben. Annem kaldı. Anneannemlere gidiyor. Ne yapacaksın yalan dedi. Ben hiç bu kızla tokalaşmayacağım, öpüşmeyeceğim, sarkaya öpüşeceğim. Haram çünkü dedi. Bunu böyle örnekliyorum. Çünkü benim yaşadığım ortam da ailede. İslam’ı yaşayan bir ortam da ailede değildi. Benim bu noktada koyduğum standartta çatıltı çıktı.
Standart Allâh ve Resul’un standardı o yüzden. Bunun gibi biz kendi kendimize bir şeyler oluştururken Kur’ân ve Sünnete dönüp bakalım. Sünnete Resûlullâh’ı buyurduğu gibi yaşamaya çalışalım. O zaman ailemizden hanımlarımızdan veya da kocalarımızdan eşler birbirlerinden bir şey isterlerken bir şey beklerlerken Kur’ân ve Sünnet ailesinde ve ölçüsünde birbirlerinden bir şey bekleyip istesinler. Bu standart Kur’ân ve Sünnet standarda olsun. Sünnete Resûlullâh da varsa kabul edelim. Sünnete Resûlullâh da yoksa kabul etmek zorunda değiliz. Kabul etmeyelim. Sünnete Resûlullâh da bizim hakkımız ise Kur’ân ve Sünnet ailesinde biz hakkımızı isteyelim. Birisi hakkımızı gasp etmek hakkında gasp ettirmeyelim.
O haktan ben kendim fedakallık edeceksem edeyim. Bu haram istenmesin bizden ve fedakallık etmek harama göz yummak demek değil. O yüzden bu standartı oluşturacak olan kardeşler kadınlar ve erkekler de bol hadîs-i şerif okusunlar. Aile ilişkilerini sosyal ilişkilerini Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinin üzerinden kursunlar. Bu bize doğumlu yolu gösterecektir. Benim annem böyle yapardı, benim babam böyle isterdi, senin annem böyle istedi, senin babam böyle istedi, ben böyle isterim, ben şöyle isterim. Demektense Kur’ân ve Sünnet tarihinde bu nasıl olmalı? Kur’ân ve Sünnet tarihinde bu nasıl yaşanmalı? Kur’ân ve Sünnet tarihinde benim hakkım nereye kadar? Kur’ân ve Sünnet tarihinde karşımdaki kimsenin hakkı nereye kadar?
8. Bölüm
Anne babanın benden hakkı ne? Anne babanın benim hanımımdan hakkı ne? Anne babanın hanımının, annesinin babasının, damattan hakkı ne? Oğlanın anne babasının gelinden hakkı ne? Herkes bunu bir ön noktada bir nemzede bilirse, o bildiği daire üzerinde yürür, o bildiği daire üzerinde yürürken karı koca arasında hiçbir tartışma çıkmaz. Neden? Bunun Sünnet’e Resûlullâh’taki hakkı bu. Bunun Kur’ân ve Sünnet tarihindeki hakkı bu. Eğer yaşayacak olduğumuz her şey evin içerisinde ibadet hükmünde olacaksa ve bizim hayatımız ebediyete doğru kanat çırpacaksa bizim evin içerisindeki hal, hareket, fiiliyat, söz ve davranışlarımız Kur’ân ve Sünnet’e uygun olmalı. O zaman bir sıkıntı çıkıyorsa çıkan sıkıntı nefsaniyettendir, şeytaniyettendir.
Kim uymuyor? Aa bak hanım ya böyle böyle bak buradaki hadîs-i şerif okuduk mu okuduk beraber mi okuduk evet. Anladığımız şey aynı mı? Evet neden itiraz ediyorsun veya bey neden itiraz ediyorsun? Ölçü meydanda bu o zaman bizim eğliliğimizin bu manada hem seviyesini hem standartını hem içsel olarak hem de dışsal olarak seviyesini yükseltecek ve derinleştirecek. O zaman hiç kimse birbirine bakarken birbirine yaklaşırken ölçüsü yaklaşmayacak, birbirine ölçüsü davranmayacaktır Allâh’u alem. Bir insan Allâh’a inanır, Resulüne inanır fakat hadislere inanmazsa bu kişi için dinler çıkmış diyebilir miyiz? Evet. Hadislerin tamamını reddediyorsa evet. Ama bir kimse hadîs-i âlimi olsa, hadîs-i âlimi olan bir kimsenin hadîs-i şeriflere şüpheyle yaklaşır.
Örneğin onları inceleme maksadıyla ilmi şüphe içerisinde olmasında bir beis yoktur. Bu ilmin hakikatinin hakikatinin hakikatini meydana çıkarmak için olan ilmi bir şüphedir. Buna söylenecek bir söz yoktur. İlim şüphesine söylenmez bir şey. Bir kimse fıkıhi bir meseleyi şüpheyle bakıp daha da araştırmalı. Fıkıhçı böyle olmalı. Veya hadisçi, o hadîs-i şerife şüpheyle yaklaşmalı, onun daha da derinine inmeli, ravilerine inmeli, ravilerine araştırmalı. Hakkıdır bu. Bir tefsirci bir âyet-i kerimeyi tefsir edeceği zaman bütün tefsirlere bakmalı, o güne kadar gelmiş olan bütün tefsircilerin yorumlarına ve tefsirlerine şüpheyle bakmalı. Acaba daha ilginç, daha derinlemesine veya daha farklı bir pencereden bakabilir miyim diye kılı kırk yapmalı ve kendince Kur’ân ve Sünnet tarihinde bir delil getirip o âyet-i kerimeyi farklı yönden tefsir edebilmek.
Bu harika bir şey. Yoksa tabarhanenin tefsiri orada duruyor. Tabarhanenin tefsirini o da okur, ben de okurum. Tabarhanenin tefsirini getirip benim önüme, bugünkü dil de söylüyorsa bir anlamı yok bunun tabarhanenin tefsiri orada ki zaten. Hatta elmanının tefsiri orada ki. Ona söylenecek bir laf yok. Şüpheyle bakmak ilim şüphesinin haktır. Ama yok, o kardeş bir hadisçi değilse veyahut da bir fıkıhcı değilse veya bir tefsirci değilse hadislerin üzerinde şüpheyle bakması onun kalbindeki imanın kemale ermemesiyle alakalı. Ve üç beş tane böyle soytarı çıkıp hadisler sahibi değil mi diye milletin kafasına bir soru şartı koyuyor ya, onlara kalmış o. Üç beş soytarıya kalmış olarak kabul ederim. Ve hadislerin hepsini tamamiyetle reddeden bir kimse iman etmiş sayılmaz.
9. Bölüm
Hadisleri reddetmen hiç kimsenin hakkı yok. Ademoğlundaki can ve nefsin daha önce aynı Ademoğlunu gibi kendi imtihanlarına yaşadıkları ve bu imtihan sonucu Ademoğlunun içinde cevher olarak bir hak kazandıkları söyleniyor. Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz? Tamam, ne oldu? Yetmedi ağabey, ne işin demek? Anladığım şu mu acaba? bir kimse bir şey yaşadı, yaşadı o kimsenin içinde cevher olarak kaldı, ondan sonra bir başka birisi geldi, yaşarken o cevher ondan ona mı geçti? Bunu anladım çünkü. Ademoğlundaki can ve nefsin daha önce aynı Ademoğlu gibi kendi imtihanlarına yaşadıkları ve bu imtihan sonucu Ademoğlunun içinde cevher olarak bir hak kazandıkları söyleniyor. Soruyu yazan bayanlardan mı erkeklerden?
Herhalde bayanlardan. Bu biraz reenkarnasyonlu ilk gibi yani. Allâh Allâh. Kallacı Mansur’un enel hak demesinin sebebi nedir? Nefsin oymuş. Bir vecedan. Bizim önümüze neden yüceltirip de getiriliyor ki bu? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin demediğini diyen, ashabı resulullahın demediğini diyen bir kimse neden bizimde sahabeden ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha yüce addedilip bizim önümüze konuluyor ki? Niçin Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hakkıyla sana kulluk edemedin mi ya Mabuk sözünü? Biz kendimize distir ediliyoruz ki. Neden Kur’ân’ı kendimize distir ediliyoruz ki? Neden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve temiz ashabının yolunu kendimize yol olarak görmüyoruz ki?
Neden Hallacı Mansur’un sekil halinde söylediği, beyaz kibestaminin sekil halinde söylediği, Yûnus Emre Hazreti Mevlânâ gibi sekil halinde söylenen sözleri biz önümüze getirip ölçü olarak koymaya çalışıyoruz. Neden bir hadisi kutsi sormayız bu manada? Mesela Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir kutsi hadiste buyurun ki Cenâb-ı Hak. Kul nizana getirilir diyor. Cenâb-ı Hak onun kulağına eğilir. Sen bu günahları benim der. Kul üzülür ve Allâh’ın kulağını tekrar eğilir. Allâh senin bu günahlarını affetti der. O kul sevinir. Sonra tekrar onun kulağını eğilir ve Allâh seni cennetine koydu der. Değil mi? Kul der ki diyor, ben ne güzel Rab’mışım, sen ne güzel bir Allâh’mışsın.
Yok ben ne güzel bir Rab’mışım, sen ne güzel bir kul’muşum der diyor sevincinden. Bu da Allâh’ın hoşuna gider. Bunu neden anlamaya çalışmıyoruz da biz Halacı Mansur’un enal hak dediğini anlamaya çalışacağız. Bu soruyu bana sorduktan da çok basit bir şey söylüyorum. Bunu anlamak istiyorsanız Halacı Mansur gibi gecede 100 rekat nafile namaz kılmanız gerek. 40 gün gecede 100 rekat faaz namazlarınızı yerine getireceksiniz. Haramlardan uzak duracaksınız ve her gece 40 rekat gecelik 100 rekat nafile namaz kılacaksınız. 40 gün ve 40 gece bitince sabahına kalbinize bu ilham olacak sizin. Sözüme güveniyorsanız. Bu söz de hadîs-i şerifle destekleniyor benim bu sözüm. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki kim 40 gün seher vaktinde kalkar sabah namazını kılarsa Cenâb-ı Hak onun kalbine nur indirir.
10. Bölüm
Onun kalbine ilham eder. 40 gün sabah namazını hiç kaçırmadan sabah namazından önce kalkan bir kimse tanıyor musunuz? Etrafınızda var mı öyle bir kimse? Halacı Mansur’u anlayabilmenin yolu bu. Enel Hak demeneniz. Enel Hak kim demiş Halacı Mansur demiş. Ben Halacı Mansur’un hayatının bir kesetini anlattım size. Her gece 100 rekat nafile namaz kıldığı söylenir. Namaz verdi de bu. Toplumumuzda kaç kişinin nafile namaz verdi var ki? Sizin her gece kendinize bir namaz var mı? Sufiler derslerini çekmekte zorlanıyorlar. dersin en fazlası 15 dakika tutar 20 dakika tutsun. Yeni yapanlar yarım saat yaptığınız zikrullahı çok görüyorsunuz kendinizce. Yildi çekince çok büyük bir iş yapmış gibi vatan kurtarmış kahraman gibi dolaşıyorsunuz. 100 rekat günlük nafile namaz kılardı Halacı Mansur.
Beyazıti Bestami’nin sözünü söylüyorlar. İbrahim Etem’in sözünü söylüyorlar. Siz İbrahim Etem’in harca giderken her adımda 2 rekat namaz kıldığını biliyor musunuz? Haç yolculuğuna çıkan İbrahim Etem’in haç yolculuğuna çıktım diye her adımda 2 rekat namaz kılarak gittiğini biliyor musunuz? Biz sözlerini naklediyoruz. Toparlanık yapıyoruz. Halacı Mansur’un her nerede, Cenâb-ı Hak öyle bir yol çıkardı ki benim önüme. Nerede Halacı Mansur’u sorsalar bunu söylüyorum, bunu anlatıyorum ben. 100 rekat namaz kılardı. Kıl 100 rekat namaz. Ömrü hayatında 50 vakit namaz kılmamış gecede. Ömrü hayatında Ramazan’ın haricinde 20 rekat namaz kılmamış. Ramazan’da bir tek 20 rekat kılıyor teravide. Onu da televizyona çıkıyor birkaç tane şaklaban.
Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddeleri 2 rekat kılardı, yok 4 rekat kılardı, yok 10 rekat kılardı. Bütün sahâbeler kılmışlar ya. Şimdi reddedemiyorlardı bütün sahâbeler kılmışlar ama bundan 50 yıl sonra biz böyle devam edersek bu şaklabanları da dinlersek birisi çıkacak. Ya ne diyecek teravisi ya? Uydurma diyeyim bu diyecek. Var ya şimdi. Uydurdunuz değil. Ya kim uydurdu bunu? Hakkında hadîs var deyince az önceki gibi. Sahih mi? Lise 2’ye giden kız bana öyle diyor. Hocam sahih mi? Aynı şey üniversite bitirmiş adam da söylüyor ki 30 yaşında 50 yaşına gelmiş. Sahih mi? Evde hiç hadîs kitabı var mı diyorum ben? Yok. Hiç dini mi kitap okudun mu? Hayır. Evde aldığını dinine seversen evinde dini kitap olarak ne var dedim. 35-38 yaşlarında doktor.
Böyle baktı açık konuştu. Yok dedi. Ya dedi. Hiçbir dini kitap okumamışsın. Hiçbir dini tedbir saatin yok. Umalları dahi gitmiyorsun dedim. Gitmiyorum dedim. Hadisler sahih mi diyorsun yavrum? Doktor ya baktım senin diploma sahte olabilirdi. Nasıl yani? Ben inanmıyorum senin doktor olduğunu desen ne diyeceksin dedim ha? Ama ben tıp okudum dedim. Hadîs okudun mu sen dedim ha? Hayır dedim. Hadîs profesörü misin? Hayır. Hadîs doktoru musun? Hayır. Hadîs doktoru musun? Hayır. Nereden hadislerini reddetmek aklına geldi dedim. Ama bizde öyledir. Bir tıp doktoru din hakkında hükmeder. Hiçbir dinden tıp hakkında hükmetmez ama. Bir iktisatçı hükmeder. Bir tıpçı hükmeder. O siyasetçi hükmeder. Sokaktaki kimseler hükmeder.
11. Bölüm
Herkes hükmeder. Bence böyle olmaması lazım canım. Soruyorum ne iş yapıyorsun? Bankacı hükmüyor. Bence diyorum bu bankaların hepsini kapatılması lazım. Ya sen dine hükmettin ya. Ben neden bankacıları hükmetmeyeyim? Müdürmüş. Garanti Bankası’nın müdürüymüş. Aynı şubedenmiş. Baktım böyle. Şube müdürüymüş o. Hükmediyor orada birisine din hakkında. Sustum ben şimdi. Bir de bana bakarak tadı hükmediyor. Yine sustum. Yok bende patlayacak oldu. Döndüm. Dedim affedersiniz. Bana bakarak konuştuğunuz için dedim. Lafa girme mecburiyeti hissettim kendim. Evet dedim. Ben size bakaraktan konuştum. Siz çünkü böyle duruşunuzda bu meseleleri bilen bir kimsesiniz. Ne iş yapıyorsunuz dedim. Ben buranın müdürüyüm dedi.
Bir kağıt kalem getirin. Şikayet edeceğim şubeniz dedi. Niçin dedi? Bu insanlar kendi paralarını çekmek için sırada bekliyorlar. Ama ve siz dedim burada çifte standart uyguluyorsunuz. Burada parası fazla olanları dedim arkaya alıyorsunuz. Onlar ellerini kollarını sallaya sallaya arkadaki masaya oturuyor dedim. Ondan sonra işlerini yapıyorlar. Bizim gibi garip kuraba insanlar da dedim. Burada dedim gözlerin numarada. Numaramız düşse deyi bekliyor dedim ben. Çünkü o numara dedim ben oradaki hatunların elinde. O hatunların da dedim göğüslerini aşmışsınız orta yerde dedim. Millet dedim onların göğüslerine bakacağım diye. Para mı yatırıyor, para mı çekiyor farkında değil dedim. Şikayet edeceğim onu dedim.
Böyle baktım ama şimdi. Bir de dedim siz burada oturmuşsunuz dedim. Müşterininize dedim ben hadislerle alakalı laf söylüyorsunuz. Siz nesiniz burada dedim ben. Hocam hiç çay içsek dedim. İçmeyeceğim senin çayını. Getir kağıt kalem seni de şikayet edeceğim dedim. Sen nereden dedim hadisler hakkında hükmediyorsun burada? Ses yok. Gel çay içmeyeceğim. Çekçek olduğun parayı alalım. Veririm almayacağım. Seni şikayet edeceğim. Şüvenizi şikayet edeceğim. Bağırmaya başlayayım mı dedim. Polis çağırırsın değil mi dedim. Bir an önce beni göndermenin yolunu arıyor. Ama o dine hükmediyor. Hadisleri hükmetmeye çalışıyor. Ve biz de susuyoruz. Bir siyasetçi dine hükmetmeye çalışıyor. Hadisler yoktur tartışıyor.
Bütün herkes tartışıyor. Herkes konuşuyor. İlk bir yerde vali yardımcısı. Biz bir mesele var gittik vali yardımcısı. Aha baktım tasavvufa hükmedecek. Böyle dedim sayın vali. Türkiye’nin en büyük problemi bu dedim. Ne dedi? Ehli tasavvufu bürokratlar yönetmeye çalışıyor. Bürokratları da cemaat yönetmeye çalışıyor. Kaldı. Dedim bırakın yönetmeyin. Herkes vazifesini yapsın. İşini yapsın. Savcı çağırmış gittim savcıya. Her gittimde de mevlevlikle alakalı ya. Ne kadar çok Mevlânâ’yı seviyorlar. Gittim. Oturduk şimdi hocam mevlevisiniz. Estağfirullâh olmaya çalışıyoruz. mesleği okuyor musunuz? Estağfirullâh okumaya çalışıyoruz. Ne deseyiz savcı? Birkaç tane beyit söyleseniz dedim. Böyle baktım. Diyor ki dedim ben.
12. Bölüm
Aşkı eşeklere anlatma. Eşekler aşktan anlamaz. Böyle bir beyit var mı ki dedi. Şimdi söyledi dedi. Kim dedi? Hazreti Mevlânâ dedi. Böyle baktı şimdi. neyle karşı karşıyım diye. Beni süzmeye çalışıyor şimdi. Bakmaya çalışıyor. Siz onlara öyle demeyiniz mi? Onlar haydır ayeti kerime sayın savcı. Onlar her yerde her şekilde konuşurlar dedi. Böyle bir mevlevi var mı ki dedi. Şimdi söyledi dedi. Kim dedi? Hazreti Mevlânâ dedi. Böyle baktım. Biz onların düdüğüyüz dedi. Nasıl dedi. O üflüyor bizden dedi. Benden bilmedi. E kimden bilelim dedi. Dinle diyor ya dedim ben. Biz neyiz dedi. Üfleyen o. Şimdi duruyor. Eşek oldu ya şimdi kendince. Kendince öyle mi oldu? Dedim sakın ha. Biz insanı eşek sınıfına koyacak noktada değiliz.
Hazreti Mevlânâ diyordu. Eğer aşk eşeklerin işi olsaydı aşkın padişahı olurdu onlar diyordu. Nasıl dedi. Diyor dedim ya. Eğer şehvet aşk olsaydı eşekler aşkın padişahı olurdu diyor dedi. Sizin bu beytten haberiniz yok mu dedim ben. Ya ben okuyorum bak dedi. Bilgisayarda bestevi var. Ondan sonra beytler okuyormuş. Demek ki oraya gelmedi sarıda. Oraya da gelirdi. Sizin hakkınızda şikayet var dedi. Elhamdülillah dedim. Nasıl dedim. E dedim şikayet olacak demek ki birilerinin damarına basmışım. Hoşuna gitmemiş onun dedi. Çünkü gerçek dini anlatınca birilerinin hoşuna gitmezdi. Onlar da bizi dedi. Değişik yerlere şikayet ederler. Bizden şikayetçi olurlar. Bizden rahatsız olurlar. Biz bakarız kendimize bunu.
Anlattığımız Kur’ân-ı Sünnet’e uygun ise elhamdülillah dediler. Neymiş şikayet konusu dedi. Anlattı tamam mı. Var mı dedim elinizde bununla alakalı böyle dediğine dair sildiği kayıtların bir şey. Belli baktım ve dedi yok. siz dedim birisi böyle bir şikayet etti. O yüzden mi beni çağırdınız dedim. Evet dedim. O zaman ben bu çare beni şikayet eden kimseden şikayetçiyim dedim. Ya hocam dedi büyütmesek dedi bunu biz kapatıp geçsek dedi. Neden kapatıp geçiyorsunuz ki senin savcın? Önüne gelen benim aklımda bir dilim dilekçe yazıp şikayet ediyorsa ve ben her dilekçede buraya gelecek sanırım. Bunun sonu yok ki. Haklısınız ama bunlar böyle kendi içverimden yaptıkları şeyler çok. Bunlar böyle kendi içverimden yaptıkları şeyler çok.
Eğer tepki koymazsan her hafta gideceksin savcılığa. Yaz kızım yazdı. Kovuşturulmasına, soruşturulmasına. Ondan sonra gerek yoktu bitti. Herkes mesleği okuyor. Din ahkamı kesecek. Savcı da din ahkamı kesecek biliyor. Herkes biliyor. Herkes de ahkam kesiyor. Ondan sonra başlıyorlar. Bu hadîs var mı yok mu? Bir de işin en enteresan noktası bir hadîs benim kendim için söylüyorum. Hadisler var diye böyle çırpınıyorlar. Birisi için ne çırpınıyorsun ki dedim. İnanmak zorunda mı herkese? Müşrikler Hz. Peygamber’i gördüler savcılar ve selamlar dedi. Gözlerinin önünde yine inanmadılar. Hidayet Allâh’a et kardeşim. Bırak inandıracağım diye uğraşma. Maa selamlar cehenneme doğdun lazım. Allâh yoluna açık etsin.
13. Bölüm
Öbürkü de baktı. Ya dedim hiç istemeyiz cehenneme insanlarda olsun ama doğacaksınız da. Suriyeli vatandaşları ülkemizi alıp sonrasında yaşayabilecekleri bir hayat standartı sağlanamayın. Her yerde dilenmeleri durumundan TC vatandaşları sorumlu mudur? Devlet sorumlu mudur? Çok fazla saygılar. Bizler nasıl bir kavuş sergiler edecek? Sonuçta bu böyle uygun şeyler değil. Ama ne yazık ki dünya böyle bir vahşet yaşıyor. Biz Anadolu Müslümanları olarak böyle bir vahşet yaşayan bir toplumu sınırlarda helak edemezdik. Bu bizim için uygun bir şey değil zaten. Bu birden başa geldiğinden dolayı farklı organizasyonlar yapılabilirdi. Bunda eksiklikler olabilir. Benim daha farklı bu konuda düşüncelerim var.
Ben bazen zaman zaman arkadaşları da bunu beyan ediyorum. Sonuçta Suriye’deki kargaşadan Türkiye sorumlu değil, Suriye kargaşası, Batılıların, Avrupalıların, Irak kargaşası, Batılıların, Avrupalıların çıkardığı bir kargaşa. Biz Suriye’den ve Irak’tan gelen o göçmenleri hiç ülke içinde tutmadan mesela örneğin Batı sınırına, Götürüp Edirne sınırına, Yunanistan sınırına böyle bir mülteci kampları kurup her an için bunların Avrupa’ya gidebilirler düşüncesiyle Avrupa kapısını dayandıracaktık. Çünkü Orta Doğu’daki kargaşadan Avrupa ülkeleri de sorumlu. Benim kendimce düşüncem. Avrupa ülkelerinin, Komyon, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarına dayandıracaktık. Ara sıra da sınırı açacaktık. Hadi gidin gidiyorsan gidecektik.
Onlar da gideceklerdi Yunanistan’a doğru, Bulgaristan’a doğru. Asker durdurmayacaktı hiç. Suriye’de, Yunanistan’dan geliyor mu geliyor. Hemen otobüslere bildirilip hemen Edirne kapısına getirilecekti. Oraya da benim kendimce şahsi kanaatim sınırlanacaktı oraya bütün kamplar. Almanya, Fransa, İngiltere bu Orta Doğu’daki bu kargaşalıyı düzeltiyorsanız düzeltin yoksa gruplar halinde bir elli kişilik bin kişilik grup yurağı içinden bir iki tane kimse Yunanistan sınırına doğru gidecekti. Onlar öldürüyorlarsa onlar öldüremeyeceklerdi de o zaman Palas Pandalas Amerika’ya da Rusya’ya da baskı yapıp aman Orta Doğu’da düzeni bozmayalım diyeceklerdi. Benim şahsi kanaatim. Biz hiç ülkenin içerisine katmadan orada sınırda mesela belli bir yerlerde tampon bölgeler koyup böyle bir etraflarını çevirip ilk etrafta bir günlük, iki günlük, üç günlük orada güneydoğurda sınırda normalde misafir edip otobüslere bildirip güvenli bir şekilde traksiyon alın.
Türkiye bölgesinde böyle tam sınırı, sınırı sıfır ama. Yunanistan sınırına sıfır, Bulgaristan sınırına sıfır. Biz kuracaktık oraya çadır şehirleri gelin gelsin hiç önemli değil. Transformasyon yapacaktık biz. Gidin kardeşim batıya doğru yürüyün. Allâh yolumuzu açık etsin. Ne oldu bak 1000 Yıl Mayış biz o 1000 yürüdüler Suriyeliler ya devlet yaptı onu. Biraz böyle onlar organize etmiş olabilir. Batıya dediler ki bak geliyorlar. Ne yaptı? Merkel, Palaz Palaz geldi Türkiye’ye dediler ki 3 milyar euro mu verelim? 3 milyar euro verilmesini kararlaştırdılar. Yetmez. Yetmez. Bence hızla batı kapılarına hemen böyle oraya hemen şehirler kurulmalı çadır şehirler. Ne kadar ülkenin içerisinde Irak’tan Suriye’den gelen varsa oraya konuşlandırmalı.
14. Bölüm
Çok basit. Hatta el altından birkaç tane yolcu gemisi bulundurup Amerikaya doğru yola çıkarılmalı. Güçsünler. Uluslararası denizden Amerikan sahillerine yararsınlar. Fransa sahillerine yapasınlar demir assınlar. Fransa’ya gireceğiz biz mülteciyiz. Fransa’ya gireceğiz biz mülteciyiz. Bence. Irak. Normalde oradan bir sürü mülteci gel dememiz. Evet. Hızla. Bir daha oradan geri dönüyor. Hızla. bir non sınırlarınızı koruyan askerler var ya onları da geceniz gece hafiften uyuklayın 15 dakika. Veya gündüz sınıra 3000 kişi birden Yunanistan’a gitmek için uğraşıyor. Türkiye’yi aldın ya Yunanistan’a da gelsinler. Ne olursa. Bence. Veya doluşsunlar Almanya’ya gitsinler. Cem’in parasını biz verelim yanımda olacak.
Evimize ailecek bir misafir aldığımız zaman ölçümüz nasıl olmalı? Hareminlik selamlıkla oturmalıyız. Bu normalde ailelerin kendi içerisindeki kendi özel hukukla, gelecek olan misafirle, misafir hukukuyla kendi aramızda bu hukukla alakalı. Bunu böyle illaki haramlık, selamlık olacak noktasında tutmak veya tutmamak. Bu noktada beynin kesin bir hükmü yok. Çünkü haram dersek asaptan bunun dışında davranan haram görmeyen sahâbeler var. örnek var bir kimse misafir geldi de kim misafir edecek dedi de sahabeden birisi dedi ki ben misafir edeceğim. O götürdü evine yiyecek fazla bir şeyleri yoktu. Hanımına dedi ki çocuklarına uyut uyuttu. Orta yere normalde bir kap koydu, karı koca oturdular ışığı da söndürdüler az bir şey.
Yiyormuş gibi yaptılar bütün yemeği misafire yedirdiler, içiyormuş gibi yaptılar bütün sürü misafireyi çevirdiler. Sabah olunca Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki ne yaptınız siz? Cebrail kardeşim geldi de sizden razı olduğunu söyledi. Onlar da dediler ki Ya Resulallah bizim yiyecek bir kişilik yemeğimiz vardı böyle böyle yaptık dediler. Onlar eşiyle beraber bir sofraya oturmuşlardı. Şimdi buradan hareket ederekten kadınlara benzemek erkeklere benzemek kıyafetle alakalı aklıma hemen kalbime bir şey geldi. bir de sahâbe vardı ya onlar karı koca yiyecek bir tek elbiseleri vardı. Bir namaz vakti birisi gidiyordu mescide gidiyordu bir namaz vakti birisi giyip mescide gidiyordu.
Öğlen namazına erkek gidiyordu ikindi namazına kadın gidiyordu. Akşam namazına erkek gidiyordu yatsı namazına da kadın gidiyordu. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri adama sordu seni neden bir vakit görüyorum bir vakit göremiyorum. O da utanarak dedi ki ya Resulallah bizim giyecek kıyafetimiz yok. Bir vakit ben giyiyorum o kıyafetle namaz kılıyorum öbür vakitte işim geliyor namaz kılıyorum. Bak onlara lanet olsun demedik kadın erkek aynı kıyafeti giyiyor diye. kadınlara benzeyen Allâh lanet etsin erkekleri de benzeyen Allâh lanet etsin. Allâh lanet etsin adı şerif var ya. kadınlar pantolon giyebilir mi? Pantolon giyenleri küfürle itham edenler var ya. Onlara cevap olsun niteliğinde söyledim bu da.
15. Bölüm
Dinin nikah yapıldığında belli mehir ne zaman verilir? E bu noktada mehir müeccal değilse adam eline geçtiğinde verecek. Nakit konuşulmamış. Genelde bizde mehirler mehir müeccal olarak konuşuluyor. Son adamlar var. Ama mesela düğünde takılan takım miktarı ne kadarsa ama bunun da miktarı belli. Yine olmadı. sana takacağımız 5 bilezik bir köstek küpe altın bunları mehir olarak kabul ettin mi ettin tamam mehri o olmuş oldu. Ama öbür türlü 5 kilo altın mehir müeccal ne zaman adamın eline geçerse o zaman ödeyecek. Kadın eğer helallaşmazsa ödeyecek. Kaç kiloydu? Böyle öyle bir elin kalpteki dilin tutulu yani. 5 kilo diyemedi işaret verebildi ancak. 5’lik bir tek sen değilsin. Nerede öbür 5’lik? Hı?
Senin de sesin çıkmıyor. Hele seninki artık hiç belli değil benim her an arttığımın ve eksiltme hakkım var. Dinimizde kadın bebeni emzirmek zorunda mıdır? Nikah kıyılacağı zaman bunlar özel şartlara gibi. Bir kadın nikah kıyılmadan önce şartlarını belirledi. Ben emzirmem ben altına bakmam ben üstüne bakmam ben çocuk bakmam dedi. Adam da bunu kabul ettiyse evet emzirmeyecek kadın. Öyle bir kadının evlenebileceğini düşünüyor musunuz bu toplumda? evlenmezden önce evlilik görüşmesi yapıyorsunuz. Kadın diyor ki ben yemek yapmasını bilmem ama. Öğrenirsin diyor ben sabırlı insanımdır. Öyle demiyor mu erkekler? Evlilik görüşmesinde hanım derim ben çok iyi yemek yapmasını bilmem değil de kabul eden erkekler elini kaldırsın.
Ben cesaret verdim o yüzden kaldırdım bak. Bizde ne dedik önemli değil zamanla öğrenirsin dedik iyi mi? Bilmiyorum dedi ben öğretirim dedim. Bilmiyorsan kal yarımda demedim. Hepimiz aynıyız üç aşağı beş yukarı. O dese ki ben ütü yapmasını bilmiyorum zamanla öğrenirsin. Ben ev işlerimi çok iyi bilmiyorum zamanla öğrenirsin. Tamam ben hiç ev işi yaptırmayacağım deyip de evlenen var mı? Yok. Sen mi dedin ağırdan? Ben onun için evlenmiyorum diyor. Ama yaparsan yaparsın yapmazsan ev seninle birbirinize evlenmiyor. Bir ev işi alayım da evde oturayım da ev işi yaptım deyip deyip işitemiyorum. MâşâAllah sana. Ne tesaretliymişsin sen ya. Vallahi dergahı olmasa alkışlatacağım seni şimdi. Elhamdülillah ben hiçbir şey demiyorum.
Ben kendim bütün evi işittim. Vallahi geçtin hepimizi ağrıdaya. Ben hiç böyle demediydim desem yalan olurdu. Başlamasın. Aferin. Benim yolumdur çünkü ben hiç kimseye hiçbir şeyi zorunu kılmam. Hayatım boyunca etrafımdaki hiç kimseye hiçbir şeyi zorunu kılmamışımdır. Benim hayat rahatsızlığım. Ama bir kimse ben bunu yapacağım dediyse onun da yapmasını isterim yapacağım demeyecektim. Hiç. Hala da aynı felsefemin peşindeyim. Hiç kimseye hiçbir şeyi zorunu kıl. Bu muhteşem bir özgürlük. Bir insan bu sefer ummuyor hiçbir şey. E biraz böyle sıkıl insana ağır gelen yerler olabilir. Ama velakin güzel bir özgürlük. Aile ve akraba ortamında dini standartları oturtturma noktasında erken duruşu nasıl olur?
Zaten ailede standartı oturtacak olan birinci derecede erkek. Erkek sorunu çünkü. Erkek bu noktada bu standartı ne kadar erken oturtturursa bu kadar iyi. Ailenin selamet için. Örneğin el sıkışma konusunda erkek eşini korumada nasıl bir yol izlemeli, erkek eşine nasıl yardımcı olmalı. Bu noktada kadınlar böyle ellerini geride tutarlar. Böyle ellerini sarkıtırlarsa ellerini kimseye uzatmazlarsa ilk bir kaç kişi bunu yaptıklarında sülalede hemen duyulur zaten. duyulmaz diye korkmayın merak etme. Sizi böyle ilan ve reklam videosuna verilmiş gibi duyulur. Bayrama giderken ben ilk böyle bizim kuyucunun ablası var. Zehra abla bizden büyük koşuyor. Mustafa hoş geldin diye. Abla gelme haram dedim ben.
Zankada kaldım. Duyduklarım doğru mu? Doğru abla ne duydun sen dedim. Biz şimdi bundan sonra sarmışamayacağız mı dedi. Hayır abla haram dedi. Tez duyuldu. Ondan sonra kimse böyle bir şey yapmadı bana. Bu hemen duyuluyor. Ama zaten birisine el uzattın mı arkası gidiyor zaten. Bir topluma ilk girdiğiniz andaki profiliniz neyse o öyle devam eder. O yüzden erkek bu noktada daha hanımına yardımcı olup onu bu noktada destek olacak. Hele yeni evlendiğinde erkek bu konuda daha dikkatli olacak. O zaman o ölçü müdahale. Haklarınızı helal edin. İlla Allâh. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh. Ve ilhamdülillah. el-Fâtiha. Ejderhamn. Haklarınızı helal edin. Bir daha net inşaallah.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Aşk, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı