1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Eşim çocukluğundan beri çalışıp ailesine maddi olarak hep yardımda bulunmuş abisi de var, tek kardeş değil, evlendik yine ara sıra maddi olarak evlendik. Ailesine bazen haberim olmadan yardımda bulunuyor. Biz kirada oturuyoruz. Eşimin ailesinin evi var. Eşimin böyle yapmasına gönlüm razı değil. Eşim ben aileme bakmak zorundayım diyor. Sizce olması gereken nedir? Erkek çocuk annesine babasına bakmakla mükellef. Gülmek abdesti bozar mı? Bozmaz. Gülmenin kararı ve ölçüsü ne olmalıdır? Kahkahayla gülmek kalbi karartır diye bütün ittifak halinde. Bu yüzden normalde bir kimse gülerken ölçülü gülecek, kahkaha atmayacak. Alimler sultanlara karışmadıkları ve dünyaya dalmadıkları müddetçe peygamberlerin eminleri güvenilir, varisleridir.
Sultanlara karıştıkları ve dünyaya daldıkları zaman dininizi korumak için onlardan sakınıp ayrılınız. Değilemi Ajrin-i İbni Abdülzer, avarifil marif sayfa 630. Alimlerin devlet ve dünya işlendikleri dini ölçüsü nedir? Müridlerin bu durumdaki ölçüler nasıl olmalıdır? Sevenin gözü kördür deyip veyahut hala kişiye bağlılığı devam ederse bundaki sorumlulukları nedir? Hala herhalde. Evet, âlimler sultanlara karışmadıkları ve dünyaya dalmadıkları müddetçe peygamberlerin eminleridir. Eyvallâh. Ama sultanlar bu noktada Kur’ân ve Sünnet dairesinde değillerse alimleri sultanlara, Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ etmeleri, doğruyu tebliğ etmeleri, hatta zalim bir sultana doğruyu tebliğ etmek en büyük cihatlardan birisidir.
O yüzden âlimler sultanlara tebliğ etmeyecek, sultanlara doğruyu anlatmayacak noktasında bunu algılamayın. Ama âlimler sultanların yalakası olmayacak, yardakçısı olmayacak. Sufiler bu noktada kendilerini ölçü almışlar. Sufiler asla devlet bürokrasisine yakın durmazlar, siyasetçilere yakın durmazlar. Sûfî ölçüsüdür bu. Sufiler devlet kapısına gitmezler. Devletteki bürokratların siyasetçilerin bu noktada yalakası olmaz, etrafında dolaşmazlar. Ama bu demek değildir ki onlara doğruyu nasihat etmeyecek. O yüzden doğruyu, iyi, güzeli nasihat etmek dinleyen var ise bütün Müslümanlara farzdır, alimlere birinci derecede farzdır. Allâh o alimleri çoğalsın inşâAllah. Alimlerin devlet ve dünya işlerinde dini ölçüsü nedir?
Alimler bu noktada devletten vazife almazlar. İmam-ı Azam hazretlerinin ölçüsüdür. O yüzden şehit olmuştur. Arkasından gelen talebesi İmam Yusuf kabul etmiştir. Sonradan gelen İmam Muhammed kabul etmemiştir. Onlardan sonra gelen Serah Sido kabul etmeyenlerin yolunu takip edip o da kabul etmemiştir. O yüzden gerçekten âlim ve ulema kimselerin devlet bürokrasisinde vazife almaları bu noktada tehlikeli görenler olmuştur. Ama bir kısmı da bunu tehlikeli görmemiş, kendince fazifesini hür, Kur’ân ve Sünnet tarihisinde yapacağına inanmış, öyle yapılabiliyorsa buna cevaz verilebilir. eğer ki âlimler, şehler Kur’ân ve Sünnet tarihisinde durup devletin içerisinde veya devletin etrafındaki insanlara Kur’ân ve Sünnet’i anlatabileceklerse bunda bir sıkıntı yok.
2. Bölüm
Ben kendimce. Çünkü İslam buna net bir şekilde olur ve olmaz diye bu sonuca bağlamamış. Duruma, vaziyete, âna göre bunlar iştahat edilebilir. Dünya işlerindeki dini ölçüsü nedir? Normalde kim olursa olsun şey’enlillah demeyecek noktada kendince kendi iâşesini temin etmeli. Biz bu noktada sûfî anlayışı olarak biz şey’enlillah demeyecek noktada kendi ihtiyaçlarımızı kendimizce yükümlülüklerimizi yerine getirecek noktada en az dünya ile alakalı işlerimizi yapmakla mükellefiz. Çünkü sûfî algımız, anlayışımız, din anlayışımız bu noktada isteyen el olmamak. Veren el, alan elden üstündür dedi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. O yüzden bizim sufilikteki kaedelerimizden birisi derviş kardeşler boş durmayacaklar, muhakkak bir işe sahip olacaklar, çalışacaklar.
Hiç kimseye muhtaç olmamak için gayret gösterecekler. Öyle zekat peşinde, sadaka peşinde, fıtra peşinde koşmayacaklar. Öyle birisi bir cebimize bir koysun diye bakmayacaklar. Sohbete gittikleri, zikrullah’a gittikleri yerlerde benim yol paramı verirler mi, benim yemek paramı verirler mi, beni nerede yatırlar, beni nerede kaldırırlar diye aklının ucundan dahi geçmeyecek. Gerekirse aç gidecek, aç gelecek, yayan gidecek, yayan gelecek, hiç kimseden hiçbir şey istemeyecek. Bizim birinci şartımız, hiç kimseden hiçbir şey istememek. Kendi kendimize yetebiliyorsak, kendi kendimize yeteriz. Bir hizmeti de, bir vazifeydi, kendi kendimize yapabiliyorsak yaparız. Yapamıyorsak yapamayız. Deriz ki yapamadık biz buna, gücümüz neye yetiyorsa ondan sorunluyoruz.
Yok biz burada pilav vereceğiz, bize para verin. Yok biz burada aşire dağıtacağız, bize para verin. Yok biz burada lokma dağıtacağız, bize para verin. Yok biz burada hizmet edeceğiz, bize yardımcı olun. Bu bizim işimiz değildir. Bu sûfî işi değildir. Biz kimsenin bir lokmasına esir olmayız. Kimsenin bir lirasına da esir olmayız. Hiçbir şekilde ihtiyacımız yok. Yapmayı veririz. Biz böyle apartman altlarında zikrullah yapmaya alışkınızdır. Rutubet kokar bizim yerlerimizden, su çıkar. Biz 30 yıldan beri böyle yaşıyoruz. Ama çıkıp da, tüccar gezip de bize 20 lira verin, 30 lira verin, zekatlarınızı bize verin. Böyle bir derdimiz yok. Kim zaten böyle bir etraftan zekat toplarsa da bizden değildir.
Kendi kendine hiç kimse bir şey vazife etmeyecek kendine. Ortalığa zekat toplamak için. Çıkanlar bizde görünmez de. Ama Nasrettin Hoca gibi tesliği kırmadan kulağını çekelim. Himmet toplamak, zekat toplamak, fitre toplamak bizim işimiz değildir. O yüzden normalde biz ne bürokratların, siyasetçilerin kapısında bekleriz ne de zenginlerin, kendilerini zengin zannedenlerin daha doğrusu kapısında bekleriz. Bizi ilgilendirmez. Bu noktada dünya ile olan ilişkimizi de herkes kendi dairesinde, kendi ihtiyacına, kendi çalışmasına devam eder. Biz zenginliğe düşman değiliz. Ben isterim ki bütün kardeşlerin bu noktada dünyaları da ahiretleri de mamur olsun. Cenâb-ı Hak cümlemizi mamur eylesin. Cümlemizi dünyada da ahirette de sıkıntı göstermesin.
3. Bölüm
Dünyavi uhrevi bütün ihtiyaçlarımızı karşılasın Cenâb-ı Hak. Meccan’ın lütfundan, ikramından, ihsanından versin inşâAllah. O yüzden normalde bu noktada müritler veyahut da zakir kardeşler veyahut da şehler dünya ile bu noktada alakadar olmak zorundalarsa olacaklar. Öyle. Ne iş yapıyor Şeyh Efendi? Hiçbir iş yapmıyor. Nereden geçiniyor? E dervişlerden geçiniyor. Ders kağıdını 100 liraya satıyor. Herkes şeyhin banka hesap numarasına aylık verili bir para gönderiyor. Bunlardan haberim de bana soruyorlar caiz mi değil mi diye. Kendi şeyhlerine soramıyorlar. Şeyhin tarlasında çalışanı mı ararsın? Üzümlerini kesip toplayanı mı ararsın? Arpasını, yulafını toplayanı mı ararsın? Fabrikasında çalışanı mı ararsın?
Şeyhin iş yerinde bedavadan çalışanı mı ararsın? Bunların hiç dinle, diyanetle alakası yok bu işlerin. Tasavvufla alakası yok. Bunlar dini, diyaneti kendine normalde basamak yapıp kendince Allâh affetsin, kendi kendisine aldatan insanlar. Allâh muhafaza eylesin. Mühritlerin bu durumdaki ölçüleri nasıl olmalıdır? Mühritler de normalde kendi hali ince. KPSS’ye hazırlanacak, hazırlanacak KPSS’ye, kazanırsa gidecek, bir yere atanacak, çalışıyorsa çalışacak, kendine bir meslek seçecek, bir yerde işe giriyorsa işe girecek. Sonuçta kardeşler de alan el olmamak için gayret edecekler. Sevinin gözü kördür deyip veya hala kişiye bağlılığı devam ederse bundaki sorumlulukları nelerdir? Burada sevinin gözü kördür deyip kişiye bağlılığı ben bunu algılayamadım tam.
Kişiye bağlılık derken bir kimse üstadına, dergahına bağlılığı, Kur’ân ve Sünnet dairesinde bunda bir sıkıntı yoktur ki bir tek bağlılık Kur’ân ve Sünnetin dışına çıkarsa problem olur. Bir kimsenin başında zakiriydi, çavuşuydu, nakibiydi, neyse şeyhiydi, hocasıydı Kur’ân ve Sünnetin dışında bir şey söylüyorsa dergahlarda adabın dışında bir şey söylüyor varsa bunlara tabi olunmaz. bu ne demek? hadi arkadaşlar halay çekerekten zikrullah yapacağız. Yapacağımız şey zikrullah ama halay çekerekten yapacağız. Kardeş, adabda bizim halay çekerekten zikrullah yapmak yok. Sen nereden çıkardın bunu şimdi? E kalbime geldi benim. E yok böyle bir şey. Veyahut da biz halakı halinde zikrullah yapıyoruz bir de namaz safı gibi zikrullah yapıyoruz.
Üçüncü bir şıkkı yok bunun. E birisi kalktı, es yapıyor. E yok kardeş adabda böyle bir şey. Bunlara uyulmaz. Ama orada kişiye bağlılıktan kasıt normalde zakiri dinlememek ise böyle bir şey yok. Herkes başındaki zakiri Kur’ân, Sünnet ve Tarikat adabı erkanınca dinleyecek. Herkes dinleyecek. Herkes başındaki vazifeli kimse Kur’ân ve Sünnet dairesinde ve dergahı bağlayan şey bu. Dergahın dışında Kur’ân, Sünnet, imamların iştahı bitti. Buraya da bağlayan şey ne? Kur’ân, Sünnet, imamların iştahı ve dergahın adabı. Zakir Efendi böyle istedi. Ya böyle istedi de bu dergahın adabının erkandı yoksa ona birisi diyecek. Abi yok böyle bir dergahın adabı erkanı. Sakin ol. Bunda bir beis yok. Veyahut da üstad bir şey söylüyorsa Kur’ân, Sünnet imamların iştahı dairesinde duruyorsa bu mesele eyvallâh.
4. Bölüm
Ama durmuyorsa efendim hakkınızı helal edin. Bu meseleyi bir daha bir gözden geçirseydik. Biz bunu anlayamadık. Biz bunu algılayamadık. Bizim yolumuz bu. Bu başka bir yerde böyle olmaz. Direkt otomatikman o kimse bağlıdır harfiyen yerine getirir. Biz de öyle değil. Bu ay içinde ne kadar oruç tutulur? Nafile oruçlar bellidir. Pazartesi, perşembe ayın başında sonunda ortasında, 14’ün, 15’in, 16’sında bir gün boş bir gün dolu. Bu noktada aşure ile alakalı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri farz oruç, oruç farz edilmezden önce aşure orucu tutulmuş. cumaya denk gelirse perşembe cuma, cuma cumartesi olarak ama perşembe cuma daha evla ama bir kimse 7 gün oruç tutabilir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri terk etti itikafı, iade etmiş Muharrem ayında.
İade ettiği zaman da son 7 gün itikafa girmiş, son 7 günde oruç tutmuş. O yüzden son 7 günde oruç tutulabilir. Bir arkadaşım intihar etmek istiyor. Daha sonra doktora gideyim dedi. Bu kardeşime nasihatim ne olmalıdır? Muhakkak ki intihar bir kimse bile bile bunu yapacağım derse yaparsa bile bile aklı yerinde olursa Allâh muhafaza eylesin. Ebedi cehennemliktir bu mesele. İnsanların bir, gerçekten psikolojilerini bozup bu da meyillenmeleri olur. İki, bazıları bununla kendisini kıymetlendirmek ister. Bunun farkında değildir o kimse. kendisinin kıymetlendirmek istediğinin farkında da değildir. Veyahut da bile bile bunu yapar kendisini kıymetlendirmek için. Mesela böyle bir kendisini kıymetlendirme hastalığı vardır insanlarda.
Bu gizli bir hastalıktır. Adam hastalığını çok büyütür. Eşinin yanında aha o gider. Onun dili şu eşine diyor ki beni sev benimle ilgilen. Benim etrafımda pervane dön. Bak bakayım ateşin var mı? E baktı yok ya yanıyorum ben. Bak bakayım şuramda bir şey var mı? Ne oldu? Ölüyorum ben. Veya kadın başı ağrıyor migreni tutmuş dolaşıyor evde. Bakıyor adama bir de onun tepkisi ne olacak? E adam şefkatli ol. Vay başın mı ağrıyor? Yat hadi sen de. Veyahut da gel kucağımı sallayayım seni de. Şefkat istiyor. Bu dervişlerden de vardır böyle. Şeyhen az eder ben buradayım de. Sohbetlerde vardır böyle bu tip insanlar. Kendisinin kıymet atfedilmesini ister. Bir yere giderseniz mesela sohbet esnasında birisi tuhaf bir ses çıkarır oradan.
O tuhaf bir ses çıkarmak bana bakın ben buradayım dikkat edin. Veya birisi zikrullah esnasında bir sayha atar oradan. Birisi titrer. Bunlar aynı psikolojik farklı renkler dolu. Peseşik psikolojik rahatsızlıklardır bunlar. Herkes gözünü oraya diker. Onunla ilgilenir. Veya sohbet esnasında öksürür oradan. Ona ne oldu der herkes bakar gıcık kaptı der. Gırtlağını sökeceksin koyacaksın kenara. Veya tuhaf sesler. Alacaksın gırtlağını sökeceksin buradan alacağım böyle. Hadi ses çıkar şimdi diyeceksin. Normal zamanda çıkarmaz. Beraber yürüyorsun. Hiç bir ses yok. Beraber sohbet ediyorsun. Hiç bir ses yok. Birisi memurdu. Ses çıkarıyor. Gittim devlet dairesine. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Hiç bir ses yok.
5. Bölüm
Döndüm. Akşam çok cezbeliydim. Bir sürü ses çıkıyordu dedim. Şimdi neden burada ses çıkmıyor? Ses yok. Öğretmenin öğrencisine sordum. Öğretmeniniz dedim ders anlatırken tuhaf sesler çıkarıyor mu? Hayır dedi. Adam derste tuhaf sesler çıkarıyor. Sınıfta neden tuhaf sesler çıkarmıyorsun? Derste Allâh’ı zikrediyorsun. Sınıfta zikretmiyorsun o zaman. Adam burada tuhaf davranışlarda bulunuyor. Titriyor. Bakıyorsun alışveriş ederken titremiyor. Evde titremiyor. Eşine soruyorsun evde titriyor mu? Bu yok. Burada titriyor. Bunların hepsi de psikolojik rahatsızlık. Dengesizlik var. Beyin gerisinde çalışıyor o. bir kadın hiç kimsede bulunmayan bir rengi buluyor ya. Teşettürlü bir kadın. Hiç kimsede olmayan bir renk buluyor.
Caz şavlak bir renk veya hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir kıyafetle çıkıyor. O pisik, psikolojik rahatsız. O silik bir kimse fark edilmek isteniyor. Bu mevsimde örneğin kanarya sarısı giymiş altı üstü eteği bluzi örtüsü bir kadın düşünüyor. Ulu caminin oradan heykele doğru geliyor. Pisik, psikolojik rahatsızlığı var. O yüzden intihar eğilimi bu noktada bir gerçekten psikolojisi bozuktur. Bozuktur. Söyleyecek laf yok. Ama büyük bir kısmı bunu söylüyorsa, dile getiriyorsa kendince diyor ki bana ehemmiyet verin. Bana önem verin. Ve abi bir yanlışlık yapıyor. O yanlışlıktan sonra kendisine affettirme yolu olarak ben intihar etmek istiyorum diyor. Kadına dedim et. Nereden atmayı düşünüyorsun kendini dedim.
Atacağım mı zehirleyeceğim mi? Hap bir işçen ne yapacaksın dedim. Böyle baktı hemen şimdi yap dedim. Şu adamı da kurtar dedi. Nasıl dedi. Ya dedim bir ömür boyu senin gibi rahatsız bir kadınla yaşamak zorunda kalacak bu adam. İntihar et ki dedim bu adam kurtulsun senden. Böyle baktı. Benim ölmemi mi istiyorsun sen dedi kocasına. Ben bir şey demedim dedi kocası. Adıma dedim desene aslanım ne demiyorsun dedim ben. Ölmek istiyorsa ölecek dedim. Hadi öl bir sefer dedim. Nasıl dedi. Allâh de at kendini bir yere dedim kadına. Durdu baktı öyle normal değil ya benim söyledim. Hadi olmazsa beraber ölelim dedim. Üçümüz beraber el ele tutuşalım şuradan camdan dışarı dedim atalım kendimiz hep beraber dedim.
Böyle baktı kocasına. Sen bu adama mı bağlasın dedi. Bu daha da deliymiş dedi. Ben daha da deliyim dedim. İstiyorsan beraber adam kalsın dedim. Biz seninle mi atalım kendimizi aşağı dedim. Bu adam cas hiç olmazsa benden de senden de kurtulsun. İyileşti ertesi gün kadın. Allâh muhafaza eylesin. Hiç kimsenin intihar etmesini istemeyiz. Bu psikolojiye düşmesini de istemeyiz. Allâh’ım korusun inşâAllah. Ezberlediğimi unutuyorum. Efendimizin Hazreti Allâh efendimizin tavsiye ettiği hıfız namazını nasipse kılacağım. Neden kılmadın ki bugüne kadar? Namazda okunması gereken Yasin mülk dua sürelerini ezbere bilmiyorum ne yapmam lazım. Al eline öyle okuyarak namazını kıl. Saçımdaki beyazları örtmek için Hint kınası kullanabilir miyim?
6. Bölüm
Allâh razı olsun. Kadın mı erkek mi? Erkeklerin evlenecekleri zaman eşlerine genç görünmek için saçlarını boyamalarında cevaz vardır. Savaşta düşmana genç görünmek için saçlarını boyamalarında kınalamalarında cevaz vardır. Ama erkekse saçları sakalı ağarınca gençliğe özenip de saçımın sakalamın ağırlığı belli olmasın derse lanet olsun o ihtiyarlara ki gençliğe özenirler. Hadîs-i şerif mucibince tehlikelidir. Kadınların saçlarını kınalamalarında zaten bir beis yok. Onlar gençliğe erkekliğe bakmazlar. Kadınlar süslenmek için, eşlerine süslenmek için evlerinde saçlarını kınalamalarında kendilerine bakım yapmalarında bir beis yok. Evlenmek istediğim kişiye ailem o kişi Kürt diye vermek istemiyorlar.
Ailem Trabzonluyuz. Hiç tanıma fırsatı dahi vermiyorlar. Bana yeterli bir sebep sürmüyorlar. İş yok gücü yok dininin gereklerini yerine getirmiyor ya da bu sana bakmaz seni üzer demiyorlar. Onlar Kürt seni onlara vermez diyorlar. Bu da onun değiştirebileceği bir şey değil. Ne yapmam gerekiyor? İnsanların böyle ırkçılık yaparak ırklarını öne sürüp böyle davranmaları Kur’ân ve Sünnet’e aykırı. Bir kimsenin evlenecek olduğu kimse de kendince kültür birlikteliği araması hakkı. Bakın evlenecek kimsenin yok. Bir kimse kendince kendi yöresinin kendi bölgesinin kendi şehrinin kendi kültürüne uygun bir kimseyle evlenmeyi düşünmesi hakkı. Bakın bu farklı bir şey. Ege bölgesi mesela örnekliyim ben Bayındır.
Bayındır’ın kendince yemek kültürü çok hamurun üzerine dayalı değildir. Etle otla sebzenin üzerine dayalıdır. Ama Bayındır’ın içerisinde göçmenler vardır. Onlar hamur işini fazla severler. Ama biraz daha mesela örneğin bizim Bayındır’ın göçmenlerinden kız alırsa bir kimse hamur işi çok yer. Babama ot yemeye de Allâh rahmet eylesin bütün saçları değil bütün vücudunun ne kadar tüyü varsa ayağa kalksın. Ona lazım hep et yemeği. Bir de kuru yemekler. Kuru fasülle, nohut, et yemeği. Ondan sonra börek. Ama annem de sebzeyle otu çok sever, eti çok sever. Bazen zaman zaman sofrada annemin ot yemeği hariç bir daha yemek olur bizde. Annem mesela ot kavuru sebze yemeği yapar. Kadının canı istiyor. Normal.
Ama babam onları yemekten saymıyor. Bir kimsenin bu noktada kendince kendisine kültür alaması hakkı yok. Biz şimdi Bayındır’da sabah çıtır çıtır katmer yemeği severiz. Yağının içerisinde pişmiş katmer. Bir başkasına ağır geliyor. Bize ağır gelmiyor. Biz onu çıtır çıtır, sıcak sıcak, üzerinde çökelek peynirli, tereyağlı yiyeceğiz biz onu. Şimdi evli olduğunu düşün götürdün eve katmer. Evde hanım diyor ki bunu mu yiyeceğiz sabahleyin? Mesela bazı ailenlerde sabahleyin tarhana çorbası yenmez. Kışın Bayındır’da bütün evlerin bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde öyleydi şimdi nasıl bilmiyorum. Ama her sabah sıcak tarhana çorbası yer millet. Bir de tarhana öyle ev yapımı olacak. Bilmez hiç kimse bizim orada hazır tarhana almayı.
Bizim orada hiç kimse hazır salçalmayı bilmez. Yeni yeni türediler. Makarna almayı bilmez yeni yeni türediler. Hacı Mehmet makarna kesiyorlar da değil mi? Tarhanayı da yapıyorlar. Bitti. Hacı Mehmet yenilememiş kendini. Tarhana konumundan gelmiyor sana. Şimdi bu alışmış bir kültür. Normalde şey değil bu böyle aynı kültürde bir kimse bunu isteyebilir ama ırkçılık yapması. Bakın bunu evlenecek olan şahısla alakalı. evlenecek olan erkek kendince kendi kültüründen bir kız isteyebilir. Evlenecek olan bir kız kendince kendi kültüründen birisiyle evlenmek isteyebilir. Ama bir kız bir erkek evlenmeyi istiyorlarsa anne babalarına bunu usulünce söylüyorlarsa anne babalarına bunun iznini desteğimi istiyorlarsa anne baba haklı bir gerekçe sunmaksızın evlenmeye karşı çıkıyorsa anne baba haram istiyor.
Bu bir ırkçılığı öne koyuyorsa bir haram daha istiyor. Bak ırkçılığı öne koyuyorsa bir haram daha istiyor. Bir şey diyebilir anne baba şunu diyebilir. Mesela derim ki kıza evlenecek. Kızım bak bu adam senin işi yok gücü yok sıkıntıya sokabilir. Ben razıyım dedi. Bak yavrum bu adamın bu eksiklikleri var. Tespit ettik biz. Ben razıyım ben evleneceğim dedi. Hanife’ye göre evlendireceksin o kızı. Bir erkek dedi ki böyle böyle ben bu kızla evlenmek istiyorum. Söyledi babası annesi çocuğa dedi ki bunun böyle sıkıntıları var. Ama illa ki ben onunla evlenmek istiyorum dedi. Evlendireceksin çocuğunu evlendireceksin. Hanife’ye göre başka gerekçeler sunmak dini olarak mümkün değil. Allâh muhafaza eylesin.
O yüzden evlenmek isteyen çocuklarınızı evlendireceksiniz. Size uygun olmayabilir ailenin kültürü. Kız veya erkek. Yavrum bak sen yapamazsın ama. Sen her sabah alışmışsın mıhlamayacaksın. Bu da alışmış her sabah tarhana çorbası isteyecek senden. İyi evleneceğim. Allâh yoluna çıkasın. İşin gücünün nasıl gelsin. Evlendireceksin. Allâh muhafaza eylesin. lâ ilâhe illâllah. Âmîn. Evlendireceğim.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı