Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

468. Dergah Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 468. Dergah Sohbeti. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Ya Allâh, Bismillah. Diyene nikahde erkek üç kere seni boşadım demesiyle resmi nikahde yoksa nikah düşer mi, kadın ettirtmekle mi? Hanefilerin büyük bir çoğunluğu bu bir erkeğin bir seferde üç kere seni boşadım, seni boşadım, seni boşadım demesi veya bu manaya gelen bir söz söylemesini kabul etmişler. Bir kısmı kabul etmemiş demiş ki, bu kabul etmeyenlerde Hz. Ömer Efendimiz Radıyallâhu Anh Hazretleri’nin oğlu Abdullah böyle bir boşama yapar, böyle bir boşama yapınca Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri onun boşamasını kabul etmez. Der ki hayır bu boşama sayılmaz der, dön sen eşine der, üç iddet bekleterekten boşatır, bir boş ol delirtir, ardından bir ay bekler, bir boş ol daha der, ardından bir ay daha bekler, bir boş ol daha der, ondan sonra biter nikahı.

Şimdi bu konuda böyle birkaç yerde de birkaç zamanda da sohbet oldu, konusu oldu bu meseleli, şimdi insanlar dini hukuku bilmiyorlar. Dini hukuku bilmiyorlar, dini hukuku bilmediklerinden din cahili insanlar. Din cahili olunca böyle bilir bilmez, nasıl boşanılacağını da bilmiyor. O yüzden üç terak boşalım seni diyor, sahabelerin de büyük bir kısmı bu tarlağın boşamanın bir seferde olamayacağını dair hükmetmişler. Hanefilerin bir kısmı da öyle hükmetmiş zaten. O yüzden bu noktada insanlar din cahili olduğundan dolayı bu meselede ben de aynı o kategoriye katılıyorum. boşama olacaksa o boşamayı gerçekleştirecek olan kimse bunu üç ayrı zamanda iddet bekleterekten boşaması gerektiğine inananlarım.

O yüzden bir kimse eşine bir seferde üç talak boşadım seni derse bu bir talak yerine geçer diyenlere katılıyorum ben de. O yüzden ama bir kimse dini biliyorsa gerçekten bu noktada dini bilgisi var ise talakın ehemmiyetini biliyorsa bunda yine temkinliği davranıp yine böyle üç talak yapmaması gerekir dini bilse dahi. Dini bilenler için belki de tehlikeli olabilirsin. Eşim yanında çalışan elemanın fazla ilgisinden dolayı aylardır evde huzursuzuz. Eşim şimdi de derslere arkadaşlara çarşıya izin vermiyor. Eve para bırakmıyor, ihtiyaçlarımı karşılamıyor. Bu durumda ne yapacağımı bilemiyorum. Bu sıkıntılı bir durum. normalde kadınlar bu noktada eşlerinle eşleriyle alakalı, eşlerinin işleriyle alakalı, iş yerindeki durum vaziyetleriyle alakalı çok böyle kız karşılık triplerine girip onları rahatsız etmemeli.

Eğer böyle bir şey varsa erkek eşinden ayrılmak istiyorsa, boşanmak istiyorsa bu noktada gönlünü farklı noktalara doğru pırpır etmeye başladı kanat çırpıyorsa âyet-i kerime mücibince kadınlar bu noktada anlaşma yolunu, suh yolunu tercih edecekler. Bu böyle bu âyet-i kerimelerin daha öncesinde orada şerkeşlik yapan kadınla alakalı dövünüz âyet-i kerimesi aynı şerkeşlik yapan kadınla alakalı erkekle alakalı olunca dövünüz demez. Çünkü kadının erkeğini dövme gücü, kuvveti, kudreti yoktur. Orada âyet-i kerimenin o kelimesi aynı manadadır, aynı köktendir. Âyet-i kerimenin daha öncesinde olan erkeklerle olan kısmında kadınlarınızın şerkeşlik yapacağından korkarsanız böyle bir şey olursa böyle bir şey görüyorsanız onlara nasihatte bulunun, tavsiye edin.


2. Bölüm

Olmadı yatağını ayırın, olmadı dövünüzler. Buradaki mesele buradaki şerkeşlik yemeğin tuzunu fazla kaçırmışsın, yok kapıyı biraz aralık bırakmışsın, yok benim tuvalette terliklerimi giyiş istikametinde bırakmamışsın. Yok kadınların kusurları bunlar ya. Yok sen odayı fazla havalandırmamışsın. Yok sen tuvalete girdikten sonra ben her tuvaletten çıktıktan sonra tuvaleti temizlememişsin. Tabii bunlar önüme gelen problemler. Yok sen kendi annene babana gelince fazla hürmet hizmet ediyorsun, benim anneme babama gelince kendi annene babana pirinç pilavı yapıyorsun, benim anneme babama makarna pişiriyorsun. Daha niceleri. Bunlardan dolayı değil bu dövme. Buradaki serkeşlikten Allahu alem kasıt kadının kocasından başkasına mail etmeye kalkması.

Buradaki serkeşlik bu. Erkek de evliliğini kurtarmak için var gücüyle mücadele ediyor. Tabii hemen dövmek değil, bunun normalde sebepleri, bunun nedenleri, bunların niçinleri orta yere dökülecek. Ama kadın hala da böyle sıkıntılı bir noktada gözü dışarı kayma ihtimali var, böyle bir hatalar yapıyor. Mesela komşu bir erkek var, anında samimi oluyor. O bir bakmış, dışta olmuş hemen anında. Anında birisiyle hemen böyle muhabbeti kurmuş, daha dakika bir gol bir yeni muhabbet olmuş, yeni tanışılmış. O hemen ona karşı böyle bir sıcaklıkta bulunmuş. akraba değil, tanıdık değil, bildik değil. Sıkıntı yok. bir şey yok. Sıkıntılı şeyler bunlar. Erkekler bu tip şeylere dikkat edecekler. Ama bunu paranayak haline getirmeyecek.

Ama dikkat edecek. Evini, ailesini koruma. Bu noktada hala da kadında gevşeklik varsa biraz. Âyet-i Kerim’de diyor ki o zaman serkeçlik var ya, iş büyümeden onu dövünüz diyor. örneğin Facebook’ta yabancı adamlarla, erkeklerle görüşüyor. Ne? İslam’ı tebliğ ediyormuş. Başka bir kimse kalmamış da. Bir de örtüsü bu. Yok dervişmiş de ona bir soru sormuş da, yok da şöyle de böyle de. memlekette o erkek de soracak bir yer bulamamış ya. Her beldede, her bölgede sorunlular var, görevliler var. Erkekleri de soruyorlar. o erkek de soracak bir yer bulamamış ya. Her bölgede sorunlular var, görevliler var. Her bölgede sorunlular var, görevliler var. Erkeklerin de, kadınların da, hepsine de ulaşılabilecek noktada hepsi de, hepsi de ulaşılabilecek noktada.

Bugün bir kimse şunu diyemez, ben bir erkek görevliye ulaşamadım erkekler. Bayanlar şunu diyemez, ben bayan görevliye ulaşamadım. Hiç kimse şunu diyemez, ben üstada ulaşamadım. Atar bir mesaj, ulaşır. İllaki telefonla görüşmem şartı yok. At bir mesaj, ulaş. Aa o zaman işin içerisine nefis giriyor. Örnek dervişler dedi bu hastalık var. Yavaş yavaş aşağı indi bu ama bu hastalık devam ediyor. O yüzden bayan kardeşleri erkeklerle Facebook’ta görüşmeleri dergâh adına yasak. Bizi ilgilendirmiyor gerisi. Erkeklerin de Facebook’ta orada burada bayanlarla bu noktada dervişlikle alakalı görüşmeleri yasak. Bunun lamıcımı yok. Dergahla alakalı, dervişlikle alakalı. Herkesin başında vazifelisi belli, görevlisi belli.


3. Bölüm

Erkeklerin vazifelileri belli, bayanların vazifelileri belli. Herkesin vazife olarak, vazife yaptığı yerde sorumlulukları ve yükümlülükleri belli. Geri kalan nefis. Bu noktada serkeşlik yapıyor kadını. Gece saat 3’e 4’e kadar Facebook’ta takılan kadınlar var. 5’e kadar Facebook’ta takılan kadınlar var. Adamlar şikayet ediyor bunu. Adam yatıyor demek orada nasıl adamsa o da bir değişim bu tarafı var. Adam yatıyor kadın ayakta temizlik yapıyorsa eyvallâh. Temizlik yapmıyorsa, acil bir şey yoksa ne işi var? Adamla beraber yatacak. Adam da yalnız yatıyor demek ki. Nerede bu hatun demiyor. Bir değişim bu tarafı var. Bizi ilgilendirmiyor orası. Serkeşlik yaparsa bir bayan, serkeşlik yapma ihtimali var ise bu noktada gevşeklikler gösteriyorsa haram değil ama gevşeklik yapıyor.

Bunu paranaya getirmeyecek yalnız herkes. O zaman dövünüz diyor kurtarma adına. Zaten haram işlerse adamın otomatikman boşama hakkı doyuyor. Haram işlediği anda adamın boşama hakkı doyuyor. Bu ne? Kadının izinsiz evi terk etmesi. Kadının izinsiz başka bir kimseye evi alması. Kadın erkek hiç önemli değil. Kadının izinsiz başka bir kimseye gitmesi hiç önemli değil kime gitti. Bu İslam hukuku şimdi bu noktada dar geliyor insanlara. Kadınlar diyor ki biz her gittiğimiz yeri kocamıza soracak mısınız? Evet. Her gideceğimiz yere haber vermek zorunda mıyız? Evet. Adam senin nereye gittiğini bilecek. Nerede olduğunu bilecek. Hiç unutmuyorum bununla alakalı bir anım var. Bizim Seyyidtaş Allâh rahmet eylesin.

Sıkıntı var bende. Bir arkadaşa demiş ki ondan sonra ya sıkıntı var demiş. para lazım. O da demiş ki var bende. Ve demiş getir evde demiş. Gidelim alalım, iyi gidelim alalım. Ev yanım yok. Arıyor adam orada mıydı, burada mıydı, şurada mıydı, renkten renge girdi, şekilden şekile girdi, ter bastı, utancından ne olacağını bilemedi. Hacı dedim para alacağım adam dedim karısından habersiz kimden para oluyorsa dedim. Dedim adamın karısından haberi yok dedim. Nereye gittiğini bilmiyor karısını dedim. Ne yaptığını bilmiyor, nerede olduğunu bilmiyor dedim. Sen bu adamdan para mı alacaksın şimdi dedim ha? Dedim bin arabaya. Allâh rahmet eylesin. Bindik arabaya. Adam tabi perperişan. Adam dervişliğinden doldu.

Adam bir daha gelmedi derslere. Utandı kendince. Yapacak bir şey yok. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar harama giriyor. Böyle bir şey yaparsa adamın otomatikman boşama hakkı doğuyor. E kadın serkeçlik yaptı. erkek serkeçlik yaptı. sorudaki gibi. erkek başka bir kadına meyletti. Eşine bakmıyor, evine bakmıyor. Kadına diyor ki anlaşın onunla. otur nafakanı konuş. Otur evinin hihaşesini konuş. Bu noktada boşanma şartlarını konuş gerekirse. Adam bakmıyor. Al çocuklarını da evinde senin olsun. Selâmün aleyküm. Ben gidiyorum. Ne oldu? E sen bakmıyorsun, eviyle ilgilenmiyorsun. Senin gözün kaşın başka yerlere kaçtı. Geri dönüşü yok ama orada. Öyle dediğinde onu da göze alacak diyecek. Aha tamam. Adam diyebilir Allâh yoluna çıkarsın maa selama.


4. Bölüm

Bu noktada âyet-i kerime anlaşma yoluna sokuyor onu. Diyor ki kadının yaptırım gücü yok çünkü. Dövme gücü yok. Diyor ki anlaşın erkekle. Çünkü adam serkeçlik yapıyor artık. Kendince başka mecralara doğru kanat çıkmış. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Allâh arz halkını zulmette yarattı. Sonra onların üzerine nurundan bıraktı. Bu nur kimlere isabet ettiyse iman etti. İsabet etmeyen delalette kaldı. Nurun isabet etmesi de bizim cüzi irademize mi bağlı? Böyle bir hadisi kutsi var. Ondan sonra burada Cenâb-ı Hak arz halkını zulmette yarattı. Arz halkını zulmette yarattı deyince arzda yaşayan bütün mahlukatla alakalı. Yeryüzünde yaşayan bütün mahlukatla alakalı. Bunlar müteşabih. Arz halkı olarak derseniz önceden cinni taifesi de dünyada yaşıyorlardı.

Onlar da arz halkındandı. Arz halkı deyince üzerinde bir sürü varlık var. Her varlığın da nefsi var. Her varlığın da ruhu var. Biz emanetli dağlara taşları vermek istedik de onlar kabul etmediler diyor. Demek ki dağların taşların nefsi var, ruhu var, dili var, cüzi iradesi var. Bütün arzdaki hayvanatın cüzi iradesi var. Bütün mahlukatın bu manada kendince iradesi var. Dağ, ateşe verir de dağ, ateş Cenâb-ı Hak’ın cebri olsa bunu reddedebilir mi? O zaman burada arz halkı deyince ben şöyle anlayabilirim bunu. Bu insan değil. Bu arzın içerisindeki dağlar, taşlar hayvanat olabilir. Bu arzın içerisindeki dağlar, taşlar hayvanat olabilir. Bu arzın içerisindeki dağlar, taşlar hayvanat olabilir. Bu arzın içerisindeki dağlar, taşlar hayvanat olabilir.

Ve nurunu saçınca da o nura müştak olan, o nura koşan insan olabilir. Ben bu meselenin içerisinden kendimce böyle çıkıyorum. Eğer o nur bu manada şöyle de düşünülebilir birisi. Bu Cenâb-ı Hak’ın ruhlar aleminde nurunu saçtı. Nurunu saçınca bir kısım insanlar o nura doğru yürüdüler. O nura doğru yürüyünce onlar iman ehli oldular. Orada da cüzi irade var o zaman. Bu meseleyi daha geriye doğru gidebiliriz yaratılışta. Ruhlar alemine gelmezden önce ahmada Cenâb-ı Hak bunu yapmış olabilir. O zaman orada da cüzi iradeyle ahmada ve ruhlar aleminde insanlar gittiler. O zaman orada da cüzi iradeyle ahmada ve ruhlar aleminde insanlar gittiler. Ama bir şey daha çıkıyor burada şimdi tezatlık çıkarıyor. O yüzden bunu ben insanlara yormak istemiyorum.

Ruhların hepsi yaratıldığında Cenâb-ı Hak bana secde edin dedi, hepsi de secdetti. Hadîs-i şerifte de hadisi kudside de delildi ki bütün insanlar mümin doğarlar. Allâh’ın vaadi haktır. Cenâb-ı Hak birisini nurlandırdıysa bir şey ondan geri dönmez bir daha zulmete sokmaz onu. Bir daha onu zulmete sokmayacağına göre önce nurlandırdığını sonra nursuzlandırıp cehenneme mi atacak? Sıkıntı var. O yüzden bu bütün arzı, evet Cenâb-ı Hak bütün arzı, bütün varlığı yaratırken evet karanlıkta yarattı. Evet, karanlıkta yarattı. Ve bütün varlığı ilmel-yakiyn olarak kendi ruhuyla ve nuruyla nurlandırdı. Bu varlığın bütününü alıyor. Eğer ilmel-yakiyn noktasında Cenâb-ı Hak o varlığa hayat vermeseydi, ruh üflemeseydi varlığa, varlığın hiçbir noktasında, hiçbir derecesinde hayat emaresi olmaz.


5. Bölüm

O zaten bu noktada ayakta durması, var olması da, varlığını devam ettirmesi de mümkün olmazdı. Cenâb-ı Hak zaten varlığı ilk yaratırken kendi ruhundan ve nurundan yarattı. Varlığı kendi ilk yaratırken ruhundan ve nurundan yarattığı için varlığın üzerinde Cenâb-ı Hak’ın ruhunun ve nuraniyetinin kesinti uğraması, eksiklik olması mümkün değil. Çünkü Cenâb-ı Hak varlığı ilk noktada kendi ruhundan ve nurundan yarattı. Hadisi kutsiler noktasında biz devam edersek varlığa, o zaman bu hadisi kutsi Allâh arzı, arz halkını zulmette yarattı. Zulüm demek buradaki zulmette dediği karanlıkta. Yoksa onlara zalimlik yaptığı manasında değil. Buradaki zulmet karanlık bir perde. Cansız bir perde. Bu normalde böyle bütün arz halkı zulmette yaratıldı, arz halkı ve onların üzerine Cenâb-ı Hak hususi manada nurunu saçtı.

Öyle algılayabiliriz bunu. Hususi manada nurunu saçtığı kimseler insandı. Bu hususi manada nurunu saçtığı kimseler insandı. Bu hususi manada nurdan alanlar mümin olarak ölecekler. Eyvallâh. Bu nurdan almayanlar, bu nura sırtını dönenler, bu nurla nurlanmayanlar, evet onlar zulmet üzerine ölecekler. karanlık üzerine ölecekler. Bir kısım insanlar buradan cebriyeye düşerler çünkü. Buradan cebriyeden kurtuluşun bir yolu, mesela örneğin, o insanların üzerine düşüneceksek bunu insanların nura doğru, hususi manada nura doğru koşturması olarak algılayabiliriz bunu. Benim babam beni dergâh yüzünden evden kovmuş bir insan. Babamlara gittiğim bir günde kapıyı yaşlı bir dede geldi ve bana Konya’dan geldiğini ve Hazreti Mevlânâ’nın selamını getirdiğini söyledi.

Elinde kitaplar vardı. Ben kitap satmıyorum dedi. Para vermeye kalktım. Beni dilenci bir sandın dedi. Giderken sen beni anlamadın ki dedi. Ve gitti. Gittikten sonra benim içime Hızır aleyhisselammış gibi bir his geldi. Onu tanıyabilir miyiz? İşareti var mıdır? Hakkınızı helal edin. Tanısan ne olacak? İşin en ilginç noktası şu. Sûfî dünyada da İslam dünyasında da enteresan bir algı var. Hızır aleyhisselamı biz çok yüksek bir makamda görüyoruz. Böyle bir enteresan duruşumuz var bizim. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi’nin sağlığında da böyle muhabbet oluyordu. Bursa’da değil başka bir yerde. Böyle Hızır aleyhisselamı biz çok yüksek bir makamda görüyoruz. Böyle bir enteresan duruşumuz var bizim.

Allâh rahmet eylesin. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi’nin sağlığında da böyle muhabbet oluyordu. Bursa’da değil başka bir yerde. Böyle Hızır’ı görecek, Hızır’la sohbet edecek filan pişman. Ben de böyle inceden tebessüm etmişim. Farkında değilim muhabbete. Birisi döndü. Birisi döndü. Ne o Mustafa kardeş dedi. muhabbet böyle şey mi oldu böyle. Basit mi geldi ki bizden? Evet dedim ben. Böyle durdu şimdi hepsinden. Siz dedim başınızdaki üstadınızı Hızır aleyhisselamdan aşağı görecek kadar görsünüz dedim. Durdu bunlar şimdi. Körlük dedim. Sizi batırmış. Bunlar böyle bir şey diyecek oldular. Dedim size bir şey anlatayım. Ben dedim Bursa’ya yeni gittiğim zamanlar bir cuma mübarek için Şeyh Efendi’yi aradım.


6. Bölüm

Selamun aleyküm aleyküm selâm. Mustafa Efendi, cuma’yı nerede kılacaksın oğlum dedi bana. Nerede emrederseniz orada kılarım efendim dedim. İyi ulu camiye git dedi. Ondan sonra. Hızır aleyhisselâm geldi ne dedi. Görürsün hem onu dedi. Hem onu görürsün dedi. Emredersiniz efendim. Gittim cuma’ya. Oraya. Oturdum neyse cuma’dan önce. Ben de içimden diyorum ki. Mustafa Özbağ ne zaman böyle bir istek kalbinden geçti. Sen nasıl böyle bir şey yaparsın? Senin ne zaman gönlünden böyle bir geçti? Sen hiç utanmadın mı? Hiç sen düşünmedin mi? Bir kimse üstadından başka bir kimseye gönlünü kaydırır mı? Meylettirir mi? Sen neden böyle yaptın? Ben kendi kendime alıp veriyorum oyuna kendi kendime. Tabi cuma’dan böyle cuma’yı muhafaza ediyorlar filan.

Benim başım yerde. Ondan sonra bir ara arkamda diye hissettim şeyi. Hızır aleyhisselâm. Dönüp bakmıyorum ben hiç. Dedim nerede olursan ol. Nasıl olursan ol. Ben bu hataya düştüm. Dedim bin bir tane de Hızır olsam bakmayacağım sana dedim. Bir ara önümde böyle ensesinden gördüm. Kafamı kaldırdım böyle kafam öndeydi. Kafamı kaldırdım baktım ön tarafta. Tam arkaya çevirecek kafasını yine kafamı yedirdim ben. Dedim yok. Ben kendimle alıp veriyorum. Neyse şeyi kıldık cuma’yı kıldık tabi. Bitti. Ben çıkıyorum ondan sonra. Dedim ki. Şeyhim gör dediği için dedim sana bakacağım. Şeyhim gör demeseydi dedim. Beni hiç ilgilendirmiyorsun. Tam çıkış kapısında. Ben diyeyim ki elindeki terlikler beş bin yıllık siz deyin ki on bin yıllık.

Ben deyim ki üzerindeki kıyafetler üç bin yıllık siz deyin ki beş bin yıllık. Ha belki de ben görüyorum bir başkası görmüyor o da ayrı mesela. Tam çıkıyor elinde terlikler böyle terlikleri de gösteriyor bana böyle kapından çıkıyor. Dedim ister yüzünü göster ister gösterme. Ben dedim bu akşam arabaya biniyorum gidiyorum dedim ben. Senin buraya geleceğini söyleyene gidiyorum dedim. Bir baktı böyle bana doğru tebessüm etti ben öyle deyince. İster kendini göster ister kendini gösterme dedi. Çıktı gitti ben de çıktım camide. Tabi bindim arabaya gittim dedim ya gideceğim diye. Dedim efendim hakkınızı helal edin özür dilerim. Büyük bir ihtimalle benim gönlüm dedim bu Hızır’a kalbim kaydı herhalde dedim.

Ondan sonra böyle bir şey aklımdan gönlümden geçirdim ki dedim siz bana böyle dediniz. Ondan sonra yok Mustafa Efendi öyle değil oğlum dedi. Ben hiç nedendi diye sormadım. Dedim hakkınızı helal edin efendim. Baktı mı dedi bana baktı efendim dedim ben. Ondan sonra böyle tebessüm etti kendi kendine baktı deyince gördüm gibisinden. Onu tabi diyemedim artık onu herkes gördü mü görmedi mi ben mi gördüm herkes mi gördü herkes onu fark etti mi fark etmedi mi diye. Ama insan içer insanlar böyle bu böyle bilhassa böyle sûfî cenahtta olanlar veya olmayanlar Hızır aleyhisselâm’a karşı bir iştihakları var. Oysa sufilikte sûfîler için seri sürükün içerisinde bir Hızır makamı vardır. Bu yolun içerisinde bir derecedir bir makamdır geçilir o.


7. Bölüm

Ama bunu böyle çok yüceltirler yükseltirirler Allâh muhafaza eylesin. Bir kimsenin bir üstadı varsa ve Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri her daim orada oturuyorsa bir derviş için gözünü kulağını başka yerlere dayamasının gerek yoktur. O yüzden o kim olursa olsun gelmiş gitmiş. Kudri tercümesinde rükûlu ve secdeli namazlarda gülmek abdesti bozar geçiyor evet. Namazda rükûlu ve secdeli namazlar dediği cenaze namazını ayırıyor burada. O yüzden normalde rükûlu ve secdeli namazlarda gülmek abdesti bozar. Normalde gülmek bozmazken namazda bozmasını anlayamadık açıklayabilir misiniz? Çünkü bir kimse namazda gülüyorsa o namaz kılmıyor. Aynı zamanda da namaz kılarken gülünecek bir ibadet değil.

Namaz kılarken güldü mü o kimse namazı hafife aldı. Şeytan onun üzerinde o kadar hâkimiyet kurdu ki, nefis, heva o kadar onun üzerinde hâkimiyet kurdu ki, onun abdesti dahi bozuldu. İlmi halden anlayamadığımız mezar kerpiçle örtülür, ağaç tahta mekruhtur buyuruyor. Mezarın da dört köşe olmasında mekruhtur diyor. Günümüzde ise tahtayla gömülüyor, uygulansa uygulama nasıl olmalıdır? Bu noktada hanefiler genel olarak bulunan yerlerin gelenek ve göreneklerini pek şey yapmamışlar. Bazı yerlerde tahta olur, bazı yerlerde hasır olur, bazı yerlerde oradan çalı çırpı falan topluyorlar. bir şekilde o burada kerpiç dediği, normalde örecek o kimse kerpiç denilince önceden çamurdan, topraktan yapılan şeyler vardı.

Onlarla yapacaklar. Bu noktada bir sıkıntı yok, bir beis yok. Cuma namazı ayetle sabit. İlmi halde ise cuma vaciptir diyor. Cuma faz mıdır, vacip midir anlayamadık. Normalde cuma namazı farzdır. Hangi ilmi halde okuduysanız bunu, hanefilerde cuma namazı farzdır. Orta Doğu’ya emperyalist çakallar üşüşüyor. Türkiye ve Orta Doğu’nun geleceği nasıl şekillenir, görüşlerinizi lütfeder misiniz? Bununla alakalı geçenlerde bir sohbet ettiydik zaten. Normalde Orta Doğu’da ne zaman çakallar üşüşmedi ki? Yeni mi üşüştü zannediyorsunuz? Osmanlı’nın üzerine çakallar üşüştü, hala da o çakalların bir yere gittiği yok. Devam ediyorlar. Biz de ne yazık ki o çakal sürüsünün tasallutundan ümmet olarak kurtulamadık.

İçimizden, dışımızdan satılanlar, devşirilenler, devrilenler ne yazık ki bu konuda bizim göz açmamızı, açtırmamıza müsaade etmiyorlar. Biraz da bizim aimazlığımız, tembelliğimiz bu konuda gerekli mücadeleyi veremememizden kaynaklanıyor. Biz gerekli mücadeleyi veremiyoruz. Gerekli mücadeleyi vermek için uğraşanlara destek de veremiyoruz. Bir şekilde devriliyoruz, satılıyoruz biz. Bir şekilde kandırılıyoruz. Kandırılmaya müsaitiz. Ne yazık ki İslam ümmeti 200 yıldan beri bu hatayı yapıyor. Birbirine düşüyor. Birbirini vurmaya, öldürmeye kalkıyor. Bu noktada ne yazık ki birbirini itham ediyor. Ümmet iki yakasını bir araya getiremiyor. İki yakasını bir araya getirmeye kalktığı anda zaten içeriden dışarıdan bir sürü hadiselerle onları operasyon yapıp yönetiyorlar.


8. Bölüm

Yönetiliyoruz hepimizden. Birisi bir operasyon yapıyor, yönetiliyoruz. Birisi bir şey yapıyor, yönetiliyoruz. Meselenin aslına, meselenin özüne, meselenin derinlemesine, inceliğine vakıf değiliz. Vakıf olmak için de mücadele etmiyoruz. Böyle olunca da ümmet savruluyor. Savruluyor. Savrulmaya da devam edecek. Size ümitsizlik aşılamak istemem. Ümidinizi kırmak istemem. Ama ümmet bu haliyle savrulmaya devam edecek. Heva hevese uymaklar, şataata şatafata düşmekler, Kur’ân ve sünnetin özünden taviz vermekler, Kur’ân ve sünneti yaşamaktan taviz vermekler, inanç noktasında felsefesinden taviz vermekler, hepsi de bizim içimizde. Biz bütün ümmet olarak bu noktadan sorumluyuz. En önemli olgu, en önemli hareket, en önemli bu noktada öz, çekirdek, Türkiye olması gerekirken, Türkiye’de de istenilmeyen şeyler oldu.

Herkes kendince, kendi tavizesinde battı. Bu hoş bir ortam değil. Bir tarafta cemaat, bir tarafta Türkiye’deki İslami kesimin desteklediği bir parti, ikisinin arasında kıyasaya bir mücadele. bu böyle kelimelerle tarif edilecek şeyler değil. Ve bu kavga da bitmek tükenmek bilmiyor. Ve Müslümanların tarih boyunca en büyük handikapları bu Türk milletinin de handikapını. Birbirlerine düşmeleri. Biz millet olarak, toplum olarak da bu hastalığa düçar oluyoruz. Bu Orta Asya’dan itibaren devam eden bizim hastalığımız. orada Kaan ölür, Kaan’ın kaç tane çocuğu var? Üç tane. Üç tane çocuk birbiriyle savaşır, ayakta kalan bütün her taraf alır ama bir ülke yıkılır. Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin kardeş katlinin fetva çıkartılması, kardeş katlettirmesinin sebebinin arkasında bu vardır.

Her padişah Kaan öldüğünde bir zafiyet geçirir devlet. Sarsıntı geçirir. Devletin zafiyet ve sarsıntı geçirmeye hakkı yoktur. Eğer bir devlet nerde olursa olsun zafiyet ve sarsıntı geçirirse kendisi yıkılmaz sadece. Orada ne varsa yıkılır. Aha Afganistan. Aha Irak. Aha Suriye. Açık, önümüzde. Önümüzde, elimizde. Aynı oyun şimdi Güneydoğu’da oynanıyor. Nasıl Suriye’nin bir kısmını normalde bu oyunu oynayarak parçaladılar, İran bir kısmını bu oyunu oynayarak parçaladılar, tabi bunun arkasında da bu oyunun arkasında Rusya var. Amerika var. İngiltere var. Avrupa Birliği ülkeleri var. İsrail var. Denklem çok karışık orada. Bakın denklem çok karışık. Beş altı ay öncesine kadar PKK bir yıl öncesine kadar, bir yıl öncesine kadar PKK, Amerika, İsrail, İngiltere üçlüsünün elinde oyuncakken şimdi Almanya, Rusya, Çin üçlüsü, İran dörtlüsünün elinde oyuncak.

Oradaki terör örgütü demek bu zaten. Ne yapıyorlar? Yıkıyorlar ortalığı, yakıyorlar ortalığı. İŞİD’i İsrail kurdu. Amerika akıl hocalığı yaptı İngiltere ile beraber. Avrupa’da ne kadar cihâd etmek isteyen, kendince cihâd şuuru ile şuurlanmış olan Müslümanlar varsa, Kanada’da, Amerika’da varsa hepsini de topladılar şimdi. İŞİD ile beraber Orta Doğu’ya. Rusya’da ne kadar varsa hepsini de Orta Doğu’ya topladılar. Bunların gitmelerine müsaade ettiler. Teşvik ettiler. Hepsi de Oraya toplandı. Geçenlerde Rusya nasıl açıklama yapıyor? Diyor ki benim topraklarımdan, benim ülkelerimden giden cihatçıları yeniden geri dönmesini istemiyorum. Açıklama bu Putin’in. Bu ne demek biliyor musunuz? Hepsini de orada katleteceğiz demek.


9. Bölüm

Kanada’dan gitmiş, Amerika’dan gitmiş. En büyük Fransa’dan, İngiltere’den, Almanya’dan, Belçika’dan, Denmarka’dan ne kadar ne varsa hepsi de gitmiş. Nerede? İŞİD’de. Toplandılar. O adamların geri dönüşü yok şimdi bir daha. Neden geri dönüşü yok? Onlar şimdi çıkış yaptılar. Nereye çıkış yaptılar giderlerken? Suriye, İran, Irak, Türkiye. Nereye çıkış yaptıysa yaptı. Onu geri döndüğü anda adam onu alacak zaten içeri. Terör örgütüne yardımcı olmaktan, yataklık etmekten, karışmaktan, bilmem neden alacak. Düne kadar PKK’nın içinde Mossad ajanları, CIA ajanları cirit atardı. En son Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bombalamasında ölen Alman ajanları. Alman İstihbaratı’ndan ölenler. Ondan sonra Alman İstihbaratı, neden bizim Almanya, neden bizim İstihbarat elemanlarımızı öldürdünüz deyince, öldürdünüz deyip atrohitleri çektiler Palas Pandalas misillemi olarak.

E şimdi Türkiye’de mülteci kartını oynadı, gönderiverdi. Milleti de bir galayana getirdi. Şeye sınıra doğru bir yönlendirdi. Ben daha fazla istiyordum onu. Diyecek ki kabul edemiyorum. Toplanın, haypenizde Edirne kapısında bekleyin. Nerede? Mültecilerin hepsinde şeyleri ne o? Suriye’den kaçanların hepsinde Edirne sınır kapısında çadırları kuracak, oraya koyacak. Bütün Suriyelilere. Şeyde orada ne o? Güneydoğu’da konuşlandırmayacak onların hiçbirisinde. Çadırları kuracak, gidecek Yunanistan ve Bulgaristan sınırına koyacak Suriyelilere oraya. Nereden geliyorsa. Geldi mi geldi. Hiçbir şey demeyecek. Getirecek oraya koyacak. Diyecek ki burada bak sınırlarınızda hazır. Açacağım kapıyı gelecek Avrupa’ya diyecek.

Ben onu bekliyordum aslında. Göstere göstere yapacak bunu. Hiç şey yapmayacak. Götürecek İran kapısına mesela İran sınırına konuşlandıracak diyecek ki bak bunların hepsi de girecek. Çünkü gelenlerin hepsi de Sunni. Eset orada İran’la beraber Sunnileri katlediyorlar. Kaçanların hepsi de Sunni. Avrupa’nın onları istemeyişinin sebebi Sunni olmalarından dolayı. İran istemeyiş sebebi Sunni olmalarından dolayı. Ama şimdi orada bitmiyor bu problem. Bir anda Batı’nın sevgilisi haline geldi. Bir anda Batı’nın sevgilisi haline geldi. Ne o? Yezid dedikleri, Nemrut dedikleri, Diktatör dedikleri Cumhurbaşkanı Batı’nın sevgilisi oldu Merkel’in. Herhalde Merkel’e başka teklifler sunsaydı Merkel kabul ederdi gibi geliyor bana.

Denklemler her gün kartlar yeniden dağıtılıyor Orta Doğu’da. Terör örgütü bir gün o tarafta bir gün bu tarafta. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’nin güvenlik güçleri terör örgütüne operasyon yapıyor Almanya’dan bağırıyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’nin güvenlik güçleri terör örgütüne operasyon yapıyor Almanya’dan bağırıyorlar. Ne dedi Merkel yine giderken Kürtlerle umarım barış olur dedi. Sanki biz Kürtlerle savaşıyor Türkiye. Türkiye PKK ile savaşıyor, terör örgütü ile savaşıyor. Bu 30 yıldan beri devam ediyor bu. Ya hükümetin hataları olmuştur, kusurları olmuştur. Ne yapacağız şimdi? Hükümet hata yaptı deyip de teröre göz mü yumacak Türkiye? Ya bu hükümet yanlış yaptı. İyi kardeşim yanlış yaptı diye ne yapalım şimdi?


10. Bölüm

O PKK ne güzel öldürüyorsun bizim çocuklarımızı deyip iki yandan mı öpelim? Bana diyorlar ya hükümet yanlış yapmadım. İyi kardeşim hükümet yanlış yaptı. Tamam. Hükümet yanlış yaptı deyip de katile madalya mı takalım şimdi? Hükümet yanlış yaptı deyip de şimdi teröriste madalya mı takalım? 30 bin tane can gitmiş bu ülkede. Son Haziran’dan itibaren 150’nin üzerinde şehit var. Sadece güvenlik kuvveti olarak. Ne yapalım şimdi? Hükümet hata yaptı deyip de. Haa hükümet hata yaptı ey PKK siz ondan sonra haklısınız. Askerlerimizi hala da şehit etmeye devam edin. Polisimizi hala da şehit etmeye devam edin. Polisimizi hala da şehit etmeye devam edin. Ne kadar orada çalışan araç, gereç, kamyon, tığ, iş makinaları yakmaya devam edin.

Ne kadar sağlık görevlileri varsa şehit etmeye devam edin. Ne kadar doktor, ambulans, hasta bakıcı varsa, öğretmen varsa siz onları bunları bombalamaya devam edin mi diyelim? Bakın Rusya kendince kendi güvenliğini ta Suriye’de başlatıyor. Diyor ki buradaki bu kendince cihatçı kimselerin ülkeye dönmelerine müsaade edemem. Benim için onlar teröristtir orada onları imha edeceğim diyor. Almanya için de aynı. Amerika için de aynı. Amerika kendince kendi güvenliğini Afganistan’da kurdu. Dedi ki benim güvenliğim buradan başlar. İngiltere’nin güvenliği nereden başlıyor? Hindistan’dan başlıyor. Siz kendi içinizdeki kendi başınızdaki terör örgütü ile mücadele etmeye kalktığınızda ortalık ayağa kalkıyor.

Rusya ta Rusya’dan kalkıp Suriye’de terör örgütü ile mücadele edeceğim diyor. Bu ona hakkı oluyor. Amerika Irak’ta Suriye’yi yaktı yıktı bir yerle yeksan etti. Buradan bana terörist faaliyetler gelebilir dedi. Türkiye burnunun ucundaki PKK ile içindeki PKK ile mücadele edince haddi aşmış oluyor. İşin en çılgın tarafı şu. Türkiye kendi içerisinde sınırlarındaki PKK ile mücadele ederken bizim cemaat olarak Kur’ân Sünnet dairesinde para toplayan, himmet toplayan cemaat de bu mücadelenin karşısında dikiliyor. Hükümete en fazla eleştirdi bulunan MHP dahi terör ile mücadelede hükümete destek verirken eleştiriyor eleştiriyor ama terör ile mücadelede destek veriyor. Ama ne yazık ki amit cenahtan birileri gidip PKK ile HDP ile kolkola girip iş tutuyor.

Kim dost kim düşman belli değil. Kim kimle dost kim kimle düşman belli değil. Ben böyle söyleyince AK Partili Şeyh diyorlar bana. Kardeşim ben bir sefer dahi oy atmış değilim AK Parti’ye. Ben hiçbir partiye oy atmış değilim. Ben kendimce vatanımı milletimi seven bir insanım. Kendi dairemde sevebildiğim kadar. Bir seferden bir sefere kimseye demedim hiçbir kardeşe demedim. Şu partiye oy atın diye. Demem de. Ama ben memleketimi seviyorum. Sevebildiğim kadar yapabildiğim kadar görebildiğim kadar Allâh muhafaza eylesin. O yüzden biz içimize bakalım. Biz sınırlarımızı iyi muhafaza edelim iyi koruyalım. İçimizi iyi koruyalım. İçimizde bölünmeye parçalanmaya fırsat vermeyelim. Kendi içimizde nereden olursa olsun hiçbir teröre geçit vermeyelim.


11. Bölüm

Bu kim olursa olsun birisinin elinde silah var ise o silahını askerine, polisine, siviline uzatıyorsa bu nereden gelirse gelsin kim olursa olsun teröristtir. Bir kimse eline silahı alıp da, eline silahı alıp da birisine doğrultuyorsa iki katildir o. O yüzden kimin elinde silah varsa, devlet kimin elinde silah varsa devletin haricinde o teröristtir o katil olmaya adaydır. Devletin iş değişinde hoşumuza gitmeyen o kadar çok şey var ki. Ama bizim devletin polisine silahı askerine silah çekip onları şehit etme hakkımız yok. Çok basit. Siz istediğiniz partiyi kurabilirsiniz. Parti mezarlığı var Türkiye’de. Önüne gelen bir parti kuruyor, git kur kardeşim gir seçimlere. Millet sana oy veriyorsa çık sen de nasıl yöneteceksen yönet.

Ama sen eli silahlı terör örgütlerinin önünde arkasında durma. Onlarla beraber olma. Onları destekleme. Bu. Bu. Kim Türkiye’de terör estiriyorsa çıkarıyorsa karşıyım ben ona kim olursa olsun. Kim olursa olsun Allâh muhafaza eylesin. Bugünkü din eğitiminin devlet kontrolünde olması din algısını sınırlar mı? Normalde devlet kontrolünde olan bir din şundan algılanır. Sizin dini kitaplarınızı devlet mi bastırıyor? Devlet hangi tefsiri yasaklamış ki? Bugün için söylüyorum onu. Evet biz yeni böyle dergahla tanıştığımızda hadîs okumak dahi suçtu. 28 Şubat’ta bir sürü zulüm ettiler. Eyvallâh. Bakın İslami cenah eline silah alıp da mücadele etme yolunu seçmedi. Bunu denediler değişik örgütler değişik dış kaynaklı istihbarat teşkilatları böyle örgütler kurup kurdurmaya çalışıp bunu yapmak istediler denemek istediler olmadı Türkiye’de bu.

Gerçekten bu Türkiye’deki bu manada o dönem için o dönem için Türkiye’de cemaatlerin tarikatların derneklerin toplulukların önünde duran insanlara Cenâb-ı Hak bir feraset verdi. Hiç kimse yanındaki etrafındaki kitleyi silahlandırmadı. Bu noktada sokağa dökmemek için gayret gösterdi. Çünkü bunu daha öncesinden bir örneğimiz vardı 12 Eylül. 12 Eylül’ün ülkücülerine çok şey borçlu İslami cemaatler tarikatlar. Bunu ben oradan geldiğim için bunu böyle söylemiyorum. 12 Eylül’ün tecrübesini 12 Eylül’den alınan dersleri bütün ülkücü camia bunu kendi içlerindeki cemaatlere tarikatlara aktardı. Hepsi de. Çünkü 12 Eylül’ün kendilerinde bıraktığı müthiş bir tecrübe vardı. Mesela bu tecrübeye sahip olmayanlar bir kısmı 28 Şubat’a direnemedi mesela devrildi kepek indirdiler.

Ama bu tecrübeye sahip olanlar kepek indirmeden silaha teröre bulaşmadan mücadele ettiler. Onlar çünkü o zaman için korkuyu yenmişlerdi. Korkuyu yendiklerinden karakola düşmekmiş, sorgulanmakmış, savcılığa gitmekmiş, mahkemeye çıkmakmış onlar için vatansa söz konusu olan, dinse söz konusu olan problem değildi. Sonuçta Kur’ân Sünnetse, Vatan Milletse onlar içeride gider yatarlar, savcılığa da giderler, hesap verirler, polise de giderler, tutuklanırlar da hiç sıkıntı yok. Onlar bunu yaparlar, bu eğitimi almış vaziyetlerdi. Ama silaha bulaşmamayı 12 Eylül’de öğrendiler. Hiç bulaşmadılar ve bulaştırmadılar da. İslami cenahın en büyük avantajlarından birisi buydu. O 12 Eylül’de 30 yaşında olan kimse örneğin 28 Şubat’ta 50 yaşındaydı, 60 yaşındaydı.


12. Bölüm

Orada 20 yaşında genç delikanlı olan 40 yaşındaydı, 45 yaşındaydı. Bunlar böyle dergahlarda, cemaatlerde, orada burada, lök gibi oturdular, bu tip şeylere müdahale ettiler kendilerince. Yapmayın, etmeyin noktasında bu büyük bir tecrübe oldu. Zaten bu tecrübeyi içerisinde barındırmayanlar cemaat tarikat noktasında kepenk kapattı. Onlar da mücadele etmediler. Bu noktada İslami cenah ne kadar baskı olursa olsun, ne kadar böyle tahrik olursa olsun, ne kadar eline silahı alıp da çıkıp mücadele etmek için, içinden ne kadar büyük böyle baskı gelirse gelsin bunu durdurdular. Çık, siyaset yap, yapacaksan. Çık yap, ama eline silahı alma. Mücadele et, nereye kadar mücadele edeceksen. Eline silahı alma.

Eline silahı alırsan, bu noktada sıkıntı var. E, normalde bugün için şimdi din eğitiminin önünde kitap basmakla alakalı bir sıkıntı var mı? Yok. Din eğitiminin önünde istediğiniz kursu açabilir misiniz? Evet. Din eğitiminin önünde istediğiniz bu noktada kendinizce ama vakıflar ama dernekler bünyesinde istediğiniz kurum ve kuruluşu açabilir misiniz? Evet. Ama Müslümanlar aymaz bu noktada. Bir. İkincisi aldatıla aldatıla artık Müslümanların bu noktada bu tarafa doğru yönenecek halleri kalmadı. Çünkü her Müslümanız böyle okul açacağız diyen paraları topladı, buradan parayı topladılar, okul açacağız diye buranın çocuklar okula gidemedi. Parayı buradan topladılar, hastaneye açacağız dediler, buranın insanları hastaneye gidemedi.

Neden? Pahalı, lüks. Hadi okul açacağız, bu işler böyle olmaz nasıl olur okul açılması lazım. Getirin zeytinlerin salçaları, getirin paraları, yazın çekleri senetleri harika okullar açtık biz. Ama o çekleri senetleri verenlerin, zeytin yağını salçalarını verenlerin çocukları, çocukları. senetleri harika okullar açtık biz. Ama o çekleri, senetleri verenlerin zeytinyağının salçalarını verenlerin çocukları o okula gidemedi. Kim gitti? Paraya bastıranın çocuğu gitti. Kaç para şimdi özel okul? On yedi milyar lira. Bu okullar nereden açıldı? Müslümanların paralarıyla açıldı. Onlarla yapıldı. Öğretmenleri kim? Yine Müslümanların çocukları. Ucuz. Bin liraya öğretmen bin iki yüz liraya öğretmen. Bir yerde okul var.

Öğretmenine üç milyar, üç buçuk milyar, dört milyar maaş veriyor. Bir yerde okul var. Öğretmenine bin beş yüz lira veriyor. Bin beş yüz lira öğretmenine para veren okul on yedilere, on sekiz lira, on dokuz lira para alıyor. Öğrenci başına, öğretmenine üç buçuk lira para veren okul ise on beş lira alıyor, on dört lira alıyor. Ütüldük. Ne oluyor? Ütülmeye devam ediyoruz. Ben bazen söylüyorum kızıyorlar bana. Hizmirdeki şifa hastanesinin açılma esnasında ben Hizmirdeydim. Dağlardan zeytinler topladılar, yağları topladılar, bayındırdan, salçaları topladılar, peynir topladılar, hastane açılıyor, paralar toplandı. Harika. Hiç gitmediydim ben. Bundan beş altı yıl önce annem altı yedi yıl önce annem rahatsız, bir türlü böyle toparlanamıyor.


13. Bölüm

Gittim anneme dedim ki ya seni doktora götüreyim işte. Gittim bur buradan. Diyor ki o demiş de hastaneye götüreyim mi? Hayır diyor. Bizim Beçet Kuşadası’ndaymış o zaman. Sınıf arkadaşı var. Doktor benim. Dedim bak Aytun Beçet hem annesiyle samimi arkadaşı annem. Dedim bak Aytun Beçet var şeyde Kuşadası’nda. Oraya götüreyim seni. Hayır. Muhammed Bayındır’da başhekim yardımcısı ya şey neydi o? Yeşilyurt’ta. Dedim bak eski bizim arkadaşlardan ülkücü anne Yeşilyurt Devlet Hastanesi başhekim yardımcısı hatta bir gün derse böyle ameliyattan çıkmış da gelmiş. Derslere de bir iki gelip gidiyor. Tanıdığımız anne oraya gidelim yok hayır. Anne nereye istiyorsun dedim ben? Hiç unutmuyorum. Şifaya dedi. Kim söyledi anne bunu sana dedim ben?

Ahmet abin dedi dedi. Ne dedi sana dedim ben? Orada başhekim yardımcısı benim arkadaşım anne oraya git sen dedi bana dedi. İyi anne götüreyim dedi. Ben ilk defa giriyorum. İçeri bir girdim ben eyvah Nuri var yanımda. Nuri biz nereye geldik da dedim ya. Burası böyle dedi. Dedim bu millet bu hastaneyi açmak için mi para topladı Nuri dedi mi? Çalışan bayanların örtülülerin dahil buna. Bak bu uyku uykusu Örtülüleri. örtülü bir çalışan bayan tasavvur edin. Bu ne olması lazım? Üzerindeki kıyafetinin vücut hatlarını belli etmemesi gerekir. Örtülü. Makyaj, ağır makyaj yapmaması gerekir. Teninin tenini göstermemesi gerekir. Örtülü. Bir şey taşıyor üzerinde. Bu ülkede bir şey taşıyor üzerinde. Başka bir yerde taşımaz.

Burada taşıyor. Burada başörtüsü bir simge haline gelmiş. Geldik. Bir şey taşıyor üzerinde. Hele bir de cemaat algısı varsa burası bir tarikata müntesi. Burası bir cemaata müntesi. ben bazen böyle agresifleşiyorum ya. Sen üzerinde cemaat kıyafeti varsa dikkat edeceksin kardeşim sen kendine. Sen kendine dikkat edeceksin. Senin üzerinde tek yerde vazifeli algı sesi varsa kendine dikkat edeceksin. Gözüne, kaşına, diline, eline, ayağına dikkat edeceksin sen. Kafana sikkeyi koydularsa senin kendine dikkat edeceksin sen. Senin kaşın gözünü oynamayacak. Oran buranı oynamayacak senin. Kadın erkek. Oynamayacak. Bu bu çünkü. Neden? Sen üzerinde bir şey taşıyorsun. Bir başkasına bir bakacaklar sana on bakacaklar.

Bu kardeş filanca dergatta vazifeli. Ooo. Bir başkasına bir bakacaklar ona yüz bakacaklar. Neden? O vazifeli. Bak bir başkasına bir bakacak. Ona yüz bakacak. O kendine dikkat edecek. Onun boş konuşmaya, boş hareket etmeye, boş davranışa, boş işlerle işi yok onu. Ağzından çıkana dikkat edecek. O vazifeli. Ya ben böyle konuşurum. Konuşamazsın. Bırakacaksın elbiseyi oradan, ondan sonra konuşacaksın. Arkadaş ben vazifeyi bıraktım. Hakkını helal et. Efendim ben dilimi tutamıyorum. Ben olur olmaz konuşuyorum. Olur olmaz önümde gelene. O yüzden ben affım istiyorum. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Allâh yolunu açık etsin. Nereye istiyorsan git. Ama o vazife elbisen varsın senin üzerinde. Sen dilinden çıktığına, yazdığına, adım attığına, baktığına dikkat edecek.


14. Bölüm

Ben hiç unutmuyorum. Bir gün Emir Sultan Hazretleri’nin orada karşısında önceden çukurda bir çay ocağı var. Ben böyle Emir Sultan Hazretleri’ne bakıyorum kendimce. Allâh affetsin işte. Gençlik ya. Kendimce irtibat kuruyorum. Konuşuyorum böyle işte. O esnada oradan bir arkadaşın oğlan kardeşi geçiyormuş. O derviş o arkadaş. O oğlan kardeşi de bu abisinin derviş olmasına canı sıkılıyor. Pazartesi bana dedi ki seni yakaladım. Nerede yakaladım? Pazar gün seni Emir Sultan’ın önünde yakaladım dedim. Aa neredeydin orada dedim. Orada hatunları kesiyordun sen dedi. Allâh’ım durdum ben şimdi. Ya Rabbi ya Resulallah. Aklıma geldi. Kalbime geldi. dedim ya. Aa Mustafa Özbah dedim. Sen kendi kendine manevi zevk ediyorsun.

Karşı karşıya konuşuyorum diye bakıyorsun. O da oradan da hatunlar geçiyormuş. O da diyor ki hatunlara bakıyordu. Güldüm aklıma geldi. Elimi böyle ııı omuzuna vurdum. Haklısın kardeş dedim. Allâh beni affetsin. Bu durdu şimdi. Ya bir şey demeyecek misin dedi. Ne diyeyim dedim. Sen kendince gördüm dedim sana doğru. Benim gördüğüm bana doğru dedim. Senin gördüğün sana doğru. Benim gördüğüm bana doğru dedim. Abisi de orada oturuyor. Tezgahın arkasında. Onu döndü. Allâh söyletecek ya. Oğlum dedi. Sen ben dergaha girdim diye dedi. Kimle bakıyorsun? Geri zekalı. O Emir Sultan Hazretleriyle görüşüyordu. Belki de dedi. İçimden dedim ki Allâh’ım sen benim vekilim o. Şimdi bakın niye dikkat ediyor insanlar?

Baktığın yere dikkat ediyor. Bakmayacak mısın? Aynı şey. Orada bir cemaat algısı var mı? Var. O hastanede öyle çalıştıramazsın sen. Hayır. Girdik Nuri dedim. Eyvah. Bakmışız biz dedim. Ben dedim ilk defa giriyorum buraya. Tabii şimdi de başka boyutu var. Param gitti diye bunu söylemiyorum. Bir Müslümanın, bir fukaranın onun altından kalkması mümkün değil. Bunu göstermek için söylüyorum. Fukaraların paralarıyla, zekatlarıyla, himmetleriyle, gayretiyle kurulan bir hastane. Doktora götürdüm. Annemin dediği doktora dedim ki annem yerde yatar. Divanda yatmaz. Çek yatta yatmaz. Yıllardan beri dedim yerde yatar. Her kışta dedim böyle rahatsız olur. Ağır bir gırıp geçirir. Annem ağır bir gırıp geçiriyor yine.

Ve bunu dedim normalde şeker hastalığı da var. Şeker hastasıyla bu dedim birleşince ağır geçiyor dedim. Ağır geçiyor. Durum bu. Bir tahlil, bir bilmem ne, bir bilmem ne o günün parasıyla bin sekiz yüz lira. Askeri ücret dört yüz elli lira. Anneme dedim anne helal olsun sana. İçimden dedim ki Ahmet Özbün’ün öpüşüne kurban gittik. Çıktık. İçimden dedim ki eyvah. Ütüldük dedim. Hep beraber. Müslümanların kendi parasıyla kendi yardımlarıyla kurdukları hastaneye kendileri giremiyorlar. Ve o çalışan bayanların üzerinden erotizm fışkırıyor. Aklıcağım elinde. Aklı yanına. Cemaat hastanesi. Yorulduk. Müslümanlar yorgun şimdi. Yorulduk. Biz yüz elli yıldan beri gözyaşı döküverken, yüz elli yıldan beri her türlü baskıya, her türlü sıkıntıya, göğüs gererken yüz elli yıl sonra tam nefes alacağımız zaman yedik.


15. Bölüm

Yorgunuz şu anda. Yorgunuz. Ve baktığımız zaman önümüzdeki resmen Allâh’ım diyoruz ya. Allâh’ım bizi bu halden sen kurtar. Âmîn. Bizi yeniden dirilt. Âmîn. Bizi yeniden kurtuluşa erdir. Âmîn. Bizi yeniden bir ve beraber eyle. Âmîn. Bize yeniden aşk ve şeyh nasip eyle. Âmîn. Bu topraklarda Kur’ân, sünnet, vatan, millet sevgisini bahşeyle. Âmîn. E devlet şu anda bu noktada böyle dedikten sonra devlet kontrolünde bir dil mi yaşıyoruz biz? Hayır. Devlet kontrolünde din ne zaman sizin önünüze gelir biliyor musunuz? Siz dininizi tam anlamıyla yaşamaya başlarsanız yaşamaya diyorum. E devletin sınırları sizin o yaşamanıza engel olmaya başladığında merak etmeyin. O zaman savcılığın önüne çıkarsınız. Bu ne demek oluyor biliyor musunuz?

Bizlerin yaşamış olduğu din bizlerin yaşamış olduğu din devletin sınırlarını henüz çarpmamıştır. Kendi kendimizi aldatmayalım. Birileri bize gaz vermesin. Siz devletin dayattığı dini yaşıyorsunuz demesin bize. Ne? Ticaret yaparsın. Ticaret yaparken devletin sınırlarını tosladığında ceza gelir sana. Ne yapar? Vergidarisi gelir, gelir öper seni. Sen sanka gelir öper seni. Öper. Gel bakayım buraya da. Getir bakayım defterlerini bana. Sen kuzu kuzu götürürsün defterleri, maliye verirsin. İnceler, öper seni. Ne kadar eşliği çalışıyor senin yanında? Bu kadar. SSK’da toplar senin defterini. Gel bakayım der, bir gün basıverir senin yerini. Bir inceler seni. Öper seni merak etme. Siyaset yapıyorsun değil mi?

Siyaset yaparken devletin sınırlarına dayanacak siyaset yaptığında devlet seni çağırır. Merak etmeyin siz. Öper seni. O zaman o sınırı genişletmek size vacip olur. Hak sağlık. Siz dininizi yaşarken sizin yaşadığı bir siz bir sınıra dayandıysanız o zaman o sınırı genişletmek size vacip olur. Onun için mücadele edersiniz. Şimdi kimse şunu söylemesin. Biz devlet kontrolünde dinimizi dinimiz yaşıyoruz demesin. Seferlik nerede başlar, nerede biter? Hanefilerin çoğunluğuna göre o ııı oturduğunuz köyün, kentin son sınırında başlar. Önceden eski kitaplıklarda mezarlıklar derdi. Çünkü insanlar normalde mezarlıklarını yolun böyle başına yaparmış. Gelip geçerken böyle insanlar ahediyet kespitsin. Burada babam yatıyor, burada dedem yatıyor desin diye ama mezarlıklar şehirlerin içinde kaldı şimdi.

Bu noktada Osman Gazi’nin sınırları neresi? Bursa Osman Gazi. Osman Gazi de oturuyor. Sakın Bursa’da oturuyorum demesi. Dini fıkıh olarak. Neden? Yarın öbür gün Bursa örneğin diyelim diyelim ki yirmi bin yirmi milyon nüfuslu bir şehir olduğu zaman bir taraftan bir tarafa gitmek zaten yüz kilometre olacak. Şu anda Pendik’ten küçük çekmeceye gitmek yüz kilometre yok mu? Var değil mi? Büyük çekmece seksen küsür. Büyük çekmece ne kadar? Seksen küsür. Doksana yakın Pendik’ten çıkan seferi oldu. Seferi Hanefi’ye göre Pendik’ten küçük çekmeceye adam niyet etti mi seferi oldu. Kendisine İstanbul’da oturuyorum demesi. O yüzden seksen kilometre hatta bunu normalde ııı ismini şu anda ııı hata yapabilirim.


16. Bölüm

Tahtazani olacak hatta Hanefi’ye göre tahtazaniler seferiye niyet ettikleri anda evlerinde başlatırlar. Yine onlar da Hanefidir. Engelli bir çocuğun dünyaya geleceği hamilelik döneminde anlaşılır ise çocuğu aldırma yetkisi var mıdır İstanbul yolu nasıl bakmamızı ister? Bununla alakalı eski fetvalar var. Hatta bununla alakalı ııı Orhan Hoca bana bir şey söylemişti. Ben de Orhan Hoca’ya demiştim. Orhan Hoca’nın yüzde kaç dedim? bu çocuk ııı özürlü doğacak ne? Davul sendromu mu diyorlar? Doktor ne diyorlar? Böyle bir sendromu doğacak yüzde kaç dedim yanılma payı? Binde sıfır hocam benim dedi. Ben kaldım. Binde sıfır nokta bir değil, binde sıfır dedi bana. Hocam dedim senin bu konudaki dedim ııı başlarınız binde sıfır mı?

Binde sıfır hocam dedi. Binde sıfır olursa dedim anne babanın dört aylık oluncaya kadar hamileliğini sonlandırma hakkı olur dedi. Bunu devletin de hakkı olabilir. Devlet şöyle yapabilir. Davul sendromunu çocukların yüzde elli bakımını ben üstlenirim diyebilir devlet. Sigara içenlerin mesela sağlık sorunlarının yüzde ellisini karşılayabilirim diyebilir devlet. Içki içenlerin yüzde ellisini sağlık sorunlarını karşılayabilirim diyebilir devlet diyebilir bu. Kelime-i şahadetin duyularla şahitliği nasıl olur? Bütün o kimsenin her haliyle iman edip şehadet noktasına ulaşması. Doğu’da bayan öğretmenim seçim görevi olarak problemli olabilecek bir köy okulu verildi. Kendime veya oy kullanan insanlara karşı herhangi bir tehdit veya baskı yapılırsa aile müdahale etmememi istiyor.

Ölürsem şehit olurum diye düşünüyorum. Problem çıkarsa nasıl davranmamı önerirsiniz. Bu noktada kim sana bir baskı yaparsa o baskıya boyun eğme. Ölürsen şehit olursun. Inşallah. Hiçbir zaman hiçbir terör örgütünün ve mafyanın baskısına boyun eğmeyin. Hiçbir zalimin zulmüne boyun eğmeyin. Ölüm pahasına olsa dahi. Burada fetva verirler. Ölüm söz konusuyse geri dönebilirsin. Uzunlarının birisine zarar verilebilirse geri dönebilirsin. Bu da bir yol mudur? Evet. Bu yol benim tercih ettim bir yol değildir. Ben vatanımı korumak için ölünmesi gerekiyorsa canımı veririm. Dinimin korunması gerekiyorsa ölünmesi için ölünecekse ölürüm. Ailemin namusumun, çoluğumun, çocuğumun korunması için can verilecekse veririm.

Malımı korumak için can verilecekse veririm. Hiç kimse kabadayılıkla benim malımı alamaz, benim malıma el koyamaz. Kabadayılıkla bana caka satamaz, bana hava atamaz. Mücadele ederim onunla. Nerede olursam olayım. Bana bu tip şeyleri sorarsanız ben ya madem o zaman can tehlikesi ııı taşıyorsun ya bir adım geri at demem. Bu benim kendi nefsime ait. Birisi geri atacakmış adım. Atar beni ilgilendirmez. Bu tip şeyleri bana sorduğunuzda ben kendi nefsim için söylerim onu. Habi başkasının canının nefsini tehlikeye atmaya hakkın var mı yok? Ama birisi gelip bana baskıyla terörle kabadayı bana bir şey yaptırır. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden ben buna katılmam. Hele bugüne kadar onca şehit vermişiz doğuda, güneydoğuda.

Bu PKK’ya karşı. Onların yanına bir mezarda benimki kazılır. Başka bir şey olmaz. Sonra bunun arkasından yine kalpleriniz katılaştı. Şimdi de taş gibi ya da taştan da beter. Hale geldi. Çünkü o taşlardan öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor. Yine öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor. Öylesi de var ki Allâh korkusundan yerlere yuvarlanıyor. Ve sizi neler yaptığınızdan Allâh gafil değildir. Bakar âyet yetmiş Bu âyet-i kerimeye bakarak her şey canlıdır ve her zerre zikir halindedir diyebilir miyiz? Evet. Eğer öylesi bu bizim günlük yaşamda nasıl bir farkındalık içinde olmamız gerekir. Bütün alem zikreder. Bütün alem zikredersen sen bu zikirden gafil kalırsan o yüzden en büyük günahı kebale işlemiş olursun.

Allâh bizi o gafletten muhafaza eylesin. Âmîn. Al-hamdu lillahi Rabbi l-Alamin wa l-Fatiha. Al-hamdu lillahi Rabbi l-Fatiha.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı